Okul öncesinde öğretmen yeterlilikleri




Yrd. Doç. Dr. Oktay Aydın / Marmara Üniversitesi

okul_oncesi_ogretmenBir mesleğe anlam ve değer katanlar, o mesleği yapanlardır. Çocukların eğitiminden sorumlu öğretmenlerin, toplumsal geleceği oluşturmadaki stratejik rolü düşünüldüğünde, bu anlam ve değer katma yarışında çok daha önde olmaları gerekliliği herkesin kabul edeceği bir gerçekliktir. Bu kapsamda, öğretmenlerin mesleki yeterlilikleri adı altında birçok tanımlama yapmak mümkündür. Ancak, bu tanımlamalardan daha önemlisi, tanımlamalarda yer alan becerilerin hakkının verilerek yapılmasıdır. Uygulamada karşılık bulmayan ve sadece kağıt üstünde kalan tanımlamaların pek fazla bir şey ifade etmeyeceği açıktır. Şunu da unutmamak gerekir ki, teorik bir zemine oturmayan uygulamalar da kördür. Aklı ve bilimsel birikimi dikkate almadan, sadece sezgiler ve tecrübelerle yapılacak bir eğitimden beklenen sonuçların alınması mümkün değildir. O halde, yapılan araştırmaların sonuçlarına bağlı olarak elde edilen bilgilerden hareketle, öğretmenlik mesleği için yeterlilik tanımlamaları yapmak ve bu tanımlamalarda ortaya konan becerileri uygulamaya aktarmak sürecin doğası gereğidir. Öğretmenlerden beklenen ilk ve temel yeterlilik de, teori ve pratik arasındaki bu ilişkiyi görerek her iki alanda da kendini geliştirmektir.

Okul Öncesi Öğretmeninin Yeterlilik Alanları

İdeal öğretmeni tanımlamak oldukça zor ve iddialı bir iştir. Sonuçta, ideal dediğimiz şey adeta mükemmeli çağrıştırır ve bu da gerçekleşmesi pek de mümkün olmayan bir şeydir. Ancak, ideal olan bizim için hedef olandır. Kişisel ve mesleki gelişim açısından yol göstericidir. O nedenle, her meslek grubu için ideale dair bir çerçeve çizmek, o mesleği yapanlar için bir ufuk oluşturur. Bu açıdan hareketle okul öncesi eğitim kurumlarında görev yapan öğretmenler için belirli bir çerçeve çizmek gerekir. Elbette, öğretmen yeterlilikleri, aşağıda çizeceğimiz çerçeve ile sınırlı değildir. Ancak okuyuculara belirli bir fikir vermek temel amaçtır.

Hayata olumlu bakma ve mutlu olma.

Bir öğretmenin, mesleğinde başarılı olabilmesi için öncelikle kendi kişilik alanında iç barışını sağlamış olması gerekir. Kendisiyle barışık olanlar, genel olarak hayata olumlu bakar ve yaşadığı olumsuzluklardan az ya da çok etkilense bile mücadele gücünü kaybetmezler. Öğretmenler ne kadar iç barışlarını sağlarsalar, sınıfları da o kadar mutluluk ve huzur dolu yerler olur. Kişisel dünyasında huzursuz ve gergin olan bir öğretmen, kaçınılmaz olarak çocuklara da bunu yansıtacak, onların istenmeyen davranışlarına karşı yeterince tolerans gösteremeyecektir. Çocuklara olur olmaz yerde bağırıp çağıran, en küçük bir şey karşısında tepkiselleşen, imalı konuşmalar yapan, onlarla sanki arkadaşıymış gibi polemiğe giren öğretmenlerin birçoğunun sorunu çocuklarda değil, kendisinde araması daha doğru olur. Sonuçta, çocukların aşağı yukarı nasıl davrandığı bellidir ve öğretmenlik yapan herkes bu davranışlarla karşılaşır. Aynı davranışı yapan çocukların öğretmenleri çoğu zaman aynı tepkileri vermezler. Çocuğun davranışı aynı olsa bile verilen tepkinin farklı olması, çocukla ilgili değil, öğretmenle ilgilidir. Öğretmenin algısı, bilgi birikimi, kişilik yapısı, duygulanımları, hayata bakışı vb., çocuklara verdiği tepkinin arkasındaki değerlerdir. Eğer çocuklara verilen tepkilerde devam eden sorunlar varsa, bu değerlerin gözden geçirilmesi gerekir.

Çocuk gelişimi hakkında bilgi sahibi olma.

Şüphesiz ki, bir mesleği yapacaksanız, o mesleğin bilgi birikimine sahip olmalısınız. Özellikle de küçük çocuklarla çalışan bir öğretmenin hataları minimize etmesi şarttır. Bu da, çocuk gelişimi hakkında bilgi sahibi olmasını gerektirir. Bir çocuğun hangi yaşta neyi ne kadar yapabileceğini, nasıl öğrendiğini, davranışlarının yaşına göre nedenlerini, istenmeyen davranışlar karşısında nasıl davranılması gerektiğini bilmek son derece önemlidir. Bu bilgilerin de elbette ki bilimsel nitelikte olması gerekir. Örneğin, özellikle 4 yaşına kadar çocuklarda görülen inatçılığın kişilik gelişiminde son derece önemli olduğunu ve bunun gelişimsel bir özellik olduğunu bilmeyen bir öğretmenin, bu inatçılığı bir sorun olarak değerlendirmesi sürpriz değildir. Buna bağlı olarak, çocuğun kişiliğini zedelemeden inatçılıkla başa çıkma becerilerini göstermesi de mümkün değildir.

Çocukları ve mesleğini sevme.

Sevgi insanı hayata bağlayan en temel duygudur. Hangi mesleği yaparsak yapalım o mesleği sevmedikçe sürekli bir başarı elde etmek mümkün değildir. Okul öncesi öğretmeninin de öğretmenliği ve çocukları sevmesi ilk koşuldur. Çocuklarla birlikte zaman geçirmekten, onlarla bir şeyleri paylaşmaktan, onların hayatlarının bir parçası olmaktan keyif almak gerekir. Bir anaokulu öğretmeninin, çocuğun ağlamasına tahammül etmesi, inatçılıkları karşısında hoşgörülü olabilmesi, tuvaletini kaçırdığında yardım etmekten rahatsız olmaması, yönerge almadığında öfkelenmemesi, kurallara uymadığında sabırlı davranabilmesi ancak ve ancak sevgi ile olur bestshopsoft.com. Hayatı sevmek, kendini sevmek, mesleğini sevmek ve çocuğu sevmek… Yüreği büyük öğretmenlerin sevgisi de büyüktür. Sevgide cömert olmak, hem mutlulukta hem de başarıda en büyük güçtür.

Yüksek sinerji yaratma gücü.

Öğretmenlik hareketli bir meslektir. Sınıfa girdiğimizde, bizim enerjimizle karşımızdaki bir grup çocuğun enerjisi buluşur. İşte tam bu noktada öğretmen için iki ihtimal var: Birincisi, kendi olumlu enerjisini çocukların enerjisi ile buluşturarak harika işler yapmak; ikincisi, düşük ya da negatif enerjisini çocuklara bulaştırarak günü çekilmez hale getirmek. Çocukları harekete geçiren en önemli şey öğretmenin pozitif enerjisidir. Öyle ki, öğretmenin çocukları sarıp sarmalayan pozitif enerjisi, onları daha uyumla hale getirir, motivasyonlarını yükseltir ve sorumluluk alma isteklerini artırır. Bir sınıfı yönetmek demek, o sınıfın enerjisini yönetmek demektir aslında. Öğretmenler de, gerek konuşmalarında, gerekse göz kontağı kurma, jest-mimik kullanma, hareketli bir yapıya sahip olma, motive edici ve etkili konuşmalar yapma gibi becerilerini kullanarak sınıfın enerjisini yönetmelidirler. Böyle bir öğretmen, hem kendini hem de sınıfı eğlendirir. Eğlenceli ortamlar da çocukların öğrenmeleri açısından çok etkili olur. Biliyoruz ki, özellikle çocukların beyni eğlenerek öğrenmeye daha yatkındır.

Çocukların gündemini takip etme.

Her dönemin çocukları, kendi döneminin değerleriyle varolurlar. Buna bağlı olarak, çocukların konuştukları konular, yaptıkları şakalar, oynadıkları oyun ve oyuncaklar, izledikleri filmler, kaygılandıkları konular, anne-babalarıyla aralarında geçen konuşmalar gibi bir çok ayrıntı öğretmenler açısından önemlidir. Öğretmenler, çocukların gündemini takip etmeli ve bilgi sahibi olmalıdırlar. Böylece, kimi zaman çocukların yaşayabilecekleri olası sorunları önceden tahmin ederek proaktif davranabilirler. Bir anlamda, sorunları sorun olmadan önlemiş olabilirler. Çocukların ilgi alanlarına giren konuları takip eden öğretmenler, çocukların hassasiyetlerini ve sorunlarını daha iyi anlayabilir, onlarla empati kurabilir ve vereceği mesajlarla onları daha başarılı yönlendirebilirler. Unutulmamalı ki, bazen doğru yerde ve doğru zamanda kullanılan doğru bir kelime bile çok şeyi değiştirebilir. Bu da ancak, çocuğun gözünden ve dünyasından bakabilmeyi gerektirir.

Derin düşündürme gücü.

Zihnin gelişiminde en önemli faaliyetlerden biri “derin düşünme”dir. Derin düşünme, belirli bir konuya odaklanarak o konuyu en ayrıntılı şekilde analiz etme ve ayrıntılandırmadır. Bir konu üzerinde gerçek anlamda yoğunlaşıp düşünmeye başladığımızda ilgi çekici bir süreç yaşarız. Şaşırırız, zorlanırız, kafamız karışır, fark etmediklerimizi fark eder ve giderek zihnimizin adeta aydınlandığını hissederiz. Tam da bu noktada, derin düşünmemizi başlatacak dokunuşlara ihtiyacımız olur. İşte öğretmenin sınıf ortamındaki en önemli sorumluluklarından biri de, çocukların düşünme süreçlerini harekete geçirecek hamleleri yapmaktır. Bunun en etkili yolu da doğru soru sormaktır. Çocuklara doğrudan bilgiyi aktarmak yerine, sorular sorup onları düşünmeye teşvik ederek, bilgilere kendilerinin ulaşmasını sağlamak oldukça etkili bir yoldur. Bu yöntem daha uzun zaman alır ancak sonuçları çok başarılıdır. Soru sormak önemlidir ancak, çocukları “evet”, “hayır”dan oluşacak cevaplara yöneltmek derin düşünme süreçlerini harekete geçirmez. Önemli olan, konunun görmediği ve düşünmediği bir yanının ortaya konması ve onun üzerinde fikirler geliştirmeye yöneltilmesidir. Burada kastedilen de hayali ve sadece yaratıcılığa odaklanan sorular değildir. Gerçeğe ait ve gerçekçi sorulardan hareketle derin düşünmeyi sağlamak esastır. Örneğin, çocukların çok ilgi alanına giren dinozorlarla ilgili olarak, “Geçmiş tarihlerde dinozorların yaşadığını biliyoruz. Ama bugün yaşadığımız dünyada hiç dinozor yok. Acaba ne oldu da dinozorlar yok oldular?”, “Biz nesneleri yukarıdan bıraktığımızda aşağıya düştüğünü görüyoruz. Ancak, uçaklar nasıl oluyor da havada kalıp uçabiliyor?”, “Bir fili nasıl tartabiliriz?” vb. Çocukların soruların cevaplarını düşünmesi çok etkilidir ama bundan daha da etkili olan yöntem, çocukların soru sormasını teşvik etmektir. Unutmamak gerekir ki, iyi bir soru oldukça iyi bir bilgi birikimine sahip olmayı gerektirir. Eğer çocukları soru soracak yeterliliğe getirebilirsek, derin düşünme eylemi kaçınılmaz olur.

 

 

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.