banner

Muş’tan dünyaya açılan bir eğitim neferi: Gıyasettin Bingöl




Bursa Sınav Koleji, Bursa Çocuk Üniversitesi ve ardından Mudanya Üniversitesi… Gıyasettin Bingöl’ün 1980’li yılların sonundan itibaren dershanecilikle yaktığı eğitim meşalesi bugün 15 bin kişiye eğitim imkanı yaratan bir komplekse dönüşmüş durumda. Muş Varto’nun bir köyünden başlayan yaşam öyküsü ise gelecek kuşaklara örnek olacak yaşam tecrübesi ve mücadele azmini ortaya koyuyor. Gıyasettin Bingöl’ün ustalık eserim diye nitelendirdiği Mudanya Üniversitesi zamanının büyük çoğunluğunu alsa da tüm kademelerdeki eğitim kurumlarıyla bire bir ilgilenmeye devam ediyor. Bursa Sınav Koleji, Bursa Çocuk Üniversitesi Kurucusu ve Mudanya Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Gıyasettin Bingöl ile yaşam öyküsünün dönüm noktalarını, eğitim sektörüne nasıl adım attığını ve kurumlarında yarattığı farklılıkları konuştuk. 

gıyasettin_bingol_haziran_2024Gıyasettin Bey öncelikle hayat öykünüzü sizden dinleyebilir miyiz?
1962 yılında Muş’ta doğdum. Çok zor şartlar altında büyüdüm. 1966 Varto depreminde 2 saat enkaz altında kalmışım. 6 bin kişinin yaşadığı ilçede 4 bin kişi bu depremde hayatını kaybetti. İlkokulu köyümdeki okulda okudum. Elektriğimiz yoktu. İlkokulda şartlarımız çok zorluydu. Cetvelim, pergelim hiç olmadı. Silgili kalemler o dönemlerde çıkmıştı ama alacak durumumuz yoktu. O yıllarda silgili bir kalemimin olmasını çok istemiştim. İlkokul dördüncü sınıfa giderken Haydar Dumansız adında bir hocamız vardı ve beni keşfetmişti. Her ayın sonunda maaşını almak için ilçe merkezine gittiğinde, bana genellikle bir genel yetenek kitabı alıyordu. O kitapların her birini üçer, dörder defa okur ezberlerdim. Daha sonra Varto’nun ilçe merkezinde devlet yatılı parasız sınavına gittiğimde, hayatımda ilk defa elektriği gördüm. O yıllarda dedemin babama benimle ilgili “Bu çocuğu mutlaka okutun. Bu çocuk sizi kurtarır” dediğini anımsıyorum. Biz 9 kardeştik. Bu sözler benim için büyük bir motivasyon olmuştu. Devlet yatılı parasız sınavına son 1 saatinde girdim ve kazandım. Köyümüzden 24 kişi sınava girmişti ve sadece 2 kişi kazanmıştı. Hatta sınavı kazandığım haberini dağda çobanlık yaparken öğrendim.
Muş’un il merkezinde yatılı okula başladım. Ailemin kahramanı gibiydim. İlk ayakkabı ve takım elbiseyle okulda tanıştım. Hangi dersi görüyorsam hepsini ezberliyordum çünkü köye dönmek istemiyordum. Köy hayatı benim için sanki işkenceydi ama ailemi de çok özlüyordum. Hatta akşamları ağlıyordum ama finalde köyüme dönmek istemiyordum. Lise 2’ye kadar güzel bir eğitim hayatım oldu. Ancak lise 2’deyken ilimizde siyasi karışıklıklar, sağ – sol olayları başladı. 22 Şubat 1978 tarihinde Muş’u terk ederek Erzurum’da bir liseye kaydoldum. Burada okurken bir kitapçının yanında çalışmaya başladım.
Liseyi bitirdikten sonra yine Erzurum’da Aralık 1980’de bir kitapçı dükkanı açtım. Hemen sonrasında İstanbul’a giderek Cağaloğlu ve Beyazıt’tan kitaplar aldım. Askeri darbenin hemen sonrasıydı ve Erzurum’da insanlar kitap okumaya başlamıştı. Kitapçı dükkanıma ilgi yüksekti. 1983 yılında Bursa Uludağ Üniversitesi’ni kazandım. O yıllarda Erzurum’da en az 20 kitabevi varken ilginçtir Bursa’da hiç kültür kitabı satılmıyordu. Burada bir arkadaşımla kitapçılar çarşısını kurduk. Zamanla Bursa’nın en büyük kitapevi olduk. Şimdi de BKM 4 şubesi, en büyük e-ticaret sitesi ve eğitim yayınları ile Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük kitapçısı. Biz eğitim ve kültüre çok önem veren bir aileyiz. BKM’nin başında da kardeşim Kutbettin Bey işleriyle başarıyla yürütüyor. İmkanları kısıtlı bir aileden geldiğim için çobanlık, tarım işçiliği yaptım, yıllarca İstanbul’da inşaatlarda çalıştım. Yazın çalışıyor, kışın okuyordum. Tek amacım para kazanarak geçinmek ve okumaktı. Bunları yaparken köyümden pek çok çocuğun da okumasına destek oldum. Çünkü bunu kendime misyon edinmiştim.     

bursa_sinav_kolejiKİTAPÇILIKTAN DERSHANECİLİĞE
Eğitim sektörüne nasıl girdiniz?
Kitap işinde o kadar büyüdük ki toptan kitap satışına başladım, Bursa’nın ve Marmara Bölgesi’nin okul kitaplarında baş bayisi oldum. O yıllarda okul kitaplarını kırtasiyecilere biz veriyorduk. Bir gün iki arkadaşım kitap satışı yaptığımız binanın boş katında dershane açmamızı önerdi. Böylece 1989 yılında ilk dershanemizi açtık. Dershanemize hiç beklemediğim bir talep oldu ve kısa sürede büyüdü. Bursa’da o o dönemde 4 dershane vardı, ben beşinci olarak faaliyet gösteriyordum. Bursa’nın en pahalı binasını tuttum ve burada dershanemizi açtık. Ne var ki 1994 yılında iflas ettim ve tekrar kitapçılığa geri döndüm. Ama dershanemiz de devam ediyordu. Bu vesileyle şunu da eklemek isterim ki; insan genç yaşta iflas etmeliymiş. Çünkü ben ticareti bu sayede öğrenmiş oldum.
Yeniden geri döndüğüm kitapçılıkta çok kısa sürede işlerim büyüdü. 1995 yılında dershanecilik faaliyetlerini sürdürmeye devam ettik. 2000 yılından sonra 17-18 dershaneye ulaştık. 2004 yılında öğretmenlerimizle yaptığım bir toplantıda kendilerine, 2010 yılında kolejimizin, 2020’de ise üniversitemizin olacağını söyledim.
Kolejimizi açmadan önce ülkemizin önemli okullarını dolaştım. Örnek vermek gerekirse Ankara’da TED’i, İstanbul’da Doğa Koleji’ni inceledim. Hayatımda yaşamadığım her şeyi öğrencilerimize bu kolejde yaşatmayı arzuladım. 100 dönüm arazisi olan bu okulda büyük bir projeye imza attım. İlköğretim, lise, fen lisesi, çocuk üniversitesi, spor tesisleri yapıldı. Hayvanların yaşadığı, doğayla iç içe ve yaşayarak deneyimleyebileceğiniz bir okulu kazandırdık. Geçmişten günümüze bir hesap yaptığımda, benimle birlikte yaklaşık 50 bin kişi çalışmış, 400 bin öğrencimiz olmuş. Şu anda da 3 bin civarında çalışanımız var. Dünyanın dört bir tarafında benim öğrencilerim mevcut.   

SADECE LORDLARIN ÇOCUKLARINI OKUTMUYORUZ
Kolejin felsefesini nasıl oluşturdunuz?
Ben çalışarak okuduğum için 23 Nisan ve 19 Mayıs gibi milli bayramların kutlama etkinliklerinde yer alamadım. Bu eksiklikleri yaşamış biri olarak kolejimize bir değil iki havuz yaptım, çocukların tarımı kendileri ekip biçerek öğrenmelerini istedim. Bir keresinde bana Bursa Sınav Koleji’nin neden uygun ücretli olduğu soruldu, ben de “Biz kolejimizde sadece lordların çocuklarını okutmuyoruz” şeklinde yanıt verdim. Ben her çocuğun okumasını istiyorum. Biz 2008 yılında 10 bin lira yıllık ücretle başladık. O tarihte dolar 1 lira idi yani 10 bin dolara tekabül ediyordu. Şu anda böyle bir şey yok tabi. İlk yılında okulumuzda 1175 öğrenci okuyordu. Zamanla birlikte hızla büyüdük, bir sene içinde 3 kolej açtığımızı hatırlıyorum. 

İNGİLİZCE’Yİ ANA DİL GİBİ ÖĞRETİYORUZ
Velilerin okul tercihini belirleyen ana unsurların başında sınav başarısı geliyor. Siz akademik ve yaşam başarısıyla sınav başarısı arasındaki dengeyi kurumlarınızda nasıl sağlıyorsunuz?
Bizimle çalışan bütün öğretmenler ya öğrencim ya da stajyerimdir, mümkün olduğu kadar dışarıdan kimseyle çalışmayız. Dolayısıyla bütün idarecilerimiz kurumumuzun içinden gelmektedir. Demem o ki biz büyük bir aileyiz. Mesela dershanedeki en iyi öğretmenler koleje geçer. Kolejde tecrübe kazananları üniversiteye aldık. Kolejde 20-25 sene çalışmış öğretmenler kendilerini yenileyemiyorlar. Onları yeniden heyecanlandırmak için üniversiteye alıyoruz. Pek çoğu doktorasını yaptı ve böylelikle üniversitede çalışmaya hazır hale geldiler.
Kolejde uyguladığımız sistemle 8. sınıfa giden birçok öğrencimiz tam puan çıkardı. Mesela Mustafa Kemalpaşa Koleji’nde okuyan bir öğrencimiz askeri liseler sınavında birinci oldu. Akademiye büyük ağırlık verdim, örneğin İngilizce öğretimi konusunda 100’ün üzerinde toplantı yaptık. Şu anda rahatlıkla iddia edebilirim ki; Bursa Sınav Koleji’nden mezun olan öğrencilerin büyük çoğunluğu Sabancı veya Koç Üniversitesi’ne gittiğinde hazırlık sınıfına devem etmek zorunda kalmıyor, çünkü ana dili gibi İngilizce biliyorlar. Bunun temelinde ise çok iyi planlanmış bir eğitim müfredatına sahip olmamız bulunuyor. 

Müfredatı nasıl planladınız?
Çocuk üniversitelerini kurarken çok araştırmalar yaptım. Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya ve ABD’yi inceledik. Bu işi en iyi Finlandiya’nın yaptığını öğrendik. Almanya’da çift dille eğitim konusunda Anastasia adında uzman bir kadınla anlaştık. Bir Türk ile evlendi ve şu anda Uludağ Üniversitesi’nde doçent unvanıyla akademik hayatını sürdürüyor. Bizim bütün alt yapımızı o hazırladı. Sadece çift dille eğitimi organize etmedi, bütün sınıfların dizaynını ve öğretmenlerimizin mülakatlarını da yaptı. Kendisinin şöyle bir iddiası var; “En iyi İngilizce bilen öğretmen ana sınıfında olacak. Çünkü çocuk eğitim hayatına sıfırdan başlıyor”. İngilizceyi niçin iyi konuşamadığımızı tespit ettik. Sorun, çocukluk döneminde bunu doğru öğretememek. Biz bu sorunu çözdük ve hayata geçirdiğimiz projemize çok inanıyoruz. Bu bir hayal değil. Metazone Forest adında çeşitli aletlerle çocuklara matematiği öğreten bir sistem kurduk. Avrupa’dan çok iyi malzemeler getirdik. 

mudanya_uniMUDANYA ÜNİVERSİTESİ USTALIK ESERİM
Bir model kurdunuz ve oldukça fazla sayıda öğrenci yetiştirdiniz. Daha sonra da bir üniversite açmaya karar verdiniz. Anaokulundan üniversiteye uzanan bir zincir olmak için mi bu yola girdiniz?
Mudanya Üniversitesi doğanın içinde yer alan kampüsü ve merkezi konumuyla Bursa’nın çok önemli bir eseri oldu. Çok okul yaptığım için her metrekaresini en ince detayına kadar düşünerek planladım. İki sene gecikme oldu çünkü özel üniversite kurulma hakkının verilmesini bekledim. Kurmaya karar verdiğimde de aslında üniversite açmanın çok büyük bir iş olduğunu anladım. Çünkü üniversiteye bir kişinin ömrü asla yetmez. Siz ancak doğru bir vizyon koyarsınız ancak bayrak yarışını sürdürecek ailenizden birilerinin mutlaka işin içinde olması gerekir. Geçmişte çok güzel okullar yaptım. Mudanya Üniversitesi’ni ustalık eserim olarak görüyorum. 

ÜNİVERSİTEDE İŞ GARANTİLİ EĞİTİM VERİYORUZ
Bir üniversitenin pek çok ayağı var. Bunlardan biri bilimsel araştırmalar, ikincisi de üniversite - sanayi iş birliğidir. Bu konularda üniversitenin vizyonu hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Eğitim Konseyi Başkanı olduğum için ilimizin önemli sanayicileri ile sık sık birlikte oluyorum. Oda içinde onlarca danışma kurulumuz var ve bizim şirketlerimizin de arasında bulunduğu Bursa’nın ilk 250 firması bu danışma kurulumuzun üyesi konumunda. Bu sebeple devamlı bir arada çalışıyoruz. Şu anda 160 öğrencimiz mezun olacak ve bunların tamamı işe girecekler. Bütün hastanelerde ve sağlık kuruluşlarında bizim çocuklarımız çalışıyor. Çünkü onlara iş garantisi verebiliyoruz. Mesela çocuk gelişim bölümleri açtık ve burada okuyan öğrencilerimize 10 yıl iş garantisi verdiğimizi beyan ediyoruz. Zaten 13 tane kendimize ait çocuk üniversitemiz var. Yine İngiliz dili ve edebiyatı bölümü mezunlarımızın tamamı ancak bizim kendi okullarımıza yeter çünkü müfredatımızda çok dil dersimiz bulunuyor. Zaten Bursa bir sanayi kenti. İlk 10 yıl içinde Türkiye’nin en büyük 10 üniversite içinde olmayı, 20 yıl içinde de ilk 5 üniversiteden biri olmayı hedefliyoruz. Bunu da gerçekleştireceğiz. Çünkü dünyayla entegre halindeyiz. Yurt dışında yüzlerce eski öğrencimiz var ve üniversitemize sahip çıkıyorlar. En büyük amacım yurt dışında çalışan akademisyenleri kendi kurumumuzda istihdam etmek. Biz bir sisteme inanıyoruz. Üniversitemizi ilk kurduğum günü “buranın tek patronu var o da sistem” dedim. Biz sağlıklı bir sistemi kurarsak kimseyle kavga etmeyeceğiz. Bugün Almanya’yı Almanya yapan sistemdir, disiplindir. Eğitimde disiplin esastır. Bunun ötesi olmaz. 

İLK ŞARTIM DİSİPLİNDİR
Yıllardan beri eğitim sektöründe hem eğitimci hem de yönetici olarak bulunuyorsunuz. Peki siz kendinizi nasıl bir yönetici olarak tanımlarsınız? Çalışanlarınızdan ne bekler ve onlara neler verir?
Benim birinci şartım disiplindir. Yanlış anlaşılmasın, disiplin demek askeri kamptaymış gibi hareket etmek ya da insanı rencide etmek değildir. Bunun dışında eğitimde fiziki şartların iyi olması gerektiğine inanıyorum. Çağdaş düşünceli biriyim. Teknolojiyi asla ertelemem. Dolayısıyla ben disipline, teknolojiye, spora, sanata ve akademiye eşit bakıyorum. Üniversitemize de bu felsefeden bakıyorum. Bizim çok iyi bilim insanlarına ihtiyacımız var. Dolayısıyla sistematik, displinli, özgür düşünceye sahip, sanatsever, hakikate açık bir ortamı yaratma hedefimiz bulunuyor, bunu da yapıyoruz. 

İş dışındaki hayatınızda neler yaparsınız?
Ben kitapçı olduğum için ülkemizin bütün büyük yayınevleriyle iyi ilişkilerim var. Bu sebeple çıkan her kitabı mutlaka okumaya çalışırım. Şimdilerde ise telefondan sesli olarak takip ediyorum. Özellikle eğitimle ilgili çıkan her yeni kitabı okumaya gayret ederim. Çok yürür ve spor yaparım. Bir çiftliğim ve misafirhanem var, bütün dostlarımı orada ağırlarım. 

KAZANDIĞIMI ÜLKEME VAKFETMEK İSTİYORUM
Kısa, orta ve uzun vadede üniversitenizin gelmesini istediğiniz yer neresi?
Bugüne kadar çalıştım ve kazandım, kendi memleketime yatırımlar yaptım. Kazandığımı ülkeme gerçekten vakfetmek istedim. Bunun da tepe noktası üniversitedir. Ben eğitimciyim, fakat üniversite işini pek eğitimciler yapmıyor. Yani üniversite kuran eğitimci sayısı yüzde 10’u geçmez. Londra’da bir toplantıda bana gelecekteki vizyonumun ne olduğu sorulunca artık bu dünyadan huzur içinde gitmek olduğunu söylediğimde salondakiler önce çok şaşırdı. Onlara ardımdan bu memlekete güzel bir eser bırakarak hatırlanmak istediğimi söylediğimde beni alkışladılar. Çok güzel bir üniversite kurduk. Çok kıymetli isimlerin oluşturduğu bir mütevelli heyetimiz var. Günümün yarısı burada geçiyor. Çok güzel ve uyumlu bir ekibe sahibim. Rektörümüz, dekanlarımız, bölüm başkanlarımız çok özel isimlerden oluşuyor.
Hızlı büyümek gibi bir derdimiz yok. Yavaş yavaş ilerlemek istiyoruz. Mesela meslek yüksekokulunu büyütmek isterim çünkü Bursa’nın buna çok büyük ihtiyacı var. Ayrıca ilimizde bulunan tek vakıf üniversitesi olmanın avantajını yaşıyoruz. Lisansta hedefimiz 5-7 bin öğrenci, daha fazlasını düşünmüyorum. 2-3 bin kadar yüksek lisans öğrencilerimiz olabilir. Çünkü bu memlekete iyi yetişmiş üniversite hocaları gerekli. Dolayısıyla bunu yapmayı yani iyi hocalar yetiştirmeyi hedefliyoruz. Lisansta başa oynayacağız. 

ÖZEL OKULCULUKTA İŞİNİ İYİ YAPANLAR BÜYÜYECEK
Siz uzun yıllardan beri özel okulculuk sektörünün her kademesinde var olan birisiniz. Ne var ki özel okul sektörü Türkiye’de istenilen düzeye ulaşamıyor. Özel okul sektörünün geleceğini nasıl görüyorsunuz? Size göre sorunlar ve çözüm önerileriniz neler?
Mayıs ayının son günlerinde Özel Öğretim Genel Müdürümüzü Bursa’ya davet ederek Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda eğitim camiasından 600 kişinin katıldığı bir toplantı gerçekleştirdik. Ben eğitime ilgili bütün organizasyonlara, şuralara gidiyorum. Türkiye’de özel okulculuk 2006 yılına kadar çok kötü durumdaydı, özel okulların oranı yüzde 3 ila 6 arasındaydı. 2007 ve 2008’den sonra sektör büyümeye başladı. Temel liselerle birlikte Bursa’da özel okulların oranı yüzde 17’ye, Türkiye genelinde ise yüzde 11,9’a kadar çıktı. Daha sonra temel liselerin kapanması süreci sonunda özel okulların oranı ülke genelinde yüzde 8,5, Bursa’da ise yüzde 11,9 oldu. Dikkat ederseniz Bursa her zaman özel okulculukta lider konumdadır, bunun nedeni ise Bursa Sınav Koleji’dir.
OECD ülkelerinde özel okulların oranı yüzde 17 seviyesindedir. 2018 yılında özellikle teşviklerin kesilmesiyle özel okulculuk sektörü darbe gördü. Bunun yanı sıra, kamuoyunda özel okulların soygun yeriymiş gibi kötü bir imajı oluştu. Ben özel okulculuk sektöründe işini iyi yapanların, gerçekten iyi eğitim verenlerin daha da büyüyeceğine inanıyorum. 

İKİNCİ NESİL ÇOK GÜÇLÜ GELİYOR
Çocuk üniversitesini kurdum. Çocuk üniversitesinde merdiven yoktur, çocuklar rampalarda yürürler. Farklı bir felsefesi var. 2-12 yaş arasını hedefledik. Sonra öylesine büyük bir talep aldık ki fen liselerimizden biri olan Demirci Lisesi Türkiye birincisi oldu. 500 tam puanla öğrenci alıyoruz. Eğitim parasını mümkün mertebe almıyoruz, sadece yemek ve yol ücretlerini talep ediyoruz. Çünkü bu çocuklar bizim göz bebeğimiz.
Ben işimi her zaman güzel yapmayı amaçladım, iyi yapınca da maddi imkanlar arkasından geldi. Mudanya Üniversitesi’ni kurabilmek için 18 yıl kendimi geliştirdim, dünyanın önemli üniversitelerini yerinde inceledim. Beni en çok etkileyen üniversite Harvard oldu. Bir oğlum Koç Üniversitesi’nden, biri Sabancı’dan, diğeri de Beykent Üniversitesi’nden mezun oldu. Büyük oğlum yüksek lisansını İngiltere’de tamamladı, küçük oğlum da yine İngiltere’de yüksek lisansına devam ediyor. İkinci nesil çok güçlü geliyor. Evlatlarımın benden sonra bu işi çok iyi yürüteceklerine inanıyorum. 

“Türkiye’de eğitim müfredatı yanlış. Eğitim sistemimizin hızlı bir biçimde yenilenmesi gerekiyor. Bana göre eğitim işi derhal belediyelere geçmeli. Okulların güvenliği, temizliği, düzeni belediyeler tarafından yapılmalı. Çünkü belediye başkanları ilçesindeki okullarla devamlı temas halinde olabiliyor. Bu durumda Milli Eğitim Bakanlığı bir koordinasyon kurumu olarak görev yapabilir. Dolayısıyla eğitim politikasını yerelleşmesinin farz olduğunu düşünüyorum.”

 

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.