Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Türkiye, kendisine tanınan sürenin son gününde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ‘Türkiye’nin isteyen öğrencileri zorunlu din dersi uygulamasından muaf kılacak bir uygulamaya gitmesi’ yönündeki kararını son anda temyize götürdü.

Hürriyet Gazetesi'nden Güven Özalp'in haberine göre, Türkiye itiraz için tanınan sürenin son gününde, önceki gün davanın mahkemenin temyiz organı olan Büyük Daire tarafından ele alınmasını talep etti.

AİHM, 2011’de açılan “Mansur Yalçın ve diğerleri” davasında eylül ayında oybirliğiyle aldığı kararda Türk hükümetinden zaman geçirmeden öğrencilerin zorunlu din ve ahlak kültürü derslerinden muaf tutulmalarını da sağlayacak yeni bir sisteme geçmesini talep etmişti.

Kararda, Türkiye’nin bu alandaki değişikliklerinin yetersiz olduğu belirtilerek devletin dini konulara ilişkin düzenlemelerde tarafsız olma yükümlülüğü hatırlatılmıştı.

AİHM, Alevi inancına bağlı ebeveynlerin çocuklarında okul ile kendilerine özgü değerler arasında bir bağlılık çatışması yaratabileceğini düşünmekte haksız olmadıklarına vurgu yapmıştı.

> Türkiye’den din dersi için son dakika başvurusu

Türkiye, kendisine tanınan sürenin son gününde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ‘Türkiye’nin isteyen öğrencileri zorunlu din dersi uygulamasından muaf kılacak bir uygulamaya gitmesi’ yönündeki kararını son anda temyize götürdü.

Hürriyet Gazetesi'nden Güven Özalp'in haberine göre, Türkiye itiraz için tanınan sürenin son gününde, önceki gün davanın mahkemenin temyiz organı olan Büyük Daire tarafından ele alınmasını talep etti.

AİHM, 2011’de açılan “Mansur Yalçın ve diğerleri” davasında eylül ayında oybirliğiyle aldığı kararda Türk hükümetinden zaman geçirmeden öğrencilerin zorunlu din ve ahlak kültürü derslerinden muaf tutulmalarını da sağlayacak yeni bir sisteme geçmesini talep etmişti.

Kararda, Türkiye’nin bu alandaki değişikliklerinin yetersiz olduğu belirtilerek devletin dini konulara ilişkin düzenlemelerde tarafsız olma yükümlülüğü hatırlatılmıştı.

AİHM, Alevi inancına bağlı ebeveynlerin çocuklarında okul ile kendilerine özgü değerler arasında bir bağlılık çatışması yaratabileceğini düşünmekte haksız olmadıklarına vurgu yapmıştı.

Son Güncelleme: Perşembe, 18 Aralık 2014 10:28

Gösterim: 1114

MHP Ankara Milletvekili Topcu, "AKP'nin yeni Türkiyesi'nde sınavın yerini torpil, adaletin yerini kayırma almıştır, diploma yerine ise, parti üyeliği aranır hale gelmiştir" dedi. 

TBMM Genel Kurulu'nda 2015 yılı bütçe görüşmelerinde eğitimde yaşanan gelişmeler tartışıldı.

MHP milletvekilleri, TBMM Genel Kurulu'nda, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu (YÖK), Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı (ÖSYM) ile üniversitelerin bütçelerinin görüşülmesi sırasında söz aldılar.

MHP Ankara Milletvekili Zühal Topcu eğitime ayrılan bütçenin az olduğunu savundu. Topcu, şöyle konuştu:

"Sayın Başbakan 2015 bütçesinde şu ifadeyi kullandı; 'Hiçbir cevher insandan daha kıymetli değildir'. Sayın Başbakan'a bu cümlenin karşısında sorulacak o kadar çok soru var ki. O zaman, neden belli bir sistematik, sürdürülebilir eğitim politikası uygulanmadı on iki yılda? Neden 5 tane farklı programları uygulayan Milli Eğitim Bakanı geldi? Ve gençler arasındaki işsizlik hala yüzde 20'lerde, üniversite mezunlarında yüzde 25'lere doğru yükseldi. Ve özellikle de KPSS'ye girip de atanamayan gençlerin çığlığını acaba cevheri değerlendirme olarak bahseden Sayın Başbakan duyabiliyor muydu? Özellikle, bakanların, üst düzey bürokratların ve yöneticilerin akrabalarının ve yakınlarının sınavsız atandığı böyle bir durumda acaba nasıl cevap verebilecekti?"

Milli Eğitim’deki en önemli problemlerden birinin de müdür atamaları olduğunu belirten Topcu, "Okul müdürleri yerlerinden edilmiş ve nitelikleri memurun değil iktidarın çıkarına göre yandaş sendika üyesi olan isimler müdür olarak atanmıştı. İşte, AKP'nin yeni Türkiyesi'nde sınavın yerini torpil, adaletin yerini kayırma almıştır, diploma yerine ise, parti üyeliği aranır hale gelmiştir" diye konuştu.

Kürtçe eğitim veren okullar bulunduğunu, bunun anayasa aykırı bir durum olduğunu ifade eden Topcu, "Bu nasıl bir garabettir? Bir bebek katiliyle yapılan pazarlıkların sonucu olarak kimse görmüyor, kimse konuşmuyor, kimse de duymuyor. Hali bu iktidarın" dedi.

AK Parti'nin ahlaka format attığını söyleyen Topcu, okullarda ahlaki değerler dersi verilmesine değindi. Topcu, şunları söyledi:

"Bu dersler verilirken özellikle hırsızlık kavramlarının, çalma, çırpma, günah gibi kavramların özellikle güncel örneklerle desteklenmesi gereğini de buradan vurguluyoruz. Değerler eğitimi dersinin anaokulundan itibaren verilmesi, bu dersin içinin doldurulması ve iyi yetişmiş hocalar tarafından yapılması gerekiyor. Bizim teklifimizde iktidara teşekkür ediyoruz. Özellikle konulardan bir tanesinin de 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvetle mücadele haftasının örnek olay olarak bu değerler eğitimi dersine konmasını da biz teklif etmek istiyoruz."

Eğitimde 90 yılda yapılamayanların onlarca katını yaptık

Ak Parti Ardahan Milletvekili Orhan Atalay, eğitimde 90 yılda yapılamayanların onlarca katını başardıklarını söyledi. Atalay, "Tam anlamıyla bir kimlik ve anlam bunalımıyla geçirdiğimiz 100 yılın sonunda gördük ki dil ve din başta olmak üzere, medeniyet değerlerimizle her türlü rabıtayı kesmek için verdiğimiz onca çabaya rağmen, yine de muasır medeniyet seviyesine çıkamamıştık. Son yıllarda milli eğitimde bir anlamda öze dönüş olarak da tanımlayabileceğimiz değişimler, esasında bizi bizle buluşturmak gibi son derece anlamlı bir çaba olduğu yeterince açık değil mi? Bir toplumun kendi kültür mirasıyla buluşması kadar tabii ne olabilir? Osmanlıca, bu coğrafi havzada yüzlerce yıl boyunca vücut bulmuş devasa kültür mirasımızın ana dilidir. Ana dili bilmemek demek kişinin anasıyla konuşamaması demektir, başka bir ifadeyle kökünden beslenemeyen dal demektir. Kişinin anasıyla konuşmasını zinhar yasaklamış olmak gibi yıllar boyu işlenmiş yüz kızartıcı ayıptan henüz kurtulmuş iken gelin, dedemizin mezar taşını okuyamama mahcubiyetinden de arınalım" diye konuştu.

AK Parti Balıkesir Milletvekili Ali Aydınlıoğlu da Osmanlıca tartışmasına işaret ederek, Osmanlıca’nın, Osmanlı döneminde kullanılan Türkçe'nin adı olduğunu, Osmanlıların Türk ve Müslüman coğrafyaya hakimiyetinden sonra dünyanın büyük çoğunluğunda yüzyıllarca kültür ve medeniyet dili olduğunu söyledi. Aydınlıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kadar geniş bir coğrafyada kullanılan kültür dilimizi bilmediğimiz için maalesef kültürümüzü ve geçmişimizi öğrenemediğimiz gibi, arşivlerimizdeki metinleri ve eski Osmanlı arşivlerini bile tercüme ettirecek uzman bulmakta maalesef zorlanıyoruz. Atatürk'ün nutku ve söylemleri de Osmanlıca’dır. Ünlü dil bilimci Nihat Sami Banarlı şöyle der: 'Türkçe bir dil değildir. Türkçe bir milletin dili değildir. Türkçe bir medeniyetin dilidir.'  Medeniyet ve kültür

dilimiz olmuş olan Osmanlıca'nın imam-hatip okullarında mecburi ders olarak okutulmasından daha doğal ne olabilir ki? Bu ülkede her birimiz ilkokul 3'üncü sınıftan itibaren üç yıl ortaokulda, üç yıl lisede, dört yıl üniversitede İngilizce okumamıza rağmen Allah aşkına hangimiz İngilizceyi ana dilimiz gibi okuyabiliyor ve konuşabiliyoruz? Keşke İngilizceyi, Osmanlıcayı, Türkçeyi ana dilimiz gibi okuyor ve yazıyor olabilseydik.”

"YÖK'ün yetkisini azaltmalıyız"

AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam, yeni üniversiteler açmak kadar yeni anlayışla yönetilmelerinin önemli olduğunu belirterek, üniversite giriş sisteminin gurur verecek seviyeye ulaştığını savundu. Sağlam, üniversite sayısı artırılırken öğretim üyesi yetiştirmenin en önemli sorun olarak karşılarında olduğunu anlatan Sağlam, bunun için ilgili kurumların işbirliğiyle öğretim üyesi ve araştırmacı yetiştirme kampanyası yürütüldüğünü söyledi.

AK Parti Zonguldak Milletvekili Ercan Candan, YÖK bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, Türkiye'de yükseköğretim tartışmalarının bitmediğini ifade ederek, siyasal ve ideolojik ayrışmaların ve kavgaların merkezinde olduğundan dolayı sorunun çözümünün ötelendiğini. iyileştirmenin sürekli önünün tıkandığını savundu. Mevcut haliyle YÖK'ün  halen aşırı merkeziyetçi olduğunu ileri süren Candan, "YÖK'ün yetkisini azaltmalıyız, eş güdüm ve planlamadan sorumlu bir üst kurula dönüştürmeliyiz. Rektörlük seçimleri büyük bir sıkıntı, üniversitede ciddi yaralara neden oluyor, bunun önüne geçmeliyiz. ÖSYM sınavında iyileştirmeler yapmalıyız. Öğrencileri yarış pistine sokmadan, sadece müfredattan ve bunun yanında, sosyal etkinliklerinin de kişisel becerilerinin de dikkate alındığı bir sınav mekanizmasını geliştirmek zorundayız" dedi.

“ÖSYM, soruları korunmalı”

AK Parti İstanbul Milletvekili Halide İncekara, ÖSYM bütçesi üzerine yaptığı konuşmada, sınav sorularının ölçme, değerlendirme aracı olmaktan çıkarılıp soru tacirlerinin eline düşmemesi için korunmaya devam edilmesi gerektiğini belirtti.  Ölçmeye zeka, beceri ve psikoteknik ölçümlemelerin de eklenmesini öneren İncekara, "Fen lisesi ve benzeri okullarda farklı ve ağır eğitim alan öğrencilerin projeleri puanlamaya eklenmeli, eşitsizlikten kurtarılmalı. Özellikle kamuda görevlendirmelerde mesleki yeterlilikler öncelenmeli, çocuğa yakın olan alanlarda özellikle beş yılda bir psikoteknik ölçüm yapılmalı. Ölçme ve değerlendirmede günün şartlarını takip edecek, sınav soru ve değerlendirme üzerinde akademik çalışmalar yapacak ve kuruma yol gösterecek Ölçme Değerlendirme Enstitüsü kurulmalı. Üniversitelerimiz bu konuda daha fazla kafa yormmalı" diye konuştu.

> Bütçe görüşmelerine bu sözler damga vurdu

MHP Ankara Milletvekili Topcu, "AKP'nin yeni Türkiyesi'nde sınavın yerini torpil, adaletin yerini kayırma almıştır, diploma yerine ise, parti üyeliği aranır hale gelmiştir" dedi. 

TBMM Genel Kurulu'nda 2015 yılı bütçe görüşmelerinde eğitimde yaşanan gelişmeler tartışıldı.

MHP milletvekilleri, TBMM Genel Kurulu'nda, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu (YÖK), Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı (ÖSYM) ile üniversitelerin bütçelerinin görüşülmesi sırasında söz aldılar.

MHP Ankara Milletvekili Zühal Topcu eğitime ayrılan bütçenin az olduğunu savundu. Topcu, şöyle konuştu:

"Sayın Başbakan 2015 bütçesinde şu ifadeyi kullandı; 'Hiçbir cevher insandan daha kıymetli değildir'. Sayın Başbakan'a bu cümlenin karşısında sorulacak o kadar çok soru var ki. O zaman, neden belli bir sistematik, sürdürülebilir eğitim politikası uygulanmadı on iki yılda? Neden 5 tane farklı programları uygulayan Milli Eğitim Bakanı geldi? Ve gençler arasındaki işsizlik hala yüzde 20'lerde, üniversite mezunlarında yüzde 25'lere doğru yükseldi. Ve özellikle de KPSS'ye girip de atanamayan gençlerin çığlığını acaba cevheri değerlendirme olarak bahseden Sayın Başbakan duyabiliyor muydu? Özellikle, bakanların, üst düzey bürokratların ve yöneticilerin akrabalarının ve yakınlarının sınavsız atandığı böyle bir durumda acaba nasıl cevap verebilecekti?"

Milli Eğitim’deki en önemli problemlerden birinin de müdür atamaları olduğunu belirten Topcu, "Okul müdürleri yerlerinden edilmiş ve nitelikleri memurun değil iktidarın çıkarına göre yandaş sendika üyesi olan isimler müdür olarak atanmıştı. İşte, AKP'nin yeni Türkiyesi'nde sınavın yerini torpil, adaletin yerini kayırma almıştır, diploma yerine ise, parti üyeliği aranır hale gelmiştir" diye konuştu.

Kürtçe eğitim veren okullar bulunduğunu, bunun anayasa aykırı bir durum olduğunu ifade eden Topcu, "Bu nasıl bir garabettir? Bir bebek katiliyle yapılan pazarlıkların sonucu olarak kimse görmüyor, kimse konuşmuyor, kimse de duymuyor. Hali bu iktidarın" dedi.

AK Parti'nin ahlaka format attığını söyleyen Topcu, okullarda ahlaki değerler dersi verilmesine değindi. Topcu, şunları söyledi:

"Bu dersler verilirken özellikle hırsızlık kavramlarının, çalma, çırpma, günah gibi kavramların özellikle güncel örneklerle desteklenmesi gereğini de buradan vurguluyoruz. Değerler eğitimi dersinin anaokulundan itibaren verilmesi, bu dersin içinin doldurulması ve iyi yetişmiş hocalar tarafından yapılması gerekiyor. Bizim teklifimizde iktidara teşekkür ediyoruz. Özellikle konulardan bir tanesinin de 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvetle mücadele haftasının örnek olay olarak bu değerler eğitimi dersine konmasını da biz teklif etmek istiyoruz."

Eğitimde 90 yılda yapılamayanların onlarca katını yaptık

Ak Parti Ardahan Milletvekili Orhan Atalay, eğitimde 90 yılda yapılamayanların onlarca katını başardıklarını söyledi. Atalay, "Tam anlamıyla bir kimlik ve anlam bunalımıyla geçirdiğimiz 100 yılın sonunda gördük ki dil ve din başta olmak üzere, medeniyet değerlerimizle her türlü rabıtayı kesmek için verdiğimiz onca çabaya rağmen, yine de muasır medeniyet seviyesine çıkamamıştık. Son yıllarda milli eğitimde bir anlamda öze dönüş olarak da tanımlayabileceğimiz değişimler, esasında bizi bizle buluşturmak gibi son derece anlamlı bir çaba olduğu yeterince açık değil mi? Bir toplumun kendi kültür mirasıyla buluşması kadar tabii ne olabilir? Osmanlıca, bu coğrafi havzada yüzlerce yıl boyunca vücut bulmuş devasa kültür mirasımızın ana dilidir. Ana dili bilmemek demek kişinin anasıyla konuşamaması demektir, başka bir ifadeyle kökünden beslenemeyen dal demektir. Kişinin anasıyla konuşmasını zinhar yasaklamış olmak gibi yıllar boyu işlenmiş yüz kızartıcı ayıptan henüz kurtulmuş iken gelin, dedemizin mezar taşını okuyamama mahcubiyetinden de arınalım" diye konuştu.

AK Parti Balıkesir Milletvekili Ali Aydınlıoğlu da Osmanlıca tartışmasına işaret ederek, Osmanlıca’nın, Osmanlı döneminde kullanılan Türkçe'nin adı olduğunu, Osmanlıların Türk ve Müslüman coğrafyaya hakimiyetinden sonra dünyanın büyük çoğunluğunda yüzyıllarca kültür ve medeniyet dili olduğunu söyledi. Aydınlıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kadar geniş bir coğrafyada kullanılan kültür dilimizi bilmediğimiz için maalesef kültürümüzü ve geçmişimizi öğrenemediğimiz gibi, arşivlerimizdeki metinleri ve eski Osmanlı arşivlerini bile tercüme ettirecek uzman bulmakta maalesef zorlanıyoruz. Atatürk'ün nutku ve söylemleri de Osmanlıca’dır. Ünlü dil bilimci Nihat Sami Banarlı şöyle der: 'Türkçe bir dil değildir. Türkçe bir milletin dili değildir. Türkçe bir medeniyetin dilidir.'  Medeniyet ve kültür

dilimiz olmuş olan Osmanlıca'nın imam-hatip okullarında mecburi ders olarak okutulmasından daha doğal ne olabilir ki? Bu ülkede her birimiz ilkokul 3'üncü sınıftan itibaren üç yıl ortaokulda, üç yıl lisede, dört yıl üniversitede İngilizce okumamıza rağmen Allah aşkına hangimiz İngilizceyi ana dilimiz gibi okuyabiliyor ve konuşabiliyoruz? Keşke İngilizceyi, Osmanlıcayı, Türkçeyi ana dilimiz gibi okuyor ve yazıyor olabilseydik.”

"YÖK'ün yetkisini azaltmalıyız"

AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam, yeni üniversiteler açmak kadar yeni anlayışla yönetilmelerinin önemli olduğunu belirterek, üniversite giriş sisteminin gurur verecek seviyeye ulaştığını savundu. Sağlam, üniversite sayısı artırılırken öğretim üyesi yetiştirmenin en önemli sorun olarak karşılarında olduğunu anlatan Sağlam, bunun için ilgili kurumların işbirliğiyle öğretim üyesi ve araştırmacı yetiştirme kampanyası yürütüldüğünü söyledi.

AK Parti Zonguldak Milletvekili Ercan Candan, YÖK bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, Türkiye'de yükseköğretim tartışmalarının bitmediğini ifade ederek, siyasal ve ideolojik ayrışmaların ve kavgaların merkezinde olduğundan dolayı sorunun çözümünün ötelendiğini. iyileştirmenin sürekli önünün tıkandığını savundu. Mevcut haliyle YÖK'ün  halen aşırı merkeziyetçi olduğunu ileri süren Candan, "YÖK'ün yetkisini azaltmalıyız, eş güdüm ve planlamadan sorumlu bir üst kurula dönüştürmeliyiz. Rektörlük seçimleri büyük bir sıkıntı, üniversitede ciddi yaralara neden oluyor, bunun önüne geçmeliyiz. ÖSYM sınavında iyileştirmeler yapmalıyız. Öğrencileri yarış pistine sokmadan, sadece müfredattan ve bunun yanında, sosyal etkinliklerinin de kişisel becerilerinin de dikkate alındığı bir sınav mekanizmasını geliştirmek zorundayız" dedi.

“ÖSYM, soruları korunmalı”

AK Parti İstanbul Milletvekili Halide İncekara, ÖSYM bütçesi üzerine yaptığı konuşmada, sınav sorularının ölçme, değerlendirme aracı olmaktan çıkarılıp soru tacirlerinin eline düşmemesi için korunmaya devam edilmesi gerektiğini belirtti.  Ölçmeye zeka, beceri ve psikoteknik ölçümlemelerin de eklenmesini öneren İncekara, "Fen lisesi ve benzeri okullarda farklı ve ağır eğitim alan öğrencilerin projeleri puanlamaya eklenmeli, eşitsizlikten kurtarılmalı. Özellikle kamuda görevlendirmelerde mesleki yeterlilikler öncelenmeli, çocuğa yakın olan alanlarda özellikle beş yılda bir psikoteknik ölçüm yapılmalı. Ölçme ve değerlendirmede günün şartlarını takip edecek, sınav soru ve değerlendirme üzerinde akademik çalışmalar yapacak ve kuruma yol gösterecek Ölçme Değerlendirme Enstitüsü kurulmalı. Üniversitelerimiz bu konuda daha fazla kafa yormmalı" diye konuştu.

Son Güncelleme: Çarşamba, 17 Aralık 2014 18:03

Gösterim: 2117

Milli Eğitim Şurası'ndan alınan tavsiye kararı kapsamında Türkiye genelindeki 500'den fazla özel okulunOsmanlıca'yı müfredatına alacağı belirtildi.

Milli Eğitim Şûrası'ndan alınan tavsiye kararı kapsamında Türkiye genelindeki 500'den fazla özel okulun Osmanlıca'yı müfredatına alacağı belirtildi. Bu okullarda 2015-2016 Eğitim-Öğretim yılında Osmanlıca seçmeli ders olarak okutulmaya başlanacak. SABAH'a konuşan Özel Öğretim Derneği (ÖZDER) Genel Başkanı Ahmet Akça, önümüzdeki yıl derneğe üye tüm okullarda Osmanlıca derslerinin başlatılacağını açıkladı. Akça "Türkiye genelinde 500'den fazla üye okulumuz Osmanlıca'yı kendi kurumlarında seçmeli olarak okutacaklar. Okullar, kendi müfredat programını hazırlayarak Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı'na ileteceğiz. Buradan onaylarını aldıktan sonra da dil olarak okutacağız. Benzer bir çalışmayı karakter eğitimi ve değerler konusunda da yapmıştık" dedi. Şûra sonrasında ÖZDER'e üye okullarla bir araya gelerek geniş kapsamlı bir toplantı yaptıklarını anlatan Akça, tüm öğrencilerin Osmanlıca öğrenmeleri için özendirici çalışmalar yapacaklarını açıkladı. Eğitmen ihtiyaçlarını Milli Eğitim Bakanlığı kadrosundan karşılayacaklarını söyleyen Akça "ÖZDER olarak, önümüzdeki yıldan itibaren Osmanlıca Türkçesinin öğrenilmesini teşvik edeceğiz. İnanıyoruz ki bu dilin öğrenilmesi ile birlikte son dönemde gençlerimizde görülen kavram kısırlığı son bulacak, belleğimize yeni yeni kavramlar girecek. Bu kavram zenginliği ufkumuzun ve hayal dünyamızın da zenginliğini getirecektir. 500 okul, Milli Eğitim Bakanlığı'nın resmi prosedürünü beklemeden Osmanlıca'nın seçmeli ders olarak kendi müfredatlarına alacak" diye konuştu.

> Osmanlıca özel okullara da geliyor

Milli Eğitim Şurası'ndan alınan tavsiye kararı kapsamında Türkiye genelindeki 500'den fazla özel okulunOsmanlıca'yı müfredatına alacağı belirtildi.

Milli Eğitim Şûrası'ndan alınan tavsiye kararı kapsamında Türkiye genelindeki 500'den fazla özel okulun Osmanlıca'yı müfredatına alacağı belirtildi. Bu okullarda 2015-2016 Eğitim-Öğretim yılında Osmanlıca seçmeli ders olarak okutulmaya başlanacak. SABAH'a konuşan Özel Öğretim Derneği (ÖZDER) Genel Başkanı Ahmet Akça, önümüzdeki yıl derneğe üye tüm okullarda Osmanlıca derslerinin başlatılacağını açıkladı. Akça "Türkiye genelinde 500'den fazla üye okulumuz Osmanlıca'yı kendi kurumlarında seçmeli olarak okutacaklar. Okullar, kendi müfredat programını hazırlayarak Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı'na ileteceğiz. Buradan onaylarını aldıktan sonra da dil olarak okutacağız. Benzer bir çalışmayı karakter eğitimi ve değerler konusunda da yapmıştık" dedi. Şûra sonrasında ÖZDER'e üye okullarla bir araya gelerek geniş kapsamlı bir toplantı yaptıklarını anlatan Akça, tüm öğrencilerin Osmanlıca öğrenmeleri için özendirici çalışmalar yapacaklarını açıkladı. Eğitmen ihtiyaçlarını Milli Eğitim Bakanlığı kadrosundan karşılayacaklarını söyleyen Akça "ÖZDER olarak, önümüzdeki yıldan itibaren Osmanlıca Türkçesinin öğrenilmesini teşvik edeceğiz. İnanıyoruz ki bu dilin öğrenilmesi ile birlikte son dönemde gençlerimizde görülen kavram kısırlığı son bulacak, belleğimize yeni yeni kavramlar girecek. Bu kavram zenginliği ufkumuzun ve hayal dünyamızın da zenginliğini getirecektir. 500 okul, Milli Eğitim Bakanlığı'nın resmi prosedürünü beklemeden Osmanlıca'nın seçmeli ders olarak kendi müfredatlarına alacak" diye konuştu.

Son Güncelleme: Çarşamba, 17 Aralık 2014 09:34

Gösterim: 1519

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, ‘liselerde Osmanlıca dersi’ ile ilgili yeni bir açıklama yaptı. Bakan Avcı, “1928’den önce yayımlanan eserler Osmanlıca Türkçesi ile yazılıyordu. Biz, öğrencilerimiz bu eserleri de okuyabilsinler dedik, derdimiz bu” diye konuştu.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, katıldığı bir televizyon programında 19. Milli Eğitim Şurası’nda alınan tavsiye kararlar ve Osmanlıca tartışmaları ile ilgili açıklamalarda bulundu. Osmanlıca Türkçesi’nin, sosyal bilimler liselerinde 8 senedir zorunlu olarak okutulduğunu vurgulayan Avcı,  Anadolu imam hatip liselerinde zorunlu okutulması ve diğer liselerde de seçmeli olması yönünde 19. Milli Eğitim Şurası’nda alınan tavsiye kararlarla ilgili, “1928’den önce yayımlanmış kitaplar biliyorsunuz Osmanlı Türkçesi ile yazılıyordu. Öğrencilerimiz 1928’den önce yazılan kitapları da okuyabilsinler diye düşündük, derdimiz bu. Şurada 185 önemli tavsiye karar alındı,  fakat Osmanlı Türkçesi’nin gölgesinde kaldı” dedi. Bakan Avcı’nın açıklamalarından satır başladı şöyle:

Milli Eğitim Şurası, 4 yılda bir yapılır. Gündem konuları önceden belirlenir. 19. Milli Eğitim Şurası’nda da 4 gündem maddesi vardı. Öğretmen niteliğinin arttırılması, yönetici niteliğinin arttırılması, okul güvenliği ve ders çizelgeleri. Bunlarla ilgili dört komisyon kuruldu, daha önce de illerde mini şuralar düzenlenerek oralarda konuşulan düşünceler, eleştiriler gözönüne alınarak komisyonlarda tartışıldı. Daha sonra Şura Genel Kurulu’na getirildi ve komisyonlarda 179 konuda tavsiye kararı alındı, bu sayı genel kurulda 185’e çıktı. Kabul edilen tavsiye kararların sayısı 185 oldu.

Eksik bilgilerle tartışıldı

Bunların içinde 2-3 tanesi biraz da eksik bilgilerle kamuoyunda tartışıldı, tartışılıyor. Ama 185 tane şura kararımız var. okul güvenliği, öğretmen niteliğinin arttırılması, öğretmenlerin özlük haklarında iyileştirilmeler yapılması, okul güvenliğinin A’dan Z’ye elden geçirilmesi, ders çizelgelerinde çok farklı ders çizelgeleri, müzik ve sanat derslerinin, fen bilgisi derslerinin nasıl işlenmesi gerektiği konusu da şurada konuşulup tartışıldığı halde, Osmanlı Türkçesi, yalan yanlış bilgilerle tartışıldı.

10 öğrenci istiyorsa seçmeli okutuluyor

Bir kere şunun bilinmesi gerekiyor. Bizim sosyal bilimler liselerimiz var, 10 senedir. Osmanlıca dersi de bu liselerimizin 10, 11 ve 12’nci sınıflarında 8 seneden beri zaten zorunlu okutuluyor. Şurada alınan tavsiye karar şudur, bu derslerin Anadolu imam hatip liselerinde de zorunlu olması. Diğer liselerde de zaten bu dersler seçimlik olarak vardı, bugüne kadar uygulanıyordu. 10 öğrenci biraraya gelip, biz Osmanlıca Türkçesi öğrenmek istiyoruz diyorsa, okulun altyapısı yeterli ise bu ders okutuluyordu.

İmam hatiplerde de bütün dersler okutuluyor

İmam hatip liselerimiz de ortaokullarımız da, normal ortaokul ve lise programlarını uygulayan okullarımızdır. Bütün dersler bu okullarda okutulur. Bunun üzerine bir de ayrıca dini bilgiler dersleri var. Bunlar da yine giriş dersleri olarak okutuluyor. Bu okullarımız sanki sadece dini eğitim yapan, ve sadece imam ve hatip yetiştiren okullarımızmış gibi algılanıyor hala.

Bu öğrencilerimiz zaten Kuran dersleriyle alfabeye aşinalık kazanmış oluyorlar. Osmanlı Türkçesi, 1928’den önceki alfabe ile konuştuğumuz, metinlerin yayımlandığı bir dil. Bizim modern klasikler diyebileceğimiz yazar ve düşünürlerimizin çalışmaları zaten bu alfabe ile yayımlanıyordu. Sosyal bilimler liselerinde de, öğrencilerin bunları okuyabileceği kadar ders veriliyordu.

Dört işlemi bilmek, diferansiyeli anlamayı gerektirmiyor

Bu işin uzmanı olduğunu söyleyen kişiler televizyonlara çıkıp, “Bunları mı okutacaksınız” diye ağır eleştirilerde bulunuyor. Bu yanlış. Nasıl  dört işlemi bilmek matematikte diferansiyeli anlamayı gerektirmiyorsa, biz de bu öğrenciler1928’den itibaren yayımlanmış olan kitaplardan bazılarını Osmanlı Türkçesi ile de okuyabilsinler dedik, derdimiz bu. Daha sonrasını öğrenci isterse daha ileride yapabilir.  İstanbul’da Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler Lisesi, 8 senedir osmanlı Türkçesi okutuyor. Sakarya’da Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisemiz,  Ankara’da Mehmet Kaplan Sosyal Bilimler Lisemiz var. Oraya gitsinler, görürler meseleyi.

Öğretmen niteliğinin geliştirilmesi konusu tartışılsın isterdim

En çok öğretmen niteliğinin geliştirilmesi ve okul güvenliği konusunun tartışılmasını isterdim. Okul güvenliğinde sadece fiziki güvenlik değil, okullarımızın çevresinde çok ciddi bir uyuşturucu sorunu var. Biz birkaç bakanlıktan oluşan bir koordinasyon kurulu oluşturduk, toplantılar yaptık, narkotimler uygulaması buradan çıktı. Okul çevresi diye bir kavram geliştirdik. Nasıl ki askeri bölge varsa, okul çevresinde de birtakım işlerin yapılmaması yönünde görüşler geliştirdik. Bunlar da konuşuldu şurada. Osmanlıca Türkçesi de konuşulsun,  tartışılsın ama diğerlerini gölgeleyecek kadar olması doğru değil.

İki öğretmenden birini biz atadık

Biliyorsunuz bizim 852 bin öğretmenimiz var. Yarıdan fazlasını biz atadık. Şu anda görev yapan iki öğretmenden en az biri bizim dönemimizde atandı. Geçmişte bu atamaların nasıl olduğunu, hızlandırılmış eğitim adı altında, çok kısa süreli eğitim almış adayların nasıl öğretmen yapıldığını biliyoruz. Bizim öyle değil. Biz KPSS ile çok sayıda öğretmen atadık. Geçen sene 50 bin atadık, şubat ayında 15 bin atama yapacağız. 400 engelli öğretmenimizi görevlendirdik. Biz öğretmen atamalarını branşlara, ihtiyaçlara göre planlayıp adil bir şekilde yapıyoruz. Öğretmenlerimizin özlük haklarında çok ciddi gelişmeler oldu, 2002 maaşları ile bugünkü maaşlar karşılaştırıldığında bu farklar görülecektir.

Takviye kurs ücretleri arttı

Dershanelerin dönüşümü sürecinde takviye kursları açacağız dedik ve başladı. 100 binin üzerinde öğretmenimiz çok düşük bir ek ders ücreti olmasına rağmen, bazı yerlerde öğretmenlerin dolmuş parasına yetmeyecek ücrete, büyük bir fedakarlıkla bu işe sahip çıktılar. Biz de onların  masrafını bir ölçüde hafifletmek için iki katına çıkarmaya çalıştık. 10 lira olan şeyi 20 liraya çıkardık. Parasal karşılığını veremesek bile hizmet karşılığı olarak bir şekilde değerlendireceğiz onların bu özverisini.

Kaynak Hürriyeteğitim

> Bakan Avcı’dan Osmanlıca dersi açıklaması

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, ‘liselerde Osmanlıca dersi’ ile ilgili yeni bir açıklama yaptı. Bakan Avcı, “1928’den önce yayımlanan eserler Osmanlıca Türkçesi ile yazılıyordu. Biz, öğrencilerimiz bu eserleri de okuyabilsinler dedik, derdimiz bu” diye konuştu.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, katıldığı bir televizyon programında 19. Milli Eğitim Şurası’nda alınan tavsiye kararlar ve Osmanlıca tartışmaları ile ilgili açıklamalarda bulundu. Osmanlıca Türkçesi’nin, sosyal bilimler liselerinde 8 senedir zorunlu olarak okutulduğunu vurgulayan Avcı,  Anadolu imam hatip liselerinde zorunlu okutulması ve diğer liselerde de seçmeli olması yönünde 19. Milli Eğitim Şurası’nda alınan tavsiye kararlarla ilgili, “1928’den önce yayımlanmış kitaplar biliyorsunuz Osmanlı Türkçesi ile yazılıyordu. Öğrencilerimiz 1928’den önce yazılan kitapları da okuyabilsinler diye düşündük, derdimiz bu. Şurada 185 önemli tavsiye karar alındı,  fakat Osmanlı Türkçesi’nin gölgesinde kaldı” dedi. Bakan Avcı’nın açıklamalarından satır başladı şöyle:

Milli Eğitim Şurası, 4 yılda bir yapılır. Gündem konuları önceden belirlenir. 19. Milli Eğitim Şurası’nda da 4 gündem maddesi vardı. Öğretmen niteliğinin arttırılması, yönetici niteliğinin arttırılması, okul güvenliği ve ders çizelgeleri. Bunlarla ilgili dört komisyon kuruldu, daha önce de illerde mini şuralar düzenlenerek oralarda konuşulan düşünceler, eleştiriler gözönüne alınarak komisyonlarda tartışıldı. Daha sonra Şura Genel Kurulu’na getirildi ve komisyonlarda 179 konuda tavsiye kararı alındı, bu sayı genel kurulda 185’e çıktı. Kabul edilen tavsiye kararların sayısı 185 oldu.

Eksik bilgilerle tartışıldı

Bunların içinde 2-3 tanesi biraz da eksik bilgilerle kamuoyunda tartışıldı, tartışılıyor. Ama 185 tane şura kararımız var. okul güvenliği, öğretmen niteliğinin arttırılması, öğretmenlerin özlük haklarında iyileştirilmeler yapılması, okul güvenliğinin A’dan Z’ye elden geçirilmesi, ders çizelgelerinde çok farklı ders çizelgeleri, müzik ve sanat derslerinin, fen bilgisi derslerinin nasıl işlenmesi gerektiği konusu da şurada konuşulup tartışıldığı halde, Osmanlı Türkçesi, yalan yanlış bilgilerle tartışıldı.

10 öğrenci istiyorsa seçmeli okutuluyor

Bir kere şunun bilinmesi gerekiyor. Bizim sosyal bilimler liselerimiz var, 10 senedir. Osmanlıca dersi de bu liselerimizin 10, 11 ve 12’nci sınıflarında 8 seneden beri zaten zorunlu okutuluyor. Şurada alınan tavsiye karar şudur, bu derslerin Anadolu imam hatip liselerinde de zorunlu olması. Diğer liselerde de zaten bu dersler seçimlik olarak vardı, bugüne kadar uygulanıyordu. 10 öğrenci biraraya gelip, biz Osmanlıca Türkçesi öğrenmek istiyoruz diyorsa, okulun altyapısı yeterli ise bu ders okutuluyordu.

İmam hatiplerde de bütün dersler okutuluyor

İmam hatip liselerimiz de ortaokullarımız da, normal ortaokul ve lise programlarını uygulayan okullarımızdır. Bütün dersler bu okullarda okutulur. Bunun üzerine bir de ayrıca dini bilgiler dersleri var. Bunlar da yine giriş dersleri olarak okutuluyor. Bu okullarımız sanki sadece dini eğitim yapan, ve sadece imam ve hatip yetiştiren okullarımızmış gibi algılanıyor hala.

Bu öğrencilerimiz zaten Kuran dersleriyle alfabeye aşinalık kazanmış oluyorlar. Osmanlı Türkçesi, 1928’den önceki alfabe ile konuştuğumuz, metinlerin yayımlandığı bir dil. Bizim modern klasikler diyebileceğimiz yazar ve düşünürlerimizin çalışmaları zaten bu alfabe ile yayımlanıyordu. Sosyal bilimler liselerinde de, öğrencilerin bunları okuyabileceği kadar ders veriliyordu.

Dört işlemi bilmek, diferansiyeli anlamayı gerektirmiyor

Bu işin uzmanı olduğunu söyleyen kişiler televizyonlara çıkıp, “Bunları mı okutacaksınız” diye ağır eleştirilerde bulunuyor. Bu yanlış. Nasıl  dört işlemi bilmek matematikte diferansiyeli anlamayı gerektirmiyorsa, biz de bu öğrenciler1928’den itibaren yayımlanmış olan kitaplardan bazılarını Osmanlı Türkçesi ile de okuyabilsinler dedik, derdimiz bu. Daha sonrasını öğrenci isterse daha ileride yapabilir.  İstanbul’da Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler Lisesi, 8 senedir osmanlı Türkçesi okutuyor. Sakarya’da Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisemiz,  Ankara’da Mehmet Kaplan Sosyal Bilimler Lisemiz var. Oraya gitsinler, görürler meseleyi.

Öğretmen niteliğinin geliştirilmesi konusu tartışılsın isterdim

En çok öğretmen niteliğinin geliştirilmesi ve okul güvenliği konusunun tartışılmasını isterdim. Okul güvenliğinde sadece fiziki güvenlik değil, okullarımızın çevresinde çok ciddi bir uyuşturucu sorunu var. Biz birkaç bakanlıktan oluşan bir koordinasyon kurulu oluşturduk, toplantılar yaptık, narkotimler uygulaması buradan çıktı. Okul çevresi diye bir kavram geliştirdik. Nasıl ki askeri bölge varsa, okul çevresinde de birtakım işlerin yapılmaması yönünde görüşler geliştirdik. Bunlar da konuşuldu şurada. Osmanlıca Türkçesi de konuşulsun,  tartışılsın ama diğerlerini gölgeleyecek kadar olması doğru değil.

İki öğretmenden birini biz atadık

Biliyorsunuz bizim 852 bin öğretmenimiz var. Yarıdan fazlasını biz atadık. Şu anda görev yapan iki öğretmenden en az biri bizim dönemimizde atandı. Geçmişte bu atamaların nasıl olduğunu, hızlandırılmış eğitim adı altında, çok kısa süreli eğitim almış adayların nasıl öğretmen yapıldığını biliyoruz. Bizim öyle değil. Biz KPSS ile çok sayıda öğretmen atadık. Geçen sene 50 bin atadık, şubat ayında 15 bin atama yapacağız. 400 engelli öğretmenimizi görevlendirdik. Biz öğretmen atamalarını branşlara, ihtiyaçlara göre planlayıp adil bir şekilde yapıyoruz. Öğretmenlerimizin özlük haklarında çok ciddi gelişmeler oldu, 2002 maaşları ile bugünkü maaşlar karşılaştırıldığında bu farklar görülecektir.

Takviye kurs ücretleri arttı

Dershanelerin dönüşümü sürecinde takviye kursları açacağız dedik ve başladı. 100 binin üzerinde öğretmenimiz çok düşük bir ek ders ücreti olmasına rağmen, bazı yerlerde öğretmenlerin dolmuş parasına yetmeyecek ücrete, büyük bir fedakarlıkla bu işe sahip çıktılar. Biz de onların  masrafını bir ölçüde hafifletmek için iki katına çıkarmaya çalıştık. 10 lira olan şeyi 20 liraya çıkardık. Parasal karşılığını veremesek bile hizmet karşılığı olarak bir şekilde değerlendireceğiz onların bu özverisini.

Kaynak Hürriyeteğitim

Son Güncelleme: Çarşamba, 17 Aralık 2014 15:47

Gösterim: 1643

Dilbilim Derneği, 19. Milli Eğitim Şurası’nda Osmanlıca’nın zorunlu ders olarak okutulması kararına tepki gösterdi

Dilbilim Derneği, 19. Milli Eğitim Şurası’nda Osmanlıca’nın zorunlu ders olarak okutulması yönünde alınan kararı eleştirdi. Dernek tarafından yapılan yazılı açıklamada, "Osmanlı Türkçesi" adlı dersin zorunlu bir ders olarak liselerde okutulmasına ilişkin ileri sürülen savların sağlam temellere oturmadığı, yazı sistemini değiştiren birçok toplumda görüldüğü gibi, metinlerin uzmanlar tarafından Latin harflerine aktarılmasına devam edilmesi, Osmanlıca metinlerin toplumun tüm bireyleri tarafından erişilebilirliğini sağlayacağı, ancak siyasi iktidarın hedefinin bu olmadığı, iktidarın hedefinin Cumhuriyet’in aydınlanmacı kazanımlarına yönelik bir saldırı olduğu, Harf Devrimine ve Dil Devrimine karşı zemin hazırlanmak istendiğinin görüldüğü ifade edildi. Açıklamada şu ifadeler yer aldı;

Geçen yıl, "Osmanlı Türkçesi" adlı dersin Sosyal Bilimler Liselerinde zorunlu, diğer tüm liselerde de seçmeli olarak okutulmasına yönelik alınan karardan bir yıl sonra, 19. Milli Eğitim Şurasında bu kez, söz konusu dersin zorunlu ders olarak, Sosyal Bilimler Liselerinin yanı sıra Anadolu İmam Hatip Liselerinde de öğretim programlarına alınması önerisi getirilmiştir. Şura sonunda yapılan açıklamalardan, ileriki dönemlerde bu dersin tüm liselerde zorunlu ders olarak okutulmasından yana bir tavır olduğu da anlaşılmaktadır. Dil konusunda çalışan akademisyenler olarak, tümüyle bilimsel kaygılarla, söz konusu gelişmelerden endişe duymaktayız.

Tarihsel olarak “Lisân-ı Osmânî” ya da “Lisân-ı Türkî” olarak da adlandırılan, özellikle XVI. yüzyıldan sonra edebiyatta, tarih yazıcılığında, dini konularda ve resmi yazışmalarda kullanılan Osmanlıca, Türkçe, Arapça ve Farsçanın dilbilgisel özelliklerini içeren karma bir dildi. Oysa aynı süreçte halk, Karacaoğlan gibi halk ozanlarının şiirlerinde de görülebileceği gibi, bugünkü dilimize çok yakın olan bir Türkçe kullanmaktaydı ve bu durum, Türkçede ikideğişkeli (diglosik) bir görünümün ortaya çıkmasına neden olmuştu. Dil Devrimiyle birlikte toplumdaki bu ikideğişkeli durum sona erdirildi ve halkın kullandığı değişke, yani Türkçe, hem yazı hem konuşma dilinde egemen konuma ulaştı. Bugün, “Osmanlıca” olarak adlandırılan dille kastedilen, yalnızca “Türkçenin Arap harfleriyle yazılışı” değil, Türkçenin belli bir dönemdeki bir değişkesini ifade etmektedir. Bu açıdan da Arap harflerini bilmek, Osmanlıca metinleri okuyabilmek anlamına gelmemektedir.

“Dedesinin mezar taşını okuyamayan bir nesil yetiştirdik” savına dayanarak, Arap yazı sisteminin öğretilmesiyle Osmanlıca yazılmış metinlerin anlaşılıp çözümlenmesi mümkün değildir. Milli Eğitim Bakanlığının öğretmenlik alanlarına ilişkin çizelgesinde, İlahiyat Fakültesi, İlahiyat Bilimleri Fakültesi, Uluslararası İslam ve Din Bilimleri Fakültesi, Dini İlimler Fakültesi, İslami İlimler Fakültesi mezunlarının bu dersi verebileceği öngörülmektedir. Buradan da anlaşılmaktadır ki Milli Eğitim Bakanlığı tarafından "Osmanlı Türkçesi" adlı ders, Arap harflerinin öğretilmesi sığlığında ele alınmaktadır. Ancak yukarıda da belirtildiği gibi, Osmanlıca üç dilin özelliklerini içeren karma bir dildir. Bundan dolayı da Arap harflerini bilmek metinlerin okunabileceği anlamına gelmemektedir. Bu konuda Türk Dili ve Edebiyatı Bölümlerinde uzman yetiştirilmektedir.

Osmanlı arşivlerinin bulunduğu Sultanahmet'teki 400 yıllık tarihi binanın otele çevrilmesi sonucu Osmanlı dönemi arşivlerinin dere yatağında bulunan Kağıthane'deki rutubetli binada çürümeye terk edildiği gerçeğiyle karşı karşıya kaldığımız bu dönemde, "Osmanlı Türkçesi" adlı dersin zorunlu bir ders olarak liselerde okutulmasına ilişkin ileri sürülen savlar sağlam temellere oturmamaktadır. Yazı sistemini değiştiren birçok toplumda görüldüğü gibi, metinlerin uzmanlar tarafından Latin harflerine aktarılmasına devam edilmesi, Osmanlıca metinlerin toplumun tüm bireyleri tarafından erişilebilirliğini sağlayacaktır. Ancak siyasi iktidarın hedefinin bu olmadığı, iktidarın hedefinin Cumhuriyet’in aydınlanmacı kazanımlarına yönelik bir saldırı olduğu, Harf Devrimine ve Dil Devrimine karşı zemin hazırlanmak istendiği görülmektedir.

> Osmanlıca dersine bir tepki de Dilbilim Derneği’nden

Dilbilim Derneği, 19. Milli Eğitim Şurası’nda Osmanlıca’nın zorunlu ders olarak okutulması kararına tepki gösterdi

Dilbilim Derneği, 19. Milli Eğitim Şurası’nda Osmanlıca’nın zorunlu ders olarak okutulması yönünde alınan kararı eleştirdi. Dernek tarafından yapılan yazılı açıklamada, "Osmanlı Türkçesi" adlı dersin zorunlu bir ders olarak liselerde okutulmasına ilişkin ileri sürülen savların sağlam temellere oturmadığı, yazı sistemini değiştiren birçok toplumda görüldüğü gibi, metinlerin uzmanlar tarafından Latin harflerine aktarılmasına devam edilmesi, Osmanlıca metinlerin toplumun tüm bireyleri tarafından erişilebilirliğini sağlayacağı, ancak siyasi iktidarın hedefinin bu olmadığı, iktidarın hedefinin Cumhuriyet’in aydınlanmacı kazanımlarına yönelik bir saldırı olduğu, Harf Devrimine ve Dil Devrimine karşı zemin hazırlanmak istendiğinin görüldüğü ifade edildi. Açıklamada şu ifadeler yer aldı;

Geçen yıl, "Osmanlı Türkçesi" adlı dersin Sosyal Bilimler Liselerinde zorunlu, diğer tüm liselerde de seçmeli olarak okutulmasına yönelik alınan karardan bir yıl sonra, 19. Milli Eğitim Şurasında bu kez, söz konusu dersin zorunlu ders olarak, Sosyal Bilimler Liselerinin yanı sıra Anadolu İmam Hatip Liselerinde de öğretim programlarına alınması önerisi getirilmiştir. Şura sonunda yapılan açıklamalardan, ileriki dönemlerde bu dersin tüm liselerde zorunlu ders olarak okutulmasından yana bir tavır olduğu da anlaşılmaktadır. Dil konusunda çalışan akademisyenler olarak, tümüyle bilimsel kaygılarla, söz konusu gelişmelerden endişe duymaktayız.

Tarihsel olarak “Lisân-ı Osmânî” ya da “Lisân-ı Türkî” olarak da adlandırılan, özellikle XVI. yüzyıldan sonra edebiyatta, tarih yazıcılığında, dini konularda ve resmi yazışmalarda kullanılan Osmanlıca, Türkçe, Arapça ve Farsçanın dilbilgisel özelliklerini içeren karma bir dildi. Oysa aynı süreçte halk, Karacaoğlan gibi halk ozanlarının şiirlerinde de görülebileceği gibi, bugünkü dilimize çok yakın olan bir Türkçe kullanmaktaydı ve bu durum, Türkçede ikideğişkeli (diglosik) bir görünümün ortaya çıkmasına neden olmuştu. Dil Devrimiyle birlikte toplumdaki bu ikideğişkeli durum sona erdirildi ve halkın kullandığı değişke, yani Türkçe, hem yazı hem konuşma dilinde egemen konuma ulaştı. Bugün, “Osmanlıca” olarak adlandırılan dille kastedilen, yalnızca “Türkçenin Arap harfleriyle yazılışı” değil, Türkçenin belli bir dönemdeki bir değişkesini ifade etmektedir. Bu açıdan da Arap harflerini bilmek, Osmanlıca metinleri okuyabilmek anlamına gelmemektedir.

“Dedesinin mezar taşını okuyamayan bir nesil yetiştirdik” savına dayanarak, Arap yazı sisteminin öğretilmesiyle Osmanlıca yazılmış metinlerin anlaşılıp çözümlenmesi mümkün değildir. Milli Eğitim Bakanlığının öğretmenlik alanlarına ilişkin çizelgesinde, İlahiyat Fakültesi, İlahiyat Bilimleri Fakültesi, Uluslararası İslam ve Din Bilimleri Fakültesi, Dini İlimler Fakültesi, İslami İlimler Fakültesi mezunlarının bu dersi verebileceği öngörülmektedir. Buradan da anlaşılmaktadır ki Milli Eğitim Bakanlığı tarafından "Osmanlı Türkçesi" adlı ders, Arap harflerinin öğretilmesi sığlığında ele alınmaktadır. Ancak yukarıda da belirtildiği gibi, Osmanlıca üç dilin özelliklerini içeren karma bir dildir. Bundan dolayı da Arap harflerini bilmek metinlerin okunabileceği anlamına gelmemektedir. Bu konuda Türk Dili ve Edebiyatı Bölümlerinde uzman yetiştirilmektedir.

Osmanlı arşivlerinin bulunduğu Sultanahmet'teki 400 yıllık tarihi binanın otele çevrilmesi sonucu Osmanlı dönemi arşivlerinin dere yatağında bulunan Kağıthane'deki rutubetli binada çürümeye terk edildiği gerçeğiyle karşı karşıya kaldığımız bu dönemde, "Osmanlı Türkçesi" adlı dersin zorunlu bir ders olarak liselerde okutulmasına ilişkin ileri sürülen savlar sağlam temellere oturmamaktadır. Yazı sistemini değiştiren birçok toplumda görüldüğü gibi, metinlerin uzmanlar tarafından Latin harflerine aktarılmasına devam edilmesi, Osmanlıca metinlerin toplumun tüm bireyleri tarafından erişilebilirliğini sağlayacaktır. Ancak siyasi iktidarın hedefinin bu olmadığı, iktidarın hedefinin Cumhuriyet’in aydınlanmacı kazanımlarına yönelik bir saldırı olduğu, Harf Devrimine ve Dil Devrimine karşı zemin hazırlanmak istendiği görülmektedir.

Son Güncelleme: Salı, 16 Aralık 2014 18:14

Gösterim: 1390


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.