Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı
Her yıl haziran ayı, Türkiye'de milyonlarca öğrenci, veli ve eğitimcinin ortak gündemini belirleyen iki büyük sınava ev sahipliği yapıyor. Liselere Geçiş Sistemi (LGS) ve Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS), yalnızca öğrencilerin akademik yolculuğunda bir dönüm noktası değil; aynı zamanda eğitim sistemimizin hangi becerileri önceliklendirdiğini, okulların öğrencileri ne ölçüde geleceğe hazırlayabildiğini ve toplumun başarı algısını da yansıtan önemli göstergelerden biridir.
2026 yılında gerçekleştirilen sınavlar da bu yönüyle yalnızca sınav salonlarında yaşanan birkaç saatin değil, yıllara yayılan bir eğitim sürecinin değerlendirmesi niteliğindedir. Bu nedenle LGS ve YKS'yi "zor muydu, kolay mıydı?" tartışmasının ötesinde okumak gerekir.
SAYILAR NE SÖYLÜYOR?
2026 LGS'ye Millî Eğitim Bakanlığının verilerine göre yaklaşık 1 milyon 22 bin öğrenci katıldı. Sınav, Türkiye genelinde 81 ilde ve yurt dışındaki sınav merkezlerinde sorunsuz biçimde gerçekleştirildi. YKS ise ölçeği bakımından dünyanın en büyük merkezi sınavlarından biri olmayı sürdürdü. Bu yıl yaklaşık 2 milyon 425 bin aday üniversite hayaliyle sınava başvurdu. Bunların yaklaşık 1,3 milyonu kadın, 1,1 milyonu erkek adaylardan oluşuyordu. TYT, AYT ve YDT oturumları 20–21 Haziran tarihlerinde tamamlandı.
Bu rakamlar tek başına bile eğitim sistemimizin nasıl büyük bir toplumsal sorumluluk taşıdığını göstermektedir. Çünkü sınavlara giren yalnızca öğrenciler değildir; aynı zamanda ailelerin beklentileri, öğretmenlerin emekleri ve okulların eğitim anlayışları da bu süreçte sınanmaktadır.
2026 Sınavlarının Ortak Mesajı; Bu yıl hem LGS hem de YKS sonrasında eğitimciler arasında öne çıkan ortak değerlendirme, sınavların artık salt bilgi ölçmekten çok bilgiyi kullanma becerisini ölçmeye yöneldiğidir.
Öğrencilerden;
Uzun metinleri dikkatle okuyabilmeleri, farklı bilgiler arasında ilişki kurabilmeleri, problem çözme stratejileri geliştirebilmeleri, zaman baskısı altında doğru karar verebilmeleri beklenmiştir. Özellikle matematik sorularının yalnızca işlem becerisini değil, muhakemeyi ve stratejik düşünmeyi öne çıkarması dikkat çekmiştir. Benzer biçimde Türkçe testlerinde okuduğunu anlama ve çıkarım yapma becerileri belirleyici olmuştur. Aslında bu yaklaşım yeni değildir. Son yıllarda Millî Eğitim Bakanlığının da sıklıkla vurguladığı "beceri temelli ölçme" anlayışı, sınav sorularına giderek daha belirgin biçimde yansımaktadır.
EZBERDEN BECERİYE GEÇİŞ
Uzun yıllar boyunca Türkiye'de sınav başarısı büyük ölçüde bilgi tekrarına ve yoğun soru çözmeye dayalı bir hazırlık kültürü oluşturdu, bugün ise tablo değişmektedir. Artık öğrenciler; bilgiyi ezberlemekten çok, bilgiyi yorumlamak, farklı disiplinler arasında ilişki kurmak, yeni durumlara transfer edebilmek zorunda kalıyorlar.
Bu değişim olumlu olmakla birlikte önemli bir soruyu da beraberinde getirmektedir; Okullarımız gerçekten bu becerileri kazandırabiliyor mu? Çünkü ölçme anlayışı değişirken öğretim anlayışı aynı hızla değişemediğinde öğrenciler doğal olarak zorlanmaktadır.
ÖĞRETİM İLE ÖLÇME ARASINDAKİ UYUMSUZLUK
Bugün birçok okulda hâlâ konu anlatımı merkezli bir öğretim modeli sürmektedir. Oysa sınavlarda; analiz, sentez, yorum, çıkarım, problem çözme becerileri ölçülmektedir. Bu durum öğrencilerin sıkça dile getirdiği "Konuyu biliyordum ama yapamadım." cümlesini açıklamaktadır.
Sorun çoğu zaman bilgi eksikliği değildir. Sorun, bilginin kullanılabilir hâle getirilememesidir. Bu nedenle öğretmenlerin sınıf içinde sordukları sorular ile merkezi sınavlarda karşılaşılan sorular arasındaki niteliğin giderek birbirine yaklaşması gerekmektedir. Bu da son yıllarda hızlanmış görünüyor.
REHBERLİK DAHA DA ÖNEM KAZANMALIDIR
LGS ve YKS artık yalnızca akademik bilgi sınavı olmaktan çıkmıştır. Aynı zamanda; stres yönetimi, dikkat kontrolü, zaman planlaması, motivasyon, psikolojik dayanıklılık sınavıdır. Bugün birçok öğrenci yeterli bilgiye sahip olmasına rağmen sınav anındaki kaygı nedeniyle gerçek performansını ortaya koyamamaktadır. Bu nedenle okullarda rehberlik hizmetlerinin yalnızca tercih dönemlerinde değil, tüm eğitim yılı boyunca öğrencinin akademik ve psikolojik gelişimini birlikte destekleyen bir yapıya dönüşmesi gerekmektedir.
2026 LGS ve YKS bir kez daha göstermiştir ki eğitim sistemimiz artık öğrencilerden yalnızca bilgiyi hatırlamalarını değil, bilgiyi anlamlandırmalarını ve yeni durumlarda kullanmalarını beklemektedir. Bu değişim yalnızca sınavların değil, öğretim yöntemlerinin, ölçme-değerlendirme anlayışının ve okul kültürünün de yeniden düşünülmesini zorunlu kılmaktadır.
İşte tam da bu nedenle LGS ve YKS'yi yalnızca sonuçların açıklandığı gün konuşup unutmak yerine, eğitim sistemimizin güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini değerlendirmek için önemli bir fırsat olarak görmek gerekir.
LGS ve YKS sonuçları henüz açıklanmadan bile eğitim dünyasında dikkat çeken ortak bir kanaati; Artık merkezi sınavlar, yalnızca öğrencinin ne bildiğini değil, bildiğini nasıl kullandığını ölçüyor tıpkı bire bir benzemese de PISA, TIMSS, PIRLS gibi uluslararası ölçüm sınavlarındaki olduğu gibi. Bu değişim, son yıllarda adım adım hissediliyordu; ancak 2026 sınavları bu yaklaşımın kalıcı hâle geldiğini açık biçimde ortaya koydu.
Son yıllarda giderek hızlanan sınav yapısı beş ana temel üzerinde şekilleniyor.
* Okuduğunu Anlama Artık En Temel Akademik Beceri Oldu; Bu durum okullara da önemli bir sorumluluk yüklemektedir. Okuma kültürü yalnızca Türkçe öğretmenlerinin değil, tüm branşların ortak hedefi hâline gelmelidir.
* Deneme Sınavlarının Niteliği, Sayısından Daha Önemli Hale Geldi; Eğitim ortamlarında hâlâ "kaç deneme çözdün?" sorusu sıkça soruluyor. Oysa artık asıl soru şu olmalıdır: "Çözdüğün denemelerden ne öğrendin?"
* Matematik Bilgiden Çok Muhakeme Ölçüyor; Son yıllarda öğrencilerin en çok zorlandığı alanların başında matematik geliyor. Bunun temel nedeni soruların zorlaşması değil, beklentinin değişmesidir. Artık öğrenciden yalnızca işlem yapması beklenmiyor. Soruyu analiz etmesi, verilen bilgileri ayıklaması, doğru stratejiyi belirlemesi ve bazen birden fazla matematiksel kavramı aynı problem içinde kullanması isteniyor. Bu değişim, ders işleme yöntemlerini de yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Yüzlerce benzer soru çözmek yerine farklı problem türleri üzerinde düşünmeye zaman ayıran öğrenciler daha başarılı oluyor.
* Akademik Dayanıklılık En Az Akademik Bilgi Kadar Önemli; Sınav anında yaşanan kaygı, zaman baskısı ve performans stresi birçok öğrencinin gerçek potansiyelini göstermesini engelleyebilmektedir. Bu nedenle okulların görevi yalnızca akademik başarıyı artırmak değil; öğrencilerin belirsizlikle baş etme, hata karşısında yeniden toparlanma ve sınav sürecini sağlıklı yönetme becerilerini de geliştirmektir.
* Başarı Artık Ortak Bir Eğitim Kültürünün Ürünü Haline Geldi; Nitelikli öğretim, güçlü okul kültürü, etkili rehberlik hizmetleri, bilinçli veli desteği ve öğrencinin öz düzenleme becerileri birlikte çalışıldığında sürdürülebilir başarı ortaya çıkmaktadır.
TEKRAR BAŞA DÖNECEKSEK
Bu sınavların sonuçlarının ya da etkilerinin önceki yıllardan çok farklı olmayacağı aşikâr. Sınavlar yapıldı, sonuçlar açıklandı ya da açıklanacak, biraz sevinç, biraz üzüntü ve hayal kırıklığı sonrasında da tercihler. Ve maalesef ki küçük bir azınlık dışında tercihlerde ana rol elimize aldığımız sınav sonuç belgesinin bize sunduğu yerleştirme seçeneklerinde olacak.
İyi ya da kötü her aday hem LGS’de hem de YKS’ de üniversite tercihlerini yaparken yerleşebilecekleri üniversite ve bölümler arasında kısa ve zor bir zamana sıkıştırılmış daralma hissi ve zorunlulukla gelen tercih stresi süreci yaşayacaklar.
Okulların önündeki yeni gündem, daha fazla test değil, daha nitelikli öğrenme olmalı mesele, daha fazla test çözmek değil; öğrencilerin düşünme biçimini geliştirmektir. Bugün artık biliyoruz ki başarıyı belirleyen tek unsur bilgi değildir. Bunu bilerek hareket etmeli, çünkü sınavlar okulların öğretim anlayışını, rehberlik hizmetlerinin etkililiğini, ailelerin çocuklarına yaklaşımını ve eğitim politikalarının sahadaki yansımalarını gösteren barometrelerdir ayrıca.
Bütünsel yaklaşım ve bütünsel değişim…
YASAL UYARI:
Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.