Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Yapı İşleri Genel Müdürlüğü'nce yüksek öğrenim öğrencilerine yönelik yapılan yurtlar çağın gereklerine uygun şekilde inşa ediliyor.

Öğrenci yurtlarına yeni standartlar geliyorModern yurtlar, öğrencilerin sadece barınma ve yeme içme ihtiyaçlarının karşılanacağı yerler şeklinde değil, gençlerin bedensel, ruhsal, zihinsel, sosyal ve kültürel yönden gelişmelerini de sağlamak amacıyla sosyal ve spor alanlarıyla birlikte planlanıyor.

Engelli öğrencilere özel oda

Yurtlarda, engelli öğrencilerin kullanımına yönelik özel odalar da hazırlanıyor. Engelli öğrencilerin yurt ve sosyal tesis bloklarına ulaşımını sağlamak üzere gerekli düzenlemeler de yapılıyor.

Enerji verimliliği ön planda

Yurtlar inşa edilirken, enerjinin verimli kullanılması amacıyla gerekli tüm donanımlar da dikkate alınıyor. Isı yalıtımı yapılan yurtlarda, mekanik tesisat sistemlerinde kullanılan cihazlar, enerji verimliliğini sağlayacak şekilde projelendiriliyor. Isıtma tesisatında, geri kazanımı sağlayacak ekonomizerler de kullanılıyor.

42 yurt inşaatı sürüyor

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nca Temmuz 2012 itibarıyla toplam 9 bin 370 öğrenci kapasiteli 15 yurt inşaatı tamamlandı. 31 bin 60 öğrenci kapasiteli 42 yurt inşaatı devam ediyor. Bunlardan 11 bin öğrenci kapasiteli 16 yurt inşaatının yıl sonuna kadar tamamlanması planlanıyor.

> Öğrenci yurtlarına yeni standartlar geliyor

Yapı İşleri Genel Müdürlüğü'nce yüksek öğrenim öğrencilerine yönelik yapılan yurtlar çağın gereklerine uygun şekilde inşa ediliyor.

Öğrenci yurtlarına yeni standartlar geliyorModern yurtlar, öğrencilerin sadece barınma ve yeme içme ihtiyaçlarının karşılanacağı yerler şeklinde değil, gençlerin bedensel, ruhsal, zihinsel, sosyal ve kültürel yönden gelişmelerini de sağlamak amacıyla sosyal ve spor alanlarıyla birlikte planlanıyor.

Engelli öğrencilere özel oda

Yurtlarda, engelli öğrencilerin kullanımına yönelik özel odalar da hazırlanıyor. Engelli öğrencilerin yurt ve sosyal tesis bloklarına ulaşımını sağlamak üzere gerekli düzenlemeler de yapılıyor.

Enerji verimliliği ön planda

Yurtlar inşa edilirken, enerjinin verimli kullanılması amacıyla gerekli tüm donanımlar da dikkate alınıyor. Isı yalıtımı yapılan yurtlarda, mekanik tesisat sistemlerinde kullanılan cihazlar, enerji verimliliğini sağlayacak şekilde projelendiriliyor. Isıtma tesisatında, geri kazanımı sağlayacak ekonomizerler de kullanılıyor.

42 yurt inşaatı sürüyor

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nca Temmuz 2012 itibarıyla toplam 9 bin 370 öğrenci kapasiteli 15 yurt inşaatı tamamlandı. 31 bin 60 öğrenci kapasiteli 42 yurt inşaatı devam ediyor. Bunlardan 11 bin öğrenci kapasiteli 16 yurt inşaatının yıl sonuna kadar tamamlanması planlanıyor.

Son Güncelleme: Salı, 28 Ağustos 2012 13:01

Gösterim: 1853

Okula başlayabilmesi için 66 aylık çocuğun ağırlığının 16,5 kilogramın ve boyunun 107,3 santimetrenin altında olmaması gerekiyor; ayrıca çocuğun herhangi bir sağlık probleminin olup olmadığı ve ruhsal ve zeka gelişimi de araştırılıyor.

66 ay ve üzerindeki çocuklara verilecek tıbbi rapor için çocukların fiziksel gelişimi ve sağlık durumu ile ruhsal ve zeka gelişimi açısından iki aşamalı muayenesi yapılıyor.

Okula başlayabilmesi için 66 aylık çocuğun ağırlığının 16,5 kilogramın ve boyunun 107,3 santimetrenin altında olmaması gerekiyor; ayrıca çocuğun herhangi bir sağlık probleminin olup olmadığı ve ruhsal ve zeka gelişimi de araştırılıyor.

Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Nurullah Okumuş, AA muhabirine, 66 ay ve üzerindeki çocukların ilkokula başlayıp başlamamasına karar verilecek tıbbi raporla ilgili açıklamalarda bulundu.

Çocukların, velilerinin hastaneye başvurmalarının ardından iki aşamalı bir muayeneden geçirildiklereni anlatan Okumuş, fiziksel gelişimleri ve sağlık durumunun çocuk hekimi, ruhsal ve zeka gelişiminin ise çocuk psikiyatristleri tarafından değerlendirildiğini söyledi.

Öncelikle çocuğun yaşına göre boy ve kilosuna, ardından da takip gerektiren fiziksel bir rahatsızlığının bulunup bulunmadığına bakıldığını anlatan Okumuş, bu değerlendirmelerde Türk toplumuna uygun boy-kilo persentil eğrilerinin kullanıldığını dile getirdi. Okumuş, şu bilgileri verdi:

''Çocuğun gelişim eğrilerinde özellikle Olcay Neyzi tarafından Türk toplum yapısının özellikleri dikkate alınarak hazırlanmış büyüme eğrilerini kullanıyoruz. Bu büyüme eğrilerine internet üzerinden de rahatlıkla ulaşılabiliyor.

Buna bakacak olursak, kız ve erkek farkına bakılmadan 66 aylık çocukta en ideal kilosu 19,6 kilogram ve boyu da 113 santimetre olarak görülüyor. Ancak çocuğun 16,5 kilogramın ve 107,3 santimetrenin altında olmaması gerekiyor.''

Hastalığının bulunup bulunmadığı araştırılıyor

Başhekim Okumuş, ikinci olarak çocuğun herhangi bir hastalığının bulunup bulunmadığına bakıldığını belirtti. Örneğin kalbinde üfürüm olan bir çocuğun, önemli bir kalp rahatsızlığının bulunabileceğine, bu çocuğun erken yaşta okula gitmesinin sakıncalı olabileceğine ve takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Okumuş, ''Bu durumda çocuğun okula başlayabilmesi için biraz daha büyümesi gerekebilir. Benzer şekilde şeker hastalığı ya da bir kan hastalığı olan çocukların öncelikle tedavilerinin yapılması gerekiyor, bu nedenle okula gitmelerinin ertelenebilir. Örneğin kan hastalığı olan bir çocuğun, okulda aşırı hareketlilik, kendini koruyamama veya düşmelere bağlı problemleri olabilir'' ifadelerini kullandı.

''Düğme iliklemesi bile önemli''

Okumuş, çocuğun ruhsal ve zeka gelişiminin ise çocuk psikiyatristleri tarafından değerlendirildiğini kaydetti.

Hastanelerinde bu konuda da çok detaylı inceleme yapıldığını aktaran Okumuş, ''Zeka ve gelişimsel inceleme için uluslararası standart olarak kabul edilmiş Denver 2 Testi ve Stanford-Binet Zeka testlerini kullanıyoruz'' bilgisini verdi.

Okumuş, çocuğun ruhsal gelişiminde bazı konuların önemine işaret ederek, şöyle konuştu:

''Çocuk altına kaçırıyor olabilir. Düğmelerini ilikleyip ilikleyememesi tuvalet alışkanlığı için önemli bir konudur. Bazı haberlerde bu konu alaylı bir şekilde ele alınmış ancak hakikaten önemli bir konu.

Ayrıca giyinmesi, ayakta durması, renkleri tanıması, rakamları bilmese bile tanımasına bakılıyor. Kısaca çocuk gelişim skalalarındaki verilere bakarak 5,5 yaş çocuğunun yapabileceği becerileri test edebiliyoruz.''

Genetik faktörler de önemli

Doç. Dr. Okumuş, çocuklarına ''okula başlayamaz'' raporu verilen ailelere de bazı tavsiyelerde bulundu.

Bazı ailelerin çocuğunun iyi gelişim gösteremediğini düşündüğünden okula göndermek istemediğini, ancak ''doktora götürürsem ve doktor da gidemez derse çocuğum lekelenir mi- Geri zekalı gibi algılanır mı-'' şeklinde düşüncelere sahip olduklarını belirten Okumuş, şöyle devam etti:

''Bu sorunun yanıtı kesinlikle hayır. Çocuğun beyin gelişimi 3-4 yaşında yeteri kadar olgunlaşmıştır, bazı çocuklarda da 5-6-7 yaşında olgunlaşır. Bu kişiden kişiye, genetik faktörlere göre değişir. Yani çocuk gelişimini bu ayda tam olarak tamamlamamış olabilir. Bu farklı bir konudur, zeka geriliği farklı bir konudur.

Çocuk 5,5 yaşında yapması gerekenleri yapamıyordur da 5 yaşındakileri yapabiliyordur. Bu zeka geriliği anlamına gelmez. Bu gelişimini tamamlamadığı anlamına gelir. Bu çocuklara da okula gidemez raporu veriyoruz zaten. O çocuk da bu gelişimini 1 yıl sonra zaten tamamlayacaktır.''

''Sıkıntı halinde rapor veriyoruz''

Bazı ailelerin çocuklarının gelişiminin normal ve hatta üzerinde olmasına rağmen çocukları için ''okula başlayamaz'' raporu almak için ısrar ettiğini ifade eden Okumuş, ''Örneğin bir aile geldi. Çocuklarının okula başlamasını istemediler. Ancak yapılan muayenelerde çocuk hakikaten çok iyi çıktı. Ailenin isteğine rağmen okula gidebilir raporu verildi ve aileye uygun açıklama yapıldıktan sonra aile de ikna oldu. İlla bu raporu vereceğiz ya da vermeyeceğiz diye bir konu yok. Çocuk gelişimini tamamladıysa 'gidebilir' diyoruz. Bir sıkıntı varsa rapor düzenliyoruz'' diye konuştu.

İkizlerini okula başlatacak

Başhekim Doç. Dr. Nurullah Okumuş, 5,5 yaşında ikizlere sahip olduğunu belirterek, ''Ben ikisini de okula gönül rahatlığıyla yazdırdım. Çünkü kreşe gidiyorlardı. Bir miktar okumayı ve yazmayı da öğrenmişlerdi. Zaten ilk yıl daha çok görsel ağırlıklı ve anaokulu tarzında bir eğitim alacakları için çok endişem olmadı. Gelişimleri normal olan ailelerin de içlerinin rahat olmasını tavsiye ediyorum'' değerlendirmesinde bulundu.

> Okula başlama yaşında kilo ve boy sınırı

Okula başlayabilmesi için 66 aylık çocuğun ağırlığının 16,5 kilogramın ve boyunun 107,3 santimetrenin altında olmaması gerekiyor; ayrıca çocuğun herhangi bir sağlık probleminin olup olmadığı ve ruhsal ve zeka gelişimi de araştırılıyor.

66 ay ve üzerindeki çocuklara verilecek tıbbi rapor için çocukların fiziksel gelişimi ve sağlık durumu ile ruhsal ve zeka gelişimi açısından iki aşamalı muayenesi yapılıyor.

Okula başlayabilmesi için 66 aylık çocuğun ağırlığının 16,5 kilogramın ve boyunun 107,3 santimetrenin altında olmaması gerekiyor; ayrıca çocuğun herhangi bir sağlık probleminin olup olmadığı ve ruhsal ve zeka gelişimi de araştırılıyor.

Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Nurullah Okumuş, AA muhabirine, 66 ay ve üzerindeki çocukların ilkokula başlayıp başlamamasına karar verilecek tıbbi raporla ilgili açıklamalarda bulundu.

Çocukların, velilerinin hastaneye başvurmalarının ardından iki aşamalı bir muayeneden geçirildiklereni anlatan Okumuş, fiziksel gelişimleri ve sağlık durumunun çocuk hekimi, ruhsal ve zeka gelişiminin ise çocuk psikiyatristleri tarafından değerlendirildiğini söyledi.

Öncelikle çocuğun yaşına göre boy ve kilosuna, ardından da takip gerektiren fiziksel bir rahatsızlığının bulunup bulunmadığına bakıldığını anlatan Okumuş, bu değerlendirmelerde Türk toplumuna uygun boy-kilo persentil eğrilerinin kullanıldığını dile getirdi. Okumuş, şu bilgileri verdi:

''Çocuğun gelişim eğrilerinde özellikle Olcay Neyzi tarafından Türk toplum yapısının özellikleri dikkate alınarak hazırlanmış büyüme eğrilerini kullanıyoruz. Bu büyüme eğrilerine internet üzerinden de rahatlıkla ulaşılabiliyor.

Buna bakacak olursak, kız ve erkek farkına bakılmadan 66 aylık çocukta en ideal kilosu 19,6 kilogram ve boyu da 113 santimetre olarak görülüyor. Ancak çocuğun 16,5 kilogramın ve 107,3 santimetrenin altında olmaması gerekiyor.''

Hastalığının bulunup bulunmadığı araştırılıyor

Başhekim Okumuş, ikinci olarak çocuğun herhangi bir hastalığının bulunup bulunmadığına bakıldığını belirtti. Örneğin kalbinde üfürüm olan bir çocuğun, önemli bir kalp rahatsızlığının bulunabileceğine, bu çocuğun erken yaşta okula gitmesinin sakıncalı olabileceğine ve takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Okumuş, ''Bu durumda çocuğun okula başlayabilmesi için biraz daha büyümesi gerekebilir. Benzer şekilde şeker hastalığı ya da bir kan hastalığı olan çocukların öncelikle tedavilerinin yapılması gerekiyor, bu nedenle okula gitmelerinin ertelenebilir. Örneğin kan hastalığı olan bir çocuğun, okulda aşırı hareketlilik, kendini koruyamama veya düşmelere bağlı problemleri olabilir'' ifadelerini kullandı.

''Düğme iliklemesi bile önemli''

Okumuş, çocuğun ruhsal ve zeka gelişiminin ise çocuk psikiyatristleri tarafından değerlendirildiğini kaydetti.

Hastanelerinde bu konuda da çok detaylı inceleme yapıldığını aktaran Okumuş, ''Zeka ve gelişimsel inceleme için uluslararası standart olarak kabul edilmiş Denver 2 Testi ve Stanford-Binet Zeka testlerini kullanıyoruz'' bilgisini verdi.

Okumuş, çocuğun ruhsal gelişiminde bazı konuların önemine işaret ederek, şöyle konuştu:

''Çocuk altına kaçırıyor olabilir. Düğmelerini ilikleyip ilikleyememesi tuvalet alışkanlığı için önemli bir konudur. Bazı haberlerde bu konu alaylı bir şekilde ele alınmış ancak hakikaten önemli bir konu.

Ayrıca giyinmesi, ayakta durması, renkleri tanıması, rakamları bilmese bile tanımasına bakılıyor. Kısaca çocuk gelişim skalalarındaki verilere bakarak 5,5 yaş çocuğunun yapabileceği becerileri test edebiliyoruz.''

Genetik faktörler de önemli

Doç. Dr. Okumuş, çocuklarına ''okula başlayamaz'' raporu verilen ailelere de bazı tavsiyelerde bulundu.

Bazı ailelerin çocuğunun iyi gelişim gösteremediğini düşündüğünden okula göndermek istemediğini, ancak ''doktora götürürsem ve doktor da gidemez derse çocuğum lekelenir mi- Geri zekalı gibi algılanır mı-'' şeklinde düşüncelere sahip olduklarını belirten Okumuş, şöyle devam etti:

''Bu sorunun yanıtı kesinlikle hayır. Çocuğun beyin gelişimi 3-4 yaşında yeteri kadar olgunlaşmıştır, bazı çocuklarda da 5-6-7 yaşında olgunlaşır. Bu kişiden kişiye, genetik faktörlere göre değişir. Yani çocuk gelişimini bu ayda tam olarak tamamlamamış olabilir. Bu farklı bir konudur, zeka geriliği farklı bir konudur.

Çocuk 5,5 yaşında yapması gerekenleri yapamıyordur da 5 yaşındakileri yapabiliyordur. Bu zeka geriliği anlamına gelmez. Bu gelişimini tamamlamadığı anlamına gelir. Bu çocuklara da okula gidemez raporu veriyoruz zaten. O çocuk da bu gelişimini 1 yıl sonra zaten tamamlayacaktır.''

''Sıkıntı halinde rapor veriyoruz''

Bazı ailelerin çocuklarının gelişiminin normal ve hatta üzerinde olmasına rağmen çocukları için ''okula başlayamaz'' raporu almak için ısrar ettiğini ifade eden Okumuş, ''Örneğin bir aile geldi. Çocuklarının okula başlamasını istemediler. Ancak yapılan muayenelerde çocuk hakikaten çok iyi çıktı. Ailenin isteğine rağmen okula gidebilir raporu verildi ve aileye uygun açıklama yapıldıktan sonra aile de ikna oldu. İlla bu raporu vereceğiz ya da vermeyeceğiz diye bir konu yok. Çocuk gelişimini tamamladıysa 'gidebilir' diyoruz. Bir sıkıntı varsa rapor düzenliyoruz'' diye konuştu.

İkizlerini okula başlatacak

Başhekim Doç. Dr. Nurullah Okumuş, 5,5 yaşında ikizlere sahip olduğunu belirterek, ''Ben ikisini de okula gönül rahatlığıyla yazdırdım. Çünkü kreşe gidiyorlardı. Bir miktar okumayı ve yazmayı da öğrenmişlerdi. Zaten ilk yıl daha çok görsel ağırlıklı ve anaokulu tarzında bir eğitim alacakları için çok endişem olmadı. Gelişimleri normal olan ailelerin de içlerinin rahat olmasını tavsiye ediyorum'' değerlendirmesinde bulundu.

Son Güncelleme: Salı, 28 Ağustos 2012 11:58

Gösterim: 8308

Yeni eğitim yılı ilklerle başlıyor. Eğitimin yeniden yapılandırılması anlamına gelen değişiklikler, bazı sıkıntıları da beraberinde getirdi. Okula başlama yaşının aşağı çekilmesiyle birlikte birinci sınıfta okuyacak çocukların sayısı ciddi oranda arttı. Şimdi yeni sistemden kaynaklanan bu en temel soruna çözüm aranıyor.

12 yıllık zorunlu eğitim dönemi 17 Eylül'de başlıyor. Yeni eğitim sistemi, pek çok değişikliği ve "ilk"i içeriyor. İlkokul 4 yıla iniyor, eskiden 3 yıl olan ortaokullar da 4 yıla çıkıyor. İlköğretimin sonunda mesleki eğitime geçiş yapılabilecek. Okula başlama yaşı 5,5'e çekildi. Askerî vesayeti yansıttığı eleştirisine neden olan milli güvenlik dersleri kaldırıldı. 8 yıllık eğitim nedeniyle aynı ortamda ders gören minikler ile büyük öğrencilerin ders ortamları ayrıldı. Ancak, bütün bunların yanında, kapsamlı değişikliklerin bir arada yapılması, birçok sorunu da beraberinde getirdi. Özellikle okula ilk kez adım atacak 5,5 yaşındaki çocukların durumu velileri endişelendiriyor. Aralarında yaş farkı olan çocukların aynı sınıfta ders görecek olması, büyük şehirlerde yaşanacak derslik sıkıntısı en temel sorun. İstanbul'un bazı semtlerinde sınıf mevcutlarının şimdiden 100'ü aşması, ikili öğretimden dolayı okulun çok erken başlayıp, geç saatlere kadar devam etmesi de çözüm bekleyen konuların başında geliyor.

Yeni sistemde derslik sıkıntısı nedeniyle ilkokul ve ortaokullar aynı binayı sabah ve öğlen dönüşümlü olarak kullanmak zorunda. Mevcut okulların yüzde 52'si bu şekilde eğitim yapacak. Öte yandan bu yıl MEB, ortaokullarda ders saatini 36-37 saate çıkardı. Bu durum da ikili eğitim yapan okullarda ders saatlerinin çakışması anlamına geliyor. Örneğin günlük 7-8 saat ders gören sabahçılar 06.00'da derse başlasa bile 14.00'ten önce okuldan çıkamayacak. Dolayısıyla öğleden sonra eğitim yapacak olanlar 14.00'ten sonra başladıkları dersi ancak gece 22.00'de bitirebilecek. 5 milyondan fazla öğrencinin bu durumdan olumsuz etkileneceği tahmin ediliyor. Yine imam hatip lislerinde de sorun aynı. Zira ikili eğitim yapan bu okullarda öğrenciler haftalık 40 saat ders görecek. Aynı okulda farklı ders çizelgesi uygulanması da sorun yaratacak. 5. sınıfların 7-8 saat dersi olduğu günler aynı okuldaki 6,7 ve 8. sınıflar 6 saat ders görecek. Giriş, çıkışlar teneffüs saatleri farklı olacağı için karmaşa yaşanacak. Dersten geç çıkan öğrenciler için ulaşım ve güvenlik sorunu gündemde.

Minikler, büyüklerin sıralarına oturacak

Yeni dönemde okula başlama yaşının 7'den 5,5'e çekilmesi 1. sınıfta eğitim görecek öğrenci sayısını Türkiye genelinde yüzde 40 artırdı. E-okul sistemi üzerinden yapılan otomatik kayıtlar sonucu, İstanbul'un kalabalık ilçelerinde sınıf mevcutları 100'ü buluyor. Evine en yakın okula kaydı yapılan öğrencilerin, bina kapasitesinin mevcudu kaldıramaması durumunda ise başka okullara yönlendirilmesi kararlaştırıldı. Bu da yeni dönemde bazı velilerin servis ücreti ödemesine neden olacak. Aynı binayı kullanacak ilkokul ve ortaokullarda ise sorun daha da büyük. Sabahları ilkokulların öğleden sonraları ise ortaokulların kullanacağı bu binalarda eğitim gören farklı yaş grubuna ait çocuklar sıra, masa boyları, tuvaletler ve lavabo yükseklikleri konusunda sorun yaşayacak. Örneğin 5,5 yaşındaki minik öğrenci ortaokul öğrencisinin kullandığı sırada eğitim görecek.

Bu yıl okula başlayacak 5,5 yaş grubuyla, geçtiğimiz yıl anasınıfını bitiren ve 1. sınıfa kayıt olan çocuklar aynı sınıfı paylaşacak. Aralarında iki yaşa yakın fark olan çocukların birlikte eğitim görmesi beraberinde sorunlar getirecek. Pedagoglar, aynı sınıftaki öğrenciler arasındaki yaş farkının ciddi sıkıntılar doğurabileceğini belirtiyor. Küçüklerin ezilebileceği uyarısında bulunuyor. Yine anasınıfı eğitimi konusunda yeterli pedagojiye sahip olmayan sınıf öğretmenlerinin 5,5 yaşındaki 1. sınıf öğrencisine beslenme ve tuvalet eğitimini nasıl vereceği merak konusu.

Bina engelliye uygun ancak ulaşım sorun

Yeni dönemde her ilçede belirlenen okul binaları engelli öğrencilere uygun hale getirildi. Ancak engellilerin okula ulaşımının nasıl sağlanacağı sorunu çözülmedi. Uzmanlar engelliler için ücretsiz servis imkanı sağlanması gerektiğini vurguluyor. Bu duruma bir çözüm bulunmasını isteyen engelli annesi Fatma Özkan, "Bedensel engelliler okula bin bir zorluklarla ulaşıyor. Ancak devlet zihinsel engellilere servis verirken bizi görmüyor. Ben hastayım. Her gün 'ya bugün oğlumu okula götüremezsem' korkusu yaşıyorum." diyor.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın öğretmenler için 'il emrini' kaldırmasından asker eşlerinin de olumsuz etkilenmesi, Genelkurmay Başkanlığı'nı harekete geçirdi. Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'i makamında ziyaret ederek eşi öğretmen olan askerlerin yaşayacağı tayin sıkıntısını aktardı. Özel, Milli Eğitim Bakanı'ndan eş durumu tayininde eski sistemin devamını talep etti. Dinçer, geçen hafta eş tayinlerini Genelkurmay ve bakanlıklarla görüşerek önceden planlayacaklarını açıklamıştı.

Milli Eğitim Bakanlığı, yeni eğitim ve öğretim dönemi öncesinde öğretmenler için 'il emrini' kaldırdı. Bakanlık, yeni düzenlemeyle binlerce öğretmenin derse girmeden maaş almasının önüne geçmeyi hedefliyor. Bu amaçla eş tayinlerinde, tayin istenen ilde öğretmene ihtiyaç olup olmadığına bakılıyor. Eğer ihtiyaç yoksa tayinler yapılmıyor. MEB'in yeni düzenlemesi eşi öğretmen olan ve çok sayıda kişinin tepkisine yol açarken bu durum en çok her 2 yılda bir tayinleri çıkan polis ve asker eşlerini etkiledi. Bu kararla birlikte, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde eşi öğretmen olan binlerce askeri ailelerinden ayıracak. Bunun üzerine Genelkurmay Başkanlığı harekete geçti. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'in, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'i makamında ziyaret ederek sorunun çözümünü talep ettiği ortaya çıktı. Resmi ziyaret kapsamında olmayan görüşme, Özel'in Dinçer'den özel talebi olarak değerlendirildi.

Benzer bir talebin polis ve kaymakamlar için İçişleri Bakanlığı'ndan da gelmesi üzerine Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, kurumlarla koordineli atama için yeni bir çalışma başlattı. Dinçer, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada da tayin sorununa temas ederek "Eş tayinlerini Genelkurmay ve bakanlıklarla önceden planlayacağız." açıklamasında bulunmuştu.

Öte yandan öğretmenler, söz konusu düzenlemenin kendi içinde çelişkiler taşıdığını belirterek tepki gösteriyorlar. Eğitim sendikaları aracılığıyla bir araya gelen öğretmenler, 29 Ağustos'ta Milli Eğitim Bakanlığı önünde eylem yapmaya hazırlanıyor.

Muammer Yıldız: İstanbul'da sınıflar 36 kişilik olacak

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız, "Bu yıl, örneğin Arnavutköy'de 7 bin 587 birinci sınıf öğrencisi var. Birinci sınıf şube sayısı da 177. Sınıf başına düşen öğrenci sayısı 36 gözüküyor." dedi. Yıldız şöyle konuştu: "Sınıfların homojen oluşturulması çok önemli. Kalabalık kurumlardaki öğrencileri en yakın okullara yönlendireceğiz. Sınıf mevcutlarında sıkıntı yaşanmayacak. Okulların dönüşmesi zor bir durum değil."

Geçtiğimiz yıl 220 bin öğrenci 1. sınıfa kaydolurken bu yıl 373 bin kişi kaydoldu. Özel öğretim kurumlarına gidebilecek çocukların bir kısmını da biz aldık. Bu oran Türkiye genelinde yüzde 3 ama İstanbul genelinde yüzde 6. Bu yıl örneğin Arnavutköy'de 7 bin 587 birinci sınıf öğrencisi var. 1. sınıf şube sayısı da 177. Sınıf başına düşen öğrenci sayısı 36 gözüküyor. Bu öğrencilerden 60-66 ay arası olan 2 bin 275 kişi. Buradan en azından 2 bine yakın öğrencinin gelmeyeceğini düşünüyorum. Geriye kalan da 66 aydan büyük adaylar. Ancak sınıfların homojen oluşturulması çok önemli. Yığılma olan okullarda homojen bir dağılım olmamış demektir. Bu kalabalık kurumlardaki öğrencileri en yakın okullara yönlendireceğiz. Sınıf mevcutlarında sıkıntı yaşanmayacak. Okulların dönüşmesi zor bir durum değil. Örneğin bir ortaokul var ve orada ortaokula rağbet yoksa, orası ilkokula dönüştürülebilir. Radikal, bir değişim yapmıyoruz. Vatandaşın talepleri ve çocukların memnuniyeti önemli.(zaman)

> Eğitimde yeni dönem için çare aranıyor

Yeni eğitim yılı ilklerle başlıyor. Eğitimin yeniden yapılandırılması anlamına gelen değişiklikler, bazı sıkıntıları da beraberinde getirdi. Okula başlama yaşının aşağı çekilmesiyle birlikte birinci sınıfta okuyacak çocukların sayısı ciddi oranda arttı. Şimdi yeni sistemden kaynaklanan bu en temel soruna çözüm aranıyor.

12 yıllık zorunlu eğitim dönemi 17 Eylül'de başlıyor. Yeni eğitim sistemi, pek çok değişikliği ve "ilk"i içeriyor. İlkokul 4 yıla iniyor, eskiden 3 yıl olan ortaokullar da 4 yıla çıkıyor. İlköğretimin sonunda mesleki eğitime geçiş yapılabilecek. Okula başlama yaşı 5,5'e çekildi. Askerî vesayeti yansıttığı eleştirisine neden olan milli güvenlik dersleri kaldırıldı. 8 yıllık eğitim nedeniyle aynı ortamda ders gören minikler ile büyük öğrencilerin ders ortamları ayrıldı. Ancak, bütün bunların yanında, kapsamlı değişikliklerin bir arada yapılması, birçok sorunu da beraberinde getirdi. Özellikle okula ilk kez adım atacak 5,5 yaşındaki çocukların durumu velileri endişelendiriyor. Aralarında yaş farkı olan çocukların aynı sınıfta ders görecek olması, büyük şehirlerde yaşanacak derslik sıkıntısı en temel sorun. İstanbul'un bazı semtlerinde sınıf mevcutlarının şimdiden 100'ü aşması, ikili öğretimden dolayı okulun çok erken başlayıp, geç saatlere kadar devam etmesi de çözüm bekleyen konuların başında geliyor.

Yeni sistemde derslik sıkıntısı nedeniyle ilkokul ve ortaokullar aynı binayı sabah ve öğlen dönüşümlü olarak kullanmak zorunda. Mevcut okulların yüzde 52'si bu şekilde eğitim yapacak. Öte yandan bu yıl MEB, ortaokullarda ders saatini 36-37 saate çıkardı. Bu durum da ikili eğitim yapan okullarda ders saatlerinin çakışması anlamına geliyor. Örneğin günlük 7-8 saat ders gören sabahçılar 06.00'da derse başlasa bile 14.00'ten önce okuldan çıkamayacak. Dolayısıyla öğleden sonra eğitim yapacak olanlar 14.00'ten sonra başladıkları dersi ancak gece 22.00'de bitirebilecek. 5 milyondan fazla öğrencinin bu durumdan olumsuz etkileneceği tahmin ediliyor. Yine imam hatip lislerinde de sorun aynı. Zira ikili eğitim yapan bu okullarda öğrenciler haftalık 40 saat ders görecek. Aynı okulda farklı ders çizelgesi uygulanması da sorun yaratacak. 5. sınıfların 7-8 saat dersi olduğu günler aynı okuldaki 6,7 ve 8. sınıflar 6 saat ders görecek. Giriş, çıkışlar teneffüs saatleri farklı olacağı için karmaşa yaşanacak. Dersten geç çıkan öğrenciler için ulaşım ve güvenlik sorunu gündemde.

Minikler, büyüklerin sıralarına oturacak

Yeni dönemde okula başlama yaşının 7'den 5,5'e çekilmesi 1. sınıfta eğitim görecek öğrenci sayısını Türkiye genelinde yüzde 40 artırdı. E-okul sistemi üzerinden yapılan otomatik kayıtlar sonucu, İstanbul'un kalabalık ilçelerinde sınıf mevcutları 100'ü buluyor. Evine en yakın okula kaydı yapılan öğrencilerin, bina kapasitesinin mevcudu kaldıramaması durumunda ise başka okullara yönlendirilmesi kararlaştırıldı. Bu da yeni dönemde bazı velilerin servis ücreti ödemesine neden olacak. Aynı binayı kullanacak ilkokul ve ortaokullarda ise sorun daha da büyük. Sabahları ilkokulların öğleden sonraları ise ortaokulların kullanacağı bu binalarda eğitim gören farklı yaş grubuna ait çocuklar sıra, masa boyları, tuvaletler ve lavabo yükseklikleri konusunda sorun yaşayacak. Örneğin 5,5 yaşındaki minik öğrenci ortaokul öğrencisinin kullandığı sırada eğitim görecek.

Bu yıl okula başlayacak 5,5 yaş grubuyla, geçtiğimiz yıl anasınıfını bitiren ve 1. sınıfa kayıt olan çocuklar aynı sınıfı paylaşacak. Aralarında iki yaşa yakın fark olan çocukların birlikte eğitim görmesi beraberinde sorunlar getirecek. Pedagoglar, aynı sınıftaki öğrenciler arasındaki yaş farkının ciddi sıkıntılar doğurabileceğini belirtiyor. Küçüklerin ezilebileceği uyarısında bulunuyor. Yine anasınıfı eğitimi konusunda yeterli pedagojiye sahip olmayan sınıf öğretmenlerinin 5,5 yaşındaki 1. sınıf öğrencisine beslenme ve tuvalet eğitimini nasıl vereceği merak konusu.

Bina engelliye uygun ancak ulaşım sorun

Yeni dönemde her ilçede belirlenen okul binaları engelli öğrencilere uygun hale getirildi. Ancak engellilerin okula ulaşımının nasıl sağlanacağı sorunu çözülmedi. Uzmanlar engelliler için ücretsiz servis imkanı sağlanması gerektiğini vurguluyor. Bu duruma bir çözüm bulunmasını isteyen engelli annesi Fatma Özkan, "Bedensel engelliler okula bin bir zorluklarla ulaşıyor. Ancak devlet zihinsel engellilere servis verirken bizi görmüyor. Ben hastayım. Her gün 'ya bugün oğlumu okula götüremezsem' korkusu yaşıyorum." diyor.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın öğretmenler için 'il emrini' kaldırmasından asker eşlerinin de olumsuz etkilenmesi, Genelkurmay Başkanlığı'nı harekete geçirdi. Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'i makamında ziyaret ederek eşi öğretmen olan askerlerin yaşayacağı tayin sıkıntısını aktardı. Özel, Milli Eğitim Bakanı'ndan eş durumu tayininde eski sistemin devamını talep etti. Dinçer, geçen hafta eş tayinlerini Genelkurmay ve bakanlıklarla görüşerek önceden planlayacaklarını açıklamıştı.

Milli Eğitim Bakanlığı, yeni eğitim ve öğretim dönemi öncesinde öğretmenler için 'il emrini' kaldırdı. Bakanlık, yeni düzenlemeyle binlerce öğretmenin derse girmeden maaş almasının önüne geçmeyi hedefliyor. Bu amaçla eş tayinlerinde, tayin istenen ilde öğretmene ihtiyaç olup olmadığına bakılıyor. Eğer ihtiyaç yoksa tayinler yapılmıyor. MEB'in yeni düzenlemesi eşi öğretmen olan ve çok sayıda kişinin tepkisine yol açarken bu durum en çok her 2 yılda bir tayinleri çıkan polis ve asker eşlerini etkiledi. Bu kararla birlikte, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde eşi öğretmen olan binlerce askeri ailelerinden ayıracak. Bunun üzerine Genelkurmay Başkanlığı harekete geçti. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'in, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'i makamında ziyaret ederek sorunun çözümünü talep ettiği ortaya çıktı. Resmi ziyaret kapsamında olmayan görüşme, Özel'in Dinçer'den özel talebi olarak değerlendirildi.

Benzer bir talebin polis ve kaymakamlar için İçişleri Bakanlığı'ndan da gelmesi üzerine Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, kurumlarla koordineli atama için yeni bir çalışma başlattı. Dinçer, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada da tayin sorununa temas ederek "Eş tayinlerini Genelkurmay ve bakanlıklarla önceden planlayacağız." açıklamasında bulunmuştu.

Öte yandan öğretmenler, söz konusu düzenlemenin kendi içinde çelişkiler taşıdığını belirterek tepki gösteriyorlar. Eğitim sendikaları aracılığıyla bir araya gelen öğretmenler, 29 Ağustos'ta Milli Eğitim Bakanlığı önünde eylem yapmaya hazırlanıyor.

Muammer Yıldız: İstanbul'da sınıflar 36 kişilik olacak

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız, "Bu yıl, örneğin Arnavutköy'de 7 bin 587 birinci sınıf öğrencisi var. Birinci sınıf şube sayısı da 177. Sınıf başına düşen öğrenci sayısı 36 gözüküyor." dedi. Yıldız şöyle konuştu: "Sınıfların homojen oluşturulması çok önemli. Kalabalık kurumlardaki öğrencileri en yakın okullara yönlendireceğiz. Sınıf mevcutlarında sıkıntı yaşanmayacak. Okulların dönüşmesi zor bir durum değil."

Geçtiğimiz yıl 220 bin öğrenci 1. sınıfa kaydolurken bu yıl 373 bin kişi kaydoldu. Özel öğretim kurumlarına gidebilecek çocukların bir kısmını da biz aldık. Bu oran Türkiye genelinde yüzde 3 ama İstanbul genelinde yüzde 6. Bu yıl örneğin Arnavutköy'de 7 bin 587 birinci sınıf öğrencisi var. 1. sınıf şube sayısı da 177. Sınıf başına düşen öğrenci sayısı 36 gözüküyor. Bu öğrencilerden 60-66 ay arası olan 2 bin 275 kişi. Buradan en azından 2 bine yakın öğrencinin gelmeyeceğini düşünüyorum. Geriye kalan da 66 aydan büyük adaylar. Ancak sınıfların homojen oluşturulması çok önemli. Yığılma olan okullarda homojen bir dağılım olmamış demektir. Bu kalabalık kurumlardaki öğrencileri en yakın okullara yönlendireceğiz. Sınıf mevcutlarında sıkıntı yaşanmayacak. Okulların dönüşmesi zor bir durum değil. Örneğin bir ortaokul var ve orada ortaokula rağbet yoksa, orası ilkokula dönüştürülebilir. Radikal, bir değişim yapmıyoruz. Vatandaşın talepleri ve çocukların memnuniyeti önemli.(zaman)

Son Güncelleme: Salı, 28 Ağustos 2012 10:57

Gösterim: 2152

Milli Eğitim Bakanlığı'nın öğretmenler için 'il emrini' kaldırmasından asker eşlerinin de olumsuz etkilenmesi, Genelkurmay Başkanlığı'nı harekete geçirdi.

Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'i makamında ziyaret ederek eşi öğretmen olan askerlerin yaşayacağı tayin sıkıntısını aktardı. Özel, Milli Eğitim Bakanı'ndan eş durumu tayininde eski sistemin devamını talep etti. Dinçer, geçen hafta eş tayinlerini Genelkurmay ve bakanlıklarla görüşerek önceden planlayacaklarını açıklamıştı.

Milli Eğitim Bakanlığı, yeni eğitim ve öğretim dönemi öncesinde öğretmenler için 'il emrini' kaldırdı. Bakanlık, yeni düzenlemeyle binlerce öğretmenin derse girmeden maaş almasının önüne geçmeyi hedefliyor. Bu amaçla eş tayinlerinde, tayin istenen ilde öğretmene ihtiyaç olup olmadığına bakılıyor. Eğer ihtiyaç yoksa tayinler yapılmıyor. MEB'in yeni düzenlemesi eşi öğretmen olan ve çok sayıda kişinin tepkisine yol açarken bu durum en çok her 2 yılda bir tayinleri çıkan polis ve asker eşlerini etkiledi. Bu kararla birlikte, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde eşi öğretmen olan binlerce askeri ailelerinden ayıracak. Bunun üzerine Genelkurmay Başkanlığı harekete geçti. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'in, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'i makamında ziyaret ederek sorunun çözümünü talep ettiği ortaya çıktı. Resmi ziyaret kapsamında olmayan görüşme, Özel'in Dinçer'den özel talebi olarak değerlendirildi.

Benzer bir talebin polis ve kaymakamlar için İçişleri Bakanlığı'ndan da gelmesi üzerine Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, kurumlarla koordineli atama için yeni bir çalışma başlattı. Dinçer, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada da tayin sorununa temas ederek "Eş tayinlerini Genelkurmay ve bakanlıklarla önceden planlayacağız." açıklamasında bulunmuştu.

Öte yandan öğretmenler, söz konusu düzenlemenin kendi içinde çelişkiler taşıdığını belirterek tepki gösteriyorlar. Eğitim sendikaları aracılığıyla bir araya gelen öğretmenler, 29 Ağustos'ta Milli Eğitim Bakanlığı önünde eylem yapmaya hazırlanıyor.(zaman)

> Org. Özel'den Bakan Dinçer'e eş tayini ziyareti

Milli Eğitim Bakanlığı'nın öğretmenler için 'il emrini' kaldırmasından asker eşlerinin de olumsuz etkilenmesi, Genelkurmay Başkanlığı'nı harekete geçirdi.

Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'i makamında ziyaret ederek eşi öğretmen olan askerlerin yaşayacağı tayin sıkıntısını aktardı. Özel, Milli Eğitim Bakanı'ndan eş durumu tayininde eski sistemin devamını talep etti. Dinçer, geçen hafta eş tayinlerini Genelkurmay ve bakanlıklarla görüşerek önceden planlayacaklarını açıklamıştı.

Milli Eğitim Bakanlığı, yeni eğitim ve öğretim dönemi öncesinde öğretmenler için 'il emrini' kaldırdı. Bakanlık, yeni düzenlemeyle binlerce öğretmenin derse girmeden maaş almasının önüne geçmeyi hedefliyor. Bu amaçla eş tayinlerinde, tayin istenen ilde öğretmene ihtiyaç olup olmadığına bakılıyor. Eğer ihtiyaç yoksa tayinler yapılmıyor. MEB'in yeni düzenlemesi eşi öğretmen olan ve çok sayıda kişinin tepkisine yol açarken bu durum en çok her 2 yılda bir tayinleri çıkan polis ve asker eşlerini etkiledi. Bu kararla birlikte, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde eşi öğretmen olan binlerce askeri ailelerinden ayıracak. Bunun üzerine Genelkurmay Başkanlığı harekete geçti. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'in, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'i makamında ziyaret ederek sorunun çözümünü talep ettiği ortaya çıktı. Resmi ziyaret kapsamında olmayan görüşme, Özel'in Dinçer'den özel talebi olarak değerlendirildi.

Benzer bir talebin polis ve kaymakamlar için İçişleri Bakanlığı'ndan da gelmesi üzerine Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, kurumlarla koordineli atama için yeni bir çalışma başlattı. Dinçer, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada da tayin sorununa temas ederek "Eş tayinlerini Genelkurmay ve bakanlıklarla önceden planlayacağız." açıklamasında bulunmuştu.

Öte yandan öğretmenler, söz konusu düzenlemenin kendi içinde çelişkiler taşıdığını belirterek tepki gösteriyorlar. Eğitim sendikaları aracılığıyla bir araya gelen öğretmenler, 29 Ağustos'ta Milli Eğitim Bakanlığı önünde eylem yapmaya hazırlanıyor.(zaman)

Son Güncelleme: Salı, 28 Ağustos 2012 11:03

Gösterim: 1895

Kart şifresini kaptıranlar yandı

Bir vatandaş bir internet sitesine kart bilgilerini girdi. Şifreler korsanlarca ele geçirildi. Olay üzerine dava açan vatandaş, zarardan bankayı sorumlu tuttu. Yargıtay 'Gizliliğini korumak senin görevin' kararı verdi.

Yargıtay kart şifresini kaptıranlara 'Gizliliğini koruyamıyorsan kusur sendedir' dedi.

Yargıtay kredi kartı şifresi ve bilgilerinin kötü niyetli üçüncü şahıslar tarafından öğrenilmesinden doğan zararlarda, sorumluluk kriterlerini belirledi. Kart bilgilerinin gizliliğini kendi kusurundan kaynaklanan sebeplerle koruyamayan tüketici, ortaya çıkan zarardan asli sorumlu olacak. Ancak Yargıtay, kart dolandırıcılığı olaylarında bankalara düşen yükümlülüklere de dikkat çekti ve bunların yerine getirilmemesi halinde, zarardan bankaların da sorumlu olacağına karar verdi. Yargıtay 13'üncü Hukuk Dairesi'nin kararına konu olay 2009 yılında Samsun'da yaşandı. Arama motorundan rastgele ulaştığı bir internet sitesine kredi kart bilgilerini veren tüketicinin şifresi, kötü niyetli üçüncü şahıslar tarafından öğrenildi. Tüketicinin kusurundan kaynaklanan bu durumdan faydalanan dolandırıcılar, internet üzerinden kart bilgilerini kullanarak, her seferinde 150 lira olmak üzere dört ayrı işlemde toplam 600 liralık alışveriş yaptılar. İnternetten gerçekleştirilen belgesiz alışverişi fark eden banka, dolandırıcılık olasılığına karşı kredi kartını bloke etti, ancak bu gelişmeyi kart sahibine bildirmedi. Kartın bloke edildiğini anlayan dolandırıcılar ise kendilerini kart sahibi olarak tanıtıp bankanın müşteri hizmetleri servisiyle bağlantıya geçip blokenin kaldırılmasını sağladılar. Ardından da, yine internet üzerinden belgesiz işlemle bin 600 liralık alışveriş daha gerçekleştirdiler.

NİYE HABER VERMEDİN?

BU gelişme üzerine banka, kart sahibine telefonla ulaşarak internet üzerinden yapılan işlemlerle ilgili bilgi verdi. Toplam 2 bin 200 lira dolandırıldığını anlayan kart sahibi, internet üzerinden yapılan belgesiz alışverişlerin ve kartın bloke işleminin kendisine bildirilmemesi nedeniyle doğan zarardan bankayı sorumlu tutarak dava açtı. Davaya bakan yerel mahkeme, 'kredi kartı sahiplerinin, kimlik bilgisi, kod numarası ve şifre gibi gizlilik gerektiren bilgileri korumakla yükümlü oldukları' gerekçesiyle davanın reddine karar verdi.

Banka da sorumlu

Davanın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 13'üncü Hukuk Dairesi kart bilgilerinin gizliliğini koruyamayan tüketicinin asli kusurunun yanı sıra, bankanın da kusuru oranında sorumlu tutulmasına karar verdi. Yargıtay'ın gerekçeli kararında, internet veya diğer iletişim araçlarıyla yapılan belgesiz alışverişlerin ve bu işlemler nedeniyle kredi kartının bloke edilmesi durumunun, kart sahibine zamanında haber verilmemesi, dolandırıcılık olayında bankanın kusuru olarak açıklandı.(akşam)

> Yargıtay’dan kart sahiplerini üzecek karar

Kart şifresini kaptıranlar yandı

Bir vatandaş bir internet sitesine kart bilgilerini girdi. Şifreler korsanlarca ele geçirildi. Olay üzerine dava açan vatandaş, zarardan bankayı sorumlu tuttu. Yargıtay 'Gizliliğini korumak senin görevin' kararı verdi.

Yargıtay kart şifresini kaptıranlara 'Gizliliğini koruyamıyorsan kusur sendedir' dedi.

Yargıtay kredi kartı şifresi ve bilgilerinin kötü niyetli üçüncü şahıslar tarafından öğrenilmesinden doğan zararlarda, sorumluluk kriterlerini belirledi. Kart bilgilerinin gizliliğini kendi kusurundan kaynaklanan sebeplerle koruyamayan tüketici, ortaya çıkan zarardan asli sorumlu olacak. Ancak Yargıtay, kart dolandırıcılığı olaylarında bankalara düşen yükümlülüklere de dikkat çekti ve bunların yerine getirilmemesi halinde, zarardan bankaların da sorumlu olacağına karar verdi. Yargıtay 13'üncü Hukuk Dairesi'nin kararına konu olay 2009 yılında Samsun'da yaşandı. Arama motorundan rastgele ulaştığı bir internet sitesine kredi kart bilgilerini veren tüketicinin şifresi, kötü niyetli üçüncü şahıslar tarafından öğrenildi. Tüketicinin kusurundan kaynaklanan bu durumdan faydalanan dolandırıcılar, internet üzerinden kart bilgilerini kullanarak, her seferinde 150 lira olmak üzere dört ayrı işlemde toplam 600 liralık alışveriş yaptılar. İnternetten gerçekleştirilen belgesiz alışverişi fark eden banka, dolandırıcılık olasılığına karşı kredi kartını bloke etti, ancak bu gelişmeyi kart sahibine bildirmedi. Kartın bloke edildiğini anlayan dolandırıcılar ise kendilerini kart sahibi olarak tanıtıp bankanın müşteri hizmetleri servisiyle bağlantıya geçip blokenin kaldırılmasını sağladılar. Ardından da, yine internet üzerinden belgesiz işlemle bin 600 liralık alışveriş daha gerçekleştirdiler.

NİYE HABER VERMEDİN?

BU gelişme üzerine banka, kart sahibine telefonla ulaşarak internet üzerinden yapılan işlemlerle ilgili bilgi verdi. Toplam 2 bin 200 lira dolandırıldığını anlayan kart sahibi, internet üzerinden yapılan belgesiz alışverişlerin ve kartın bloke işleminin kendisine bildirilmemesi nedeniyle doğan zarardan bankayı sorumlu tutarak dava açtı. Davaya bakan yerel mahkeme, 'kredi kartı sahiplerinin, kimlik bilgisi, kod numarası ve şifre gibi gizlilik gerektiren bilgileri korumakla yükümlü oldukları' gerekçesiyle davanın reddine karar verdi.

Banka da sorumlu

Davanın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 13'üncü Hukuk Dairesi kart bilgilerinin gizliliğini koruyamayan tüketicinin asli kusurunun yanı sıra, bankanın da kusuru oranında sorumlu tutulmasına karar verdi. Yargıtay'ın gerekçeli kararında, internet veya diğer iletişim araçlarıyla yapılan belgesiz alışverişlerin ve bu işlemler nedeniyle kredi kartının bloke edilmesi durumunun, kart sahibine zamanında haber verilmemesi, dolandırıcılık olayında bankanın kusuru olarak açıklandı.(akşam)

Son Güncelleme: Salı, 28 Ağustos 2012 10:43

Gösterim: 1845


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.