Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

John Bowlby’nin, çocuğun sonraki zihinsel sağlığı açısından gerekli olan anne bakımının yokluğunun önemine işaret etmektedir. Daha sonraki araştırmalarda da, çocuk bakımının sevgi, sevgi bağı ve teşvik gibi gereksinmeleri ile bu gerekliliklerin yokluğu ya da bozulmasının çocuğa yansıyan etkileri saptanmaya çalışılmıştır.

Araştırmalar, Türkiye’de yapılan araştırmaları annesizi14 bin çocuk var. Bu durum toplum olarak kimsesiz çocuk var. Bu durum toplumumuza maliyeti ağır olmaktadır.

En başta, anne yoksunluğunun öz güven ve öz saygı ile bağlantısının açıklanmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Özgüvenin temelleri bebeklikte atılıyor. Özellikle; 0-1.5 yaş arası dönemi önem taşıyor. Bu dönemde anne ile bebek arasında güvenli bir ilişki önem taşıyor. Anılan dönemde fizyolojik ve psikolojik gereksinmelerin karşılanması çocukta özgüvenin gelişmesinde önemlidir. Ancak, 14 bin çocuk, insan yaşamı için önemli olan özgüvenden yoksun olduğunu işaretidir.

Başta özgüven eksikliği sağlıklı iletişimi engelliyor. İletişim sorunu da çocuğun çevresiyle etkili etkileşime girememesi demektir. Etkili iletişim yoksunluğu da duygu ve düşüncelerin ifade edilmemesi anlamına geliyor.  Bu çocuklarımızdan kendisi olmasını beklemek mümkün mü?

Kendisi olmayan çocuklarımızın bir gruba ait olmaları (kimlik duygusu geliştirmeleri) mümkün müdür? Böylece, bu çocuklar kendilerini  değerli görme şansları olabilir mi? Elbette bu durumda bu çocuklarımızın öz saygı düzeylerinin düşük olmasına yol açacaktır. Yine, öz saygı düzeyi düşük olan çocuklardan psikolojik olgunluk beklemek hayaldir. Sorun bununla da bitmiyor.

Öz saygı düzeyi düşük bu çocuklarımızı girişkenlik, toplumsal ilişkilerinde sorun yaşanması anlamına geliyor. Yine, bu  çocuklarımızda görülen öz saygı eksikliği suçluluk duygusu yaşamalarına, çevreleriyle anlamlı ilişkiler kuramamasına yol açması muhtemeldir.

Kuşkusuz bu annesiz büyüyen çocuklarımızın sorunlarına duyarlılık göstermek her yurttaşın temel sorumluluğu olmalıdır. Bunun için koruyucu annelerin yeterli olması gerekir. Ancak, bütün çabalara rağmen koruyucu annelerin yeterli olmadığını görüyoruz. Koruyucu annelerin artışı için düzenlemelere gidilmelidir.

Emekli Akademisyen Hasan Güneş

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

> Anne yoksunluğu ve eğitim açısından sonuçları

John Bowlby’nin, çocuğun sonraki zihinsel sağlığı açısından gerekli olan anne bakımının yokluğunun önemine işaret etmektedir. Daha sonraki araştırmalarda da, çocuk bakımının sevgi, sevgi bağı ve teşvik gibi gereksinmeleri ile bu gerekliliklerin yokluğu ya da bozulmasının çocuğa yansıyan etkileri saptanmaya çalışılmıştır.

Araştırmalar, Türkiye’de yapılan araştırmaları annesizi14 bin çocuk var. Bu durum toplum olarak kimsesiz çocuk var. Bu durum toplumumuza maliyeti ağır olmaktadır.

En başta, anne yoksunluğunun öz güven ve öz saygı ile bağlantısının açıklanmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Özgüvenin temelleri bebeklikte atılıyor. Özellikle; 0-1.5 yaş arası dönemi önem taşıyor. Bu dönemde anne ile bebek arasında güvenli bir ilişki önem taşıyor. Anılan dönemde fizyolojik ve psikolojik gereksinmelerin karşılanması çocukta özgüvenin gelişmesinde önemlidir. Ancak, 14 bin çocuk, insan yaşamı için önemli olan özgüvenden yoksun olduğunu işaretidir.

Başta özgüven eksikliği sağlıklı iletişimi engelliyor. İletişim sorunu da çocuğun çevresiyle etkili etkileşime girememesi demektir. Etkili iletişim yoksunluğu da duygu ve düşüncelerin ifade edilmemesi anlamına geliyor.  Bu çocuklarımızdan kendisi olmasını beklemek mümkün mü?

Kendisi olmayan çocuklarımızın bir gruba ait olmaları (kimlik duygusu geliştirmeleri) mümkün müdür? Böylece, bu çocuklar kendilerini  değerli görme şansları olabilir mi? Elbette bu durumda bu çocuklarımızın öz saygı düzeylerinin düşük olmasına yol açacaktır. Yine, öz saygı düzeyi düşük olan çocuklardan psikolojik olgunluk beklemek hayaldir. Sorun bununla da bitmiyor.

Öz saygı düzeyi düşük bu çocuklarımızı girişkenlik, toplumsal ilişkilerinde sorun yaşanması anlamına geliyor. Yine, bu  çocuklarımızda görülen öz saygı eksikliği suçluluk duygusu yaşamalarına, çevreleriyle anlamlı ilişkiler kuramamasına yol açması muhtemeldir.

Kuşkusuz bu annesiz büyüyen çocuklarımızın sorunlarına duyarlılık göstermek her yurttaşın temel sorumluluğu olmalıdır. Bunun için koruyucu annelerin yeterli olması gerekir. Ancak, bütün çabalara rağmen koruyucu annelerin yeterli olmadığını görüyoruz. Koruyucu annelerin artışı için düzenlemelere gidilmelidir.

Emekli Akademisyen Hasan Güneş

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Son Güncelleme: Pazartesi, 04 May 2015 08:41

Gösterim: 1025

Bilindiği gibi eğitim fakültesi öğrencilerinin atanmasında esas olan KPSS adı verilen uygulamadır. Onlarca öğretmen adayının ölümüyle sonuçlanan intiharların yanında, daha başka olumsuzlukları da içerisinde barındırmaktadır, KPSS uygulaması.

Özellikle, öğretmenlik mesleğine atamada sınav odaklı uygulama eğitim fakültesi öğrencilerini olumsuz etkilemektedir. Bu kurumlardaki öğrencilerimize KPSS’nin maliyeti ağır olmaktadır.

Eğitim fakültesine başlayan öğrenci için KPSS’de başarılı olmanın temel olduğunun bilinmesi, bu öğrencilerimizi derslere güdülemek mümkün olmamaktadır. Bu durumda, öğretmenlik mesleğinde esas olan düşünme, eleştirel düşünme ve yaratıcılık gibi öğelerin öğrenci tarafından edinilmemesine neden olmaktadır. Yine ezberci eğitimle yetiştikleri için analiz ve sentez yeteneğinden yoksun yetişmektedirler.

Ezber, analiz ve sentez düşüncesinde, eleştirel ve yaratıcılıkta yoksun olarak yetişen eğitim fakültesi öğrencilerinin, gelecekte toplumsal sorunlara duyarlılık gösteren bir aydın olması mümkün mü? Yine, okullarda sınıf yönetimi konusunda gelecekte bu öğrencilerimizden başarılı olması beklenebilir mi?

Öğretmen atamalarında sınav odaklı olma ayrıca toplumsal beceri, toplumsal dayanışma, kimlik duygusu ve kendini gerçekleştirme güdüsünün karşılanması beklenebilir mi?

Özellikle, toplumsal ilişkilerin zayıf olması, bu öğrencilerimizin bir insan için önemli olan “toplumsal ilgi” eksikliğine yol açması kaçınılmazdır.

Çözüm olarak, eğitim fakültesi dışındaki öğrencilere formasyon dersleri kaldırılmalıdır. Sağlıklı insan gücü planlamasına gidilmelidir.

Emekli Akademisyen Hasan Güneş

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

> Eğitim fakültesi öğrencilerinin sorunları

Bilindiği gibi eğitim fakültesi öğrencilerinin atanmasında esas olan KPSS adı verilen uygulamadır. Onlarca öğretmen adayının ölümüyle sonuçlanan intiharların yanında, daha başka olumsuzlukları da içerisinde barındırmaktadır, KPSS uygulaması.

Özellikle, öğretmenlik mesleğine atamada sınav odaklı uygulama eğitim fakültesi öğrencilerini olumsuz etkilemektedir. Bu kurumlardaki öğrencilerimize KPSS’nin maliyeti ağır olmaktadır.

Eğitim fakültesine başlayan öğrenci için KPSS’de başarılı olmanın temel olduğunun bilinmesi, bu öğrencilerimizi derslere güdülemek mümkün olmamaktadır. Bu durumda, öğretmenlik mesleğinde esas olan düşünme, eleştirel düşünme ve yaratıcılık gibi öğelerin öğrenci tarafından edinilmemesine neden olmaktadır. Yine ezberci eğitimle yetiştikleri için analiz ve sentez yeteneğinden yoksun yetişmektedirler.

Ezber, analiz ve sentez düşüncesinde, eleştirel ve yaratıcılıkta yoksun olarak yetişen eğitim fakültesi öğrencilerinin, gelecekte toplumsal sorunlara duyarlılık gösteren bir aydın olması mümkün mü? Yine, okullarda sınıf yönetimi konusunda gelecekte bu öğrencilerimizden başarılı olması beklenebilir mi?

Öğretmen atamalarında sınav odaklı olma ayrıca toplumsal beceri, toplumsal dayanışma, kimlik duygusu ve kendini gerçekleştirme güdüsünün karşılanması beklenebilir mi?

Özellikle, toplumsal ilişkilerin zayıf olması, bu öğrencilerimizin bir insan için önemli olan “toplumsal ilgi” eksikliğine yol açması kaçınılmazdır.

Çözüm olarak, eğitim fakültesi dışındaki öğrencilere formasyon dersleri kaldırılmalıdır. Sağlıklı insan gücü planlamasına gidilmelidir.

Emekli Akademisyen Hasan Güneş

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Son Güncelleme: Çarşamba, 15 Nisan 2015 11:34

Gösterim: 965

Hemen hemen her eğitim örgütünde olduğu gibi üniversitelerde de ayrımcılık görülmektedir. Üniversitelerin hangi boyutlarında ayrımcılık yaşanmaktadır? Üniversitelerde ayrımcılık hangi alanlarda yaşanmaktadır? Kimler etkili olmaktadır? Üniversitelerde ayrımcılığın, öğretim elemanına ve topluma maliyeti neler olmaktadır?

Üniversitelerde, ayrımcılık özellikle kadroların dağıtımında yaşandığı gibi; örgütün maddi ve manevi kaynakların dağıtımında da yaşanmaktadır.

Üniversitelerde, bilindiği gibi rektörlük seçimleri manipüle edilmiş durumdadır. Yine rektörlük atanmalarında olduğu gibi dekanlık ve diğer yönetim statülerinde atamalarında yanlı bir tutum izlenmektedir.

Diğer taraftan, örgüt olarak üniversitelerde işbirliği vb. açılardan insan ilişkilerini içeren boyutlarda taraflı davranılmakta, yönetime yakın öğretim elemanlarına öncelik verilmektedir. Başka bir ifadeyle,  etkin ve etkili yöneten- yönetilen ilişkisi belli bir grubun çıkarına düzenlenmektedir.

Yine; araştırma projelerinin destek görmesinde belli gruplara öncelik verildiği görülmektedir. Öğretim elemanlarının atanmasında benzer durumlarla karşılaşmak mümkün.

Kuşkusuz; üniversitelerin bu biçimde örgüt iklimine sahip olması birtakım olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir. Olumsuzluklar en başta öğretim elemanlarını olumsuz etkilemektedir. Öğretim elemanı her iş gören gibi eşitlikçi bir örgüt ikliminde çalışmak ister. Anacak, bazı öğretim elemanlarının bu en doğal hakkı elinde alınmış durumdadır. Bu durumda, öğreti melemanının üniversite amaçları doğrultusunda katkılarını sınırlamaktadır.

Çünkü, öğretim elemanları etkili olmayan örgütsel ve yönetimsel koşullarla muhatap olmaktadır. Bu koşullar da öğretim elemanının morali, motivasyonunu ve iş doyumunu olumsuz etkiliyor. Bu durumda mutsuzluğun en önemli kaynağı yabancılaşmasına neden olmaktadır, öğretim elemanının.

Kuşkusuz, üniversitelerde görülen ayrımcılıktan örgüt olarak üniversitelerde payını almaktadır. Genel anlamda, üniversitenin temel amaçları, nitelikli insan gücü yetiştirmek ve araştırma faaliyetlerinde bulunarak  toplumun  sosyo-ekonomik kalkınmasına katkı sağlamaktır. Ancak, üniversitelerde belli boyutlarıyla ele alınan ayrımcılık bu önemli işlevlere engel olmaktadır.

Üniversitelerde görülen ayrımcılık toplumdan bağımsız düşünülemez. Ayrımcılık sonucu, bazı öğretim elemanlarında yukarıdaki satırlarda da vurgulandığı gibi  yöneticilerin sağlaması gereken adalet duygularından yoksunluk anlamına gelmektedir. Bu durumda, bazı öğretim elemanlarının örgüt amaçları doğrultusunda katkılarının sınırlılığı anlamına geleceğinden, soyo-ekonomik kalkınma olumsuz etkilenmektedir. Bu durumda, bir ölçüde ekonomik anlamda dışa daha da bağımlılık anlamına gelmektedir.

Emekli Akademisyen Hasan Güneş

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

> Üniversitelerde ayrımcılık

Hemen hemen her eğitim örgütünde olduğu gibi üniversitelerde de ayrımcılık görülmektedir. Üniversitelerin hangi boyutlarında ayrımcılık yaşanmaktadır? Üniversitelerde ayrımcılık hangi alanlarda yaşanmaktadır? Kimler etkili olmaktadır? Üniversitelerde ayrımcılığın, öğretim elemanına ve topluma maliyeti neler olmaktadır?

Üniversitelerde, ayrımcılık özellikle kadroların dağıtımında yaşandığı gibi; örgütün maddi ve manevi kaynakların dağıtımında da yaşanmaktadır.

Üniversitelerde, bilindiği gibi rektörlük seçimleri manipüle edilmiş durumdadır. Yine rektörlük atanmalarında olduğu gibi dekanlık ve diğer yönetim statülerinde atamalarında yanlı bir tutum izlenmektedir.

Diğer taraftan, örgüt olarak üniversitelerde işbirliği vb. açılardan insan ilişkilerini içeren boyutlarda taraflı davranılmakta, yönetime yakın öğretim elemanlarına öncelik verilmektedir. Başka bir ifadeyle,  etkin ve etkili yöneten- yönetilen ilişkisi belli bir grubun çıkarına düzenlenmektedir.

Yine; araştırma projelerinin destek görmesinde belli gruplara öncelik verildiği görülmektedir. Öğretim elemanlarının atanmasında benzer durumlarla karşılaşmak mümkün.

Kuşkusuz; üniversitelerin bu biçimde örgüt iklimine sahip olması birtakım olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir. Olumsuzluklar en başta öğretim elemanlarını olumsuz etkilemektedir. Öğretim elemanı her iş gören gibi eşitlikçi bir örgüt ikliminde çalışmak ister. Anacak, bazı öğretim elemanlarının bu en doğal hakkı elinde alınmış durumdadır. Bu durumda, öğreti melemanının üniversite amaçları doğrultusunda katkılarını sınırlamaktadır.

Çünkü, öğretim elemanları etkili olmayan örgütsel ve yönetimsel koşullarla muhatap olmaktadır. Bu koşullar da öğretim elemanının morali, motivasyonunu ve iş doyumunu olumsuz etkiliyor. Bu durumda mutsuzluğun en önemli kaynağı yabancılaşmasına neden olmaktadır, öğretim elemanının.

Kuşkusuz, üniversitelerde görülen ayrımcılıktan örgüt olarak üniversitelerde payını almaktadır. Genel anlamda, üniversitenin temel amaçları, nitelikli insan gücü yetiştirmek ve araştırma faaliyetlerinde bulunarak  toplumun  sosyo-ekonomik kalkınmasına katkı sağlamaktır. Ancak, üniversitelerde belli boyutlarıyla ele alınan ayrımcılık bu önemli işlevlere engel olmaktadır.

Üniversitelerde görülen ayrımcılık toplumdan bağımsız düşünülemez. Ayrımcılık sonucu, bazı öğretim elemanlarında yukarıdaki satırlarda da vurgulandığı gibi  yöneticilerin sağlaması gereken adalet duygularından yoksunluk anlamına gelmektedir. Bu durumda, bazı öğretim elemanlarının örgüt amaçları doğrultusunda katkılarının sınırlılığı anlamına geleceğinden, soyo-ekonomik kalkınma olumsuz etkilenmektedir. Bu durumda, bir ölçüde ekonomik anlamda dışa daha da bağımlılık anlamına gelmektedir.

Emekli Akademisyen Hasan Güneş

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Son Güncelleme: Çarşamba, 01 Nisan 2015 15:12

Gösterim: 1153

Milli Eğitim Bakanlığınca eğitim çağı dışında bulunan yetişkinlerin okuma yazma öğrenebilmesi amacıya düzenlenen kurslarda, 2003-2014 yılları arasında, 3 milyon 993 bin 589 yetişkin okuma yazma öğrendi.

Milli Eğitim Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, eğitim çağı dışında bulunan yetişkinlerin okuma yazma sorununu çözmek amacıyla Türkiye genelinde çeşitli kampanyalar düzenlendi.

Bu kapsamda, halk eğitim merkezlerinin görevlendirdiği eğiticiler vasıtasıyla okuma yazma bilmeyenlerin tespiti için alan taraması yapıldı. Merkezlere, okuma yazma bilmeyen bir vatandaş için bile kurs açabilme imkanı sağlandı.

Halk Eğitim Merkezlerinde düzenlenen kurslarda, 2003-2014 yılları arasında, 2 milyon 797 bin 985'i kadın, toplam 3 milyon 993 bin 589 yetişkin okuma yazma öğrendi.

> 4 milyon yetişkin okuma yazma öğrendi

Milli Eğitim Bakanlığınca eğitim çağı dışında bulunan yetişkinlerin okuma yazma öğrenebilmesi amacıya düzenlenen kurslarda, 2003-2014 yılları arasında, 3 milyon 993 bin 589 yetişkin okuma yazma öğrendi.

Milli Eğitim Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, eğitim çağı dışında bulunan yetişkinlerin okuma yazma sorununu çözmek amacıyla Türkiye genelinde çeşitli kampanyalar düzenlendi.

Bu kapsamda, halk eğitim merkezlerinin görevlendirdiği eğiticiler vasıtasıyla okuma yazma bilmeyenlerin tespiti için alan taraması yapıldı. Merkezlere, okuma yazma bilmeyen bir vatandaş için bile kurs açabilme imkanı sağlandı.

Halk Eğitim Merkezlerinde düzenlenen kurslarda, 2003-2014 yılları arasında, 2 milyon 797 bin 985'i kadın, toplam 3 milyon 993 bin 589 yetişkin okuma yazma öğrendi.

Son Güncelleme: Salı, 07 Nisan 2015 11:13

Gösterim: 1592

"11. Kadir Has Ödülleri" sahiplerini buldu. "Üstün Başarı Ödülü"ne Prof. Dr. Şerif Mardin, "Gelecek Vaadeden Bilim İnsanı Ödülü"ne Doç. Dr. Şener Aktürk layık görüldü

Bu yıl toplum, siyaset ve ekonomi alanlarında verilen "11. Kadir Has Ödülleri" sahiplerini buldu. 

Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampüsü'nde düzenlenen ödül töreninde konuşan Rektör Prof. Dr. Mustafa Aydın, Kadir Has'ın en büyük ve önemli eseri olarak gördüğü Kadir Has Üniversitesi'nin, emin ve kararlı adımlarla devam ettiğini söyledi. 

Aydın, üniversitenin 18. yılında, 5 binden fazla öğrencisiyle her geçen gün başarılarını artırarak, hedeflerini yükselttiğini ifade ederek, içselleştirdikleri sürekli dönüşüm, gelişme ve ilerleme süreciyle kazandıkları büyük dinamizmin, kendilerini sürekli ileriye götürdüğünü bildirdi.

Uluslararası düzeyde bir akademik grup olmayı, Türkiye'nin belli uzmanlık alanlarında dünyanın saygın üniversiteleri arasında yer almayı temel hedef olarak belirlediklerini dile getiren Aydın, evrensel düzeyde özgürlük, eşitlik fırsatı, adil rekabet, farkılık ve çeşitliliklerin korunması, toplumsal sorumluluk ve doğaya duyarlılığı temel değerler olarak kabul ettiklerini anlattı.

Üniversitenin araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin de giderek öne çıktığına dikkati çeken Aydın, üniversitenin uluslararasılaşmada geldiği noktaya değindi. 

Aydın, üniversitenin toplumsal hayata da katkı sağladığına vurgu yaparak, şunları kaydetti: 

"Gerek ülkemizde, gerek dünyada çok önemli gelişmeler, baş döndürücü bir hızla yaşanmaktadır. Küreselleşen dünyada bir ülkede yaşananlar, çeşitli şekillerde diğer ülkelerdeki gelişmeleri tetiklemekte ve etkilemektedir. Bu da hayatımızın neredeyse her alanına dokunmaları sebebiyle toplum, siyaset ve ekonomi üzerinde daha çok düşünmeye, daha çok konuşmaya ve üretmeye zorlamaktadır. Dünyadaki gelişmelere benzer şekilde ülkemizde de önemli sosyal, siyasal, ekonomik değişimlerden geçiyoruz. Köklü, toplumsal, siyasal, ekonomik birliktelikler bozuluyor, farklı beraberlikler oluşuyor ve genel olarak ülke köklü bir evrim geçiriyor. Bu ortamda bilgi üretip, derleyip sorunlara çözüm bulma söz konusu olduğunda, toplum yüzünü bilime, akademiye dönüyor. Her şeyin toz dumana karıştığı bu tür değişim dönemlerinde akademisyenlerin araladıkları pencereler, topluma en doğru cevapları elde edebilecekleri açılımları sunar. Biz de bu düşüncelerden hareketle '11. Kadir Has Ödülleri'nin konusu olarak toplum, siyaset ve ekonomiyi seçtik."

Has: "Başarıda kadınların katkısı önemli"

Kadir Has Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Can Has da bilimin sıçrama yaptığı her dönemde felsefenin de güçlü hamleler yaptığını ifade etti. 

Üniversite bünyesinde araştırma yapan, bilimsel çalışmalarla yeni teknolojilerin, bilimin gelişmesine gayret eden bilim insanlarını desteklediklerini aktaran Has, üniversite olarak dünyaya geniş bir perspektiften bakabilen, sorunları uzlaşı ve bilgiyle çözebilen, eşitlikçi, özgür, din, dil, ırk, cinsel tercihi fark etmeksizin her bireyin eşit eğitim hakkını birinci ilke sayan bakış açısıyla yürüdüklerini bildirdi. 

Başarının oluşmasında kadınların katkısının önemine değinen Has, "Hiç uğruna ölen, yitip giden, küçümsenen sadece kadınlarımız değil, bir milletin sağduyusu ve bir milletin vicdanıdır. Uygulanan şiddet, sadece fiziksel de değil. Kadınlarımız yapılan büyük gaflarla, verilen talihsiz demeçlerle itibarsızlaştırılıyor. Siyasetten ve hatta günlük hayattan uzaklaştırılıyor. Buna tüm gücümüzle karşı koymamız gerekiyor. Böyle bir anlayışın ne dinde, ne bilimde yeri olabilir. Bunu savunanların ne gerçek inançtan ne uygar dünyadan, bilimden, sanattan haberleri olabilir" değerlendirmesinde bulundu. 

Kadir Has Vakfı Başkanı Nuri Has ise Kadir Has ve onun gibi hayırseverlerin, aslında modern Türkiye'nin ilk iş adamları olduğunu kaydetti.

Onların ortak hedeflerinin memleketleri ve halklarıyla büyümek olduğunu vurgulayan Has, "Kadir Has Vakfı'nın sıfırdan kurup Türkiye'ye armağan ettiği okulların, hastanelerin, müzelerin, spor tesislerinin sayısı 60'a yaklaştı. Bunlar için harcanan rakam, yarım milyar doları aştı. Vakfımız bugün Türkiye'nin maddi kaynaklar yönünden en güçlü vakıfları arasındadır. Ülkemiz için en doğru projeleri, profesyonel bir yönetimle, büyük bağlılıkla gerçekleştiriyoruz" diye konuştu. 

"Kadir Has Ödülleri"

Konuşmaların ardından, "Kadir Has Ödülleri" sahiplerini buldu. Ödüller, toplum, siyaset ve ekonomi alanlarında önemli çalışmalara imza atan isimler arasından belirlendi. 

Bu yıl "Üstün Başarı Ödülü" Prof. Dr. Şerif Mardin'e verildi. Mardin'e ödülünü, Rektör Aydın ve Can Has takdim etti. 

Koç Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şener Aktürk de "Gelecek Vadeden Bilim İnsanı Ödülü"nün sahibi oldu. Aktürk, ödülünü Rektör Aydın ve Nuri Has'ın elinden aldı.

> "11. Kadir Has Ödülleri" sahiplerini buldu

"11. Kadir Has Ödülleri" sahiplerini buldu. "Üstün Başarı Ödülü"ne Prof. Dr. Şerif Mardin, "Gelecek Vaadeden Bilim İnsanı Ödülü"ne Doç. Dr. Şener Aktürk layık görüldü

Bu yıl toplum, siyaset ve ekonomi alanlarında verilen "11. Kadir Has Ödülleri" sahiplerini buldu. 

Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampüsü'nde düzenlenen ödül töreninde konuşan Rektör Prof. Dr. Mustafa Aydın, Kadir Has'ın en büyük ve önemli eseri olarak gördüğü Kadir Has Üniversitesi'nin, emin ve kararlı adımlarla devam ettiğini söyledi. 

Aydın, üniversitenin 18. yılında, 5 binden fazla öğrencisiyle her geçen gün başarılarını artırarak, hedeflerini yükselttiğini ifade ederek, içselleştirdikleri sürekli dönüşüm, gelişme ve ilerleme süreciyle kazandıkları büyük dinamizmin, kendilerini sürekli ileriye götürdüğünü bildirdi.

Uluslararası düzeyde bir akademik grup olmayı, Türkiye'nin belli uzmanlık alanlarında dünyanın saygın üniversiteleri arasında yer almayı temel hedef olarak belirlediklerini dile getiren Aydın, evrensel düzeyde özgürlük, eşitlik fırsatı, adil rekabet, farkılık ve çeşitliliklerin korunması, toplumsal sorumluluk ve doğaya duyarlılığı temel değerler olarak kabul ettiklerini anlattı.

Üniversitenin araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin de giderek öne çıktığına dikkati çeken Aydın, üniversitenin uluslararasılaşmada geldiği noktaya değindi. 

Aydın, üniversitenin toplumsal hayata da katkı sağladığına vurgu yaparak, şunları kaydetti: 

"Gerek ülkemizde, gerek dünyada çok önemli gelişmeler, baş döndürücü bir hızla yaşanmaktadır. Küreselleşen dünyada bir ülkede yaşananlar, çeşitli şekillerde diğer ülkelerdeki gelişmeleri tetiklemekte ve etkilemektedir. Bu da hayatımızın neredeyse her alanına dokunmaları sebebiyle toplum, siyaset ve ekonomi üzerinde daha çok düşünmeye, daha çok konuşmaya ve üretmeye zorlamaktadır. Dünyadaki gelişmelere benzer şekilde ülkemizde de önemli sosyal, siyasal, ekonomik değişimlerden geçiyoruz. Köklü, toplumsal, siyasal, ekonomik birliktelikler bozuluyor, farklı beraberlikler oluşuyor ve genel olarak ülke köklü bir evrim geçiriyor. Bu ortamda bilgi üretip, derleyip sorunlara çözüm bulma söz konusu olduğunda, toplum yüzünü bilime, akademiye dönüyor. Her şeyin toz dumana karıştığı bu tür değişim dönemlerinde akademisyenlerin araladıkları pencereler, topluma en doğru cevapları elde edebilecekleri açılımları sunar. Biz de bu düşüncelerden hareketle '11. Kadir Has Ödülleri'nin konusu olarak toplum, siyaset ve ekonomiyi seçtik."

Has: "Başarıda kadınların katkısı önemli"

Kadir Has Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Can Has da bilimin sıçrama yaptığı her dönemde felsefenin de güçlü hamleler yaptığını ifade etti. 

Üniversite bünyesinde araştırma yapan, bilimsel çalışmalarla yeni teknolojilerin, bilimin gelişmesine gayret eden bilim insanlarını desteklediklerini aktaran Has, üniversite olarak dünyaya geniş bir perspektiften bakabilen, sorunları uzlaşı ve bilgiyle çözebilen, eşitlikçi, özgür, din, dil, ırk, cinsel tercihi fark etmeksizin her bireyin eşit eğitim hakkını birinci ilke sayan bakış açısıyla yürüdüklerini bildirdi. 

Başarının oluşmasında kadınların katkısının önemine değinen Has, "Hiç uğruna ölen, yitip giden, küçümsenen sadece kadınlarımız değil, bir milletin sağduyusu ve bir milletin vicdanıdır. Uygulanan şiddet, sadece fiziksel de değil. Kadınlarımız yapılan büyük gaflarla, verilen talihsiz demeçlerle itibarsızlaştırılıyor. Siyasetten ve hatta günlük hayattan uzaklaştırılıyor. Buna tüm gücümüzle karşı koymamız gerekiyor. Böyle bir anlayışın ne dinde, ne bilimde yeri olabilir. Bunu savunanların ne gerçek inançtan ne uygar dünyadan, bilimden, sanattan haberleri olabilir" değerlendirmesinde bulundu. 

Kadir Has Vakfı Başkanı Nuri Has ise Kadir Has ve onun gibi hayırseverlerin, aslında modern Türkiye'nin ilk iş adamları olduğunu kaydetti.

Onların ortak hedeflerinin memleketleri ve halklarıyla büyümek olduğunu vurgulayan Has, "Kadir Has Vakfı'nın sıfırdan kurup Türkiye'ye armağan ettiği okulların, hastanelerin, müzelerin, spor tesislerinin sayısı 60'a yaklaştı. Bunlar için harcanan rakam, yarım milyar doları aştı. Vakfımız bugün Türkiye'nin maddi kaynaklar yönünden en güçlü vakıfları arasındadır. Ülkemiz için en doğru projeleri, profesyonel bir yönetimle, büyük bağlılıkla gerçekleştiriyoruz" diye konuştu. 

"Kadir Has Ödülleri"

Konuşmaların ardından, "Kadir Has Ödülleri" sahiplerini buldu. Ödüller, toplum, siyaset ve ekonomi alanlarında önemli çalışmalara imza atan isimler arasından belirlendi. 

Bu yıl "Üstün Başarı Ödülü" Prof. Dr. Şerif Mardin'e verildi. Mardin'e ödülünü, Rektör Aydın ve Can Has takdim etti. 

Koç Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şener Aktürk de "Gelecek Vadeden Bilim İnsanı Ödülü"nün sahibi oldu. Aktürk, ödülünü Rektör Aydın ve Nuri Has'ın elinden aldı.

Son Güncelleme: Salı, 24 Mart 2015 16:19

Gösterim: 1979


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.