Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Intel Teknoloji Konferansı’na Nesnelerin İnterneti Uygulamaları, Bilgisayar Dünyasında Devrim Yaratan Yenilikler ve Giyilebilir Teknolojiler damgasını vurdu.

burak_aydin_intelTürkiye’nin en büyük teknoloji etkinliklerinden biri olan Intel Teknoloji Konferansı, İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlendi. T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ile Intel Türkiye, Orta Doğu, Afrika Bölge Başkanı Çiğdem Ertem’in açılış konuşmalarını gerçekleştirdiği etkinlikte, Vodafone Türkiye CEO’su Gökhan Öğüt, konuşmacı olarak yer aldı. Intel teknolojisi ile akıllanan BMW i8 ile sahneye çıkan Burak Aydın, Nesnelerin İnterneti uygulamalarının hayatlarımızda yaratacağı tsunami etkisinden bahsederek heyecan uyandıran bir geleceğe doğru hızla ilerlediğimizi örnekleriyle aktardı. Ezra + Tuba tarafından tasarlanan ve Intel teknolojisiyle geliştirilen Kelebek Elbise ise “Yarından Sonra” temalı etkinliğe renk kattı.

Teknoloji lideri Intel, ‘Yarından Sonra’ temasıyla 18 Şubat 2016, Perşembe günü Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirdiği Intel Teknoloji Konferansı’nda dünyayı şekillendirecek gelecek teknolojilerin örneklerini sergiledi.

Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık Yeni teknolojileri ülkemize getirmek için var güçleriyle çalıştıklarını belirterek şunları söyledi: “Nanoteknoloji ve biyoteknoloji strateji hazırlıklarımızı tamamladık ve en kısa sürede uygulamaya başlayacağız. Nesnelerin Interneti ve bulut bilişim alanlarında da çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ar-Ge gelişmelerinde geldiğimiz seviyeyi Türkiye’nin taşıdığı potansiyel açısından yeterli bulmuyor ve artırmak istiyoruz. Intel gibi dünya devleri gelip Türkiye’de Ar-Ge merkezleri açıyorlar. Bu anlamda diğer şirketlere de Intel’in örnek olmasını umuyoruz. Biz de şirketleri desteklemek konusunda çabalarımızı artırıyoruz. AR-GE reform paketiyle 2002 yılında 2 olan teknoloji geliştirme bölge sayısını 63’e çıkardık. Şimdi AR-GE reform paketiyle teknopark dönemini büyük bir heyecanla başlatıyoruz.”

Nesnelerin İnterneti Çağında Fırsatlar Dezavantajlardan Daha Çok

‘Yarından Sonra Teknoloji’ başlıklı konuşmasında global ve yerel ekonomik dinamikleri ve dünyayı şekillendirecek gelecek teknoloji trendlerini aktaran Intel Türkiye Genel Müdürü Burak Aydın, “Dünyada üç endüstriyel devrim, iş yapış tarzımızı geri dönülemez şekilde değiştirdi. Buharlı makineler, seri üretim ve internet teknolojisi ile yaşamlarımız adım adım farklılaştı. Bugün ise Nesnelerin İnterneti teknolojileri dördüncü devrim tanımını fazlasıyla hak ediyor. Daha verimli, daha hızlı, daha eğlenceli bir yaşam bizi bekliyor. Tüm sektörler bu dijital dönüşümden etkileniyor, iş hayatımız kökten değişiyor. Çok yakın gelecekte üretim alanlarında belki de yüzde 70 makinaların yüzde 30 insanların olduğu bir ortam bizi bekliyor olacak. Ancak bu değişim, yaratıcı beyinler ve geleceğin teknolojilerine hükmetmek isteyenler için pek çok fırsatı da içinde barındırıyor. Bu dönemde veriyi iyi okuyan ve bundan değer yaratanlar yepyeni bir geleceği birlikte oluşturacaklar” dedi.

Yeni teknolojilerin kullanılmasıyla artacak verimliliğe ve oluşacak tasarruf oranına dikkat çeken Aydın “Ülke olarak enerjiye senede 17 milyar dolar harcıyoruz. Enerji yönetim sistemlerini kullansak 1,5 milyar dolar cebimizde kalacak. Örneğin insanlar sadece akıllı termostat kullandıklarında yüzde 2-3 oranında enerji tasarrufunda bulunacak. Türkiye gibi enerjiyi dışarıdan alan bir ülke için bunları yapmak çok önemli” dedi.

Kullandığımız bilgisayarların da hızla değiştiğini, daha akıllı hale geldiğini ve bizler için düşünüp, bizler için duyup göreceğini belirten Aydın “Verinin başrolde olduğu bu gelecekte güvenlik de git gide daha fazla ön plana çıkıyor. Biz Intel olarak bu trendi 10 sene önce gördük. Bugün Intel Security ile her biri alanında lider, kendi aralarında iletişim kurabilen hızlı ve akıllı çözümler sunuyor, bugünün ve yarının teknolojilerini koruyoruz.” şeklinde konuştu.

intel_teknoloji_konferansGeleceğin Teknolojileri Türkiye’de Tasarlanıyor

İstanbul’da 2014 yılında açılan Intel Ar-Ge Merkezi’nde, giyilebilir teknolojiler ve Nesnelerin İnterneti uygulamalarına yönelik çözümler geliştirdiklerini aktaran Burak Aydın, “Türkiye’nin kendi fikri mülkiyet projelerini üretmesini ve ülkemizin patent sayısını artırmayı hedefliyoruz. Ar-Ge merkezimizin açılmasından bu yana 5. Uluslararası patent başvurumuzu da geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdik, 7 başvurunun da yolda olduğunu söyleyebilirim. Bu bizim ve ülkemiz açısından gurur verici. Örneğin en son geliştirdiğimiz Adaptif Öğrenme Platformu’nun başarısı Türkiye sınırlarını aştı. “Sanal Öğretmen” olarak da bilinen proje, Harvard’lı Profesörlerden oluşan, teknolojiyle eğitimi birleştiren çalışmalarıyla dünya çapında ünlü CAST organizasyonunun da dikkatini çekti. Intel ve CAST, gerçekleştirdikleri işbirliği kapsamında Intel’in gelişmiş teknolojisi ve CAST’ın eğitim alanındaki tecrübesini birleştirerek projeyi yeni bir boyuta taşıyacak.

Kelebek Elbise’den büyük başarı

Uluslararası alanda elde ettiğimiz bir başka başarı ise yenilikçi moda tasarımcıları Ezra + Tuba tarafından Intel Türkiye Ar-Ge Merkezi işbirliği ile tasarlanan Intel Edison platformu ile akıllı hale getirilen ‘Kelebek Elbise’ oldu. Bu elbise, Intel’in tüm dünyada yürüttüğü bir reklam kampanyasının yüzü seçildi ve Türk tasarımcılarının ve mühendislerinin gücünü bir anlamda kanıtlamış ve tüm dünyaya göstermiş oldu.


> Intel Teknoloji Konferansı ‘Yarından Sonra’ya ışık tuttu

Intel Teknoloji Konferansı’na Nesnelerin İnterneti Uygulamaları, Bilgisayar Dünyasında Devrim Yaratan Yenilikler ve Giyilebilir Teknolojiler damgasını vurdu.

burak_aydin_intelTürkiye’nin en büyük teknoloji etkinliklerinden biri olan Intel Teknoloji Konferansı, İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlendi. T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ile Intel Türkiye, Orta Doğu, Afrika Bölge Başkanı Çiğdem Ertem’in açılış konuşmalarını gerçekleştirdiği etkinlikte, Vodafone Türkiye CEO’su Gökhan Öğüt, konuşmacı olarak yer aldı. Intel teknolojisi ile akıllanan BMW i8 ile sahneye çıkan Burak Aydın, Nesnelerin İnterneti uygulamalarının hayatlarımızda yaratacağı tsunami etkisinden bahsederek heyecan uyandıran bir geleceğe doğru hızla ilerlediğimizi örnekleriyle aktardı. Ezra + Tuba tarafından tasarlanan ve Intel teknolojisiyle geliştirilen Kelebek Elbise ise “Yarından Sonra” temalı etkinliğe renk kattı.

Teknoloji lideri Intel, ‘Yarından Sonra’ temasıyla 18 Şubat 2016, Perşembe günü Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirdiği Intel Teknoloji Konferansı’nda dünyayı şekillendirecek gelecek teknolojilerin örneklerini sergiledi.

Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık Yeni teknolojileri ülkemize getirmek için var güçleriyle çalıştıklarını belirterek şunları söyledi: “Nanoteknoloji ve biyoteknoloji strateji hazırlıklarımızı tamamladık ve en kısa sürede uygulamaya başlayacağız. Nesnelerin Interneti ve bulut bilişim alanlarında da çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ar-Ge gelişmelerinde geldiğimiz seviyeyi Türkiye’nin taşıdığı potansiyel açısından yeterli bulmuyor ve artırmak istiyoruz. Intel gibi dünya devleri gelip Türkiye’de Ar-Ge merkezleri açıyorlar. Bu anlamda diğer şirketlere de Intel’in örnek olmasını umuyoruz. Biz de şirketleri desteklemek konusunda çabalarımızı artırıyoruz. AR-GE reform paketiyle 2002 yılında 2 olan teknoloji geliştirme bölge sayısını 63’e çıkardık. Şimdi AR-GE reform paketiyle teknopark dönemini büyük bir heyecanla başlatıyoruz.”

Nesnelerin İnterneti Çağında Fırsatlar Dezavantajlardan Daha Çok

‘Yarından Sonra Teknoloji’ başlıklı konuşmasında global ve yerel ekonomik dinamikleri ve dünyayı şekillendirecek gelecek teknoloji trendlerini aktaran Intel Türkiye Genel Müdürü Burak Aydın, “Dünyada üç endüstriyel devrim, iş yapış tarzımızı geri dönülemez şekilde değiştirdi. Buharlı makineler, seri üretim ve internet teknolojisi ile yaşamlarımız adım adım farklılaştı. Bugün ise Nesnelerin İnterneti teknolojileri dördüncü devrim tanımını fazlasıyla hak ediyor. Daha verimli, daha hızlı, daha eğlenceli bir yaşam bizi bekliyor. Tüm sektörler bu dijital dönüşümden etkileniyor, iş hayatımız kökten değişiyor. Çok yakın gelecekte üretim alanlarında belki de yüzde 70 makinaların yüzde 30 insanların olduğu bir ortam bizi bekliyor olacak. Ancak bu değişim, yaratıcı beyinler ve geleceğin teknolojilerine hükmetmek isteyenler için pek çok fırsatı da içinde barındırıyor. Bu dönemde veriyi iyi okuyan ve bundan değer yaratanlar yepyeni bir geleceği birlikte oluşturacaklar” dedi.

Yeni teknolojilerin kullanılmasıyla artacak verimliliğe ve oluşacak tasarruf oranına dikkat çeken Aydın “Ülke olarak enerjiye senede 17 milyar dolar harcıyoruz. Enerji yönetim sistemlerini kullansak 1,5 milyar dolar cebimizde kalacak. Örneğin insanlar sadece akıllı termostat kullandıklarında yüzde 2-3 oranında enerji tasarrufunda bulunacak. Türkiye gibi enerjiyi dışarıdan alan bir ülke için bunları yapmak çok önemli” dedi.

Kullandığımız bilgisayarların da hızla değiştiğini, daha akıllı hale geldiğini ve bizler için düşünüp, bizler için duyup göreceğini belirten Aydın “Verinin başrolde olduğu bu gelecekte güvenlik de git gide daha fazla ön plana çıkıyor. Biz Intel olarak bu trendi 10 sene önce gördük. Bugün Intel Security ile her biri alanında lider, kendi aralarında iletişim kurabilen hızlı ve akıllı çözümler sunuyor, bugünün ve yarının teknolojilerini koruyoruz.” şeklinde konuştu.

intel_teknoloji_konferansGeleceğin Teknolojileri Türkiye’de Tasarlanıyor

İstanbul’da 2014 yılında açılan Intel Ar-Ge Merkezi’nde, giyilebilir teknolojiler ve Nesnelerin İnterneti uygulamalarına yönelik çözümler geliştirdiklerini aktaran Burak Aydın, “Türkiye’nin kendi fikri mülkiyet projelerini üretmesini ve ülkemizin patent sayısını artırmayı hedefliyoruz. Ar-Ge merkezimizin açılmasından bu yana 5. Uluslararası patent başvurumuzu da geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdik, 7 başvurunun da yolda olduğunu söyleyebilirim. Bu bizim ve ülkemiz açısından gurur verici. Örneğin en son geliştirdiğimiz Adaptif Öğrenme Platformu’nun başarısı Türkiye sınırlarını aştı. “Sanal Öğretmen” olarak da bilinen proje, Harvard’lı Profesörlerden oluşan, teknolojiyle eğitimi birleştiren çalışmalarıyla dünya çapında ünlü CAST organizasyonunun da dikkatini çekti. Intel ve CAST, gerçekleştirdikleri işbirliği kapsamında Intel’in gelişmiş teknolojisi ve CAST’ın eğitim alanındaki tecrübesini birleştirerek projeyi yeni bir boyuta taşıyacak.

Kelebek Elbise’den büyük başarı

Uluslararası alanda elde ettiğimiz bir başka başarı ise yenilikçi moda tasarımcıları Ezra + Tuba tarafından Intel Türkiye Ar-Ge Merkezi işbirliği ile tasarlanan Intel Edison platformu ile akıllı hale getirilen ‘Kelebek Elbise’ oldu. Bu elbise, Intel’in tüm dünyada yürüttüğü bir reklam kampanyasının yüzü seçildi ve Türk tasarımcılarının ve mühendislerinin gücünü bir anlamda kanıtlamış ve tüm dünyaya göstermiş oldu.


Son Güncelleme: Perşembe, 18 Şubat 2016 15:50

Gösterim: 2238

Teknoloji devi Apple'a, iPhone 6s ve iPhone 6 Plus modellerinde bazı teknolojilerin çalıntı olduğu iddiasıyla patent davası açıldı.

 

apple_patent_davaABD'nin Kaliforniya eyaletinde bulunan teknoloji şirketi Immersion, iPhone 6telefon modellerindeki bazı yeni teknoloji uygulamaları nedeniyle Apple'a 3 ayrıpatent davası açtı. Immersion, Apple'ın iPhone 6s ve iPhone 6s Plus telefonlarında bulunan Force Touch ve 3D Touch teknolojilerinin çalıntı olduğunu iddia etti.

 

Diğer iki patent davası ise dokunsal geri bildirim olarak bilinen telefon ekranına hafif veya güçlü basmada farklı işlemler yapılabilme ve etkileşimli paylaşılmış geri bildirim teknoloji özelliklerinden dolayı açıldı.

 

Immersion'dan yapılan yazılı açıklamada, şirket CEO'su Victor Viegas'ın, "20 yıldır üzerinde çalıştığımız ve yatırım yaptığımız teknolojileri patent ihlalinden korumamız gerekiyor. Fikri mülkiyet haklarımızı güçlü bir şekilde savunmaya devam edeceğiz" ifadesine yer verildi.

 

Apple, ocak ayı sonunda açıkladığı bilançosunda, Ekim 2015-Aralık 2015 döneminde dünya genelinde 74,8 milyon iPhone satıldığını açıklamıştı. Bu miktar, iPhone'un ilk piyasaya çıktığı 2007'den beri satışlarındaki yıldan yıla en düşük artış oranı olmuştu.


> Apple'a patent davası açıldı

Teknoloji devi Apple'a, iPhone 6s ve iPhone 6 Plus modellerinde bazı teknolojilerin çalıntı olduğu iddiasıyla patent davası açıldı.

 

apple_patent_davaABD'nin Kaliforniya eyaletinde bulunan teknoloji şirketi Immersion, iPhone 6telefon modellerindeki bazı yeni teknoloji uygulamaları nedeniyle Apple'a 3 ayrıpatent davası açtı. Immersion, Apple'ın iPhone 6s ve iPhone 6s Plus telefonlarında bulunan Force Touch ve 3D Touch teknolojilerinin çalıntı olduğunu iddia etti.

 

Diğer iki patent davası ise dokunsal geri bildirim olarak bilinen telefon ekranına hafif veya güçlü basmada farklı işlemler yapılabilme ve etkileşimli paylaşılmış geri bildirim teknoloji özelliklerinden dolayı açıldı.

 

Immersion'dan yapılan yazılı açıklamada, şirket CEO'su Victor Viegas'ın, "20 yıldır üzerinde çalıştığımız ve yatırım yaptığımız teknolojileri patent ihlalinden korumamız gerekiyor. Fikri mülkiyet haklarımızı güçlü bir şekilde savunmaya devam edeceğiz" ifadesine yer verildi.

 

Apple, ocak ayı sonunda açıkladığı bilançosunda, Ekim 2015-Aralık 2015 döneminde dünya genelinde 74,8 milyon iPhone satıldığını açıklamıştı. Bu miktar, iPhone'un ilk piyasaya çıktığı 2007'den beri satışlarındaki yıldan yıla en düşük artış oranı olmuştu.


Son Güncelleme: Salı, 16 Şubat 2016 15:57

Gösterim: 2471

Pearson, dünyada 1700’li yıllardan beri Türkiye’de ise 20 yılı aşkın bir süredir eğitim sistemine hizmet veriyor.

ozhan_toktas_pearsonSon yıllardaki tüm faaliyetlerinin yayıncı olma kimliğinden öte bütünsel eğitim çözümleri sunmak üzerine olduğunu söyleyen Pearson Genel Müdürü Özhan Toktaş, Türkiye’deki çok çeşitli kurumlarla olan işbirlikleriyle bunu büyük ölçüde gerçekleştirdiklerini belirtiyor. “Eğitimde gelecek nesli, 21.yüzyılın gerekliliklerini düşünüyoruz” diyen Toktaş, çocukların, gençlerin ve her yaştan öğrenenin sadece bugün için değil, gelecek için de hazır bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamak istediklerini vurguluyor.
Pearson hakkında bilgi alabilir miyiz? Ne zamandan beridir faaliyetlerinizi sürdürüyorsunuz? O günden bugüne geldiğiniz noktayı kısaca anlatabilir misiniz?
Pearson’ı özet olarak dünyanın en büyük eğitim çözümleri şirketi olarak tanımlayabiliriz. Amacımız eğitimin her alanında geliştirdiğimiz ürün ve servislerimiz ile her yaştan kişilerin öğrenmelerine ve yaşamlarına değer katmak onların daha iyi yaşam standartlarına ulaşmalarına yardımcı olmak.
Küresel olarak baktığımızda,Pearson’ın tarihçesi farklı alanlarda faaliyet gösterdiği 1700’lere kadar uzanıyor. Tüm bu değişim ve gelişim sürecinin sonunda ise tüm yatırım ve kaynaklarını eğitim alanına odakladığı eğitim çözümleri şirketi olarak günümüze ulaşıyor. Türkiye’de ise 20 yılı aşkın süredir bir Türk şirketi olarak Türk eğitim sistemine hizmet veriyor. Son yıllardaki tüm faaliyetleri yayıncı olma kimliğinden öte bütünsel eğitim çözümleri sunmak üzerine. Türkiye’deki çok çeşitli kurumlarla olan işbirliğimiz ile bunu büyük ölçüde gerçekleştirdiğimizi düşünüyoruz.
Pearson olarak okullarla, kolejlerle, üniversitelerle, kamu kuruluşlarıyla, eğitimcilerle ve işverenlerle birlikte çalışıyorsunuz. Eğitim sektörüne yönelik ne gibi çözümler sunuyorsunuz?
Dediğim gibi, biz eğitime bütünsel yaklaşıyoruz. Müfredat geliştirmeden eğitim reformlarına, öğrenme kaynaklarından ölçme-değerlendirme, öğretmen eğitimi ve dijital dönüşüm projelerine kadar pek çok alanda, çok çeşitli çözümler sunabiliyoruz. Dinamik ve her zaman değişimin parçası olmaya odaklanan yapımızla sürekli var olanın bir adım ötesini düşünüyoruz. Eğitimde gelecek nesli, 21.yüzyılın gerekliliklerini düşünüyoruz. Çocuklarımızın, gençlerimizin ve her yaştan öğrenenin sadece bugün için değil, onun yanı sıra gelecek için de hazır bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamak istiyoruz.
TEKNOLOJİ, PEDAGOJİ VE SİSTEM/KÜLTÜR DEĞİŞİMİNDEN OLUŞAN BİR MODEL UYGULANMALI
Eğitimin geleceğinde, dijital içerik ve platform kullanımının nasıl olacağını öngörüyorsunuz?
Dijital öğrenme dendiği zaman herkes teknolojinin bir amaç değil, araç olması gerektiği konusunda hemfikir. Ama uygulamada böyle mi yapıyoruz? İşte asıl soru bu. Dijital içerikler, platformlar gerekli evet ama tek başına yeterli değil asla. Teknolojinin bize sunduğu en son araçları kullanmak çok güzel, ama önemli olan bunun öğrenme çıktılarına ne oranda dokunabildiği. Bu konuda yürüttüğümüz çok kapsamlı araştırmalar ve bunların sonucu olarak ortaya koyduğumuz modeller var. Buna çok değer veriyor ve ciddi kaynak ayırıyoruz. Bu nedenle Amerika’da Araştırma ve Inovasyon Birimimizi kurduk.
Teknoloji gerekli evet, fakat bu üç ayaklı bir sistem olmalı. Teknoloji, Pedagoji ve sistem/kültür değişiminden oluşan bir model uygulanmalı. Bu modelin sürücü koltuğuna ise pedagojiyi koymalıyız. Yani öğrenmeyi, yani öğretmenleri. Öğretmenlerimizin doğru uygulamalar konusunda yetkin kılınması çok önemli. Öğretmenlerimizin de bu yönde eğitim almaları gerekli. Herşeyin merkezinde ise öğrenen olmalı. Bu model değerli araştırmacı ve eğitimci Michael Fullan ile ortak geliştirdiğimiz “Stratosphere” modeli. Bu üç bileşenin hepsinin var olmadığı sağlıklı bir dijital dönüşümden bahsetmek çok zor.

Öğretmen eğitimi dediniz, bununla ilgili de bir çalışmanız var mı?
Evet var. Tüm bu araştırmalar ışığında “Gelecek Nesil Öğretmen Eğitimi” programını geliştirdik. Bu eğitimle her branştan öğretmenlerimizin 21.yy’ın gereklilikleri doğrultusunda daha yetkin olmalarını amaçlıyoruz. Konularımızdan biri eğitim teknolojilerinin etkin bir öğrenme aracı olarak kullanılması. Diğeri ise onları öğrencilerin 21.yy becerilerini geliştirecek şekilde eğitmeleri konusunda yetkin kılmak. Öğrencilerin yaratıcılık, eleştirel düşünce, işbirlikçi öğrenme ve kültürlerarası iletişim gibi becerilerini geliştirmemiz ve onlar henüz muhtemelen var olmayan yeni mesleklere hazırlamamız gerekiyor. Türkiye’de yaptığımız araştırmalar daha bugünden şirketlerin yeni mezunlarda bu tür becerileri aradığını gösteriyor. Son dönemlerde önemli şirketlerin üst düzey yöneticileri de sıkça benzer açıklamalar yapıyorlar aslına bakarsanız.

2015 sizin açınızdan nasıl geçti? 2016 yılı için hedefleriniz ve planlarınız nelerdir?
2015 yepyeni projelere ve işbirliklerine adım attığımız bir sene oldu. Bu anlamda çok heyecanlıyız. 2016’da da bunları ileriye taşıyarak daha yaygın hale getirmeyi ve yeni projelerle Türk eğitimine değer katmaya devam etmeyi hedefliyoruz. Öğrenme ve eğitim konusunda çok heyecanlı ve iyi anlamda tutkuluyuz.
Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?
Öğrenme Pearson’ın parçası olarak da bireysel olarak da hepimizin DNA’sında var. Bireyler, topluluklar, ülkeler, ekonomiler merak ile, öğrenme ile, eğitim ile kalkınır ve gelişir. Bizim de amacımız bunun tam kalbinde yer alabilmek...

> Özhan Toktaş: Yeni projelerle Türk eğitimine katkı sunuyoruz

Pearson, dünyada 1700’li yıllardan beri Türkiye’de ise 20 yılı aşkın bir süredir eğitim sistemine hizmet veriyor.

ozhan_toktas_pearsonSon yıllardaki tüm faaliyetlerinin yayıncı olma kimliğinden öte bütünsel eğitim çözümleri sunmak üzerine olduğunu söyleyen Pearson Genel Müdürü Özhan Toktaş, Türkiye’deki çok çeşitli kurumlarla olan işbirlikleriyle bunu büyük ölçüde gerçekleştirdiklerini belirtiyor. “Eğitimde gelecek nesli, 21.yüzyılın gerekliliklerini düşünüyoruz” diyen Toktaş, çocukların, gençlerin ve her yaştan öğrenenin sadece bugün için değil, gelecek için de hazır bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamak istediklerini vurguluyor.
Pearson hakkında bilgi alabilir miyiz? Ne zamandan beridir faaliyetlerinizi sürdürüyorsunuz? O günden bugüne geldiğiniz noktayı kısaca anlatabilir misiniz?
Pearson’ı özet olarak dünyanın en büyük eğitim çözümleri şirketi olarak tanımlayabiliriz. Amacımız eğitimin her alanında geliştirdiğimiz ürün ve servislerimiz ile her yaştan kişilerin öğrenmelerine ve yaşamlarına değer katmak onların daha iyi yaşam standartlarına ulaşmalarına yardımcı olmak.
Küresel olarak baktığımızda,Pearson’ın tarihçesi farklı alanlarda faaliyet gösterdiği 1700’lere kadar uzanıyor. Tüm bu değişim ve gelişim sürecinin sonunda ise tüm yatırım ve kaynaklarını eğitim alanına odakladığı eğitim çözümleri şirketi olarak günümüze ulaşıyor. Türkiye’de ise 20 yılı aşkın süredir bir Türk şirketi olarak Türk eğitim sistemine hizmet veriyor. Son yıllardaki tüm faaliyetleri yayıncı olma kimliğinden öte bütünsel eğitim çözümleri sunmak üzerine. Türkiye’deki çok çeşitli kurumlarla olan işbirliğimiz ile bunu büyük ölçüde gerçekleştirdiğimizi düşünüyoruz.
Pearson olarak okullarla, kolejlerle, üniversitelerle, kamu kuruluşlarıyla, eğitimcilerle ve işverenlerle birlikte çalışıyorsunuz. Eğitim sektörüne yönelik ne gibi çözümler sunuyorsunuz?
Dediğim gibi, biz eğitime bütünsel yaklaşıyoruz. Müfredat geliştirmeden eğitim reformlarına, öğrenme kaynaklarından ölçme-değerlendirme, öğretmen eğitimi ve dijital dönüşüm projelerine kadar pek çok alanda, çok çeşitli çözümler sunabiliyoruz. Dinamik ve her zaman değişimin parçası olmaya odaklanan yapımızla sürekli var olanın bir adım ötesini düşünüyoruz. Eğitimde gelecek nesli, 21.yüzyılın gerekliliklerini düşünüyoruz. Çocuklarımızın, gençlerimizin ve her yaştan öğrenenin sadece bugün için değil, onun yanı sıra gelecek için de hazır bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamak istiyoruz.
TEKNOLOJİ, PEDAGOJİ VE SİSTEM/KÜLTÜR DEĞİŞİMİNDEN OLUŞAN BİR MODEL UYGULANMALI
Eğitimin geleceğinde, dijital içerik ve platform kullanımının nasıl olacağını öngörüyorsunuz?
Dijital öğrenme dendiği zaman herkes teknolojinin bir amaç değil, araç olması gerektiği konusunda hemfikir. Ama uygulamada böyle mi yapıyoruz? İşte asıl soru bu. Dijital içerikler, platformlar gerekli evet ama tek başına yeterli değil asla. Teknolojinin bize sunduğu en son araçları kullanmak çok güzel, ama önemli olan bunun öğrenme çıktılarına ne oranda dokunabildiği. Bu konuda yürüttüğümüz çok kapsamlı araştırmalar ve bunların sonucu olarak ortaya koyduğumuz modeller var. Buna çok değer veriyor ve ciddi kaynak ayırıyoruz. Bu nedenle Amerika’da Araştırma ve Inovasyon Birimimizi kurduk.
Teknoloji gerekli evet, fakat bu üç ayaklı bir sistem olmalı. Teknoloji, Pedagoji ve sistem/kültür değişiminden oluşan bir model uygulanmalı. Bu modelin sürücü koltuğuna ise pedagojiyi koymalıyız. Yani öğrenmeyi, yani öğretmenleri. Öğretmenlerimizin doğru uygulamalar konusunda yetkin kılınması çok önemli. Öğretmenlerimizin de bu yönde eğitim almaları gerekli. Herşeyin merkezinde ise öğrenen olmalı. Bu model değerli araştırmacı ve eğitimci Michael Fullan ile ortak geliştirdiğimiz “Stratosphere” modeli. Bu üç bileşenin hepsinin var olmadığı sağlıklı bir dijital dönüşümden bahsetmek çok zor.

Öğretmen eğitimi dediniz, bununla ilgili de bir çalışmanız var mı?
Evet var. Tüm bu araştırmalar ışığında “Gelecek Nesil Öğretmen Eğitimi” programını geliştirdik. Bu eğitimle her branştan öğretmenlerimizin 21.yy’ın gereklilikleri doğrultusunda daha yetkin olmalarını amaçlıyoruz. Konularımızdan biri eğitim teknolojilerinin etkin bir öğrenme aracı olarak kullanılması. Diğeri ise onları öğrencilerin 21.yy becerilerini geliştirecek şekilde eğitmeleri konusunda yetkin kılmak. Öğrencilerin yaratıcılık, eleştirel düşünce, işbirlikçi öğrenme ve kültürlerarası iletişim gibi becerilerini geliştirmemiz ve onlar henüz muhtemelen var olmayan yeni mesleklere hazırlamamız gerekiyor. Türkiye’de yaptığımız araştırmalar daha bugünden şirketlerin yeni mezunlarda bu tür becerileri aradığını gösteriyor. Son dönemlerde önemli şirketlerin üst düzey yöneticileri de sıkça benzer açıklamalar yapıyorlar aslına bakarsanız.

2015 sizin açınızdan nasıl geçti? 2016 yılı için hedefleriniz ve planlarınız nelerdir?
2015 yepyeni projelere ve işbirliklerine adım attığımız bir sene oldu. Bu anlamda çok heyecanlıyız. 2016’da da bunları ileriye taşıyarak daha yaygın hale getirmeyi ve yeni projelerle Türk eğitimine değer katmaya devam etmeyi hedefliyoruz. Öğrenme ve eğitim konusunda çok heyecanlı ve iyi anlamda tutkuluyuz.
Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?
Öğrenme Pearson’ın parçası olarak da bireysel olarak da hepimizin DNA’sında var. Bireyler, topluluklar, ülkeler, ekonomiler merak ile, öğrenme ile, eğitim ile kalkınır ve gelişir. Bizim de amacımız bunun tam kalbinde yer alabilmek...

Son Güncelleme: Çarşamba, 20 Ocak 2016 16:33

Gösterim: 3369

Startups.watch kurucusu Serkan Ünsal, "Her gün 16 milyon kişi en az bir kere mobil Facebook uygulamasına giriyor. 6 milyondan fazla kişi her gün Instagram hesabına bakıyor. Üniversite öğrencileri her gün zamanlarının 229 dakikasını cep telefonu kullanarak geçiriyor" dedi.

cen_telÜnsal, Boğaziçi Üniversitesi, Kadir Has Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Yıldız Üniversitesinden öğrencilerle yaptığı araştırmaya göre, gençlerin her gün zamanlarının 229 dakikasını cep telefonu kullanarak geçirdiğini ifade etti. Bu gençlerin 24 saatlerinin 136 dakikasını başta WhatsApp olmak üzere sırasıyla Facebook, Instagram, Snapchat, Safari, Twitter, Game, Youtube, Spotify gibi akıllı telefon uygulamalarında geçirdiğini dile getiren Ünsal, "Aslında ilk üçe bakıldığında üniversite öğrencileri her gün yaklaşık 80 dakika Facebook uygulamasını kullanıyor" bilgilerini verdi.

Ünsal, 16 milyon kişinin bir günde en az bir kere mobil Facebook uygulamasına girdiğini, 6 milyondan fazla kişinin her gün Instagram hesabına baktığını belirterek, Türkiye'de her saniye 55'ten fazla fotoğrafın Instagram hesabına yüklendiği anlattı.

Türkiye'nin 2015 yılında Android pazarında tüm dünyada en büyük 7. pazar olduğuna dikkati çeken Ünsal, şunları kaydetti:

"Türkiye'de operatörlerin çeşitli kampanyalar yapmasına rağmen atılan mesaj (SMS) sayısı 2015'te bir önceki yıla göre yüzde 21 azalarak 124 milyar adetten yaklaşık 96 milyara geriledi. WhatsApp üzerinde yılda 250-300 milyar mesaj atılıyor. WhatsApp geçen yıl en çok indirilen uygulama olurken, 365 gün boyunca en çok indirilen uygulamalarda hep ilk beşin içinde yer aldı. Geçen yıl mobil oyun sektörü yüzde 24,7 büyüdü ve 464 milyon dolar gelire ulaştı. Araştırmalar, sektörün 2018 yılına kadar her yıl yüzde 16'nın üzerinde büyüyeceğini gösteriyor."

- "Türkiye'de 2015'te 317 girişim kuruldu"

Ünsal, 2015 yılında Türkiye'de 317 girişim kurulduğu ve bunlardan 31'inin abonelikle web uygulaması alanında, 27'sinin ise mobil oyun alanında olduğunu söyledi. Geçen yıl kurulan 317 girişimin kurucularının yüzde 26'sının master derecesine sahip olduğunu aktaran Ünsal, kurucuların yüzde 10'unun Boğaziçi Üniversitesi, yüzde 9'unun İTÜ, yüzde 8'inin Bilkent Üniversitesi ve yüzde 7'sinin İstanbul Üniversitesi mezunu olduğunun altını çizdi.

Ünsal, 317 girişimin en büyük gelirlerinin yüzde 22 ile reklam, yüzde 17 ile ürün satışı ve yüzde 16 ile komisyon gelirinden sağlandığını dile getirerek, "Bu girişimlerin yüzde 74'ü firmadan müşteriye - B2C ve yüzde 24'ü firmadan firmaya - B2B şeklinde. 317 girişimin beşte birinin mobil uygulaması var" dedi. Performansa göre en global girişim açısından değerlendirildiğinde "Gram Games"in dünyada 47 milyon mobil uygulamasının indirildiğini anlatan Ünsal, bunun yüzde 90'ının yurt dışından olduğunu vurguladı.

Ünsal, 2015'teki girişimlerde zaman kavramının en kritik trend olarak ön plana çıktığını, e-ticaret şirketlerinin de mağaza açmaya yöneleceği döneme girildiğini, düzenlemelerin çerçevesinin belirlenmesiyle daha fazla girişimin kurulacağını ifade etti.

Türkiye'deki girişimlerin yüzde 94'ünün 2,5 milyon doların altında yatırım aldığını, bu oranın Avrupa ve ABD'de 30 milyon dolara ulaştığını söyleyen Ünsal, girişimlerin yüzde 50'sinin ise 100 bin doların altında yatırım aldığına dikkati çekti.

Ünsal, geçen yıl girişimlere 55,7 milyon dolarlık yatırım yapıldığını, İstanbul ve Ankara'nın yatırım alma konusunda açık ara lider konumda bulunduğunu ve geçen yıl yatırım alan girişimlerin sadece 8'inin kadın kurucusu olduğunu da sözlerine ekledi.

> Gençler günün 4 saatini akıllı telefonlarda harcıyor

Startups.watch kurucusu Serkan Ünsal, "Her gün 16 milyon kişi en az bir kere mobil Facebook uygulamasına giriyor. 6 milyondan fazla kişi her gün Instagram hesabına bakıyor. Üniversite öğrencileri her gün zamanlarının 229 dakikasını cep telefonu kullanarak geçiriyor" dedi.

cen_telÜnsal, Boğaziçi Üniversitesi, Kadir Has Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Yıldız Üniversitesinden öğrencilerle yaptığı araştırmaya göre, gençlerin her gün zamanlarının 229 dakikasını cep telefonu kullanarak geçirdiğini ifade etti. Bu gençlerin 24 saatlerinin 136 dakikasını başta WhatsApp olmak üzere sırasıyla Facebook, Instagram, Snapchat, Safari, Twitter, Game, Youtube, Spotify gibi akıllı telefon uygulamalarında geçirdiğini dile getiren Ünsal, "Aslında ilk üçe bakıldığında üniversite öğrencileri her gün yaklaşık 80 dakika Facebook uygulamasını kullanıyor" bilgilerini verdi.

Ünsal, 16 milyon kişinin bir günde en az bir kere mobil Facebook uygulamasına girdiğini, 6 milyondan fazla kişinin her gün Instagram hesabına baktığını belirterek, Türkiye'de her saniye 55'ten fazla fotoğrafın Instagram hesabına yüklendiği anlattı.

Türkiye'nin 2015 yılında Android pazarında tüm dünyada en büyük 7. pazar olduğuna dikkati çeken Ünsal, şunları kaydetti:

"Türkiye'de operatörlerin çeşitli kampanyalar yapmasına rağmen atılan mesaj (SMS) sayısı 2015'te bir önceki yıla göre yüzde 21 azalarak 124 milyar adetten yaklaşık 96 milyara geriledi. WhatsApp üzerinde yılda 250-300 milyar mesaj atılıyor. WhatsApp geçen yıl en çok indirilen uygulama olurken, 365 gün boyunca en çok indirilen uygulamalarda hep ilk beşin içinde yer aldı. Geçen yıl mobil oyun sektörü yüzde 24,7 büyüdü ve 464 milyon dolar gelire ulaştı. Araştırmalar, sektörün 2018 yılına kadar her yıl yüzde 16'nın üzerinde büyüyeceğini gösteriyor."

- "Türkiye'de 2015'te 317 girişim kuruldu"

Ünsal, 2015 yılında Türkiye'de 317 girişim kurulduğu ve bunlardan 31'inin abonelikle web uygulaması alanında, 27'sinin ise mobil oyun alanında olduğunu söyledi. Geçen yıl kurulan 317 girişimin kurucularının yüzde 26'sının master derecesine sahip olduğunu aktaran Ünsal, kurucuların yüzde 10'unun Boğaziçi Üniversitesi, yüzde 9'unun İTÜ, yüzde 8'inin Bilkent Üniversitesi ve yüzde 7'sinin İstanbul Üniversitesi mezunu olduğunun altını çizdi.

Ünsal, 317 girişimin en büyük gelirlerinin yüzde 22 ile reklam, yüzde 17 ile ürün satışı ve yüzde 16 ile komisyon gelirinden sağlandığını dile getirerek, "Bu girişimlerin yüzde 74'ü firmadan müşteriye - B2C ve yüzde 24'ü firmadan firmaya - B2B şeklinde. 317 girişimin beşte birinin mobil uygulaması var" dedi. Performansa göre en global girişim açısından değerlendirildiğinde "Gram Games"in dünyada 47 milyon mobil uygulamasının indirildiğini anlatan Ünsal, bunun yüzde 90'ının yurt dışından olduğunu vurguladı.

Ünsal, 2015'teki girişimlerde zaman kavramının en kritik trend olarak ön plana çıktığını, e-ticaret şirketlerinin de mağaza açmaya yöneleceği döneme girildiğini, düzenlemelerin çerçevesinin belirlenmesiyle daha fazla girişimin kurulacağını ifade etti.

Türkiye'deki girişimlerin yüzde 94'ünün 2,5 milyon doların altında yatırım aldığını, bu oranın Avrupa ve ABD'de 30 milyon dolara ulaştığını söyleyen Ünsal, girişimlerin yüzde 50'sinin ise 100 bin doların altında yatırım aldığına dikkati çekti.

Ünsal, geçen yıl girişimlere 55,7 milyon dolarlık yatırım yapıldığını, İstanbul ve Ankara'nın yatırım alma konusunda açık ara lider konumda bulunduğunu ve geçen yıl yatırım alan girişimlerin sadece 8'inin kadın kurucusu olduğunu da sözlerine ekledi.

Son Güncelleme: Perşembe, 11 Şubat 2016 11:33

Gösterim: 2168

JT Rehill, M.Ed. / LEAD Turkey Genel Müdürü
jt_rehillEski Teknolojilerin Yerini Hızla Alan Yeni Teknolojiler Mi Yoksa Dikkat Dağıtan Teknolojiler Mi?
Kanadalı filozof Marshall McLuhan’ın o meşhur sözündeki gibi “Eğitim ile eğlence arasında bir fark gözetmeye çalışan kişi, her ikisinin de önceliğini bilmiyordur”. Bu ifade, benim eğitim-öğretim felsefemin bir simgesidir, zira herhangi bir ders birinin ilgisini cezbetmiyorsa, o zaman o dersi öğrenme yetisi azalır ve daha bilinçli bir çaba sarf etmesi gerekir. Bu motivasyon ile ilgilidir. Öğrenme; tanımlanmış, kişiselleştirilmiş bir hedefe götüren bir araç olduğu zaman, öğrenmenin bir anlamı olur ve içsel motivasyon yeterli olur. Ne var ki, bir derste zorluklarla karşılaşıldığı zaman ya da ders kişinin ilgisini çekmediği zaman, motivasyon dışarıdan gelmek zorundadır.
Bütün sınıf seviyelerindeki ve dünyanın her yerindeki dersler; eski teknolojilerin yerini alan yepyeni teknolojilerin giderek daha çok istilasına uğruyor. Destek teknolojilerinin entegre edilmesi durumuyla karşı karşıya kalan her öğretmenin anlayacağı gibi, öğrencilerin öğrenme hedeflerine ulaşma biçimleri konusunda esneklik göstermeniz gerekir, ne var ki, işin sonunda başarı, her zaman öğrencinin eğitim- öğretim programındaki genel başarısı ile ölçülecektir.
İster teknoloji desteği sağlayan bir alet, iPad, Android işletim sistemine sahip bir telefon, video oyunu ister (günün birinde) sanal görüntü alanlarını gözünüzün önüne getiren retina parçaları olan sinir implantları olsun, eğitim- öğretim alanında yeni ortaya çıkan teknolojiler, öğrenmeyi kolaylaştırmak üzere kullanılmalıdır ve hatırlanacak şeyin kendisi olmamalıdır. Zira böyle olduğu zaman, dikkati dağıtan bir şey olmaktan başka bir şey olmaz. Öğrencilerin ilgisini çekecek ve onları motive edecek herhangi bir şeyden –sonunda öğrencilerin öğrenmesini engellemediği sürece- yararlanmaya açık olmamız gerekir.
Okullarda Teknolojinin Entegrasyonunu Yönetmek
Her geçen gün değişimle baş başayız, kimileri (yeni ayakkabılar ya da yeni bir telefon satın almak gibi) daha az önemli, kimileri ise (evlenmeye ya da çocuk doğurmaya karar vermek gibi) daha önemli değişimler. Pek çok açıdan hayatlarımızdaki değişiklikler hayatı ilginç kılar. O yüzden, insanlar değişimi umursama dahi, nadiren değişmek zorunda bırakılmaktan hoşlanırlar. Direnç de buradan çıkar ve okullarda teknolojinin entegrasyonunu da zor kılan budur.
Herhangi yeni bir teknoloji ya da değişiklik sunulduğu zaman, bu ne kadar küçük bir şey olursa olsun, uyum sağlamak üzere duygusal bir süreçten geçeriz, yas aşamalarına çok benzeyen bir süreçtir bu. Ne var ki, burada dünyaya bakışımızı, inandığımız hakikati kaybederiz. Öncelikle herhangi beklenmedik bir değişimi şok ya da sürpriz olarak görürüz. Bunun ardından genellikle inkar gelir – değişimin gerçekleştiğine inanmayı reddederiz. Okullardaki pek çok değişim inisiyatifinde olduğu gibi, öğretmenlerin değişime karşı kuvvetli bir direnç göstermeye karar vermesine kadar gider bu iş.
Duygusal değişim eğrisinin en altında hayal kırıklığından dolayı yaşanan hüsran ve bağlantının kopması yer alır. Bir dönüm noktasında, kavşakta durduğumuz andır bu – teknolojiyi denemeye mi karar vereceğiz yoksa onu tamamıyla mı terk edeceğiz? Bunu tamamıyla terk edenler, içinde bulundukları ortamda değişim devam ettikçe daha çok zorlanacaklardır, zira giderek daha fazla sayıda öğretmen yeni teknolojileri deneme yönünde karar verecek, başarılarını paylaşmaya başlayacak ve çoğu tam entegrasyona doğru yol alacaktır.
Bu zorlukları aşmak için değişim ya da yeni teknoloji hakkında iletişim kurmaya başlamak şarttır. Öğretmenler, yeni bir yazılımın ya da donanımın özelliklerinden daha fazlasını öğrenmelidir, öğrencileri ve onların öğrenimleri için ne gibi faydaları olduğunu öğrenmeleri gerekir. İletişim ya da bilgi olmayınca dedikodular alıp başını gidecek ve değişim süreci daha ivme kazanmadan yoldan çıkacaktır. Değişim süreci zorlaştığı ve duygular en dip seviyede olduğu zaman, öğretmenlerin meslektaşlarından destek görmeleri çok önemlidir. Başkaları ile bağlantı kurulmayınca çıkmaz yola girmek işten bile değildir. Nihayetinde öğretmenlere keşif ve adanmışlık aşamaları boyunca yol alırken destek olmak için, teknolojinin öğretime ve öğrenmeye uyum sağladığını açıkça ortaya koymak şarttır. Gidilecek yolu açıkça gözler önüne sermeyince ve yol boyunca rehberlik etmeyince insanlar kaybolabilir ve yollarını bulmaları uzun sürebilir.
Öğretmenleri Desteklemek
Okullarda bilgisayar ve bilgi teknolojilerinin entegrasyonunu başarıyla yönetmek için ve daha da önemlisi, öğretmenlerin sınıflardaki öğretim uygulamalarını değiştirerek bu çabaların öğrencilerin öğrenimi üzerinde olumlu bir etkisinin olmasını sağlamak için, aşağıdaki hususları hatırlamak kritik önem taşır:
1. Öğretmenlerin farklılıklarını plana dahil edin. Tıpkı öğretmenlerin öğrencileri için (dersi vb) farklılaştırmaları gibi, her bir öğretmenin de öğrenmeyi desteklemek üzere farklı teknolojileri kullanma açısından farklı aşinalık, hazır olma ve ilgi seviyesine sahip olduğunu göz önünde bulundurmak önemlidir. Yeni teknolojilerle ilgili mesleki öğrenme fırsatları, henüz bu işlere yeni başlayıp teknolojiden korkandan tutun da tecrübeli teknoloji- severlere kadar herkese sunulmalıdır.

 2. Okul kültürünün öğretmen etkileşimini desteklediğinden emin olun. Okullarda ve okullar arasında, hatta kendi bölümleri içinde dahi öğretmenlere başka öğretmenler ile işbirliğinde bulunmaları, birlikte çalışmaları için beklenenden çok daha az zaman tanınır. Araştırmalar sürekli olarak göstermektedir ki, güçlü bir işbirliği, takım çalışması ve birlikte çalışma söz konusu olduğu zaman, öğrenme büyük ölçüde artar ve gelişir. Yalnızca öğretmenler için değil, yeni teknolojileri entegre etmek üzere çalışan okullar için de daha fazla işbirliği fırsatları tanımaya çalışmalıyız ki böylece değişen dünyada kurumsal açıdan daha etkili bir biçimde performans gösterebilsinler.

3. Takip ve sürekli destek sağlandığından emin olun. Öğretmenler; değişimin her zamankinden daha hızlı meydana geldiği bilgi çağında mesleki açıdan yollarını bulabilmeleri için mesleki gelişimleri konusunda her zamankinden daha fazla desteğe ihtiyaç duyuyorlar. En büyük zorluk, yeni bilgilerin sunulması ya da yeni teknolojilerin kullanımı ya da değeri konusunda öğretmenleri eğitmek değildir. Gerçek zorluk, sınıfta öğrenilenleri uygulayabilmeleri için öğrenilenin kalıcı olmasını sağlamakta yatar. Öğretmenler, uygulama sürecinin başında genellikle eski yöntemlerine dönerler çünkü yeni bir düşünme biçimine ayak uydurmayı sağlamak için yeterli destek yoktur. 

Dünyanın değiştiğini ve teknolojinin asla öğretmenlerin yerine geçmeyeceğini, öğretmenlerin değişen dünyaya ayak uydurmak zorunda kalacaklarını hiç kimse inkar edemez. Öğrencilerimizi motive etmeye devam edecek ve eski teknolojilerin yerini hızla alan yeni teknolojilerin kullanılması ile öğrenimlerini destekleyecek isek, değişimin insani yanına yatırım yapmayı unutmadığımızdan emin olalım.

> Teknoloji Entegrasyonunun İnsan Yanı

JT Rehill, M.Ed. / LEAD Turkey Genel Müdürü
jt_rehillEski Teknolojilerin Yerini Hızla Alan Yeni Teknolojiler Mi Yoksa Dikkat Dağıtan Teknolojiler Mi?
Kanadalı filozof Marshall McLuhan’ın o meşhur sözündeki gibi “Eğitim ile eğlence arasında bir fark gözetmeye çalışan kişi, her ikisinin de önceliğini bilmiyordur”. Bu ifade, benim eğitim-öğretim felsefemin bir simgesidir, zira herhangi bir ders birinin ilgisini cezbetmiyorsa, o zaman o dersi öğrenme yetisi azalır ve daha bilinçli bir çaba sarf etmesi gerekir. Bu motivasyon ile ilgilidir. Öğrenme; tanımlanmış, kişiselleştirilmiş bir hedefe götüren bir araç olduğu zaman, öğrenmenin bir anlamı olur ve içsel motivasyon yeterli olur. Ne var ki, bir derste zorluklarla karşılaşıldığı zaman ya da ders kişinin ilgisini çekmediği zaman, motivasyon dışarıdan gelmek zorundadır.
Bütün sınıf seviyelerindeki ve dünyanın her yerindeki dersler; eski teknolojilerin yerini alan yepyeni teknolojilerin giderek daha çok istilasına uğruyor. Destek teknolojilerinin entegre edilmesi durumuyla karşı karşıya kalan her öğretmenin anlayacağı gibi, öğrencilerin öğrenme hedeflerine ulaşma biçimleri konusunda esneklik göstermeniz gerekir, ne var ki, işin sonunda başarı, her zaman öğrencinin eğitim- öğretim programındaki genel başarısı ile ölçülecektir.
İster teknoloji desteği sağlayan bir alet, iPad, Android işletim sistemine sahip bir telefon, video oyunu ister (günün birinde) sanal görüntü alanlarını gözünüzün önüne getiren retina parçaları olan sinir implantları olsun, eğitim- öğretim alanında yeni ortaya çıkan teknolojiler, öğrenmeyi kolaylaştırmak üzere kullanılmalıdır ve hatırlanacak şeyin kendisi olmamalıdır. Zira böyle olduğu zaman, dikkati dağıtan bir şey olmaktan başka bir şey olmaz. Öğrencilerin ilgisini çekecek ve onları motive edecek herhangi bir şeyden –sonunda öğrencilerin öğrenmesini engellemediği sürece- yararlanmaya açık olmamız gerekir.
Okullarda Teknolojinin Entegrasyonunu Yönetmek
Her geçen gün değişimle baş başayız, kimileri (yeni ayakkabılar ya da yeni bir telefon satın almak gibi) daha az önemli, kimileri ise (evlenmeye ya da çocuk doğurmaya karar vermek gibi) daha önemli değişimler. Pek çok açıdan hayatlarımızdaki değişiklikler hayatı ilginç kılar. O yüzden, insanlar değişimi umursama dahi, nadiren değişmek zorunda bırakılmaktan hoşlanırlar. Direnç de buradan çıkar ve okullarda teknolojinin entegrasyonunu da zor kılan budur.
Herhangi yeni bir teknoloji ya da değişiklik sunulduğu zaman, bu ne kadar küçük bir şey olursa olsun, uyum sağlamak üzere duygusal bir süreçten geçeriz, yas aşamalarına çok benzeyen bir süreçtir bu. Ne var ki, burada dünyaya bakışımızı, inandığımız hakikati kaybederiz. Öncelikle herhangi beklenmedik bir değişimi şok ya da sürpriz olarak görürüz. Bunun ardından genellikle inkar gelir – değişimin gerçekleştiğine inanmayı reddederiz. Okullardaki pek çok değişim inisiyatifinde olduğu gibi, öğretmenlerin değişime karşı kuvvetli bir direnç göstermeye karar vermesine kadar gider bu iş.
Duygusal değişim eğrisinin en altında hayal kırıklığından dolayı yaşanan hüsran ve bağlantının kopması yer alır. Bir dönüm noktasında, kavşakta durduğumuz andır bu – teknolojiyi denemeye mi karar vereceğiz yoksa onu tamamıyla mı terk edeceğiz? Bunu tamamıyla terk edenler, içinde bulundukları ortamda değişim devam ettikçe daha çok zorlanacaklardır, zira giderek daha fazla sayıda öğretmen yeni teknolojileri deneme yönünde karar verecek, başarılarını paylaşmaya başlayacak ve çoğu tam entegrasyona doğru yol alacaktır.
Bu zorlukları aşmak için değişim ya da yeni teknoloji hakkında iletişim kurmaya başlamak şarttır. Öğretmenler, yeni bir yazılımın ya da donanımın özelliklerinden daha fazlasını öğrenmelidir, öğrencileri ve onların öğrenimleri için ne gibi faydaları olduğunu öğrenmeleri gerekir. İletişim ya da bilgi olmayınca dedikodular alıp başını gidecek ve değişim süreci daha ivme kazanmadan yoldan çıkacaktır. Değişim süreci zorlaştığı ve duygular en dip seviyede olduğu zaman, öğretmenlerin meslektaşlarından destek görmeleri çok önemlidir. Başkaları ile bağlantı kurulmayınca çıkmaz yola girmek işten bile değildir. Nihayetinde öğretmenlere keşif ve adanmışlık aşamaları boyunca yol alırken destek olmak için, teknolojinin öğretime ve öğrenmeye uyum sağladığını açıkça ortaya koymak şarttır. Gidilecek yolu açıkça gözler önüne sermeyince ve yol boyunca rehberlik etmeyince insanlar kaybolabilir ve yollarını bulmaları uzun sürebilir.
Öğretmenleri Desteklemek
Okullarda bilgisayar ve bilgi teknolojilerinin entegrasyonunu başarıyla yönetmek için ve daha da önemlisi, öğretmenlerin sınıflardaki öğretim uygulamalarını değiştirerek bu çabaların öğrencilerin öğrenimi üzerinde olumlu bir etkisinin olmasını sağlamak için, aşağıdaki hususları hatırlamak kritik önem taşır:
1. Öğretmenlerin farklılıklarını plana dahil edin. Tıpkı öğretmenlerin öğrencileri için (dersi vb) farklılaştırmaları gibi, her bir öğretmenin de öğrenmeyi desteklemek üzere farklı teknolojileri kullanma açısından farklı aşinalık, hazır olma ve ilgi seviyesine sahip olduğunu göz önünde bulundurmak önemlidir. Yeni teknolojilerle ilgili mesleki öğrenme fırsatları, henüz bu işlere yeni başlayıp teknolojiden korkandan tutun da tecrübeli teknoloji- severlere kadar herkese sunulmalıdır.

 2. Okul kültürünün öğretmen etkileşimini desteklediğinden emin olun. Okullarda ve okullar arasında, hatta kendi bölümleri içinde dahi öğretmenlere başka öğretmenler ile işbirliğinde bulunmaları, birlikte çalışmaları için beklenenden çok daha az zaman tanınır. Araştırmalar sürekli olarak göstermektedir ki, güçlü bir işbirliği, takım çalışması ve birlikte çalışma söz konusu olduğu zaman, öğrenme büyük ölçüde artar ve gelişir. Yalnızca öğretmenler için değil, yeni teknolojileri entegre etmek üzere çalışan okullar için de daha fazla işbirliği fırsatları tanımaya çalışmalıyız ki böylece değişen dünyada kurumsal açıdan daha etkili bir biçimde performans gösterebilsinler.

3. Takip ve sürekli destek sağlandığından emin olun. Öğretmenler; değişimin her zamankinden daha hızlı meydana geldiği bilgi çağında mesleki açıdan yollarını bulabilmeleri için mesleki gelişimleri konusunda her zamankinden daha fazla desteğe ihtiyaç duyuyorlar. En büyük zorluk, yeni bilgilerin sunulması ya da yeni teknolojilerin kullanımı ya da değeri konusunda öğretmenleri eğitmek değildir. Gerçek zorluk, sınıfta öğrenilenleri uygulayabilmeleri için öğrenilenin kalıcı olmasını sağlamakta yatar. Öğretmenler, uygulama sürecinin başında genellikle eski yöntemlerine dönerler çünkü yeni bir düşünme biçimine ayak uydurmayı sağlamak için yeterli destek yoktur. 

Dünyanın değiştiğini ve teknolojinin asla öğretmenlerin yerine geçmeyeceğini, öğretmenlerin değişen dünyaya ayak uydurmak zorunda kalacaklarını hiç kimse inkar edemez. Öğrencilerimizi motive etmeye devam edecek ve eski teknolojilerin yerini hızla alan yeni teknolojilerin kullanılması ile öğrenimlerini destekleyecek isek, değişimin insani yanına yatırım yapmayı unutmadığımızdan emin olalım.

Son Güncelleme: Pazartesi, 18 Ocak 2016 17:40

Gösterim: 2605


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.