banner

Eğitimde değişiklik var, gelişme yok!




Dr. Ali Akdoğan / TÖDER Yönetim Kurulu Üyesi

ali_akdoganTürkiye’de eğitim sistemi uzun yıllara dayalı bir tartışma alanıdır. Amaç bakımından iyileşme sağlayacağı düşünülerek gidilen değişiklikler yeni sorunlara sebep olmakta ve işin içinden çıkılmaz bir duruma dönüşmektedir. Bu durumun böyle olmasının sebeplerini anlamak için şimdiki Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un, 2007’de Eğitim Reformu Girişimi tarafından yayınlanan değerlendirme raporuna yazdığı sunuma bakmak ilginç olacaktır.

Ziya Selçuk bu yazıda 1997 yılında gerçekleştirilen Eğitim Reformunu kastederek, “söz konusu reformun gerçekleştirildiği günlerdeki politik, bürokratik, bilimsel tartışmaların yer aldığı medya içeriklerine ve bilimsel tartışmalara bakma gereksinimi hissettim. Yapılan tartışmaların ülkeye neler kazandırdığı ya da kaybettirdiğini düşünürken bazen umutsuzluk bazen tebessüm dolu dakikalar yaşadım. Temel Eğitim Reformu ya da Sekiz Yıllık Eğitim olarak adlandırılan süreçte ortaya konulan tartışma kültürünün ve sorun çözme yönteminin nasıl bir verimsizliği ürettiğini tekrar tekrar görmek aynı zamanda kaygı uyandırıcıydı. İşin kötüsü, aynı tartışma kültürünün ve sorun çözme yaklaşımının daha da katılaşarak günümüzde de devam ediyor olması, irrasyonel geleneğin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyordu” şeklinde bir yakınmada bulunuyor (ERG, 2007). Yine bu yazıda önemli bir tespitte bulunarak toplumsal yapıyla çok yoğun ilişkileri bulunan eğitim meselesinin, kavramsal çerçevesinin yüzeysel olarak ele alındığına dolayısıyla bu çerçeve ile ilgili herkesin farklı anlamlara sahip olmasının önemli bir zorluk yaratan durum olduğuna işaret etmektedir.

Aynı raporun bir başka yerinde ise Selçuk, “Doğal olarak, her siyasi görüş eğitim konusunda kendi bakış açısına sahiptir. Bunun yanı sıra, devletin kuruluş gayesinde somutlaşan ulusal bir bakış açısı mevcuttur. Son olarak, siyasal partilerin ve ulusal politikaların dışında, eğitimin doğası ve küresel dinamikler vardır. Eğitim politikaları oluşturulurken bu üç değişkenden hangisi ya da hangileri etkili olacaktır? Şüphesiz bu sorunun rasyonel akla uygun cevabı “hepsi” olacaktır. Fakat uygulamalara baktığımızda eğitim kavramı çok farklı biçimde kavramlaştırılabilmektedir. Bunlardan birkaçı; 1) Çağımızda eğitimin amacı dünya vatandaşı yetiştirmektir. 2) Eğitim, devletin koyduğu ilke ve kurallara sadık yurttaşlar yetiştirmektir. 3) Eğitim, milli ve manevi değerlerin kazandırılmasının en temel aracıdır. 4) Eğitim, bireyselleşme ve toplumsallaşma dengesini kazandırma yoludur. 5) Eğitim, bireyin potansiyel güçlerini açığa çıkarma sürecidir. Yukarıda sıralanan tanımlardan hangisinin kullanıldığına bağlı olarak yapılacak reformun içeriği ve yönü değişecektir. Bu tanımların hangisi seçilirse seçilsin, demografik değişimleri, demokrasiyi, yenileşmeyi, küresel değişimleri, sanayi politikalarını, bilimi ve teknolojiyi dikkate almayan eğitim anlayışları son derece kısır kalacaktır” demek suretiyle bugün içinde bulunduğumuz durumun sebeplerini ortaya koymaktadır (ERG, 2007).
Bu bağlamda eğitimin geniş manada ele alınması ve kavramsal çerçevesinin gerektirdiği tüm boyutları ile değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Bu yazıda iki önemli eğitim izleme kuruluşunun (Sabancı Üniversitesi’nin Eğitim Reformu Girişimi ve TED Üniversitesi TEDMEM) raporları esas alınarak eğitime bakılacaktır.
Geçmişten bugüne tam gün eğitime geçilmesi, okullar arası eşitsizliklerin azaltılması, özel eğitime ihtiyacı olan çocukların ve özel yetenekli çocukların eğitimi, okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması, mesleki ve teknik eğitimin niteliğinin geliştirilmesi gibi hedefler konuşuluyor olsa da, kaynakların bunu karşılamaya yetmediği görülmektedir.
Eğitim ve okul yönetiminde önemli sorunları vardır. Yöneticilerin atanması ve okul yöneticiliğinin profesyonel bir meslek gibi görülmemesi, liyakatı esas alan bir seçme ve görevlendirme sistemi oluşturulmasının önündeki engeller önemli sorunlardan biridir (TEDMEM, 2019)
Öğretmen yetiştirmenin gereksinimden fazla olması önemli bir sorun olarak karşımızdadır. Eğitim Fakültelerinde öğrenim gören öğrenci sayısı 220 bin civarında iken MEB’in ihtiyacı 90 bin civarındadır. Öğretmen atamaları için sınava girenlerin 420 bin civarındaki sayısına karşılık geçtiğimiz yıl MEB ancak 25 bin atama yapabilmiştir. Mevcut öğretmenlerin etkin ve verimli çalışmaları sağlanamadığı gibi ücretli öğretmen uygulaması başkaca bir sorun oluşturmaktadır (TEDMEM, 2019)
2018 (OECD) raporuna göre Türkiye’de 25-34 yaş aralığındaki genç yetişkinlerin yarıya yakını ortaöğretimden geçmemiştir. Aynı şekilde aynı yaş aralığındaki üniversite mezunlarının oranı ise son 10 yılda %32 civarındadır. Türkiye’deki üniversite eğitimi almış olanların işsizlik oranının %13, ortaöğretim düzeyinin altında olan yetişkinlerin işsizlik oranının ise %11,7 olması başkaca bir sorundur (TEDMEM, 2019).
Yaratıcı ve üretici bireyler nitelikli eğitim yoluyla sağlanabilir. Bu sebeple eğitimin niteliğini “temel becerileri kazandırabilme derecesi” ile ölçülmesi gerekir. İlkokulların 3. ve 4. sınıflarına devam eden, özel eğitim tanısı olmayan, önceki eğitim ve öğretim yılları içinde çeşitli nedenlerle Türkçe ve matematik dersi öğretim programlarında yer alan ve temel becerileri ve kazanımları yeterli düzeyde edinemeyen öğrencilerin yetiştirilmesi için geliştirilen İlkokullarda Yetiştirme Programı (İYEP), öğrencilerin bireysel öğrenme ihtiyaçlarının erken sınıflarda ortaya çıkarılması ve bu öğrencilere erken yaşlarda öğrenme desteği sağlanarak geride kalma risklerinin azaltılması adına önemli bir girişim olmasına karşın, öğrencilere yönelik destek yeterli değildir ve geliştirilen İlkokullarda Yetiştirme Programı bu işlevi görmede yeterli olamamaktadır (ERG, 2007).
Son yıllarda ortaöğretime yerleştirme sorunlarından ve yükseköğretime geçiş sınavına hazırlık amacıyla örgün öğretim kurumlarından ayrılmalardan kaynaklanan açık öğretim lisesi, zorunlu eğitim çağındaki öğrenciler için örgün eğitimin bir alternatifi olma özelliği kazanmıştır. İstisnai yani örgün eğitime erişimin mümkün olmaması durumunda kullanılacak bir seçenek olması özelliğini aşarak örgün eğitimin bir alternatifi haline gelmiştir (TEDMEM, 2019).
Proje okulların sayısındaki artış belli bir ölçüte dayanmadan katlanmıştır. Merkezi sınavla öğrenci kabul etmesi ve nispeten başarılı öğrencilerin bu okullara yerleştirilmesi, o okulların proje okulu olabilmeleri için yeterli değildir. 2018-2019 eğitim öğretim yılında sınavla öğrenci alacak Anadolu liseleri, Anadolu imam hatip liseleri ile Anadolu teknik programlarına öğrenci seçen mesleki ve teknik Anadolu liselerinin tamamı özel program ve proje uygulayan ortaöğretim kurumu olarak ilan edilmesi ile proje okulu sayısı 58’den 628’e yükselmiştir. Bu okulların hangi uygulamalar aracılığıyla ve hangi anlaşmalar çerçevesinde proje okulu niteliği taşıdığı belirsiz olduğu gibi ne ile sonuçlanacağı da ayrı bir tartışma konusudur (TEDMEM, 2019).
Millî Eğitim Bakanlığı 2018 Yılı İdare Faaliyet Raporu’na göre, mesleki ve teknik ortaöğretimde 20 gün ve üzeri devamsız öğrenci oranı %44’tür. 2018 yılında Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde mesleki eğitim merkezlerinde öğrenim görenlerin devamsızlıklarının takibine ve devamsızlık süresinin aşılması halinde alınacak tedbirlere ve uygulanacak yaptırımlara yönelik düzenlemeler yapılmıştır (TEDMEM, 2019).
Liselere Geçiş Sisteminde (LGS) meydana gelin değişmeler ciddi sorunlara yol açmıştır. 2005 yılında OKS kaldırılmış yerine 6, 7 ve 8. Sınıfların gireceği üç yılı kapsayan SBS sınavına geçilmiş, hemen ardından 2011 yılında tek sınavlı bir SBS geçilmek suretiyle o da kaldırılmış, bunu takip eden 2014 yılında OGES kapsamında TEOG sınavları getirilmiş nihayet bunu 2017 yılından beri tek sınavlı LGS ile devam edilmektedir. Öğrencilerin merkezi sınava gireceği, isteyenin de sınava girmeden kendisine sunulan, ikamet adresine yakın okullar arasından tercihte bulunabileceği bir yapıya dönüştürülen bu değişiklik güven sorunlarına yol açmıştır.
Bu konu TEDMEM’in raporunda “kontenjanı boş kalacak kadar tercih edilmeyen bir ortaöğretim kurumuna sınavla öğrenci almak, en iyimser değerlendirmede dahi, gerçekçi olmayan, gereksiz bir rekabet ortamı ve sınav odağı oluşturmak anlamına gelmektedir” diye eleştirilmektedir (TEDMEM, 2019).
Üniversiteye geçiş uygulamalarında gerçekleştirilen değişiklikler eski yıllardakini aşan bir özellik göstermeyerek, sınavların şekli ve yerleştirme puanlarının hesaplanması boyutunu aşmamıştır. 2018 yılında ilk kez uygulanan Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda (YKS) yer alan testlerin herhangi birinden Türkiye genelinde %50 başarı dahi yakalanamamıştır. İki aşamalı YKS’de bir lisans programı tercih edebilmek için katılımın gerekli olduğu ikinci aşama olan Alan Yeterlik Testi’ne (AYT) katılan öğrencilerin ortalama puanları matematikte 40 soruda 3,923; fizikte 14 soruda 0,467; kimyada 13 soruda 1,109; biyolojide 13 soruda 1,669’dur. Özellikle fen bilimleri alanında elde edilen bu sonuçlar bugüne kadar gerçekleştirilen yükseköğretime geçiş sınavlarında elde edilen en düşük ortalamalar olmuştur (TEDMEM, 2019).
15 yıldır öğrenciler, her iki kuruluşun raporlarına yansıyan ve yansımayan yanları ile eğitimin rayına oturtulamayan bu sistem görüntüsü içerisinde, başladıkları müfredat bir yana başladıkları sistemle bile okulu bitirememektedir.
Sonuçlardan anlaşılacağı üzere Türkiye'de eğitim sistemi, ilerleme kaydetmeye çalıştığı her noktada tökezlemektedir. İçi oyulan eski sistem yeni gibi sunulmakta, eğri ağaçtan düz gölge çıkmamaktadır. Sonuçta olarak ortaya çıkan sistem, kökü sağlam olmayan her şey gibi neredeyse her sene yıkılıp baştan kurulmaktadır.

BELKİ DE BURADAKİ EN İSTİKRARLI DURUM YUKARIDA GENİŞ BİR AÇIDAN ELE ALINAN SORUNLARIN ÖNEMLİ BİR KISMININ ARTI EĞİTİM DERGİSİNDE DÜZENLİ OLARAK ELE ALINARAK YAYINLANMIŞ OLMASIDIR. YAYIN HAYATINA BAŞLADIĞI GÜNDEN BU YANA İLGİYLE OKUDUĞUM, BİZLERE EĞİTİMDEKİ GÜNCEL KONU VE TARTIŞMALARI TAKİP ETME İMKANI SAĞLAYAN, YENİ BAKIŞ AÇILALRI VE FARKLI PERSPEKTİFLERDEN BAKMAMIZA İMKAN SAĞLAYAN ARTI EĞİTİM DERGİSİNE NİCE 15 YILLAR DİLİYORUM.

Kaynakça
ERG. (2007). Eğitim İzleme Raporu 2007. İstanbul: Sabancı Üniversitesi.
TEDMEM. (2019). 2018-Egitim Değerlendirme Raporu. ANKARA: TED Üniversitesi.
ERG. (2019). Eğitim İzleme Raporu 2019. İstanbul: Sabancı Üniversitesi.

 

 

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.