banner
banner
banner

Özel okullar için teşvik sistemi acil geri gelmeli




Özel okul sektöründe kurduğu ve yatırım yaptığı markalarla adından söz ettiren Eğitim Girişimcisi Ümit Kalko, 2018’de teşviklerin kalkmasıyla yara alan sektörün, pandemi süreciyle birlikte ağır yaralı hale geldiğini söyledi. Özel okulların tekrar toparlanabilmesi için teşvik uygulamasının yeniden gelmesi gerektiğini belirten Ümit Kalko, Eğitim Gazetecileri ve Yazarları Derneği Başkanı Cem Kaçmaz ve Yönetim Kurulu Üyesi Alpaslan Dartan’ın eğitim gündemiyle ilgili sorularını yanıtladı. 

umit_kalkoEĞİTİM GİRİŞİMCİSİ ÜMİT KALKO’DAN…

  • * Anaokullarından başlamak üzere teşvik sistemi geri getirilmeli.

    * Kamu – özel sektör iş birliğinin mutlaka devreye girmesi gerek.

    * Özel okullar 2018 yılından beri yaralı, Mart 2020’den itibaren ağır yaralı olarak varlığını sürdürmeye çalışıyor.

    * Okullar arasındaki rekabette fiyat belirleyici olmamalıdır.

    * Ülkemizde sivil toplum kuruluşlarının sayısı yetersiz, sayı ne kadar çok artarsa demokratik ortam güçlenir ve talepler sağlıklı biçimde ortaya konur.

Cem Kaçmaz: Covid-19 pandemisinin yaşandığı 2020 yılı eğitim sektöründe kayıp - kazanç açısından nasıl bir yıl oldu? Tek cümleyle ne dersiniz ve bunun açılımını yapar mısınız?

Tek cümleyle ifade edebilir miyim bilemiyorum ama pandemide sektörümüz, ülkemiz ve dünya olarak daha önce hiç deneyimlemediğimiz bir süreç yaşıyoruz. Özel okul sektörü bu döneme en çabuk uyum sağlayan sektör oldu. Eğitim teknolojileri olarak yıllardır adından sıkça söz ettiğimiz akıllı tahta, tablet vb kurgulardan ibaret zannedilen yapının esasında çok daha dinamik biçimde ihtiyaçları karşılayan ve verimlilik odaklı yapılar olduğunu deneyimledik. Uzaktan eğitimin sadece okular kapalıyken değil, okullar açıkken de hibrit dediğimiz modelde kullanılması gerektiğini gördük. Bu zor süreçte öğretmenlerimizin ne denli kıymetli işler yaptığına velilerimiz çok yakından tanıklık etti. Evde veliler çocuklarını bilgisayar başında 1 saat bile oturtmakta zorlanıyorken, öğretmenlerin 24 öğrenciye konsantrasyonlarını bozmadan ders anlatması gerçekten zor bir iş. Öğrencilerin okullarımızdan uzak kalmalarının olumsuz bazı sıkıntılarını önümüzdeki süreçte maalesef göreceğiz. Evet pandemi dönemi özel eğitim kurumları açısından sorunlar yarattı ama orta ve uzun vadede ben çok umutluyum. Çünkü insanlar yakın gelecekte daha kaliteli eğitim alabilmek için mücadele edecekler ve bu süreçten kaynaklanan açıklarını kapatmak adına özel okulları daha fazla tercih edeceklerdir. 

TEŞVİKLERİN KALDIRILMASI TALEBİ DÜŞÜRDÜ
Cem Kaçmaz: Rakamlara baktığımızda pandemi olmasa bile özel okulculuk sektörünün kapasitesinin çok altında yüzde 50 gibi bir oranda dolulukla faaliyet gösterdiğini ortadaydı. 3 milyon civarında bir kapasite söz konusuyken 1,5 milyon öğrenci özel okullarda eğitim görüyordu. Pandemiyle birlikte bu sayı 1,1 milyona düştü. Bu arz – talep dengesizliğini neye bağlıyorsunuz?
Bu konuya devletin bakış açısından bakılması gerekiyor. Bildiğiniz üzere, devletimiz dershanelerin kapatılması sürecinde okullaşmaya yönelik bir teşvik uygulamasını devreye soktu. 4-5 yıllık bir geçiş süreci verildi ve dershanelerin özel okula dönüşmesi istendi. Özellikle yaşı ileri olan bazı dershane sahibi arkadaşlar kurumlarını kapatarak inzivaya çekilirken, bazıları ise hemen dershanesini özel okula dönüştürdü. Böylelikle yüzde 2-3 seviyesinde olan özel okullaşma yüzde 9’lara kadar yükseldi. Bazı arkadaşlarımız da temel lise kurgusunun 4-5 sene devam etmesinden memnun kaldılar ve beklemeye başladılar. Sözünü ettiğim bu kişiler şu anda avantajlı çıktı çünkü bekleyenler bu süre bittiğinde şayet özel okul açmadıklarında bir ceza ile karşılaşacakken, devletimiz bu cezadan vazgeçtiğini ve özel okul açmayabileceklerini açıkladı. Bu durumda özel okul açanlar pişman olurken, açmayanlar ise sevinç yaşadı. Dershaneler de bir anda kapatılamadı, Anayasa Mahkemesi kararına göre özel öğretim kursuna dönüştü ve yollarına devam ettiler.
Bu arada özel okul açan kurucularımız ise “zaten teşvik var nasılsa öğrenci gelir” beklentisi içindelerdi. Milli Eğitim Bakanımız Sayın Ziya Selçuk’un göreve başlar başlamaz ilk icraatlarından biri özel okullara verilen teşviklerin kaldırılması oldu. Bunun gerekçesi olarak devlet okulları ile özel okullara ayrılan bütçeler arasındaki adaletsizliği göstermişti. Teşviklerin kaldırılması dünyadaki ekonomik krizin ülkemize yansıması sonucunda insanlarımızın ekonomik durumlarını olumsuz etkileyince okullarımıza olan talep azalmaya başladı. Yüzde 50 olan sektördeki doluluk oranı pandemiyle birlikte yüzde 40’lara geriledi. Bu süreçte 500’e yakın okul kapandı, bu sezonun sonuna kadar 1000 civarında okulun kapanacağını öngörüyoruz. Bu çevçevede baktığımızda 1 milyon 371 bin öğrencisi olan sektörde öğrenci sayısının 1 milyon 70 bine düştüğünü görüyoruz. Pandemiden en çok etkilenenler anaokulu, lise ve ortaokullar olurken, en az etkilenen ise ilkokullar oldu. Anaokullarında böyle dönemlerde yaşanan krizleri fırsata çevirmek için önemli potansiyel görüyorum. Şöyle ki; devletimiz anaokulların zorunlu hale getirilmesi için bir süredir önemli çalışmalar yapıyor. Bence bu dönemle birlikte anaokullarından başlamak üzere teşvik sistemi geri getirilmeli, böylelikle devletimiz ekonomik krizlerden dolayı yaşanan süreçlerde velilerin taleplerine yönelik çok önemli bir adım atmış olacaktır. Aksi durumda sektörde çok ciddi ve onarılamaz tahribatlar kalacak. 

ÖZEL OKULLAR AÇILMAYACAKSA KAMULAŞTIRILSIN
Cem Kaçmaz: Yıllardır özel okulların devletin yükünü aldığı konuşulur. Çünkü bir öğrenci devlet okuluna gitse bir maliyet yaratıyor. Bu kadar da atıl kapasite varken neden değerlendirilmiyor?
Ben TÖDER’de yönetim kurulu üyesiyim. Bizler bu konuyu önceki Milli Eğitim Bakanlarımız ile de paylaştık. Onlara hazır ve devletimizin emrinde olduğumuzu birçok kez belirttik. Çünkü özel okulların yüzde 40-50 kapasiteyle çalışması sürdürülebilir değil ve büyük bir israf demektir. Bu okullar nihayetinde milli servettir çünkü sosyal donatılarla yapılmış yapılardır. Ben kamu – özel sektör iş birliğinin mutlaka devreye girmesi gerektiğini, gerekiyorsa teşviğin dışında öğrenci başına hizmet satın alınmasıyla da boş kontenjanların doldurulması gerektiğini düşünüyorum. Ne var ki uzun yıllardır bu taleplerimiz karşılık bulmadı. Şu anda eğitim kurumlarımız kapalı. Şayet bu süreç uzayacaksa kurumlarımızın kamulaştırılmasından tarafım. Yani devlet bizi kapatıyorsa kamulaştırmak durumundadır. Çünkü sektörde okullarımız var, kurslarımız var ancak kapalı ve açamıyoruz. Yüz yüze sınav yapamıyoruz. Bu yüzden de velilerle karşı karşıya gelebiliyoruz. Şunu rahatlıkla görebiliyorum ki, öğrenci sayısı çok fazla olmayan okullarımız başta olmak üzere birçok kurumumuz bu dönemde çok ciddi zarara uğradı. Önemli olan bu kurumların ayakta kalması. Bunun için de bizim gücümüzün yetmediği noktada devletimizin devreye girmesi gerekiyor. Çünkü eğitim diğer sektörlerden çok farklı bir sektördür. 

umit_kalkoCem Kaçmaz: Bahsettiğiniz devletin bu el atma konusunu biraz daha açmanızı istesem? Yani neyi kastediyorsunuz?
Öncelikle kısa çalışma ödeneğinin verilmesi önemli bir adımdı ama bunun bile alınabilmesi için çok mücadele ettik. Herkesin hak ettiği ve herkese verilen bir pay için sektörümüzün ekstra mücadele vermesi açıkçası bizi yordu ve üzdü. Ama nihayetinde aldık. Bu süreçte bizimle ilgili SSK ve vergi gibi ödeme desteklerinin olması gerektiğini bekliyorduk ne yazık ki onları yapamadık. Bunun yanı sıra ben devletimizin pandemi sebebiyle bu yıla özel acilen bir teşvik mekanizmasını devreye sokmasını düşünüyordum ki zaten şu anda yüzde 20-25’lik bir öğrenci kaybımız söz konusu. 4 – 5 bin liralık teşvikle bu kayıp hızlı bir şekilde önlenebilirdi. Böylelikle özel okulların bu süreçten daha az zarar görmeleri sağlanacaktı. Mesela KDV’nin yüzde 8’den yüzde 1’e düşürülmesi çalışması yapıldı, çok önemli bir adımdı. KDV uygulaması 1 yıl için açıklandı ama uzun süre devam etmesi gerektiğini savunuyoruz. Bunun sonucunda veliler bizlerden iade istediler. Bunun üzerine sahada KDV iadeleri yapılmaya başlandı. Şunu da söylemiyorum; bizim her talebimiz devlet tarafından onaylanmalıdır. Tabii ki yerimizi biliyoruz ama ihtiyaçlarımızın da neler olduğunu da ortaya koymak zorundayız. 

Alpaslan Dartan: Aslında bu durum yüzde 75’lik bir kesimin özel okullarda kalmasına da sebep oldu, değil mi?
Veliler yüzde 7 oranında tasarruf etti. Bu da sevindirici bir durum elbette. Şayet bu uygulama gelecek yıl da devam ederse, özel okul fiyatlarında yüzde 7 düşüş olabilir. KDV önemliydi ama teşviklerin daha fazla önem arz ettiğini düşünüyorum. Özellikle Anadolu’daki özel okul sahiplerinin bu tarz teşviklere ivedilikle ihtiyaçları var. Türkiye’deki 12 bin özel okulun en fazla 20 tanesinin yıllık ücreti 100 bin lira civarındadır. Yani neredeyse binde 1’lik bir dilimden bahsediyoruz. Sektörümüzün yüzde 60-70’i Anadolu’da 10 bin lira ile 15 bin lira arasında kayıt alıp, bunun içinde yemek hizmeti de vererek ayakta kalmaya çalışan kurucularımızdan oluşuyor. Bu kurucularımıza devletimiz “öğrenci başına 5 bin lira teşvik veriyorum” dese, bir anda yüzde 20-30 civarında bir artışa yol açabilir. Böylece hem öğrencilerimiz daha nitelikli eğitim ortamlarında eğitimlerini sürdürecek hem de biz eğitim yatırımcılarının yaptığı yatırımın ayakta kalması için can suyu sağlanmış olacaktı. Biraz önce belirttiğiniz gibi özel okullar devletin yükünü alan bir sektör. İki yıl önce bir öğrencinin devlete maliyeti 7-8 bin liraları buluyordu, muhtemelen şu anda bu maliyet 10 bin lira olmuştur. Biz bunu da istemiyoruz. Daha altında da olsa bir meblağ belirlensin ve teşvik mekanizması hayata geçirilsin istiyoruz. Ayrıca teşvik sadece başvuranlara değil herkese verilmeli. 

Alpaslan Dartan: Milli Eğitim Bakanlığı’nın raporlarında teşvik sisteminin desteklendiğini ve özel okulculuğun yüzde 20’lere kadar yükseltilmesi yönünde hedefler var. Teşvikler dershanelerin kapatılmasından sonra gerçekten sektör adına can suyu olmuştu. Bu bir çelişki değil mi? Yani hedeflerinde teşvik var ama herhangi bir adım atılmıyor?
Sayın Ziya Selçuk bakan olana kadar önceki bakanların yüzde 20 teşvik verilmesi konusunda hedefleri vardı ve bu çerçevede de gelişim oldukça olumlu ilerliyordu. Teşvikler verilmişti. Özel okullaşmadaki kalite her geçen gün artarak devam ediyordu. Dönüşen, dönüşme yolunda temel lise olma yolundaki kurumlar bir şekilde ayakta kalarak yollarına devam ettiler. Teşvikler sayesinde öğrenci buldular ve sorun yaşamadılar. Özel okul açanların hepsi teşviklerin tetikleyici gücüyle beraber öğrenci buldular. Özel okula giden öğrenciler de gayet hayatlarından memnundular. Dolayısıyla sektörde her şey olumlu seyrediyordu. Ziya Bey geldiğinde biz çok umutlandık. Çünkü ilk defa sektörümünüzün dilini çok iyi bilen, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı yapmış, özel eğitimcilik yapmış ve eğitim alanında akademik kariyer yapmış bir eğitimci hocamızın Milli Eğitim Bakanı olması bizi çok memnun etti. Ama ne yazık ki ilk hamlesi özel okullara verilen teşviğin kaldırılması oldu. Açıkçası sektör olarak büyük bir düş kırıklığı yaşadık. Sektör olarak hep bir ağızdan buna itiraz etmemiz gerekiyordu. Teşviklerin ortadan kalkması zaten pandemi öncesinde de sektörümüzde talep daralması sonucunu doğurmuştu. Dolayısıyla sektörümüzün en acil meselesi teşvik sisteminin hızlı bir biçimde geri getirilmesidir. Çünkü özel okullar 2018 yılından beri yaralı. Mart 2020’den itibaren ağır yaralı olarak varlığımızı sürdürmeye çalışıyoruz. 

DERNEK YAPILANMALARI DEĞİŞMELİ
Cem Kaçmaz: Sektör olarak sesinizi daha gür çıkarmanız gerektiğini söylediniz. Sektör neden sessiz kaldı?
Sektörümüzü temsil eden sivil toplum kurumlarımız, derneklerimiz var. Dernek başkanlarımız taleplerimizi ve sıkıntılarımızı en doğru biçimde dile getiriyorlar. Lakin bu gibi konularda kamuoyu oluşturmak için açıklamalar yaptığınız zaman da zincir eğitim kurumlarının sahibi olan kurucularımızdan bazıları, belki de siyaseten hükümetle karşı karşıya gelmemek için bu konuları genelde hep kapalı kapılar ardında konuşup kamuoyu önünde çok fazla gündeme getirmeme gayreti içinde oluyorlar. Bu da bizim toplum nezdinde yaşadığımız sorunları net bir şekilde anlatamama gibi bir açmaza yol açabiliyor. Bunun aşılabilmesi için ya bu türden endişeleri olmayan arkadaşlarımızın dernek yönetiminde görev almaları ya da dernek yönetiminde görev alacak kişilerin eğitim kurumu sahibi olmayan dışarıdan profesyonellerden oluşması gerekiyor. Bu iki koşuldan biri olmadığı takdirde bizim sektörümüz sıkıntılarını sağlıklı bir biçimde ifade edemez. Ama benim önceliğim dışarıdan birisinin atanması değil içimizden isimlerin derneklerimizin yönetiminde olmasıdır. Bu kişiler doğruları cesaretli bir biçimde dile getirmeli ama bunu yaparken olayı siyasileştirmeden ve herhangi bir taraf olmadan yapmalıdır. Taraf olacaksa da sektörden yana taraf olmalıdır. Sektörün temsilcileri olan bizler hükümetimizin yapacağı doğru işleri alkışlamalı, sektörün aleyhine yaptıkları karşısında da eleştiri yapmaktan geri durmamalıyız. Bu tereddütlerden ivedilikle çıkmamız gerekiyor. 

Alpaslan Dartan: Baktığımız zaman Anadolu’daki özel okulların seslerinin pek çıkmadığını görüyoruz. Sektör derneklerinin taşradaki kurumların seslerini duyurabilmesi için radikal bir şeylerin yapılması size göre gerekiyor mu?
Zaten ben mevcut derneklerde yapısal bazı değişikliklerle bunların hayata geçirilebileceğine inanıyorum. Bu vesileyle ülkemizde sivil toplum kuruluşlarının sayısını yetersiz görüyorum. Bu sayı ne kadar çok artarsa demokratik ortam güçlenir ve talepler sağlıklı biçimde ortaya konur. Bu çerçevede başka sivil toplum kuruluşları da mutlaka kurulabilir. Ama bakış açımızın değişmesi derken şunu kastediyorum; derneklerimizde genellikle güçlü başkan figürleri olup yönetim kurulu sembolik bir rol oynuyor. Bana göre mutlaka derneklerin bölgesel temsilciliklerinin de olması büyük önem teşkil ediyor. Çünkü bölgesel dinamikler de keşfedilerek sürece dahil edilmeli. 

Cem Kaçmaz: Siz de bir sivil toplum kuruluşunun yönetim kurulunda görev alıyorsunuz. Bu bağlamda sektöre katkı sunmak adına hedefleriniz var mı?
Sektörde birçok yatırımları olan bir ailenin üyesiyim, bunun sonucunda çok sayıda markaya tecrübelerimizi yansıtıyoruz. Şu ana kadar oluşturduğumuz ve daha iyi noktalara taşımak istediğimiz 5-6 markamız var. Eğitim girişimciliği yönümle devamlı ön planda oldum. TÖDER’e bağlıyız, burada Yönetim Kurulu Üyesiyim. Dernekte bana bir görev verilirse bunu layıkıyla yapmaya çalışıyorum, şayet bu görev verilmiyorsa buradan vazife çıkararak katkıda bulunma tarafındayım. Bugün TÖDER’deyim ama yaptığım çalışmaların başarılı olmadığına inanırsam yeni bir sivil toplum kuruluşu kurmak noktasında geride durmam. 

OKULLAR ARASINDAKİ REKABETTE FİYAT BELİRLEYİCİ OLMAMALIDIR
Alpaslan Dartan: Özel okullar ile devlet okulları arasında bir nitelik farkı var ise pandemi döneminde bunun ortaya çıkması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü özel okullar ile devlet okulların teknolojiye yönelik yatırımları arasında fark var. Peki özel okullar öğretmenlerine yeteri kadar sahip çıkıyor ve besleyebiliyor mu?
Belirttiğiniz konu aslında her özel okul kurucusu veya sahibinin gündemini oluşturuyor. Ancak bu sektörde başarılı olmanın kuralı, kurumlarımızın birer eğitim kurumu gerçeğini unutmadan doğru bir işletme mantığıyla yönetilmesinden geçiyor. Burası bir eğitim kurumu ancak gelir ve giderleri var. Yani normal bir işletme gözüyle bakmayacağız ama tamamıyla işletme değilmiş gibi de yaklaşım göstermemeliyiz. Sektörde en önemli sıkıntılar, okul sayısının fazla, talebin az olması ve fiyatların hakettiği seviyelerde olmamasıdır. Her geçen gün fiyatlar aşağıya inmiş durumda. Basit bire hesapla saati 10 liraya, günlüğü ise 90 liraya bir öğrenciye eğitim veriyoruz. Yemek ve diğer hizmetler de içinde. Böyle bir ortamda maalesef ne öğretmenlerin özlük haklarının iyileştirilmesinde bahsedebiliriz ne de kurucuların yeni yatırımlar yapmalarından. Dolayısıyla okullar arasındaki rekabette fiyat belirleyici olmamalıdır. Çünkü böyle olduğunda okul ücretleri aşağıya iniyor ve öğretmenlere yapılacak yatırımların bütçesi oldukça daralmış oluyor. Bu da sektörde nitelikli işlerin çıkmasının önünde aşılması zor engeller yaratıyor. 

KİMİ BAKAR KİMİ GÖRÜR!
Cem Kaçmaz: Eğitim sektörünün yaşadığı sorunları ve çözüm önerilerinizi paylaşıyorsunuz. Peki Ümit Kalko neden sürekli yatırımlarla elini taşın altına sokuyor?
Evet, bu soru bana devamlı soruluyor. Şu anda aile olarak bir takım yatırımlar yapıyoruz. Ben de deneyimlerimi elimden geldiğince sahaya aktarmaya çalışıyorum. Kimisi bakar kimisi görür. Ben eğitim sektöründe markalaşmaya her zamankinden daha fazla gereksinim olduğunu görüyorum. Bu dönemde yerelde, yerel bir markayla mücadele etmenin zor olduğunu ancak arkasında kurumsal bir gücün desteğiyle mücadele etmenin daha kolay olduğunu görüyorum. Bu zor günlerin bir gün biteceğini ve yaptığımız yatırımlar sonucunda sektörde önemli bir oyuncu konumuna erişeceğimizi düşünüyorum. Bu yüzden sektöre inancım tam. İşini doğru yapan herkese bu sektörde yer var.

YURTDIŞINDAN TALEPLER ALIYORUZ
Cem Kaçmaz: Değişik markaları yaratıyorsunuz. Peki gerek Türkiye içinde gerekse yurt dışında takip ettiğiniz eğitim markaları var mı?
Tabii ki var çünkü ben bir şeylerden ilham almayı seven birisiyim. Ülkemizde eğitimle ilgili başarılı projeler var ama ben daha çok yurt dışında GEMS Okulları’nı ilgiyle takip ediyorum. Bu kurum şu anda dünyanın en büyük okul zinciri konumunda. Çok büyük yatırımları ve doğru iş modelleri var. Biz de orta ve uzun vadede okullarımızın dünya markası olmasını hedefliyoruz. Özellikle Türki Cumhuriyetler, Orta Doğu bizim için odaklanacağımız yerler. Şu anda Özbekistan, Azerbaycan ve Kuzey Irak’tan bazı yatırım talepleri geldi. Pandemiden dolayı yanıt veremiyoruz ama 2021 yılında pandeminin seyrine göre bu taleplere de ciddi yanıtlar vermeyi planlıyoruz. Eğitimle ilgili bir konuda batılı ülkeleri ikna etmek çok zor ama doğuya gittiğimizde durum daha kolaylaşıyor. 

“Pandemi döneminde özel okulların bir anda hibrit eğitime dönüşecek alt yapıyı kısa sürede kurmalarını beklemek gerçekçi olmaz. Ben bu noktada devlete çok önemli görevler düştüğünü belirtmek isterim. Sadece eğitim teknolojileri alanına aktarılmak üzere özel okullara düşük faizli ve belli bir süre geri ödemesiz uzun vadeli krediler tahsis edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Turizmde olduğu gibi ivedilikle bizim sektörümüze de 1 yıl ödemesiz 10 yıla kadar uzayabilecek ama 5 yıldan az olmamak kaydıyla Kredi Garanti Fonu garantili kredilerin açılması gerekiyor.”

 

 

 

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.