Alpaslan Dartan – Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı
“TÜBA”’DAN “BİLİMLER AKADEMİSİ”’NE VE “SARKAÇ”A
Bundan yaklaşık iki buçuk yıl önce Bilimler Akademisi’nin popüler bilim platformu olan Sarkac.org’ da Cumhuriyetin kuruluş yıllarında bilimsel çalışma yapabilmiş on iki kadının saha çalışmalarına odaklanan “Sahada: Cumhuriyetin Harcında Bilim ve Kadınlar” başlığıyla yayımlanan kitabın tanıtımını görmüştüm.
Sonrasında bu kitabı Sarkac.org üzerinden sipariş ederek edinmiştim, okuduğumda da oldukça etkilenmiş ve gurur duymuştum. Türkiye’de bilimin gelişiminde kadınların kararlı ve dirençli duruşlarını, inanışlarını ve mücadelelerini okurlara aktaran bu değerli kitabı “8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün” kutlandığı bu ayda gündeme taşımanın iyi olacağını düşündüm.
Bu yazıyı kaleme aldığım gün de çalışma ofisimde günlük işlerle meşgulken içeri giren vakıf yöneticilerimizden birisi kısa bir hoş sohbetten sonra “Dünya Kadınlar Günü’nün” anlam ve önemine ilişkin düşüncelerini paylaştı. Popüler kültürün bir parçası haline gelen bu kutlamanın ticari olarak araçsallaştırılmasına yönelik eleştirilerini sıraladı. Ve benim de görüş olarak katıldığım günün gerçek anlam ve öneminin yeterince bilinmediğini ve buna da üzüldüğünü dile getirdi.
Hem bu kitap özelinde hem de veriler ışığında kadınların eşit ve özgürlüklerinin tarihsel geçmişinde çok büyük ilerlemelerin olduğu görülüyor. Ancak kadınların “zihinlerde hapsoluşlarının” farkına varmaları ve özgürlük arayışlarıyla devam eden mücadele süreçleri maalesef çok eskilere dayanmıyor. Kadın hakları için ayrımcılığın ya da cinsiyet eşitsizliğinin olmadığı bir dünya düzeni oluşana kadar da sürecek bu mücadele, yüz, bilemediniz yüzelli yıl öncesine dayanıyor. Ufak çaplı hareketlerle başlayan tatmin etmese de günümüzde güçlü bir ses yaratmış olan kadınlar dünya ölçeğinde seslerini duyurabilecek bir kazanımı elde etmiş gibi görünüyorlar.
Kadınların var oluş mücadeleleri aynı zamanda onların kayboluşu anlamına da gelmiş yüzyıllardır. Baskıcı ve otoriter yaklaşımlarla sindirilmeye çalışılmış olmak kadınlar için hep bir isyan ve hep bir boyun eğme arasında gidiş geliş olmuş. Çünkü isyan etmek reddedilmeyi de dışlanmayı da yok sayılmayı da göze almak demek olmuş. Bu nedenle elde edinilmiş olan bu kazanımlar dikenli ve taşlı yollardan geçilerek büyük mücadeleler ve kayıplar verilerek elde edinilmiş kazanımlardır.
Biliniyor ki bu mücadelenin bir boyutu da aslında demokrasi yolculuğuna dayanır. Yüzyılın başlarında Cumhuriyet ve demokrasi yürüyüşü ülkeler adına yeni yeni başlıyordu ve neredeyse hiçbir ülkede henüz kadına seçme ve seçilme hakkı verilmemişti. Türkiye’de bu rüzgâr etkisini çabuk gösterdi, zaten Atatürk, kadınlara olan bakışını “Dünyada hiçbir kadını, milletini kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadınından daha fazla çalıştım diyemez” diyerek özetlemişti. Bu çerçevede Türkiye’de Dünya Kadınlar Günü ilk kez 8 Mart 1921’de “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı. Bundan yaklaşık 15 yıl kadar sonra da (5 Aralık 1934 tarihinde) Türkiye'de kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanınmış, bu reform sayesinde kadınlarımız, Avrupa’nın birçok ülkesinden daha önce bu haklara kavuşmuşlardı.
Demokrasinin gelişimi ve eşit halklar mücadelesi sadece siyasi olarak ele alındığında kısır kalır. Bilimsel ve toplumsal uyanışın da gelişimi eşitlikçi ve özgürlükçü bir dünyanın oluşumuna büyük katkı sağlar. Bugünün sosyo-ekonomik dünya düzeni insanoğlunun özgürlükler ve eşit dünya vatandaşlığı ölçeğinde hayal ettiğinin çok gerisinde bence. Ama mücadele ruhu var oldukça da bu hayalin gerçekleşebileceği umudu hep canlı kalıyor.
Türkiye’de de Cumhuriyetin kuruluşu dönemlerinde kadın dokunuşları bilime, eğitime, sanata ve toplumun sosyolojik yapısına çok önemli yer tutmuştur.
Türkiye’de tüm bilim alanlarındaki araştırmaları, bilim insanlığını ve araştırıcılığı özendirmek ve bu alanlarda emeği geçenlerin onurlandırmak; gençleri bilim ve araştırma alanına yöneltmek; Türkiye’deki bilim insanları ve araştırıcılığın toplumsal statülerinin yükseltilmesi ve korunmasına çalışmak; Türkiye’nin bilim diplomasisine katkı sunmak; bilim ve araştırma standartlarının yükseltilmesini yardım etmek amacıyla kurulan tüzel kişiliğe, bilimsel, idari ve mali özerkliğe sahip, özel bütçeli “Türkiye bilimler Akademisi’nin” kuruluşu da bu adımlardan birisidir.
Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA), 2 Eylül 1993 tarihinde yürürlüğe giren 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kurulmuş ve 7 Ocak 1994 tarihinde de faaliyetlerine resmen başlamıştır. TÜBA için, TÜBİTAK’ta yapılan bir çalışmayla Türkiye’nin gerek doğa bilimlerinde gerek sosyal bilimlerde önde gelen insanlarından oluşan 10 kişilik çekirdek bir kurucu ekip seçilmiş/atanmıştır. Tümü de bilimsel liyakat anlamında, Türkiye’nin dünyada en çok tanınan, kendi disiplinlerinde bir tanınırlığı olan, önde gelen insanlarıydı. O 10 kişi, kısa bir zaman içinde ikinci 10 kişiyi TÜBA’ya davet ederler. Bu kurumun kendi içinden seçilen ilk başkanı ise kadın bilim insanı Prof. Dr. Ayhan Çavdar olur. TÜBA'nın kurucu başkanı olan Çavdar, akademinin akademik yapısının oluşturulmasında önemli rol oynar.
Bu özerk kurumun üye seçim kriterlerinin değiştirilmesi ve akademinin kendi içerisinden seçimlere siyasi dokunuşların getirilmesi ile özerklik tartışmaları sonucunda seçilmiş üyelerin yarıdan fazlası özerkliğin korunamayacağı düşüncesiyle istifa etmiş ardından uzun uğraşılardan sonra da “Bilimler Akademisini” kurmuşlardır.
Türkiye’de bilimsel düşüncenin bağımsızlığını ve akademik özgürlüğü savunmak amacıyla farklı disiplinlerden bilim insanlarını bir araya getirerek bilimsel araştırmaların niteliğini yükseltmeyi ve bilimsel bilginin toplumla buluşmasını desteklemeyi amaç edinmiş olan Akademi 2011 yılında bir sivil bilim kuruluşu olarak kurulmuş. Bilimler Akademisi, genç araştırmacılara yönelik destek programları, bilimsel raporlar ve kamuoyuna yönelik yayınlarıyla Türkiye’de bilim kültürünün gelişmesine katkı sağlamayı hedeflemektedir. Sarkaç ise; (sarkac.org), Bilimler Akademisi tarafından “Bilimin Toplumla Buluştuğu Platform” olarak düşünülmüş bir popüler bilim platform olarak ortaya çıkmıştır.
Sarkaç’ta doğa bilimlerinden sosyal bilimlere kadar farklı alanlarda yazılar, dosya konuları ve kitaplar yayımlanıyor. “Sahada: Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Bilim Yapan Kadınlar” kitabı da bu platformun bilim tarihini geniş okur kitlelerine ulaştırmayı amaçlayan yayınlarından biridir. Kitabın yayına hazırlık sürecini Müsemma Sabancıoğlu, proje koordinasyonunu Maral Yağyazan, arşiv ve araştırma kısmını Seher Yeğin yürütmüş. Bu isimlerin yanı sıra kitapta pek çok işi ve kurumun katkısı olduğu belirtilen bu kitap Bilim Akademisi üyeleri ve Ekol Vakfı desteğiyle gerçekleşen proje.
CUMHURİYET’İN SESSİZ BİLİM ÖNCÜLERİ
Anadolu’da Saha Çalışmaları Yapan Kadın Bilim İnsanlarının Görünmeyen Katkıları.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’de bilim yalnızca üniversite kürsülerinde değil; kazı alanlarında, dağlarda, köylerde ve doğal araştırma sahalarında üretiliyordu. Bu süreçte sahada çalışan kadın bilim insanları hem modern bilim kurumlarının oluşmasına katkı sağladı hem de Türkiye’nin bilimsel hafızasında çoğu zaman görünmeyen bir emeğin temsilcileri oldu.
CUMHURİYET VE BİLİMİN YENİDEN İNŞASI
Cumhuriyet’in kuruluşu Türkiye’de yalnızca siyasal bir dönüşüm değil aynı zamanda bilgi üretiminin örgütlenme biçiminde köklü bir değişimi temsil eder. Modernleşme projesinin merkezinde yer alan bilim, yeni devletin kurumsal yapılanmasında öncelikli bir alan olarak görülmüştür. Üniversitelerin yeniden düzenlenmesi, araştırma kurumlarının kurulması ve bilimsel düşüncenin yaygınlaştırılması bu sürecin temel unsurlarıdır.
Ancak erken Cumhuriyet döneminde bilimsel üretim yalnızca üniversite laboratuvarlarında gerçekleşmemiştir. Anadolu’nun tarihsel, kültürel ve doğal zenginliğinin araştırılması amacıyla yürütülen çalışmalar geniş kapsamlı saha araştırmalarını gerektiriyordu. Arkeolojik kazılar, antropolojik incelemeler, botanik ve zooloji araştırmaları bilim insanlarını Anadolu’nun farklı bölgelerine götürdü.
BİLİMSEL ÜRETİMDE GÖRÜNMEYEN EMEK
Bu çalışmaların önemli bir kısmında kadın bilim insanları da aktif rol oynadı. Buna rağmen Türkiye’de bilim tarihinin yaygın anlatılarında kadın araştırmacıların katkıları uzun süre arka planda kalmıştır. Son yıllarda yapılan araştırmalar Cumhuriyet’in erken döneminde sahada çalışan kadın bilim insanlarının bilimsel üretimdeki yerini yeniden görünür kılmaya başlamıştır.
Bugün bu hikâyeleri yeniden hatırlamak yalnızca bilim tarihini doğru bir biçimde yazmak açısından değil aynı zamanda genç kuşaklara bilimsel merak ve araştırma ruhu kazandırmak açısından da önem taşımaktadır.
GÜNÜMÜZ TÜRKİYE’SİNDE İSTATİSTİKLERLE KADIN, 2026
“TÜİK tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü"ne özel olarak hazırlanan haber bülteninde yer alan verilere göre;
* Kadınların ancak %17,0'ının eğitim seviyelerinin eşlerinden daha yüksek olduğu görüldüğü,
* Kesinleşen boşanma davaları sonucu annenin velayetine verilen çocuk oranının %74,6 olduğu,
* Yapay Zeka İstatistiklerine göre İnternet kullanan bireylerden üretken yapay zeka kullandığını beyan edenlerin oranı 2025 yılında kadınlarda %18,8 olduğu,
* Yükseköğretim Beyin Göçü İstatistiklerine göre yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranın kadınlarda %1,6 olduğu,
* Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistiklerine göre yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan kadınların oranı %30,1 olduğu
* Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması sonuçlarına göre yaşamının herhangi bir döneminde şiddete maruz kalmış kadınların %28,2'sinin psikolojik şiddete, %18,3'ünün ekonomik şiddete, %12,8'inin fiziksel şiddete, %10,9'unun ısrarlı takibe, %8,3'ünün dijital şiddete ve %5,4'ünün cinsel şiddete uğradığı,
* Kadınların en fazla maruz kaldığı şiddet türünün psikolojik şiddet olduğu, bununla birlikte yaşamının herhangi bir döneminde şiddete maruz kalmış kadınların %39,5 ile en fazla eş/eski eş/birlikte olduğu kişiler tarafından şiddet gördüğü, bir ülkede yaşıyor olmak bile zorlukların en büyüğü.
Cinsiyet ve eğitim durumuna göre işgücüne katılma oranı
* Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı %8,1 seviyesinde gerçekleşti; Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre; İşsizlik oranı erkeklerde %6,6 iken kadınlarda %11,0 tahmin edildi.
* Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam oranı %47,9 oldu; Bu oran erkeklerde %65,3 iken kadınlarda %30,9 olarak gerçekleşti.
* Mevsim etkisinden arındırılmış işgücüne katılma oranı %52,1 olarak gerçekleşti; İşgücü, 2026 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre işgücüne katılma oranı erkeklerde %70,0 iken kadınlarda %34,7 oldu.
* Genç nüfusta mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı %14,3 oldu; 15-24 yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde %11,9, kadınlarda ise %19,0 olarak tahmin edildi.
SONUÇ: CUMHURİYET’İN BİLİM MİRASINDA KADINLARIN YERİ
Cumhuriyet’in erken döneminde sahada çalışan kadın bilim insanları Türkiye’nin bilimsel gelişimine önemli katkılar sağlamıştır. Arkeolojik kazılardan doğa bilimlerine kadar birçok alanda yürütülen araştırmalar Türkiye’nin kültürel ve doğal mirasının anlaşılmasına yardımcı olmuştur.
Bugün bu hikâyeleri yeniden hatırlamak yalnızca bilim tarihini doğru bir biçimde yazmak açısından değil aynı zamanda genç kuşaklara bilimsel merak ve araştırma ruhu kazandırmak açısından da önem taşımaktadır.
Kaynakça
YASAL UYARI:
Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.