Söylem, Gerçeklik ve Türk Eğitim Sistemi; Üç Farklı Rapor, Gerçek Bir Sonuç!




 Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı

alpaslan_dartan* Millî Eğitim Bakanlığı – Eğitimin Yüzyılında 3 Yıl
* UNESCO GEM 2026 – Erişim ve Eşitlik, 2030'a Geri Sayım
* OECD – Bir Bakışta Eğitim 2025

Eğitim sistemleri yalnızca kendi iç dinamikleriyle değil, aynı zamanda ulusal ve uluslararası değerlendirmeler aracılığıyla da kendilerini yeniden tanımlamaktadır. Son dönemde yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı'nın Eğitimin Yüzyılında 3 Yıl raporu, UNESCO'nun Küresel Eğitim İzleme Raporu 2026: Erişim ve Eşitlik, 2030'a Geri Sayım çalışması ve OECD'nin Bir Bakışta Eğitim 2025 raporu, farklı bakış açılarıyla eğitimin mevcut durumuna ilişkin önemli veriler ve değerlendirmeler sunuyor.
Bu raporlar farklı kurumlar tarafından hazırlanmış olsalar da ortak bir noktada buluşmaktadır: Eğitimde niceliksel büyüme önemli olmakla birlikte, önümüzdeki dönemin temel gündemi öğrenme kalitesi, fırsat eşitliği, kapsayıcılık ve eğitim ile yaşam arasındaki ilişkinin güçlendirilmesidir. Bir başka ifadeyle, artık asıl soru daha fazla öğrenciyi okulla buluşturmak değil, okula gelen her öğrencinin nitelikli öğrenme fırsatlarına ne ölçüde erişebildiğidir.
Türkiye son yirmi yılda eğitime erişim, okullaşma oranları ve yükseköğretime katılım alanlarında önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Ancak gerek uluslararası raporlar gerekse Millî Eğitim Bakanlığının kendi değerlendirmeleri, yeni dönemde eğitim politikalarının daha fazla kalite, daha fazla eşitlik ve daha güçlü öğrenme çıktıları üretmeye odaklanması gerektiğini göstermektedir.
Aşağıda yer alan içeriklerden ilki 4 Mayıs 2026’da, Strateji Geliştirme Başkanlığınca yayımlanan "Eğitimin Yüzyılında 3 Yıl Bülteni" ne ait. Bu raporu incelediğimde ilk izlenimim, bunun klasik anlamda bir değerlendirme raporundan çok bir faaliyet ve tanıtım bülteni olduğu yönünde. Rapor, Bakanlığın Haziran 2023-Haziran 2026 döneminde yaptığı çalışmaları görünür kılmayı amaçlıyor; ancak eğitim politikaları açısından bakıldığında bazı önemli güçlü yönler kadar dikkat çekici eksiklikler de bulunuyor.
Raporun giriş kısmında Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin "köklü medeniyet mirası", "erdem", "değer", "bütüncül eğitim", "sosyal-duygusal öğrenme" ve "beceri temelli öğretim" kavramları etrafında temellendirildiğine vurgu yapılmıştır.
Söylemi güçlü, kanıt sınırlı. Raporda çok sayıda vizyoner kavram kullanılmaktadır: bütüncül eğitim, beceri temelli öğretim, sosyal-duygusal öğrenme, farklılaştırılmış öğretim, okul temelli planlama, süreç odaklı ölçme değerlendirme gibi çağdaş eğitim literatüründe yer alan kavramlara ayrıntılı biçimde yer verilmiş.
Ancak raporun temel sorunu, bu kavramların uygulamadaki sonuçlarını gösteren kanıtların oldukça sınırlı olması. Örneğin; Öğrenci başarısında ne değişmiştir? PISA veya TIMSS göstergelerine yansıyan bir gelişme olmuş mudur? Okul terk oranları nasıl değişmiştir? Öğretmen memnuniyetinde artış var mıdır? Sosyal-duygusal öğrenme becerileri hangi araçlarla ölçülmüştür? Bu sorulara ilişkin güçlü veri setleri raporda yer almamaktadır. Dolayısıyla rapor, "yapılanlar"ı anlatmakta; fakat "etki analizi" konusunda zayıf kalmaktadır.
 

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin en büyük açmazı: Sınav sistemi

Raporda süreç odaklı ölçme değerlendirme anlayışının benimsendiği belirtilmekte, tanılayıcı, biçimlendirici ve düzey belirleyici değerlendirmeler arasında denge kurulmasının hedeflendiği ifade edilmektedir. Ancak Türkiye'nin gerçekliğindeki LGS, YKS, merkezi sınavlar, test odaklı özel ders ve kurs sistemi, eğitim sistemini belirlemeye devam etmektedir.

Bu nedenle; Müfredat beceri temelli, sınavlar ise bilgi ve hız temelli olunca, öğretmenlerin önemli bir kısmı sınıfta sınava göre öğretim yapmaya devam etmektedir. Kısaca, ölçme sistemi değişmeden müfredat değişiminin gücü de etkisi sınırlı kalmaktadır. Rapor bu çelişkiye de yanıt veremiyor.

Öğretmene verilen yeni roller ile mevcut koşullar arasında da uyumsuzluk var. Rapor olması gerektiği gibi farklılaştırılmış öğretim, okul temelli planlama, sosyal-duygusal öğrenme, program dışı etkinlikler, öğretmen geri bildirimleri gibi birçok yeni sorumluluk tanımlamaktadır. Ancak Türkiye'de öğretmenlerin karşı karşıya olduğu kalabalık sınıflar, yoğun bürokratik işlemler, evrak yükü, sınav baskısı, tükenmişlik düzeyleri, ifade edilen bu hedeflerin uygulanmasını zorlaştırmaktadır.

Finlandiya ya da Singapur'da başarılı olan uygulamaların benzerlerini hayata geçirebilmek için öğretmenlerin zaman, destek ve mesleki özerklik açısından güçlendirilmeleri gerekmez mi? Raporda yer alan niyet düzeyindeki ifadeler hayat bulmalıdır.

Fırsat eşitliği vurgusu raporda oldukça yerinde kullanılmış. Ancak yapısal eşitsizlikler yeterince tartışılmadığı gibi Türkiye'de bölgesel farklılıklar, devlet okulu-özel okul ayrışması, sosyoekonomik eşitsizlikler, deprem bölgesindeki kayıplar, göçmen öğrenciler, okul bazlı başarı farklılıkların hala sistemin en temel sorunları olduğu gerçeği atlanılmış görünüyor.

Bugün aynı müfredat; İstanbul'daki yüksek sosyoekonomik düzeye sahip bir okulda, kırsaldaki öğretmen açığı bulunan bir okulda, aynı sonuçları üretmemektedir. Bu nedenle fırsat eşitliği yalnızca program meselesi değil, aynı zamanda kaynak dağılımı meselesidir bunu da görmek gerekir.

Rapor nicelik açısından oldukça güçlü sayısal verilere dayandırılmış. Raporda; 1,2 milyon öğretmen, yaklaşık 18 milyon öğrenci, 74 bin okul, 753 bin derslik, 628 bin etkileşimli tahta, 1,94 trilyon TL bütçe gibi çok sayıda nicel veri sunulmaktadır. 

Ancak burada da önemli bir soru ortaya çıkmaktadır: Harcanan kaynaklar öğrenme çıktılarında ne kadar iyileşme sağlamıştır? Modern eğitim politikaları artık yalnızca girdi göstergelerine değil; öğrenme kalitesine, öğrenci refahına, eleştirel düşünmeye, problem çözmeye, yaşam becerilerine, odaklanmaktadır. Rapor ise ağırlıklı olarak "girdi göstergeleri" üzerine kuruludur.

İdeolojik değil ama değer merkezli bir yaklaşım öne çıkıyor. Raporda; adalet, merhamet, doğruluk, çalışkanlık, vatanseverlik, aile bütünlüğü, gibi yirmi temel erdem vurgulanmaktadır. Bu yaklaşım dünya genelindeki karakter eğitimi anlayışlarıyla örtüşmektedir. Fakat eleştirel açıdan bakıldığında; değerler eğitiminin; çoğulculuk, demokratik vatandaşlık, ifade özgürlüğü, farklılıklara saygı, küresel vatandaşlık, boyutlarıyla nasıl dengeleneceği konusuna raporda yeterince yer verilmemiş.
200 sayfayı aşan raporda; öğretmen niteliği, kariyer basamakları, hizmet içi eğitimlerin etkililiği, öğretmen refahı, mesleki özerklik, öğretmen tükenmişliği, gibi konulara yeterince ağırlık verilmediği de görülüyor, oysaki OECD araştırmaları, eğitim sistemlerinin kalitesini belirleyen en önemli değişkenin öğretmen niteliği olduğunu söylerken üstelik.
 

OECD Bir Bakışta Eğitim 2025: Türkiye İçin Nicelikten Niteliğe Geçiş Zamanı

İkinci rapor ise OECD tarafından yayımlanan "Bir Bakışta Eğitim 2025" raporu. Bu rapor da Türkiye'nin son yıllarda eğitim alanında kayda değer bir niceliksel büyüme gerçekleştirdiğine odaklanmış olumlu görünen bir rapor.

Okullaşma oranlarındaki artış, lise mezunu olmayan gençlerin oranındaki düşüş ve yükseköğretime erişimde yaşanan genişleme, eğitim sisteminin kapsayıcılığı açısından önemli kazanımlar olarak değerlendirilmiş. Gerçekten de 25-34 yaş grubunda lise mezunu olmayanların oranının son beş yılda %41'den %28'e gerilemesi, Türkiye'nin eğitime erişim konusunda önemli bir mesafe kat ettiğini göstermektedir. Benzer şekilde yükseköğretimde uluslararası öğrenci oranının artması ve lisans programlarındaki mezuniyet oranlarının OECD ortalamalarının üzerinde gerçekleşmesi de dikkat çekici görünüyor.

Ancak raporun ortaya koyduğu veriler, niceliksel büyümenin tek başına yeterli olmadığını da göstermektedir. OECD ülkelerinde eğitim düzeyi yükseldikçe işsizlik oranları azalırken, Türkiye'de yükseköğretim mezunlarının işsizlik oranının lise mezunlarına yakın olması yıllardır söylediğim gibi yükseköğretim ile istihdam piyasası arasındaki bağın istenen düzeyde kurulamadığını gösteriyor.

Raporun satır aralarında yer alan asıl mesaj Türkiye’nin, daha fazla öğrenciyi sisteme dâhil etmesinden çok, sisteme giren öğrencilerin nitelikli öğrenme deneyimleri yaşamalarını sağlaması gerektiğidir. Başka bir ifadeyle, Türk eğitim sistemi için yeni dönemin temel sorusu "Kaç öğrenci okullaşıyor?" değil, "Öğrenciler ne kadar öğreniyor ve eğitim hayatına nasıl hazırlanıyor?" sorusu olmalıdır.

Eğitim politikalarının öğrenme kalitesi, öğretmen niteliği, fırsat eşitliği ve eğitim-istihdam ilişkisine odaklanması gerekmektedir. Çünkü sürdürülebilir kalkınmanın anahtarı, yalnızca daha fazla diploma sahibi bireyler yetiştirmek değil; aynı zamanda bilgi ve becerilerini ekonomik ve toplumsal yaşama aktarabilen bireyler yetiştirebilmektir. OECD'nin 2025 raporu, Türkiye'nin erişim konusunda önemli başarılar elde ettiğini, ancak artık nicelikten niteliğe geçiş sürecinin belirleyici olacağını açık biçimde ortaya koymaktadır. 

Üçüncü rapor ise UNESCO tarafından yayımlanan “Küresel Eğitim İzleme Raporu 2026: Erişim ve Eşitlik, 2030'a Geri Sayım”, raporudur.

Genel olarak bakıldığında UNESCO Küresel Eğitim İzleme Raporu 2026 (GEM 2026), önceki yıllardaki raporlara göre daha az "ne yapılmalı?" sorusuna, daha fazla "hangi ülkeler hangi koşullarda ilerleme kaydetti?" sorusuna odaklanan, erişim ve eşitlik ekseninde hazırlanmış oldukça önemli bir değerlendirme raporu görünümünde.

Sürdürülebilir kalkınma hedefleri kapsamında eğitimde erişim ve fırsat eşitliğinin mevcut durumunu değerlendiren bu rapor, 2030 yılına kadar evrensel eğitime ulaşma hedefinin büyük ölçüde gerçekleşemeyeceğini ortaya koyarken, son yirmi beş yılda eğitim sistemlerinde kaydedilen önemli ilerlemelere de dikkat çekmektedir. Böylece rapor, yalnızca eksiklikleri değil, ülkelerin farklı başlangıç koşulları altında elde ettikleri başarıları da görünür kılmaktadır.

Rapora göre dünya genelinde okullaşma oranları artmış olmasına rağmen, 2024 yılı itibarıyla yaklaşık 273 milyon çocuk ve genç hâlâ eğitim dışında bulunmaktadır. Diğer raporlarda da yer aldığı gibi UNESCO da, eğitimde temel sorunun artık yalnızca erişim olmadığını, asıl meselenin fırsat eşitliği olduğunu vurgu yapmaktadır. Bu nedenle kaynakların dezavantajlı bölgelere, yoksul ailelere, göçmenlere ve özel gereksinimli öğrencilere öncelik verecek biçimde dağıtılmasının önemine dikkat çekmektedir.

Türkiye açısından bakıldığında ise, raporda özellikle genç nüfusta okul dışında kalma oranlarının azaltılması konusunda önemli ilerlemeler kaydedildiği, bununla birlikte, eğitimde kapsayıcılık, bölgesel farklılıklar ve eşitlik politikalarının güçlendirilmesi gerektiğine de işaret edilmektedir. Bununla birlikte rapor tamamen karamsar değildir. 2000 yılından bu yana, İlkokul ve ortaöğretimde öğrenci sayısı %30 artmış, okul öncesinde %45, Yükseköğretimde ise %161'lik büyüme yaşanmıştır.

Raporda en dikkat çekici cümlelerden biri "Tarafsız finansman, eşitsiz bir sistemde statüküyü güçlendirir." Yani her okula eşit kaynak vermek, her öğrenciye aynı desteği sunmak, gerçek anlamda eşitlik sağlamamaktadır. Tam tersine; yoksul bölgeler, kırsal kesimler, göçmenler, engelli öğrenciler, dil dezavantajı yaşayan çocuklar lehine pozitif ayrımcılık yapılması gerektiği savunulmaktadır. Rapora göre dünyada ülkelerin yalnızca onda birinden daha azı gerçekten güçlü bir eşitlik odaklı finansman modeline sahiptir.
Tabii, UNESCO'nun yaklaşımı diğer raporlardan farklı değildir. Eskiden temel sorun; "Çocukları okula nasıl getiririz?" iken, bugün asıl soru; "Okula gelen çocuklar arasında fırsat eşitliğini nasıl sağlarız?" olmuştur. Bu nedenle; okul yemeği, burslar, şartlı nakit destekler, ulaşım desteği, aile yardımları, gibi mekanizmaların önemine özellikle vurgu yapılmaktadır.

Rapor doğrudan söylemese de, Türkiye açısından önemli çıkarımlara ulaşılabilir. Türkiye'de asıl sorun erişimden çok eşitsizliktir. Bugün Türkiye'de temel sorun artık çocukların okula ulaşması değildir. Asıl mesele; sosyoekonomik farklılıklar, bölgesel eşitsizlikler, özel okul-devlet okulu ayrışması, göçmen öğrenciler, deprem bölgesi, dijital eşitsizlik, gibi alanlarda ortaya çıkmaktadır. Aynı zamanda Türkiye'de eğitimde fırsat eşitsizliğinin önemli bir kısmı tam da sınav sisteminin ürettiği rekabette dayanmaktadır.
Birlikte değerlendirildiğinde bu üç rapor, Türk eğitim sisteminin önemli bir eşikten geçtiğini göstermektedir. Erişim ve okullaşma alanında kaydedilen ilerlemeler, yükseköğretime katılımdaki artış ve eğitim altyapısındaki gelişmeler önemli kazanımlardır. Ancak artık eğitim politikalarının başarısı yalnızca okul, derslik ya da mezun sayılarıyla ölçülmemektedir.
UNESCO, OECD ve Millî Eğitim Bakanlığı raporları farklı kavramlar üzerinden aynı gerçeğe işaret etmektedir: Eğitimde yeni dönemin temel meseleleri kalite, fırsat eşitliği, kapsayıcılık ve öğrenme çıktılarıdır. Merkezi sınav sisteminin baskısı, sosyoekonomik farklılıklar, eğitim-istihdam ilişkisindeki kopukluk, öğretmenlerin güçlendirilmesi ve dezavantajlı grupların desteklenmesi gibi başlıklar, önümüzdeki yıllarda eğitim politikalarının merkezinde yer almak zorundadır.

Dolayısıyla Türkiye açısından asıl mesele, daha fazla öğrenciyi sisteme dâhil etmekten çok, her öğrencinin potansiyelini gerçekleştirebileceği daha adil, daha kapsayıcı ve daha nitelikli bir eğitim sistemi inşa edebilmektir. Çünkü eğitimde gerçek başarı, yayımlanan raporlarda değil; öğrencilerin öğrenme deneyimlerinde, öğretmenlerin mesleki yaşamlarında ve toplumun eğitim sistemine duyduğu güvenin artmasında karşılığını bulduğunda anlam kazanacaktır.
Daha adil ve eşitlikçi bir dünya düzenine doğru…

Kaynakça.
https://www.unesco.org/gem-report/en/publication/equity-and-access
https://sgb.meb.gov.tr/yayinlarimiz/yayin/168
https://sgb.meb.gov.tr/yayinlarimiz/yayin/220

 

 

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.


Alparslan Dartan İstanbul PDR Şube Başkanı

03.Tem.2026

Söylem, Gerçeklik ve Türk Eğitim Sistemi; Üç Farklı Rapor, Gerçek Bir Sonuç!

 Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı* Millî Eğitim Bakanlığı – Eğitimin Yüzyılında 3 Yıl* UNESCO GEM 2026 – Erişim ve Eşitlik, 2030'a Geri...

22.May.2026

ARA TATİLLER, KİM HAKLI?

Alpaslan Dartan – Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı Prof. Dr. Ziya Selçuk: “Verimliliğin artırılması ve öğretmenlerimizin nefes alması”Prof. Dr. Yusuf Tekin: “Eğitim takvimi daha verimli, öğrencilerin...

02.May.2026

Eğitimi; Öğrenme, Adalet ve Anlam Üzerinden Yeniden Okuma

 Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı Güncel veriler ve saha gözlemleri ışığında eğitim sisteminin üç temel kriz ekseninde (verimlilik, adalet ve anlam) arayışı etrafında...

03.Nis.2026

Sahada: Cumhuriyetin Harcında Bilim ve Kadınlar

Alpaslan Dartan – Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı “TÜBA”’DAN “BİLİMLER AKADEMİSİ”’NE VE “SARKAÇ”A Bundan yaklaşık iki buçuk yıl önce Bilimler Akademisi’nin popüler bilim platformu olan Sarkac.org’...

03.Mar.2026

Eğitim Yönetiminde Veri Kültürü Üzerine Bir Değerlendirme

Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı  OKULLARDA VERİ VAR, KARAR YOK!  Geçmiş yıllarda danışmanlığını yaptığım bir kurumda kurum sahipleri ve yöneticileri ile yapılan bir iç...

29.Ara.2025

Türkiye’de Yükseköğretimin Yaygınlaşmasının Görünmeyen Bedeli

Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı ÖSYM'nin 2026 sınav takviminin yayımlanmasıyla birlikte üniversiteye hazırlanan milyonlarca öğrencinin merakla beklediği YKS tarihleri netleşti. Üç oturumdan oluşan...

26.Kas.2025

Eğitimde Değişen Roller: Ebeveyn’in Rolünü Kim Aldı?

Alpaslan Dartan - PDR Uzmanı / Eğitim Yöneticisi Türkiye’de eğitim sistemi son yıllarda yalnızca müfredat, sınav yapısı ve teknolojik araçlar açısından değil; ebeveyn, öğretmen ve öğrenci...

29.Eyl.2025

Gizli Ama Görünür Bir Tehlike: Üniversite Okumak Cazibesini Yitiriyor Mu?

Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı Haziran Eylül ayları Liselerden yeni mezun öğrenciler ile önceki yıllarda mezun olmuş gençlerin Üniversite okuma hayallerini gerçekleştirmeye yönelik...

30.Ağu.2025

Diploma Skandalı Özelinde; 2024-2025 Eğitim-Öğretim Yılına Eleştirel Bir Bakış

Alpaslan Dartan – Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı 2024-2025 eğitim-öğretim yılı, Türkiye eğitim sisteminin yıllardır biriktirdiği sorunların daha da derinleştiği, krizlerin daha bir görünür hale geldiği...

23.Tem.2025

Gençler Mutsuz ve Umutsuz

Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı Eğitimde yılın ve maalesef önceliğimiz özeti; ulusal sınavlara hazırlık, bu sınavların tamamlanması, sonuçların açıklanması ve bu sonuçların ışığında...

29.May.2025

Okul kavramı değişiyor mu?

Alpaslan DartanEğitim Yöneticisi – PDR Uzmanı  Millî Eğitim Bakanlığı, Mayıs ayında farklı tarihlerde ve farklı illerde Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamındaki uygulamaların ele alındığı "Öğretmenlerin Bakış...

24.Şub.2025

2. Dönem Hızlıca Yokuş Aşağı

Alpaslan Dartan Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı MEB'e bağlı okullarda eğitim alan yaklaşık 21 milyon öğrenci ve 1 milyon 200 bin civarındaki öğretmen 2024-2025 eğitim öğretim yılı...

04.Kas.2024

Şiddet Sarmalında Güvenli Okul / Güvenli Hayat

Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı Ülkesini tutkuyla sevenlerin oluşturduğu bir toplulukta insanların, tutkuyla bağlı oldukları değerleri korumaya, yaşatmaya çalışması beklenen ve olması gereken...

27.Eyl.2024

Eğitim Pahalı Mıdır? Eğitimin Değeri / Ederi Nedir?

Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı “Eğitimin pahalı olduğunu düşünüyorsanız, cehaletin bedelini hesaplayın.” Sokrates  MEB'e bağlı okullarda eğitim alan yaklaşık 21 milyon öğrenci ve 1...

23.Ağu.2024

Eğitimde Bakmak ile Görmek ve Türkiye Yüzyılı!

Alpaslan Dartan – Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı “İstiklalden İstikbale, Türkiye Yüzyılını inşa edecek nesiller yetiştirmek” (Yusuf Tekin) Bir birleşenler topluluğu olan devlet, yönetimi, yasası, felsefesi, politikası,...

27.Şub.2024

Özel okul velisi, öğretmeni ve okul sahipleri: Sesimizi duyan var mı?

 Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı Türkiye’de temel becerilerden yoksun, performans göstergelerine özellikle de sınava ve sonuçlarına odaklı bir eğitim anlayışı sürdürülürken eğitimde niceliksel...

06.Şub.2024

MEB’in ortak sınavlarının sonuçları hakkında neyi, ne kadar biliyoruz?

Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı Millî Eğitim Bakanlığı, geçen yıl Eylül ayında öğrencilerin gelişimini takip etmek, müfredatın işlenmesinde okullar arasında bütünlük sağlamak ve...

06.Kas.2023

Cumhuriyetin 100. Yılında Eğitim: Toplumcu mu, Bireyci mi?

Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR UzmanıMerak, kendi kendine öğrenme, deneysellik, keşif ve sorgulama, modern eğitimin ayar damgası olmalıdır. Bu tür bir eğitim yaratıcılığı...

24.Eyl.2023

Yeni dönem başlarken; Öğrenciler, Ebeveynler ve Öğretmenler

Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı Okullar açılırken öğrenciler, öğretmenler ve anne babalar için heyecanlı, endişeli bir süreç de başlamış oldu. Türkiye’de farklı yaş...

01.Eyl.2023

Hayat hep seçimlerden / tercihlerden ibaret midir?

Alpaslan Dartan – Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı  İnsanoğlu normal koşullarda doğar, büyür, gelişir, gençleşir, olgunlaşır, yaşlanır ve nihayetinde ölür, doğanın yasası böyle, elbette buna diyecek...


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.