banner
banner
banner

Hedefimiz uluslararası araştırma üniversitesi olmak




İstanbul Medeniyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamit Okur’la özel röportaj;

2010 yılında kurulan bir devlet üniversitesi olan İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nin  kısa süre içinde büyük başarılara imza attığını vurgulayan Rektör Prof. Dr. Hamit Okur, “TÜBİTAK'ın belirlediği ‘Yenilikçi ve Girişimci Üniversite’ sıralamasında, daha önce kurulan birçok üniversiteyi geride bırakarak 40. Sırada yer aldık. Ayrıca TÜBİTAK Kariyer Projeleri sıralamasında da birinci olduk. Öğretim üyelerimiz de birçok alanda kişisel başarılar gösterdiler. Bu gelişmeler ‘Uluslararası Araştırma Üniversitesi’ olma hedefimize bizi ulaştıracak önemli gelişmeler” diyor.

Çocukluğunuz nasıl ve nerede geçti? Nasıl bir ailede büyüdünüz?

Beş çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu olarak 1958 yılında Erzurum’da doğdum. Aslen Afyonluyum. Babam astsubay, annem ise ev hanımıydı. Babamın görevi nedeniyle Erzurum’da bulunduğumuz için orada doğmuşum. Daha sonra yine babamın görevi nedeniyle Çorlu’ya yerleştik. Çocukluk yıllarım Çorlu’da geçti. Bahçeli bir evimiz vardı, her türlü sebze ve meyveyi rahmetli annem o bahçede yetiştirirdi. Yazın bahçeye çıktığımızda domatesin, maydanozun, dereotunun mis kokusunu içimize çekerdik. Hafta sonu geldiğinde ailece Ergene Nehri’ne pikniğe giderdik. O zaman Ergene Nehri pırıl pırıldı. Her türlü balık çeşidinin yaşadığı, insanların rahatça yüzdüğü ve kenarında piknik yaptığı bir nehirdi. Ama maalesef tahrip edildi, kirletildi zamanla. Yaz tatillerinde arkadaşlarla okulumuzun bahçesindeki barakadan yapılmış kütüphaneye giderdik. İçi çok sıcaktı, klima da yoktu. Güneşin altında hem terler hem de kitap okurduk. O kütüphanede Türk klasiklerinin hepsini okudum. Bunun yanında oyun oynamayı da ihmal etmedim. Okulun bahçesinde ya da uygun yerlerde çelik çomak oynayarak, misket oynayarak gayet güzel, dolu dolu geçti çocukluğum. Şimdiki çocuklar, çelik çomak nedir bilmiyor. Dışarıda oyun oynamıyorlar, bilgisayar başındalar hep. Hareket etmiyorlar. Hareketsizlik de obez bir neslin yetişmesine sebep oluyor. Ayrıca sürekli aynı şeyi yaptıkları için de düşünce yetileri de gelişmiyor.

Eğitim hayatınızdan bahsedebilir misiniz? Hangi okullarda okudunuz? Nasıl bir öğrenciydiniz?

İlkokulu Çorlu’da Aziz Günden İlkokulu’nda okudum. Sonrasında yatılı olarak İstanbul İmam Hatip Lisesi’ne kaydoldum. O zamanlar İstanbul İmam Hatip Lisesi, Türkiye’nin çok tercih edilen imam hatip okullarından birisiydi. Benim okula girdiğim yıl, 1500 civarında kişi müracaat etmişti, sadece 100 kişiyi almışlardı. Ben de o 100 kişinin içerisindeydim. Oradan çok iyi bir eğitim alarak 1976 yılında mezun oldum. Ancak o yıllarda imam hatip mezunlarının direkt olarak üniversiteye gidip gidemeyeceği konusunda birtakım tereddütler vardı. Sadece Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) kabul ediyordu. Bende tercihimde ODTÜ’yü yazdım. Bunun yanında kazanama ihtimalime karşı da lise fark derslerini vererek Balıkesir Lisesi diplomasını aldım. 1976 yılında yüksek bir puanla ODTÜ Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümü’nü kazandım. Fakat o yıllar öğrenci olayları çok yoğundu, ODTÜ de bu olayların merkezindeydi. Okul boykot nedeniyle bir yıl kapalı kaldı. Rektör değişikliği olmuştu. Bu yüzden tekrar üniversite sınavına girdim ve İstanbul Tıp Fakültesi’ni kazandım. 1985 yılında oradan mezun oldum. Tıp fakültesinden sonra ilki yıl mecburi hizmet uygulaması vardı. Kura sonucu Kahramanmaraş Merkez Kavlaklı Sağlık Ocağı’na sağlık ocağı tabibi olarak atandım. 3 ay orada sağlık ocağı tabipliği yaptım. Sonrasında Kahramanmaraş merkeze gelerek, sağlık müdür yardımcısı olarak 1,5 yıl görev yaptım. Sonrasında iki yıl mecburi hizmetimi tamamlayıp sınava girerek Kayseri Erciyes Üniversitesi’nde Çocuk Cerrahisi ihtisasını kazandım.

Çocuk Cerrahi alanında ihtisas yapmaya nasıl karar verdiniz?

İstanbul Tıp Fakültesi’nin 5. Sınıfındayken bir hafta süren Çocuk Cerrahisi stajımı yaptım. Fakültemizde o zamanlarda Çocuk Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Alaaddin Çelik’ti. Yine bir staj gününde Prof. Dr. Alaaddin Çelik hocamız bir bebeğin filmini gösterdi. Sonra bize sordu: “Çocuklar bu filmde ne görüyorsunuz?”  Bütün herkes bebeğin akciğerine odaklandı ve akciğeriyle ilgili tespitlerde bulundu sadece. Ben ise filmi bütün olarak değerlendirdim. Hocaya dedim ki: “Bu bebeğin sırt kısmının altında tümöral bir oluşum var, bu filmde onu görüyorum.” Hoca bunun üzerine şöyle dedi: “Aferin, bildin. Sen gelecekte iyi bir çocuk cerrahı olursun.” O söz zihnimde yer etti ve Çocuk Cerrahisi ihtisası yapmaya karar verdim. Yıllar sonra doçentlik sınavına girdim. Doçentlik sınavının jürisinde o hoca vardı. Başarılı bir sınav verdim. Sonrasında Prof. Dr. Alaaddin Çelik, bana doçent cübbesi giydirdi ve tebrik etti. O anda bende kendisine yıllar önce yaşadığımız bu anıyı anlattım. Hoca duygulandı ve dedi ki: “Allah’ın takdirine bak, şimdi de doçent cübbesini giydiriyoruz.”

OKULUN İLK HAFTASI KIRMIZI KURDELE TAKTILAR

Hayatınızda iz bırakan, unutamadığınız öğretmenleriniz ya da rol modelim dediğiniz kişiler var mı?

Benim ilk öğretmenim anne ve babam. Özellikle rahmetli annemin yetişmemizde çok büyük katkısı oldu. Bana ve kardeşlerime çok bir güzel eğitim verdi. Aynı şekilde babam da öyle... Yemedi yedirdi, giymedi giydirdi. Okumayı ağabeylerimden öğrenmiştim. Ama annem ve babam da okumaya teşvik ederdi bizi. Okuma sevgisini ailem aşıladı. Babam işten geldiğinde bizi dizlerine oturtur, hem ahlak hem de insanlık dersi verirdi. Beni yetiştiren hocalarım da çok değerli insanlardı. İlkokulda çok iyi bir eğitim aldım. Öğretmenlerimiz öğretmen okulu mezunuydular. Ancak birinci sınıftaki öğretmenimi unutamıyorum. Okula başlamadan önce okuma yazma öğrenmiştim. Okuma yazmayı bildiğim için daha okulun ilk haftası öğrenim kolumdan tutup müdürün odasına götürmüştü, orada kırmızı kurdele takmışlardı bana.

 Hangi derslerde başarılı hangi derslerde başarısızdınız?

Sosyal derslerde daha başarılı olmakla birlikte fen derslerinde de başarılıydım. Mesela lisede matematik dersim çok iyiydi. Lisedeki matematik hocam, klasik tarzda sınav yapardı. Sınav esnasında yerinden kalkmazdı, kağıt imzalatma işini bana yaptırırdı. Sınav süresi 45 dakikaydı. Ben 45 dakikanın 10 dakikasında sınav sorularını çözer, kalan 35 dakikada da sınıf gözetmenliği yapardım.

Çocukken hayalini kurduğunuz meslek hangisiydi?

Çocukken makine mühendisliğini hayal ediyordum. Bunun da nedeni de anneme faydalı olmaktı. Annem gerçekten çok sıkıntılar çekti. Çamaşır makinemiz, buzdolabımız ve çoklu ocağımız yoktu. Annem çamaşırları elinde yıkardı. İspirtolu tekli bir ocağımız vardı. Annem üç çeşit yemeği sırasıyla pişirirdi. Böylece gününün bir kısmı yemek pişirmekle geçerdi. Çocukken anneme şöyle demiştim: “Anneciğim, ben ilerde makine mühendisi olacağım ve sana çamaşır makinesi, buzdolabı yapacağım.” Çocukluğumda kurduğum bu hayali ODTÜ makine mühendisliğini kazanarak gerçekleştirdim. Ama o zamanki öğrenci olayları sebebiyle bu idealimizi değiştirdik, tıp fakültesine geçiş yaptık.

Akademik kariyer yapmaya nasıl karar verdiniz?

ODTÜ’de İngilizce hazırlık okudum. Bu yüzden iyi bir İngilizcem vardı. Erciyes Üniversitesi’nde ihtisas yaparken Ana Bilim Dalı Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Küçükaydın, bana rehberlik etti. Benim akademik hayata devam etmemi istiyordu. 5,5 yıl süren ihtisas süresince beni hep akademik hayata hazırladı. Onun bu konudaki teşvikini her zaman takdirle karşılarım. Ben de bu yol haritasını daha sonra kendi asistanlarıma uyguladım. Eğer dili iyiyse, akademik anlamda potansiyeli varsa, o asistanımı akademik hayata yönlendirirdim. Yetiştirdiğim birçok asistanım şu an profesör oldu. Aynı meslekte birlikte devam ediyoruz.

Öğrencilerle aranız nasıl? Prof. Dr. Hamit Okur nasıl bir rektördür?

Öğrencilerle sıcak bir ilişki kurmaya dikkat ediyorum. Çünkü hayat, doğumdan başlayıp ölüme kadar devam eden bir okul. Bu okulda hepimizin herkesten öğreneceği birçok şey var. Bir öğrenci size bir konuda ders verebiliyor. Ben diyaloğa açık olmayı seven bir insanım. İyi bir dinleyiciyim. İnsan ne kadar dinlerse o kadar dinlenir. Bana mail atan, randevu talep eden kişiye mutlaka geri dönerim.

Rektörlük görevine gelişiniz nasıl oldu? Ne zamandır bu görevi yürütüyorsunuz?

Erciyes Üniversitesi’nde ihtisas sonrası 20 yıl hoca olarak kaldım. Fakat çalışkan olmam sebebiyle üniversite tarafından bana ek görevler verildi. Uluslararası ilişkiler koordinatörlüğü, bilimsel araştırmalar projeleri, deneysel araştırmalar müdürlüğü gibi. Bu görevler sebebiyle kendi mesleğimi yapamaz duruma gelmiştim. Bu sebeple oradan ayrılarak İstanbul’a kendi mesleğimi yapmaya karar verdim. Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Klinik Şefi olarak çalışmaya başladım. 2 yıl gibi bir sürede eğitim kliniğini oluşturduk. Yine aynı hastanede 3 yıllık bir başhekimlik görevim oldu. Sonrasında İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nin kurulduğunu öğrenince, rektörlük görevine talip oldum. 4 yıldan beridir de rektörlük görevini yürütüyorum.

EĞİTİMDE ULUSLARARASI AKREDİTASYON SAĞLAYACAĞIZ

İstanbul Medeniyet Üniversitesi hakkında bilgi alabilir miyiz?

İstanbul Medeniyet Üniversitesi 2010 yılında kurulan yeni bir devlet üniversitesidir. Kuruluşunda 11 fakülte, 2 yüksekokul ve 4 enstitüden oluşan İstanbul Medeniyet Üniversitesi bünyesinde şu fakülte, yüksekokul ve enstitüler yer almaktadır:

-Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi, Sanat ve Tasarım Fakültesi, Edebiyat Fakültesi, Fen Fakültesi, Hukuk Fakültesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Eğitim Bilimleri Fakültesi, Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi, Tıp Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Turizm Fakültesi.

-Yabancı Diller Yüksekokulu ve Sivil Havacılık Yüksekokulu

-Sosyal Bilimler Enstitüsü, Fen Bilimleri Enstitüsü, Sağlık Bilimleri Enstitüsü ve Eğitim Bilimleri Enstitüsü.

İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Türkiye’de lisans eğitimine ağırlık veren mevcut üniversitelerden farklı olarak yüksek lisans ve doktora programları ağırlıklı bir araştırma üniversite olmayı hedeflemektedir. Uluslararası kalite standartlarında bir eğitim anlayışı ile eğitimde uluslararası akreditasyon sağlayacağız. Planlamada nihai öğrenci sayımızı 15.000 olarak belirleyerek,  lisans ve lisansüstü öğrenci oranını yüzde 50 olarak gerçekleştirmeyi amaçlıyoruz. Böylece uluslararası bir araştırma üniversitesi olma hedefimizi sürdürme kararlılığındayız.

Üniversitenizde öğrencilerinize hangi olanakları sunuyorsunuz?

Üniversitemiz bünyesinde 12 tane öğrenci topluluğumuz bulunuyor.  Voleybol, basketbol, masa tenisi, futbol, futsal, vs. gibi turnuvalar düzenleyen üniversitemiz, öğrencilerine canlı bir kampüs hayatı sunuyor. Üniversitemize il dışından gelen öğrencilerin barınma ihtiyacını karşılamak amacıyla Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından işletilen yurtların yanı sıra çok sayıda işbirliği yaptığımız özel yurt ve pansiyonla öğrencilerimize yardımcı oluyoruz. Yasal mevzuat gereği bütçemizden burs verilemiyor. Ancak dışardan gerek kamu, gerek özel kuruluşlardan bize tahsis edilen bursları üniversitemizin akademik personelinden oluşturulan burs komisyonu aracılığıyla ihtiyaç sahibi öğrencilerimize ulaştırmaktayız.  Ayrıca akademisyenlerimiz ve öğrencilerimiz kısa süreli değişim programları ile yurtdışındaki üniversitelerde araştırma ve eğitim fırsatlarına sahip olmaktadırlar.  İkili anlaşmalar dışında, YÖK Başkanlığının yeni bir programı olan Mevlana Değişim Programı kapsamında da şimdiye kadar 2 üniversite ile anlaşma yapılmış olup, ilgilenen öğrencilerimizin bu değişim programlarından faydalanarak yurtdışı deneyimi kazanmalarına yardımcı olmayı amaçlıyoruz.

Yakın zamanda üniversitenizde hangi projeleri gerçekleştirmeyi planlıyorsunuz?

Fen ve mühendislik alanlarında Merkezi Laboratuvar öncelikle gerçekleştirmeyi planladığımız projemizdi ve bunun için Kalkınma Bakanlığı’ndan 10 Milyon TL destek aldık. Cihaz alımlarını ve laboratuvar fiziki yapılanmasını planladık ve kampüs yapılanmasında ilk etapta Merkezi Araştırma Laboratuvarımızı da kurmayı planlıyoruz.  Sosyal Bilimlerde “Sosyopark” projemiz bizim önemle üzerinde durduğumuz ve gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz bir proje idi. Sosyoparkı esas olarak teknoparkın sosyal alanda bir muadili olarak düşündük. Günümüzde üniversitelerin sosyal sorumluluğu daha da önemli konuma geldi. Üniversite toplum ilişkisi sosyal sorunların çözümünde ortak projelerin üretilmesi ve hayata geçirilmesi günümüzde daha önem kazandı. Biz de sosyal projeler kapsamında üniversitelerin paydaşları olan yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, dernekler, esnaf ve ticaret odaları, özel sektör vb. kuruluşlarla işbirliği yaparak ortak projeler geliştirmeyi hedefledik. Bu kapsamda Üsküdar Belediyesi ile Çocuk Üniversitesi’ni kurduk ve şu anda 1200 üstün yetenekli çocuğumuza eğitim desteği veriyoruz. Sosyopark için arama konferansı yaptık ve Sosyopark’ın teknopark benzeri yasal, idari ve uygulama konularında zeminini oluşturacak kararları yetkililerle paylaşıp kısa sürede kanunlaşmasını sağlamayı planlıyoruz.  Ayrıca “Medeniyet Araştırmaları Merkezi”ni kurduk ve bu merkezde sosyal alanlarda araştırma birimlerini oluşturarak ismimizin bize yüklediği misyon çerçevesinde medeniyet merkezi olmayı hedefliyoruz. Üsküdar yerleşkemizde “Deneysel ve Klinik Araştırma Merkezi” yapım ihalesini sonuçlandırdık. Kısa sürede burada da modern bir tıp araştırma merkezini kuracağız. Kampüs projemizi ve yapımını TOKİ ile protokol yaparak planladık ve proje ihale sürecimiz TOKİ tarafından sürdürülüyor.

BİR ROMANI BİR GÜNDE BİTİRİRİM

Boş zamanlarınızda neler yaparsınız?

Çok fazla bir boş zamanım olmuyor. Çok yoğun bir cerrahi eğitimi aldım, mesleki hayatım gece gündüz ameliyatlarla geçti. Eve gittiğim zaman çoğu zaman otururken uyukladığım çok olmuştur. 4 çocuk babasıyım. Müsait olduğum zamanlarda çocuklarımla ilgilenmeyi, onların ödevlerine yardımcı olmakla geçirdim. Bazen onlar ders çalışırken ben kitap okurdum. Fikri eserler ve roman okumayı severim. Özellikle şöyle bir huyum var. Elime aldığım roman türünde kitabı bitirmeden bırakmam. Bir günde bir romanı bitirmek isterim. Bunu için gerekirse yemek bile yemem.  

“ODTÜ’de İngilizce hazırlık okudum. Bu yüzden iyi bir İngilizcem vardı. Erciyes Üniversitesi’nde ihtisas yaparken Ana Bilim Dalı Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Küçükaydın, bana rehberlik etti. Benim akademik hayata devam etmemi istiyordu. 5,5 yıl süren ihtisas süresince beni hep akademik hayata hazırladı. Onun bu konudaki teşvikini her zaman takdirle karşılarım.”

İstanbul Medeniyet Üniversitesi

2010 yılında kurulan bir devlet üniversitesi olan İstanbul Medeniyet Üniversitesi,  Rektör Prof. Dr. Hamit Okur öncülüğünde kısa süre içinde büyük başarılara imza attı. TÜBİTAK'ın belirlediği "Yenilikçi ve Girişimci Üniversite" sıralamasında, daha önce kurulan birçok üniversiteyi geride bırakarak  İstanbul Medeniyet Üniversitesi'ni 40. sıraya getirdi. Ayrıca yine TÜBİTAK Kariyer Projeleri sıralamasında İstanbul Medeniyet Üniversitesi Türkiye'deki tüm üniversiteleri geride bırakarak 1. Sırada yer aldı. Üniversite öğretim üyeleri birçok alanda kişisel başarılar gösterdiler. Bu gelişmeler İstanbul Medeniyet Üniversitesi'nin kuruluşunda belirlediği "Uluslararası Araştırma Üniversitesi" olma hedeflerine kısa sürede uluşacağının bulguları olarak önemli gelişmeler.

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.