Logo

Eğitim sektörü kaliteyi artırmanın yolunu bulmalı

Kategori: Alparslan Dartan
Perşembe, 21 Ekim 2021 11:29 tarihinde oluşturuldu



 Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı

alpaslan_dartanartı eğitim Dergisinin Ekim sayısının konusu eğitim sektöründe büyüme dönemine girilmesi, sektörde pandemi döneminde yaşanan daralmanın nasıl aşılmaya çalışıldığı ve eğitim sektörü girişimcilerinin yeni yatırımları, franchise modeli ile sektörde markalaşmanın hız kazanması, eğitimde kısa, orta ve uzun vadeli büyüme modelleri… Ana konu çerçevesinde kalarak bir eğitim kurumunun niteliğinin artırılması adına devlete ve özel kurum yatırımcılarına nasıl bir sorumluluk düşüyor bakmak gerekir diye düşündüm.

Ülkemizde eğitim sektörünün pandemi nedeniyle yaşadığı sıkıntılar, toplumun bütününü etkiler boyutta olmuştur. Okulların uzun süre kapalı olması uzaktan eğitimin zorunluluk olarak hayatımızın bir parçası haline gelmesi toplumun tüm kesimlerini beklentiler çerçevesinde olumsuz olarak etkilemiştir.

Kazanımların kayıpların önüne geçmesi bu dönemde maalesef mümkün olmamıştır. Okul öncesinden üniversite eğitimine kadar bu bir buçuk yılda her yaş grubunda beklenilenlerin çok altında bir süreç yönetimi gerçekleşmiştir. Eğitim bilimcilerin yıllar içerisinde bu zor dönemin yarattığı tahribatın ne boyutta olduğunu ölçmek için çabalayacağını düşünüyorum. Özellikle üniversitelerdeki akademik çevrelerin, sivil toplum kuruluşlarının bugün yordamsal araştırmaları ve öngörüleriyle ortaya koydukları olumsuzlukların daha ileriki dönemlerde sonuçlarının yaşayarak ortaya çıkacağını tahmin ediyorum.

Okul öncesinin zorunlu eğitim kapsamına alınmasından tutun da sınavların gölgesinde yürütülen eğitim anlayışından vazgeçilmesine kadar düzlüğe çıkış zor dönemlere girildiği durumlardaki gibi hızlı olmuyor maalesef. Hatta 2023 vizyonu ile çizilen, bütün ülkede umutla ve heyecanla karşılanan hedef ve ilkelerin bugün neresindeyiz acaba? Yavaş ama emin adımlarla gidebileceğimiz bir yol çizmemiz gerekiyor ülkemizin genç nüfusu adına. Yeni bir dönem, yeni bir anlayış ve yeni umutlarla...

Pandemi sağlık kadar ülke ekonomilerini de çok kötü etkiledi. Ancak eğitime ilişkin tüm süreçleri de olumsuz etkiledi. Eve kapanma ile başlayan süreç, eğitime erişimde yaşanan sıkıntıları çok büyüttü. Fiziksel olarak var olan okul kavramı uzaysal bir boyutta yok oluverdi. Yaşanan hayatta kalma dürtüsü eğitimde eğitim yolu ile elde edinilen neredeyse tüm kazanımları asgari düzeyde olmasına rıza gösterilmesine neden oldu.

Bu dönemde ülkemizde neredeyse çoğu zamanlar açık olan sadece ve sadece okul öncesi eğitim kurumları oldu. Bu yaş grubunda da mevcut eğitsel süreçlerin ne kadarının verilebildiği, velilerin çocuklarını ne ölçüde eğitim kurumlarına gönderdikleri ve zaten eğitimi zorunlu olmayan okul öncesinde eğitime erişimin nasıl gerçekleştiğini bilemiyoruz. Sanırım bu konuda da elimizde istatistiki bir veri de bulunmuyor.

Okul öncesi eğitim kurumları dışında kalan resmi ilk, orta, orta öğretim ve üniversite düzeyinde eğitim gören/görecek olan okul çağı çocukları çok az bir zaman yüz yüze eğitim alabildiler. Pandemiden dolayı da ebeveynlerin okullardan, eğitimden beklentileri de oldukça düşüverdi. Veliler ve pek çok öğretmen bu koşullarda yaş düzeylerine göre hedef koydular kendilerine ve çocuklarına. Yani hedef küçülttüler olabildiğince. İlkokula başlayan çocuklar için “okuma yazma nasılsa öğrenilebilir” dendi, ortaokullarda ara sınıflarda okuyanların ne kaçırdığını müfredat olarak tam da bilemeyen veliler şaşkınlıkla süreci takip etmekle yetindiler. 8. Sınıfta olan sınav grubu öğrencilerimiz için Lise Geçiş Sınavlarında biraz da kaderci bir yaklaşımla sınavlar bu koşullarda olabildiği kadar oldu dedirtti. Lisede okuyup üniversite sınavlarına hazırlanan grup bir önceki yıla göre aslında resmen dibe vurdu, ortalamalar neredeyse yarı yarıya düştü. Sınav barajını geçen öğrenci sayısı %50 azaldı. Ebeveynler ise çocukları için doğal olarak bu yıl olmadı, seneye bir kez daha deneriz dedi. Kısaca pandemi 40-50 milyonu bulan ülke insanını eğitim anlamında mutsuz etti çaresiz bıraktı.

Ülke insanının, bir ebeveynin çocuğu için eğitimden beklentilerini en düşük seviyede tuttuğu bir dönemin ardından çok ama çok doğru bir karar ile tüm seviyelerde okullar bu yıla yüz yüze ya da hibrit eğitim ile başladı. Bu karar aslında milyonlarca öğrenci ve aileleri ile öğretmen açısından solan umutların yeniden yeşermesine neden olmuştur.

Eğitimin girdisi de çıktısı da insandır, eğitim aynı zamanda bir hizmet sektörüdür. Eğitim alanında ülkemizde verdiği hizmeti en iyi şekilde hizmet alanlara sunabilen kurumların öncelikli olarak tercih edildiğini hem resmi okullarda hem de özel sektörde görebiliyoruz. Bu ölçümün en belirginleştiği durumlar özellikle merkezi sınavlarla öğrenci alan eğitim kurumlarının varlığıdır. Bugün Lise düzeyinde hem resmi hem de özel sektörde sınavla öğrenci alan kurumlar arasında pek azının öncelikli tercih edilen okullar olduğu, Üniversite düzeyinde de kurumsal geçmişi olan, akademik yönden güçlü öğretim üyelerinin varlığı ile mezunlarının iş hayatında tercih edildiği devlet ve vakıf üniversitelerinin tercih edilme yönünden öne çıktığını görebiliyoruz.

Serbest piyasa ekonomisi bağlamında rekabetin eğitim sektöründe algılanışı da artık farklılaşmalıdır. Bugün resmi devlet okullarında da özel sektörün açmış olduğu eğitim kurumlarında da insana hizmet ve bu hizmetin kalitesinin artırılması temel hedef olmalıdır. İşte bu çerçevede kurumsallaşmak, tercih edilen iyi bir okul olmak, öğretim kadar eğitim işini de iyi yapıyor olmak önem kazanıyor.

Resmi kurumlarda özellikle okul öncesi, ilk ve orta öğretimde merkeziyetçi yapıdan dolayı bir kurumun verdiği hizmetin niteliğini artırabilmesi çok kolay olamıyor. On sekiz milyona yakın öğrencinin eğitim gördüğü devlet okullarında eğitim ve öğretim niteliğini artırabilmenin en önemli koşulu iyi öğretmen ve lider okul yöneticilerine sahip olmasıdır. Bu da mesleğini seven, kişilik özellikleriyle öğretmenlik mesleğini örtüştürebilmiş öğretmenlerin varlığı ile olabilir. İyi kavramı ile ne kastediyorum acaba? İçinde pek çok özelliği barındırıyor iyi kavramı, alan bilgisini, iletişim becerisini, insani özellikleri, teknolojiye yatkınlığı, olumlu kişilik özelliklerini, lider yapıyı, sorun çözme becerisini ve benzeri pek çok özelliği.

Aynı durum elbette eğitim-öğretim alanında faaliyet gösteren özel sektör kurumları için de geçerli. Pandemi öncesinde bir buçuk milyona çıkardıkları öğrenci sayılarını pandemi döneminde yaklaşık dört yüz bine yakınını kaybeden bir sektörün toparlanmaya başladığı bir dönem bu yıl. Yıkıcı değil tatlı bir rekabetin olacağı bir eğitim sektörü hem yatırımcısını hem de hizmet alanı mutlu edecektir. Önceki yıllarda bunu göremediğimizi söylemek doğru olur. Ama bu sektörde yatırım yapan pek çok yatırımcının bilmesi gereken önemli bir husus var, o da öğrenci sayısını artırmanın yolu bütünsel olarak kaliteli bir eğitim veren kurumlarının sayısının artmasıdır.

Tekelleşme olmadan her eğitim kurumunun öncelliğinin verdiği hizmetin kalitesini yüksek tutması ve güçlü ve zayıf yönlerini iyi analiz ederek sürekli gelişmeye odaklı olması gerekir. Sanırım özel okulculuk sektörünün gelişmesi ve büyümesindeki en olumsuz faktör birbirini desteklemesi gereken bu sektörün bunu başaramamasıdır.

Bir kurumun kurumsal yapısı, akademik ve idari kadro planlaması, akademik programı ve planlamaları, satış pazarlama ve tanıtım politikası ve fiziki olanakları eğitim ve öğretim faaliyetleri için doğru bir şekilde kurgulanmalıdır. Ancak her kurguyu da hayata geçirecek olan öğretmen ve yönetim kadrosudur. Yukarıda da belirtiğim özelliklere sahip yetkin bir kadronun varlığı diğer fiziksel ve sınıfsal donanımların varlığını daha değerli kılacaktır.
Ülkemizde çokça eleştirdiğimiz gibi iyi öğretmen yetiştirilemediği gibi iyi yönetici de bulmak artık kolay değildir. Özel sektörün en büyük zaaflarından birisi de istikrarsızlıktır. Özellikle eğitim kadrosunun değerini bilen ve bu konuda onların gelişimine yatırım yapan kurumların genelde öne çıktığını ve tercih edildiğini söyleyebilirim.
Bu çerçevede yatırım yaparak büyüyen özel eğitim sektörünü, beklentilerini rasyonel bir planlama ile yapmaları, yatırımlarını emanet ettikleri ve güvendikleri yönetici ve öğretmenlerini yüceltmelerini büyümelerinin ve güvenilir bir kurum olmalarının ön şartı olarak görüyorum.

 

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.