Logo

'Geleceği inşa etmenin yolu hâlâ sınıflardan, öğretmenlerden ve hayal kuran gençlerden geçiyor'

Kategori: Üniversiteler
Pazartesi, 29 Haziran 2026 12:09 tarihinde oluşturuldu



40 yıldan bu yana eğitim dünyasına yön veren isimler arasında yer alıyor Dr. Talip Emiroğlu. O bir eğitimci, girişimci ve yazar… Çok yönlü kişiliği, farklı bir yaşam öyküsüyle bizi buluşturuyor. Anaokulundan üniversiteye kazandırdığı birçok eğitim kurumuyla Türkiye’nin geleceğine yıllardır katkı sunuyor. Sosyal sorumluluğa bir görev bilinciyle yaklaşarak, devlete bağışladığı kurumlarla ülkesine borcunu ödüyor. Düşünen, yazan, üreten yönüyle de durmadan yeni fikir ve projeleriyle fark yaratmaya devam ediyor. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Talip Emiroğlu ile dünden bugüne uzanan 40 yıllık yolculuğunu, yapay zeka ile değişen eğitimin kodlarını ve geleceğin eğitiminde öne çıkacak unsurları konuştuk.

talip_emiroglu_haziran_2026Eğitimde 40 yılı geride bıraktınız… Bugün dönüp baktığınızda Türkiye’nin eğitim hikâyesini nasıl okuyorsunuz?
Benim eğitim yolculuğum aslında Türkiye’nin son kırk yıllık eğitim hikâyesiyle paralel ilerledi. Eğitime başladığım yıllarda Türkiye genç nüfusu hızla artan, üniversiteye girişin çok zor olduğu, kaynakların sınırlı kaldığı bir ülkeydi. Bugün ise üniversite sayısından teknolojik altyapıya kadar çok farklı bir noktadayız.

Ancak bu kırk yıllık süreçte şunu gördüm: Eğitim sadece bina yapmakla, okul açmakla gelişmiyor. Asıl mesele eğitimin zihniyetini güncelleyebilmek.
1980’lerde bilgiye ulaşmak zordu. Bugün bilgiye ulaşmak çok kolay. O günün problemi erişimdi, bugünün problemi ise bilgiyi doğru kullanabilmektir.
Türkiye eğitimde önemli mesafeler aldı ancak artık nicelik döneminden niteliğe geçmek zorundayız. Önümüzdeki dönemin temel sorusu daha fazla okul açmak değil, daha iyi eğitim üretmek olacaktır.

Okullar, üniversiteler kurarak Türkiye’de eğitim girişimciliğinin öncü isimlerinden oldunuz. Sizi eğitim girişimciliğine yönelten motivasyon neydi?
Ben aslında eğitim girişimciliğine ticari bir gözle bakmadım. Üniversite yıllarında özel ders veriyor, soru hazırlıyor ve öğrencilerle birebir çalışıyordum. O dönemde gençlerin potansiyelleri ile eğitim sisteminin sundukları arasında ciddi bir boşluk olduğunu fark ettim.
Murat Dersanesi için hazırladığımız test kitapçıklarıyla başlayan süreç, Final Dersanesi ortaklığına, ardından kolejler ve üniversitelere kadar uzandı.
Beni motive eden temel düşünce hep aynı oldu: “Bir öğrencinin hayatına dokunabiliyorsanız, aslında bir toplumun geleceğine dokunuyorsunuz.”
Bugün dönüp baktığımda kurduğum okullardan çok, yetişmesine katkı verdiğimiz insanların başarılarıyla gurur duyuyorum. En zor taraf sürekli değişen koşullara uyum sağlamaktı. En heyecan verici taraf ise geleceği inşa eden gençlerle birlikte yürümek oldu.


DEĞİŞİME UYUM HIZI
Bugün eğitimin en kritik sorununu tek bir başlıkta toplamanız gerekse neyi öne çıkarırsınız?

Tek bir başlık söyleyecek olsam bu kesinlikle “değişime uyum hızı” olur. Dünya çok hızlı değişiyor. Teknoloji, yapay zekâ, meslekler ve yaşam biçimleri dönüşüyor. Ancak eğitim sistemleri çoğu zaman bu değişimin gerisinde kalıyor. Kırk yıl önce öğrencilere öğrettiğimiz bazı bilgilere  bugün birkaç saniyede ulaşılabiliyor. Bu nedenle artık ezber bilgi değil; analiz yapabilen, problem çözebilen ve kendisini sürekli güncelleyebilen bireyler yetiştirmemiz gerekiyor.

Benim eğitim hayatım boyunca gördüğüm en büyük kırılma ise internetin yaygınlaşması ve sonrasında yapay zekânın eğitim sahnesine çıkmasıdır. Bu gelişmeler eğitim tarihinin en büyük dönüşümlerinden biridir.

YAPAY ZEKÂ İLE BİLGİYE ERİŞİM DEMOKRATİKLEŞİYOR
Sizce Türkiye eğitimde gerçekten bir paradigma değişiminin eşiğinde mi?

Kesinlikle evet. Bugün yaşadığımız değişim, müfredat değişikliğinin çok ötesinde bir dönüşümdür. Yapay zekâ sayesinde bilgiye erişim demokratikleşiyor. Öğrenci artık bilginin pasif alıcısı değil; onu yorumlayan, geliştiren ve üreten bir aktöre dönüşüyor. Bu nedenle geleceğin eğitim modeli daha esnek olacak.

Ben uzun yıllardır savunduğum bir görüşü tekrar etmek isterim: Gelecekte öğrencinin sadece sınıfta aldığı dersler değil; sertifika programları, beceri eğitimleri, proje çalışmaları ve gerçek hayat deneyimleri de eğitimin bir parçası olacak.
Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi’nde yapmaya çalıştığımız da budur. Yapay zekâyı bütün derslerin içine yerleştirirken öğrencinin sınıf dışında kazandığı yetkinlikleri de eğitim sisteminin parçası haline getiriyoruz. Bu dönüşümün başlangıcındayız ve önümüzdeki on yıl içinde eğitim dünyasının bugünkünden çok farklı olacağını düşünüyorum.


DÜNYA İÇİN EĞİTİM ANLAYIŞINA GEÇMELİYİZ
Türkiye’nin eğitimde dünyayla daha güçlü rekabet edebilmesi için nasıl bir bakış açısına ihtiyaç olduğunu düşünüyorsunuz?

Türkiye’nin eğitimde dünyayla rekabet edebilmesi için öncelikle kendisini sadece ulusal ölçekte değil, küresel ölçekte değerlendirmesi gerekiyor. Bugün bilgi sınır tanımıyor. Yapay zekâ, dijital platformlar ve uluslararası eğitim ağları sayesinde dünyanın herhangi bir yerindeki öğrenci aynı bilgiye ulaşabiliyor. Bu nedenle artık “Türkiye için eğitim” anlayışının yanında “Dünya için eğitim” anlayışını da geliştirmeliyiz.
Ben uzun yıllardır belirli alanlarda küresel eğitim merkezlerinin oluşacağını düşünüyorum. Özellikle sağlık, mühendislik, teknoloji ve öğretmen eğitimi gibi alanlarda dünyanın farklı ülkelerindeki üniversiteler ortak standartlar geliştirecek. Türkiye bu sürecin dışında kalmamalı; aksine bu ağların aktif bir parçası olmalıdır.

Yapay zekâ, dijitalleşme, hızla değişen dünya… Bunlara özellikle vurgu yapıyorsunuz. Sizce okullar ve üniversiteler bu dönüşüme gerçekten hazır mı?
Açık konuşmak gerekirse henüz tam anlamıyla hazır olduğumuzu düşünmüyorum. Yapay zekâ eğitim tarihindeki en büyük kırılmalardan birini oluşturuyor. Çünkü ilk kez bilgiye erişim konusunda insanlık bu kadar büyük bir eşitlik fırsatı yakalıyor. Bugün bir öğrenci dünyanın en iyi üniversitelerindeki kaynaklara birkaç saniyede ulaşabiliyor. Bu nedenle artık öğretmenin rolü de değişiyor. Öğretmen bilgi aktaran kişi olmaktan çıkıp öğrenmeyi yönlendiren rehbere dönüşüyor.
Biz, bu yüzden Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi’nde yapay zekâyı bütün derslerin içine entegre etmeye çalışıyoruz. Çünkü öğrencilerimizi yapay zekâya karşı değil, yapay zekâyla birlikte çalışacak şekilde yetiştirmemiz gerekiyor. Gelecekte yapay zekâyı etkili kullanan bireyler ile kullanamayan bireyler arasında yeni bir eşitsizlik ortaya çıkacaktır.

KÜRESEL EĞİTİM AĞLARI KURULACAK
Sizce önümüzdeki yıllarda üniversiteler dönüşecek mi? Bu dönüşümün kodları nasıl olacak?

Ben üniversitelerin önümüzdeki on-yirmi yıl içinde bugünkünden çok farklı kurumlar haline geleceğini düşünüyorum. Hatta daha ileri giderek şunu söyleyebilirim: Gelecekte üniversiteler arasında birleşmeler ve küresel eğitim ağları ortaya çıkacaktır.
Bugün dünyanın birçok yerinde aynı dersler, benzer içeriklerle tekrar tekrar veriliyor. Yapay zekâ ve dijital eğitim teknolojileri bu yapıyı değiştirecek. Bazı üniversiteler belirli alanlarda uzmanlaşacak, diğer kurumlar bu merkezlerle iş birliği yapacak.
Bir başka önemli değişim de eğitim sürelerinde yaşanacak. Öğrencinin sadece sınıfta geçirdiği zaman değil; sertifika programları, proje çalışmaları, iş deneyimleri ve dijital becerileri de akademik kredilere dönüşecektir. Üniversiteler diploma veren kurumlar olmaktan çıkıp yaşam boyu öğrenme merkezlerine dönüşecektir.

İlkokuldan üniversiteye kadar çevrimiçi eğitim hızla yayılıyor. Sizce bu artış devam edecek mi?
Evet, devam edeceğini düşünüyorum. Çünkü bu dönüşümü besleyen çok güçlü nedenler var. Birincisi esneklik. Aileler ve öğrenciler artık eğitimin zaman ve mekân açısından daha ulaşılabilir olmasını istiyor. İkincisi bireyselleşme. Her öğrencinin öğrenme hızı ve yöntemi farklıdır. Yapay zekâ destekli sistemler eğitimi kişiye özel hale getirebiliyor. Üçüncüsü ise kaliteye erişim. Artık aileler yalnızca yaşadıkları şehirdeki eğitim seçenekleriyle yetinmek istemiyor. Dünyanın farklı bölgelerindeki kaliteli içeriklere ulaşmak istiyorlar.
Bu nedenle çevrimiçi eğitim ilkokuldan üniversiteye kadar büyümeye devam edecektir. Ancak burada önemli bir noktaya dikkat çekmek gerekir. Eğitim yalnızca akademik bilgi değildir. Çocukların sosyalleşmeye, takım çalışmasına, duygusal gelişime ve insan ilişkilerine de ihtiyacı vardır. Bu nedenle ben geleceğin tamamen çevrimiçi değil, hibrit olacağını düşünüyorum.
Akademik içeriklerin önemli bir bölümü dijital ortamda alınırken; sosyal gelişim, spor, sanat, proje üretimi ve insan ilişkileri yüz yüze devam edecektir. Özellikle değer hassasiyeti yüksek aileler, sık seyahat eden aileler ve çocuklarının eğitimini daha yakından takip etmek isteyen aileler arasında çevrimiçi eğitim talebi daha da artacaktır. Fakat uzun vadede amaç örgün eğitimi ortadan kaldırmak değil; onu daha esnek, daha verimli ve daha kişiselleştirilmiş hale getirmektir.
* Yapay zekâ bütün eğitim sistemini dönüştürecek.
* Çevrimiçi eğitim ilkokuldan üniversiteye kadar büyümeye devam edecek.
* Üniversiteler zamanla küresel ağlar içinde birleşecek ve uzmanlaşacak.

EĞİTİMİN MERKEZİNDE HER ZAMAN İNSAN OLMALIDIR
Kırk yıl boyunca binlerce öğrenci ve öğretmenle aynı yolda yürüdünüz… Size göre bir eğitimcinin gerçek başarısı nedir?
Bir eğitimcinin gerçek başarısı yaptığı binalar, açtığı okullar veya aldığı ödüller değildir. Gerçek başarı, yıllar sonra bir öğrencinin karşınıza çıkıp “Hayatıma dokundunuz” diyebilmesidir. Elbette olumlu anlamda dokunmaktan söz ediyorum.
Bugüne kadar binlerce öğrenciyle, yüzlerce öğretmenle çalışma fırsatı buldum. İçlerinde doktorlar, akademisyenler, mühendisler, sanatçılar, girişimciler ve öğretmenler var. Ancak benim için başarı sadece meslek sahibi bireyler yetiştirmek değildir.
Asıl başarı; dürüst, vicdanlı, özgüvenli, yaratıcı ve topluma faydalı insanlar yetiştirebilmektir. Çünkü bilgi zamanla eskiyebilir ama karakter kalıcıdır. Bu nedenle eğitimin merkezinde her zaman insan olmalıdır.

Ve son olarak… Önümüzdeki yıllar için Türkiye eğitimi adına en büyük hayaliniz nedir?
Benim en büyük hayalim, Türkiye’nin eğitimde sadece takip eden değil, yön veren ülkelerden biri olmasıdır. Artık dünya yeni bir döneme giriyor. Yapay zekâ, dijitalleşme ve küresel iş birlikleri eğitim sistemlerini kökten değiştiriyor. Türkiye bu dönüşümü izleyen değil, şekillendiren ülkeler arasında yer almalıdır.
Gelecekte eğitim daha küresel, daha esnek ve daha kişiselleştirilmiş olacak. Çevrim içi  eğitim yaygınlaşırken ve yapay zekâ öğrenmenin ayrılmaz bir parçası haline gelirken, bütün bu değişimin merkezinde insan olmalıdır.
Benim hayalim; bilimsel düşünceyi, teknoloji üretimini, kültürel zenginliği ve insanî değerleri birlikte taşıyabilen bir eğitim sistemidir. Eğer bunu başarabilirsek, Türkiye sadece güçlü bir ekonomi değil; güçlü bir medeniyet vizyonu da ortaya koyabilir.
Ve geleceği inşa etmenin yolu hâlâ sınıflardan, öğretmenlerden ve hayal kuran gençlerden geçmektedir.

SAHADA GEÇEN 40 YILLIK TECRÜBE…
Eğitimcilik, girişimcilik, yöneticilik ve yazarlık kimlikleriniz birbirini nasıl besledi?

Ben bu kimlikleri birbirinden ayrı görmüyorum. Eğitimcilik bana insanı tanımayı öğretti. Girişimcilik, hayal edilen bir fikrin nasıl gerçeğe dönüştürülebileceğini gösterdi. Yöneticilik, farklı insanları ortak hedefler etrafında buluşturmayı öğretti. Yazarlık ise yaşananları anlamlandırma fırsatı verdi.
Üniversite yıllarında özel ders vererek başladığım yolculuk; test kitapları hazırlamaya, dershaneler kurmaya, kolejler açmaya ve sonunda üniversitelere uzandı. Her aşama bir sonrakini besledi. Bugün sahip olduğum bakış açısının temelinde, sahada geçen kırk yıllık tecrübe yatıyor.

TOPLUMA GERİ VERMEK, EĞİTİMİN AHLAKİ SORUMLULUĞUDUR
Çalışmalarınızda sosyal sorumluluğun da önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Bu yöndeki çalışmalarınız ve bakışınız hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Ben eğitimin yalnızca imkân sahibi insanların hakkı olduğuna hiçbir zaman inanmadım. Bu nedenle sosyal sorumluluk çalışmalarını eğitim faaliyetlerinin ayrılmaz bir parçası olarak gördüm.
2001 yılında kurduğumuz Avrupa Eğitim Vakfı aracılığıyla bugüne kadar kendi kurumlarımız dışında okuyan binden fazla  öğrenciye burs desteği sağladık. İstanbul’un ihtiyaç sahibi bölgelerinde üç anaokulu yaptırarak Millî Eğitim Bakanlığı’na devrettik. Memleketim Giresun’da, rahmetli babamın adını taşıyan Ali Haydar Emiroğlu  Özel eğitim Okulu’nu  inşa ederek Milli Eğitim Bakanlığımıza verdik. Lefkoşa’da rahmetli annem Hacı Güllü Emiroğlu adına yaptırdığımız kız öğrenci yurdunu da ihtiyaç sahibi genç kızlarımızın eğitim hayatlarına destek olması amacıyla bağışladık.
Ben inanıyorum ki eğitimde kalıcı başarı yalnızca kurum kurmakla değil, fırsat eşitliğini artırmakla mümkündür.
Topluma geri vermek, eğitimin ahlaki sorumluluğudur.

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.