Rektörlüğü bir fırsat olarak gördüm




Kadir Has Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Aydın, farklı bir rektör profili çiziyor. Öğrencilerle içi içe olmayı seviyor, sosyal medyada onlarla iletişim kuruyor.

Sosyal Bilimler ve uluslar arası ilişkiler alanında Türkiye’nin en genç yaşta doçent, profesör ve rektörü olan Mustafa Aydın hiç düşünmemesine rağmen, Türkiye’nin en saygın işadamlarından merhum Kadir Has’ın kurucusu olduğu Kadir Has Üniversitesi rektörlüğünü kabul ederek yaşamını Ankara’dan İstanbul’a taşımış. “Rektörlüğü doğru şeyler yapmak için bir fırsat olarak gördüm” diyen Rektör Mustafa Aydın ile yaşamının kilometre taşlarını, gençliğini, akademik hayatını ve rektörlük dönemini konuştuk.

Sayın Mustafa Aydın, sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz? Yaşam öykünüz ve eğitim hayatınız hakkında kısaca bilgi alabilir miyiz?

1967 yılında Trabzon’da doğdum. 1988’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldum. İngiltere’de Lancaster Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar alanında Yüksek Lisans ve Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanında Doktora eğitimimi tamamladım..

1995–2005 arasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğretim üyeliği görevinde bulundum. 2009 yılı sonuna kadar Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi (TOBB-ETÜ), Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanlığını görevini ve aynı üniversitesinin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü yönetim kurulları ile Üniversite Senatosu üyeliği görevlerini yürüttüm.

Şubat 2010’dan bu yana da Kadir Has Üniversitesi’nda Rektör olarak görev yapmaktayım.

Üniversite ve bölüm tercihinizi nasıl yaptınız? Siyaset ve uluslararası ilişkiler üzerine üniversite eğitimi yapmak hep hayal ettiğiniz bir eğitim miydi?

Benim üniversiteye gittiğim dönemde tercihler şimdikinden farklıydı. Ortaokul ve lise dönemlerinde bölümlere yönlenerek sayısal ve sözel bölüm seçimi söz konusu değildi. Biz her türlü bölümü alt alta tercih edebiliyorduk, dolayısıyla insanlar farklı ilgi alanlarını aynı anda seçebiliyorlardı.

Örnek vermek gerekirse kişilerin tercih listesinde mühendislik, hukuk ve tıp gibi bölümleri alt alta görebiliyorduk. Lise dönemimde Fen Bilimleri ve Matematik ağırlıklı eğitim aldığım için bütün öğretmenlerimin ve çevremin yönlendirmesiyle mühendislik öne çıkmıştı. Uluslararası ilişkiler benim dönemimde çok yeni bir bölümdü, geleceği olduğu düşünülen bir alandı, dolayısıyla benim tercihlerimde Elektrik-Elektronik Mühendisliği, Uluslararası İlişkiler ve Sosyal Bilimler alanında ise o zamanki adı Kamu Yönetimi olan bugünkü Siyaset Bilimi yer alıyordu.

DEVLETE DE ÖZEL SEKTÖRE DE YAKIN OLDUM

Yurtdışına niçin gittiniz? Buradaki eğitim süreciniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okuduğum dönemde mezun olduktan sonra işsiz kalmak gibi bir kaygımız hiçbir zaman yoktu. Ben ve üniversite arkadaşlarım en fazla 5 ay içerisinde iş bulacağımızı düşünüyorduk. Dolayısıyla sadece nasıl bir iş ve ne sürede olacak düşüncemiz vardı. Mülkiye’den mezun olduğumuz için sonrasında devlet kurumlarında çalışmayı düşünüyordum. DPT’nin sınavına girdim, onu kazandım. Bu arada MEB ve YÖK’ÜN ortaklaşa yürüttüğü öğrencilerin yurt dışında master ve doktora yapmalarını sağlamaya yönelik hazırlanan sınava da girdim ve kazandım. Tarihleri birbirine denk geldiği için kazandığım iki sınav arasında bir tercih yapmam gerekiyordu. O aşamada, yurtdışına çıkmamış olmam belirli bir noktadan sonra yükselmeme engel olacak diye düşündüm. Bu nedenle İngiltere’de önce master sonra doktora yaptım. Daha sonra Türkiye’ye döndüm.

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde kariyerime başladım. Ama kariyerim boyunca kendimi üniversite ile sınırlı hissetmedim ve sınırlı da olmadım. Bu anlamda da çok tipik bir akademisyen olmadım. Hayatımda bir tarafta ders verme, araştırma yapmaya kadar geniş bir alana yayılan üniversite ayağı, bir taraftan bazılarının kuruluşlarında da bulunduğum 90’lı yıllarında başında başlayan düşünce merkezleri ya da “think tank” denilen yapılar ve özel sektörden devlete kadar farklı kuruluşlarda danışmanlık diyebileceğimiz bir üçüncü tarafın içerisinde hep oldum. Bunu da hiçbir zaman akademik olarak bir sorun olarak görmedim. Bağımsızlığımızı ve tarafsızlığımızı koruyabildiğiniz ölçüde herkesle her zaman rahatlıkla iletişim kurulabileceğini düşündüm ve öyle de oldu.

HİÇ ROL MODELİM OLMADI

Kariyer ve eğitim yaşamınızda rol modeliniz kimlerdi? Rol modellerinizden nasıl etkilendiniz?

Kariyer hayatımda bir rol modelim olmadı. Türkiye’de Uluslararası İlişkiler zaten 1960-1960’ların sonunda kurulmaya başladı ve dolayısıyla benim jenerasyonumla gelişti. İlk jenerasyon, Uluslararası İlişkilerciler daha çok hukukçulardan, siyasi tarihçilerden ve siyaset bilimcilerden gelenlerdi. Dolayısıyla onların gelişimi, onlardan sonra gelecek kuşağa bir rol model olabilecek bir yapı değildi. Ayrıca, bağımsız ruh ve kişiliğim sebebiyle gruplar içerisinde yer alabilen ve insanların peşinde koşabilen bir insan hiçbir zaman olmadım. Eğer bir gruplaşma, bir yapı olacaksa onun kurucusu, parçası, önderi olmak gibi bir arzum her zaman olmuştur.

AKADEMİK PLANLAMAMDA REKTÖRLÜK YOKTU

Kadir Has Üniversitesi’nde rektör olarak göreve gelme süreciniz nasıl gelişti?

Yaptığınız iş her ne olursa olsun bunu çok iyi yapıyorsanız bunun mutlaka bir noktada size bir dönüşü oluyor. Benim birinci işim akademisyenlik olduğu için akademik tarafta en iyisini en hızlı bir şekilde yapmak taraftarıyım. Dolayısıyla akademik mesafeleri de hızlı almak gibi bir düşüncem vardı. Türkiye’nin sosyal bilimler alanındaki en genç doçentlerinden birisi oldum, sonrasında Türkiye’nin sosyal bilimler alanındaki en genç profesörlerinden birisi oldum. Daha sonra ise Türkiye’nin en genç rektörlerinden birisi oldum. Ben 37 yaşımda profesör olmuştum, şu anda bu çok önemli değil çünkü şimdi olunabiliyor ama ben olduğumda çok daha zordu, olunmuyordu. Süreçler Türkiye’de artık daha farklı gelişiyor. Daha genç insanlar daha hızlı yükselebiliyor. Benim kuşağım bu sürecin kısalmasına öncülük yaptı.

Akademik kariyer planlamamda Rektör olmak gibi bir şey yoktu. Aslında iyi akademisyenler hiçbir zaman idareci olmak istemezler. Ben de akademik kariyerimde hiçbir zaman idari görev almadım, oraya doğru yönlenmedim. Fakat böyle bir fırsat çıkınca Rektörlüğü bir imkân olarak gördüm. Yani hep masanın öteki tarafından bakarak eleştirdiğimiz, yanlış olduğunu düşündüğümüz ve söylediğimiz şeyleri doğru yapmanın bir fırsatı olarak gördüm.  Büyük bir zevkle de kabul ettim.

ÇALIŞMAK HAYAT TARZIMA DÖNÜŞTÜ

Bu kadar iş yoğunluğunun ardından kendinize zaman ayırabiliyor musunuz? Bu zamanlarda nelerle ilgileniyorsunuz?

İnsan hayatta belli yerlere alışkanlıklarını biriktirerek geliyor.  Yaptığınız işler sizin yaşam tarzınıza dönüşmeye başlıyor. Ben yaklaşık son 15 yıldır çok yoğun bir çalışma yaşamı içerisindeydim. Çalışmak benim hayat tarzımın bir parçası haline dönüşmüş durumda ve ben sevdiğim işi yapıyorum. Kitap okumayı bir hayat tarzı olarak görüyorum. Sabah uyandığımda da, tatilde de, uçakta da, evde boş bulduğum vakitte de kitap okuyorum. Dolayısıyla bunu iş olarak düşünmüyorum. Onun dışında insanlar makale yazmayı bir iş olarak görürken ben makale yazmayı da bir hayat tarzı olarak görüyorum.  Boş kaldığım zamanlarda bir şeyler yazmak istiyorum. Dolayısıyla bunu bir iş yoğunluğu olarak görmüyorum.

Benim şu anda iş yoğunluğu olarak gördüğüm şey, bir üniversite yönetmektir. Yani bu işin bürokrasisidir. Bunların dışında sosyal medyada varım. Bu bir taraftan iş bir taraftan eğlence benim için. İnsanlarla etkileşim halinde olmayı, seyahat etmeyi, farklı yerler görmeyi, eskisi kadar mümkün olmasa da fotoğraf çekmeyi seviyorum.  Her gittiğim yerde en az yarım günü kendime ayırmaya çalışıyorum; sokağa çıkıp turistik yerlere değil insanların pek gitmediği yerlere gitmeyi, o şehri havasını koklayarak dolaşmaya çalışıyorum.

GÜNE ERKEN BAŞLAYIP GEÇ BİTİRİYORUM

Uzun süre Ankara’da kaldınız. İstanbul’da yaşamak sizi nasıl etkiledi? İki şehir arasında bir karşılaştırma yapabilir misiniz?

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. Ben Ankara’da yaşamayı severdim. Benim açımdan şehirler arasında çok fark yok. Çünkü ben hayatımı yaşadığım şehirde kurmuyorum.

İstanbul’un Ankara’dan en büyük farkı tabiî ki çok büyük olması ve her şeyin çok fazla alternatifi olması. Bu yemekten eğitime, kültür faaliyetlerinden spora kadar her şey için geçerli. Bunları imkanları kullanıp kullanamamam tabiî ki başka bir şey.  Benim bunların çoğunu yaşamaya vaktim yok ama bunları yaşayabileceğimi bilmek bile bir zevk.

İstanbul’un trafiğinden de etkilenmiyorum. Çünkü güne erken başlıyor ve geç bitiriyorum.

Kadir Has Üniversitesi 15. yılında

Rektör Mustafa Aydın’la çıtayı yükseltti

Kadir Has Üniversitesi Rektörü  Prof Dr. Mustafa Aydın, 15. yılını kutlayan Kadir Has Üniversitesi’nin yeni bölümleri ve vizyonunu hakkında da bilgi verdi. Aydın üniversite çapında eğitim dilinin İngilizce olması ve yanı sıra mezunlarına ikinci bir dil öğrenme fırsatının verilmesinin temel hedefleri ve iddiaları olduğunu söyledi. Değişen Dünya’nın ihtiyaçlarına karşılık vermek ve daha yaratıcı, vizyoner  bir yapıya ulaşmak üzere dört yeni bölüm açıldığını belirten Aydın,  Kadir Has Üniversitesi’nde 2013-2014 eğitim döneminde mevcut fakülte ve bölümlerine ek olarak, Enerji Sistemleri Mühendisliği,  Biyoinformatik ve Gen Mühendisliği, Mimarlık ve Psikoloji olmak üzere dört yeni bölüme öğrenci kabul edeceklerini açıkladı.

Aydın, merhum Kadir Has'ın öncülüğünde, 1992 yılında çalışmaları başlanan ve 1997 yılında resmi kuruluşu sağlanan Kadir Has Üniversitesi’ne kurulduğu günden bu yana Kadir Has Vakfı tarafından yaklaşık 500  Milyon $’ı aşan yatırım yapıldığını kaydetti.

Kadir Has Üniversitesi’nin misyon ve vizyonunun “evrensel nitelikte akademik bir kurum olma” çevresinde şekillendiğini  vurgulayan Aydın, “Bu bağlamda üniversitemizi tercih eden her düzeydeki öğrenciyi en üst düzeyde mezunlara dönüştürmek için gerekli tüm önlemleri alıyoruz.” diye konuştu.

LİSE ÖĞRENCİLERİNE EN YAKIN ÜNİVERSİTE

Kadir Has Üniversitesi; lise öğrencilerinin mesleki ilgi ve yönelimlerini belirlemelerine ışık tutmak, kariyerlerinde daha isabetli karar alarak kendilerine uygun meslekleri seçmelerine yardımcı olmak amacıyla Batılı ülkelerde yaygın olarak kullanılan ‘Mesleki İlgi ve Yönelim Testi’ni (MİT) aday öğrencilerin kullanımına ücretiz olarak sunuyor.  Testi dolduran tüm öğrenciler ile tek tek temasa geçtiklerini belirten Kadir Has Üniversitesi Rektörü  Prof Dr. Mustafa Aydın, “Üniversitemizde gerçekleştirilen değerlendirme toplantılarında test sonuçları aktarılmaktadır. Ayrıca, gelecekleriyle ilgili seçimlerinde öğrencilere yardımcı olmak ve üniversitede karşılaşacakları ortamı daha lisedeyken tanımalarına imkan sağlayacak şekilde lise öğrencilerine yönelik “üniversitede ders” projesi bu yıl hayata geçirildi ve halen çok ilgi görerek devam ediyor.” diye konuştu.

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.


Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.