Logo

Kadınlara açık mektup…

Kategori: Yusuf Tavukçuoğlu
Perşembe, 12 Mart 2015 11:48 tarihinde oluşturuldu



Kadınlara açık mektup…

Geleceğimizi yetiştiren Değerli Kadınlarımız,

En değerli kaynağımız olan o güzel özgürce yaşamınızı kimler için ya da kimin ilkeleri ile sürdürüyorsunuz? Neden ya da niçin sorularını sorup cevap aldınız mı hiç? Hiç düşündünüz mü acaba, istemediğiniz halde nelere katlandığınızı ya da çok isteyip de yaşayamadığınız şeylerin neler olduğunu?  Siz düşünmediyseniz de sizlerin adına ben düşünüyor ve yazıyorum. Lütfen sizler de okuyun. Elbette satırlar arasında size ait bir şeyler de bulacaksınız.

Gülen tüm yüzler güzeldir; ağlayan gözler ise, yüreğinizdeki sevginin çağlayanıdır.

Günümüzde insana en acı veren şey büyük bir çarkın küçük bir dişlisi olmak, bir robot gibi yaşamak, toplumun benimsediği ve beklediği rolleri asla “ben” olamadan üstlenmek.

Özgürlüklerinizden vazgeçmek mutlu olmanın en garantili, en rahat yolu gibi görünür başlangıçta. Ama zaman ilerledikçe siz bir şeylerden vazgeçtikçe taleplerin bitmediğini arttığını göreceksiniz. Herkes gibi hareket etmediğiniz zaman yalnız kalmaktan, reddedilmekten, etiketlenmekten korktunuz. Bütün bunları göze alıp kendiniz olamadınız, değil mi?

Başkaları istemedi diye acaba kaç kez hayallerinizden, arzularınızdan vazgeçtiniz, bir düşünün. Onu ver, bunu ver, şunu ver derken kendinize ait hayatta neyiniz kaldı biliyor musunuz?

Kadınların daha modern bir ortamda yaşadıkları düşüncesi mevcut olmakla birlikte bu günümüz koşullarında  doğru değil. Aslında kadının yaşamında hiçbir şey tam anlamıyla değişmemiş, sadece şekil değiştirmiş durumda. Kadının üzerindeki baskı farklı tekniklerle ama aynı kararlılıkla devam ediyor. Kadınlar ister üniversite mezunu olsun ya da olmasın, ister çalışıyor olsun ya da olmasın, ister maddi özgürlüğü olsun ya da olmasın hala kendileri olamamakta.

Bilmiyorum, bir işiniz var mıdır? Yönetici misiniz veya değil misiniz?

Ama ben biliyorum ki insanlar, ilk önce kendilerinin yöneticisi olmalıdır.

İşinizde ve yaşamınızda birileri bir şeyler mi dayatıyor? Bu dayatmanın karşısında siz bunu sineye mi çekiyorsunuz?      Size sunulan seçeneklerin dışında sizin de bir seçeneğiniz yok mu? Ya da gerek görmüyorsunuz da var olan seçeneklerden birini mi seçiyorsunuz? Herhalde öyle oluyor.

Arkadaşlarınızı, işinizi, yaşam tarzınızı hatta giyim tarzınızı bile siz belirleyemiyorsunuz, kendinizden fedakarlık ederek aileniz, çevreniz kısaca toplum nasıl bir kalıp istiyorsa kimliğinizi, kişiliğinizi, benliğinizi, duygularınızı, düşüncelerinizi bir kenara atıp o kalıba giriyorsunuz. Peki mutlu olabiliyor musunuz? Hayır, çünkü siz kendiniz olamadınız, kendinize bile yabancı bir başkası oldunuz. Bu yeni kimliği; aklınız kabul etse duygularınız kabul etmedi, duygularınız kabul etse aklınız kabul etmedi. Başkalarını mutlu ettiniz ama, içinizdeki o çatışmanın sesini dindiremediniz değil mi? Bunları düşünürken özgürlüğünüz, kişiliğiniz; size sadece size ait olan tüm değerleriniz de sizi tek tek terk etti.

Değerli Dostlarım, ’özgür birey’’ dedik, ‘’özgür iş yaşamı’’ dedik. İsterseniz biraz da hepimizin genelde yaşadığı ama seslendiremediğimiz sevgilerimiz veya aşklarımızla ilgili özgürlüklerimizden yazalım.

Hiç kimseyi ya da hiçbir şeyi düşünmeden çok sevdiğiniz bir arkadaşınızla, bir dostunuzla sadece ve sadece o anı yaşayabiliyor musunuz? Kendinize, arkadaşınıza ve o ilişkiye olan saygınızı göstermek için, o anı kendinize ayırabiliyor musunuz? Pek zannetmiyorum. Çünkü siz özgür bir birey değilsiniz,  özgürce düşünüp düşündüklerinizi özgürce yaşayabilseydiniz eğer, öncelikli seçenekleriniz çok daha farklı olacaktı.  Bu düşüncemde yanılıyor olabilirim.

Zaman geçiyor, yaş ilerliyor. Bir gün aklınıza yaşamınızdan geriye doğru bir dönüp bakmak geliyor. Görüyor, hissediyor, anlıyorsunuz ki sizi hayata bağlayan, size ait ne varsa, o mutlu etmeye çalıştığınız kişiler tarafından sömürülüp bitirilmiş. Bu cümlemin sonunda sizden şöyle bir ses geldiğini hissediyorum: Bizim yaşamımızda bize bir şey kalmadı mı? Tabiî ki kaldı. Size kalan sadece ve sadece fotokopisi çekilmiş çizgileri pek belli olmayan bir hayat... Derine dalıp bir düşünün... Birçok kişinin katkılarıyla oluşmuş asla size ait olmayan, aslında kime ait olduğu da belli olmayan bir hayat...

Özgür olmanın sorumluluğunu alabilme cesareti gösteremezseniz yaşadığınız hayat asla size ait olmayacaktır. Ya özgürlüğünüz için mücadele edip hayatınızın iplerini elinize alacaksınız ya da özgürlüğünüzden vazgeçip ipleri başkalarının ellerine vereceksiniz. Aksi halde zaman zaman ipi tutanlar değişse de ipin ucundaki yönetilen hep siz olacaksınız.

Sevgili Dostlarım, özgürlük anlamında kendimi de sorguluyorum. Acaba ben de özgürce düşünüp özgürce yaşayabiliyor muyum? Herhalde cevabı vermek de bana düşüyor. Ama hiç zannetmiyorum. Ben sadece yaşayamadığımız gerçekleri yansıtmaya çalışıyorum.

Müsaade ederseniz yazımı şöyle bitirmek istiyorum. Bir başkasını mutlu etmek istiyorsanız, bunu kendiniz mutlu olacaksanız yapın. Aksi takdirde yaptığınızın lügatlarda yeri yoktur.

Yaşantınızda; gülerken, ağlarken, severken, üzülürken hep önce kendiniz düşünün. Kendiniz mutlu değilseniz ve özgürce düşünemiyorsanız başkalarına vereceğiniz bir şeyiniz yok demektir.

Bence attığınız her adımda, yaptığınız her işte başkaları “Ne der?”  diye düşünmeyin. Başkalarını mutlu etmenin yollarını arayana kadar kendi mutluluğunuzu ön plana çıkarın. Çünkü kendine güvenen, kendini mutlu hisseden, çevrelerine daima pozitif değerler kazandıran insanlar özgür insanlardır

Herkesi mutlu etmeye çalışmak, kendiniz dahil herkesi mutsuz kılmak demektir. Unutmayalım.

Bu yazıda yazdıklarımdan dolayı beni yanlış anlamanızı istemem. Hayatınızı yaşarken kendinizi başkalarından soyutlayarak yaşayın, demiyorum. O zaman yaşamın bir anlamı ve tadı olmaz. Benim söylemek istediğim, sizin bu toplumu oluşturan, özgürce düşünen, konuşan ve yaşayan bireyler olduğunuzu hissetmenizdir. Bu değerler, sizi tüm kötülüklerden koruyacaktır. Çünkü siz varsınız, değerlisiniz. Yaşıyor ve yaşatıyorsunuz.

Kısacası, her zaman tribünde değil; zaman zaman da sahaya inin. Kendi hayatınızı kendiniz kurup kendiniz yaşayın ki geriye dönüp düşündüğünüzde keşkelerle dolu cümleler olmasın. “İyi ki yaşadım!” cümlesi, hayat hikâyenizin tamamı olsun.

Hayatınıza “keşke”ler değil, “iyi ki”ler hakim olsun.

Hepinize yaşam boyu özgürce düşünme, konuşma, yaşama şansının verilmesini diliyorum.

Yusuf TAVUKÇUOĞLU

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.