Amaca ve konuya uygun olmak üzere hemen her derste yaratıcı dramanın bir yöntem olarak uygulanabileceğini ifade eden Çağdaş Drama Derneği Yönetim Kurulu Genel Başkanı Doç. Dr. Ömer Adıgüzel, eğitimde ve toplumsal yaşam içinde yaratıcı dramanın yaygınlaşması ve gelişmesi için ise yaratıcı drama eğitimi lisans programlarının açılması ve MEB sertifikası veren eğitim kurumlarının çok iyi denetlenmesi gerektiğini vurguluyor.
1990 yılından beri faaliyetlerini sürdüren Çağdaş Drama Derneği hakkında bilgi alabilir miyiz? Dernek olarak hangi faaliyetleri gerçekleştiriyorsunuz?
Dernek olarak eğitimde, tiyatroda ve sosyal yaşamda yaratıcı dramayı bir ders ve yöntem olarak yaygınlaştırmak, oyun ve doğaçlamalar aracılığı ile daha yaratıcı, daha demokratik, daha empatik bireylerin yetiştirilmesini ve estetik davranışların geliştirilmesini amaçlıyoruz. Türkiye’de bu alanda çalışmalar yürüten ilk derneğiz. Bu nedenle bizlerin önünde hemen hemen hiç örnek bir kuruluş olmadığı için Türkiye’deki tüm yaratıcı drama eğitimine ilişkin tasarıları, kuralları, aşama sistemini ve en önemlisi Milli Eğitim Bakanlığı onaylı Yaratıcı Drama Eğitmeni Yetiştirme Programı’nı bizler tasarladık, kurguladık ve yaşama geçirdik. Çocuk, ergen, ev kadınları, emekli erkekler gibi özel amaçlı atölyelerimizin dışında drama eğitmeni yetiştirme programlarımız çok yoğun ilgi ile takip ediliyor ve talep de bu konuda fazla… Ayrıca Ya da gibi yaratıcı drama yaşantı atölyeleri ve SOBE gibi sosyal beceri eğitimlerini yaratıcı drama aracılığı ile gerçekleştiriyoruz.
Bunların yanında yılda iki kez olmak üzere Yaratıcı Drama Dergisi’ni yayımlıyoruz. Her yıl Ankara başta olmak üzere şube ve temsilcilerimizin bulunduğu illerde Eğitimde Yaratıcı Drama Kongreleri düzenliyoruz.
24. kongremizi 2-5 Nisan 2015 tarihleri arasında Ege Üniversitesi’nde gerçekleştireceğiz. Bu seminer ve kongrelerimizin sonunda tüm çalışmaları kitap olarak yayınlıyoruz.
Ulusal olduğu kadar uluslararası alanda da çok etkin bir dernek olduğumuz söylenebilir. BAG Spiel Und Theater, İDEA ve EDERED gibi üç uluslararası kuruluşun üyesiyiz ve bu kuruluşlarda hem derneğimizi hem de Türkiye’yi temsil ediyoruz.
İki yıl önce Seferihisar Belediyesi işbirliği ile EDERED (Avrupa Drama Buluşmaları)’in büyük buluşmasını organize etmiştik. 2016’da ise İDEA’nın Dünya Kongresi’ni Ankara’da düzenleyeceğiz.
Üniversite dâhil hemen her eğitim basamağında bulunan öğretmen ve öğretim elemanlarına hizmet içi eğitimler vererek alana yaratıcı drama eğitmeni/lideri yetiştiriyorsunuz. Bu eğitimlerin süresi ve içeriğinden bahsedebilir misiniz?
Bizim eğitimlerimiz değişik boyut ve basamaklarda yürüyor. Ancak en eski ve kapsamlı eğitimimiz MEB Onaylı Yaratıcı Drama Eğitmenliği/Liderliği kursudur. Bu kurs MEB onaylı ilk kurs programıdır. Türkiye’de Drama eğitimi veren tüm MEB Onaylı kurumlar bu programa uygun olarak eğitim vermek zorundalar… Bu eğitimler 320 tam saat üzerinden disiplinlerarası bir eğitim programından oluşuyor. Eğitim programımız genel olarak, temel düzeyde eğitim bilimlerinin bazı alanları, tiyatro eğitimi, diğer sanatlar ve yaratıcı drama alan eğitiminden oluşuyor.
Bir yaratıcı drama eğitmeninde hangi özellikler bulunmalıdır?
Elbette her şeyden önce bir alan bilgisine sahip olmalıdır. Alan açısından drama eğitmeni hangi yaş grubuna yönelik olursa olsun yaratıcı dramaya ilişkin bir programı tasarlayan, uygulayan ve değerlendirebilen bir birikime ve becerilere sahip olmalıdır. Bunun yanında programda belirtilen diğer alanlardan yararlanan, bu alanlarla sürekli işbirliğinde olması gereken bir özelliğe de sahip olmalı. Her şeyden önce alanın akademik geleneklerine bağlı, etik kurallardan hiç şaşmadan ilkeli ve tutarlı bir eğitim süreci içerisinde hareket etmeli, bu özelliklerden taviz vermeden çalışmalarını yürütmelidir.
HER DERSTE YARATICI DRAMADAN YARARLANILABİLİNİR
Eğitim süreçlerinde yaratıcı drama kullanmanın önemi nedir? Neden bu yöntemden faydalanmak gerekiyor? Ayrıca hangi dersler yaratıcı drama ile öğretilmeye uygun?
Amaca ve konuya uygun olmak üzere hemen her derste yaratıcı drama bir yöntem olarak uygulanabilinir, yaratıcı dramadan yararlanılabilinir. Özellikle sosyal bilimler alanlarının hemen hemen tamamında bu yöntem uygulanabilir. Eğitim süreçlerinde yaratıcı dramanın bir ders ya da yöntem olarak kullanılmasının önemi eğitimin amaç ve işlevlerinde bulunmaktadır. Yaratıcı drama ile eğitimin amaçlarına uygun, yaşantılara dayalı olarak bir eğitim süreci gerçekleştirilir. Burada pek çok beceri geliştirilirken en önemlisi kalıcı olarak estetik davranışların geliştirilmesi amaçlanır. Ayrıca bireyin tüm gelişim (bilişsel, duyuşsal, psiko-motor) alanlarına eş zamanlı olarak uygun ve tümel bir eğitimin gerçekleştirilme olanağı yaratıcı drama ile daha olanaklıdır.
Dünyada ve ülkemizde eğitim süreçlerinde yaratıcı dramadan faydalanmaya ne zaman başlanıldı? Eğitim süreçlerinde yaratıcı dramadan hangi ülkeler daha çok faydalanıyor ve bu ülkelerdeki yaratıcı drama eğitimlerini anlatabilir misiniz?
Dramanın gelişiminde, 18.yüzyılda gelişen ve sanatı olduğu kadar eğitimi de etkileyen romantizmin etkisi bulunur. Bu düşüncenin temelinde, öğrenenin merkeze alındığı, onun duygularının önemli olduğu düşüncesi yatar. Bu düşünceye uygun olarak eğitimde bireysel duyarlığın ön planda olduğu bir anlayış söz konusu olmaya başlamış, endüstrileşme ile gelen insancıllıktan uzaklaştıran anlayışın aksine duyu ve duygu odaklı uğraşlar önemsenmeye başlanmıştır. Okullarda eğitimde dramayı savunanlar, eğitimde insancıl, çocuk merkezli olmaya ve bireyselliğe önem vermişlerdir. Böylece drama okullara, çocuğun merkezde olduğu ve kendini ifade etmede etkili bir yöntem olduğu anlayışı ile girmiştir.
Drama, İngiltere üzerinden Avrupa’ ya, özellikle Dorothy Heathcote’ un çalışmaları ile diğer ülkelere de yayılmış, okulların eğitim programlarında yer almıştır. Bu anlayışın diğer temsilcileri Harriet Finlay Johnson, Caldwell Cook, Peter Slade, Brain Way, David Hornbrock, Cecil O’Neill, Gavin Bolton, Richard Curtney, diğer ülkelerde ise Winifred Ward, Viyola Spolin, Neli McCaslin, Hans Wolfgang Nickel’ dir.
Bugün yaratıcı drama alan ve yönteminden en çok yararlanan ülkeler başta İngiltere, Almanya ve Kuzey Avrupa ülkeleridir. Türkiye’de yaratıcı drama eğitimi ve geleneği pek çok Avrupa ülkesinden çok öncedir ve gelinen nokta da yine iyi bir seviyededir.
Türkiye’de ise dramanın gelişimi, öğretim programlarında Cumhuriyet Dönemi’nden beri “temsil” veya “dramatizasyon” adıyla ve daha çok bir yöntem olarak yer alır. Selahattin Çoruh’un “Okullarda Dramatizasyon” ve Emin Özdemir’in “Uygulamalı Dramatizasyon” adıyla yazdığı kitapçıklar dramatizasyonu bir yöntem olarak ele almış ve daha çok metin odaklı canlandırmaları içeren örneklere yer vermiştir. Bu iki kitapçık, Türkiye’de drama dünyasının en somut izlerini taşır.
Türkiye’de drama, bugünkü anlamda, İnci San ile Tamer Levent’in 1980’li yıllarda yaptığı çalışmalar ile başlar. 1985 yılı, Türkiye’de ilk kez Uluslararası Eğitimde Yaratıcı Drama Semineri’nin yapıldığı yıldır. Bu nedenle bu tarih, bir yönüyle Türkiye’de drama hareketinin de başlangıcını oluşturur.
1990’lı ve 2000’li yıllarda Ankara Üniversitesi’nde lisans üstü dersler ve “Yaratıcı Drama” adıyla lisans üstü programların açılması, Uluslararası Eğitimde Yaratıcı Drama seminer ve kongrelerin düzenli olarak gerçekleştirilmesi, eğitim fakültelerinin pek çok bölümünde drama derslerinin zorunlu olarak yer alması, Millî Eğitim Bakanlığı’nın değişik kademelerinde drama dersinin seçmeli olarak yer alması, drama programlarının geliştirilmesi, Anadolu Üniversitesi’nde “Eğitimde Yaratıcı Drama” alanında lisans üstü programın açılması, Türkiye’de alanın yaygınlaştırılması için doğrudan konu odaklı çalışmaları yapan ve MEB onaylı drama eğitmenliği programlarını yürüten sivil toplum örgütleri ve diğer kuruluşların (Çağdaş Drama Derneği vd.) kurulması, bu kurumların ulusal ve uluslararası düzeylerde yaptığı çalışmalar ile üniversitelerde yazılan lisans üstü tezler ve yüzlerce akademik yayın Türkiye’de drama eğitiminin geldiği önemli bir aşamayı göstermektedir.
Yaratıcı dramanın eğitim-öğretim sürecinde kullanılabilmesi için ne gibi koşullar gereklidir?
Tüm öğretmenler bu eğitimi uygulayacak düzeyde yaratıcı drama eğitimi almalarıdır. Bu eğitim yaratıcı dramanın yöntem boyutunun işe koşulması açısından önemlidir. Ayrıca drama öğretmenliği lisans programı da açılmalıdır ki Ankara Üniversitesi’nde bu tür programın açılması çalışmaları devam etmektedir.
DRAMA SADECE OYUN OYNATMAK DEĞİLDİR
Ülkemizde eğitimde ve toplumsal yaşam içinde yaratıcı drama alanının yaygınlaşması ve gelişmesi için neler yapılmalı?
Bir önceki soruda da belirtildiği gibi yaratıcı drama eğitimi için lisans programları açılmalı, özellikle MEB sertifikası veren eğitim kurumları çok iyi denetlenmelidir. Ne yazık ki eğitimin tam içinde olmadan, proje uygulamaları tam yapılmadan bu programdan mezun olanlar söz konusu olabiliyor ya da çok kısa süreli hizmet içi eğitimlerde bu dersin yürütüleceği var sayılıyor. Oysa bu olanaklı değildir. Drama sadece oyun oynatmak da değildir. İçinde doğaçlamanın, rol oynamanın olmadığı süreçlerin yaratıcı drama olarak adlandırılması da doğru değildir. Alan eğitimi tam olarak yapılmalı daha sonra da pek çok kereler çalışmalar yürütülerek deneyimler kazanılmalıdır.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Grupsuzlar
Amaca ve konuya uygun olmak üzere hemen her derste yaratıcı dramanın bir yöntem olarak uygulanabileceğini ifade eden Çağdaş Drama Derneği Yönetim Kurulu Genel Başkanı Doç. Dr. Ömer Adıgüzel, eğitimde ve toplumsal yaşam içinde yaratıcı dramanın yaygınlaşması ve gelişmesi için ise yaratıcı drama eğitimi lisans programlarının açılması ve MEB sertifikası veren eğitim kurumlarının çok iyi denetlenmesi gerektiğini vurguluyor.
1990 yılından beri faaliyetlerini sürdüren Çağdaş Drama Derneği hakkında bilgi alabilir miyiz? Dernek olarak hangi faaliyetleri gerçekleştiriyorsunuz?
Dernek olarak eğitimde, tiyatroda ve sosyal yaşamda yaratıcı dramayı bir ders ve yöntem olarak yaygınlaştırmak, oyun ve doğaçlamalar aracılığı ile daha yaratıcı, daha demokratik, daha empatik bireylerin yetiştirilmesini ve estetik davranışların geliştirilmesini amaçlıyoruz. Türkiye’de bu alanda çalışmalar yürüten ilk derneğiz. Bu nedenle bizlerin önünde hemen hemen hiç örnek bir kuruluş olmadığı için Türkiye’deki tüm yaratıcı drama eğitimine ilişkin tasarıları, kuralları, aşama sistemini ve en önemlisi Milli Eğitim Bakanlığı onaylı Yaratıcı Drama Eğitmeni Yetiştirme Programı’nı bizler tasarladık, kurguladık ve yaşama geçirdik. Çocuk, ergen, ev kadınları, emekli erkekler gibi özel amaçlı atölyelerimizin dışında drama eğitmeni yetiştirme programlarımız çok yoğun ilgi ile takip ediliyor ve talep de bu konuda fazla… Ayrıca Ya da gibi yaratıcı drama yaşantı atölyeleri ve SOBE gibi sosyal beceri eğitimlerini yaratıcı drama aracılığı ile gerçekleştiriyoruz.
Bunların yanında yılda iki kez olmak üzere Yaratıcı Drama Dergisi’ni yayımlıyoruz. Her yıl Ankara başta olmak üzere şube ve temsilcilerimizin bulunduğu illerde Eğitimde Yaratıcı Drama Kongreleri düzenliyoruz.
24. kongremizi 2-5 Nisan 2015 tarihleri arasında Ege Üniversitesi’nde gerçekleştireceğiz. Bu seminer ve kongrelerimizin sonunda tüm çalışmaları kitap olarak yayınlıyoruz.
Ulusal olduğu kadar uluslararası alanda da çok etkin bir dernek olduğumuz söylenebilir. BAG Spiel Und Theater, İDEA ve EDERED gibi üç uluslararası kuruluşun üyesiyiz ve bu kuruluşlarda hem derneğimizi hem de Türkiye’yi temsil ediyoruz.
İki yıl önce Seferihisar Belediyesi işbirliği ile EDERED (Avrupa Drama Buluşmaları)’in büyük buluşmasını organize etmiştik. 2016’da ise İDEA’nın Dünya Kongresi’ni Ankara’da düzenleyeceğiz.
Üniversite dâhil hemen her eğitim basamağında bulunan öğretmen ve öğretim elemanlarına hizmet içi eğitimler vererek alana yaratıcı drama eğitmeni/lideri yetiştiriyorsunuz. Bu eğitimlerin süresi ve içeriğinden bahsedebilir misiniz?
Bizim eğitimlerimiz değişik boyut ve basamaklarda yürüyor. Ancak en eski ve kapsamlı eğitimimiz MEB Onaylı Yaratıcı Drama Eğitmenliği/Liderliği kursudur. Bu kurs MEB onaylı ilk kurs programıdır. Türkiye’de Drama eğitimi veren tüm MEB Onaylı kurumlar bu programa uygun olarak eğitim vermek zorundalar… Bu eğitimler 320 tam saat üzerinden disiplinlerarası bir eğitim programından oluşuyor. Eğitim programımız genel olarak, temel düzeyde eğitim bilimlerinin bazı alanları, tiyatro eğitimi, diğer sanatlar ve yaratıcı drama alan eğitiminden oluşuyor.
Bir yaratıcı drama eğitmeninde hangi özellikler bulunmalıdır?
Elbette her şeyden önce bir alan bilgisine sahip olmalıdır. Alan açısından drama eğitmeni hangi yaş grubuna yönelik olursa olsun yaratıcı dramaya ilişkin bir programı tasarlayan, uygulayan ve değerlendirebilen bir birikime ve becerilere sahip olmalıdır. Bunun yanında programda belirtilen diğer alanlardan yararlanan, bu alanlarla sürekli işbirliğinde olması gereken bir özelliğe de sahip olmalı. Her şeyden önce alanın akademik geleneklerine bağlı, etik kurallardan hiç şaşmadan ilkeli ve tutarlı bir eğitim süreci içerisinde hareket etmeli, bu özelliklerden taviz vermeden çalışmalarını yürütmelidir.
HER DERSTE YARATICI DRAMADAN YARARLANILABİLİNİR
Eğitim süreçlerinde yaratıcı drama kullanmanın önemi nedir? Neden bu yöntemden faydalanmak gerekiyor? Ayrıca hangi dersler yaratıcı drama ile öğretilmeye uygun?
Amaca ve konuya uygun olmak üzere hemen her derste yaratıcı drama bir yöntem olarak uygulanabilinir, yaratıcı dramadan yararlanılabilinir. Özellikle sosyal bilimler alanlarının hemen hemen tamamında bu yöntem uygulanabilir. Eğitim süreçlerinde yaratıcı dramanın bir ders ya da yöntem olarak kullanılmasının önemi eğitimin amaç ve işlevlerinde bulunmaktadır. Yaratıcı drama ile eğitimin amaçlarına uygun, yaşantılara dayalı olarak bir eğitim süreci gerçekleştirilir. Burada pek çok beceri geliştirilirken en önemlisi kalıcı olarak estetik davranışların geliştirilmesi amaçlanır. Ayrıca bireyin tüm gelişim (bilişsel, duyuşsal, psiko-motor) alanlarına eş zamanlı olarak uygun ve tümel bir eğitimin gerçekleştirilme olanağı yaratıcı drama ile daha olanaklıdır.
Dünyada ve ülkemizde eğitim süreçlerinde yaratıcı dramadan faydalanmaya ne zaman başlanıldı? Eğitim süreçlerinde yaratıcı dramadan hangi ülkeler daha çok faydalanıyor ve bu ülkelerdeki yaratıcı drama eğitimlerini anlatabilir misiniz?
Dramanın gelişiminde, 18.yüzyılda gelişen ve sanatı olduğu kadar eğitimi de etkileyen romantizmin etkisi bulunur. Bu düşüncenin temelinde, öğrenenin merkeze alındığı, onun duygularının önemli olduğu düşüncesi yatar. Bu düşünceye uygun olarak eğitimde bireysel duyarlığın ön planda olduğu bir anlayış söz konusu olmaya başlamış, endüstrileşme ile gelen insancıllıktan uzaklaştıran anlayışın aksine duyu ve duygu odaklı uğraşlar önemsenmeye başlanmıştır. Okullarda eğitimde dramayı savunanlar, eğitimde insancıl, çocuk merkezli olmaya ve bireyselliğe önem vermişlerdir. Böylece drama okullara, çocuğun merkezde olduğu ve kendini ifade etmede etkili bir yöntem olduğu anlayışı ile girmiştir.
Drama, İngiltere üzerinden Avrupa’ ya, özellikle Dorothy Heathcote’ un çalışmaları ile diğer ülkelere de yayılmış, okulların eğitim programlarında yer almıştır. Bu anlayışın diğer temsilcileri Harriet Finlay Johnson, Caldwell Cook, Peter Slade, Brain Way, David Hornbrock, Cecil O’Neill, Gavin Bolton, Richard Curtney, diğer ülkelerde ise Winifred Ward, Viyola Spolin, Neli McCaslin, Hans Wolfgang Nickel’ dir.
Bugün yaratıcı drama alan ve yönteminden en çok yararlanan ülkeler başta İngiltere, Almanya ve Kuzey Avrupa ülkeleridir. Türkiye’de yaratıcı drama eğitimi ve geleneği pek çok Avrupa ülkesinden çok öncedir ve gelinen nokta da yine iyi bir seviyededir.
Türkiye’de ise dramanın gelişimi, öğretim programlarında Cumhuriyet Dönemi’nden beri “temsil” veya “dramatizasyon” adıyla ve daha çok bir yöntem olarak yer alır. Selahattin Çoruh’un “Okullarda Dramatizasyon” ve Emin Özdemir’in “Uygulamalı Dramatizasyon” adıyla yazdığı kitapçıklar dramatizasyonu bir yöntem olarak ele almış ve daha çok metin odaklı canlandırmaları içeren örneklere yer vermiştir. Bu iki kitapçık, Türkiye’de drama dünyasının en somut izlerini taşır.
Türkiye’de drama, bugünkü anlamda, İnci San ile Tamer Levent’in 1980’li yıllarda yaptığı çalışmalar ile başlar. 1985 yılı, Türkiye’de ilk kez Uluslararası Eğitimde Yaratıcı Drama Semineri’nin yapıldığı yıldır. Bu nedenle bu tarih, bir yönüyle Türkiye’de drama hareketinin de başlangıcını oluşturur.
1990’lı ve 2000’li yıllarda Ankara Üniversitesi’nde lisans üstü dersler ve “Yaratıcı Drama” adıyla lisans üstü programların açılması, Uluslararası Eğitimde Yaratıcı Drama seminer ve kongrelerin düzenli olarak gerçekleştirilmesi, eğitim fakültelerinin pek çok bölümünde drama derslerinin zorunlu olarak yer alması, Millî Eğitim Bakanlığı’nın değişik kademelerinde drama dersinin seçmeli olarak yer alması, drama programlarının geliştirilmesi, Anadolu Üniversitesi’nde “Eğitimde Yaratıcı Drama” alanında lisans üstü programın açılması, Türkiye’de alanın yaygınlaştırılması için doğrudan konu odaklı çalışmaları yapan ve MEB onaylı drama eğitmenliği programlarını yürüten sivil toplum örgütleri ve diğer kuruluşların (Çağdaş Drama Derneği vd.) kurulması, bu kurumların ulusal ve uluslararası düzeylerde yaptığı çalışmalar ile üniversitelerde yazılan lisans üstü tezler ve yüzlerce akademik yayın Türkiye’de drama eğitiminin geldiği önemli bir aşamayı göstermektedir.
Yaratıcı dramanın eğitim-öğretim sürecinde kullanılabilmesi için ne gibi koşullar gereklidir?
Tüm öğretmenler bu eğitimi uygulayacak düzeyde yaratıcı drama eğitimi almalarıdır. Bu eğitim yaratıcı dramanın yöntem boyutunun işe koşulması açısından önemlidir. Ayrıca drama öğretmenliği lisans programı da açılmalıdır ki Ankara Üniversitesi’nde bu tür programın açılması çalışmaları devam etmektedir.
DRAMA SADECE OYUN OYNATMAK DEĞİLDİR
Ülkemizde eğitimde ve toplumsal yaşam içinde yaratıcı drama alanının yaygınlaşması ve gelişmesi için neler yapılmalı?
Bir önceki soruda da belirtildiği gibi yaratıcı drama eğitimi için lisans programları açılmalı, özellikle MEB sertifikası veren eğitim kurumları çok iyi denetlenmelidir. Ne yazık ki eğitimin tam içinde olmadan, proje uygulamaları tam yapılmadan bu programdan mezun olanlar söz konusu olabiliyor ya da çok kısa süreli hizmet içi eğitimlerde bu dersin yürütüleceği var sayılıyor. Oysa bu olanaklı değildir. Drama sadece oyun oynatmak da değildir. İçinde doğaçlamanın, rol oynamanın olmadığı süreçlerin yaratıcı drama olarak adlandırılması da doğru değildir. Alan eğitimi tam olarak yapılmalı daha sonra da pek çok kereler çalışmalar yürütülerek deneyimler kazanılmalıdır.
Son Güncelleme: Pazartesi, 01 Haziran 2015 14:11
Gösterim: 1537
Biriz Kutoğlu - Eğitimde Etki Platformu Kurucusu
Eğitim dünyası sizi uzun yıllardır okul yöneticiliği, eğitim liderliği ve kurumsal dönüşüm çalışmalarıyla tanıyor. Sizi Eğitimde Etki Platformu’nu kurmaya götüren ihtiyaç neydi? Bu fikir nasıl doğdu?
25 yılı aşkın süredir eğitimin içindeyim. Kariyer yolculuğum; program geliştirme, AR-GE, öğretmen eğitimi, okul gelişimi, yöneticilik, kurum kültürü, inovasyon çalışmaları ve eğitim liderliğiyle devam etti. Bu süreçte hep aynı şeyi gördüm. Eğitimde çok değerli işler yapılıyor. Ama bu çalışmalar çoğu zaman görünür olmuyor, paylaşılmıyor, birbirine temas etmiyor. Ve en önemlisi, yarattığı etki üzerine yeterince düşünülmüyor. Oysa eğitim yalnızca “bir şey yapmak” değil; bir dönüşümü oluşturabilmek. Yıllar boyunca farklı kurumlarda, öğretmenlerle, yöneticilerle, öğrencilerle çalışırken hep içimde büyüyen bir düşünce vardı: Türkiye’de eğitimin iyi uygulamalarını, düşünsel üretimini ve sahadaki dönüşüm hikâyelerini bir araya getiren; bunu yaparken yalnızca “ne yapıldı?” sorusuna değil, “neyi değiştirdi?” sorusuna odaklanan bir yapı neden olmasın?
Bu ihtiyaç yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Dünyada da eğitim artık yalnızca okul binaları, müfredatlar ve sınav sistemleri üzerinden değil; öğrenen topluluklar, mesleki ağlar, uygulama paylaşımı ve kolektif gelişim kültürü üzerinden yeniden tanımlanıyor.
OECD’nin, UNESCO’nun ve Dünya Ekonomik Forumu’nun son yıllardaki raporlarında da çok net biçimde vurgulanan bir gerçek var.
Öğretmenin yalnız kaldığı sistemler gelişemiyor. Bilginin kapalı kaldığı yapılar dönüşemiyor. Eğitimde sürdürülebilir gelişim; paylaşım kültürü, mesleki öğrenme toplulukları ve uygulama temelli iş birlikleriyle mümkün oluyor. Eğitimde gelişim yalnızca yukarıdan gelen reformlarla değil, sahadan gelen güçlü uygulamaların birbirine temas etmesiyle sağlanıyor.
Ben de uzun yıllardır uluslararası eğitim ekosistemlerini takip eden biri olarak şunu çok net gördüm: Türkiye’de aslında çok güçlü bir potansiyel var. Çok iyi öğretmenler, çok iyi yöneticiler, çok güçlü uygulamalar var. Ama bunları birbirine bağlayan, görünür kılan, analiz eden ve ortak bir gelişim kültürüne dönüştüren sürdürülebilir alanlara daha çok ihtiyacımız var. ”Eğitimde Etki Platformu” biraz da bu ihtiyacın sonucu.
Bu platform benim için yalnızca yeni bir proje değil; yıllardır içimde taşıdığım mesleki hayalin somutlaşmış biçimi.
Modern dünyada, eğitimde yalnızca içerik paylaşan değil; birlikte düşünen, birlikte analiz eden, birlikte geliştiren kolektif yapılara ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Lisans eğitimimi Hacettepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Programları ve Öğretim Ana Bilim Dalı’nda tamamladım. Eğitim yolculuğumun temelinde ise her zaman öğretmenlik meslek bilgisi, öğrenme tasarımı ve gelişimi bütüncül bir bakışla ele alma yaklaşımı vardı. Burada temellerini aldığım “gelişimi sistem olarak okuma” bakışı da bugün “Eğitimde Etki”nin düşünsel omurgasını oluşturuyor. Eğitimde gerçek dönüşüm, insanların birbirinden öğrenmeye başladığı anda başlıyor. Biz de “Eğitimde Etki” ile tam olarak bunu büyütmek istiyoruz ve “Neden olmasın?” diyerek kollarımızı sıvıyoruz.
ETKİ DEĞİŞİMDE SAKLI!
Platformun kalbinde yer alan “Etki Lab” nedir?
“Etki Lab”, platformun en kritik alanı. Çünkü burası sadece içeriklerin yayınlandığı değil, anlam kazandığı yer. “Etki Lab”; sahadan gelen uygulamaları, yalnızca “çok iyi bir uygulama” olarak bırakmaz. Onları çözer, analiz eder ve görünür kılar.
Etki Analizi ile: Bir uygulamanın neyi değiştirdiğine bakar.
Etki Göstergeleri ile: Bu değişimi somutlaştırır.
Etki Perspektifi ile: Yüzeyden değil, derinlikten okur.
Biz, “Bu çalışma gerçekten neyi dönüştürdü?” sorusuyla hareket ediyoruz. Çünkü etki, yapılan işte değil; yarattığı değişimde saklıdır.
“Etki”yi büyütmek için bir eğitim terminolojisi oluşturduğunuzu söylüyorsunuz. Bu ne demek?
Evet. Çünkü eğitimde en büyük eksiklerden biri ortak bir dil. Bu nedenle “Etki Sözlüğü”nü oluşturduk. Etkiyi sadece hissetmek değil, tanımlayabilmek ve paylaşabilmek gerekiyor. Bu kavramlar sadece tanım değil. Bir düşünme biçimi. Biz eğitimde etkiyi konuşulabilir değil, yaşanabilir bir dile dönüştürüyoruz.
Etki Sözlüğünden Örnekler
* Etki Lab: Analiz alanı
* Etki Analizi: Değişimi anlama süreci
* Etki Göstergeleri: Etkiyi somutlaştıran yapı
* Etki Yazarı: Yaptığını değil, yarattığı değişimi anlatan kişi
* Etki Notu: Küçük ama güçlü çıkarımlar
* Etki Rozeti: Güven, nitelik ve yaygınlaştırılabilirlik simgesidir.
* Etki Perspektifi: Temel sorusu; “Ne yaptık değil, ne değişti?”
Eğitimde Etki’nin arkasında farklı alanlardan gelen güçlü isimlerin yer aldığı bir “Strateji Kurulu” var. Bu yapı platformun vizyonunu nasıl besliyor?
Eğitimde Etki’yi en başından itibaren tek kişilik bir yapı olarak düşünmedim. Bugün eğitimde gerçek dönüşümün ancak kolektif akılla mümkün olduğuna inanıyorum. Dünyadaki güçlü eğitim ağlarına baktığımızda da artık bireysel liderlikten çok; farklı uzmanlıkların bir araya geldiği düşünce topluluklarının etkili olduğunu görüyoruz. Çünkü eğitim çok katmanlı bir alan. Sadece akademik bilgiyle değil; ölçme-değerlendirme, içerik üretimi, saha deneyimi, strateji geliştirme, iletişim ve kültür inşasıyla birlikte ilerliyor. Bu nedenle Strateji Kurulu bizim için bir “yönetim kurulu” değil. Bir hiyerarşi değil. Bir unvan alanı değil. Strateji Kurulu’nu oluştururken en önem verdiğim konular; kurul üyelerinin 25 yılı aşkın K12 deneyimi, çok yönlülüğü, uygulamacı olmaları, liderlik anlayışları ve pedagojik derinlikleri oldu. Öte yandan, eğitimci kimlikliklerinin bu alana adanmışlığı ve gönüllülük esasına dayalı destekleri ise bu kolektif yapı içinde çok önemli bir örnek.
“STRATEJİ KURULU” PLATFORMUN ORTAK AKLI
Etkiyi yalnızca görünür kılan değil; onu düşünen, tartışan, derinleştiren ve yönünü koruyan bir yapı. Eğitimde Etki’de yalnızca içerik üretmek istemiyoruz. Aynı zamanda eğitim alanında düşünsel bir zemin oluşturmak istiyoruz. Kuruldaki her isim de farklı bir perspektifi ve gücü temsil ediyor:
NİLÜFER KAVAKLI - STRATEJİ VE İŞ BİRLİKLERİ LİDERİ
Kurumsal gelişim, uluslararası bakış açısı ve eğitim alanındaki STK’lar hakkında güçlü bir perspektif taşıyor. Platformun büyüme ve yaygınlaşma süreçleri ile kısa, orta ve uzun vadeli stratejik planlaması rolünü üstelenmektedir.
Nilüfer Kavaklı, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Sosyal Bilimler Eğitimi lisans ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İnsan Kaynakları Yüksek Lisans Programı’nı tamamlamıştır. Kariyerinin ilk yıllarında eğitim danışmanlığı, halkla ilişkiler ve tanıtım alanlarında kendi şirketini yönetmiş; ardından Kocaeli Sanayi Odası Araştırma ve Halkla İlişkiler departmanlarında şef olarak görev almıştır. Londra’da, uluslararası ölçekte okul yöneticileri yetiştiren PTC (Principal Training Center) ile CTI Co-Active Koçluk sertifika programlarını tamamlayan Nilüfer Kavaklı, eğitim sektöründe 30 yılı aşkın deneyime sahiptir.
Uluslararası okulların yanı sıra Koç Okulu ve Darüşşafaka gibi Türkiye’nin köklü eğitim kurumlarında üstlendiği yöneticilik görevleri sayesinde, eğitimin hem uygulama süreçlerinde hem de yönetim yapılanmalarında kapsamlı deneyim kazanmıştır. Bu süreçte TÖZOK lise komisyonlarında da görev almış, derneğin ulusal ve geleneksel etkinliklerine katkı sağlamıştır.Kariyeri boyunca binlerce öğrenci, veli ve öğretmenle kurduğu doğrudan iletişimden edindiği saha deneyimini ve yöneticilik birikimini bugün sivil toplum alanına taşımaktadır.
Kamu kurumları, özel sektör, akademik yapılar ve okullar arasında sürdürülebilir iş birlikleri geliştirmeyi hedefleyen Kavaklı, eğitimin toplumsal etkisini güçlendirecek modeller üzerinde çalışmaktadır. Sahaya dayanan yaklaşımı, güçlü iletişim becerisi ve stratejik bakış açısıyla eğitim ekosistemine katkı sunmaya devam etmektedir.
SEMA BAYRAM - EĞİTİM PROGRAMLARI VE STRATEJİK ETKİ LİDERİ
28 yıllık mesleki yolculuğunun 24 yılını okul yönetimi ve üst düzey eğitim liderliği kademelerinde tamamlayan Sema Bayram; bir eğitim programının sadece kağıt üzerinde değil, okul ikliminin her hücresinde nasıl "etki" yaratacağını kurgulayan stratejik bir liderdir. Öğretmenlikten genel müdür yardımcılığına uzanan kariyer yolu, onu sahanın nabzını tutma ve kurumsal vizyonu operasyonel başarıya dönüştürme konusunda yetkin kılar.
TED İzmir Koleji, İTÜ GVO, TAKEV, Ankara MAYA Okulları,Kültür2000 Koleji ve Gelişim Koleji gibi Türkiye'nin köklü kurumlarında K12 bütünlüğünde sistem kurucu roller üstlenmiştir. Görev tanımı, müfredatın sadece akademik kazanımlarla değil; öğrencinin iyi olma hali, öğretmenin mesleki gelişimi ve kurumun toplumsal faydasıyla (SROI) ölçüldüğü "sonuç odaklı" bir dönüşümü temsil eder.
Dokuz Eylül Üniversitesi Biyoloji Öğretmenliği temelinden aldığı analitik bakış açısını; IB (MYP) Head of School ve PTC International School Leadership gibi küresel standartlardaki sertifikasyonlarla derinleştirmiştir. Bu yetkinlikler sayesinde, eğitim teknolojilerini (AI, LMS) bir amaç değil, öğrenme deneyimini zenginleştiren stratejik birer araç olarak konumlandırır.
Sema Bayram için eğitim liderliği; verinin soğukluğu ile insanın sıcaklığını buluşturma sanatıdır. O, stratejik planlamayı bir Değişim Teorisi (Theory of Change) disipliniyle ele alırken, her projenin kalbine "yürekten eğitimci" düsturunu yerleştirerek kurum kültüründe sürdürülebilir bir gelişim mirası bırakmayı hedefler.
SELÇUK SEFER - EĞİTİM İÇERİK VE TASARIM LİDERİ
Öğrenme süreçlerini akademik, sosyal ve yaratıcı boyutlarıyla ele alan yaklaşımı sayesinde; platformun öğretmen gelişimi, öğrenme deneyimi ve katılım odaklı içerik yapısına yön veriyor. Program geliştirme, rehberlik, yaratıcı drama ve yükseköğretim alanındaki çok yönlü deneyimiyle; öğrenmenin yalnızca içerikle değil, etkileşim, deneyim ve insan gelişimiyle güçlendiği bir bakış açısını platforma taşıyor.
Selçuk Sefer, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Programları ve Öğretim lisans eğitiminin ardından yüksek lisansını Sakarya Üniversitesinde Eğitim Yönetimi alanında tamamlamıştır. Eğitim bilimleri alanındaki akademik birikimini yaratıcı drama liderliği, eğitim içerik ve tasarımı ile güçlü saha deneyimiyle birleştirmektedir. Kendisi Marmara, İstanbul, Yeditepe ve İstanbul Kültür Üniversiteleri bünyesinde yaratıcı drama, program geliştirme, öğretim ilke ve yöntemleri ile sınıf yönetimi dersleri vermiştir.
Bunun yanı sıra Türkiye Futbol Federasyonu projelerinde eğitmen ve danışman olarak görev almış; farklı STK’larda yürüttüğü ödüllü sosyal sorumluluk çalışmalarıyla eğitim programı geliştirme ve kurumsal ihtiyaçlara yönelik öğrenme deneyimleri tasarlama alanlarındaki uzmanlığını farklı kurum ve projelerde uygulamaya taşımıştır.
TEDxİKÜ’de gerçekleştirdiği “Oyun: Her Yaşta!” başlıklı konuşmasıyla oyunun öğrenme, gelişim ve yetişkin dünyası üzerindeki dönüştürücü etkisine dikkat çeken Sefer, aynı zamanda İdea Drama Sanat Akademisi ve Kidea Yayıncılık’ın kurucularındandır.
FATMA YAŞAR - ETKİ LAB VE ANALİZ LİDERİ
Fatma Yaşar, etkiyi yalnızca sonuç üzerinden değil; dönüşüm, gelişim ve sürdürülebilirlik açısından okuyan bir bakış açısı sunuyor. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitimde Ölçme ve Değerlendirme bölümünde lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamlamış; 25 yılı aşkın süredir K12 düzeyinde ölçme-değerlendirme, program geliştirme, öğretmen profesyonel gelişimi ve veri temelli öğrenme süreçleri üzerine çalışan bir eğitim uzmanıdır.
Ankara’da, ODTÜ Geliştirme Vakfı Okullarında uzun yıllardır ölçme-değerlendirme uzmanı olarak görev yapan Yaşar; çok okullu yapılarda akademik kalite süreçleri, okul geliştirme, okul performans analizleri, sürdürülebilir gelişim planları alanlarında çalışmalar yürütmektedir.
Öğretmen Akademisi Vakfı’nda (ÖRAV) kısmi zamanlı eğitmen olarak görev yapan Fatma Yaşar, öğretmen gelişimi ve yetişkin eğitimi alanındaki çalışmalarını uygulamaya dönüşen öğrenme anlayışıyla birleştirmektedir. Burada, öğretimsel koçluk ve etkili öğretim yöntemleri üzerine odaklanmasının yanında "Ev Ödevleri" gibi pratik sınıf içi uygulamalar ve "Güçlü Öğretim" (Powerful Teaching) gibi pedagojik yaklaşımlar üzerine eğitimler vermektedir.
Eğitimde Etki Platformu Strateji Kurulu’nda “Etki Lab ve Analiz Lideri” olarak yer alan Yaşar, yapılan çalışmaları yalnızca uygulanmış olması üzerinden değil; oluşturduğu değişim ve dönüşüm üzerinden değerlendiren yaklaşımı temsil etmektedir. Ölçme-değerlendirmeyi bir kontrol mekanizması olarak değil, öğrenmeyi anlama ve geliştirme aracı olarak ele almaktadır.
HER OKULUN HİKÂYESİ FARKLIDIR
Eğitimde Etki Platformu’nun düşünsel tarafı kadar uygulama ve gelişim alanı da dikkat çekiyor. “Neden Olmasın?” yaklaşımı sahada nasıl karşılık bulacak?
Eğitimde Etki’yi yalnızca içerik üreten bir platform olarak kurgulamadık. Günümüz eğitimde en büyük ihtiyaçlardan birinin, düşünce ile uygulama arasındaki mesafeyi azaltmak olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle platformun merkezinde “Düşünce • Uygulama • Etki” yaklaşımı yer alıyor.
* Düşünce; yeni bakış açılarını ve eğitim vizyonunu,
* Uygulama; bunun okul yaşamındaki gerçek karşılığını,
* Etki ise tüm bunların öğrenciye, öğretmene ve okul kültürüne nasıl yansıdığını anlamayı temsil ediyor.
“Neden Olmasın?” atölyeleri de tam olarak bu yaklaşımın sahadaki karşılığı.
Biz bu çalışmaları klasik seminerler olarak görmüyoruz. Daha çok öğretmenlerin, yöneticilerin ve okul ekiplerinin birlikte düşündüğü, yeniden tasarladığı ve kendi gelişim yolculuğunu birlikte inşa ettiği etkileşim alanları olarak ele alıyoruz. Bu nedenle hem çevrim içi hem de yüz yüze programlarla; farklı şehirlerden okullara, öğretmenlere ve yöneticilere ulaşmayı hedefliyoruz.
Okulların yalnızca yeni fikirlere değil; kendi potansiyelini ortaya çıkarabilecek sürdürülebilir okul gelişim modellerine ihtiyacı var.
Her okulun hikâyesi farklıdır. Kültürü farklıdır. İhtiyacı farklıdır. Bu nedenle Eğitimde Etki’de hazır reçeteler sunmayı değil; okulun kendi dinamiklerinden beslenen, kendi kültürünü güçlendiren ve uzun vadeli gelişimi destekleyen yapılar kurmayı önemsiyoruz. Okul gelişim programlarımız ve danışmanlık yaklaşımımız da bu anlayış üzerine kurulu.
Okul içi Etki Programı olarak belirlediğimiz çatı, “Öğrenme kültüründen öğretmen gelişimine, öğrenci katılımından okul iklimine kadar birçok alanda; okullarla birlikte düşünen, birlikte tasarlayan ve birlikte gelişen bir yol arkadaşlığı” nı kapsıyor.
Eğitimde gerçek dönüşümün, dışarıdan gelen tek tip modellerle değil; okulun kendi içinden doğan gelişim iradesiyle mümkün olduğunu biliyoruz.
TEK DEĞİL, KOLEKTİF!
Eğitimde Etki Platformu bir platformdan öte neyi temsil ediyor?
Eğitimde Etki Platformu bir içerik alanı değil. Bir bakış açısı. Bir davet. Bir ortak akıl alanı. Çünkü eğitimde artık yalnızca “iyi örnekleri” paylaşmak yetmiyor. Bu yapılanlar neyi değiştiriyor? Biz bu sorunun peşine düştük. Bu platform; öğretmenlerin, okul yöneticilerinin, akademisyenlerin ve eğitim girişimcilerinin bir araya gelip yalnızca yaptıklarını değil, yarattıkları etkiyi birlikte düşündükleri bir alan. Tekil değil, kolektif. Anlatan değil, birlikte anlamaya çalışan.
DÖNÜŞÜME ÇAĞRI!
Kolektif bir yapıdan bahsediyorsunuz. Eğitimde Etki Platformu’nun daveti nedir?
Eğitimde Etki Platformu; öğretmenleri, okul yöneticilerini, akademisyenleri, eğitim uzmanlarını, danışmanları, eğitim girişimcilerini, okul kurucularını ve eğitim için değer üreten tüm paydaşları aynı düşünce ve gelişim alanında buluşturmayı amaçlıyor. Çünkü bugün eğitimde en büyük ihtiyaçlardan biri, iyi fikirlerin yalnızca bir okulun duvarları içinde kalmaması. Sahada ortaya çıkan güçlü uygulamaların görünür olması, paylaşılması, tartışılması ve başka okullara ilham verebilmesi gerekiyor. Biz bu platformu yalnızca içerik yayınlanan bir alan olarak görmüyoruz. Burası; deneyimin paylaşıldığı, uygulamaların birlikte düşünüldüğü ve etkinin birlikte analiz edildiği kolektif bir gelişim alanı.
Bu nedenle Eğitimde Etki’nin çağrısı yalnızca “bir şey yapanlara” değil; yaptığı çalışmayla bir dönüşüm oluşturanlara.
* Eğer sınıfınızda öğrencinin katılımını değiştiren bir yöntem geliştirdiyseniz…
* Eğer okulunuzda öğretmen gelişimine yeni bir bakış kazandırdıysanız…
* Eğer küçük görünen bir uygulama bile öğrencinin öğrenme deneyiminde gerçek bir fark yarattıysa…
Bizim için paylaşılmaya değer bir etki vardır.
Platformdaki uygulama paylaşımları yalnızca “örnek” olarak yayınlanmayacak. Etki Lab aracılığıyla; uygulamanın neyi değiştirdiği, hangi ihtiyaca karşılık verdiği, nasıl bir dönüşüm oluşturduğu ve başka yapılara nasıl ilham verebileceği birlikte analiz edilecek. Bu yüzden öğretmenleri, okul ekiplerini ve eğitim alanında değer üreten herkesi yalnızca okumaya değil; katkı sunmaya, uygulamalarını paylaşmaya ve bu kolektif gelişim alanının bir parçası olmaya davet ediyoruz.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Biriz Kutoğlu - Eğitimde Etki Platformu Kurucusu
Eğitim dünyası sizi uzun yıllardır okul yöneticiliği, eğitim liderliği ve kurumsal dönüşüm çalışmalarıyla tanıyor. Sizi Eğitimde Etki Platformu’nu kurmaya götüren ihtiyaç neydi? Bu fikir nasıl doğdu?
25 yılı aşkın süredir eğitimin içindeyim. Kariyer yolculuğum; program geliştirme, AR-GE, öğretmen eğitimi, okul gelişimi, yöneticilik, kurum kültürü, inovasyon çalışmaları ve eğitim liderliğiyle devam etti. Bu süreçte hep aynı şeyi gördüm. Eğitimde çok değerli işler yapılıyor. Ama bu çalışmalar çoğu zaman görünür olmuyor, paylaşılmıyor, birbirine temas etmiyor. Ve en önemlisi, yarattığı etki üzerine yeterince düşünülmüyor. Oysa eğitim yalnızca “bir şey yapmak” değil; bir dönüşümü oluşturabilmek. Yıllar boyunca farklı kurumlarda, öğretmenlerle, yöneticilerle, öğrencilerle çalışırken hep içimde büyüyen bir düşünce vardı: Türkiye’de eğitimin iyi uygulamalarını, düşünsel üretimini ve sahadaki dönüşüm hikâyelerini bir araya getiren; bunu yaparken yalnızca “ne yapıldı?” sorusuna değil, “neyi değiştirdi?” sorusuna odaklanan bir yapı neden olmasın?
Bu ihtiyaç yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Dünyada da eğitim artık yalnızca okul binaları, müfredatlar ve sınav sistemleri üzerinden değil; öğrenen topluluklar, mesleki ağlar, uygulama paylaşımı ve kolektif gelişim kültürü üzerinden yeniden tanımlanıyor.
OECD’nin, UNESCO’nun ve Dünya Ekonomik Forumu’nun son yıllardaki raporlarında da çok net biçimde vurgulanan bir gerçek var.
Öğretmenin yalnız kaldığı sistemler gelişemiyor. Bilginin kapalı kaldığı yapılar dönüşemiyor. Eğitimde sürdürülebilir gelişim; paylaşım kültürü, mesleki öğrenme toplulukları ve uygulama temelli iş birlikleriyle mümkün oluyor. Eğitimde gelişim yalnızca yukarıdan gelen reformlarla değil, sahadan gelen güçlü uygulamaların birbirine temas etmesiyle sağlanıyor.
Ben de uzun yıllardır uluslararası eğitim ekosistemlerini takip eden biri olarak şunu çok net gördüm: Türkiye’de aslında çok güçlü bir potansiyel var. Çok iyi öğretmenler, çok iyi yöneticiler, çok güçlü uygulamalar var. Ama bunları birbirine bağlayan, görünür kılan, analiz eden ve ortak bir gelişim kültürüne dönüştüren sürdürülebilir alanlara daha çok ihtiyacımız var. ”Eğitimde Etki Platformu” biraz da bu ihtiyacın sonucu.
Bu platform benim için yalnızca yeni bir proje değil; yıllardır içimde taşıdığım mesleki hayalin somutlaşmış biçimi.
Modern dünyada, eğitimde yalnızca içerik paylaşan değil; birlikte düşünen, birlikte analiz eden, birlikte geliştiren kolektif yapılara ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Lisans eğitimimi Hacettepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Programları ve Öğretim Ana Bilim Dalı’nda tamamladım. Eğitim yolculuğumun temelinde ise her zaman öğretmenlik meslek bilgisi, öğrenme tasarımı ve gelişimi bütüncül bir bakışla ele alma yaklaşımı vardı. Burada temellerini aldığım “gelişimi sistem olarak okuma” bakışı da bugün “Eğitimde Etki”nin düşünsel omurgasını oluşturuyor. Eğitimde gerçek dönüşüm, insanların birbirinden öğrenmeye başladığı anda başlıyor. Biz de “Eğitimde Etki” ile tam olarak bunu büyütmek istiyoruz ve “Neden olmasın?” diyerek kollarımızı sıvıyoruz.
ETKİ DEĞİŞİMDE SAKLI!
Platformun kalbinde yer alan “Etki Lab” nedir?
“Etki Lab”, platformun en kritik alanı. Çünkü burası sadece içeriklerin yayınlandığı değil, anlam kazandığı yer. “Etki Lab”; sahadan gelen uygulamaları, yalnızca “çok iyi bir uygulama” olarak bırakmaz. Onları çözer, analiz eder ve görünür kılar.
Etki Analizi ile: Bir uygulamanın neyi değiştirdiğine bakar.
Etki Göstergeleri ile: Bu değişimi somutlaştırır.
Etki Perspektifi ile: Yüzeyden değil, derinlikten okur.
Biz, “Bu çalışma gerçekten neyi dönüştürdü?” sorusuyla hareket ediyoruz. Çünkü etki, yapılan işte değil; yarattığı değişimde saklıdır.
“Etki”yi büyütmek için bir eğitim terminolojisi oluşturduğunuzu söylüyorsunuz. Bu ne demek?
Evet. Çünkü eğitimde en büyük eksiklerden biri ortak bir dil. Bu nedenle “Etki Sözlüğü”nü oluşturduk. Etkiyi sadece hissetmek değil, tanımlayabilmek ve paylaşabilmek gerekiyor. Bu kavramlar sadece tanım değil. Bir düşünme biçimi. Biz eğitimde etkiyi konuşulabilir değil, yaşanabilir bir dile dönüştürüyoruz.
Etki Sözlüğünden Örnekler
* Etki Lab: Analiz alanı
* Etki Analizi: Değişimi anlama süreci
* Etki Göstergeleri: Etkiyi somutlaştıran yapı
* Etki Yazarı: Yaptığını değil, yarattığı değişimi anlatan kişi
* Etki Notu: Küçük ama güçlü çıkarımlar
* Etki Rozeti: Güven, nitelik ve yaygınlaştırılabilirlik simgesidir.
* Etki Perspektifi: Temel sorusu; “Ne yaptık değil, ne değişti?”
Eğitimde Etki’nin arkasında farklı alanlardan gelen güçlü isimlerin yer aldığı bir “Strateji Kurulu” var. Bu yapı platformun vizyonunu nasıl besliyor?
Eğitimde Etki’yi en başından itibaren tek kişilik bir yapı olarak düşünmedim. Bugün eğitimde gerçek dönüşümün ancak kolektif akılla mümkün olduğuna inanıyorum. Dünyadaki güçlü eğitim ağlarına baktığımızda da artık bireysel liderlikten çok; farklı uzmanlıkların bir araya geldiği düşünce topluluklarının etkili olduğunu görüyoruz. Çünkü eğitim çok katmanlı bir alan. Sadece akademik bilgiyle değil; ölçme-değerlendirme, içerik üretimi, saha deneyimi, strateji geliştirme, iletişim ve kültür inşasıyla birlikte ilerliyor. Bu nedenle Strateji Kurulu bizim için bir “yönetim kurulu” değil. Bir hiyerarşi değil. Bir unvan alanı değil. Strateji Kurulu’nu oluştururken en önem verdiğim konular; kurul üyelerinin 25 yılı aşkın K12 deneyimi, çok yönlülüğü, uygulamacı olmaları, liderlik anlayışları ve pedagojik derinlikleri oldu. Öte yandan, eğitimci kimlikliklerinin bu alana adanmışlığı ve gönüllülük esasına dayalı destekleri ise bu kolektif yapı içinde çok önemli bir örnek.
“STRATEJİ KURULU” PLATFORMUN ORTAK AKLI
Etkiyi yalnızca görünür kılan değil; onu düşünen, tartışan, derinleştiren ve yönünü koruyan bir yapı. Eğitimde Etki’de yalnızca içerik üretmek istemiyoruz. Aynı zamanda eğitim alanında düşünsel bir zemin oluşturmak istiyoruz. Kuruldaki her isim de farklı bir perspektifi ve gücü temsil ediyor:
NİLÜFER KAVAKLI - STRATEJİ VE İŞ BİRLİKLERİ LİDERİ
Kurumsal gelişim, uluslararası bakış açısı ve eğitim alanındaki STK’lar hakkında güçlü bir perspektif taşıyor. Platformun büyüme ve yaygınlaşma süreçleri ile kısa, orta ve uzun vadeli stratejik planlaması rolünü üstelenmektedir.
Nilüfer Kavaklı, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Sosyal Bilimler Eğitimi lisans ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İnsan Kaynakları Yüksek Lisans Programı’nı tamamlamıştır. Kariyerinin ilk yıllarında eğitim danışmanlığı, halkla ilişkiler ve tanıtım alanlarında kendi şirketini yönetmiş; ardından Kocaeli Sanayi Odası Araştırma ve Halkla İlişkiler departmanlarında şef olarak görev almıştır. Londra’da, uluslararası ölçekte okul yöneticileri yetiştiren PTC (Principal Training Center) ile CTI Co-Active Koçluk sertifika programlarını tamamlayan Nilüfer Kavaklı, eğitim sektöründe 30 yılı aşkın deneyime sahiptir.
Uluslararası okulların yanı sıra Koç Okulu ve Darüşşafaka gibi Türkiye’nin köklü eğitim kurumlarında üstlendiği yöneticilik görevleri sayesinde, eğitimin hem uygulama süreçlerinde hem de yönetim yapılanmalarında kapsamlı deneyim kazanmıştır. Bu süreçte TÖZOK lise komisyonlarında da görev almış, derneğin ulusal ve geleneksel etkinliklerine katkı sağlamıştır.Kariyeri boyunca binlerce öğrenci, veli ve öğretmenle kurduğu doğrudan iletişimden edindiği saha deneyimini ve yöneticilik birikimini bugün sivil toplum alanına taşımaktadır.
Kamu kurumları, özel sektör, akademik yapılar ve okullar arasında sürdürülebilir iş birlikleri geliştirmeyi hedefleyen Kavaklı, eğitimin toplumsal etkisini güçlendirecek modeller üzerinde çalışmaktadır. Sahaya dayanan yaklaşımı, güçlü iletişim becerisi ve stratejik bakış açısıyla eğitim ekosistemine katkı sunmaya devam etmektedir.
SEMA BAYRAM - EĞİTİM PROGRAMLARI VE STRATEJİK ETKİ LİDERİ
28 yıllık mesleki yolculuğunun 24 yılını okul yönetimi ve üst düzey eğitim liderliği kademelerinde tamamlayan Sema Bayram; bir eğitim programının sadece kağıt üzerinde değil, okul ikliminin her hücresinde nasıl "etki" yaratacağını kurgulayan stratejik bir liderdir. Öğretmenlikten genel müdür yardımcılığına uzanan kariyer yolu, onu sahanın nabzını tutma ve kurumsal vizyonu operasyonel başarıya dönüştürme konusunda yetkin kılar.
TED İzmir Koleji, İTÜ GVO, TAKEV, Ankara MAYA Okulları,Kültür2000 Koleji ve Gelişim Koleji gibi Türkiye'nin köklü kurumlarında K12 bütünlüğünde sistem kurucu roller üstlenmiştir. Görev tanımı, müfredatın sadece akademik kazanımlarla değil; öğrencinin iyi olma hali, öğretmenin mesleki gelişimi ve kurumun toplumsal faydasıyla (SROI) ölçüldüğü "sonuç odaklı" bir dönüşümü temsil eder.
Dokuz Eylül Üniversitesi Biyoloji Öğretmenliği temelinden aldığı analitik bakış açısını; IB (MYP) Head of School ve PTC International School Leadership gibi küresel standartlardaki sertifikasyonlarla derinleştirmiştir. Bu yetkinlikler sayesinde, eğitim teknolojilerini (AI, LMS) bir amaç değil, öğrenme deneyimini zenginleştiren stratejik birer araç olarak konumlandırır.
Sema Bayram için eğitim liderliği; verinin soğukluğu ile insanın sıcaklığını buluşturma sanatıdır. O, stratejik planlamayı bir Değişim Teorisi (Theory of Change) disipliniyle ele alırken, her projenin kalbine "yürekten eğitimci" düsturunu yerleştirerek kurum kültüründe sürdürülebilir bir gelişim mirası bırakmayı hedefler.
SELÇUK SEFER - EĞİTİM İÇERİK VE TASARIM LİDERİ
Öğrenme süreçlerini akademik, sosyal ve yaratıcı boyutlarıyla ele alan yaklaşımı sayesinde; platformun öğretmen gelişimi, öğrenme deneyimi ve katılım odaklı içerik yapısına yön veriyor. Program geliştirme, rehberlik, yaratıcı drama ve yükseköğretim alanındaki çok yönlü deneyimiyle; öğrenmenin yalnızca içerikle değil, etkileşim, deneyim ve insan gelişimiyle güçlendiği bir bakış açısını platforma taşıyor.
Selçuk Sefer, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Programları ve Öğretim lisans eğitiminin ardından yüksek lisansını Sakarya Üniversitesinde Eğitim Yönetimi alanında tamamlamıştır. Eğitim bilimleri alanındaki akademik birikimini yaratıcı drama liderliği, eğitim içerik ve tasarımı ile güçlü saha deneyimiyle birleştirmektedir. Kendisi Marmara, İstanbul, Yeditepe ve İstanbul Kültür Üniversiteleri bünyesinde yaratıcı drama, program geliştirme, öğretim ilke ve yöntemleri ile sınıf yönetimi dersleri vermiştir.
Bunun yanı sıra Türkiye Futbol Federasyonu projelerinde eğitmen ve danışman olarak görev almış; farklı STK’larda yürüttüğü ödüllü sosyal sorumluluk çalışmalarıyla eğitim programı geliştirme ve kurumsal ihtiyaçlara yönelik öğrenme deneyimleri tasarlama alanlarındaki uzmanlığını farklı kurum ve projelerde uygulamaya taşımıştır.
TEDxİKÜ’de gerçekleştirdiği “Oyun: Her Yaşta!” başlıklı konuşmasıyla oyunun öğrenme, gelişim ve yetişkin dünyası üzerindeki dönüştürücü etkisine dikkat çeken Sefer, aynı zamanda İdea Drama Sanat Akademisi ve Kidea Yayıncılık’ın kurucularındandır.
FATMA YAŞAR - ETKİ LAB VE ANALİZ LİDERİ
Fatma Yaşar, etkiyi yalnızca sonuç üzerinden değil; dönüşüm, gelişim ve sürdürülebilirlik açısından okuyan bir bakış açısı sunuyor. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitimde Ölçme ve Değerlendirme bölümünde lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamlamış; 25 yılı aşkın süredir K12 düzeyinde ölçme-değerlendirme, program geliştirme, öğretmen profesyonel gelişimi ve veri temelli öğrenme süreçleri üzerine çalışan bir eğitim uzmanıdır.
Ankara’da, ODTÜ Geliştirme Vakfı Okullarında uzun yıllardır ölçme-değerlendirme uzmanı olarak görev yapan Yaşar; çok okullu yapılarda akademik kalite süreçleri, okul geliştirme, okul performans analizleri, sürdürülebilir gelişim planları alanlarında çalışmalar yürütmektedir.
Öğretmen Akademisi Vakfı’nda (ÖRAV) kısmi zamanlı eğitmen olarak görev yapan Fatma Yaşar, öğretmen gelişimi ve yetişkin eğitimi alanındaki çalışmalarını uygulamaya dönüşen öğrenme anlayışıyla birleştirmektedir. Burada, öğretimsel koçluk ve etkili öğretim yöntemleri üzerine odaklanmasının yanında "Ev Ödevleri" gibi pratik sınıf içi uygulamalar ve "Güçlü Öğretim" (Powerful Teaching) gibi pedagojik yaklaşımlar üzerine eğitimler vermektedir.
Eğitimde Etki Platformu Strateji Kurulu’nda “Etki Lab ve Analiz Lideri” olarak yer alan Yaşar, yapılan çalışmaları yalnızca uygulanmış olması üzerinden değil; oluşturduğu değişim ve dönüşüm üzerinden değerlendiren yaklaşımı temsil etmektedir. Ölçme-değerlendirmeyi bir kontrol mekanizması olarak değil, öğrenmeyi anlama ve geliştirme aracı olarak ele almaktadır.
HER OKULUN HİKÂYESİ FARKLIDIR
Eğitimde Etki Platformu’nun düşünsel tarafı kadar uygulama ve gelişim alanı da dikkat çekiyor. “Neden Olmasın?” yaklaşımı sahada nasıl karşılık bulacak?
Eğitimde Etki’yi yalnızca içerik üreten bir platform olarak kurgulamadık. Günümüz eğitimde en büyük ihtiyaçlardan birinin, düşünce ile uygulama arasındaki mesafeyi azaltmak olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle platformun merkezinde “Düşünce • Uygulama • Etki” yaklaşımı yer alıyor.
* Düşünce; yeni bakış açılarını ve eğitim vizyonunu,
* Uygulama; bunun okul yaşamındaki gerçek karşılığını,
* Etki ise tüm bunların öğrenciye, öğretmene ve okul kültürüne nasıl yansıdığını anlamayı temsil ediyor.
“Neden Olmasın?” atölyeleri de tam olarak bu yaklaşımın sahadaki karşılığı.
Biz bu çalışmaları klasik seminerler olarak görmüyoruz. Daha çok öğretmenlerin, yöneticilerin ve okul ekiplerinin birlikte düşündüğü, yeniden tasarladığı ve kendi gelişim yolculuğunu birlikte inşa ettiği etkileşim alanları olarak ele alıyoruz. Bu nedenle hem çevrim içi hem de yüz yüze programlarla; farklı şehirlerden okullara, öğretmenlere ve yöneticilere ulaşmayı hedefliyoruz.
Okulların yalnızca yeni fikirlere değil; kendi potansiyelini ortaya çıkarabilecek sürdürülebilir okul gelişim modellerine ihtiyacı var.
Her okulun hikâyesi farklıdır. Kültürü farklıdır. İhtiyacı farklıdır. Bu nedenle Eğitimde Etki’de hazır reçeteler sunmayı değil; okulun kendi dinamiklerinden beslenen, kendi kültürünü güçlendiren ve uzun vadeli gelişimi destekleyen yapılar kurmayı önemsiyoruz. Okul gelişim programlarımız ve danışmanlık yaklaşımımız da bu anlayış üzerine kurulu.
Okul içi Etki Programı olarak belirlediğimiz çatı, “Öğrenme kültüründen öğretmen gelişimine, öğrenci katılımından okul iklimine kadar birçok alanda; okullarla birlikte düşünen, birlikte tasarlayan ve birlikte gelişen bir yol arkadaşlığı” nı kapsıyor.
Eğitimde gerçek dönüşümün, dışarıdan gelen tek tip modellerle değil; okulun kendi içinden doğan gelişim iradesiyle mümkün olduğunu biliyoruz.
TEK DEĞİL, KOLEKTİF!
Eğitimde Etki Platformu bir platformdan öte neyi temsil ediyor?
Eğitimde Etki Platformu bir içerik alanı değil. Bir bakış açısı. Bir davet. Bir ortak akıl alanı. Çünkü eğitimde artık yalnızca “iyi örnekleri” paylaşmak yetmiyor. Bu yapılanlar neyi değiştiriyor? Biz bu sorunun peşine düştük. Bu platform; öğretmenlerin, okul yöneticilerinin, akademisyenlerin ve eğitim girişimcilerinin bir araya gelip yalnızca yaptıklarını değil, yarattıkları etkiyi birlikte düşündükleri bir alan. Tekil değil, kolektif. Anlatan değil, birlikte anlamaya çalışan.
DÖNÜŞÜME ÇAĞRI!
Kolektif bir yapıdan bahsediyorsunuz. Eğitimde Etki Platformu’nun daveti nedir?
Eğitimde Etki Platformu; öğretmenleri, okul yöneticilerini, akademisyenleri, eğitim uzmanlarını, danışmanları, eğitim girişimcilerini, okul kurucularını ve eğitim için değer üreten tüm paydaşları aynı düşünce ve gelişim alanında buluşturmayı amaçlıyor. Çünkü bugün eğitimde en büyük ihtiyaçlardan biri, iyi fikirlerin yalnızca bir okulun duvarları içinde kalmaması. Sahada ortaya çıkan güçlü uygulamaların görünür olması, paylaşılması, tartışılması ve başka okullara ilham verebilmesi gerekiyor. Biz bu platformu yalnızca içerik yayınlanan bir alan olarak görmüyoruz. Burası; deneyimin paylaşıldığı, uygulamaların birlikte düşünüldüğü ve etkinin birlikte analiz edildiği kolektif bir gelişim alanı.
Bu nedenle Eğitimde Etki’nin çağrısı yalnızca “bir şey yapanlara” değil; yaptığı çalışmayla bir dönüşüm oluşturanlara.
* Eğer sınıfınızda öğrencinin katılımını değiştiren bir yöntem geliştirdiyseniz…
* Eğer okulunuzda öğretmen gelişimine yeni bir bakış kazandırdıysanız…
* Eğer küçük görünen bir uygulama bile öğrencinin öğrenme deneyiminde gerçek bir fark yarattıysa…
Bizim için paylaşılmaya değer bir etki vardır.
Platformdaki uygulama paylaşımları yalnızca “örnek” olarak yayınlanmayacak. Etki Lab aracılığıyla; uygulamanın neyi değiştirdiği, hangi ihtiyaca karşılık verdiği, nasıl bir dönüşüm oluşturduğu ve başka yapılara nasıl ilham verebileceği birlikte analiz edilecek. Bu yüzden öğretmenleri, okul ekiplerini ve eğitim alanında değer üreten herkesi yalnızca okumaya değil; katkı sunmaya, uygulamalarını paylaşmaya ve bu kolektif gelişim alanının bir parçası olmaya davet ediyoruz.
Son Güncelleme: Çarşamba, 20 May 2026 12:17
Gösterim: 274
İyi Bir Eğitim Platformu tarafından düzenlenen Sürdürülebilir Eğitim Sempozyumunun üçüncüsü “Eğitimde Dönüşüm; Geçmişin Mirası, Geleceğin İhtiyaçları” teması ile, Haliç Kongre Merkezinde büyük bir katılımla gerçekleştirildi. Eğitimde sürdürülebilirlik konusunun çok boyutlu şekilde ele alındığı sempozyumda, güncel trendler, uygulamalar ve yenilikçi yaklaşımlar masaya yatırıldı.
Toplamda 6 ülkeden ve 47 şehirden 3 bine yakın katılımcının yer aldığı etkinliğe ev sahipliği yapan İyi Bir Eğitim Platformu Kurucusu ve TÖDER Başkan Yardımcısı Ümit Kalko, sempozyumun açılışında yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Eğitimle yatıyor, eğitimle kalkıyoruz. Daha iyi bir eğitim nasıl sunulabilir diye sürekli araştırıyoruz. Bu amaçla İyi Bir Eğitim Platformunu kurduk. İlk sempozyumumuzu Antalya’da 850, ikincisini ise yine Antalya’da 1850 katılımla gerçekleştirdik. Bugün, İstanbul Haliç Kongre Merkezinde üçüncüsünü düzenliyoruz. 6 ülke ve 47 şehirden 2824 katılımcıyla, tam gün sürecek bu programda eğitimdeki yenilikleri tartışıyoruz.”
Gelecek hafta Diyarbakır’da da bir sempozyum düzenleyeceklerini belirten Kalko, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Sürdürülebilir eğitim sempozyumlarını Türkiye’nin farklı şehirlerinde gerçekleştirmek, eğitimi daha çok konuşmak ve Ar-Ge’yi merkeze almak bizim temel hedefimiz. 47 şehirden eğitim girişimcileri, kurucular ve öğretmenler daha iyi bir eğitim için buraya geldiler. Eğitim, ülkemizi daha çağdaş seviyelere taşıyacak en önemli araçtır.”
“21. Yüzyıl Becerileri Yeni Dönemin Anahtarı”
21. yüzyıl becerilerinin önemine dikkat çeken Kalko, şu ifadelere yer verdi: “Yaratıcılık, eleştirel düşünce, takım çalışması ve iletişim gibi beceriler, yapay zekâ çağında insanı öne çıkaracak temel yetkinliklerdir. Görsel sanatlar, müzik, beden eğitimi, felsefe gibi hak ettiği değeri görmeyen dersler artık merkeze alınmalıdır.”
Prof. Dr. İlber Ortaylı: “Müzik Zekâyı Parlatır”
Sempozyumda “Tarihten Günümüze Eğitim: Kadim Mirasın Geleceğe Etkisi” başlıklı konuşmasını gerçekleştiren Prof. Dr. İlber Ortaylı, eğitimin temel taşları olarak okuma, yazma ve müziğe dikkat çekti: “Öncelikle çocuklara okuma yazma öğretmelisiniz. Müzik zekâyı parlatır. Matematik ise bir gelişim kabiliyetidir. Ancak kavramsal temeller anlaşılmadan, sadece ezbere dayalı bir öğrenme süreci sağlıklı işlemez.”
Etkinlikte ayrıca:
• Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Dünya’ya Daha İyi Çocuklar Bırakmak”
• Prof. Dr. Erhan Erkut, “Eğitim Evriliyor mu, Devriliyor mu?”
• Sevinç Atabay, “Geleneksel Eğitim ile YZ Buluştu mu?”
• Prof. Dr. Mehmet Zihni Sungur, “Sürdürülebilir İlişkiler Kurmak: Birlikteliğimizin Devamını Ne Sağlar?”
başlıklı sunumlarıyla katılımcılarla buluştu.
Sempozyum, Anadolu Ateşi’nin etkileyici dans gösterisiyle sona erdi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
İyi Bir Eğitim Platformu tarafından düzenlenen Sürdürülebilir Eğitim Sempozyumunun üçüncüsü “Eğitimde Dönüşüm; Geçmişin Mirası, Geleceğin İhtiyaçları” teması ile, Haliç Kongre Merkezinde büyük bir katılımla gerçekleştirildi. Eğitimde sürdürülebilirlik konusunun çok boyutlu şekilde ele alındığı sempozyumda, güncel trendler, uygulamalar ve yenilikçi yaklaşımlar masaya yatırıldı.
Toplamda 6 ülkeden ve 47 şehirden 3 bine yakın katılımcının yer aldığı etkinliğe ev sahipliği yapan İyi Bir Eğitim Platformu Kurucusu ve TÖDER Başkan Yardımcısı Ümit Kalko, sempozyumun açılışında yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Eğitimle yatıyor, eğitimle kalkıyoruz. Daha iyi bir eğitim nasıl sunulabilir diye sürekli araştırıyoruz. Bu amaçla İyi Bir Eğitim Platformunu kurduk. İlk sempozyumumuzu Antalya’da 850, ikincisini ise yine Antalya’da 1850 katılımla gerçekleştirdik. Bugün, İstanbul Haliç Kongre Merkezinde üçüncüsünü düzenliyoruz. 6 ülke ve 47 şehirden 2824 katılımcıyla, tam gün sürecek bu programda eğitimdeki yenilikleri tartışıyoruz.”
Gelecek hafta Diyarbakır’da da bir sempozyum düzenleyeceklerini belirten Kalko, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Sürdürülebilir eğitim sempozyumlarını Türkiye’nin farklı şehirlerinde gerçekleştirmek, eğitimi daha çok konuşmak ve Ar-Ge’yi merkeze almak bizim temel hedefimiz. 47 şehirden eğitim girişimcileri, kurucular ve öğretmenler daha iyi bir eğitim için buraya geldiler. Eğitim, ülkemizi daha çağdaş seviyelere taşıyacak en önemli araçtır.”
“21. Yüzyıl Becerileri Yeni Dönemin Anahtarı”
21. yüzyıl becerilerinin önemine dikkat çeken Kalko, şu ifadelere yer verdi: “Yaratıcılık, eleştirel düşünce, takım çalışması ve iletişim gibi beceriler, yapay zekâ çağında insanı öne çıkaracak temel yetkinliklerdir. Görsel sanatlar, müzik, beden eğitimi, felsefe gibi hak ettiği değeri görmeyen dersler artık merkeze alınmalıdır.”
Prof. Dr. İlber Ortaylı: “Müzik Zekâyı Parlatır”
Sempozyumda “Tarihten Günümüze Eğitim: Kadim Mirasın Geleceğe Etkisi” başlıklı konuşmasını gerçekleştiren Prof. Dr. İlber Ortaylı, eğitimin temel taşları olarak okuma, yazma ve müziğe dikkat çekti: “Öncelikle çocuklara okuma yazma öğretmelisiniz. Müzik zekâyı parlatır. Matematik ise bir gelişim kabiliyetidir. Ancak kavramsal temeller anlaşılmadan, sadece ezbere dayalı bir öğrenme süreci sağlıklı işlemez.”
Etkinlikte ayrıca:
• Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Dünya’ya Daha İyi Çocuklar Bırakmak”
• Prof. Dr. Erhan Erkut, “Eğitim Evriliyor mu, Devriliyor mu?”
• Sevinç Atabay, “Geleneksel Eğitim ile YZ Buluştu mu?”
• Prof. Dr. Mehmet Zihni Sungur, “Sürdürülebilir İlişkiler Kurmak: Birlikteliğimizin Devamını Ne Sağlar?”
başlıklı sunumlarıyla katılımcılarla buluştu.
Sempozyum, Anadolu Ateşi’nin etkileyici dans gösterisiyle sona erdi.
Son Güncelleme: Salı, 06 May 2025 15:48
Gösterim: 5348
İş dünyasından pek çok isimden peş peşe ekonomi programına dair eleştiriler gelirken, son olarak İTO Başkanı Şekib Avdagiç çağrıda bulundu. Avgdaiç "Şu dönemde evrimsel değil de biraz devrimsel adımlar atmak lazım" dedi.
Ekonomideki bozulmayı düzeltmek için iktidara 7 öneri sunan İTO Başkanı Şekip Avdagiç, öneriler arasında özel okullardaki KDV oranının düşürülmesine de yer verdi. Özel okulda öğrenim gören her öğrencinin devletin sırtından bir maliyet yükü aldığını vurgulayan Şekib Avdagiç, özel okul ücretlerindeki KDV’nin sembolik olarak yüzde 1’e düşürülmesini önerdi. Avdagiç, şunları söyledi: “Bir öğrencinin devlete 100 birim maliyeti varsa, siz o çocuğu özel okulda okuttuğunuzda devletin sırtından 100 birim yük alıyorsunuz. Ama veliler üzerine bir de KDV ödüyor. Birçok ülkede özel okula çocuğunuzu gönderdiğinizde, devlet üzerinden aldığınız yük kadar size katkı yapar.”
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
İş dünyasından pek çok isimden peş peşe ekonomi programına dair eleştiriler gelirken, son olarak İTO Başkanı Şekib Avdagiç çağrıda bulundu. Avgdaiç "Şu dönemde evrimsel değil de biraz devrimsel adımlar atmak lazım" dedi.
Ekonomideki bozulmayı düzeltmek için iktidara 7 öneri sunan İTO Başkanı Şekip Avdagiç, öneriler arasında özel okullardaki KDV oranının düşürülmesine de yer verdi. Özel okulda öğrenim gören her öğrencinin devletin sırtından bir maliyet yükü aldığını vurgulayan Şekib Avdagiç, özel okul ücretlerindeki KDV’nin sembolik olarak yüzde 1’e düşürülmesini önerdi. Avdagiç, şunları söyledi: “Bir öğrencinin devlete 100 birim maliyeti varsa, siz o çocuğu özel okulda okuttuğunuzda devletin sırtından 100 birim yük alıyorsunuz. Ama veliler üzerine bir de KDV ödüyor. Birçok ülkede özel okula çocuğunuzu gönderdiğinizde, devlet üzerinden aldığınız yük kadar size katkı yapar.”
Son Güncelleme: Salı, 05 May 2026 12:22
Gösterim: 672
Eğitimde dönüşümü odağına alan Sürdürülebilir Eğitim Sempozyumu, bu yıl iki ayrı şehirde eğitim dünyasının önemli isimlerini bir araya getiriyor. İlki 3 Mayıs 2025 tarihinde İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde, ikincisi ise 10 Mayıs 2025 tarihinde Diyarbakır Dicle Üniversitesi Kongre Salonu’nda gerçekleşecek olan sempozyumlar, eğitimin geleceğine yön verecek fikir ve uygulamaların paylaşılacağı güçlü bir platform olacak.Sempozyumlara katılım için link: store.iyibiregitimplatformu.com
“Eğitimde Dönüşüm: Geçmişin Mirası, Geleceğin İhtiyaçları” temasıyla İstanbul’da düzenlenecek olan 3. Sürdürülebilir Eğitim Sempozyumu’nun açılışı, dünyaca ünlü caz sanatçısı Kerem Görsev Trio ile yapılacak. İyi Bir Eğitim Platformu Kurucusu ve TÖDER Başkan Yardımcısı Ümit Kalko’nun açılış konuşmasının ardından, Prof. Dr. İlber Ortaylı, Dr. Deniz Ülke Kaynak, Prof. Dr. Erhan Erkut, Sevinç Atabay ve Prof. Dr. Mehmet Zihni Sungur gibi duayen isimler ilham verici sunumlarıyla yer alacak. Programda, Anadolu Ateşi dans gösterisi de yer alacak.
EĞİTİMDE KÖPRÜLER DİYARBAKIR’DA KURULACAK
Diyarbakır’da gerçekleşecek olan 4. Sürdürülebilir Eğitim Sempozyumu ise “Eğitimde Köprüler Kurmak: Kültürel Miras ve Geleceğin Becerileri” temasıyla eğitimde yeni ufuklar açmayı hedefliyor. Etkinliğin açılışında kabak kemane ustası Cafer Nazlıbaş sahne alacak. Ardından Ümit Kalko’nun açılış konuşmasıyla devam edecek olan programda; Prof. Dr. Acar Baltaş, Yazar Şermin Yaşar, Dünya Bilardo Şampiyonu Semih Saygıner, Ali Koç ve Mandıra Filozofu olarak tanınan Yönetmen ve Oyuncu Müfit Can Saçıntı, eğitim ve yaşam deneyimlerini katılımcılarla paylaşacak.
Her iki sempozyum da, eğitimin geleceğine dair yenilikçi fikirlerin paylaşılmasına olanak tanırken, katılımcılara ilham kaynağı olmayı ve eğitimde sürdürülebilir bir dönüşüme katkı sunmayı amaçlıyor.
Sempozyumlara öncekilerde olduğu gibi yoğun bir katılım bekleniyor. Eğitimde farkındalık yaratmak ve sürdürülebilir uygulamaları desteklemek adına düzenlenen bu organizasyonlar, eğitim camiasının tüm kesimlerini bir araya getirerek, geleceğe yönelik güçlü bir vizyon sunması hedefleniyor.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Eğitimde dönüşümü odağına alan Sürdürülebilir Eğitim Sempozyumu, bu yıl iki ayrı şehirde eğitim dünyasının önemli isimlerini bir araya getiriyor. İlki 3 Mayıs 2025 tarihinde İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde, ikincisi ise 10 Mayıs 2025 tarihinde Diyarbakır Dicle Üniversitesi Kongre Salonu’nda gerçekleşecek olan sempozyumlar, eğitimin geleceğine yön verecek fikir ve uygulamaların paylaşılacağı güçlü bir platform olacak.Sempozyumlara katılım için link: store.iyibiregitimplatformu.com
“Eğitimde Dönüşüm: Geçmişin Mirası, Geleceğin İhtiyaçları” temasıyla İstanbul’da düzenlenecek olan 3. Sürdürülebilir Eğitim Sempozyumu’nun açılışı, dünyaca ünlü caz sanatçısı Kerem Görsev Trio ile yapılacak. İyi Bir Eğitim Platformu Kurucusu ve TÖDER Başkan Yardımcısı Ümit Kalko’nun açılış konuşmasının ardından, Prof. Dr. İlber Ortaylı, Dr. Deniz Ülke Kaynak, Prof. Dr. Erhan Erkut, Sevinç Atabay ve Prof. Dr. Mehmet Zihni Sungur gibi duayen isimler ilham verici sunumlarıyla yer alacak. Programda, Anadolu Ateşi dans gösterisi de yer alacak.
EĞİTİMDE KÖPRÜLER DİYARBAKIR’DA KURULACAK
Diyarbakır’da gerçekleşecek olan 4. Sürdürülebilir Eğitim Sempozyumu ise “Eğitimde Köprüler Kurmak: Kültürel Miras ve Geleceğin Becerileri” temasıyla eğitimde yeni ufuklar açmayı hedefliyor. Etkinliğin açılışında kabak kemane ustası Cafer Nazlıbaş sahne alacak. Ardından Ümit Kalko’nun açılış konuşmasıyla devam edecek olan programda; Prof. Dr. Acar Baltaş, Yazar Şermin Yaşar, Dünya Bilardo Şampiyonu Semih Saygıner, Ali Koç ve Mandıra Filozofu olarak tanınan Yönetmen ve Oyuncu Müfit Can Saçıntı, eğitim ve yaşam deneyimlerini katılımcılarla paylaşacak.
Her iki sempozyum da, eğitimin geleceğine dair yenilikçi fikirlerin paylaşılmasına olanak tanırken, katılımcılara ilham kaynağı olmayı ve eğitimde sürdürülebilir bir dönüşüme katkı sunmayı amaçlıyor.
Sempozyumlara öncekilerde olduğu gibi yoğun bir katılım bekleniyor. Eğitimde farkındalık yaratmak ve sürdürülebilir uygulamaları desteklemek adına düzenlenen bu organizasyonlar, eğitim camiasının tüm kesimlerini bir araya getirerek, geleceğe yönelik güçlü bir vizyon sunması hedefleniyor.
Son Güncelleme: Cuma, 25 Nisan 2025 14:01
Gösterim: 5096