Logo

‘Çocukları bizim dünyamıza değil, kendi geleceklerine hazırlamalıyız’

Kategori: Özel Okullar
Perşembe, 24 Eylül 2026 10:39 tarihinde oluşturuldu



Dilek CAMBAZOĞLU - Girne Koleji CEO

dilek_cambazoglu“Geleceğin eğitiminde en büyük dönüşümün “çocuğa ne öğreteceğiz?” sorusundan “çocuğa öğrenmeyi, düşünmeyi ve değişime uyum sağlamayı nasıl öğreteceğiz?” sorusuna geçmek olduğuna inanıyorum.” 

2026-2027 eğitim-öğretim yılına girerken, sizce Türkiye’de eğitim kurumlarının önündeki en önemli dönüşüm alanları neler? Girne Koleji bu dönüşümün neresinde konumlanıyor?
Eğitim dünyasında artık yalnızca yeni bir eğitim-öğretim yılına değil, yeni bir eğitim anlayışına hazırlanıyoruz. Çünkü çocukların öğrenme biçimleri, bilgiye ulaşma yolları, meslekler ve hatta başarı kavramı değişiyor. Böyle bir dönemde okulların yalnızca müfredatı takip ederek geleceğe hazırlanabileceğini düşünmüyorum.
Girne Koleji olarak bizim önceliğimiz, değişimi izleyen değil değişime hazırlıklı bir eğitim kurumu olmak. Akademik başarı elbette vazgeçilmezimiz; ancak bunun yanına yabancı dili, teknolojiyi doğru kullanabilmeyi, sosyal-duygusal gelişimi, iletişim becerilerini ve güçlü bir okul kültürünü koyuyoruz. Çünkü artık çocuklarımızı yalnızca bir üst eğitim kurumuna değil, sürekli değişen bir dünyaya hazırlamak zorundayız. 

Bugün “iyi okul” tanımı hızla değişiyor. Sizce artık bir okulu güçlü ve geleceğe hazır kılan temel unsurlar neler?
Ben iyi okulu yalnızca yüksek akademik sonuçlarla tanımlamıyorum. Bir çocuk sabah okulun kapısından girdiğinde kendisini nasıl hissediyor? Öğretmeni onu gerçekten tanıyor mu? Merak edebiliyor, soru sorabiliyor, hata yapabiliyor mu? Kendisine ait bir alan bulabiliyor mu? Bence bugün bunları da konuşmak zorundayız.
Geleceğin güçlü okulu; akademik olarak iddialı ama çocuğu sonuçlardan ibaret görmeyen, teknolojiyi kullanan ama insan ilişkisini kaybetmeyen, öğretmenini sürekli geliştiren ve öğrencisinde güçlü bir aidiyet duygusu oluşturabilen okul olacak.

“Yapay zekâ çağında iyi öğretmene daha çok ihtiyacımız var.” 

Yapay zekânın bilgiye erişimi bu kadar kolaylaştırdığı bir dünyada, sizce okulun ve öğretmenin temel görevi nasıl değişiyor?
Bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir çağda okulun görevi artık yalnızca bilgi vermek olamaz. Asıl mesele, çocuğa ulaştığı bilgiyi sorgulamayı, anlamlandırmayı, doğru ile yanlışı ayırt etmeyi ve o bilgiden yeni bir şey üretmeyi öğretmek.
Bu nedenle yapay zekânın öğretmenin önemini azaltacağını düşünmüyorum; tam tersine iyi öğretmeni çok daha önemli hale getireceğine inanıyorum. Yapay zekâ bir çocuğa saniyeler içerisinde binlerce bilgi sunabilir. Fakat hangi soruyu sorması gerektiğini, başarısız olduğunda yeniden denemeyi, bir başkasını anlamayı, değer üretmeyi ve insan olmanın sorumluluğunu bir algoritmadan öğrenemez. Öğretmenin gelecekteki en büyük gücü de tam olarak burada olacak.

Çocuklarımızın bugün öğrendiği bilgilerin bir kısmı gelecekte anlamını yitirebilir. Böyle bir dünyada okullar çocuklara hangi becerileri ve düşünme biçimlerini kazandırmalı?
Bence geleceğin en önemli becerilerinden biri yeniden öğrenebilme becerisi olacak. Çünkü çocuklarımız hayatları boyunca aynı bilgiyle, aynı meslekle hatta belki aynı uzmanlık alanıyla ilerlemeyecekler.
Bu nedenle eleştirel düşünme, problem çözme, iletişim, yabancı dil, teknoloji okuryazarlığı, iş birliği, yaratıcılık ve değişime uyum çok önemli. Ancak bunların yanına özellikle merakı koyuyorum. Merakını kaybetmeyen çocuk öğrenmeye devam eder. Eğitim sisteminin en önemli görevlerinden biri çocukların doğal merakını koruyabilmek olmalı. 

“Geleceğin Okulu Bilgi Veren Değil, Düşünmeyi Öğreten Okul Olacak.”

Girne Kolejinde akademik başarı ile öğrencinin sosyal, duygusal ve bireysel gelişimi arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz? Yeni dönemde bu anlayışı kampüs yaşamına nasıl yansıtacaksınız?
Akademik başarı bizim için önemli fakat tek başarı göstergesi değil. Çünkü çok başarılı bir akademik sonuç elde etmiş ancak kendisini ifade edemeyen, sosyal ilişkiler kurmakta zorlanan veya kendi potansiyelini tanımayan bir çocuğun eğitimini tamamlanmış kabul edemeyiz.
Bu nedenle kampüs yaşamını eğitimin önemli bir parçası olarak görüyoruz. Spor, sanat, kulüpler, projeler, sosyal sorumluluk çalışmaları ve öğrencinin sorumluluk alabildiği alanlar çocukların kendilerini keşfetmelerine imkân sağlıyor. Okulun çocuğa yalnızca “Ne biliyorsun?” diye değil, “Sen kimsin, neyi seviyorsun, neyi geliştirebilirsin?” diye de sorabilmesi gerektiğine inanıyorum.

Öğretmenin rolünün “bilgiyi aktaran kişi” olmaktan çıktığı sıkça konuşuluyor. Sizce geleceğin öğretmeni hangi özelliklere sahip olmalı ve kurumlar öğretmenlerini bu dönüşüme nasıl hazırlamalı?
Teknoloji değişebilir, müfredatlar değişebilir, öğrenme araçları değişebilir; fakat öğretmenin bir çocuğun hayatındaki yeri değişmez. Değişen, öğretmenin rolüdür. Artık öğretmen yalnızca anlatan değil; doğru soruyu sorduran, öğrencisini gözlemleyen, öğrenme yolculuğunu tasarlayan ve ona rehberlik eden kişi olmak durumunda. Bu nedenle Girne Kolejinde öğretmen gelişimini yalnızca eğitim-öğretim yılı başında yapılan birkaç günlük hizmet içi eğitim olarak görmüyoruz. Akademik kurullarımız, yıl boyunca devam eden mesleki gelişim çalışmaları ve saha buluşmalarımızla öğretmenin gelişimini sürekli bir süreç olarak ele alıyoruz. Çünkü bir okulun eğitim kalitesinin, öğretmeninin gelişiminden daha hızlı ilerlemesi mümkün değil.

“Geleceğin En Güçlü Becerisi Yeniden Öğrenebilmek.”

Yeni nesil velilerin okuldan beklentileri de değişiyor. Sizce önümüzdeki dönemde okul-aile ilişkisi nasıl yeniden tanımlanmalı?
Bugün velilerimiz doğal olarak çocuklarının akademik başarısını önemsiyor; fakat artık bunun yanında yabancı dili, sosyal gelişimi, psikolojik iyi oluşu, teknolojiyi nasıl kullandığını ve geleceğe ne kadar hazırlandığını da sorguluyor.
Burada okul ile aile arasındaki ilişkinin “hizmet alan-hizmet veren” ilişkisine dönüşmemesi çok önemli. Eğitim bir ortaklık sürecidir. Okulun pedagojik sınırlarını koruduğu, velinin sürece doğru biçimde dahil olduğu ve her iki tarafın da çocuğun gelişiminde ortak sorumluluk aldığı sağlıklı bir model oluşturmalıyız.

Sürdürülebilirlik, fırsat eşitliği ve toplumsal sorumluluk artık eğitim kurumlarının da temel gündemleri arasında. Sizce geleceğin okulu bu alanlarda nasıl bir sorumluluk üstlenmeli?
Sürdürülebilirlik çocuklara yalnızca çevreyi korumayı anlatmak değildir. Kaynakları bilinçli kullanmak, topluma karşı sorumluluk hissetmek, farklılıklara saygı göstermek ve yaşadığı dünyanın geleceği konusunda söz sahibi olmak da bunun bir parçasıdır.
Üstelik bu değerler yalnızca derslerde anlatılarak kazandırılamaz. Çocuğun okul yaşamında bunları deneyimlemesi gerekir. Geleceğin okulunun akademik başarı üreten bir kurum olmanın ötesinde, dünyaya ve topluma karşı sorumluluk taşıyan bireyler yetiştiren bir yapı olması gerektiğine inanıyorum.

Bir eğitim yöneticisi olarak önümüzdeki beş-on yıla baktığınızda, bugünün çocuklarını nasıl bir dünya bekliyor ve sizce eğitim kurumlarının bugünden değiştirmesi gereken en önemli şey nedir?
Çocuklarımızı nasıl bir dünyanın beklediğini bütün ayrıntılarıyla öngörmemiz mümkün değil. Ancak bir şeyi biliyoruz: Değişimin hızı bugünkünden daha yavaş olmayacak. Bu nedenle eğitimde yapabileceğimiz en büyük hata, çocukları bizim büyüdüğümüz dünyanın koşullarına göre yetiştirmek olur.
Ben geleceğin eğitiminde en büyük dönüşümün “çocuğa ne öğreteceğiz?” sorusundan “çocuğa öğrenmeyi, düşünmeyi ve değişime uyum sağlamayı nasıl öğreteceğiz?” sorusuna geçmek olduğuna inanıyorum.
Okullarımız çocuklara yalnızca başarılı olmayı değil; merak etmeyi, yeniden başlamayı, kendisini tanımayı, insan ilişkileri kurmayı ve değişen dünyada kendi yolunu çizebilmeyi öğretmeli. Çünkü bizim asıl sorumluluğumuz çocukları bugüne hazırlamak değil; henüz var olmayan bir gelecekte kendi yollarını bulabilecek kadar güçlü yetiştirmek.

 

 

 

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.