Prof. Dr. S. Tunay Kamer - Kastamonu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Eğitim Sosyoloğu
“Şiddet ve siber zorbalık konusunda okulların atacağı adımlar sorunun önlenmesinde belirleyici bir rol oynar. Öncelikle okulların sadece akademik başarıya odaklanmak yerine öğrencilerin sosyal ve duygusal gelişimlerini de desteklemesi gerekir. Dijital vatandaşlık, empati, duygu yönetimi ve çatışma çözme becerileri eğitim sürecinin bir parçası haline getirilmelidir. Çünkü; Güvenli okul, güçlü toplumun temelidir.”
Son dönemde okullarda Türkiye’yi üzen olaylar yaşandı. Okullarda şiddet ve siber zorbalık konularını günümüzde ne kadar yaygın görüyorsunuz? Sizce bu iki problem arasında nasıl bir ilişki var?
Okullarda şiddet ve siber zorbalık bugün birbirinden bağımsız iki sorun değil; aynı davranışın farklı ortamlardaki yansımaları olarak karşımıza çıkıyor. Artık bir öğrencinin sınıfta maruz kaldığı dışlanma, alay edilme veya küçük düşürülme, günün devamında sosyal medya üzerinden katlanarak büyüyebiliyor. Örneğin, sınıfta arkadaşlarının güldüğü bir olay, akşam bir video olarak paylaşılıp yüzlerce kişinin yorum yaptığı bir içerik haline gelebiliyor. Eskiden okul kapısından çıkıldığında sorunlar geride kalırdı, yani okulda kalırdı. Şimdi ise öğrencinin cebindeki telefon o sorunu eve, hatta gece yarısına kadar taşıyor. Bu nedenle “Ekranda başlayan söz, hayatta iz bırakır” ifadesi tam da bu durumu anlatıyor.
Türkiye’de son dönemde yaşanan üzücü olaylar şiddetin dijital boyutu en az fiziksel boyutu kadar etkili ve yıkıcı olduğunu maalesef bize açıkça gösterdi. Üstelik bu iki alan birbirini de besliyor. Çevrim içi ortamda aşağılanan bir öğrenci ertesi gün okulda derse katılmak istemeyebiliyor, arkadaşlarından uzaklaşıyor veya öfkesini kontrol etmekte zorlanabiliyor. Aynı şekilde okulda zorbalık yapan bir öğrenci, bunu dijital ortamda sürdürerek daha geniş bir kitleye ulaşma ve görünür olma isteği duyuyor. Yani sorun artık sadece okul sınırları içinde değil; 24 saat devam eden bir döngü haline gelmiş durumda.
SESSİZ KALMAK!
Öğrenciler arasında şiddet eğilimini tetikleyen en önemli faktörler nelerdir? Öğrenciler siber zorbalığa maruz kaldıklarında genellikle nasıl tepkiler veriyor?
Öğrenciler arasında şiddet eğilimini tetikleyen faktörler çok katmanlıdır ve genellikle birden fazla etkenin birleşimiyle ortaya çıkar. Aile içindeki iletişim eksikliği, çocukların duygularını ifade etmeyi öğrenememesi, rol model yetersizliği, akran baskısı ve başarısızlık korkusu en belirgin nedenler arasında yer almaktadır. Örneğin, evde sürekli eleştirilen ya da kardeşiyle kıyaslanan bir çocuk, okulda kendini güçlü hissetmek için başkalarını küçümseyebilir. Bu noktada “Değer görmeyen, değer vermeyi öğrenemez” sözü oldukça anlamlıdır. Ayrıca sosyal medyada sürekli “beğeni” ve “takipçi” üzerinden değer görme alışkanlığı, çocukların gerçek hayatta da onay arayışını artırabiliyor.
Siber zorbalığa maruz kalan öğrencilerin tepkileri ise çoğunlukla içe kapanma, aynı şekilde karşılık verme veya bir yetişkine başvurma şeklinde olur. Ancak en yaygın tepki, ne yazık ki sessiz kalmaktır. Örneğin, bir öğrenci sınıf grubunda kendisiyle dalga geçildiğinde gruptan çıkmak yerine mesajları okumaya devam edebilir ve bunu kimseyle paylaşmayabilir. Çünkü çoğu zaman anlaşılmayacağını veya durumun daha da büyüyeceğini düşünür. Bu görünmeyen yük zamanla özgüven kaybı, akademik başarıda düşüş ve sosyal izolasyon gibi ciddi sonuçlara yol açabilir.
SİBER ZORBALIK HER AN’A YAYILABİLİYOR!
Siber zorbalık, geleneksel zorbalıktan hangi yönleriyle farklılaşıyor?
Siber zorbalık, geleneksel zorbalığa göre çok daha karmaşık ve etkisi daha uzun süren bir yapıya sahiptir. En temel fark, süreklilik ve yayılma hızıdır. Yüz yüze zorbalık belirli bir zaman ve mekânla sınırlıyken, siber zorbalık günün her anında devam edebilir. Örneğin, bir öğrencinin fotoğrafının izinsiz paylaşılması ve altına alaycı yorumlar yazılması saniyeler içinde yüzlerce kişiye ulaşabilir. Bu nedenle “Dijital izler silinmez, büyür” ifadesi siber zorbalığın doğasını çok iyi özetler. Ayrıca anonimlik faktörü de önemli bir fark oluşturur. İnsanlar sahte hesaplar üzerinden kimliklerini gizleyerek çok daha sert ve kırıcı ifadeler kullanabilirler. Yüz yüze söyleyemeyecekleri sözleri ekran arkasında rahatlıkla ifade edebilirler. Bu durum mağdur açısından çaresizlik hissini artırır çünkü karşısındaki kişinin kim olduğunu bilemeyebilir. Geleneksel zorbalıkta olay belirli bir grupla sınırlıyken, siber zorbalıkta izleyici kitlesi çok daha geniştir ve bu da utanç duygusunu derinleştirir. Bir öğrencinin yaşadığı olay, sadece sınıf arkadaşlarıyla değil, tanımadığı kişilerle bile paylaşılabilir hale gelir.
DİJİTAL OYUNLAR ŞİDDETİ NORMALLEŞTİRİYOR!
Sosyal medya ve dijital platformlar bu sorunu nasıl etkiliyor?
Sosyal medya ve dijital platformlar, bu sorunun büyümesinde önemli bir rol oynarken aynı zamanda çözümün de bir parçası olabilir. Algoritmalar genellikle dikkat çeken içerikleri öne çıkarır ve bu bazen olumsuz içeriklerin daha hızlı yayılmasına neden olur. Örneğin, bir öğrencinin yaptığı küçük bir hata video haline getirilip paylaşılabilir ve kısa sürede binlerce kişi tarafından izlenebilir. Bu noktada “Bir tıkla yayılan zarar, bin kalpte iz bırakır” ifadesi oldukça çarpıcıdır. Ancak aynı platformlar doğru kullanıldığında farkındalık oluşturmak, destek sağlamak ve bilinçlendirme yapmak için güçlü araçlara dönüşebilir. Örneğin zorbalığa uğrayan bir öğrenciye destek olmak için başlatılan bir etiket çalışması, o öğrencinin yalnız olmadığını hissetmesini sağlayabilir. Ayrıca platformların şikâyet ve içerik kaldırma mekanizmaları da doğru kullanıldığında önemli bir koruma sağlayabilir. Burada hem kullanıcıların bilinçli olması hem de platformların sorumluluk alması kritik önemdedir.
Dijital platformların bir diğer kritik ayağı ise çevrim içi oyun dünyasıdır. Dijital oyunlardaki yoğun şiddet içerikleri ve rekabet odaklı yapı, çocukların şiddeti normalleştirmesinde büyük rol oynuyor. Oyun esnasındaki sohbet odalarında kullanılan saldırgan dil, öğrencilerin gerçek hayattaki iletişim biçimlerini de sertleştiriyor; yenilmeyi bir aşağılanma olarak gören çocuk, bu öfkesini okul arkadaşına yansıtabiliyor.
YASAKLAYICI DEĞİL, REHBERLİK EDİCİ OLUNMALI!
Ailelerin bu konuda farkındalığı sizce yeterli mi? Aileler çocuklarını dijital dünyada nasıl daha iyi koruyabilir? Toplumsal değerlerin bu tür davranışlar üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ailelerin bu konudaki farkındalığı artmakla birlikte hâlâ yeterli düzeyde değildir. Pek çok ebeveyn için çocuklarının evde olması güvenli oldukları anlamına geliyor. Oysa dijital dünya fiziksel sınırları ortadan kaldırmıştır. Bu nedenle “Çocuğunuzun odası güvenli olabilir, ekranı olmayabilir” sözü günümüzün gerçekliğini çok iyi yansıtmaktadır. Örneğin, çocuk odasında ders çalışıyor gibi görünürken, aslında sosyal medya üzerinden zorbalığa, manipülasyona maruz kalıyor olabilir.
Aileler çocuklarıyla açık iletişim kurmalı, onları yargılamadan dinlemeli ve dijital dünyada karşılaşabilecekleri riskler hakkında bilinçlendirmelidir. Yasaklayıcı bir yaklaşım hemen akla gelen seçenektir. Bu yaklaşım yerine rehberlik edici bir tutum benimsenmelidir. Örneğin, birlikte sosyal medya hesaplarını gözden geçirmek ya da ekran süresi üzerine anlaşmak etkili olabilir. Toplumsal değerler de bu süreçte önemli bir rol oynar. Saygı, empati ve sorumluluk gibi değerler sadece sözle değil, davranışla aktarılmalıdır. Çocuklar gördüklerini öğrenir; bu nedenle ailelerin ve toplumun çocuklara rol model olması kritik önemdedir.
TEKNOLOJİYİ DEĞİL DAVRANIŞI EĞİTMELİYİZ!
Sizce uzun vadede bu sorunların çözümü için en etkili strateji nedir? Medya ve sosyal platformlar bu konuda nasıl bir sorumluluk almalı?
Uzun vadede bu sorunların çözümü, bireysel müdahalelerden ziyade kültürel bir dönüşüm gerektirir. Teknolojiyi yasaklamak ya da sınırlamak tek başına yeterli değildir. Asıl önemli olan, bireylerin teknolojiyi nasıl kullanacaklarını öğrenmeleridir. Bu noktada “Teknolojiyi değil, davranışı eğitmeliyiz” yaklaşımı temel bir ilke olmalıdır. Örneğin, öğrencilere sadece sosyal medya kullanımı değil, dijital etik ve sorumluluk da öğretilmelidir. Geleneksel medya ve dijital platformlar da bu süreçte aktif rol almalıdır. Zararlı içeriklerin hızlı bir şekilde kaldırılması, kullanıcıların bilinçlendirilmesi ve güvenli dijital ortamların oluşturulması büyük önem taşır. Ayrıca medya dilinin de dönüştürülmesi gerekir; şiddeti normalleştiren ya da magazinleştiren içerikler yerine bilinçlendirici yayınlar yapılmalıdır. Çünkü dijital dünya artık hepimizin ortak yaşam alanıdır ve burada oluşan kültür gerçek hayatı doğrudan etkilemektedir.
EMPATİ VAZGEÇİLMEZ!
Bu konuda öğrencilere ve eğitimcilere vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?
Bu konuda öğrencilere verilebilecek en önemli mesaj, empati kurmanın vazgeçilmez olduğudur. Her mesajın, her yorumun bir insan üzerinde gerçek bir etkisi olduğunu unutmamak gerekir. Bu nedenle “Yazmadan önce düşün, paylaştıktan sonra geri alamazsın” ifadesi dijital ortamdaki davranışın temel kuralı olmalıdır. Örneğin, bir arkadaşının fotoğrafına yapılan alaycı bir yorum, o kişi için günlerce süren bir üzüntüye dönüşebilir. Eğitimcilere ise şu mesaj verilebilir: Her öğrenci bir hikâye taşır ve çoğu zaman bu hikâyenin görünmeyen bir kısmı da vardır. Bir öğrenciyi anlamak, sadece akademik başarısını değil, hayatını da etkileyebilir. Bu yüzden “Bir çocuğu anlamak, bir geleceği kurtarmaktır” sözü, eğitimcilerin rolünü en iyi şekilde özetler. Bazen bir öğretmenin fark ettiği küçük bir detay, bir öğrencinin hayatında büyük bir değişim başlatabilir.
GÜVENLİ OKUL GÜÇLÜ TOPLUMUN TEMELİDİR!
Okullar bu tür sorunları önlemek için hangi adımları atmalı? Öğretmenler ve okul yöneticileri bu süreçte nasıl bir rol üstlenmeli?
Okulların bu konuda atacağı adımlar sorunun önlenmesinde belirleyici bir rol oynar. Öncelikle okulların sadece akademik başarıya odaklanmak yerine öğrencilerin sosyal ve duygusal gelişimlerini de desteklemesi gerekir. Dijital vatandaşlık, empati, duygu yönetimi ve çatışma çözme becerileri eğitim sürecinin bir parçası haline getirilmelidir. Çünkü “Güvenli okul, güçlü toplumun temelidir.” Örneğin, sınıf içinde yapılan empati çalışmaları ya da rol canlandırma etkinlikleri öğrencilerin birbirlerini daha iyi anlamalarını sağlayabilir. Öğretmenler, öğrencilerin davranışlarını en yakından gözlemleyen kişiler olarak erken uyarı sistemi gibi çalışmalıdır. Bir öğrencinin aniden sessizleşmesi, derse katılımının azalması veya arkadaş ilişkilerinde değişim yaşaması önemli bir işaret olabilir. Okul yöneticileri ise net politikalar belirlemeli ve bu politikaları kararlılıkla uygulamalıdır. Ayrıca öğrencilerin zorbalık durumunda başvurabilecekleri güvenli mekanizmalar kesinlikle oluşturulmalıdır. Örneğin, anonim bildirim sistemleri veya okul rehberlik birimleri bu konuda etkili olabilir.
YASAL UYARI:
Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.