Ful Akıngüç Över: Özel okullarda yaşanan ivme nitelikli eğitime dönüşmeli




58 yıldır Türk eğitimine hizmet eden bir markanın tepe yöneticisi olmanın yüklediği sorumluluğunu omuzlarında taşıyan bir isim o… Eğitimci bir babanın sofrasında büyüyen ve profesyonel yaşamını da eğitime adayan İstanbul Kültür Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Kültür Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkan Yardımcısı Ful Akıngüç Över ile 58 yıllık bilgi birikimi ve deneyimin, nesilden nesile nasıl aktarıldığını dinlerken, kurumu geleceğe taşıyan yenilikleri de konuştuk.
ful_akinguc_over58 yıllık bir geleneğe sahip olan İstanbul Kültür Eğitim Kurumları’nın tepe yöneticisi olarak, nasıl bir sorumluluk içinde hissediyorsunuz kendinizi? Bu durumun işlerinizi kolaylaştıran ve zorlaştıran yönleri hakkında neler söyleyebilirsiniz?
58. yılına adım atmış bir kurumda her şeyden önce “sürdürülebilirliğin” sorumluluğunu hissediyorsunuz. Sürdürülebilirliğin yelpazesi ise çok geniş. Yalnızca fiziki varlığın değil, değerlerimizle birlikte torunlarını bize emanet eden mezunlarımızın güvenini sürdürebilmenin sorumluluğunu derinden hissediyorum.
Hizmet alanımızın hissettirdiği sorumluluk ise çok daha hassas. Eğitimci olmanın başlı başına bir sorumluluğu var. Geçmişe sahip çıkmak, bugünün nabzını tutmak ve geleceği öngörmek… Eğitimci olarak hissettiğim sorumluluk duygusu ise işimin en temel motivasyonu.

KÜLTÜR ANAYASASI VAZGEÇEMEDİĞİM BİR REHBER
Göreve başladığınız günden bugüne kurumda neleri hedeflediniz? Bu yöndeki çalışmalarınızı değerlendirdiğinizde nasıl sonuçlar ortaya çıktı?
İstanbul Kültür Eğitim Kurumları, “öğrencilerin hizmetinde” ilkesiyle yola çıkmış bir okul. Kurucumuz ve Onursal Başkanımız İnş. Yük. Müh. Fahamettin Akıngüç’ün, Atatürkçü, çağdaş, bilimsel düşünen, toplumsal duyarlılığı yüksek, sanat ve kültür donanımı güçlü nesiller yetiştirme hedefiyle ortaya çıkmış “KÜLTÜR ANAYASASI” vazgeçemediğim bir rehber...58 yıllık bilgi birikimi ve deneyimin, nesilden nesile aktarımını sağlayan en büyük yol gösterici…
İstanbul Kültür Eğitim Kurumları, yarım yüzyılı aşkın süredir benimsediği yönetim anlayışında “kaliteyi” olmazsa olmazları arasında görmüş ve bu görüşünü hazırladığı “KÜLTÜR ANAYASASI” ile temel ilkelerden biri haline getirmiştir.
Bu doğrultuda kurulduğumuz günden bu güne “Kültür”lü kalite yönelimlidir” mottosuyla hareket ediyoruz.
Bizler için kalite, öğrencinin yüksek akademik başarısı, üst eğitim kurumuna, bir mesleğe ve yaşama hazırlanmasında yetkinlik, hizmette ve eğitim niteliğinde sürekli iyileşme ve yenilikçi yaklaşım; misyon ve vizyona ulaşma çabasında kararlılık; liderlik, takım çalışması ve işbirliği, özdenetim, kendini geliştirme ve mükemmeli aramada öncülük demektir.
Bu anlayış; “Kültür’le yolu kesişmiş binlerce aile ve mezunlarımız” tarafından “değişimin öncüsü ve güvenilir bir eğitim kurumu” olarak nitelendirilmemizi sağlamıştır.
Özetle; kurumsal olarak hedefimiz her dönemde kaliteli eğitim vermek.
Bireysel anlamda hedeflerim ise üniversite eğitimimle eş zamanlı şekillendi. İş hayatına, özel sektörde bilişim alanında başladım. Bu tercihim, kurumun gelişimi için hedeflediğim çalışmalar için zemin hazırladı.
Bilişimin eğitimle entegrasyonunu özel sektörde yakından izleme fırsatım oldu. Edindiğim deneyimleri de İstanbul Kültür Eğitim Kurumlarına transfer ettim. Okulumuzun ilk bilgisayar laboratuvarını bu deneyimle kurduk. 1997 yılında üniversitemizin açılışıyla hedeflerimiz yeni bir boyut kazandı. K12 verimliliği için üniversite ve kolejin sinerjisini en yüksek düzeyde kullanmayı hedef edindik.
Bugün geldiğimiz noktada “bilim, teknoloji ve inovasyon” kurum kültürünün doğal parçası haline geldi.

kulturTÜKETEN DEĞİL ÜRETEN, GELİŞTİREN, GİRİŞİMCİ BİREYLER
İstanbul Kültür Eğitim Kurumları’nın gelişimsel stratejisi hakkında neler söyleyebilirsiniz? Bu çerçevede önümüzdeki dönemde hedefleriniz, planlarınız ve kurumun öncelikleri hakkında bilgi verebilir misiniz?
Tüm paydaşlarımıza karşı sorumlu olduğumuz “eğitim süreçlerini” “kalite” anlayışı çerçevesinde öğrenci ve öğretmen gelişimi temelinde geliştirmeyi hedefliyoruz. Bunun için okul geliştirme çatısı altında süreç ve sonuç göstergeleri tanımladık. Süreçte; öğrencilere sunulan rehberlik hizmetlerinden yabancı dil eğitimine, üretilen proje sayısından topluma yönelik hizmetlere kadar çok yönlü bir ele alış ile çalışmalarımızı planlıyoruz. Öğretmen yeterliklerinden öğrenme ortamının etkililiğine, öğrenci sürekliliğinden veli memnuniyetine kadar yine çok yönlü bir bakışla kendimizi değerlendiriyoruz. Kısacası, stratejik yönetimin sunduğu somut ve ölçülebilir göstergeler ışığında stratejilerimize yön veriyoruz. Çalışmalarımızda en tepeye oturttuğumuz “kalite” anlayışımızı eğitim süreçlerinin her aşamasına yansıtacak ve Z kuşağına hitap edecek pek çok eğitsel faaliyeti “inovatif” bir bakış açısıyla şekillendiriyoruz. İçinde bulunduğumuz dönem, Z kuşağının dönemi… Dijital dünyanın çocuklarını geleceğe hazırlamak pek çok stratejiyi değiştirmekle birlikte pedagojik ilkelerden ödün vermemeyi beraberinde getiriyor. “Çocuk için, çocuğa göre eğitim” ilkesi her dönemde bizlerce benimsenmiş olup kuşakların özelliklerine göre içeriklerle birlikte kazandırılacak becerileri değişmiştir. Günümüzde de durum böyledir. Z kuşağının tüketen değil üreten, geliştiren, girişimci bireyler olarak yetişmesi için eğitim programı ve öğretmen eğitimimizi bu doğrultuda şekillendiriyoruz. Okul içinde, üretim kültürünün baskın olduğu bir atmosfer oluşturulması önceliklerimiz arasında. Bu noktada, öğretmenlerimizin oldukça belirleyici bir role sahip olduğunu biliyor ve öğretmenlerimizin mesleki gelişimini klasik bir yapı içinde değil “ okulun inovatif liderleri” olarak konumlandıran biçimde kurguluyoruz. Bu yapı, kısa vadede karar alma süreçlerinde aktif katılımcı bir takımın oluşmasını, böylelikle üreten ve gelişen okul toplumunun ortaya çıkmasına yol açıyor. İşte bu amaca hizmet edecek çok sayıdaki gelişimsel faaliyeti hayata geçirmek tüm planlamalarımıza yön veriyor.

kulturNOBEL ÖDÜL TÖRENİNE KATILAN İLK TÜRK OKULU OLMA GURURUNU YAŞADIK
İstanbul Eğitim Kurumları olarak 2017-2018 eğitim öğretim yılında gündeminizde hangi projeler yer alıyor? Hangi alanlara yönelik projeler gerçekleştiriyorsunuz?
Son iki yıldır ağırlıklı olarak “öğrencilere inovatif düşünme becerisi” kazandırılması üzerinde duruyoruz. Fiziki ortamın düzenlenmesi, program geliştirme ve öğretmen eğitimini eş zamanlı olarak yürüttüğümüz çalışmalarımıza bu yıl da devam ediyoruz.
Okullarımız bünyesinde açtığımız inovasyon merkezleri ve bilim merkezlerinde kodlamadan sanal gerçekliğe sunduğumuz onlarca eğitsel aktivite, anaokulundan itibaren “dijital okur-yazarlık”ve “okuyorum-yazıyorum-kodluyorum” temeline oturtulmuş; tasarım, yaratıcılık ve girişimcilik odağında şekillendirdiğimiz eğitim programımız ve “öğretmenlikten inovatif liderliğe” kapsamındaki öğretmen eğitimlerimiz ile “inovasyon temalı” ulusal ve uluslararası pek çok projeyi yürütüyoruz.
İstanbul Kültür Üniversitesi akademisyenlerinin danışmanlık desteği ile TUBİTAK’tan ERASMUS’a uzanan ve oldukça geniş bir yelpazede yürütülen projeler ise kolej-üniversite sinerji modelimiz çerçevesinde sürdürülüyor.
Bununla birlikte, geçen yıl inovasyon çalışmaları kapsamında önemli bir proje olarak yola çıkardığımız “ İnovasyon Kültürü” dergimizin aralık sayısında ise öğrencilerimiz ve öğretmenlerimiz “Nobel Ödüllü Bilim İnsanları” ile röportaj yaptılar. Bu çalışmaları, Nobel Organizasyonu ve İsveç Kraliyet Ailesi tarafından büyük beğeni kazandı ve Nobel Ödül törenine kraliyet ailesinin davetlisi olarak katılan ilk Türk Okulu olma gururunu bizlere yaşattılar.

Projelerin hazırlanma aşaması hakkında bilgi verir misiniz? Projeler belirlenirken hangi kriterleri göz önünde bulunduruyorsunuz?
Proje kriterlerimizin başında, öğrencilerimizin okulda öğrendikleri bilgileri kullanabilmesi, yeni fikirler ortaya koyabilmesi, empati yönünü besleyecek, çok yönlü bakabileceği süreçleri yaşayabileceği projeleri tercih ediyoruz.

Projelerde yer alacak öğrencileri nasıl belirliyorsunuz? Projelerde yer alan öğrencilerde ne gibi değişiklikler gözlemliyorsunuz? Öğrencilere etkileri hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Biz, öğrencileri “seçilen” değil seçen, aktif ve katılımcı bireyler olarak yetiştirmeyi ilke edinmiş eğitimcileriz. Bir öğrencinin sırf uzun boylu olması nedeniyle basketbol takımına seçilmesi ya da fen-matematik notları yüksek diye yabancı dil çalışmalarına katılmaması eğitimin evrensel tanımına aykırıdır. Öğrencinin eğilimlerini, ilgi alanlarını sormadan, yalnızca sınav başarısını dikkate alarak “seçen” eğitim yaklaşımını doğru bulmuyoruz. Biz, öğrencide talep yaratacak, heyecan uyandıracak projeler geliştirmeyi ilke edinen bir okuluz. Öğrencinin ilgisini çekecek, onların zihinsel, duygusal dünyasına hitap eden potansiyelini açığa çıkaracak projeler geliştirmeyi önemsiyoruz. Bir proje söz konusu olduğunda öğrencilerimizi fikir ve girişimden haberdar ediyor, istekleri varsa, projenin objektif koşullarına göre dahil ediyoruz. Süreç içinde öğrencilerimiz yalnızca bir projeyi başarmış olmanın tatmin duygusunu değil, yeni yönlerini keşfetmiş olmanın da mutluluğunu yaşıyorlar ki bizim için en büyük çıktı bu.

EĞİTİMDE KRONİK SORUNLAR DOMİNO ETKİSİYLE İLERLELİYOR
Türkiye’de özel okul sektörünün gelişimi hakkında değerlendirmeleriniz nelerdir? Bu sektörün gelişimi için önerilerinizi alabilir miyiz?
Türkiye’de özel okul sektöründe nicelik olarak son yıllarda gözle görülür bir ivme söz konusu. Ancak bunun niteliğe yansıması tartışmalı. Sofralarında eğitimin konuşulduğu bir ailede büyümüş ve 28 yıldır bu işe emek veren bir eğitim yöneticisi olarak şunu çok net söyleyebilirim: Eğitimcilik, çok ciddi bir sorumluluk. Yalnızca öğrencinin değil öğretmenin ve yöneticinin de yaşam boyu eğitimini gerektiren uzun soluklu, insan, zaman ve maddi kaynak gerektiren bir saha.
Gerek yeni açılan gerekse yıllardır sektörün içinde olan özel okulların, makro düzeyde ülkemiz genelinde yaşanan önemli sorunları dikkate almaları ve çözüm üretmeleri gerekiyor. Nitelikli öğretmen kaynağı sorunlardan bir tanesi. Gelişmelere ayak uydurabilen, evrensel eğitim ilkelerini sınıfına taşıyabilen öğretmenleri yetiştirme konusunda yetersiz kalınıyor. Sınav sistemi de eğitimde başlı başına bir kaygı unsuru.
Sınav stresi ve müfredatın yoğunluğu birleşince evrensel uygulamaları okullara taşımak güçleşiyor. Öğrenciler, bilgiyi içselleştirmekten öte yükleniyorlar. Bu süreç, üst düzey zihinsel becerilerin kazanılmasını olumsuz yönde etkiliyor. Bu becerileri ölçen PISA-TIMMS gibi sınavlardaki performansımız da doğal olarak diğer ülkelerle karşılaştırıldığında alt sıralarda yer alıyor.
Ben eğitim alanındaki kronik sorunların domino etkisiyle ilerlediğini düşünüyorum. Sorunlara çözüm bulamadığımız sürece, çağı yakalama konusunda çok önemli fırsatları kaçırıyor, en önemlisi de zaman ve kaynağı boşa harcıyoruz.
Ful Akıngüç Över’den
• Eğitimci olmanın başlı başına bir sorumluluğu var. Geçmişe sahip çıkmak, bugünün nabzını tutmak ve geleceği öngörmek…
• Eğitim alanındaki kronik sorunların domino etkisiyle ilerlediğini düşünüyorum. Sorunlara çözüm bulamadığımız sürece, çağı yakalama konusunda çok önemli fırsatları kaçırıyor, en önemlisi de zaman ve kaynağı boşa harcıyoruz.
• Gerek yeni açılan gerekse yıllardır sektörün içinde olan özel okulların, makro düzeyde ülkemiz genelinde yaşanan önemli sorunları dikkate almaları ve çözüm üretmeleri gerekiyor.

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.