Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Eğitim sisteminin geçmişten bu yana tedavi için yeterli müdahaleler yapılmamasından veya yanlış tedavi uygulanmasından kaynaklı kronikleşmiş pek çok hastalığı bulunmaktadır. Eğer tedavi için yeterli müdahaleler yapılmazsa hastalık hastayı felce uğratacaktır…

Eğitim sisteminin geçmişten bu yana tedavi için yeterli müdahaleler yapılmamasından veya yanlış tedavi uygulanmasından kaynaklı kronikleşmiş pek çok hastalığı bulunmaktadır. Eğer tedavi için yeterli müdahaleler yapılmazsa hastalığın hastayı felce uğratacağını belirtmek istiyorum. Hastalıkların röntgenini çekmeyi ve farkındalık yaratmayı amaçladığımız bu çalışma ile hastalıklara bir kez daha tanı koymak ve tedavi yollarının neler olduğunun altını çizmek ihtiyacı hâsıl olmuştur. Soyutlamadan uzak, somut bulgulara ve verilere dayanan sorunlar çözülmedikçe hastanın iyileşme göstermeyeceği yalın bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

Katılımcı Okulun ve Eğitimin,

-Demokratik, Eşitlikçi ve Özgürlükçü Olması Gerekmektedir.

Eğitimde ve okulda katılım aynı zamanda toplumsal ve sosyal yaşamada katılımı esas alan öncelikler sıralamasında ilk sırayı almaktadır. Okulun katılımcı bir anlayışla demokratik ve eşitlikçi bir temelde düzenlenmesi ülkede demokratikleşmenin önünü açmaya hizmet edecektir. Bizim eğitim ve okul sistemimizin en temel sorunlarının başında, işin asli unsuru ve öznesi olanların sürece katılarak kararların alınmasında belirleyici ve etkileyici olmalarının önlenmesi gelmektedir. Bu noktada katılımı eğitim bileşenleri yönünden incelemeye aldığımızda üç unsur öne çıkmaktadır.

1-Katılım konusu öğrenciler açısından,

A-Okul mekânlarının kullanılması ile ilgili kararlara,

B-Derslerin işlenişine ve oyunlara,

C-Sınıf içi çeşitli görevlerde sorumluluk almaya katılım.

Eğitimcilerin ve alan uzmanlarının yaptıkları saha çalışmalarında her üç katılım başlığının öğrenciler yönünden çok sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır. Öğrenciler bu yönde sorulan sorulara verdikleri yanıtlarda; az, çok az, yetersiz, kısmen, bazen, fırsat verildikçe, hayır, hiç yok, söz verilirse türünden seçenekleri oldukça fazla kullanmaktadırlar. Bu tanımlamalardan yola çıkarak katılım konusunun öğrenciler açısından çok bir şey ifade etmediğini, hatta çoğu öğrencinin katılıma bir anlam veremediğini görmek mümkündür.

Katılımla birlikte, eşitlik, demokrasi, özgürlük ve adalet gibi kavramlarında öğrencilere oldukça yabancı kavramlar olduğu veya bu kavramlara esas anlamından farklı anlamlar yüklendiği elde edilen bulgulardan anlaşılmaktadır. Ortaöğretim kurumlarında durumun diğer kurumlara göre görece daha ileride olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bunun en iyimser yorumu kötünün iyisi şeklinde olabilir. Aynı şekilde adalet, hukuk, hak ve vicdan gibi kavramlarda öğrencilerin oldukça mesafeli durdukları kavramlardır. Belirtilen kavramlarla ilgili yorum ve değerlendirmeler olabildiğince yüzeysel ve karmaşıktır.

Yönetim mekanizmalarında temsili yet ve katılım yok denecek kadar azdır.Ders işlenişine ve sınıf içi çeşitli etkinliklere katılım ilgi,istek ve yeteneklere göre değil,daha çok öğretmen zorlamalarına dayalı olarak yürütülmektedir.Benzer durum sosyal kulüp etkinliklerine katılım içinde geçerlidir.Sınıf içi etkinliklerde sorunluluk almaya istekli öğrenciler genelde aynı öğrencilerden oluşmaktadır.Öğrenciler oyunları kurarken ve oyunlara katılırken genelde cinsiyet ve yaş gruplarına  göre tercihler de bulunmaktadırlar.Öğrenci meclisleri ve dilek kutusu türevi çokta işlevsel olmayan uygulamalar öğrenci katılımına örnek oluşturmayacak sayıda bulunmaktadır.Göstermelik olmaktan öteye geçmemektedir.

2-Öğretmenler açısından katılım,

A-Okul yönetimlerinin belirlenmesine ve okulun işleyişine,

B-Kendilerini ilgilendiren konularda alınacak kararlara,

C-Eğitim sisteminin çeşitli konularının belirlenmesine katılım,.

Okullarda görev yapan öğretmenler yönetici belirlenmesi noktasında kendilerinin tamamen sürecin dışına itildiğini, sadece sınavlara ve bir takım sicil iyileştirmelerine dayandırılan yöneticilik atamasında söz sahibi olmak, sürece katılmak istemektedirler. Yöneticilerin atama yoluyla değil belirlenen kıstasları taşıyan adaylar arasından çalışanların dâhil olacağı seçim yöntemiyle yapılmasını savunmaktadırlar. Okul işleyişine ve okul yönetimine seçecekleri temsilciler yoluyla katılmak, yer almak ve kararlarda söz sahibi olma haklarının olduğunu düşünmektedirler.

Eğitimciler, okul ve diğer yönetim birimlerinde yer alan yöneticilerin kendilerini ilgilendiren yerel ve genel düzeylerde alınan kararlarda görüş ve önerilerinin alınmadığını söylemektedirler. Alınmış kararlar ve bir takım düzenleyici uygulamalar sadece duyuru amaçlı olarak imzalatılmaktadır. İmzalamanın ardından uyma ve gereklerini yerine getirme noktasında süreğen bir denetim söz konusudur.”Uzman” kişilerce hazırlanan tüm iş ve işlemlerin nasıl olacağını belirleyen yasa, yönetmelik, genelge ve yönergelerin yürütülmesi yukarıdan aşağıya bürokratik yönetim mekanizmalarında yer alan yetkili kişilerce imzalanarak ve bir bölümü resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe konmaktadır.

Eğitimciler eğitim sisteminin içerik, değişim ve yenilenme konularında da söz sahibi yapılmamaktadır. Göstermelik bir takım görüş ve rapor oluşturma dışında süreçlerin hiçbir aşamasında yer almamaktadırlar. Oysa sistemle ilgili köklü değişimlerde öğretmenlerin görüş ve düşüncelerinin alınması katılımcı demokrasinin önemli öğeleri arasında yer almaktadır. Eğitim ve öğretim süreçlerinin asli unsuru ve uygulayıcısı olan öğretmenler değersizleştirilmiş ve dışlanmış olma duygusunu uygulama süreçlerine yansıtmayı kendilerinde doğal bir hak olarak görmektedirler.

3-Veliler yönünden katılım,

A-Programların belirlenmesine, okul hayatına ve yönetime,

B-Bütçelerin belirlenmesine, harcanmasına ve denetimine,

C-Öğrencilerin sosyal etkinliklerine destek ve katılım.

Çocuğun başarısında, eğitimin niteliğinde ve okulun çevre ile uyumunda velilerin katılımı çok önemlidir. Programların belirlenmesinde, okul yaşamına ve yönetime katılıma dair veliler yönünden önekler bulmak oldukça zordur. İyimserlik ve iyi niyet ifade edebileceğimiz temennilerden öteye geçmeyen bir durum söz konusudur. Ailelerin ekonomik durumları ve gelir düzeyleri ile birlikte eğitime dair duyarlılıklarına göre ilgileri ve destekleri farklılık göstermektedir. Toplantılara katılım daha çok notların öğrenilmesine yöneliktir.

Veliler çeşitli konularda yapılan veli toplantılarına katılım sağlamaktadır. Aileler veli toplantılarında kendilerinden ihtiyaçlar için sürekli para talep edilmesinden rahatsızlık duymaktadır. Zamanla toplantılara katılımdan uzaklaşmaktadır. Okul bütçeleri daha çok velilerden değişik adlar altında alınan ayni ve nakdi desteklerden oluşmaktadır. Bu işlemler büyük oranda okul ile birlikleri üzerinden yürütülmektedir. Denetimler ise bu birliklerin seçilmiş denetim organları ve eğitim denetmeleri üzerinden sürdürülmektedir. Bu alanda geliştirilen mekanizmalar tamamen velilerin duyarlılıklarına kalmıştır. Özellikle gelir düzeyinin düşük olması ve işsiz olma hali katılımdan uzaklaşmaya neden olmaktadır.

Okulda sosyal etkinlikler genelde resmi bayramlar ve yılsonu ri gösterileri olarak değerlendirilmektedir. Çeşitli spor müsabakalarına katılımda sosyal etkinlik kapsamı içinde görülmektedir. Veliler bu etkinliklerin genelde finansmanına katılmaktadır. Tüm sosyal etkinliklerde özne olma ve katılım oranları okullara göre değişkenlik göstermekle birlikte oran olarak ortalama %50 düzeyindedir. Oysa sosyal etkinliklerde çocuğun yanında olmak onu cesaretlendirecek ve mutlu edecektir.

Nitelikli Okulun ve Eğitimin,

-Sınıflarının Kalabalık, Eğitim Düzeninin Sabahçı ve Öğlenci,

-Yöneltmesiz, Sosyal ve Kültürel Etkinliksiz Olmaması Gerekir.

Okulun ve eğitimin nitelikli olmasında sınıflarda bulunan öğrenci sayısının 25’in üzerinde olmaması, eğitimin gün içine yayılan tekli eğitim biçiminde düzenlenmesi gerekmektedir, Oysa ülkemizde özelliklede büyük kentlerde bunun tam tersi durum bir durum yaşanmaktadır. Sınıf mevcutları standartların çok üzerinde, okulların %60’ında ikili ve birleştirilmiş sınıflı okullarda eğitim yapılmaktadır. Bu durum eğitimde nitelik sorununun yaşanmasında en önemli etkendir.

Yapılan saha çalışmaları tam gün ve standartlar üzerine çıkmamış okullarda nitelik ve başarı sorunun yükseltilmesine etki ettiğini ortaya koymaktadır. Bu sonuçlara en iyi örnek Anadolu ve Fen Liseleridir. Benzer bulgular Anadolu Liselerine öğrenci seçiminde kullanılan sınav sonuçları içinde geçerlidir. Buna örnek verilecek okul türleri ise Özel Okullardır. Yapılan çalışmalar okul başarısında, fiziki alt yapı koşullarının yeterli olmasının ve öğretmen deneyimlerinin de etkili diğer göstergeler olduğunu ortaya koymaktadır.

Sosyal etkinlikleri yeterli yaşamayan çocukların sağlıklı yöneltme süreci yaşayamadıklarını bilmekteyiz. Saha çalışmalarından çıkan sonuçlarda bunu doğrulamaktadır. Saptanabilen bazı bilgiler sosyal etkinliklerin desenlerinde kendine yer bulamayan çocukların ders başarım göstergelerinin de düşük olduğunu göstermektedir. Sosyal etkinlikler aynı zamanda öğrencilerin ilgi ve yeteneklerini de belirlemeye yardımcı olmaktadır. Bu yardımlar çocuğun yöneltileceği veya yöneleceği alanların bilinmesine katkı sağlayacaktır.

Başarılı Okulun ve Eğitimin,

-Sınavlara, İçeriği Niteliksiz Müfredata,

-Sınıfta Kalmaya, Okulu Terke ve Devamsızlığa Dayandırılmaması Gerekir.

Başarıyı ölçme ve not aracı olan sınavlar, bir öğrencinin ya da öğretmenin başarısının temel ölçme ve değerlendirme aracı işlevi görmektedir. Sınavlar, eğitim bileşenleri açısından ise sistemin manivelası gibi görülmektedir. Aslında sınavlar için ayraç aracı, veya bir tür ayrıştırıcı madde denilebilir. Çocuğun eğitim yaşamı boyunca girdiği sınav sayısı ve sınavlarda geçirdiği zaman süresi öğrencilik yaşamının yarısı gibi zamana tekabül etmektedir.

Sınıfta kalma, devamsızlık ve okulu terk nedenleri arasında, başarısız olma duygusu, dışlanma, ekonomik ve sosyal nedenler başta gelmektedir. Okulu terk edenler daha çok alt ve orta gelir gruplarını oluşturan ailelerden gelmektedir. Okulu terkler veya devamsızlık sorunu kırsal bölgelerde daha yoğundur. Özellikle lisenin ilk yılında sınıfta kalma oranı oldukça yüksektir. Okul terklerine bu yaş grubunda daha sıklıkla rastlanmaktadır. Okula ve eğitime duyulan güvensizlik ile mutsuz olma hali okulu terk etme nedenleri arasında yer alan diğer bulgulardır. Okulu terk durumu ailelerin eğitim düzeyi azaldıkça artmakta, ailenin bireylerinin iş ve gelir durumu düzeldikçe okula devam etme oranları yükselmektedir. Çocuğa yüklenen ev içi işlerle ilgilenme sorumluluğu ve ailedeki çocuk sayısının azalması okulu terk oranlarını da azaltmaktadır.

Okulu terk edenlerden erkeklerin büyük bir bölümü çalışma ve emek piyasasına katılırken, kız çocukları daha çok ev ve tarla işlerine yoğunlaşmaktadır. Terklerin bir bölümü ise tamamen boşta kalmaktadır. Liseye devam eden öğrenciler arasında hem okuyup hem de çalışan çocuklar bulunmaktadır. Müfredat içeriklerine ilişkin değerlendirmelerde de, yaşama hazırlama, anatomik becerileri açığa çıkarma, ilgi yetenekleri doğru yönde kullanma ve eleştirel düşünme yöntemleri açısından müfredatın yeterli olmadığını belirtmeliyim. Okulu terkleri ve devamsızlığı azaltmak için eğitimin ve okulun niteliğinie yükseltmeye ihtiyaç bulunmaktadır.

Güvenlikli ve Risksiz Okulun,

-Fiziksel Ortamlarının Güvenilir,

-Ayrımcılıktan, Sözel ve Fiziksel Şiddetten,

-Sokaktan Gelen Tehditlerden Arındırılmış Olması Gerekir.

Okulların fiziksel ortamlarının öğrencilerin güvenlik sorunu yaşamayacağı bir biçimde düzenlenmeli ve yapılandırılmalıdır. Öğrencilerin oyun kullanım alanları ve araçları can güvenliğini ve çocukların olası kazalarda zarar görmesini önleyecek nitelikte yapılması zorunludur. Bir yıl içinde basına ve kamuoyuna yansıyan ülke genelinde yüzlerce kazada öğrenciler yaşamını kaybetme ya da yaralanma riskleriyle karşı karşıya kaldı. Örneğin, camların açılma sisteminin yapısı olası intiharları önlemek bakımından önemlidir. Tuvaletlerin lavaboları ve diğer ortak kullanım alanları mutlaka yaş grupları gözetilerek temel güvenlik ölçütleri en üst düzeyde alınarak oluşturulmalıdır. Ancak yetersiz okul bütçelerinden dolayı çoğu zaman bunu sağlamak olanaklı olamamaktadır.

Okul ve öğrenciler dışarıdan ve çevreden gelecek olası tehdit ve saldırılara karşı korunaklı olmalıdır. Okula eğitim amaçlı gelen çocuğun okulda kalma süresince ve okuldan çıktıktan sonra içinde bu korkuyu taşımaması için yeterli önlemler alınmalıdır. Okul içinde veya çıktıktan sonra çocukların yaşadığı bir başka tehdit parçalanmış ailelerin velilerinde gelen kıstırılmışlık duygusudur. Aile içi şiddet ve istismarlar, çevreden gelen istismarlar güvenlik risklerinin diğer boyutlarını oluşturmaktadır. Hem öğrenciler hem de veliler bu yönde sorulan sorulara verdikleri yanıtlarda okulların güvenlik ve risk taşıdığını ifade etmektedirler.

Fiziksel ve sözel şiddet öğretmenden öğrenciye, öğrenciden öğrenciye yaygın olarak öğrenciden ve velilerden öğretmene yönelik ise çok yaygın olmayan bir tarzda sürmektedir. Özellikle ortaöğretim kurumlarında öğrencilerin birbirlerine ve öğretmenlerine yönelik sözel ve fiziksel şiddet uygulamalarına daha sıkça rastlanmaktadır. Okul disiplin kurullarına yansıyan bu yöndeki soruşturma dosyalarının kalabalık okullar açısından oldukça yüksek olduğu nöbetçi öğretmenler ve idareciler tarafından söylenmektedir. Bu sayının gün içinde en az beş ile on arasında değiştiği yetkililer tarafından ifade edilmektedir. Bazı olayların ders bitiminden sonra da devam ettiği gözlemlenmektedir.

Okullarda öğrencileri tehditlere açık hale getiren bir başka olguda zararlı madde kullanımının yaygınlaşmasıdır. Dışsal etkilerden beslenen zararlı madde kullanım alışkanlığının önlenmesi noktasında bir takım önlemler alınmasına rağmen risklerin tam olarak önüne geçilememektedir. Bu alanda uygulanan yaptırımların çoğu zaman yetersiz kaldığı öğretmenler ve öğrenciler tarafından belirtilmektedir. Okullar öğrencilerin, inançsal, kimliksel ve cinsiyet yönünden tekçi anlayışın egemen olduğu kurumlar olmaktan çıkarılmalıdır. Müfredat içeriklerinin de toplumsal çeşitliliğe uygun olması ve her türden ayrımcılıktan arındırılması sağlanmalıdır.

Okulun ve Eğitimin Bütçelerinin,

-Kişilere, Velilere ve Çevresel Desteklere İhtiyaç Duyulmadan Kamu Kaynaklarıyla Karşılanması Gerekir.

Okulların sorunlarının ilk sırasında kaynak sorunu gelmektedir. Okul özelinde çözülebilecek kimi sorunların gelip dayandığı nokta olan kaynak sorunu okullara kamu bütçesinden ayrılacak ödeneklerle çözülmelidir. Okulları ve okul yönetimlerini kişilerin ve bazı çevresel kurumların hayır hasenatına, iane ve himmetine muhtaç bırakan anlayış mutlaka terk edilmelidir. Vatandaşların okula ve eğitime yaklaşımlarında uzaklaşmaya neden olan bu beklentiler çoğu zaman işlerin aksamasına neden olmaktadır.

Değişik adlar altında yıllardır velilerden toplanmaya çalışılan paralar yurttaşlarla öğretmenlerin ilişkilerini bozan etkenlerdendir. Son yıllarda eğitimin genel bütçedeki payı ve öğrenci başına yapılan harcama artarken, öğrenci, öğretmen ve okul sayısındaki artışlar nedeniyle yetersiz kalmaktadır. Büyüme iddialarının rakamları eğitim alanına ve eğitim çalışanlarının bütçelerine yansıtılmamaktadır. Eğitim kamusal bir alan sosyal bir haktır. Bu hakkın kullanımı veya finansmanı kişilere bırakılırsa eşitsizliklerin daha da derinleşmesinin önüne geçilemez.

Tüm bütçe artırma çabalarına karşın GSMH eğitime ayrılan pay sıralamasında ülkeler sıralamasında Türkiye en alt sıralarda yer almaya devam etmektedir. Bu bağlamda esas olarak eğitimin GSMH içindeki payı %3’lerden en az %5’lere çıkarılmalıdır. Bakanlığın açıklamalarında yer alan 175 bin yeni dersliğin ve 140 bin yeni öğretmen atamasının gerçekleşmesi için bu artışın yapılmasında zorunluluk bulunmaktadır. Yıllık “Katılımcı okul bütçesi” oluşturulması ve bütçenin kamu kaynaklarından karşılanması yönünde hukuksal düzenlemeler yapılmalıdır.

Okullarda Görev Yapan Öğretmenlerin,

-Tutumlarının Demokratik, İş Güvencesi Algılarının ve Yaşam Standartlarının Yüksek Olması Gerekir

Öğretmenlik alanı eğitimin temel sorun alanlarından birini oluşturmaktadır. Öğretmenin yetiştirilmesinden atanmasına ve iş yaşamına dair anlatabilecek pek çok sorun ve öykü bulunmaktadır. Eğitimin nitelikli olabilmesinin koşullarının başında öğretmenlerin niteliği önemli yer tutmaktadır. Nitelikli öğretmenin yapılanmasında ise, öğretmen tutumlarının demokratik olmasının önemi büyüktür. Etik ilke ve kurallar öğretmenlerin sınıfa girdiği andan itibaren öğrencilerine eşit ve demokratik davranmasını gerektirmektedir. Toplumun demokratikleşmesinde bireylerin okulda aldıkları ve içselleştirdikleri demokratik edinimlerin etkisi bulunmaktadır.

Öğretmenler, eğitim sürecinde öğrencileri yaşama hazırlarken aynı zamanda onların en temel rol modelidirler. Bu anlamda öğretmenlerin olay ve olgulara yaklaşımında, toplumsal farklılıkları kabullenişlerinde özgürlükçü desenleri resmetmelerinin toplumun geleceğinin demokratik temelde inşasında katkıları yadsınamaz bir gerçektir. Bilginin öğretisinde rasyonel davranmak, doğal olmak ve gerçekleri olduğu gibi yansıtmak mesleğin olmazsa olmazlarındandır. Ders işleme biçimlerinin “sıkıcı” olmaktan çıkarılması, öğrencilerle ders dışı zamanlarda da ilişki kurma, ilgilenme ve seviyesi korunan arkadaşlık ilişkileri olumlu iletişimin kurulmasında etki etmektedir. Barış, dayanışma, paylaşma ve sevgi gibi erdemleri taşımak çocukların ilgisini çekmeye yardımcı olacaktır. Ailelerin öğretmen algısında ise, çok ödev veren, disiplinli ve derse önem veren özellikleri taşıyan öğretmenler “iyi” öğretmen olarak nitelenmektedir.

Öğretmenlerin “tükenmişlik sendromu” denen rahatsızlıktan korunabilmesi için,iş ortamlarının ve çalışma koşullarının düzeltilmesi,takdir görmesi,sosyal destek sunulması,yaşam standartlarının yükseltilmesi ve beraberinde çalıştıkları kişilerin düşük motivasyonlu olmaması gerekmektedir. İşini kaybetme ve güvencesiz çalışma kaygısı bu sendromu arttıran etkenlerin başında gelmektedir. Öğretmenlerin beklentilerinin karşılanmamasından ve bu beklentilere yanıt oluşturulmamasından, önlerine ulaşılamayacak hedefler konmasından kaynaklanan bu ruhsal çöküntü hali bütün yaşamı, dolayısıyla bu yaşamın önemli bir bölümüm oluşturan okul yaşamını da olumsuz yönde etkilenmektedir.

Monfries ve Hazel’in bu sendromun sebeplerini üçe ayıran bulguları da yukarıda ifade edilen nedenleri doğrulamaktadır. Her iki bilim insanı bu sebepleri 3’e ayırmaktadır. Buna göre;1-Kişisel (Cinsiyet, yaş, deneyim, medeni durum ve eğitim durumu).2-Çevresel (öğrenci sayısı, çalışılan sınıf düzeyi ve düzeni, yaş grubu, okulun sosyo-ekonomik durumu).3-Yönetsel (çalışma ortamı, kültür, sosyal ve mesleki dayanışma ile yönetimlerin ön yargılı ve keyfi tutumları). Yukarıda ifade edilen görüşlere ilaveten birde öğretmenlerde diğer mesleklerden daha fazla görülen sağlık sorunları yaşanmaktadır. Bunlar, bel fıtığı, varis, ses kısılması, farenjit, duruş bozuklukları ve strese bağlı diğer hastalıklar. Kişisel başarının azalmasının, duygusal tükenmişliğin önüne geçilmesinin ve duyarsızlaşmanın önlenmesinin yolu sıralanan sebepleri ortadan kaldırmaktan geçmektedir.

Sonuç yerine; 2012 Yılını bitirdiğimiz ve yeni bir yıla başladığımız bu günlerde eğitim sisteminin 6 temel sorununda farkındalık yaratmayı amaçlayan çalışmada sorunlara kaynaklık eden nedenler ve bunların çözümlerine ayna tutmaya çalıştık..Buraya yansıtmaya çalıştığımız sorunlar okullarda ve eğitim sisteminde yaşanan sorunların bir bölümünü oluşturmaktadır.Listeyi uzatmak mümkündür.

Amacımız yeni bir yılın başlangıcında yönetenlerin eğitim alanında çizmeye çalıştığı pembe tabloların gerçekte pembe olmadığını “kral çıplak” denilecek şekilde fotoğrafın ortada olduğunu belirtmek istiyoruz. Bunu yaparken niyetimizin bugüne kadar yapılanları görmemek, gölgelemek veya karartmak olmadığını, yapılması gereken daha çok işlerin olduğunun altını çizmektir. Gelecek kuşaklar dayanışmacı, paylaşımcı, demokrat, nitelikli ve özgür bireyler olacaksa bunun yolu eğitimin ve öğretmenin niteliğini yükseltmekten geçmektedir. Bunun sağlanmasında sorumluluk önceliği iktidar erkini elinde tutanlardadır.

Eğitimtercihi

ALAADDİN DİNÇER/EĞİTİM EMEKÇİSİ

> Eğitim sisteminin 6 sorununda farkındalık yaratmak!

Eğitim sisteminin geçmişten bu yana tedavi için yeterli müdahaleler yapılmamasından veya yanlış tedavi uygulanmasından kaynaklı kronikleşmiş pek çok hastalığı bulunmaktadır. Eğer tedavi için yeterli müdahaleler yapılmazsa hastalık hastayı felce uğratacaktır…

Eğitim sisteminin geçmişten bu yana tedavi için yeterli müdahaleler yapılmamasından veya yanlış tedavi uygulanmasından kaynaklı kronikleşmiş pek çok hastalığı bulunmaktadır. Eğer tedavi için yeterli müdahaleler yapılmazsa hastalığın hastayı felce uğratacağını belirtmek istiyorum. Hastalıkların röntgenini çekmeyi ve farkındalık yaratmayı amaçladığımız bu çalışma ile hastalıklara bir kez daha tanı koymak ve tedavi yollarının neler olduğunun altını çizmek ihtiyacı hâsıl olmuştur. Soyutlamadan uzak, somut bulgulara ve verilere dayanan sorunlar çözülmedikçe hastanın iyileşme göstermeyeceği yalın bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

Katılımcı Okulun ve Eğitimin,

-Demokratik, Eşitlikçi ve Özgürlükçü Olması Gerekmektedir.

Eğitimde ve okulda katılım aynı zamanda toplumsal ve sosyal yaşamada katılımı esas alan öncelikler sıralamasında ilk sırayı almaktadır. Okulun katılımcı bir anlayışla demokratik ve eşitlikçi bir temelde düzenlenmesi ülkede demokratikleşmenin önünü açmaya hizmet edecektir. Bizim eğitim ve okul sistemimizin en temel sorunlarının başında, işin asli unsuru ve öznesi olanların sürece katılarak kararların alınmasında belirleyici ve etkileyici olmalarının önlenmesi gelmektedir. Bu noktada katılımı eğitim bileşenleri yönünden incelemeye aldığımızda üç unsur öne çıkmaktadır.

1-Katılım konusu öğrenciler açısından,

A-Okul mekânlarının kullanılması ile ilgili kararlara,

B-Derslerin işlenişine ve oyunlara,

C-Sınıf içi çeşitli görevlerde sorumluluk almaya katılım.

Eğitimcilerin ve alan uzmanlarının yaptıkları saha çalışmalarında her üç katılım başlığının öğrenciler yönünden çok sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır. Öğrenciler bu yönde sorulan sorulara verdikleri yanıtlarda; az, çok az, yetersiz, kısmen, bazen, fırsat verildikçe, hayır, hiç yok, söz verilirse türünden seçenekleri oldukça fazla kullanmaktadırlar. Bu tanımlamalardan yola çıkarak katılım konusunun öğrenciler açısından çok bir şey ifade etmediğini, hatta çoğu öğrencinin katılıma bir anlam veremediğini görmek mümkündür.

Katılımla birlikte, eşitlik, demokrasi, özgürlük ve adalet gibi kavramlarında öğrencilere oldukça yabancı kavramlar olduğu veya bu kavramlara esas anlamından farklı anlamlar yüklendiği elde edilen bulgulardan anlaşılmaktadır. Ortaöğretim kurumlarında durumun diğer kurumlara göre görece daha ileride olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bunun en iyimser yorumu kötünün iyisi şeklinde olabilir. Aynı şekilde adalet, hukuk, hak ve vicdan gibi kavramlarda öğrencilerin oldukça mesafeli durdukları kavramlardır. Belirtilen kavramlarla ilgili yorum ve değerlendirmeler olabildiğince yüzeysel ve karmaşıktır.

Yönetim mekanizmalarında temsili yet ve katılım yok denecek kadar azdır.Ders işlenişine ve sınıf içi çeşitli etkinliklere katılım ilgi,istek ve yeteneklere göre değil,daha çok öğretmen zorlamalarına dayalı olarak yürütülmektedir.Benzer durum sosyal kulüp etkinliklerine katılım içinde geçerlidir.Sınıf içi etkinliklerde sorunluluk almaya istekli öğrenciler genelde aynı öğrencilerden oluşmaktadır.Öğrenciler oyunları kurarken ve oyunlara katılırken genelde cinsiyet ve yaş gruplarına  göre tercihler de bulunmaktadırlar.Öğrenci meclisleri ve dilek kutusu türevi çokta işlevsel olmayan uygulamalar öğrenci katılımına örnek oluşturmayacak sayıda bulunmaktadır.Göstermelik olmaktan öteye geçmemektedir.

2-Öğretmenler açısından katılım,

A-Okul yönetimlerinin belirlenmesine ve okulun işleyişine,

B-Kendilerini ilgilendiren konularda alınacak kararlara,

C-Eğitim sisteminin çeşitli konularının belirlenmesine katılım,.

Okullarda görev yapan öğretmenler yönetici belirlenmesi noktasında kendilerinin tamamen sürecin dışına itildiğini, sadece sınavlara ve bir takım sicil iyileştirmelerine dayandırılan yöneticilik atamasında söz sahibi olmak, sürece katılmak istemektedirler. Yöneticilerin atama yoluyla değil belirlenen kıstasları taşıyan adaylar arasından çalışanların dâhil olacağı seçim yöntemiyle yapılmasını savunmaktadırlar. Okul işleyişine ve okul yönetimine seçecekleri temsilciler yoluyla katılmak, yer almak ve kararlarda söz sahibi olma haklarının olduğunu düşünmektedirler.

Eğitimciler, okul ve diğer yönetim birimlerinde yer alan yöneticilerin kendilerini ilgilendiren yerel ve genel düzeylerde alınan kararlarda görüş ve önerilerinin alınmadığını söylemektedirler. Alınmış kararlar ve bir takım düzenleyici uygulamalar sadece duyuru amaçlı olarak imzalatılmaktadır. İmzalamanın ardından uyma ve gereklerini yerine getirme noktasında süreğen bir denetim söz konusudur.”Uzman” kişilerce hazırlanan tüm iş ve işlemlerin nasıl olacağını belirleyen yasa, yönetmelik, genelge ve yönergelerin yürütülmesi yukarıdan aşağıya bürokratik yönetim mekanizmalarında yer alan yetkili kişilerce imzalanarak ve bir bölümü resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe konmaktadır.

Eğitimciler eğitim sisteminin içerik, değişim ve yenilenme konularında da söz sahibi yapılmamaktadır. Göstermelik bir takım görüş ve rapor oluşturma dışında süreçlerin hiçbir aşamasında yer almamaktadırlar. Oysa sistemle ilgili köklü değişimlerde öğretmenlerin görüş ve düşüncelerinin alınması katılımcı demokrasinin önemli öğeleri arasında yer almaktadır. Eğitim ve öğretim süreçlerinin asli unsuru ve uygulayıcısı olan öğretmenler değersizleştirilmiş ve dışlanmış olma duygusunu uygulama süreçlerine yansıtmayı kendilerinde doğal bir hak olarak görmektedirler.

3-Veliler yönünden katılım,

A-Programların belirlenmesine, okul hayatına ve yönetime,

B-Bütçelerin belirlenmesine, harcanmasına ve denetimine,

C-Öğrencilerin sosyal etkinliklerine destek ve katılım.

Çocuğun başarısında, eğitimin niteliğinde ve okulun çevre ile uyumunda velilerin katılımı çok önemlidir. Programların belirlenmesinde, okul yaşamına ve yönetime katılıma dair veliler yönünden önekler bulmak oldukça zordur. İyimserlik ve iyi niyet ifade edebileceğimiz temennilerden öteye geçmeyen bir durum söz konusudur. Ailelerin ekonomik durumları ve gelir düzeyleri ile birlikte eğitime dair duyarlılıklarına göre ilgileri ve destekleri farklılık göstermektedir. Toplantılara katılım daha çok notların öğrenilmesine yöneliktir.

Veliler çeşitli konularda yapılan veli toplantılarına katılım sağlamaktadır. Aileler veli toplantılarında kendilerinden ihtiyaçlar için sürekli para talep edilmesinden rahatsızlık duymaktadır. Zamanla toplantılara katılımdan uzaklaşmaktadır. Okul bütçeleri daha çok velilerden değişik adlar altında alınan ayni ve nakdi desteklerden oluşmaktadır. Bu işlemler büyük oranda okul ile birlikleri üzerinden yürütülmektedir. Denetimler ise bu birliklerin seçilmiş denetim organları ve eğitim denetmeleri üzerinden sürdürülmektedir. Bu alanda geliştirilen mekanizmalar tamamen velilerin duyarlılıklarına kalmıştır. Özellikle gelir düzeyinin düşük olması ve işsiz olma hali katılımdan uzaklaşmaya neden olmaktadır.

Okulda sosyal etkinlikler genelde resmi bayramlar ve yılsonu ri gösterileri olarak değerlendirilmektedir. Çeşitli spor müsabakalarına katılımda sosyal etkinlik kapsamı içinde görülmektedir. Veliler bu etkinliklerin genelde finansmanına katılmaktadır. Tüm sosyal etkinliklerde özne olma ve katılım oranları okullara göre değişkenlik göstermekle birlikte oran olarak ortalama %50 düzeyindedir. Oysa sosyal etkinliklerde çocuğun yanında olmak onu cesaretlendirecek ve mutlu edecektir.

Nitelikli Okulun ve Eğitimin,

-Sınıflarının Kalabalık, Eğitim Düzeninin Sabahçı ve Öğlenci,

-Yöneltmesiz, Sosyal ve Kültürel Etkinliksiz Olmaması Gerekir.

Okulun ve eğitimin nitelikli olmasında sınıflarda bulunan öğrenci sayısının 25’in üzerinde olmaması, eğitimin gün içine yayılan tekli eğitim biçiminde düzenlenmesi gerekmektedir, Oysa ülkemizde özelliklede büyük kentlerde bunun tam tersi durum bir durum yaşanmaktadır. Sınıf mevcutları standartların çok üzerinde, okulların %60’ında ikili ve birleştirilmiş sınıflı okullarda eğitim yapılmaktadır. Bu durum eğitimde nitelik sorununun yaşanmasında en önemli etkendir.

Yapılan saha çalışmaları tam gün ve standartlar üzerine çıkmamış okullarda nitelik ve başarı sorunun yükseltilmesine etki ettiğini ortaya koymaktadır. Bu sonuçlara en iyi örnek Anadolu ve Fen Liseleridir. Benzer bulgular Anadolu Liselerine öğrenci seçiminde kullanılan sınav sonuçları içinde geçerlidir. Buna örnek verilecek okul türleri ise Özel Okullardır. Yapılan çalışmalar okul başarısında, fiziki alt yapı koşullarının yeterli olmasının ve öğretmen deneyimlerinin de etkili diğer göstergeler olduğunu ortaya koymaktadır.

Sosyal etkinlikleri yeterli yaşamayan çocukların sağlıklı yöneltme süreci yaşayamadıklarını bilmekteyiz. Saha çalışmalarından çıkan sonuçlarda bunu doğrulamaktadır. Saptanabilen bazı bilgiler sosyal etkinliklerin desenlerinde kendine yer bulamayan çocukların ders başarım göstergelerinin de düşük olduğunu göstermektedir. Sosyal etkinlikler aynı zamanda öğrencilerin ilgi ve yeteneklerini de belirlemeye yardımcı olmaktadır. Bu yardımlar çocuğun yöneltileceği veya yöneleceği alanların bilinmesine katkı sağlayacaktır.

Başarılı Okulun ve Eğitimin,

-Sınavlara, İçeriği Niteliksiz Müfredata,

-Sınıfta Kalmaya, Okulu Terke ve Devamsızlığa Dayandırılmaması Gerekir.

Başarıyı ölçme ve not aracı olan sınavlar, bir öğrencinin ya da öğretmenin başarısının temel ölçme ve değerlendirme aracı işlevi görmektedir. Sınavlar, eğitim bileşenleri açısından ise sistemin manivelası gibi görülmektedir. Aslında sınavlar için ayraç aracı, veya bir tür ayrıştırıcı madde denilebilir. Çocuğun eğitim yaşamı boyunca girdiği sınav sayısı ve sınavlarda geçirdiği zaman süresi öğrencilik yaşamının yarısı gibi zamana tekabül etmektedir.

Sınıfta kalma, devamsızlık ve okulu terk nedenleri arasında, başarısız olma duygusu, dışlanma, ekonomik ve sosyal nedenler başta gelmektedir. Okulu terk edenler daha çok alt ve orta gelir gruplarını oluşturan ailelerden gelmektedir. Okulu terkler veya devamsızlık sorunu kırsal bölgelerde daha yoğundur. Özellikle lisenin ilk yılında sınıfta kalma oranı oldukça yüksektir. Okul terklerine bu yaş grubunda daha sıklıkla rastlanmaktadır. Okula ve eğitime duyulan güvensizlik ile mutsuz olma hali okulu terk etme nedenleri arasında yer alan diğer bulgulardır. Okulu terk durumu ailelerin eğitim düzeyi azaldıkça artmakta, ailenin bireylerinin iş ve gelir durumu düzeldikçe okula devam etme oranları yükselmektedir. Çocuğa yüklenen ev içi işlerle ilgilenme sorumluluğu ve ailedeki çocuk sayısının azalması okulu terk oranlarını da azaltmaktadır.

Okulu terk edenlerden erkeklerin büyük bir bölümü çalışma ve emek piyasasına katılırken, kız çocukları daha çok ev ve tarla işlerine yoğunlaşmaktadır. Terklerin bir bölümü ise tamamen boşta kalmaktadır. Liseye devam eden öğrenciler arasında hem okuyup hem de çalışan çocuklar bulunmaktadır. Müfredat içeriklerine ilişkin değerlendirmelerde de, yaşama hazırlama, anatomik becerileri açığa çıkarma, ilgi yetenekleri doğru yönde kullanma ve eleştirel düşünme yöntemleri açısından müfredatın yeterli olmadığını belirtmeliyim. Okulu terkleri ve devamsızlığı azaltmak için eğitimin ve okulun niteliğinie yükseltmeye ihtiyaç bulunmaktadır.

Güvenlikli ve Risksiz Okulun,

-Fiziksel Ortamlarının Güvenilir,

-Ayrımcılıktan, Sözel ve Fiziksel Şiddetten,

-Sokaktan Gelen Tehditlerden Arındırılmış Olması Gerekir.

Okulların fiziksel ortamlarının öğrencilerin güvenlik sorunu yaşamayacağı bir biçimde düzenlenmeli ve yapılandırılmalıdır. Öğrencilerin oyun kullanım alanları ve araçları can güvenliğini ve çocukların olası kazalarda zarar görmesini önleyecek nitelikte yapılması zorunludur. Bir yıl içinde basına ve kamuoyuna yansıyan ülke genelinde yüzlerce kazada öğrenciler yaşamını kaybetme ya da yaralanma riskleriyle karşı karşıya kaldı. Örneğin, camların açılma sisteminin yapısı olası intiharları önlemek bakımından önemlidir. Tuvaletlerin lavaboları ve diğer ortak kullanım alanları mutlaka yaş grupları gözetilerek temel güvenlik ölçütleri en üst düzeyde alınarak oluşturulmalıdır. Ancak yetersiz okul bütçelerinden dolayı çoğu zaman bunu sağlamak olanaklı olamamaktadır.

Okul ve öğrenciler dışarıdan ve çevreden gelecek olası tehdit ve saldırılara karşı korunaklı olmalıdır. Okula eğitim amaçlı gelen çocuğun okulda kalma süresince ve okuldan çıktıktan sonra içinde bu korkuyu taşımaması için yeterli önlemler alınmalıdır. Okul içinde veya çıktıktan sonra çocukların yaşadığı bir başka tehdit parçalanmış ailelerin velilerinde gelen kıstırılmışlık duygusudur. Aile içi şiddet ve istismarlar, çevreden gelen istismarlar güvenlik risklerinin diğer boyutlarını oluşturmaktadır. Hem öğrenciler hem de veliler bu yönde sorulan sorulara verdikleri yanıtlarda okulların güvenlik ve risk taşıdığını ifade etmektedirler.

Fiziksel ve sözel şiddet öğretmenden öğrenciye, öğrenciden öğrenciye yaygın olarak öğrenciden ve velilerden öğretmene yönelik ise çok yaygın olmayan bir tarzda sürmektedir. Özellikle ortaöğretim kurumlarında öğrencilerin birbirlerine ve öğretmenlerine yönelik sözel ve fiziksel şiddet uygulamalarına daha sıkça rastlanmaktadır. Okul disiplin kurullarına yansıyan bu yöndeki soruşturma dosyalarının kalabalık okullar açısından oldukça yüksek olduğu nöbetçi öğretmenler ve idareciler tarafından söylenmektedir. Bu sayının gün içinde en az beş ile on arasında değiştiği yetkililer tarafından ifade edilmektedir. Bazı olayların ders bitiminden sonra da devam ettiği gözlemlenmektedir.

Okullarda öğrencileri tehditlere açık hale getiren bir başka olguda zararlı madde kullanımının yaygınlaşmasıdır. Dışsal etkilerden beslenen zararlı madde kullanım alışkanlığının önlenmesi noktasında bir takım önlemler alınmasına rağmen risklerin tam olarak önüne geçilememektedir. Bu alanda uygulanan yaptırımların çoğu zaman yetersiz kaldığı öğretmenler ve öğrenciler tarafından belirtilmektedir. Okullar öğrencilerin, inançsal, kimliksel ve cinsiyet yönünden tekçi anlayışın egemen olduğu kurumlar olmaktan çıkarılmalıdır. Müfredat içeriklerinin de toplumsal çeşitliliğe uygun olması ve her türden ayrımcılıktan arındırılması sağlanmalıdır.

Okulun ve Eğitimin Bütçelerinin,

-Kişilere, Velilere ve Çevresel Desteklere İhtiyaç Duyulmadan Kamu Kaynaklarıyla Karşılanması Gerekir.

Okulların sorunlarının ilk sırasında kaynak sorunu gelmektedir. Okul özelinde çözülebilecek kimi sorunların gelip dayandığı nokta olan kaynak sorunu okullara kamu bütçesinden ayrılacak ödeneklerle çözülmelidir. Okulları ve okul yönetimlerini kişilerin ve bazı çevresel kurumların hayır hasenatına, iane ve himmetine muhtaç bırakan anlayış mutlaka terk edilmelidir. Vatandaşların okula ve eğitime yaklaşımlarında uzaklaşmaya neden olan bu beklentiler çoğu zaman işlerin aksamasına neden olmaktadır.

Değişik adlar altında yıllardır velilerden toplanmaya çalışılan paralar yurttaşlarla öğretmenlerin ilişkilerini bozan etkenlerdendir. Son yıllarda eğitimin genel bütçedeki payı ve öğrenci başına yapılan harcama artarken, öğrenci, öğretmen ve okul sayısındaki artışlar nedeniyle yetersiz kalmaktadır. Büyüme iddialarının rakamları eğitim alanına ve eğitim çalışanlarının bütçelerine yansıtılmamaktadır. Eğitim kamusal bir alan sosyal bir haktır. Bu hakkın kullanımı veya finansmanı kişilere bırakılırsa eşitsizliklerin daha da derinleşmesinin önüne geçilemez.

Tüm bütçe artırma çabalarına karşın GSMH eğitime ayrılan pay sıralamasında ülkeler sıralamasında Türkiye en alt sıralarda yer almaya devam etmektedir. Bu bağlamda esas olarak eğitimin GSMH içindeki payı %3’lerden en az %5’lere çıkarılmalıdır. Bakanlığın açıklamalarında yer alan 175 bin yeni dersliğin ve 140 bin yeni öğretmen atamasının gerçekleşmesi için bu artışın yapılmasında zorunluluk bulunmaktadır. Yıllık “Katılımcı okul bütçesi” oluşturulması ve bütçenin kamu kaynaklarından karşılanması yönünde hukuksal düzenlemeler yapılmalıdır.

Okullarda Görev Yapan Öğretmenlerin,

-Tutumlarının Demokratik, İş Güvencesi Algılarının ve Yaşam Standartlarının Yüksek Olması Gerekir

Öğretmenlik alanı eğitimin temel sorun alanlarından birini oluşturmaktadır. Öğretmenin yetiştirilmesinden atanmasına ve iş yaşamına dair anlatabilecek pek çok sorun ve öykü bulunmaktadır. Eğitimin nitelikli olabilmesinin koşullarının başında öğretmenlerin niteliği önemli yer tutmaktadır. Nitelikli öğretmenin yapılanmasında ise, öğretmen tutumlarının demokratik olmasının önemi büyüktür. Etik ilke ve kurallar öğretmenlerin sınıfa girdiği andan itibaren öğrencilerine eşit ve demokratik davranmasını gerektirmektedir. Toplumun demokratikleşmesinde bireylerin okulda aldıkları ve içselleştirdikleri demokratik edinimlerin etkisi bulunmaktadır.

Öğretmenler, eğitim sürecinde öğrencileri yaşama hazırlarken aynı zamanda onların en temel rol modelidirler. Bu anlamda öğretmenlerin olay ve olgulara yaklaşımında, toplumsal farklılıkları kabullenişlerinde özgürlükçü desenleri resmetmelerinin toplumun geleceğinin demokratik temelde inşasında katkıları yadsınamaz bir gerçektir. Bilginin öğretisinde rasyonel davranmak, doğal olmak ve gerçekleri olduğu gibi yansıtmak mesleğin olmazsa olmazlarındandır. Ders işleme biçimlerinin “sıkıcı” olmaktan çıkarılması, öğrencilerle ders dışı zamanlarda da ilişki kurma, ilgilenme ve seviyesi korunan arkadaşlık ilişkileri olumlu iletişimin kurulmasında etki etmektedir. Barış, dayanışma, paylaşma ve sevgi gibi erdemleri taşımak çocukların ilgisini çekmeye yardımcı olacaktır. Ailelerin öğretmen algısında ise, çok ödev veren, disiplinli ve derse önem veren özellikleri taşıyan öğretmenler “iyi” öğretmen olarak nitelenmektedir.

Öğretmenlerin “tükenmişlik sendromu” denen rahatsızlıktan korunabilmesi için,iş ortamlarının ve çalışma koşullarının düzeltilmesi,takdir görmesi,sosyal destek sunulması,yaşam standartlarının yükseltilmesi ve beraberinde çalıştıkları kişilerin düşük motivasyonlu olmaması gerekmektedir. İşini kaybetme ve güvencesiz çalışma kaygısı bu sendromu arttıran etkenlerin başında gelmektedir. Öğretmenlerin beklentilerinin karşılanmamasından ve bu beklentilere yanıt oluşturulmamasından, önlerine ulaşılamayacak hedefler konmasından kaynaklanan bu ruhsal çöküntü hali bütün yaşamı, dolayısıyla bu yaşamın önemli bir bölümüm oluşturan okul yaşamını da olumsuz yönde etkilenmektedir.

Monfries ve Hazel’in bu sendromun sebeplerini üçe ayıran bulguları da yukarıda ifade edilen nedenleri doğrulamaktadır. Her iki bilim insanı bu sebepleri 3’e ayırmaktadır. Buna göre;1-Kişisel (Cinsiyet, yaş, deneyim, medeni durum ve eğitim durumu).2-Çevresel (öğrenci sayısı, çalışılan sınıf düzeyi ve düzeni, yaş grubu, okulun sosyo-ekonomik durumu).3-Yönetsel (çalışma ortamı, kültür, sosyal ve mesleki dayanışma ile yönetimlerin ön yargılı ve keyfi tutumları). Yukarıda ifade edilen görüşlere ilaveten birde öğretmenlerde diğer mesleklerden daha fazla görülen sağlık sorunları yaşanmaktadır. Bunlar, bel fıtığı, varis, ses kısılması, farenjit, duruş bozuklukları ve strese bağlı diğer hastalıklar. Kişisel başarının azalmasının, duygusal tükenmişliğin önüne geçilmesinin ve duyarsızlaşmanın önlenmesinin yolu sıralanan sebepleri ortadan kaldırmaktan geçmektedir.

Sonuç yerine; 2012 Yılını bitirdiğimiz ve yeni bir yıla başladığımız bu günlerde eğitim sisteminin 6 temel sorununda farkındalık yaratmayı amaçlayan çalışmada sorunlara kaynaklık eden nedenler ve bunların çözümlerine ayna tutmaya çalıştık..Buraya yansıtmaya çalıştığımız sorunlar okullarda ve eğitim sisteminde yaşanan sorunların bir bölümünü oluşturmaktadır.Listeyi uzatmak mümkündür.

Amacımız yeni bir yılın başlangıcında yönetenlerin eğitim alanında çizmeye çalıştığı pembe tabloların gerçekte pembe olmadığını “kral çıplak” denilecek şekilde fotoğrafın ortada olduğunu belirtmek istiyoruz. Bunu yaparken niyetimizin bugüne kadar yapılanları görmemek, gölgelemek veya karartmak olmadığını, yapılması gereken daha çok işlerin olduğunun altını çizmektir. Gelecek kuşaklar dayanışmacı, paylaşımcı, demokrat, nitelikli ve özgür bireyler olacaksa bunun yolu eğitimin ve öğretmenin niteliğini yükseltmekten geçmektedir. Bunun sağlanmasında sorumluluk önceliği iktidar erkini elinde tutanlardadır.

Eğitimtercihi

ALAADDİN DİNÇER/EĞİTİM EMEKÇİSİ

Son Güncelleme: Pazar, 30 Aralık 2012 18:41

Gösterim: 2617

2011-2012 eğitim öğretim yılı adeta reformların yılı oldu.

okula baslaMilli Eğitim Bakanlığı, 2011-2012 eğitim öğretim yılında zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran 4+4+4 düzenlemesini hayata geçirdi.

30 Eylül 2012 tarihi itibarıyla 66 ayını tamamlayan tüm çocukların okul kayıt işlemleri e-okul sistemi üzerinden merkezi olarak yapıldı.

2013-2014 eğitim öğretim yılında uygulanmaya başlayacak öğrencilerin kılık kıyafetlerinin serbest olmasına ilişkin yönetmelik yayımlandı.

YÖK, yaklaşık 31 yıldır değiştirilmesi gündemde olan Yükseköğretim Yasası'na ilişkin taslak çalışmasını kamuoyu ile paylaştı.

> 2012 Eğitimde reform yılı oldu

2011-2012 eğitim öğretim yılı adeta reformların yılı oldu.

okula baslaMilli Eğitim Bakanlığı, 2011-2012 eğitim öğretim yılında zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran 4+4+4 düzenlemesini hayata geçirdi.

30 Eylül 2012 tarihi itibarıyla 66 ayını tamamlayan tüm çocukların okul kayıt işlemleri e-okul sistemi üzerinden merkezi olarak yapıldı.

2013-2014 eğitim öğretim yılında uygulanmaya başlayacak öğrencilerin kılık kıyafetlerinin serbest olmasına ilişkin yönetmelik yayımlandı.

YÖK, yaklaşık 31 yıldır değiştirilmesi gündemde olan Yükseköğretim Yasası'na ilişkin taslak çalışmasını kamuoyu ile paylaştı.

Son Güncelleme: Pazar, 30 Aralık 2012 17:57

Gösterim: 1585

Gişe rekoru kıran Yüzüklerin Efendisi filminde öne çıkan rollerin başında geliyordu Hobbit ırkı.

oxfordTeknolojiden uzak kovuklarda yaşayan bu kısa boylu ırkın hayat tarzı pek çoğumuz için fazlaca fantastikti. ‘Ancak filmlerde olur’ dediğimiz bu hayat tarzını gerçekte yaşayanlar var desek kuşkusuz şaşırırsınız. Peki Hobbit gibi yaşamayı seçen o kişinin hem de Oxford mezunu olduğunu söylesek... 58 yaşındaki İngiliz Emma Orbach, Oxford Üniversitesi Çince bölümünden dereceyle mezun olmuş. Mimar eşi Julian Orbach’tan 20 ve 30 yaşlarında iki çocuğu olan Orbach, 13 yıl önce ormanda kendi inşa ettiği tek göz odalı evde teknolojiden uzak yaşamaya karar vermiş. Orbcah, ‘Tir Ysbrydol’ yani “ruhlar diyarı” adını verdiği evinde elektriğini ve yiyeceklerini bile kendisi üretiyor. 2 keçisi, 7 tavuğu ve 2 da atı olan İngiliz kadın, modern hayattan izole ettiği küçük dünyasında çok mutlu ve huzurlu olduğunu söylüyor. Emma Orbach’ın günlük işleri oldukça yoğun; sebze ve meyve topluyor, odun kesiyor, tarladan patates çıkarıyor, keçisinden süt sağıyor. Akşamları ise oldukça dinlendirici. Yemeğini yedikten sonra sütünü alıp ateşin karşısında keyif yapan Orbach, arp çalıyor. Bristol ve Brighton’da yaşayan çocuklarını da evinde ağırlamayı çok seven İngiliz kadının tek şartı var; eve teknolojik herhangi bir alet getirmemek, telefon ve laptop dahil. Eski hayatına dair hiçbir şeyi özlemediğini anlatan İngiliz kadın, espri bile yapıyor: “Çok yorgun olduğumda pizza sipariş etmek istiyorum ama kimseyi bulamıyorum.”

> Oxford mezunu ama 13 yıldır ormanda yaşıyor

Gişe rekoru kıran Yüzüklerin Efendisi filminde öne çıkan rollerin başında geliyordu Hobbit ırkı.

oxfordTeknolojiden uzak kovuklarda yaşayan bu kısa boylu ırkın hayat tarzı pek çoğumuz için fazlaca fantastikti. ‘Ancak filmlerde olur’ dediğimiz bu hayat tarzını gerçekte yaşayanlar var desek kuşkusuz şaşırırsınız. Peki Hobbit gibi yaşamayı seçen o kişinin hem de Oxford mezunu olduğunu söylesek... 58 yaşındaki İngiliz Emma Orbach, Oxford Üniversitesi Çince bölümünden dereceyle mezun olmuş. Mimar eşi Julian Orbach’tan 20 ve 30 yaşlarında iki çocuğu olan Orbach, 13 yıl önce ormanda kendi inşa ettiği tek göz odalı evde teknolojiden uzak yaşamaya karar vermiş. Orbcah, ‘Tir Ysbrydol’ yani “ruhlar diyarı” adını verdiği evinde elektriğini ve yiyeceklerini bile kendisi üretiyor. 2 keçisi, 7 tavuğu ve 2 da atı olan İngiliz kadın, modern hayattan izole ettiği küçük dünyasında çok mutlu ve huzurlu olduğunu söylüyor. Emma Orbach’ın günlük işleri oldukça yoğun; sebze ve meyve topluyor, odun kesiyor, tarladan patates çıkarıyor, keçisinden süt sağıyor. Akşamları ise oldukça dinlendirici. Yemeğini yedikten sonra sütünü alıp ateşin karşısında keyif yapan Orbach, arp çalıyor. Bristol ve Brighton’da yaşayan çocuklarını da evinde ağırlamayı çok seven İngiliz kadının tek şartı var; eve teknolojik herhangi bir alet getirmemek, telefon ve laptop dahil. Eski hayatına dair hiçbir şeyi özlemediğini anlatan İngiliz kadın, espri bile yapıyor: “Çok yorgun olduğumda pizza sipariş etmek istiyorum ama kimseyi bulamıyorum.”

Son Güncelleme: Pazar, 30 Aralık 2012 12:07

Gösterim: 2732

Sakarya Hayırsevenler Derneği, haftada 6 saat yaşlı ve engellilerle ilgilenen üniversite öğrencilerine aylık 260 lira burs verecek.

elSakarya Üniversitesi (SAÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve Hayırseverler Derneği yeni Başkanı Prof. Dr. Ali Seyyar, soysal hizmet karşılığında öğrencilere burs verileceğini söyledi. Seyyar, SAÜ öğrencilerinin sosyal hayata aktif katılımlarını sağlamak ve özellikle bakıma muhtaç yaşlı ve engellilere yönelik sosyal duyarlılığın atırılması amacıyla haftanın belirli gün ve saatlerinde, sosyal hizmet çalışmalarında bulunan öğrencilere bir yıl boyunca burs verileceğini kaydetti.
Öğrencilerin, derslerini aksatmamak şartıyla haftada sadece 6 saatini yaşlı ve engellilerle ilgilenerek geçireceğini vurgulayan Seyyar, ”Evde sosyal bakım hizmeti götürmek isteyen öğrencilere de ayrıca dernek binasında yaşlı bakım eğitimi verilecek. Şartlı burs miktarı, dernek yönetim kurulunun son toplantısında karara bağlandı. Buna göre, 2013 yılı için en az 15 öğrenciye 200 ile 260 TL arasında aylık burs bağlanacak. Üniversite öğrencilerinin, müracaatlarını 15-30 Ocak 2013 tarihleri arasında bizzat derneğimize yapmaları gerekiyor. Akademisyenlerden oluşan bir burs komisyonu en uygun adayları seçecektir. Sosyal amaçlı şartlı burs ile ilgili bilgiler, dernek merkezinden veya yeni açılan www.hayirsevenler.org web sitesinden elde edilebilir.“ bilgisini verdi.
Seyyar, ayrıca, hayırsever vatandaşların, kendi belirlediği ihtiyaç sahibi öğrenciye veya öğrencilere, Sakarya Hayırsevenler Derneği aracılığıyla şartlı burs verebileceklerini de bildirdi. Bu uygulamaya destek vermek isteyen gönüllü kişilerin de derneğe müracaat edebilecekleri belirtildi.

> Yaşlı ve engellilerle ilgilenen öğrencilere burs verilecek

Sakarya Hayırsevenler Derneği, haftada 6 saat yaşlı ve engellilerle ilgilenen üniversite öğrencilerine aylık 260 lira burs verecek.

elSakarya Üniversitesi (SAÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve Hayırseverler Derneği yeni Başkanı Prof. Dr. Ali Seyyar, soysal hizmet karşılığında öğrencilere burs verileceğini söyledi. Seyyar, SAÜ öğrencilerinin sosyal hayata aktif katılımlarını sağlamak ve özellikle bakıma muhtaç yaşlı ve engellilere yönelik sosyal duyarlılığın atırılması amacıyla haftanın belirli gün ve saatlerinde, sosyal hizmet çalışmalarında bulunan öğrencilere bir yıl boyunca burs verileceğini kaydetti.
Öğrencilerin, derslerini aksatmamak şartıyla haftada sadece 6 saatini yaşlı ve engellilerle ilgilenerek geçireceğini vurgulayan Seyyar, ”Evde sosyal bakım hizmeti götürmek isteyen öğrencilere de ayrıca dernek binasında yaşlı bakım eğitimi verilecek. Şartlı burs miktarı, dernek yönetim kurulunun son toplantısında karara bağlandı. Buna göre, 2013 yılı için en az 15 öğrenciye 200 ile 260 TL arasında aylık burs bağlanacak. Üniversite öğrencilerinin, müracaatlarını 15-30 Ocak 2013 tarihleri arasında bizzat derneğimize yapmaları gerekiyor. Akademisyenlerden oluşan bir burs komisyonu en uygun adayları seçecektir. Sosyal amaçlı şartlı burs ile ilgili bilgiler, dernek merkezinden veya yeni açılan www.hayirsevenler.org web sitesinden elde edilebilir.“ bilgisini verdi.
Seyyar, ayrıca, hayırsever vatandaşların, kendi belirlediği ihtiyaç sahibi öğrenciye veya öğrencilere, Sakarya Hayırsevenler Derneği aracılığıyla şartlı burs verebileceklerini de bildirdi. Bu uygulamaya destek vermek isteyen gönüllü kişilerin de derneğe müracaat edebilecekleri belirtildi.

Son Güncelleme: Pazar, 30 Aralık 2012 13:49

Gösterim: 1522

İzmir’de DEV-LİS üyesi öğrenciler geçtiğimiz hafta ODTÜ’de çıkan olaylarla ilgili olarak ODTÜ’lü öğrencilere destek verdi.
odtu destekODTÜ’de çıkan olaylarla ilgili ODTÜ’lü öğrencilere destek veren bir grup DEV-LİS üyesi, Karşıyaka Metro İstasyonu’ndan çarşı girişine davul ve meşaleler eşliğinde yürüdü. “Her yer ODTÜ, her yer direniş” sloganları atarak yürüyen grup basın açıklaması yaptıktan sonra olaysız bir şekilde dağıldı.

> ODTÜ’lü öğrencilere destek

İzmir’de DEV-LİS üyesi öğrenciler geçtiğimiz hafta ODTÜ’de çıkan olaylarla ilgili olarak ODTÜ’lü öğrencilere destek verdi.
odtu destekODTÜ’de çıkan olaylarla ilgili ODTÜ’lü öğrencilere destek veren bir grup DEV-LİS üyesi, Karşıyaka Metro İstasyonu’ndan çarşı girişine davul ve meşaleler eşliğinde yürüdü. “Her yer ODTÜ, her yer direniş” sloganları atarak yürüyen grup basın açıklaması yaptıktan sonra olaysız bir şekilde dağıldı.

Son Güncelleme: Pazar, 30 Aralık 2012 11:51

Gösterim: 2624


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.