banner
banner
banner

Hamza Aydoğdu: Bir eğitim yolculuğu 'kara kış, hüzün ve vefa'




Dr. Hamza Aydoğdu / MEB İnsan Kaynakları Genel Müdürü
hamza_aydogdu_mebBugün Van’da, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’daki 15 farklı ilimizden gelen il milli eğitim müdürleri, il milli eğitim müdür yardımcıları, ilçe milli eğitim müdürleri ve maarif müfettiş başkanları ile istişare toplantısı için buluşuyoruz. Gecenin karanlık örtüsünü üzerimden atıp gözlerimi açtığımda tüm bedenimin sızladığını hissettim. Yatak çok sertti, bütün gece kıvrandım durdum, nihayet bel ağrılarıyla uyandım. Perdeyi aralayıp bir süre etrafı izledim, ince bir kar tabakası her tarafı beyaza bürümüştü. Hüzün dolu bakışlarım derinleştikçe bedenime bir üşüme hissi geldi. Kış mevsiminin doğu toplumları için başka anlamlar taşıdığı, bu soğuk havaların insanları bir araya getirip sıcak yürekler etrafında kenetlediği geçti dimağımdan… Lakin vakit geçti; yoğun bir güne hazırlanmak gerekiyordu…
Van ilinin ismi ile özdeşleşen kahvaltı salonu “Bak Hele Bak; Yusuf Konak”a geçiş yaptık. Müessesenin sahibi Yusuf Konak’ın yüzünde hüzün var; nasıl olmasın! Sekiz kızı, bir oğlu varmış. Fidan gibi delikanlıyı yirmi gün önce elim bir trafik kazasında kaybetmiş… O sevimli adam gitmiş, yerine hüzün dolu bakışlarla etrafı süzen, anlamsız adımlarla yürüyüp misafirlere hoş geldiniz diyen bir hayalet gelmişti... Eski halini bildiğimden; gözlerimin önüne neşe dolu esprileri ile salonu kahkahalara boğan Yusuf Abi geldi… Üzüldüm… O acıyı hissettim… Onda, evlat acısının insan yüreğini kahreden zehirli iğnesi ile bir bedenin her gün nasıl eridiğini görmek mümkündü… Kahvaltıyı Müsteşar Yardımcımız Yusuf Büyük’ün güzel bir yemek duası ile tamamladık ve toplantıya geçtik…hamza_aydogdu_nabi_avci

Saat 16.00 gibi toplantı bitti. Bakan bey, Müsteşar bey ve ben 15 farklı ilimizden gelen il milli eğitim müdürümüzü dinledik. Herkes dertli... Beklentiler farklı… Zor iş eğitim… “Boşa koydum dolmadı, doluya koydum almadı!” misali bir feveran, haklı talepler, kısıtlı imkânlar… Buna rağmen bu toplantıdan duyulan memnuniyet ve aile olmanın gururu hepsinin dilinde ve simalarındaydı… Bakanımıza ve Müsteşarımıza teşekkürlerini tek tek sundular. Kendilerine değer vermenin hazzı, önemli olduklarını hissetmelerinin mutluluğuyla… Vali bey kar yağışı nedeniyle uçakların kalkamadığını söyledi. Hemen yola çıkmak gerekirdi, yoksa karayolu da kapanabilirdi. Hazırlıklar yapıldı, Diyarbakır’a geçecektik. Kar, kış, fırtına… Bakan bey ve Fatih Dut bey önde, Müsteşar bey, ben ve Bülent bey arka arabada, müsteşar yardımcıları ve birim amirleri bir sonraki araçta, daire başkanları başka bir araçta yola revan olduk. Van – Tatvan – Bitlis – Baykan – Batman - Diyarbakır… Tam 10 saatlik hikmetlerle dolu manidar bir yolculuk…
Çocukluğum bu yörede geçti. Böyle kar ve fırtına görmedim. Beyaz örtünün her geçen dakika etrafı daha da kalın bir tabaka ile saran, görüş açısını zaman zaman tamamen kapatan şiddetli tazyikine rağmen devam ediyorduk yola… Sohbet, muhabbet derken uzayıp gidiyordu yolculuğumuz… Arada bir silecekler donuyor, hayat duruyor, korumalar, şoförler aşağıda... Silecekler temizleniyor, sigara içecekler içiyor, tekrar yola devam ediliyor… Bin türlü eza ve cefa ile Tatvan girişine geldik, yemek molası verildi… Kar ve fırtınada hiç kimse güvenlik endişesi taşımıyor, adeta beyaz kar o endişeyi örtüyor, kapatıyordu… Yüreklerin sıcaklığı endişeleri yok ediyordu… Yolculuk; rollerden sıyrılıp kendimiz olduğumuz anlardır. Duru, sade ve gösterişsiz yolculuk… Herkes öyleydi. Bakan bey bizlere takılıyor, o babacan ve nezaketli tavırları, neşeli sesiyle gönüllere hitap ediyordu… Yol arkadaşlarını yürekten bir samimiyet, derinden bir şefkat ile kucaklıyordu… Yemek molasının akabinde özel harekâtçılara teşekkür edildi ve yola devam ettik…
Korumalar bizi il sınırına getiriyor, diğer ilin emniyet heyeti bizleri teslim alıyor; kural buymuş. Yağan kar şiddetini artırınca yine silecekler donuyor, herkes araçlardan aşağı iniyor… Rüzgâr vuruyor çehrelerimize, bedenlerimiz gökten inen beyaz kar tanelerine emanet; adeta teslim alıyor bizi… Kimsede hüzün yok; herkeste tatlı bir mutluluk hüküm sürüyor… Tekrar yola devam ediyoruz, zahmetli bir mücadeleden sonra Baykan’dayız. Bülent kardeşim: “Bakan bey Veysel Karani Hazretlerine mutlaka uğrar.” der demez konvoy bu sesi duymuş gibi ziyarete giriyor… Bu arada ben yol boyunca Müsteşar beye geçtiğimiz yerleri anlatıyorum… Duygulanıyorum, bir anda çocukluğum geliyor aklıma; çektiğimiz zorluklar, acılar… Nereden nereye… Hüzün, sevinç, endişe hepsi bir arada… Veysel Karani Hazretlerinde duaya kalkan eller ve huzur… İçinde manevi duyguların olduğu her şey insana huzur veriyor… Duadan sonra türbenin yanındaki kahveye çay molası için uğradık.hamza_aydogdu_yusuf_tekin

Doğu insanı misafirperver, samimi ve candan… Allah’ım, bu güzel insanlar nasıl zehirleniyor! Güzel hasletleri ile yüreğimizde yer edinen, bu evliyalar diyarının mirasını taşıyan vatan evlatları neyin uğruna feda ediliyor, hangi kötü emelli niyetlerin kurbanı olarak kendilerine değer biçiliyor. Düşündükçe hayalim, havsalam dalıyor engin dehlizlere… Üzülmemek elde değil… Bakan bey kalabalığın dertlerini dinliyor, sağ tarafında oturan Müsteşar bey kendisine bilgi aktarıyor, ben Periscope’den canlı yayın yapıyorum. Bakan beyin etrafında bir halka biçiminde toplanan kalabalık büyük bir nezaketle pür dikkat kulak kesiliyor; her sözü can kulağıyla dinliyor. Bir aile büyüğüne duydukları hürmet ve bağlılık emareleri, “Nabi Avcı gelmiş, Nabi Avcı gelmiş!” sözleri dökülüyordu ağızlarından, kalabalığın gözlerindeki sevinç ve mutluluğu gördükçe huzur geliyordu yüreğime. Ekip olmanın tadını anlıyor herkes. Şartlar olumsuz olunca herkes birbirine sığınıyor; Bakan bey o naif ve nezaketli üslubuyla tatlı tatlı anlatıyor ve herkes mutlu; artık veda zamanı…
Giyinip kuşanma zamanı gelip çatıyor; at bin yapıyor ekip… Veysel Karani’ye veda hüzün veriyor herkese; tatlı bir yorgunlukla yoldayız yine… Müsteşar bey haber okuyor… Ben tam uyumak üzereyken Müsteşar beyin telefonu çalıyor; “Muhterem bey arıyor.” dedi ve bir anda: “Allah Allah” dediğini duydum… “Ne oldu?” dedim. “Yusuf Büyük’ün annesi vefat etmiş.” dedi. Bir anda ortam buz kesildi… Hemen telefona sarıldım, arka araçtaki Yusuf Büyük’ü aradım. Koca adam hüngür hüngür ağlıyordu. O kadar acıydı ki o ağlayış, boğazımı düğümledi. Konuşamadım ve telefonu kapattım… Bütün heyet Batman Polisevi’ne girdi. Ömrümce unutamayacağım bir sahneyle karşı karşıyaydım. Nabi Avcı Bakanımız ön arabadan hızla indi ve koşar adımla Yusuf Büyük’e doğru yürüdü, bir babanın evladını teselli ettiği gibi ona sarıldı ve bağrına bastı… Başta Müsteşar Bey olmak üzere hepimiz artık kendimizi tutamıyorduk… Bıraktık gecenin karanlığına gözlerimizden döküleni… Ekip olmak, başımızdaki kadirşinas şahsiyetin tutum ve davranışıyla özdeşleşiyordu adeta… Bir olmuş, birlik olmuş, acıyı paylaşarak azaltıyorduk…
Derhal plan yapmak gerekiyordu, gece bütün haşmetiyle ilerliyor, etraf beyaza teslim olmuştu… Cenaze ikindi namazı ile kalkacaktı… İstanbul’la temasa geçildi. Peki, nasıl gidecektik… Diyarbakır’dan uçak kalkıyordu ama bütün uçuşlar iptal edilmişti… Batman, Şanlıurfa, Mardin seferleri de iptal edilince başka çözümler üretmek gerekiyordu… İstişareler sonucunda; Diyarbakır’a Bakan beyi bırakıp Müsteşar bey ve geri kalan ekip Elazığ’a devam edecek ve sabah saat 06.20 uçağı ile Ankara’ya, oradan da 09.20 uçağı ile İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanına uçacaktık…

Kenetlenmiş bir ekip ve hüznü paylaşan ruhlar olunca; acı şiddetini düşürüyor; onu gördüm… Bakan beyin; “Haydi Bismillah” dediğini duydum ve Diyarbakır’a doğru yola koyulduk. Gece saat 02.15’te Diyarbakır Polisevi’ne vardık; güzel bir sofra hazırlamıştı valimiz… Ekip hem yorgun hem hüzünlüydü, kimse doğru dürüst bir şey yiyemedi… Bakan bey orada kalacak ve Cuma günü İstanbul’a geçecekti. Biz ekibin geri kalanı Müsteşarımızın başkanlığında Elazığ’a doğru yola koyulduk; Bakan bey hepimizi sevgiyle kucakladı, şefkat dolu bakışlarla iyi yolculuklar temennisinde bulundu. Sıra bana geldiğinde, merhamet dolu sesiyle ve bir baba şefkatiyle: “Yusuf beyi yalnız bırakma olur mu?” dedi. Sadece başımı sallayabildim. Bazen bir cümle ile tarifi imkânsız nice mesajlar verirsiniz ya; o misal deyiverdi… Terörün en şiddetli olduğu bir dönemde Van’dan Diyarbakır’a, Diyarbakır’dan Elazığ’a yol alan bu vefakâr ve kendilerini hizmet etmeye adamış ekipte hiçbir endişe görmedim. Bu inanmış kalplerin mükâfatıydı…

Yolculuklar; insanların birbirini tanıması için çok büyük bir fırsattır… Sekiz saat boyunca Müsteşarımızla çok güzel ve özel sohbetler yaptık… Samimi, duygu yüklü, insanların ayıbını örten bir Müsteşar vardı karşımda… Sevimli, saygılı ve sevgi dolu… Kalbini ve ruhunu yakından gördüm ve çok mutlu oldum… Elazığ’a vardığımızda gece bitmiş, sabah ezanı okunmak üzereydi. Müsteşarımız; “Arkadaşlar ihtiyaç ve namaz molasından sonra havaalanına hareket edeceğiz, haydi bakalım.” dedi. Herkes ihtiyacını giderdi, namazlar kılındı, Yusuf Büyük hiç ama hiç yalnız bırakılmadı… Acılar insanları kenetler… Aramızda samimi bir kenetlenme vardı… Yusuf Büyük’ü cenazeye yetiştirmek için Müsteşarımız uçak saatleri ile tek tek ilgilendi. Valileri aradı… Herkes ama herkes şartları o kadar zorladı ki anlatamam… Elazığ Öğretmenevinden çıkıp havaalanına geldiğimizde saat 05.45’ti ve sabah olmuştu. Annesizliği yaşayan bir abimiz ve hüzünlü çehreler… 24 saat uykusuzluk ve hoş geldin 2016… Hayatımızda, hafızamızda yer edinen bugünü hiçbir yolcu unutmayacaktı…

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.