Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Uzmanlar, sınavla ilgili hiç kaygı yaşamayanlarla aşırı kaygı duyanların başarı düzeylerinin düştüğünü; uygun dozda kaygının ise başarıyı artırdığını belirtiyor.

Türkiye Psikiyatri Derneği Üyesi ve Çocuk-Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Prof. Dr. Emine Öztürk Kılıç, hafta sonu yapılacak Seviye Belirleme Sınavı (SBS) öncesi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, birçok öğrenci için sınavların önemli bir stres kaynağı olduğunu, kaygının özellikle sınav öncesi ve sınav sırasında yoğunlaştığını söyledi.

Sınavdan bir süre önce başlayan heyecanın, sınava hazırlık ve sınav sırasında dikkatin sorulara yoğunlaşmasını sağlama açısından "yararlı" olabildiğini dile getiren Kılıç,  ''Sınava giren öğrenci, heyecan duygusu ile mücadele etmek, kalp çarpıntısı yerine sorulara odaklanırsa, bir süre sonra heyecan ortadan kaybolacaktır" ifadesini kullandı.

Kılıç, başarısızlık kaygısının uzun dönemli ve şiddetli yaşanmasının depresyon riski taşıdığını belirterek, bu durumun okul reddi gibi sorunlara yol açabildiğini bildirdi.

''Kaygı, öğrencinin daha iyi, daha düzenli çalışmasını sağlar"

Başarısızlık korkusunun, sınava hazırlık için önemli bir motivasyon kaynağı olabileceğinin altını çizen Kılıç, ''Kaygı, adayların daha iyi, daha düzenli çalışmalarını sağlar. Bilimsel çalışmalar, uygun stres düzeyinin başarıyı arttırdığını göstermektedir. Araştırmalar, sınavla ilgili hiç kaygılanmayanların ve aşırı kaygılananların başarı düzeyinin düştüğünü, buna karşılık uygun bir dozda kaygının başarıyı artırdığını düşündürmektedir.

Başa çıkılabilir ölçüdeki kaygının bir zararı yoktur. Uygun dozdaki kaygı, kişinin zorlu bir işe hazırlandığını, enerji harcadığını, başarma azmi içinde olduğunu gösterir. Gelişim sürecinde her zaman zorluklarla başa çıkmak, kişinin olgunlaşmasına ve kendine güven kazanmasına olanak tanır."

"Sınavda başarı için ergenlik dönemi sağlıklı geçirilmeli"

Kılıç, heyecan ve sınav stresinin rahatlıkla aşılabildiğini ancak bunun için gencin daha önce ruhsal sorunlarının olmaması gerektiğini vurguladı. "Gencin, daha önceden gelen bunaltı bozukluklarına yatkınlık, akademik başarı ile ilgili sorunlar ya da farklı ruhsal sorunları bulunuyorsa, o zaman stres bu gencin kapasitesini aşıp daha ciddi ruhsal ve bedensel belirtilerin ortaya çıkmasına yol açabilir" uyarısında bulunan Kılıç, ailenin aşırı beklentileri ve anne-baba ya da kardeş ilişkilerindeki sorunların, sınav kaygısını tetikleyebildiğine dikkati çekti.

Sınavda başarı için gençlerin "ergenlik dönemini sağlıklı geçirmesi, iyi bir eğitim sisteminde yetişmiş olması" gerektiğine işaret eden Kılıç, şöyle devam etti:

"Ergenlik, kişinin fiziksel, sosyal ve zihinsel açıdan çok hızlı gelişim gösterdiği bir dönemdir. Bu gelişmenin de uygun çevresel koşullarla desteklenmesi gerekir. Gençler, kendilerini geliştirmek için daha çok spor yapmaya, arkadaş grupları ile vakit geçirmeye, kendilerini tanımaya, kendi dünya görüşlerini geliştirecek biçimde okumaya ve tartışmaya gereksinim duyar. Maalesef, Türkiye'de ergen gelişimi açısından çok önemli bir dönem olan 15-18 yaşlarda gençler, hemen hemen bütün boş zamanlarını dershaneye giderek ya da ders çalışarak geçirmektedir.

Gençlerin, sınava hazırlık için ayırması gereken zaman dershanelerle birlikte daha da artmaktadır. Bu durum da hem ailenin ve hem gencin beklentisini yükseltmekte ve hem de stres kaynağı olmaktadır."

> Aşırıya kaçmayan stres ‘başarıyı’ artırıyor

Uzmanlar, sınavla ilgili hiç kaygı yaşamayanlarla aşırı kaygı duyanların başarı düzeylerinin düştüğünü; uygun dozda kaygının ise başarıyı artırdığını belirtiyor.

Türkiye Psikiyatri Derneği Üyesi ve Çocuk-Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Prof. Dr. Emine Öztürk Kılıç, hafta sonu yapılacak Seviye Belirleme Sınavı (SBS) öncesi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, birçok öğrenci için sınavların önemli bir stres kaynağı olduğunu, kaygının özellikle sınav öncesi ve sınav sırasında yoğunlaştığını söyledi.

Sınavdan bir süre önce başlayan heyecanın, sınava hazırlık ve sınav sırasında dikkatin sorulara yoğunlaşmasını sağlama açısından "yararlı" olabildiğini dile getiren Kılıç,  ''Sınava giren öğrenci, heyecan duygusu ile mücadele etmek, kalp çarpıntısı yerine sorulara odaklanırsa, bir süre sonra heyecan ortadan kaybolacaktır" ifadesini kullandı.

Kılıç, başarısızlık kaygısının uzun dönemli ve şiddetli yaşanmasının depresyon riski taşıdığını belirterek, bu durumun okul reddi gibi sorunlara yol açabildiğini bildirdi.

''Kaygı, öğrencinin daha iyi, daha düzenli çalışmasını sağlar"

Başarısızlık korkusunun, sınava hazırlık için önemli bir motivasyon kaynağı olabileceğinin altını çizen Kılıç, ''Kaygı, adayların daha iyi, daha düzenli çalışmalarını sağlar. Bilimsel çalışmalar, uygun stres düzeyinin başarıyı arttırdığını göstermektedir. Araştırmalar, sınavla ilgili hiç kaygılanmayanların ve aşırı kaygılananların başarı düzeyinin düştüğünü, buna karşılık uygun bir dozda kaygının başarıyı artırdığını düşündürmektedir.

Başa çıkılabilir ölçüdeki kaygının bir zararı yoktur. Uygun dozdaki kaygı, kişinin zorlu bir işe hazırlandığını, enerji harcadığını, başarma azmi içinde olduğunu gösterir. Gelişim sürecinde her zaman zorluklarla başa çıkmak, kişinin olgunlaşmasına ve kendine güven kazanmasına olanak tanır."

"Sınavda başarı için ergenlik dönemi sağlıklı geçirilmeli"

Kılıç, heyecan ve sınav stresinin rahatlıkla aşılabildiğini ancak bunun için gencin daha önce ruhsal sorunlarının olmaması gerektiğini vurguladı. "Gencin, daha önceden gelen bunaltı bozukluklarına yatkınlık, akademik başarı ile ilgili sorunlar ya da farklı ruhsal sorunları bulunuyorsa, o zaman stres bu gencin kapasitesini aşıp daha ciddi ruhsal ve bedensel belirtilerin ortaya çıkmasına yol açabilir" uyarısında bulunan Kılıç, ailenin aşırı beklentileri ve anne-baba ya da kardeş ilişkilerindeki sorunların, sınav kaygısını tetikleyebildiğine dikkati çekti.

Sınavda başarı için gençlerin "ergenlik dönemini sağlıklı geçirmesi, iyi bir eğitim sisteminde yetişmiş olması" gerektiğine işaret eden Kılıç, şöyle devam etti:

"Ergenlik, kişinin fiziksel, sosyal ve zihinsel açıdan çok hızlı gelişim gösterdiği bir dönemdir. Bu gelişmenin de uygun çevresel koşullarla desteklenmesi gerekir. Gençler, kendilerini geliştirmek için daha çok spor yapmaya, arkadaş grupları ile vakit geçirmeye, kendilerini tanımaya, kendi dünya görüşlerini geliştirecek biçimde okumaya ve tartışmaya gereksinim duyar. Maalesef, Türkiye'de ergen gelişimi açısından çok önemli bir dönem olan 15-18 yaşlarda gençler, hemen hemen bütün boş zamanlarını dershaneye giderek ya da ders çalışarak geçirmektedir.

Gençlerin, sınava hazırlık için ayırması gereken zaman dershanelerle birlikte daha da artmaktadır. Bu durum da hem ailenin ve hem gencin beklentisini yükseltmekte ve hem de stres kaynağı olmaktadır."

Son Güncelleme: Perşembe, 06 Haziran 2013 09:53

Gösterim: 958

Zeki insanların sırrı çözüldü! Bilim insanları IQ’su yüksek kişilerin beyinlerinin gerekli olmayan bilgileri filtreleyebildiğini ortaya çıkardı

IQ’su yüksek kişilerin beyninin, gerekli olmayan bilgileri "filtreleyebildiği" belirlendi. ABD’deki Rochester Üniversitesi’nden bilim insanları, insanı neyin zeki yaptığını anlamaya çalıştı.

"Current Biology" dergisinde yayımlanan araştırmada, bilim insanları, katılımcılara bazı kısa video görüntüleri izletti ve bu sırada bilgisayar ekranında hareket eden siyah ve beyaz çubukların yönünü belirlemelerini istedi.

Bazı görüntüler ekranın sadece merkezini kaplayacak kadar küçük, bazıları ise tümünü kaplayacak kadar büyüktü. Katılımcılardan çubukların sağa mı yoksa sola mı hareket ettiğini belirlemelerini isteyen bilim insanları, bu kişileri sabit zeka testine de tabi tuttu.

"Zeki kişiler", küçük görüntüyü izlerken çubukların hareketlerini daha çabuk fark etti. Ancak görüntü büyüdüğünde "zekilerin", hareketi belirlemekte daha yavaş kaldığı belirtildi.

IQ’su yüksek kişilerin geniş arka plandaki hareketleri algılamada yavaş kaldığını çünkü beyinlerinin gerekli olmayan bilgiyi filtreleyebildiğini vurgulayan bilim insanları, zekanın tek göstergesinin bu olmadığına dikkati çekerek, konuya ilişkin başka araştırmaların yapılması gerektiğini ifade etti.

> İnsanı zeki yapan sır ortaya çıktı!

Zeki insanların sırrı çözüldü! Bilim insanları IQ’su yüksek kişilerin beyinlerinin gerekli olmayan bilgileri filtreleyebildiğini ortaya çıkardı

IQ’su yüksek kişilerin beyninin, gerekli olmayan bilgileri "filtreleyebildiği" belirlendi. ABD’deki Rochester Üniversitesi’nden bilim insanları, insanı neyin zeki yaptığını anlamaya çalıştı.

"Current Biology" dergisinde yayımlanan araştırmada, bilim insanları, katılımcılara bazı kısa video görüntüleri izletti ve bu sırada bilgisayar ekranında hareket eden siyah ve beyaz çubukların yönünü belirlemelerini istedi.

Bazı görüntüler ekranın sadece merkezini kaplayacak kadar küçük, bazıları ise tümünü kaplayacak kadar büyüktü. Katılımcılardan çubukların sağa mı yoksa sola mı hareket ettiğini belirlemelerini isteyen bilim insanları, bu kişileri sabit zeka testine de tabi tuttu.

"Zeki kişiler", küçük görüntüyü izlerken çubukların hareketlerini daha çabuk fark etti. Ancak görüntü büyüdüğünde "zekilerin", hareketi belirlemekte daha yavaş kaldığı belirtildi.

IQ’su yüksek kişilerin geniş arka plandaki hareketleri algılamada yavaş kaldığını çünkü beyinlerinin gerekli olmayan bilgiyi filtreleyebildiğini vurgulayan bilim insanları, zekanın tek göstergesinin bu olmadığına dikkati çekerek, konuya ilişkin başka araştırmaların yapılması gerektiğini ifade etti.

Son Güncelleme: Pazartesi, 27 May 2013 08:49

Gösterim: 2829

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) ''2012 Yılı İstatistiklerle Aile'' verilerine göre, Türkiye'de hane halkı sayısı 19 milyon 842 bin 850, ortalama hane halkı büyüklüğü ise 3,7 oldu.

TÜİK verilerine göre 2012 yılında ortalama hane halkı büyüklüğünün en yüksek olduğu ilin 7,9 kişiyle Şırnak olduğu belirlendi.

Ortalama hane halkı büyüklüğü illere göre incelendiğinde, 2012 yılında ortalama hane halkı büyüklüğünün en yüksek olduğu il 7,9 kişiyle Şırnak olarak gerçekleşti. Şırnak'ı 7,4 kişiyle Hakkari, 6,6 ile Muş, 6,5 ile Siirt ve 6,4 ile Van izledi.

Ortalama hane halkı büyüklüğünün en düşük olduğu il ise 2,8 kişi ile Çanakkale oldu. Çanakkale'yi 2,9 kişi ile Balıkesir ve Eskişehir, 3 kişi ile Burdur ve Muğla izledi.

Hane halklarının 2011 yılında yüzde 7,9'unu tek kişilik haneler, yüzde 7,8'ini tek ebeveynli haneler, yüzde 55,1'ini çocuklu çiftlerden oluşan haneler, yüzde 14,9'unu çocuksuz çiftlerden oluşan haneler ve yüzde 14,4'ünü üç kuşağı içeren geniş haneler oluşturdu.

Yaş gruplarına göre tek kişilik hane halkları incelendiğinde, tek başına yaşayan kişilerin yüzde 49,3'ü 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerden oluştu. Tek başına yaşayan kadınların yüzde 58,5'ini 65 ve daha yukarı yaştaki kişiler oluştururken, erkeklerde bu oran yüzde 32 oldu.

İlk evlenme yaşı yükseldi

Evlenen çift sayısı 2012 yılında 603 bin 751 olarak gerçekleşti. Erkeklerde ortalama ilk evlenme yaşı, 2001 yılında 25,5 iken 2012 yılında 26,7'ye yükseldi. Kadınlarda ise ortalama ilk evlenme yaşı, 2001 yılında 22,2 iken 2012 yılında 23,5'e yükseldi.

2011 yılında ilk evliliklerinde eşlerin yüzde 41'inin aile, akraba çevresinden, yüzde 39,6'sının komşu ve mahalle çevresinden, yüzde 7,4'ünün arkadaş çevresinden, yüzde 5,3'ünün iş çevresinden, yüzde 3,5'inin okul, dershane ve kurs çevresinden ve yüzde 0,1'inin ise internet aracılığıyla tanıştığı görüldü.

Çiftlerin yüzde 93,7'si hem dini hem resmi nikahlı

2011 yılında ilk evliliğinde hem resmi hem de dini nikahla evlenenlerin oranı yüzde 93,7 iken, sadece resmi nikahla evlenenlerin oranı yüzde 3,3 ve sadece dini nikahla evlenenlerin oranı yüzde 3 oldu.

Boşanan çift sayısı 2012 yılında 123 bin 325 olurken, eşlerin sorumsuz ve ilgisiz davranması en önemli boşanma nedeni olarak belirlendi. Erkekler için eşlerinin ailelerine karşı saygısız davranması (yüzde 10), kadınlar için ise şiddet (yüzde 20,8) ikinci derecede önemli boşanma nedeni olarak gerçekleşti.

Yüzde 15,2 yoksulluk sınırının altında

İki yetişkin ve iki çocuklu hane halklarının yüzde 15,2'si yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Tek kişilik hane halklarının yüzde 10,5'i, tek ebeveynli ve en az bir çocuğu olan hane halklarının yüzde 34,1'i yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bağımlı çocuğu olan hanelerin yoksulluk oranı, bağımlı çocuğu olmayan hanelerin yoksulluk oranından yaklaşık 3,3 kat fazla. 65 ve daha yukarı yaşta olup tek başına yaşayan kişilerin yoksulluk oranı ise yüzde 14,9 oldu.

Evliler daha mutlu

Geçen yıl evli kişilerin yüzde 63,9'u mutluyken, evli olmayanlarda bu oran yüzde 52,9 olarak gerçekleşti.

Bireyleri en çok aileleriyle sağlıklı olmaları mutlu ediyor. Bireyleri en çok ailelerinin mutlu ettiğini ifade edenlerin oranı, 2012 yılında yüzde 69,6. Bireyleri en çok çocuklarının mutlu ettiğini ifade edenlerin oranı yüzde 13,9, eşlerinin mutlu ettiğini ifade edenlerin oranı ise yüzde 7 oldu.

> Türkiye’de en kalabalık aileler bu ilimizde

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) ''2012 Yılı İstatistiklerle Aile'' verilerine göre, Türkiye'de hane halkı sayısı 19 milyon 842 bin 850, ortalama hane halkı büyüklüğü ise 3,7 oldu.

TÜİK verilerine göre 2012 yılında ortalama hane halkı büyüklüğünün en yüksek olduğu ilin 7,9 kişiyle Şırnak olduğu belirlendi.

Ortalama hane halkı büyüklüğü illere göre incelendiğinde, 2012 yılında ortalama hane halkı büyüklüğünün en yüksek olduğu il 7,9 kişiyle Şırnak olarak gerçekleşti. Şırnak'ı 7,4 kişiyle Hakkari, 6,6 ile Muş, 6,5 ile Siirt ve 6,4 ile Van izledi.

Ortalama hane halkı büyüklüğünün en düşük olduğu il ise 2,8 kişi ile Çanakkale oldu. Çanakkale'yi 2,9 kişi ile Balıkesir ve Eskişehir, 3 kişi ile Burdur ve Muğla izledi.

Hane halklarının 2011 yılında yüzde 7,9'unu tek kişilik haneler, yüzde 7,8'ini tek ebeveynli haneler, yüzde 55,1'ini çocuklu çiftlerden oluşan haneler, yüzde 14,9'unu çocuksuz çiftlerden oluşan haneler ve yüzde 14,4'ünü üç kuşağı içeren geniş haneler oluşturdu.

Yaş gruplarına göre tek kişilik hane halkları incelendiğinde, tek başına yaşayan kişilerin yüzde 49,3'ü 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerden oluştu. Tek başına yaşayan kadınların yüzde 58,5'ini 65 ve daha yukarı yaştaki kişiler oluştururken, erkeklerde bu oran yüzde 32 oldu.

İlk evlenme yaşı yükseldi

Evlenen çift sayısı 2012 yılında 603 bin 751 olarak gerçekleşti. Erkeklerde ortalama ilk evlenme yaşı, 2001 yılında 25,5 iken 2012 yılında 26,7'ye yükseldi. Kadınlarda ise ortalama ilk evlenme yaşı, 2001 yılında 22,2 iken 2012 yılında 23,5'e yükseldi.

2011 yılında ilk evliliklerinde eşlerin yüzde 41'inin aile, akraba çevresinden, yüzde 39,6'sının komşu ve mahalle çevresinden, yüzde 7,4'ünün arkadaş çevresinden, yüzde 5,3'ünün iş çevresinden, yüzde 3,5'inin okul, dershane ve kurs çevresinden ve yüzde 0,1'inin ise internet aracılığıyla tanıştığı görüldü.

Çiftlerin yüzde 93,7'si hem dini hem resmi nikahlı

2011 yılında ilk evliliğinde hem resmi hem de dini nikahla evlenenlerin oranı yüzde 93,7 iken, sadece resmi nikahla evlenenlerin oranı yüzde 3,3 ve sadece dini nikahla evlenenlerin oranı yüzde 3 oldu.

Boşanan çift sayısı 2012 yılında 123 bin 325 olurken, eşlerin sorumsuz ve ilgisiz davranması en önemli boşanma nedeni olarak belirlendi. Erkekler için eşlerinin ailelerine karşı saygısız davranması (yüzde 10), kadınlar için ise şiddet (yüzde 20,8) ikinci derecede önemli boşanma nedeni olarak gerçekleşti.

Yüzde 15,2 yoksulluk sınırının altında

İki yetişkin ve iki çocuklu hane halklarının yüzde 15,2'si yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Tek kişilik hane halklarının yüzde 10,5'i, tek ebeveynli ve en az bir çocuğu olan hane halklarının yüzde 34,1'i yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bağımlı çocuğu olan hanelerin yoksulluk oranı, bağımlı çocuğu olmayan hanelerin yoksulluk oranından yaklaşık 3,3 kat fazla. 65 ve daha yukarı yaşta olup tek başına yaşayan kişilerin yoksulluk oranı ise yüzde 14,9 oldu.

Evliler daha mutlu

Geçen yıl evli kişilerin yüzde 63,9'u mutluyken, evli olmayanlarda bu oran yüzde 52,9 olarak gerçekleşti.

Bireyleri en çok aileleriyle sağlıklı olmaları mutlu ediyor. Bireyleri en çok ailelerinin mutlu ettiğini ifade edenlerin oranı, 2012 yılında yüzde 69,6. Bireyleri en çok çocuklarının mutlu ettiğini ifade edenlerin oranı yüzde 13,9, eşlerinin mutlu ettiğini ifade edenlerin oranı ise yüzde 7 oldu.

Son Güncelleme: Pazartesi, 13 May 2013 08:40

Gösterim: 1531

Türkiye'deki halk kütüphanelerinde 123 milyondan fazla kitap bulunması gerekirken sadece 13 milyon kitap var. 5 milyon nüfuslu Finlandiya'da bin 202 kütüphane bulunurken, 70 milyonluk Türkiye'de bu rakam sadece bin 434.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül, Erzurum'da düzenlenen 6. Konuşan Kitap Şenliği'nde yaptığı konuşmada, bir kitabın insan hayatını, dünyanın kaderini değiştirebildiğini vurguladı.

Türkiye'deki kütüphanelerin nitelik ve nicelik bakımından diğer ülkelerin gerisinde olduğuna işaret eden Gül, "Uluslararası standartlara göre, Türkiye'deki halk kütüphanelerinde 123 milyonu aşkın kitap bulunması gerekirken sadece 13 milyon kitabımız var. 5 milyon nüfuslu Finlandiya'da bin 202 kütüphane bulunurken, 70 milyonluk Türkiye'de bu rakam sadece bin 434. Bu durumun bize, ülkemize, geçmişimize hiç de yaraşır bir tablo olmadığı aşikar" dedi.

Kütüphanelere ilgi duyan çocukların kitap okuma alışkanlığını daha kolay kazandığını belirten Gül, şöyle konuştu:

"Toplum olarak kitapla ilişkimizi güçlendirmek, yeni nesillere okuma alışkanlığı kazandırmak istiyorsak kütüphane geleneğini canlandırmalıyız. Bu konuda belediyelerin önemli bir misyon üstlenebileceğini düşünüyorum ve buradan belediyelerimize çağrıda bulunmak istiyorum. İfa etmiş olduğunuz pek çok önemli hizmetin yanında gelin, illerinizde, ilçelerinizde hatta belediyelerinizde kütüphaneler kurun. Bu kütüphaneleri binlerce kitapla çeşitli etkinliklerle oyun alanları ve teknolojik imkanlarla çocuklarımız için ilgi çekici mekanlar haline getirin. Tek bir çocuğun bile hayatını değiştirecek kitaba ulaşmasına vesile olursanız inanın hem bu dünya hem de ahiretiniz için arkanızda bırakacağınız en kıymetli eser bu olacaktır."

Gül, konuşmasının sonunda, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Beş Şehir" kitabında Erzurum'u anlattığı bölümü okudu.

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen de "Hayatta başarılı olan insanlara bakın, bunlar salt kendi mesleklerinde başarılı olan insanlar değildir. Onlar başka meselelere de ilgi duyan, o meselelerde ne olup bitiğinin farkında olan insanlardır. Bu anlamda bir merak, gayret içinde olursanız hayat sizi arzu ettiğiniz her noktaya taşıyacaktır" dedi.

Erzurum Valisi Sebahattin Öztürk ise sürekli okuyan, üreten, kendini geliştiren toplumların yüksek yaşam kalitesini yakalayabildiğini vurgulayarak, zekaları kitapla beslemeyen ulusların hüsranla yüz yüze kaldığını belirtti.

Konuşmaların ardından Ankara Radyosu sanatçısı Nurullah Akçayır konser verdi, Erzurum Büyükşehir Belediyesi Halk Oyunları Topluluğu bar oynadı. Bazı sanatçı, şair, yazar, gazeteci ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin salondakilerle sohbet ettiği etkinlikte aşıklar atıştı.

Hayrünnisa Gül, 6. Konuşan Kitap Şenliği'ne katkı sağlayan kurum ve kuruluşların temsilcilerine teşekkür plaketi verdi.

> 70 milyonluk Türkiye’de 13 milyon kitap var

Türkiye'deki halk kütüphanelerinde 123 milyondan fazla kitap bulunması gerekirken sadece 13 milyon kitap var. 5 milyon nüfuslu Finlandiya'da bin 202 kütüphane bulunurken, 70 milyonluk Türkiye'de bu rakam sadece bin 434.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül, Erzurum'da düzenlenen 6. Konuşan Kitap Şenliği'nde yaptığı konuşmada, bir kitabın insan hayatını, dünyanın kaderini değiştirebildiğini vurguladı.

Türkiye'deki kütüphanelerin nitelik ve nicelik bakımından diğer ülkelerin gerisinde olduğuna işaret eden Gül, "Uluslararası standartlara göre, Türkiye'deki halk kütüphanelerinde 123 milyonu aşkın kitap bulunması gerekirken sadece 13 milyon kitabımız var. 5 milyon nüfuslu Finlandiya'da bin 202 kütüphane bulunurken, 70 milyonluk Türkiye'de bu rakam sadece bin 434. Bu durumun bize, ülkemize, geçmişimize hiç de yaraşır bir tablo olmadığı aşikar" dedi.

Kütüphanelere ilgi duyan çocukların kitap okuma alışkanlığını daha kolay kazandığını belirten Gül, şöyle konuştu:

"Toplum olarak kitapla ilişkimizi güçlendirmek, yeni nesillere okuma alışkanlığı kazandırmak istiyorsak kütüphane geleneğini canlandırmalıyız. Bu konuda belediyelerin önemli bir misyon üstlenebileceğini düşünüyorum ve buradan belediyelerimize çağrıda bulunmak istiyorum. İfa etmiş olduğunuz pek çok önemli hizmetin yanında gelin, illerinizde, ilçelerinizde hatta belediyelerinizde kütüphaneler kurun. Bu kütüphaneleri binlerce kitapla çeşitli etkinliklerle oyun alanları ve teknolojik imkanlarla çocuklarımız için ilgi çekici mekanlar haline getirin. Tek bir çocuğun bile hayatını değiştirecek kitaba ulaşmasına vesile olursanız inanın hem bu dünya hem de ahiretiniz için arkanızda bırakacağınız en kıymetli eser bu olacaktır."

Gül, konuşmasının sonunda, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Beş Şehir" kitabında Erzurum'u anlattığı bölümü okudu.

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen de "Hayatta başarılı olan insanlara bakın, bunlar salt kendi mesleklerinde başarılı olan insanlar değildir. Onlar başka meselelere de ilgi duyan, o meselelerde ne olup bitiğinin farkında olan insanlardır. Bu anlamda bir merak, gayret içinde olursanız hayat sizi arzu ettiğiniz her noktaya taşıyacaktır" dedi.

Erzurum Valisi Sebahattin Öztürk ise sürekli okuyan, üreten, kendini geliştiren toplumların yüksek yaşam kalitesini yakalayabildiğini vurgulayarak, zekaları kitapla beslemeyen ulusların hüsranla yüz yüze kaldığını belirtti.

Konuşmaların ardından Ankara Radyosu sanatçısı Nurullah Akçayır konser verdi, Erzurum Büyükşehir Belediyesi Halk Oyunları Topluluğu bar oynadı. Bazı sanatçı, şair, yazar, gazeteci ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin salondakilerle sohbet ettiği etkinlikte aşıklar atıştı.

Hayrünnisa Gül, 6. Konuşan Kitap Şenliği'ne katkı sağlayan kurum ve kuruluşların temsilcilerine teşekkür plaketi verdi.

Son Güncelleme: Salı, 21 May 2013 14:18

Gösterim: 1021

Anaokulundan başlayarak üniversiteyi bitirene kadar bir çocuk için ailelerin yaptığı harcama 80 bin liradan başlıyor. Zengin aileler ise bunun için 1 milyon lira harcıyor.

İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odasının (İSMMMO), "Türkiye'de Eğitim Harcamaları ve Ailelere Maliyeti" raporuna göre bir çocuk için üniversiteyi bitirene kadar harcanan para milyon liraya ulaşıyor.

Odanın açıklamasına göre, anaokulundan başlayarak üniversiteyi bitirene kadar bir çocuk için ailelerin yaptığı harcama dar gelirlide ortalama 4 bin 500 lira olurken üst gelir grubunda bu rakam 668 bin lirayı geçiyor. Doğum, bakım, kreş, sağlık, giyim, ulaştırma ve gıda giderleri de hesaba katıldığında üniversiteden mezun olana dek bir çocuğa dar gelirli aileler 80 bin lira, zengin aileler ise 1 milyon liranın üzerinde para harcıyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, 75 milyonluk Türkiye'de 17 milyon 235 bin öğrenci bulunduğunu, bunlardan 613 binin ise özel okullarda eğitim gördüğünü belirtti.

TÜİK ve güncel gider verilerine göre eğitimin maliyetinin devasa rakamlara ulaştığını kaydeden Arıkan, "Herkesin kaliteli ve eşit eğitim hakkı için en yüksek çaba gösterilmeli" ifadelerini kullandı.

Bu arada, Türkiye'de Eğitim Harcamaları ve Ailelere Maliyeti raporunda aileler 2013 yılında TÜİK'in gelirden aldığı pay ve harcama gruplarına göre sınıflandırıldı.

Dar gelirli karı kocanın asgari ücretle çalıştığı bir ailenin aylık geliri bin 500, orta gelirli ailenin 4 bin, zengin aileninki ise 8 bin lira olarak baz alındı. Raporda her yıl için yüzde 5 enflasyon farkı da gözetilirken her ailenin bir çocuğu olduğu var sayıldı.

Raporda ilk gruptaki ailenin çocuğunu devlet okulunda okutup tüm giderlerini asgari düzeyde tuttuğu, ikinci ve üçüncü ailenin ise çocuklarını ilkokuldan üniversiteyi bitirene kadar özel okula gönderdiği farz edilerek hesaplama yapıldı.

Buna göre, 0-22 yaş arasında alt düzeyde para harcayarak çocuğunu okutmaya çalışan bir aile 5 yıllık enflasyon ile yürütülmüş rakamlarla en az 79 bin lira, yani yaklaşık 80 bin lira harcarken ikinci gruptaki ailede bu rakam 559 bin, üst gelir grubundaki ailede ise 1 milyon lirayı aşıyor.

Raporun sonuçlara göre özel okula ayıracak parası olmayan dar gelirli bir ailenin harcama kalemleri arasında en büyük kalemi gıda oluşturuyor. 22 yıl boyunca dar gelirli bir aile gıdaya yaklaşık 54 bin lira harcarken eğitim için ayırdığı para ise yaklaşık 4 bin 500 lira olarak hesaplanıyor.

Orta ve üst gelir grubunda ise harcamanın büyüğünü özel okul devreye girdiğinde eğitim oluşturuyor. Çocuğuna 22 yılda 1,1 milyon lira harcayan üst gelir grubu bir aile, eğitime yüzde 5 enflasyonla yürütülmüş rakamlara göre 668 bin; doğum, sağlık, giyim, ulaştırma ve gıda dahil diğer tüm kalemler için ise 450 bin lira aktarıyor.

İlk fark doğum sırasında

Ailelerin yaptığı harcamalarda ilk fark doğum sırasında başlıyor. Devlet hastanesinde doğum yapan ile özel hastanede doğum yapan arasındaki fark 7 bin liraya kadar çıkıyor. Dar gelirli bir kişi doğum için devlet hastanesine gittiğinde kendinden herhangi bir ücret alınmıyor. Özel hastanede ise doğum yapmanın maliyeti 800 liradan başlayıp 7 bin liraya kadar ulaşıyor.

Bir yaşından itibaren ailenin çocuk için bakıcı hizmeti alması veya kreşe başvurmasının maliyeti de önemli bir kalem oluşturuyor. Burada en düşük aylık rakam 800 liradan başlıyor. Üst sınır ise ortalama 2 bin lirayı buluyor.

Enflasyonu hesaba katmadan yapılan hesapta ayda 800 lira ödeyen bir aile sırf bu hizmet için 38 bin 400 lira vermek zorunda kalıyor. Ayda 2 bin lira ödeyen bir aile ise 4 yılın sonunda 96 bin lira gibi bir rakam ödüyor. Yıllık yüzde 5 enflasyonla hesabı yürütüldüğünde ise bakım masrafları 40 bin lira ile 100 bin lira arasında değişiyor.

Gıda, sağlık, giyim ve ulaştırma giderleri için TÜİK'in hane başına tüketim harcaması verilerinden yararlanarak yapılan hesaplamalara göre, dar gelirli bir ailede giyim ve ayakkabının gelirden aldığı pay yüzde 4,3, orta gelirli bir ailede yüzde 4,8, üst gelir grubunda ise yüzde 5,7.

Bin 500 lira geliri olan bir aile, çocuğuna ayda 17 lira giyim ve ayakkabı harcaması yaparken bu rakam orta gelir grubunda 48, üst gelir grubunda ise 114 lira düzeyinde bulunuyor. Sağlık harcamaları ise sırasıyla ayda 8, 19 ve 40 lira, gıdada rakamlar aylık olarak birinci ailede 116, ikinci ailede 227, son ailede ise 320 lirayı buluyor.

Raporda Türkiye'deki eğitim istatistiklerine de yer veriliyor. Türkiye'de 2011-2012 döneminde öğrenci sayısı toplamı 16,9 milyon iken bu rakam 2012-2013 dönemde 17,2 milyona ulaşmış durumda. 2012-2013 eğitim döneminde 17,2 milyon çocuktan 15,8 milyonu devlet okullarında eğitim görüyor, kalanı ise sayıları 5 bin 942'ü bulan özel okullarda okuyor.

Özel okul sayısı ise 2003 yılından itibaren artıyor. 2002-2003 eğitim döneminde özel okul sayısı bin 235 iken 2012-2013 eğitim döneminde bu rakam 5 bin 942'ye yükseldi. Özel okul sayısı aradan geçen 10 yılda yüzde 381, yani yaklaşık dört kat arttı.

Dar gelirli ailenin gelirinin yüzde 2'si eğitime

Rapor, özel okulların sayısı artarken, tercihini özel okuldan yapan velilerin yıllar içinde ödedikleri bedelin arttığını da ortaya koyuyor.

İlköğretim döneminde özel okul fiyatları yıllık 15 bin ile 30 bin lira düzeyinde olurken dar gelirli bir aile eğitime her ay gelirinin yüzde 2'sini harcıyor. Yani 4 kişilik bir aile eğitim için 31 lira harcıyor. Bu da kişi başına ayda 7,73 lira ediyor.

Yıllık olarak dar gelirli aile eğitime 93 lira ödüyor. Orta gelir grubunda ise özel okulların fiyatlarından hareket edilerek ilköğretim döneminde yılda 15 bin liradan bir öğrencinin 8 yıllık maliyeti 120 bin lirayı buluyor. Üst gelir grubunda 30 bin lira yıllık eğitim bedeli ödeyen bir ailede ise bu rakam 240 bin lira oluyor.

Rapora göre, 4+4+4'ün son dörtlük bölümünde özel okullara dar gelirli aile yılda 92,7 lira öderken rakam dört yılda 372 liraya ulaşıyor. Orta gelirli özel okula 18 bin lira; üst gelir grubu da 4 yılda 72 bin lira ödüyor. İlköğretim ve lise hayatı boyunca kitap ve kırtasiye giderleri de ayrıca hesaba katıldığında 12 yılda üç farklı aile, sırasıyla bin 920, 9 bin 600 ve 24 bin lira harcama yapıyor.

Üniversite eğitiminin maliyetinin de hesaplandığı raporda, dar gelirli bir ailenin çocuğu doğumdan üniversiteyi bitirdiği güne kadar eğitim, yeme-içme, ulaşım, giyim ve sağlık dahil 22 yılda 46 bin 968 lira masraf ediyor.

Ayda 4 bin lira geliri olan bir aile aynı dönem için 445 bin, 8 bin lira gelir grubu ile üst kalemde yer alan bir aile ise 898 bin 312 lira harcamak zorunda kalıyor. Yıllık enflasyonun yüzde 5 varsayımıyla rakamlar güncellendiğinde ise dar gelirli bir aile 0-22 yaş arasındaki bir çocuğa 79 bin, orta gelir grubu 559 bin 899, üst gelir grubu ise 1 milyon 119 bin 189 lira harcıyor.

> Doğumdan mezuniyete bir çocuğun masrafı 80 bin lira

Anaokulundan başlayarak üniversiteyi bitirene kadar bir çocuk için ailelerin yaptığı harcama 80 bin liradan başlıyor. Zengin aileler ise bunun için 1 milyon lira harcıyor.

İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odasının (İSMMMO), "Türkiye'de Eğitim Harcamaları ve Ailelere Maliyeti" raporuna göre bir çocuk için üniversiteyi bitirene kadar harcanan para milyon liraya ulaşıyor.

Odanın açıklamasına göre, anaokulundan başlayarak üniversiteyi bitirene kadar bir çocuk için ailelerin yaptığı harcama dar gelirlide ortalama 4 bin 500 lira olurken üst gelir grubunda bu rakam 668 bin lirayı geçiyor. Doğum, bakım, kreş, sağlık, giyim, ulaştırma ve gıda giderleri de hesaba katıldığında üniversiteden mezun olana dek bir çocuğa dar gelirli aileler 80 bin lira, zengin aileler ise 1 milyon liranın üzerinde para harcıyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, 75 milyonluk Türkiye'de 17 milyon 235 bin öğrenci bulunduğunu, bunlardan 613 binin ise özel okullarda eğitim gördüğünü belirtti.

TÜİK ve güncel gider verilerine göre eğitimin maliyetinin devasa rakamlara ulaştığını kaydeden Arıkan, "Herkesin kaliteli ve eşit eğitim hakkı için en yüksek çaba gösterilmeli" ifadelerini kullandı.

Bu arada, Türkiye'de Eğitim Harcamaları ve Ailelere Maliyeti raporunda aileler 2013 yılında TÜİK'in gelirden aldığı pay ve harcama gruplarına göre sınıflandırıldı.

Dar gelirli karı kocanın asgari ücretle çalıştığı bir ailenin aylık geliri bin 500, orta gelirli ailenin 4 bin, zengin aileninki ise 8 bin lira olarak baz alındı. Raporda her yıl için yüzde 5 enflasyon farkı da gözetilirken her ailenin bir çocuğu olduğu var sayıldı.

Raporda ilk gruptaki ailenin çocuğunu devlet okulunda okutup tüm giderlerini asgari düzeyde tuttuğu, ikinci ve üçüncü ailenin ise çocuklarını ilkokuldan üniversiteyi bitirene kadar özel okula gönderdiği farz edilerek hesaplama yapıldı.

Buna göre, 0-22 yaş arasında alt düzeyde para harcayarak çocuğunu okutmaya çalışan bir aile 5 yıllık enflasyon ile yürütülmüş rakamlarla en az 79 bin lira, yani yaklaşık 80 bin lira harcarken ikinci gruptaki ailede bu rakam 559 bin, üst gelir grubundaki ailede ise 1 milyon lirayı aşıyor.

Raporun sonuçlara göre özel okula ayıracak parası olmayan dar gelirli bir ailenin harcama kalemleri arasında en büyük kalemi gıda oluşturuyor. 22 yıl boyunca dar gelirli bir aile gıdaya yaklaşık 54 bin lira harcarken eğitim için ayırdığı para ise yaklaşık 4 bin 500 lira olarak hesaplanıyor.

Orta ve üst gelir grubunda ise harcamanın büyüğünü özel okul devreye girdiğinde eğitim oluşturuyor. Çocuğuna 22 yılda 1,1 milyon lira harcayan üst gelir grubu bir aile, eğitime yüzde 5 enflasyonla yürütülmüş rakamlara göre 668 bin; doğum, sağlık, giyim, ulaştırma ve gıda dahil diğer tüm kalemler için ise 450 bin lira aktarıyor.

İlk fark doğum sırasında

Ailelerin yaptığı harcamalarda ilk fark doğum sırasında başlıyor. Devlet hastanesinde doğum yapan ile özel hastanede doğum yapan arasındaki fark 7 bin liraya kadar çıkıyor. Dar gelirli bir kişi doğum için devlet hastanesine gittiğinde kendinden herhangi bir ücret alınmıyor. Özel hastanede ise doğum yapmanın maliyeti 800 liradan başlayıp 7 bin liraya kadar ulaşıyor.

Bir yaşından itibaren ailenin çocuk için bakıcı hizmeti alması veya kreşe başvurmasının maliyeti de önemli bir kalem oluşturuyor. Burada en düşük aylık rakam 800 liradan başlıyor. Üst sınır ise ortalama 2 bin lirayı buluyor.

Enflasyonu hesaba katmadan yapılan hesapta ayda 800 lira ödeyen bir aile sırf bu hizmet için 38 bin 400 lira vermek zorunda kalıyor. Ayda 2 bin lira ödeyen bir aile ise 4 yılın sonunda 96 bin lira gibi bir rakam ödüyor. Yıllık yüzde 5 enflasyonla hesabı yürütüldüğünde ise bakım masrafları 40 bin lira ile 100 bin lira arasında değişiyor.

Gıda, sağlık, giyim ve ulaştırma giderleri için TÜİK'in hane başına tüketim harcaması verilerinden yararlanarak yapılan hesaplamalara göre, dar gelirli bir ailede giyim ve ayakkabının gelirden aldığı pay yüzde 4,3, orta gelirli bir ailede yüzde 4,8, üst gelir grubunda ise yüzde 5,7.

Bin 500 lira geliri olan bir aile, çocuğuna ayda 17 lira giyim ve ayakkabı harcaması yaparken bu rakam orta gelir grubunda 48, üst gelir grubunda ise 114 lira düzeyinde bulunuyor. Sağlık harcamaları ise sırasıyla ayda 8, 19 ve 40 lira, gıdada rakamlar aylık olarak birinci ailede 116, ikinci ailede 227, son ailede ise 320 lirayı buluyor.

Raporda Türkiye'deki eğitim istatistiklerine de yer veriliyor. Türkiye'de 2011-2012 döneminde öğrenci sayısı toplamı 16,9 milyon iken bu rakam 2012-2013 dönemde 17,2 milyona ulaşmış durumda. 2012-2013 eğitim döneminde 17,2 milyon çocuktan 15,8 milyonu devlet okullarında eğitim görüyor, kalanı ise sayıları 5 bin 942'ü bulan özel okullarda okuyor.

Özel okul sayısı ise 2003 yılından itibaren artıyor. 2002-2003 eğitim döneminde özel okul sayısı bin 235 iken 2012-2013 eğitim döneminde bu rakam 5 bin 942'ye yükseldi. Özel okul sayısı aradan geçen 10 yılda yüzde 381, yani yaklaşık dört kat arttı.

Dar gelirli ailenin gelirinin yüzde 2'si eğitime

Rapor, özel okulların sayısı artarken, tercihini özel okuldan yapan velilerin yıllar içinde ödedikleri bedelin arttığını da ortaya koyuyor.

İlköğretim döneminde özel okul fiyatları yıllık 15 bin ile 30 bin lira düzeyinde olurken dar gelirli bir aile eğitime her ay gelirinin yüzde 2'sini harcıyor. Yani 4 kişilik bir aile eğitim için 31 lira harcıyor. Bu da kişi başına ayda 7,73 lira ediyor.

Yıllık olarak dar gelirli aile eğitime 93 lira ödüyor. Orta gelir grubunda ise özel okulların fiyatlarından hareket edilerek ilköğretim döneminde yılda 15 bin liradan bir öğrencinin 8 yıllık maliyeti 120 bin lirayı buluyor. Üst gelir grubunda 30 bin lira yıllık eğitim bedeli ödeyen bir ailede ise bu rakam 240 bin lira oluyor.

Rapora göre, 4+4+4'ün son dörtlük bölümünde özel okullara dar gelirli aile yılda 92,7 lira öderken rakam dört yılda 372 liraya ulaşıyor. Orta gelirli özel okula 18 bin lira; üst gelir grubu da 4 yılda 72 bin lira ödüyor. İlköğretim ve lise hayatı boyunca kitap ve kırtasiye giderleri de ayrıca hesaba katıldığında 12 yılda üç farklı aile, sırasıyla bin 920, 9 bin 600 ve 24 bin lira harcama yapıyor.

Üniversite eğitiminin maliyetinin de hesaplandığı raporda, dar gelirli bir ailenin çocuğu doğumdan üniversiteyi bitirdiği güne kadar eğitim, yeme-içme, ulaşım, giyim ve sağlık dahil 22 yılda 46 bin 968 lira masraf ediyor.

Ayda 4 bin lira geliri olan bir aile aynı dönem için 445 bin, 8 bin lira gelir grubu ile üst kalemde yer alan bir aile ise 898 bin 312 lira harcamak zorunda kalıyor. Yıllık enflasyonun yüzde 5 varsayımıyla rakamlar güncellendiğinde ise dar gelirli bir aile 0-22 yaş arasındaki bir çocuğa 79 bin, orta gelir grubu 559 bin 899, üst gelir grubu ise 1 milyon 119 bin 189 lira harcıyor.

Son Güncelleme: Pazartesi, 06 May 2013 12:29

Gösterim: 1439


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.