banner
banner
banner

Merkezî sınav sisteminden vazgeçilebilir mi?




Bir önceki pazar günü, YGS sınavında iki milyona yakın üniversite adayı ve üç yüz bin kadar görevli ile birlikte bir kez daha sınavın o olağanüstü sıkı gözetimini ve denetimini yaşadık.

 Bu kadar adayı ve görevliyi, "potansiyel hırsız" yerine koyan bir sistemin dayatmasıydı bu uygulama. Şüphesiz merkezi sınavlar, dershaneleri ve teste dayalı eğitimi öne çıkarmakta, okulları ve öğretmeni ikinci dereceye düşürmektedir. Bakanlığın okullara yaptığı yatırımları da boşa çıkarmaktadır. Esasen test sınavlarına dayalı bir eğitimle -bilgi ezberletmekle- öğrenciye ne akademik ne de insanî meziyet kazandırmak mümkün olmaktadır. Öncelikle dönüşümün odağında öğretmenin ve öğrencinin (yani insanın) bulunduğu gerçeği fark edilmeli. Eğitim dünyamızın her şeyden önce bir medeniyet iddiasına ve kimliğe kavuşturulma ihtiyacı var.

Asıl konuya geçmeden önce kopya çekmeye karşı alınan tedbirlerin öğrencilerin şuuraltına hangi etkileri yaptığına dikkat çekmek isterim. Kopya çekmeye karşı uygulanan sıkı gözetim uygulaması, öğrencilik hayatının dış etkilenmeye en açık dönemlerinde, yani ilköğretimlerde başlıyor. Öğrenciye esasen her sınavda "sen güvenilmez bir kişisin" ve "potansiyel hırsızsın"mesajı verilmiş olmaktadır. Sözlerimiz değil davranışlarımız, hal dilimiz daha etkili olduğundan, tüm bu telkinler şuuraltına kalıcı etkide bulunuyor. Sınavları, "gözetimsiz ve gözetmensiz" yaparak, öğrencileri kopya gibi hırsızlıklara tenezzül etmeyecek şerefe ve dürüstlüğe sahip olduğu telkini ile yetiştirebiliriz. Birçok ülke bu gerçeğin farkında olduğu için, sınavları gözetmensiz ve gözetimsiz yapabiliyor. Eğitimde önceliği, kafaya yığılan bilgiye değil, insanî ve ahlakî değerlerin, kişilik ve kimlik oluşmasına veriyorlar. Diğer taraftan, önemli olanın bilginin kendisi değil, üretilmesi / kullanılması gerçeğinden hareketle, çoğu kere bilgiye erişimin serbest olduğu -açık kaynak- tarzda sınavı tercih ediyorlar. Daha da ötesi, usta öğreticilerin elinde eğitim "bilim ziyafetine" dönüştüğü için artık birçok ülke sınavsız eğitime geçiş yapıyor.

MERKEZÎ EĞİTİMDEN ÇIKIŞ ARAYIŞI

Milli Eğitim yetkililerimiz, yakın yıllarda üniversite sayısının ve bölümlerinin artmasına paralel olarak merkezi sınavlar kalkacak diye bir öngörüde bulunuyorlar. Bunun gerçekleşemeyeceğini basit bir matematik hesabı ile anlatabiliriz. İki milyona yakın öğrenci sınava giriyor. Görünüşte 300-500 bin öğrenci herhangi bir üniversite bölümüne kayıt yaptırabilecek belki. Ama herkesin gönlünden geçen, prestijli bölümlerin yer aldığı 40-50 binlik dilimde yer alabilmektir. Eğer üniversiteler ve bölümler arasındaki kalite farkı asgariye indirilebilir ve ülke ihtiyaçlarına göre kontenjanlar belirlenebilirse, merkezî sınavların etkisi o zaman azalabilir.

Bu aşamada öncelikle sorulması gereken soru şu: Merkezi sınavlar vesilesi ile fiilen biten lise eğitimine tekrar muhteva kazandırabilir miyiz? Bunun için yapılması gerekenlerden birisi, birçok ülkede olduğu gibi, liseyi bitiren öğrenciler için genel kültür, bilgi ve düzeyini ölçen sınavlar yanında düşünme ve anlatma becerilerini ölçen "bakalorya" türü sınavları hayata geçirmektir. Bu, geçmişte bir ölçüde "bitirme sınavı" olarak bizde de vardı. Bitirme sınavlarının tekrar ihdası, merkezi sınavları yegâne alternatif olmaktan çıkarabilir. Liseleri kendi konumunda değerli hale getirebilir. Ancak şuna dikkat etmeliyiz ki bu sınavların test tarzı yapılmaması, sistemin yozlaşmaması adına önem arz etmektedir. Lise öğrencilerinin aynı zamanda mesleki becerilere sahip olabilmelerini sağlayacak bir yapılanmaya gidemez miyiz? Malum, lise eğitimi öğrenciye entelektüel beceri kazandıramadığı gibi, mesleki beceri de kazandıramamaktadır. Mesleki kazanım ve tecrübelerin merkezi sınav sisteminde puan arttıran bir unsur haline getirilmesiyle bu gerçekleşebilir. Kurs gibi yollarla sertifikalandırılacak beceriler, öğrenciye iki türlü katkı sağlayacaktır: (1) Sertifikalar, puana eklenecek belirli bir değer taşıyacaktır; böylece öğrencinin her türlü mesleki beceriye sahip olması teşvik edilecektir. (2) Bir üniversiteye giremese bile söz konusu pazarlanabilir becerileri sayesinde, öğrenci işsiz ve mesleksiz kalmaktan kurtulabilecektir. Bu sayede dershaneler de bu tür kursları veren daha faydalı faaliyet alanlarına çekilmiş olacaktır.

Bunun için birinci adımda, YGS/LYS türünden merkezi sınavların yapısının ve niteliğinin değiştirilmesi gereğinin anlaşılması lazım. Ardından değişikliklerin neler olması gerektiğine sıra gelecektir. Sınavlardan amaç, temelde öğrencinin dil yeteneği ve matematik bilgisi yanında muhakeme ve düşünme gücünün belirlenmesi ve temel kavramlar arasındaki ilişkileri anlama ve problem çözebilme kabiliyetinin ölçülmesidir. Ayrıca, sınavlarda öğrencinin anlamlı cümle kurma yeteneğinin de ölçülmesi önem taşımaktadır. Merkezî sınavlarda ucu açık soruların yer alması bu açıdan büyük önem taşır. Ancak birkaç milyon öğrencinin gireceği ucu açık soruların cevap anahtarlarının nasıl değerlendirileceği önemli bir meseledir. Problemleri tek düzlemde ve tek boyutta, düz mantıkla çözmeye alışmış bürokratik yapının, böyle bir zorluğun altına nasıl girecekleri ise ayrıca düşünülmesi gereken bir konudur.
(zaman) 


YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.