Gelişen Küresel Ekonomi: Gençliğimizi Geleceğe Hazırlamak




ABD Foreign Policy Association tarafından düzenlenen 2013 Dünya Liderlik Forumu’na (World Leadership Forum 2013) Türkiye’den tek konuk olarak katılan Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu yaptığı konuşmayı Artıeğitim Dergisi ile paylaştı.

gulaybarbarosogluABD Foreign Policy Association tarafından düzenlenen 2013 Dünya Liderlik Forumu’na (World Leadership Forum 2013) Türkiye’den katılan tek konuk Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu oldu. Dünyanın dört bir yanında konferansa katılan seçkin konuklara Harvard Club’da hitap eden Prof. Dr. Barbarosoğlu,  yaptığı konuşmayı artı eğitim dergisi ile paylaştı.

“2013 Dünya Liderlik Forumunun” değerli katılımcıları,

Bu Foruma katılmayı ve böylesine saygın bir seyirci topluluğuna hitap etmeyi ülkem, üniversitem ve naçizane kendi adıma özel bir ayrıcalık olarak görüyor ve bundan onur duyuyorum. Dış Politika Derneğine, özellikle saygıdeğer Başkanı Noel Lateef'e bu Foruma katılmam yönündeki nazik davetleri ve bana bu çok kıymetli fırsatı verdikleri için en içten teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

Dış Politika Derneğinin yaklaşık 100 yıllık tarihi boyunca Amerika Birleşik Devletleri ve dünya çapında sunduğu etkileyici ve son derece başarılı hizmetlerin bana ilham verdiğini söylemeliyim. 1918 yılındaki kuruluşundan beri Dış Politika Derneği (FPA), dünya meselelerinin daha iyi kavranmasını, daha geniş bir kesimin ilgisini çekmeyi ve daha etkin bir katılımı teşvik ederken, daima önde gelen özel, kar amacı gütmeyen ve tarafsız bir eğitim kurumu olmuştur. Bana göre FPA'nın en önemli başarılarından biri “Büyük Kararlar” programıdır. Bu program elli yıldan daha uzun bir süre önce, dış ilişkiler çalışmaları ve tartışmaları için açık bir dille yazılmış temel malzemeler üretmek üzere başlatılmıştı. Günümüzde çok boyutlu bir küresel çalışmalar programı haline gelerek kapsamını genişletti. Artık 1000'den fazla lise, kolej ve üniversite, uluslararası ilişkiler derslerine bu programı dahil etmiş durumdadır ve bu güne kadar yaklaşık 450.000 kişi topluluk tabanlı tartışma gruplarına katılım göstermiştir. Seyircilerimizi bu mükemmel ve başarılı çalışması için takdir ve minnet duygularımızın bir ifadesi olarak FPA'yı alkışlamaya davet ediyorum. Ayrıca, Büyük Kararlar 2014'ün başlıklarından birinin benim ülkem, Türkiye olduğunu öğrenmekten büyük bir memnuniyet duyduğumu da belirtmek istiyorum. Gelecek sene düzenlenecek, dış siyasetin zorluklarına ve Türkiye'nin Amerika ve dünyaya sunduğu fırsatlara odaklanan konferansta FPA'ya üniversitem olarak ev sahipliği yapmaktan büyük bir onur duyacağım.

Bu yılki “Dünya Liderlik Forumunun” konusu, “Gelişen Küresel Ekonomi”- tartışmaya açık, her zaman güncel bir mesele. Konuyu analiz etmek, mevcut ve gelecekteki durumu değerlendirmek üzere Forum katılımcılarımız arasında birçok seçkin bankacı, ekonomist ve devlet büyüğü olduğu için şanslıyız. Bendeniz maalesef ne ünlü bir uluslararası ekonomistim ne de önde gelen bir yatırım bankacısıyım; sadece basit bir eğitmenim ve tanınmış bir Türkiye üniversitesinin Başkanıyım. Bu nedenle konuyu farklı bir bakış açısıyla ele alacağım.

Şunu söylemeliyim ki biz eğitimciler ile küresel yatırım bankacıları arasında ortak bazı benzerlikler var. Bizler de yatırımcıyız ancak tamamen farklı bir alana yatırım yapıyoruz. Yatırım bankacıları finans veya emtia piyasalarına, şirketlerin hisse senetlerine, vadeli işlemlere veya emtialara yatırım yaparlar. Biz eğitimciler de geleceğe yatırım yaparız ancak tamamen farklı bir biçimde. Biz, olası en iyi eğitimi vererek genç vatandaşlarımızın geleceğine yatırım yaparız.  Hepimiz şu gerçeğin farkındayız: Gençler, uluslarımızın bugünkü ve gelecekteki zenginliğini temsil ederler ve bugünün gençleri geleceğin liderleri olacaktır.  Bu nedenle gençlere bugün yatırım yapmalı ve onları, barış dolu bir birlikte yaşama ortamı üretirken kesinlikle ihtiyaç duyacakları becerilerle donatarak, yeni genç liderler neslini güçlendirmeliyiz.  Şuna da inanıyoruz ki gençlerin eğitimine yatırım yapmak uluslarımızın ve ülkelerimizin gelecekteki başarısını garantileyen tek güvenilir ve geçerli sigorta poliçesidir.  Merhum ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt'in de çok doğru bir şekilde belirttiği gibi: “…Gençlerimiz için geleceği inşa edemeyiz ancak gençlerimizi gelecek için yetiştirebiliriz…”

Peki o halde gençlerimizi gelecek için nasıl yetiştireceğiz? Onları gelişen küresel ekonomiye nasıl hazırlayacağız? Öncelikle küresel ekonomik büyümeye kısaca bir göz artarak bu soruların yanıtlarını aramaya çalışalım.  Çok yakın bir zamana kadar küresel ekonomideki büyüme son derece spesifik ekonomik büyüme rakamları göz önünde tutularak ölçülürdü: “Başarmak istediğimiz” hedefler grubunun her öğesi, örneğin refah, istihdam, gelişme, bilimsel ilerleme, teknolojik gelişme ve yoksulluğun azaltılması, bunların hepsi kişi başına düşen milli gelir, GSMH veya GSYİH'daki artış, endüstriyel yatırımlar, ödemeler dengesi vb. esas alınarak değerlendirilirdi. Bu ölçütlere dayanan ekonomik büyüme politikaları halen merkezi bir rol oynamaya devam ediyor ve bu başlıklarda elde edilecek başarının, kimi zaman gecikmeli de olsa, toplumsal ve politik sorunları da otomatikman çözeceği varsayımıyla halen bunlara öncelik veriliyor.

Ekonomik büyümenin önemini yadsımamakla birlikte, bu terimi sorgulamak istiyoruz. Büyüme: Bedeli ne olacak? Büyüme: Kimin için? Büyüme: Nasıl? GSMH rakamların gerçekten yansıttığı nedir? Büyüme rakamlarında aslında hesaba katılan nedir?

2. Dünya Savaşı sonrasındaki dönemde, büyüme girişimlerinin büyük çoğunluğu neo-klasik bir anlayışa dayanırdı ve dolayısıyla, başarılı büyümenin en iyi şekilde kentsel sanayileşme ve modernizasyona imkan tanıyacak yeterli sermaye yatırımı aracılığıyla güvence altına alınabileceğine inanılırdı. Daha sonra, 1960 ve 70'li yıllarda, bir yandan ulusal ve uluslararası düzeyde sürdürülebilir sermaye yatırımına olan ihtiyacın devam ettiği kabul edilmekle birlikte, daha iyi tanımların; ticaret, daha fazla ticaret akışı ve hızlı sanayileşmenin önemi vurgulanır hale geldi. 1980'li yıllarda geldiğimizde, gelişim sürecinin parasal boyutu öne çıkmaya başladı. 1990'lı yıllarda ise tamamen yeni bir dönem başladı: Soğuk Savaşın bitmesiyle birlikte dünya, kolektivist bir anlayış üzerine kurulan ve eşitlikçilik idealinden ilham alan bir ekonomik, toplumsal ve politik sistemin çöküşüne tanıklık etti. Bu sistemin başarısız olması, dünyanın büyük bir kısmının ekonomik büyüme hedefine karşı yaklaşımlarında ciddi değişikliklere yol açtı.

İkinci Dünya Savaşının son bulmasını ve Berlin Duvarının yıkılmasını takip eden yıllarda, neo-klasik ekonomiye dayalı büyüme politikaları baskın çıktı. Bu politikalar, ekonomik büyüme süreciyle bir hayli ilişkili olmalarına rağmen, büyümeyi başarmanın sadece araçlarıydı, henüz büyümenin amacı olarak görülemiyorlardı. Ne yazık ki tüm gelişim çabalarının özünde bireylerin yer aldığı ve bu çabaların başarısını insan bilgisi, becerisi ve kapasitesinin belirlediği çoğu zaman göz ardı edildi.   Bugün artık, gelişmekte olan birçok ülkede, gelişim süreçlerinin önündeki en önemli engellerden birinin insanların gelişimine yeterince önem verilmemesi olduğunun gün geçtikçe daha çok fark ediliyor olması gerçekten cesaret verici.

Bu noktada, benim açımdan, dikkatinizi yaklaşık 30 yıl öncesine, 1985 yılının Eylül ayına çekmek hem önemli hem de ilgi çekici olacaktır. Bu tarihte Türkiye, Birleşmiş Milletler tarafından gündeme getirilen gelişim meseleleriyle ilgili çok ilginç bir Uluslararası Yuvarlak Masa Toplantısına İstanbul'da ev sahipliği yapmıştı. İstanbul Yuvarlak Masa Toplantısında ortaya çıkan bulgular ve toplantıya katılan 50'den fazla seçkin katılımcının önerileri "Gelişim Üzerine İstanbul Tebliği: İnsani Boyut" adı altında bir belgede özetlenmişti. Bu tebliğde, diğer konuların yanı sıra, küresel gelişim süreçleri üzerine yapılan analizlerle, finansal kaynakların fiziksel yatırımlar için transfer edilmesinin, kendiliğinden sürdürülebilir bir gelişim için artık tek başına yeterli zemini yaratmadığının kanıtlandığı belirtiliyordu. İstanbul Tebliğine göre, şimdiye kadar en büyük başarıyı göstermiş olan ekonomilerin tarihine bakıldığında, bir ülke için, başta genç nesiller olmak üzere, vatandaşlarının eğitim, sağlık ve diğer açılardan iyi ve yeterli durumda olmasına özen göstermenin ve yeterli kaynak sağlamanın nasıl can alıcı bir öneme sahip olduğu görülüyordu. Ayrıca, kadınlara düşen kritik rolün, onların toplum içindeki konumlarının güçlendirilmesinin açıkça farkında olunmasına da vurgu yapıldı. Birçok toplumda kadınların eğitim ve iş olanaklarına erişimleri, gelir etme etme ve yönetici elitin bir üyesi olma oranları erkeklere kıyasla oldukça düşük seviyelerdeydi.

Geçen yıllar içinde ulusal, bölgesel ve belki de en belirgin şekilde küresel düzeyde çarpıcı ve büyük değişikliler meydana geldi.  Bunun da ötesinde bu küreselleşme süreci hakkında çok şey söylendi ve yazıldı. Bunun bir gerçeklik olduğunu ve geri dönüşü olmayan bir yere doğru yola çıktığımızı biliyoruz. Küreselleşme hem ülkelerin hem de insanların birbirine olan karşılıklı bağımlılığını artırdığı gibi farklı siyasi, insani, ekonomik, toplumsal ve ekolojik mesele arasındaki bağları da güçlendirdi.

Küreselleşmeyle birlikte gelen değişiklikler sadece insanların hayatını daha iyi hale getirmek için müthiş fırsatlar yaratmakla kalmadı, büyümenin insanla ilgili boyutundaki ilerlemeye karşı ciddi tehditlere de neden oldu. Örneğin günümüzde birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülke halen sürmekte olan mali ve borç kriziyle boğuşmaktadır. Özellikle en gelişmiş ülkelerdeki bütçe dengeleme önlemleriyle yüksek maliyetler güvence altına alındı; uluslararası para ve finans kuruluşları tarafından uygulanan kemer sıkma politikaları nedeniyle oluşan üretim kaybı ve istihdam kriziyle ilgili yüksek rakamlar dengelenmeye çalışıldı ve insanların gelişimine yapılan yatırımlarda özellikle iki kritik alanda kesintilere gidildi. Bunlardan ilki sağlık harcamaları, ikincisi ise bizim alanımız olan eğitim alanıdır. 

Şu an küresel ekonomik alanda iki akım dünya ekonomisine yön çiziyor. Birincisi, uluslararası düzeyde ekonomik kararların verilmesinde gün geçtikçe büyüyen bir çok kutupluluk var. Bu durum, küreselcilik karşısında bölgeciliği güçlendiriyor. İkincisi, dünyanın ekonomik büyümesi değişken hızlara sahip bir yolda ilerliyor. 21. yüzyılda, parçalı bölgesel ekonomik hegemonyaların mevcut olduğu çok kutuplu bir dünyanın ortaya çıkmasına paralel olarak, ülkeler arasında ve içinde giderek büyüyen bir uçurum oluştu. Bu uçurum hem ekonomik hayata katılım hem de bunun avantajlarının paylaşılması açısından geçerlidir. Ayrıca, piyasa odaklı politikaların geliştirilmeye başlanmasıyla birlikte birçok sanayileşmiş ülkede hükumetlere düşen rol azaldı. İnsanlara ve sosyal harcamalara yapılan yatırımlarda kesintiler yapılıyor ve artık daha ortodoks finansal ve ekonomik politikalar benimseniyor.

Siyasi ve ekonomik sistemlerdeki son değişikliklere ek olarak, bilgi teknolojileri ve küresel iletişim alanlarında devrim niteliğinde atılımlar gerçekleşti.  Halen devam etmekte olan bilgi devrimi, matbaanın bulunması veya Sanayi Devrimi gibi insanlık tarihinde görülen diğer devrimler kadar önemlidir. Günümüzde bilgiye dayalı verilerin üretimi, dağıtımı ve uygulaması gelecekteki ekonomik büyümenin temel belirleyenleridir. Artık gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki belirleyici farklılık ülkelerin bu kapasitenin mevcut olmasına veya olmamasına bağlıdır. Önümüzdeki yıllarda bu kapasite küresel gelişme, güçlenme ve hakimiyet süreçlerinde çok daha kritik bir rol oynayacaktır. 

Bu değişimlerin bir araya gelerek oluşturduğu etki kendisini hem gençlik üzerinde hem de çevre üzerinde güçlü bir şekilde hissettiriyor. Küreselleşme, dijital ve sosyal ağ kurmadaki devrimlerle birleşerek, gençlik kültürünü ve gençlerin kendi toplumlarına aktif vatandaşlar olarak katılım gösterme biçimlerini değiştirdi. Genç aktivistler yeni muhalefet etme ve sosyal ağ kurma biçimlerini, bir önceki neslin klasik katılımcı yapılarıyla etkili bir şekilde birleştiriyorlar. Siber katılımcılık, e-vatandaşlık ve bilişim ve iletişim teknolojileri (ICT) tabanlı toplumsal ve politik aktivizme doğru güçlenen bir eğilim var. Küreselleşme ve dijital teknoloji sayesinde, hem fiziksel hem de coğrafi sınırlar, sınırlandırmalar ve engeller gerçekten de daha geçirgen hale gelmeye başlıyor ve bu gerçek, gençlerin geçmişleri ve koşulları ne olursa olsun, bu dijital dünyada karşılaşma olasılığını daha da arttırıyor. Ne kadar fazla karşılaşma olursa, uzlaşma olasılıkları o kadar artar ve birbirini anlama ve iletişim kurmak için o kadar fazla olanak yaratılmış olur.

Büyümenin bir diğer önemli etkisi kendini çevre üzerinde gösteriyor.  Dünya nüfusunun gün geçtikçe artması, şimdiye kadar benzeri görülmemiş tüketim seviyeleriyle birlikte düşünüldüğünde, hepimizin bildiği gibi, bir kısmı geri dönüşü olmayan kapsamlı çevresel değişiklikleri gündeme getirdi. Dünyanın en çok gelişmiş kesimlerinin çoğunda, kişi başına düşen maddi tüketim seviyesi sürdürülebilir bir seviyeyi çoktan aşmış durumdadır. Mevcut seviye ve ulusal ve küresel bazdaki çevre politikalarının yoğunluğu kesinlikle tatmin edici bir seviyede değildir ve maddi tüketim seviyeleri, artık mantıklı bir sürdürülebilirlik seviyesi yakalanılamayacak denli yüksektir. Toplumlar, özellikle dünyanın en zengin bölgelerinde yer alanlar, insanların gezegenin ekolojik açıdan kendini yenileme kapasitesine dönük taleplerinin bir ölçütü olan "ekolojik ayak izlerini" azaltmak için ellerinden geleni yapmalıdır. Gezegenimizin en son durumu göz önünde tutulduğunda bunun önemi yadsınmamalı ve iklim değişikliğinin hafifletilmesi ve sürdürülebilir büyüme tartışılmalıdır.

Dünyanın tanıklık ettiği uzun ve zorlu küresel büyüme deneyimi ışığında, gelişmenin karmaşık bir süreç olduğunu kendimize hatırlatmak yanlış olmayacaktır. Her ülke büyüklüğü, siyasi sistemi, nüfusu yoğunluğu, iklimi, kaynakları, mirası vb. açısından birbirinden farklıdır. Her birinin ihtiyacı, gelişim aşamasına göre farklılık gösterebilir. Ancak ortada net bir gerçek var: Bu büyüme sürecinde, büyümenin insanla ilgili boyutunu gerektiği gibi hesaba katmayan veya insanları, özellikle gençleri tüm meselelerin merkezine yerleştirmeyen çözümlerin, küresel ekonomik büyümenin başarılı olması için gerçek ve ilerleme fırsatı sunacak bir yanıt oluşturmada başarılı olma şansları yoktur.

Bu noktada, başarılı ve sürdürülebilir bir küresel ekonomik büyümenin yakalanmasında eğitime kilit bir rol düştüğünü vurgulamak isterim. Şu çok açıktır ki eğitim, bu başarının elde edilmesinde kullanılacak en etkili araçtır, çünkü sadece eğitim aracılığıyla geleceğin küresel liderleri olarak gençliğin başarısı için temel bileşenler olan insan bilgisi, kapasitesi, etkililiği, verimliliği ve rekabet yeteneği güçlendirilebilir.  Sadece eğitim aracılığıyla, özellikle benim uzmanlık alanım olan üçüncü düzeyde, gençlerimizi gelecek için yetiştirebiliriz. Bu nedenle, günümüzün yeni eğitim döneminde, kolejler ve üniversiteler açısından uygun yönetim yapılarını kurmak ve güçlü yönetim ve liderlik kapasitene sahip olmak kilit unsurlardır. Ancak bu şekilde üstlendikleri çok sayıda misyonun gereklerini yerine getirebilir ve gün geçtikçe karmaşıklaşan ve küreselleşen bir ortamın ortaya koyduğu mevcut zorluklara yanıtlar üretebilirler. Bu alanlardaki çalışmamızın güçlü, özerk, iyi ödenek alan ve finansal açıdan sürdürülebilir üniversiteler inşa etmek için gerekli koşulları ve çerçeveyi sağlamaları için siyasetçilere dönük ortak politikalar geliştirmeyi ve bu politikalarımızı birlikte savunmayı amaçlaması gerektiğine yürekten inanıyorum. Misyonların ve faaliyetlerin çeşitlenmesi, yükselen maliyetlerin neden olduğu finansal güçlükler, yeni hissedar talepleri, küresel rekabet ve mevcut küresel ekonomik gerileme döneminin hepsi bir araya geldiğinde, yükseköğrenim kurumlarının yönlendirilme ve yönetilme sorunları daha da karmaşık bir hale geliyor. Bu alanda yapılacak çalışma, daha stratejik adımlar atmaları ve daha verimli ve etkili hale gelmeleri için üniversitelerin kendi öz çabalarıyla yönetim ve idare mekanizmaları kurmasını desteklemelidir. Biz eğitimciler, üniversiteler arası işbirliklerini güvence altına almak için mücadele ediyoruz. Kurumsal ittifakları ve ortaklıkları ilerletmek, üniversiteleri küresel zorluklara karşı yanıtlar üretmeleri ve kendilerini uluslararası bir düzeye taşımaları için desteklemek üzere üyeler için bir forum düzenliyoruz.

Az önce bahsettiğim meseleyle yakından bağlantılı konu, önümüzdeki yıllarda karşımıza yadsınamaz bir gerçek olarak çıkacaktır. Gelişmekte olan birçok ülkede büyüme sürecinin devam etmesi, bu ülkelerin vatandaşlarının katılım gösterme ve bilgiye dayalı teknolojilerdeki hızlı gelişmenin sağladığı avantajdan faydalanma becerisiyle yakından bağlantılı olacaktır. Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler, öncelikle elbette ki her seviyede kaliteli eğitim sunmak suretiyle, gerekli bilimsel kadroları kurarak, çalışanlarının ve gençlerinin bilimsel ve teknolojik kapasitelerini güçlendirmelidir.

Özetleyecek olursak, şunu anladık ki uzlaşma olmadan insan enerjisi verimli bir şekilde kullanılamaz. Ekonomik büyüme ve teknolojik bilgide ilerleme olmadan maddi refah ve ekolojik dengede sürdürülebilir, geniş kapsamlı bir gelişme görülemez. Çevreyi korumadan, insanın temel varoluş koşulları tehlikeye atılır. Sosyal adalet olmadan, tırmanan eşitsizliklerle sosyal bütünlük bozulur ve siyasi katılım ve özgürlük olmadan, gelişim her zaman kırılgan ve risk altında kalır. Kısacası, şunu anladık ki birbirimize bağımlı durumdayız ve demokratik özgürlük, ekonomik büyüme, teknolojik gelişme, toplumsal ilerleme ve insani ve çevresel gelişme arasında bir denge kurulmalıdır. Yani bu meselelerin hepsi, özü itibariyle birbirine bağlı.

Halihazırda, küresel çapta faal birçok eğitimciye göre, her ülkenin, küresel ekonomik büyümeyi güvence altına almak için ileriye dönük sürdürülebilir insani gelişim politikalarını benimsemesi ve yürürlüğe koyması zorunludur. Dolayısıyla, sadece ekonomik büyüme getiren bir gelişim modeli değil, aynı zamanda;

1.            bu büyümenin sağladığı avantajları eşit olarak dağıtan,

2.            yerkürenin ekolojik dengesini bozmaktan ziyade çevresel değişiklikleri hafifleten,

3.            insanları marjinalleştirmekten ziyade onlara yetkiler veren, insanlara yaşamlarını değiştirecek kararlara katılım imkanı sunan,

4.            kadınlar ve kadınların gelişimleriyle ilgili meselelere yüksek öncelik tanıyan ve son olarak

5.            gençliğin geliştirilmesi politikalarına en büyük önemi veren bir model,

yani insandan yana, çevreden yana, iş olanakları yaratmaktan yana, kadınlardan yana ve elbette ki gençlerden yana bir gelişim modeli olmalıdır.

Konuşmamı ünlü Britanyalı yazar John Galsworthy'nin sözleriyle noktalamama izin vermenizi rica ediyorum: “Yarın sadece kendini yarına hazırlayanlar için vardır.” Bu sözlerin özü bugün burada yaptığım konuşmada ele almaya çalıştığım konularla çok bağlantılıdır. Gündeme getirdiğim meseleler tüm insanların ve tüm ulusların yaşamlarını etkileyen temel küresel meselelerdir. Bu nedenle, bunlar sadece küçük bir azınlığın değil tüm dünya liderlerinin ve karar vericilerin gündemi olmalıdır. Son olarak, dünya topluluklarının bugün mevcut olan birçok küresel tehdidi, insanlığın yarına dönük ilerlemesi için fırsata dönüştürme kapasitesinin tam olduğuna ve bunun için gerekli tüm araçlara sahip olduğuna inanıyorum. Bunu hayata geçmesi için, bizim bugünün gençlerini onları bekleyen zorlu ve heyecan verici geleceğe hazırlayabilmemiz için kesinlikle uzun vadeli taahhütlere ve en önemlisi güçlü bir küresel liderliğe ihtiyacımız vardır.

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.


Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.