banner
banner
banner

Hayata hazırlayan bir eğitim modeli Türkiye için kaçınılmazdır




“Yeni Okul kurgulanırken sadece akademik başarıya odaklanan bir yapı kurmak hata olacaktır. Öğrencilerin iyi bir insan olarak yetişmesi, büyüklerine saygılı olması ve toplumun yararına işler yapması için gerekli adımların atılması gerekir” diye konuşan Eğitimci – Sosyolog, Doğru Cevap Eğitim kurumları CEO’su Hami Koç, yeni dönemin eğitim kurgusu ile ilgili sorularımızı yanıtladı.
hami_kocEğitimde geçmişin anlayış ve uygulamalarıyla yeni dönemi yönetmek mümkün mü? Neler, nasıl değişiyor?

Eğitimde geleneksel olanla bugünün ihtiyaçlarını birleştirecek olan bir kurguya ihtiyacımız var. Geçmişin anlayışını tamamen inkar etmek de yanlış, bugünün ihtiyaçları temelinde oluşan yeni zihniyeti inkar etmek de… Evet, eğitimde yeni dönem birçok farklı özelliği beraberinde getirdi. Özellikle bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir çağda, öğretmenin sahip olması gereken özellikler güncellendi. Öğretmenler artık bilgi kaynağı değil, ilham kaynağı olarak görülüyor. Ve bu da eğitimde toptan bir zihniyet dönüşümünü gerekli kılıyor. Şu anda eğitimin en büyük amacı öğrenme iştahı oluşturmak ve öğrencinin merak duygusunu gıdıklamak olmalıdır. Bunun için de öncelikle öğretmenler kendi reformlarını gerçekleştirmelidir. Tabii reform veya güncellemeler yapılırken, sevgi, adanmışlık veya fedakarlık gibi mesleğin özünü oluşturan değerler sabit kalmalıdır. Çünkü bazen eğitimde yeni dönem hedeflerine fazlaca takılıp kalıyoruz ve asırlardır aynı kalan bazı önemli konuları göz ardı ediyoruz. Eğitimin temelini oluşturan bazı önemli kavramlar, yeni dönem eğitim anlayışlarını ifade etmek için kullandığımız kavramların içinde  kaybolursa, işimiz zor. Eğitimle ilgili yaklaşımlarımızı bir pergel gibi düşünebiliriz. Bir ayağımız eğitimle ilgili hiç değişmeyen kutsal değerlere sabitlenecek. Diğer ayağımız günlük gelişmelere göre gezecek. Ancak bu şekilde dengeyi sağlayabiliriz ve kendimizi güncelleyelim derken ruhumuzu kaybetmeden işimizi yapabiliriz.  

 

Pandemi ile birlikte uzaktan ve hibrit eğitimin ön plana çıkması Yeni Okul kavramını da gündeme getirdi? Sizce Yeni Okul hangi parametreler üzerine inşa edilecek?

Yeni Okul kavramı henüz zihinlerde net değil ve bu kavramı kullanırken biraz ihtiyatlı olmak lazım. Çünkü bir şeyin yenisi çıktığı anda eskiye dair düşüncelerimizi bir anda değiştirme eğiliminde oluyoruz. Aslına baktığınızda Yeni Okul diye bir şey yok. Sadece okulda bazı yenilikler var. Bu şekilde düşünürsek çerçeveyi daha rahat oluşturabiliriz Hibrit eğitim elbette yeni dönemde eskiye kıyasla daha çok ön planda olacak. Uzaktan eğitim uygulamalarının hangi alandaki ihtiyaçları karşıladığı pandemi sürecinde çok net bir şekilde tespit edildi. Birçok okul, okul sonrası veya hafta sonu gerçekleştirilen etüt programlarını veya birebir dersleri online olarak yapmayı planlıyor olabilir. Zaten haftalık ders programı içinde yer almayan ekstra çalışmaların uzaktan gerçekleştirilmesi birçok açıdan ekonomik olacaktır. Birçok kurum bu anlamda teknik altyapı ve donanımla ilgili çalışmalarını tamamladı. Pandemi sürecine ilişkin öngörülerimiz doğrultusunda en uygun adımları atarak hibrit eğitim kültürünü okulumuzda yerleştirmek istiyoruz. Senkron ve asenkron uygulamaların kullanım sıklığı da muhtemelen artacaktır.

 

ZİHNİYET DEVRİMİNE İHTİYAÇ VAR

Eğitimde MEB’in belirlediği müfredat üzerinden planlamalar yapılıyor. Bu anlayışın değişmesini bekliyor musunuz? Bu konuda önerileriniz nelerdir?

Eğitimde merkezi yönetim olması yıllardır tartışılan bir konu. Sayın Bakanımız da bu konuda önemli atılımlar yapılacağını duyurmuştu. Ancak pandemiyle birlikte birçok önemli gündem maalesef geride kaldı. Ve biz ülkece “Okullar açılacak mı yoksa açılmayacak mı? sorusunun kısır gündemine hapsolduk. Müfredatla ilgili Eğitim 2023 Vizyon belgesinde çok güzel bir cümle var. Orada şöyle diyor; “Müfredat araç olmaktan çıkmış ve amaç hâline gelmiştir. İyi yetişmiş öğretmenlerin olduğu bir sistemde çerçeve müfredat yeterlidir. Usta bir öğretmen, müfredatı çocukların ihtiyacına göre anında yeniden inşa eder, fırsat eğitimi yapar.” Aslında bu cümle diyor ki müfredat her şey demek değildir. Eğer öğretmen üretmeye başlarsa ve hazırı tüketmeyi bırakırsa, müfredat meselesi ikinci planda kalacaktır. Konuya bu açıdan yaklaşmak lazım. Bugün ülkede uygulanan merkezi bir müfredat taraftarı değiliz elbette. 2023 Eğitim Vizyon belgesi bu anlamda atılmış önemli bir adımdır. Ancak bir ülkede eğitim politikasının oluşması, elbette salt metne bağlı bir süreç olarak görülemez. Bir politikanın oluşması, yerleşmesi ve gelenek halini alması için önce bir zihniyet devrimine ihtiyaç vardır. Millî Eğitim Bakanlığının aşırı merkeziyetçi yapısı delegasyon konusunda zafiyet yaşanmasına neden olmakta, her türlü işin merkezde ve belirli bir kadro tarafından yapılması mecburiyeti ise politika oluşturma ve denetleme anlamında uzman kadroların gerektiği gibi sürece dahil edilememesine yol açmaktadır. Türkiye’deki öğrenci sayısının bazı ülkelerin nüfusuna denk olduğu göz önüne alınırsa, merkeziyetçi bir yönetim yapısının bir noktada mutlaka tıkanacağını öngörmek zor değildir. Ben şahsen müfredatta yerel esnekliklerin ülkenin üniter yapısını tehdit edeceğini falan da düşünmüyorum. Ama günün şartları bizi buna mecbur bırakıyorsa, “Zaten ortak müfredat var. Ben ne yapabilirim  ki?” deyip köşeye çekilmemek lazım. Çünkü MEB tarafından hazırlanan müfredat aslında bir çerçevedir. Bu çerçevenin içini dolduracak kişi de öğretmendir. Bizde maalesef eğitimciler müfredat ve ders kitaplarını eğitimin baş aktörleri olarak görüyorlar. Eğitim kalitesinde bir sorun yaşandığı zaman, günah keçisi müfredat ya da okutulan kitaplar oluyor. Halbuki durum böyle değil. Mesela Finlandiya eğitim sistemini araştıranlar, müfredatın ne kadar basit hazırlanmış olduğunu görebilirler. Temel kazanımlar yazılmıştır ve gerisi öğretmene bırakılmıştır. Yani Fin eğitim sisteminde müfredat ve ders kitapları figüran rolündedir. 

 

Yeni Okul’un değerler skalasında neler ön plana geçecek? Sürdürülebilir eğitimin belirleyici ilkeleri neler olmalı ve nasıl hayata geçirilmeli?

Eğitim girişimini diğer alanlardan ayıran, “Hammaddesi toplumdan gelen ve topluma giden insandır” özelliğinden dolayı, eğitim politikaları biraz esnekliğe sahip olmalıdır. Ancak bu esneklik her gelen iktidarın bir köşesinden çekmesi sonucunda politikalarda yapısal bir bozukluğa neden oluyorsa ortada bir sorun var demektir. Son yıllarda bakanlığın kararlı tavrı, önceki dönemlerde yaşanan bazı sorunları azaltmıştır. Sürdürülebilir eğitimin en belirleyici ilkesi istikrardır. Ancak istikrarı korumaya sağlarken yeniliklere uymayı göz ardı etmemek gerekir. Sürdürülebilir eğitimin belirleyici ilkeleri her kurum için farklılık gösterebilir. Ama yaşadığımız coğrafyanın ortak değerlerini dışlamayan bir duruş ve eğitimi önemli bir dava olarak görmek her kurum için ortak ilke olmalıdır. Büyük hedeflere kilitlenmiş büyük bir dava için de önce üst değerlerin belirlenmesi gerekir. Çünkü içinde değer barındırmayan öğretim programları kullanım kılavuzu gibidir ve bulaşıcı etkisi olamaz. Yani kendi geçmişine ve değerlerine küs bir öğretim programıyla, gelecekle barışık bireyler yetiştirilemez. Ve öğretim süreçlerinin en çok ihmal edilen kısmı anlamlandırmadır. Öğrenci derste, “Bunlar ileride ne işimize yarayacak?” diye sorma ihtiyacı hissediyorsa, o müfredatın sundukları ileride hiçbir işe yaramaz. Anlamlandırmanın ön şartı da ilişkilendirmedir. Öğrenmede kalıcılığı sağlamak ve süreçleri anlamlandırmak için geri okuma yapmak, ilk adımı son hikâyeden atmak gerekir.

 

Beceri temelli eğitim yeni eğitim modelinin temellerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu çerçevede Yeni Okul’un beceri kriterleri neler olacak?

Aslında bu sorunun cevabı oldukça basittir. Yeni Okul’un beceri kriterleri, yaşam becerileri olarak adlandırılabilir. Hayat becerilerinin en önemli maddesi ise iletişimdir. Güçlü bir iletişim becerisine sahip olan bir kişi, hayatta birçok zorlukla başa çıkabilir. Tabii problem çözme veya çözüm odaklı eleştirel düşünme gibi 21. Yüzyıl becerilerinin de öğrencilere kazandırılması gerekir. Ancak burada birçok okul büyük bir yanılgının içine düşüyor. Mesela düşünme becerileri dersi koyarak, bu becerinin kazandırılacağını düşünüyoruz. Halbuki düşünme becerileri çok bütüncül ele alınması gereken bir konudur. Yani bu konu bütün derslerin merkezine alınmalı, branştan bağımsız olarak desteklenmelidir. Kimi zaman matematik dersinde, kimi zaman resim dersinde düşünme becerileri geliştirilebilir. Aynı problemi değerler eğitiminde de yaşıyoruz. Okullar haftalık olarak verilen temalara uygun olarak değerler eğitimi dersi veriyorlar. Halbuki değerler eğitimi bir dersin içine sıkıştırılamayacak kadar geniş bir konudur. Okuldaki öğretmenlerin hal ve hareketleri, okulun iklimi, öğrenciye karşı sergilenen tutum ve davranışların hepsi değerler eğitiminin alt yapısını oluşturur.

Akademik başarı ile sosyal başarı arasındaki denge Yeni Okul’un kurgusunu nasıl etkileyecek?

Eğitim politikalarının felsefesi belirlenirken eğitim dünyası, “iyi insan yetiştirmek” vizyonuyla “iyi vatandaş yetiştirmek” vizyonu arasında kalmış ama tercihler genellikle ikinciden yana olmuştur. İyi vatandaş geniş anlamda ele alındığında makul vatandaş demektir. Okulların devletin ideolojik bir aygıtı olarak görüldüğü toplumlarda, okulun amacının itaatkar ve sorun çıkarmayacak bireyler yetiştirme amacı çok da anormal değildir. Ancak bireyin kendisini tanımasını sağlayarak aklını özgürleştirmek veya zihinleri tutuşturmak gibi eğitim tariflerinin yapıldığı toplumlarda, eğitimin amacı iyi insan yetiştirmek olmalıdır. Ancak hem eğitimin tarifi anlamında hem de amacın belirlenmesinde bu kadar ideal bir düzeye erişmiş toplum görmek maalesef mümkün değildir. Birkaç tane ilham verici örnek bulunsa da politik kaygıların yer almadığı, salt insanlığın faydasına yönelik bir amacın bulunduğu eğitim politikalarının uygulandığı ülkelerin sayısı yok denecek kadar azdır. Bu yüzden Yeni Okul kurgulanırken sadece akademik başarıya odaklanan bir yapı kurmak hata olacaktır. Öğrencilerin iyi bir insan olarak yetişmesi, büyüklerine saygılı olması ve toplumun yararına işler yapması için gerekli adımların atılması gerekir. Hayata hazırlayan bir eğitim modeli Türkiye için kaçınılmazdır. Bunun için de girişimciliği destekleyen, öğrencilerin sosyal gelişimlerini gündeme alan bir yapıya ihtiyacımız vardır. Sınav odaklı bir eğitim sistemi sürdürülebilir olamaz. Bunun örneğini son zamanlarda görüyoruz. Yeni nesil sorular öğrencileri zorluyor. Düşünme becerilerinin ihmal edildiği yıllar, sınav sonuçlarına olumsuz yansıyor. Sınav kaygısıyla baş edemeyen öğrenciler, okullar için büyük tehdit oluşturmaya başladı. Bu yüzden eğitim ve öğretim arasındaki farklılıklar daha sık gündeme getirilmelidir. Talim ve terbiye kelimeleriyle ilgili farkındalık artırılmalıdır. 

 

Gelenek ve Gelecek, Yerel ve Evrensel arasındaki uyum Yeni Okul’da nasıl oluşturulacak?

İnsanlık tarihi hiçbir zaman doğrusal ve ilerlemeci bir çizgide olmamış, süreç yükselme ve düşüşlerin eksik olmadığı bir döngüsellik içinde gerçekleşmiştir. Bu durumda eğitim alanında da çok istikrarlı ve hatalardan uzak bir gelişim beklemek ütopik olacaktır. Ancak bu dinamik mesainin içinde en azından yapılan hataların not edilmesi, bir daha aynı hataların tekrarlanmaması ve geçmişle bugün kıyaslandığında belirgin bazı farkların görülmesi gerekir. Türk eğitim sistemi böyle bir bakış açısıyla incelendiğinde, geçmişle bugün arasında belirgin farklar görülse de iyileşmenin hızı, diğer alanlarda yaşanan değişimin hızına kıyasla çok düşüktür. Giderek yoğunlaşan yerli ve milli gibi söylemlere rağmen, Türk eğitim sistemi yaklaşık iki yüz senedir batılı eğitimcilerin etkisi altında kalan bir azınlığın elinde şekillenmiştir. Sonuç olarak eğitim politika süreçleri toplumsal çevre, bağlam, tarihsel birikim ve biçimsel özellikler tarafından şekillenmesi gerekirken, Montessori, Frobel, Pestalozzi veya Piaget gibi batılı eğitimcilerin söylemlerinin dışına çıkamamış bir çerçeveye hapsolmuştur. Bir de eğitim politikası alanında alınan kararların, bir önceki kararları tamamlar nitelikte olması gerektiğini söyleyen artış teorisinin göz ardı edilmesi sonucunda, eğitim politikaları her gelenin yeni bir şey denediği bir yapboz tahtasına dönmüştür. Gelecek nesilleri düşünen herkes eğitim politikalarına önem vermeli, alanın uzmanı bir bakanın göreve gelmesiyle oluşan heyecan kaybedilmemeli, siyasetin yıpratıcı üslubu eğitim dünyasından mutlaka uzak tutulmalıdır. Ülke olarak sürdürülebilir kalkınmanın eğitim politikalarına bağlı olduğu unutulmamalıdır. Bu arada yerel ve evrensel arasındaki denge korumalıdır elbette. Özüne yabancı olmayacak kadar yerel, dış dünyaya küsmeyecek kadar evrensel bir duruş, eğitimin temel amacı olmalıdır. Eğitim milli bir dava haline gelmeden reform beklenemez. 

 

KUTU

MERKEZİYETÇİ YAPIDAN UZAK BİR ANLAYIŞ ŞARTTIR

Eğitim yönetiminde yukarıdan aşağıya bir yönetim modelinin hakim olduğunu görüyoruz. Bu yönetim anlayışı günümüzün dinamiklerini karşılamaya yetiyor mu? Eğitim yönetiminde demokratik bir model nasıl inşa edilebilir? Bu anlamda Kurumunuzdaki yönetim modeli hakkında bilgi verebilir misiniz?

Yeni Okulun oluşumunda en önemli şey güçlü bir politika oluşturmaktır elbette. Bu politikayla ulaşılması gereken de demokratik bir iklim oluşturabilmektir.  Türkiye’de eğitim ve politika kelimeleri aynı cümle içinde kullanıldığında, zihinlerde maalesef tutarlılık, bütünlük ve süreklilikten çok uzak çağrışımlar oluşturmaktadır. Ağırbaşlı, kararlı ve istikrarlı bir yapıya sahip olması gereken eğitim politikası, maalesef hiperaktif bir çocuğu andıran dalgalı, öngörülemez ve sürdürülemez bir gelişim göstermektedir. Sonuç olarak güçlü bir eğitim politikası için, önce bilimsel temellere dayanan ve sürdürülebilir bir eğitim sistemine ihtiyaç vardır. Bir eğitim sisteminin bilimsel temellere dayanması için de o sistemi oluşturan kadronun uzmanlardan seçilmesi, herhangi bir ideolojik yapılanmadan uzak olması, siyasetin gündelik telaşlarından ve çıkar gruplarının olağan baskılarından etkilenmemesi gerekir. Bunun için de merkeziyetçi yapıdan uzak, yetki devri konusunda esnekleşmiş, siyaset üstü bir anlayış şarttır. Biz kurumlarımızda demokratik bir iklim oluşturmak adına yatay yönetim biçimlerini benimsiyoruz. Yönetim anlayışımız dayatmacı olmaktan uzak ve paylaşımcı bir yapıya sahip. Bizimle çalışan herkesin fikrine saygı duyuyor ve yönetim süreçlerini onlara da açarak şeffaf bir anlayış yerleştirmeye çalışıyoruz.  

 

“Günümüzde bazı öğretmenler maalesef ders planı yapmayı biraz unutmuş gibiler. Özellikle tecrübeli bir kısım öğretmenler dersini planlamıyor. Halbuki öğretmenin en büyük görevi her ders öncesinde hazırlık yapmaktır. Ne kadar tecrübeli olurlarsa olsunlar fark etmez. Eğer ortada bir senaryo yoksa, oyuncunun kabiliyeti bir işe yaramaz. Öğretmenin görevi de MEB’in kazanımlarına uygun olarak bir senaryo oluşturmak ve bunu en eğlenceli ve etkin bir şekilde sunmak için yöntemler oluşturmaktır. Uzun vadede ise müfredatın merkezi olmaktan çıkarılarak, ihtiyaca göre yeniden yapılandırılmasını umuyoruz.”

 

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.