Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Boğaziçi Üniversitesi'nde seri hayvan katliamları yaşandı. Son kurban, öğrencilerin 'Bezgin' adlı kedisi oldu. Kampüsü mesken tutan cani ise aranıyor

bogaz ici üniDünyanın en saygın okulları arasında yer alan Boğaziçi Üniversitesi'nde "seri caninin" dolaştığı ortaya çıktı. Skandalın geçmişi ise 2008 yılına dayandı. 4 yıl önce Güney Kampüs'te yakılarak öldürülmüş 4 kedi yavrusu bulundu. Yine aynı yıl, 3 kedinin üzerine tuğla atılarak öldürüldüğü tespit edildi.

Kayıplar arttı

2010 yılında ise bir öğrenci, Güney Kampüs'teki bir bankanın ATM'sinin içinde derisi yüzülmüş bir kedi ölüsü buldu. Şoka giren üniversiteli, durumu rektörlüğe ve eski genel sekreter Yasemin Kahya'ya haber verdi. Bankadan görüntü talep edilmesine rağmen, konuyla ilgili takipsizlik kararı verildi.

Olayın ardından 3 öğrenci rektörlüge giderek, ölü buldukları kediyi ATM'ye attıklarını itiraf etti. Ancak kimseye ceza verilmedi. Kedi ve köpek kayıplarının ise ardı arkası kesilmedi. Birkaç hafta önce, Hisar Kampüs'te "Okulda cani var" tezini destekleyen bir vahşet daha meydana geldi.

Cani alarmı...

Öğrencilerin beslediği "Bezgin" adlı kedi, kesilip iç organları çıkartılmış halde bulundu. Öğrenciler, ölü kediyi veterinere götürdü. Talebeler, kediyle ilgili otopsi istedi. Rapor sonucunda, kedinin insan eliyle kesici bir aletle kesildiği belirtildi. Öğrenciler daha sonra konuyu rektörlüğe bildirdi. Öğrenciler, kameraların incelenip, cani ya da canilerin bulunmasını talep etti.

'Bezgin' kaza geçirmiş

Boğaziçi Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Bürosu, "okulda kedi katliamının" yaşanmadığını açıkladı. Bezgin'in üniversite dışında bir aracın altında kaldığı, yaralı olarak getirildiği okulda da öldüğü belirtildi.

İşkencenin nedeni zevkmiş

Boğaziçili öğrenciler hayvan katliamlarıyla ilgili konuştu: "Daha önce okulda çok sayıda ölü kedi ve köpek bulundu. Yemeklerine zehir katılarak öldürüldüğü söylentileri yayıldı. Açılan soruşturmalar ise gizli tutuldu. Koruluk kısmında, defalarca ölü hayvanlara rastladık. Bunu da öğrenci ve görevlilerin zevk için yaptıkları iddia edildi."

(takvim)

> Boğaziçi Üniversitesi'nde kedi köpek katliamı!

Boğaziçi Üniversitesi'nde seri hayvan katliamları yaşandı. Son kurban, öğrencilerin 'Bezgin' adlı kedisi oldu. Kampüsü mesken tutan cani ise aranıyor

bogaz ici üniDünyanın en saygın okulları arasında yer alan Boğaziçi Üniversitesi'nde "seri caninin" dolaştığı ortaya çıktı. Skandalın geçmişi ise 2008 yılına dayandı. 4 yıl önce Güney Kampüs'te yakılarak öldürülmüş 4 kedi yavrusu bulundu. Yine aynı yıl, 3 kedinin üzerine tuğla atılarak öldürüldüğü tespit edildi.

Kayıplar arttı

2010 yılında ise bir öğrenci, Güney Kampüs'teki bir bankanın ATM'sinin içinde derisi yüzülmüş bir kedi ölüsü buldu. Şoka giren üniversiteli, durumu rektörlüğe ve eski genel sekreter Yasemin Kahya'ya haber verdi. Bankadan görüntü talep edilmesine rağmen, konuyla ilgili takipsizlik kararı verildi.

Olayın ardından 3 öğrenci rektörlüge giderek, ölü buldukları kediyi ATM'ye attıklarını itiraf etti. Ancak kimseye ceza verilmedi. Kedi ve köpek kayıplarının ise ardı arkası kesilmedi. Birkaç hafta önce, Hisar Kampüs'te "Okulda cani var" tezini destekleyen bir vahşet daha meydana geldi.

Cani alarmı...

Öğrencilerin beslediği "Bezgin" adlı kedi, kesilip iç organları çıkartılmış halde bulundu. Öğrenciler, ölü kediyi veterinere götürdü. Talebeler, kediyle ilgili otopsi istedi. Rapor sonucunda, kedinin insan eliyle kesici bir aletle kesildiği belirtildi. Öğrenciler daha sonra konuyu rektörlüğe bildirdi. Öğrenciler, kameraların incelenip, cani ya da canilerin bulunmasını talep etti.

'Bezgin' kaza geçirmiş

Boğaziçi Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Bürosu, "okulda kedi katliamının" yaşanmadığını açıkladı. Bezgin'in üniversite dışında bir aracın altında kaldığı, yaralı olarak getirildiği okulda da öldüğü belirtildi.

İşkencenin nedeni zevkmiş

Boğaziçili öğrenciler hayvan katliamlarıyla ilgili konuştu: "Daha önce okulda çok sayıda ölü kedi ve köpek bulundu. Yemeklerine zehir katılarak öldürüldüğü söylentileri yayıldı. Açılan soruşturmalar ise gizli tutuldu. Koruluk kısmında, defalarca ölü hayvanlara rastladık. Bunu da öğrenci ve görevlilerin zevk için yaptıkları iddia edildi."

(takvim)

Son Güncelleme: Cumartesi, 29 Eylül 2012 09:27

Gösterim: 2588

Merkezi Yerleştirme, üniversiteleri 5 yılda 3 milyar zarara uğrattı

5 yıl içinde 335 bin öğrencinin kontenjan olmasına rağmen üniversitelere yerleştirilememesi devlet ve vakıf üniversitelerini yaklaşık 3 milyar TL zarara uğrattı.

Sonbaharla birlikte üniversitelerde kayıtlar tamamlandı ve dersler başladı. Ancak bu sene yine 100 binden fazla öğrenci, üniversitelerde kontenjan olmasına rağmen açıkta kaldı. Üniversiteye girişte baraj olarak belirlenen 180 puanın üzerinde bu puan alan yüz binlerce aday varken hem devlet, hem de vakıf üniversitelerinde 87 bin 736 kişilik kontenjan boş kaldı. Kayıt olmayan öğrenci sayısı ise 100 bini geçti.

 

Konu ile ilgili açıklama yapan Vakıf Üniversiteleri Birliği Başkanı Rifat Sarıcaoğlu, "Yükseköğretimde yerleştirmenin merkezi sistem ile yapılıyor olması bu duruma yol açıyor. ÖSYM’nin hem seçme, hem de yerleştirmeyi yapmaya devam etmesi durumunda bu durum değişmeyecek" dedi. Sarıcaoğlu, her yıl on binlerce üniversite adayının hazırlık döneminde sarf ettiği işgücü ve zaman, ailelerin yaptığı eğitim harcamaları bir yana kontenjanların boş kalmasından dolayı ekonomide her yıl büyük bir kayıp yaşadığına dikkat çekti. Son beş yılda devlet üniversitelerinde 237 bin 560, vakıf üniversitelerinde 97 bin 9 olmak üzere toplam 334 bin 569 kontenjanın dolmadığını anlatan Rifat Sarıcaoğlu; bu boş kontenjanların ekonomiye 3 milyar liraya yakın bir toplamın boşa harcandığını vurguladı. Bir üniversite öğrencisinin devlet üniversitelerinde ortalama 7 bin lira, vakıf üniversitelerinde ise 12 bin liraya yakın maliyeti olduğunun altını çizen Sarıcaoğlu, yerleştirmenin merkezi sistem tarafından yapılmaya devam etmesi halinde ekonominin yaşayacağı kaybın her geçen sene artacağını söyledi.

Birlik Başkanı Rifat Sarıcaoğlu; ÖSYM’nin üniversiteye gidecek öğrencileri seçme görevini sürdürebileceğini ama boş kontenjanların önüne geçilebilmesi için yerleştirme görevinin ÖSYM’den alınıp üniversitelerin kendilerine verilmesi gerektiğini belirtti.(hürriyeteğitim)

> Merkezi Yerleştirme, üniversiteleri rekor zarara uğrattı

Merkezi Yerleştirme, üniversiteleri 5 yılda 3 milyar zarara uğrattı

5 yıl içinde 335 bin öğrencinin kontenjan olmasına rağmen üniversitelere yerleştirilememesi devlet ve vakıf üniversitelerini yaklaşık 3 milyar TL zarara uğrattı.

Sonbaharla birlikte üniversitelerde kayıtlar tamamlandı ve dersler başladı. Ancak bu sene yine 100 binden fazla öğrenci, üniversitelerde kontenjan olmasına rağmen açıkta kaldı. Üniversiteye girişte baraj olarak belirlenen 180 puanın üzerinde bu puan alan yüz binlerce aday varken hem devlet, hem de vakıf üniversitelerinde 87 bin 736 kişilik kontenjan boş kaldı. Kayıt olmayan öğrenci sayısı ise 100 bini geçti.

 

Konu ile ilgili açıklama yapan Vakıf Üniversiteleri Birliği Başkanı Rifat Sarıcaoğlu, "Yükseköğretimde yerleştirmenin merkezi sistem ile yapılıyor olması bu duruma yol açıyor. ÖSYM’nin hem seçme, hem de yerleştirmeyi yapmaya devam etmesi durumunda bu durum değişmeyecek" dedi. Sarıcaoğlu, her yıl on binlerce üniversite adayının hazırlık döneminde sarf ettiği işgücü ve zaman, ailelerin yaptığı eğitim harcamaları bir yana kontenjanların boş kalmasından dolayı ekonomide her yıl büyük bir kayıp yaşadığına dikkat çekti. Son beş yılda devlet üniversitelerinde 237 bin 560, vakıf üniversitelerinde 97 bin 9 olmak üzere toplam 334 bin 569 kontenjanın dolmadığını anlatan Rifat Sarıcaoğlu; bu boş kontenjanların ekonomiye 3 milyar liraya yakın bir toplamın boşa harcandığını vurguladı. Bir üniversite öğrencisinin devlet üniversitelerinde ortalama 7 bin lira, vakıf üniversitelerinde ise 12 bin liraya yakın maliyeti olduğunun altını çizen Sarıcaoğlu, yerleştirmenin merkezi sistem tarafından yapılmaya devam etmesi halinde ekonominin yaşayacağı kaybın her geçen sene artacağını söyledi.

Birlik Başkanı Rifat Sarıcaoğlu; ÖSYM’nin üniversiteye gidecek öğrencileri seçme görevini sürdürebileceğini ama boş kontenjanların önüne geçilebilmesi için yerleştirme görevinin ÖSYM’den alınıp üniversitelerin kendilerine verilmesi gerektiğini belirtti.(hürriyeteğitim)

Son Güncelleme: Çarşamba, 26 Eylül 2012 10:14

Gösterim: 2298

YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, Anadolu Üniversitesi (AÜ) Yunus Emre Yerleşkesi'ndeki Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen AÜ 2012-2013 Ders Yılı Açılış Töreni'nde yaptığı konuşmada, AÜ'nün yeni akademik yılının hayırlı olmasının diledi.

Yükseköğretim sisteminin yeniden yapılandırılması ve yeni bir yasa ihtiyacının birçok kez dile getirildiğini ifade eden Prof. Dr. Çetinsaya, şöyle konuştu:

''Mevcut yükseköğretim sistemimizin, bu büyüme sürecini sağlıklı şekilde sürdürebilmesi ve kaliteli bir yükseköğretim alanı inşa edebilmesi noktasında bir yeniden yapılandırılması ihtiyacıyla karşı karşıyadır.''

Prof. Dr. Çetinsaya, şöyle devam etti:

''Yükseköğretimin yeniden yapılandırma sürecinin başlangıç adımı, yeni bir yükseköğretim yasasında yatmaktadır. Yaklaşık 1.5 yıldır YÖK bünyesinde sürdürülen çalışmalar belli bir noktaya geldi. Bugün itibariyle bu çalışmalar kamuoyuyla, iç ve dış paydaşlarla tartışabilme noktasına gelmiştir. Tartışmaya açılan yasa çalışması, üniversiteleri farklılaştırmaya eğilimli bir yapıda olacaktır. Üniversite yönetimlerinin tek tip merkezi politikalar ekseninde yapılandırılması yerine farklı özelliklerdeki üniversitelerin farklı yönetim modelleri eşliğinde faaliyetlerde bulunması öngörülmelidir.''

 Çetinsaya, şu ifadelere yer verdi:

''Bu hafta içerisinde bütün iç ve dış paydaşlarımızla fikirleri, modelleri, alternatifleri, yaklaşımları tartışıp, olgunlaştırma ve nihai halini vermek istiyoruz. Bu sonbahar içinde mutlaka bu yasanın TBMM'de görüşülmesini arzuluyoruz. Bu süreci, bundan sonra daha hızlı ve çok taraflı bir şekilde gerçekleştirmeye çalışacağız.''

> ‘YÖK Yasası’nda sona gelindi

YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, Anadolu Üniversitesi (AÜ) Yunus Emre Yerleşkesi'ndeki Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen AÜ 2012-2013 Ders Yılı Açılış Töreni'nde yaptığı konuşmada, AÜ'nün yeni akademik yılının hayırlı olmasının diledi.

Yükseköğretim sisteminin yeniden yapılandırılması ve yeni bir yasa ihtiyacının birçok kez dile getirildiğini ifade eden Prof. Dr. Çetinsaya, şöyle konuştu:

''Mevcut yükseköğretim sistemimizin, bu büyüme sürecini sağlıklı şekilde sürdürebilmesi ve kaliteli bir yükseköğretim alanı inşa edebilmesi noktasında bir yeniden yapılandırılması ihtiyacıyla karşı karşıyadır.''

Prof. Dr. Çetinsaya, şöyle devam etti:

''Yükseköğretimin yeniden yapılandırma sürecinin başlangıç adımı, yeni bir yükseköğretim yasasında yatmaktadır. Yaklaşık 1.5 yıldır YÖK bünyesinde sürdürülen çalışmalar belli bir noktaya geldi. Bugün itibariyle bu çalışmalar kamuoyuyla, iç ve dış paydaşlarla tartışabilme noktasına gelmiştir. Tartışmaya açılan yasa çalışması, üniversiteleri farklılaştırmaya eğilimli bir yapıda olacaktır. Üniversite yönetimlerinin tek tip merkezi politikalar ekseninde yapılandırılması yerine farklı özelliklerdeki üniversitelerin farklı yönetim modelleri eşliğinde faaliyetlerde bulunması öngörülmelidir.''

 Çetinsaya, şu ifadelere yer verdi:

''Bu hafta içerisinde bütün iç ve dış paydaşlarımızla fikirleri, modelleri, alternatifleri, yaklaşımları tartışıp, olgunlaştırma ve nihai halini vermek istiyoruz. Bu sonbahar içinde mutlaka bu yasanın TBMM'de görüşülmesini arzuluyoruz. Bu süreci, bundan sonra daha hızlı ve çok taraflı bir şekilde gerçekleştirmeye çalışacağız.''

Son Güncelleme: Pazartesi, 24 Eylül 2012 16:08

Gösterim: 1826

YÖK Kanun Taslağı’nın içeriği yavaş yavaş belli olmaya başladı. YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya’nın kendi çalışmaları ile oluşturduğu ve ilk olarak Üniversitelerarası Kurul ile paylaştığı taslağın ayrıntılarını YÖK Üyesi Prof. Dr. Beril Dedeoğlu Hürriyet’e anlattı.

“Öncelikli hedefimiz kendi içine kapalı bir sistem yerine küresel rekabeti esas alan üniversite modeli istiyoruz” diyen Prof. Dr. Dedeoğlu şu bilgileri verdi:

Özerk ve özgür

“Üniversitelerin olabildiğince özerk ve özgür bir yapıya kavuşturulması hedefleniyor. İyi işleyen, teamüllerini oluşturmuş üniversitelerin özerk olmasında yarar var. Bu konuda büyük çoğunluk görüş birliğine vardı. Ona göre düzenlemeler yapmayı öngörüyoruz. Üniversiteleri devlet, vakıf ve özel olarak ayırmayı düşündük. Tabii bunun için Anayasa’nın değişmesi gerekiyor. Ama biz çalışmalarımızı Anayasa’nın değişip, değişmemesini esas alarak yapmıyoruz. Olması gerekeni söylüyoruz. Şu anda bunlar yazılı taslak olarak bile değil. Üzerinde düşündüğümüz, tartıştığımız konular. Bizim üzerinde düşündüğümüz özel üniversiteler anonim şirketi olarak kurulabilecek. Şirketlerin kendi eğitim kurumlarını açabilmesiyle ilgili. Örneğin bir tekstil firması moda tasarımı ve tekstil üzerine bir yükseköğretim kurumu açabilecek. Muhtemelen az sayıda öğrencisi olacak ve belli bir alanda uzman yetiştirecek. İş çevresinden bu yönde gelen talepler var. Vakıf da kurmak istemiyorlar.

Model tek olmayacak

Devlet üniversitelerinin yönetim modelinin de tek olmayacağı bir yapı düşünülüyor. ODTÜ, Boğaziçi, Hacettepe gibi isim yapmış üniversitelerin kendi kuracağı karar alma mekanizmaları olacak. YÖK’ün yetkileri üniversitelerin karar alma mekanizmalarına devredilecek. YÖK sadece koordinasyon ve mevzuat denetiminden sorumlu olacak. Devlet üniversitelerinde anabilim dalları başkanlarının seçimle işe geldiği, aşağıdan yukarı bu teamülün oluşmaya çalıştığı üniversiteler olmalı diye düşünüyoruz. Yeni kurulan üniversitelerin ise, iki dönem mezun verene ve kadrolarını oluşturana kadar devlet himayesinde gelişsin istiyoruz.

Araştırma bölümleri

Üzerinde düşünülen modele göre bilimsel açıdan üniversitelerin standartları saptanacak. Diyelim ki 100 üzerinden bir üniversitenin başarısı hesaplanacak. Belli bir puanın üzerinde faaliyet ve aktivite gösteren bölümler, araştırma bölümü olabilecek. Hatta birçok araştırma bölümü olan üniversiteler de araştırma üniversitesi haline gelebilecek. Bu da mali destek anlamına gelen bir şey. Dolayısıyla teşvik edici yönü de var.

Öğrencilerin yönetime katılması ile ilgili iki şey düşündük. Bunlardan biri Üniversite Konseyi Başkanı’nın karar alma mekanizmalarında yer alması. İkincisi de eski mezunlardan temsilci olması. Mezunlar derneği olan üniversiteler var. Buralardan temsilci seçilebilir. Eskiden yapılan hataların tekrarlanmaması için böyle bir geri dönüşe ihtiyaç olduğu farkedildi. Her kurumun mezunlar derneği olmayabilir ama zamanla oluşturabilirler. Rektörlerin yetkilerini dengeleyecek kurumların kuruluşların içindeki senatoların, yönetim kurullarının daha geniş katılımla yetki sahibi olması öngörülüyor. Rektörlerin yetkileri biraz daha sınırlandırılmış olacak ve senato da yönetim kuruluna karşı sorumlu olacak.

Akademisyenler açısından illa devlet memuriyeti olmamasını düşündük. Yani akademisyen üniversiteye girdi yardımcı doçent ve profesör oldu, ardından emekliye ayrıldı... Böyle olmasın istedik. İsteyenlerin sözleşmeli ve performansa dayalı olarak da çalışabileceği bir model düşünüyoruz. Ama devlet memuriyeti de devam edecek. Birinde devlet ve iş garantisi olacak. Diğerinde daha yüksek ücret alabilecek. İnsanlar kendi tercihini yapacak.

Sanayi ilişkisi

Gelişmiş üniversiteler mütevelli heyete benzer heyetler kurabilecek ve bu heyete iş çevresinden isimleri dahil edebilecek. Çünkü, piyasanın yönlendirmesi önemli. Ancak rektörün mutlaka profesör olması esası var. Rektör üniversitenin içinden olacak. Yetkiyi kimlerle nasıl paylaşacağı ve o pozisyona nasıl geleceğiyle ilgili yöntemler düşünülüyor. Kendini ispat etmiş üniversiteler bir tür mütevelli heyet oluşturabilir. O heyet, rektörünü seçebilir. Oluşturmamış olanlar belki anabilim dallarının kendi içinde yapılan seçim sistemleriyle olabilir. En çok tartışılan model bu. Yeni kurulmuş üniversiteye de atanır. Bir ilin en çok vergi veren ve üniversiteyle ilgilenen kişisi kasap olabilir. Bu kişi de mütevelli heyete girebilir. Ama direkt rektör olarak atanması söz konusu değil.”(hürriyeteğitim)

> İşte YÖK’ün yeni üniversite modeli

YÖK Kanun Taslağı’nın içeriği yavaş yavaş belli olmaya başladı. YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya’nın kendi çalışmaları ile oluşturduğu ve ilk olarak Üniversitelerarası Kurul ile paylaştığı taslağın ayrıntılarını YÖK Üyesi Prof. Dr. Beril Dedeoğlu Hürriyet’e anlattı.

“Öncelikli hedefimiz kendi içine kapalı bir sistem yerine küresel rekabeti esas alan üniversite modeli istiyoruz” diyen Prof. Dr. Dedeoğlu şu bilgileri verdi:

Özerk ve özgür

“Üniversitelerin olabildiğince özerk ve özgür bir yapıya kavuşturulması hedefleniyor. İyi işleyen, teamüllerini oluşturmuş üniversitelerin özerk olmasında yarar var. Bu konuda büyük çoğunluk görüş birliğine vardı. Ona göre düzenlemeler yapmayı öngörüyoruz. Üniversiteleri devlet, vakıf ve özel olarak ayırmayı düşündük. Tabii bunun için Anayasa’nın değişmesi gerekiyor. Ama biz çalışmalarımızı Anayasa’nın değişip, değişmemesini esas alarak yapmıyoruz. Olması gerekeni söylüyoruz. Şu anda bunlar yazılı taslak olarak bile değil. Üzerinde düşündüğümüz, tartıştığımız konular. Bizim üzerinde düşündüğümüz özel üniversiteler anonim şirketi olarak kurulabilecek. Şirketlerin kendi eğitim kurumlarını açabilmesiyle ilgili. Örneğin bir tekstil firması moda tasarımı ve tekstil üzerine bir yükseköğretim kurumu açabilecek. Muhtemelen az sayıda öğrencisi olacak ve belli bir alanda uzman yetiştirecek. İş çevresinden bu yönde gelen talepler var. Vakıf da kurmak istemiyorlar.

Model tek olmayacak

Devlet üniversitelerinin yönetim modelinin de tek olmayacağı bir yapı düşünülüyor. ODTÜ, Boğaziçi, Hacettepe gibi isim yapmış üniversitelerin kendi kuracağı karar alma mekanizmaları olacak. YÖK’ün yetkileri üniversitelerin karar alma mekanizmalarına devredilecek. YÖK sadece koordinasyon ve mevzuat denetiminden sorumlu olacak. Devlet üniversitelerinde anabilim dalları başkanlarının seçimle işe geldiği, aşağıdan yukarı bu teamülün oluşmaya çalıştığı üniversiteler olmalı diye düşünüyoruz. Yeni kurulan üniversitelerin ise, iki dönem mezun verene ve kadrolarını oluşturana kadar devlet himayesinde gelişsin istiyoruz.

Araştırma bölümleri

Üzerinde düşünülen modele göre bilimsel açıdan üniversitelerin standartları saptanacak. Diyelim ki 100 üzerinden bir üniversitenin başarısı hesaplanacak. Belli bir puanın üzerinde faaliyet ve aktivite gösteren bölümler, araştırma bölümü olabilecek. Hatta birçok araştırma bölümü olan üniversiteler de araştırma üniversitesi haline gelebilecek. Bu da mali destek anlamına gelen bir şey. Dolayısıyla teşvik edici yönü de var.

Öğrencilerin yönetime katılması ile ilgili iki şey düşündük. Bunlardan biri Üniversite Konseyi Başkanı’nın karar alma mekanizmalarında yer alması. İkincisi de eski mezunlardan temsilci olması. Mezunlar derneği olan üniversiteler var. Buralardan temsilci seçilebilir. Eskiden yapılan hataların tekrarlanmaması için böyle bir geri dönüşe ihtiyaç olduğu farkedildi. Her kurumun mezunlar derneği olmayabilir ama zamanla oluşturabilirler. Rektörlerin yetkilerini dengeleyecek kurumların kuruluşların içindeki senatoların, yönetim kurullarının daha geniş katılımla yetki sahibi olması öngörülüyor. Rektörlerin yetkileri biraz daha sınırlandırılmış olacak ve senato da yönetim kuruluna karşı sorumlu olacak.

Akademisyenler açısından illa devlet memuriyeti olmamasını düşündük. Yani akademisyen üniversiteye girdi yardımcı doçent ve profesör oldu, ardından emekliye ayrıldı... Böyle olmasın istedik. İsteyenlerin sözleşmeli ve performansa dayalı olarak da çalışabileceği bir model düşünüyoruz. Ama devlet memuriyeti de devam edecek. Birinde devlet ve iş garantisi olacak. Diğerinde daha yüksek ücret alabilecek. İnsanlar kendi tercihini yapacak.

Sanayi ilişkisi

Gelişmiş üniversiteler mütevelli heyete benzer heyetler kurabilecek ve bu heyete iş çevresinden isimleri dahil edebilecek. Çünkü, piyasanın yönlendirmesi önemli. Ancak rektörün mutlaka profesör olması esası var. Rektör üniversitenin içinden olacak. Yetkiyi kimlerle nasıl paylaşacağı ve o pozisyona nasıl geleceğiyle ilgili yöntemler düşünülüyor. Kendini ispat etmiş üniversiteler bir tür mütevelli heyet oluşturabilir. O heyet, rektörünü seçebilir. Oluşturmamış olanlar belki anabilim dallarının kendi içinde yapılan seçim sistemleriyle olabilir. En çok tartışılan model bu. Yeni kurulmuş üniversiteye de atanır. Bir ilin en çok vergi veren ve üniversiteyle ilgilenen kişisi kasap olabilir. Bu kişi de mütevelli heyete girebilir. Ama direkt rektör olarak atanması söz konusu değil.”(hürriyeteğitim)

Son Güncelleme: Salı, 25 Eylül 2012 11:37

Gösterim: 2217

Akademik kadrosu ve kampusunu yenileyen Yaşar Üniversitesi, Türkiye'nin ilk siber güvenlik uzmanlarını yetiştiriyor. İzmir'de doktora düzeyinde eğitim görecek bu kişiler, siber saldırılarla savaşacak

Uluslararası üniversite olma hedefiyle yönetim ve kampus yapısında değişime giden Yaşar Üniversitesi (YÜ), yeni eğitim dönemine bünyesine yurtdışından akademisyenler katarak iddialı başladı. ABD, Almanya, Hollanda, Çin, İtalya, Birleşik Arap Emirlikleri, Yunanistan va Malezya'dan öğretim görevlilerini kadrosuna ekleyen üniversite ve içerde de önemli transferlerle ekibini güçlendirdi. Bunlardan biri de dünyanın en büyük 500 iktisatçısı arasında gösterilen Erinç Yeldan.

SİBER SAVAŞ ÇILAR

Erasmus Programı kapsamında 22 Avrupa Birliği ülkesinden 161 üniversiteyle işbirliği ve değişim anlaşmaları olan YÜ, son yıllarda siber saldırıların arttığı gerçeğinden yola çıkarak Türkiye'nin ilk siber güvenlik elemanlarını yetiştirecek bir bölümü hayata geçirdi. 2012-2013 güz döneminde başlayacak yüksek lisans ve doktora programlarıyla devlet kurumları, bankalar ve özel şirketleri tehdit eden saldırıları önleme yeteneğine sahip uzmanlar yetiştirilecek. YÜ Bilgisayar Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ahmet Koltuksuz, Türkiye'de ilk kez uygulanacak programla ilgili olarak şunları söyledi: "Türkiye'de 30 milyonu aşkın internet kullanıcısı olmasına rağmen özellikle kamu ve askeri kurumlara yönelik siber saldırıları göğüsleyebilir nitelikte uzman kişiler yetişmiyor. Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de pek çok resmi ve gayri resmi kuruluşlara ciddi siber saldırılar gerçekleştiriliyor. Ancak ülkemizde güvenlik konusu ayrı bir bilim dalı olarak görülmediği için bu konuda yetişmiş eleman bulunmuyor. Üniversitemiz bu önemli açığı kapatmak amacıyla açtığı yeni programlar sayesinde siber güvenlik konusunda uzman kişiler yetişmiş olacak." Yaşar Üniversitesi'nde bu yıl ayrıca Enerji Sistemleri Mühendisliği adında yine bölgesinde ilk olan başka bir yenilik var. Yeni dönemde öğrenci kabul etmeye başlayan bölüm, enerji sektörünün ihtiyaç duyduğu uzmanları yetiştirmeyi amaçlıyor. Üniversitenin bu yıl imza attığı bir başka yenilik de Turizm Rehberliği Bölümü'nde uygulamaya konuldu. Türkiye'de sayıları az olan Rusça, Çince, İspanyolca, Japonca ve Portekizce dillerinde turist rehberi yetiştirmeyi amaçlayan bölüm, yurtdışında da iş imkânı bulacak kalifiye eleman yetiştirmeye hazırlanıyor. Turizm Rehberliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Orhan İçöz, "Rusça rehberlikte oldukça aranan bir dil. Çin ve Brezilya'dan da önümüzdeki yıllarda daha fazla turist bekleniyor. Bu nedenle ülkemizde bu dillerde rehber ihtiyacının artacağını düşünüyoruz" diye konuştu.

Yeni kampus alanı 2013'te hazır

Yaşar Üniversitesi'nin yeni ek kampusu 7 bin metrekarelik alana kurulacak. Bornova'da hizmet veren Selçuk Yaşar Kampusu'na bitişik olarak tamamlanacak ek binada Meslek Yüksekokulu ve Yabancı Diller Yüksekokulu öğrencileri eğitim görecek. Toplam kapalı alanı 25 bin 264 metrekare olan binanın temeli önümüzdeki hafta atılacak. Altı amfinin yer alacağı binada öğretimin Temmuz 2013'te başlaması planlanıyor.(sabah-yaşar özay)

> Bu üniversite siber güvenlikçiler yetiştirecek

Akademik kadrosu ve kampusunu yenileyen Yaşar Üniversitesi, Türkiye'nin ilk siber güvenlik uzmanlarını yetiştiriyor. İzmir'de doktora düzeyinde eğitim görecek bu kişiler, siber saldırılarla savaşacak

Uluslararası üniversite olma hedefiyle yönetim ve kampus yapısında değişime giden Yaşar Üniversitesi (YÜ), yeni eğitim dönemine bünyesine yurtdışından akademisyenler katarak iddialı başladı. ABD, Almanya, Hollanda, Çin, İtalya, Birleşik Arap Emirlikleri, Yunanistan va Malezya'dan öğretim görevlilerini kadrosuna ekleyen üniversite ve içerde de önemli transferlerle ekibini güçlendirdi. Bunlardan biri de dünyanın en büyük 500 iktisatçısı arasında gösterilen Erinç Yeldan.

SİBER SAVAŞ ÇILAR

Erasmus Programı kapsamında 22 Avrupa Birliği ülkesinden 161 üniversiteyle işbirliği ve değişim anlaşmaları olan YÜ, son yıllarda siber saldırıların arttığı gerçeğinden yola çıkarak Türkiye'nin ilk siber güvenlik elemanlarını yetiştirecek bir bölümü hayata geçirdi. 2012-2013 güz döneminde başlayacak yüksek lisans ve doktora programlarıyla devlet kurumları, bankalar ve özel şirketleri tehdit eden saldırıları önleme yeteneğine sahip uzmanlar yetiştirilecek. YÜ Bilgisayar Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ahmet Koltuksuz, Türkiye'de ilk kez uygulanacak programla ilgili olarak şunları söyledi: "Türkiye'de 30 milyonu aşkın internet kullanıcısı olmasına rağmen özellikle kamu ve askeri kurumlara yönelik siber saldırıları göğüsleyebilir nitelikte uzman kişiler yetişmiyor. Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de pek çok resmi ve gayri resmi kuruluşlara ciddi siber saldırılar gerçekleştiriliyor. Ancak ülkemizde güvenlik konusu ayrı bir bilim dalı olarak görülmediği için bu konuda yetişmiş eleman bulunmuyor. Üniversitemiz bu önemli açığı kapatmak amacıyla açtığı yeni programlar sayesinde siber güvenlik konusunda uzman kişiler yetişmiş olacak." Yaşar Üniversitesi'nde bu yıl ayrıca Enerji Sistemleri Mühendisliği adında yine bölgesinde ilk olan başka bir yenilik var. Yeni dönemde öğrenci kabul etmeye başlayan bölüm, enerji sektörünün ihtiyaç duyduğu uzmanları yetiştirmeyi amaçlıyor. Üniversitenin bu yıl imza attığı bir başka yenilik de Turizm Rehberliği Bölümü'nde uygulamaya konuldu. Türkiye'de sayıları az olan Rusça, Çince, İspanyolca, Japonca ve Portekizce dillerinde turist rehberi yetiştirmeyi amaçlayan bölüm, yurtdışında da iş imkânı bulacak kalifiye eleman yetiştirmeye hazırlanıyor. Turizm Rehberliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Orhan İçöz, "Rusça rehberlikte oldukça aranan bir dil. Çin ve Brezilya'dan da önümüzdeki yıllarda daha fazla turist bekleniyor. Bu nedenle ülkemizde bu dillerde rehber ihtiyacının artacağını düşünüyoruz" diye konuştu.

Yeni kampus alanı 2013'te hazır

Yaşar Üniversitesi'nin yeni ek kampusu 7 bin metrekarelik alana kurulacak. Bornova'da hizmet veren Selçuk Yaşar Kampusu'na bitişik olarak tamamlanacak ek binada Meslek Yüksekokulu ve Yabancı Diller Yüksekokulu öğrencileri eğitim görecek. Toplam kapalı alanı 25 bin 264 metrekare olan binanın temeli önümüzdeki hafta atılacak. Altı amfinin yer alacağı binada öğretimin Temmuz 2013'te başlaması planlanıyor.(sabah-yaşar özay)

Son Güncelleme: Perşembe, 20 Eylül 2012 08:38

Gösterim: 2716


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.