Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığınca ortaklaşa hazırlanan ve 2012 yılı içerisinde uygulanacak Okul Sütü Programı'na ilişkin tebliğ, Resmi Gazete'de yayımlandı.
Gerekçede, “Özel okullar hariç, ana sınıfından itibaren beşinci sınıf öğrencileri dahil olmak üzere; ilköğretim okulu öğrencilerine uzun ömürlü kutu süt dağıtılarak, çocukların dengeli beslenmesini sağlamak suretiyle gelişme oranlarını artırmak ve arz fazlası sütün değerlendirilerek üretimde istikrarı sağlamak” olduğu ifade edildi. Okul Sütü Programı'nın kaynağı, genel bütçeden sağlanacak.
Yurt içinde üretilen çiğ sütün, Türk Gıda Kodeksi'ne uygunluğu ve ambalajının şekli; Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca belirlenecek.
200 mililitre tam yağlı sade içme kutu sütüyle ilgili oluşturulacak Okul Sütü Komisyonu'nda; illerde vali yardımcısı başkanlığında il gıda tarım ve hayvancılık, il milli eğitim, defterdarlık ve il sağlık müdürlüğü temsilcileri yer alacak. Sekretarya ise il milli eğitim müdürlüğü tarafından yürütülecek.
Programın uygulanacağı okulların Milli Eğitim Bakanlığınca belirleneceği kaydedilen tebliğde, sütlerin Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yurt içinde üretim yapan üreticilerden sağlanacağı karara bağlandı.
Dağıtımı yapılacak okul sütü kutularının şekli ve kutu üzerinde yer alması gereken hususların Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca belirleneceği ifade edilen tebliğde, ayrıca illerde okul sütünün okullara ulaştırılmasının kontrolüyle uygun şartlarda muhafazası ve tüketimlerin sağlanmasından il milli eğitim müdürlüklerinin sorumlu olduğunun altı çizildi.
Program süresinde, öğrencilerin gelişme oranları ile süt tüketimi alışkanlıklarındaki değişikliklerin tespitine ilişkin çalışmaların yürütülmesinden Sağlık Bakanlığı sorumlu olacak. Öğrenci velileri, öğretmenler veya sağlık kurumlarınca süte karşı duyarlılığı tespit edilen öğrenciler, okul yönetimleri tarafından programdan çıkarılacak.
Programın tanıtımı ve görev alacak kişilerin eğitimleri için üç bakanlık ile Ulusal Süt Konseyi'nin katılımıyla gerekli tedbirler alınacak. Programda görev alacak öğretmelerin eğitimleri, Milli Eğitim Bakanlığı koordinasyonunda Okul Sütü Komisyonu tarafından yapılacak.
Öğrencilerin eğitimi ise eğitim alan öğretmenler tarafından gerçekleştirilecek. Program için gerekli eğitim ve tanıtım materyallerinin temini ve dağıtımı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı gözetiminde, Ulusal Süt Konseyi tarafından gerçekleştirilecek.
Karar uyarınca yapılacak yılı ödemeleri için gerekli kaynak; genel bütçede Bakanlığın ilgili yıl bütçesine tahsis edilen ödeneğinden karşılanacak.
İl milli eğitim müdürlükleri, dağıtımı yapılan okul sütüne ilişkin aylık düzenleyecekleri valilik onaylı il icmalini takip eden ayın beşinci iş gününde Bakanlığa gönderecek. Bakanlık da il icmallerini birleştirerek Türkiye Geneli Ödeme İcmali'ni hazırlayacak.
Programla ilgili ödemelerde ve diğer hususlarda denetimi sağlayacak tedbirleri programdaki sorumluluklarına göre Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı alacak.
Öte yandan haksız ödemenin yapılmasında ödemeyi sağlayan, belge veya belgeleri düzenleyen gerçek ve tüzel kişiler, geri alınacak tutarların tahsilinde müştereken sorumlu tutulacak.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığınca ortaklaşa hazırlanan ve 2012 yılı içerisinde uygulanacak Okul Sütü Programı'na ilişkin tebliğ, Resmi Gazete'de yayımlandı.
Gerekçede, “Özel okullar hariç, ana sınıfından itibaren beşinci sınıf öğrencileri dahil olmak üzere; ilköğretim okulu öğrencilerine uzun ömürlü kutu süt dağıtılarak, çocukların dengeli beslenmesini sağlamak suretiyle gelişme oranlarını artırmak ve arz fazlası sütün değerlendirilerek üretimde istikrarı sağlamak” olduğu ifade edildi. Okul Sütü Programı'nın kaynağı, genel bütçeden sağlanacak.
Yurt içinde üretilen çiğ sütün, Türk Gıda Kodeksi'ne uygunluğu ve ambalajının şekli; Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca belirlenecek.
200 mililitre tam yağlı sade içme kutu sütüyle ilgili oluşturulacak Okul Sütü Komisyonu'nda; illerde vali yardımcısı başkanlığında il gıda tarım ve hayvancılık, il milli eğitim, defterdarlık ve il sağlık müdürlüğü temsilcileri yer alacak. Sekretarya ise il milli eğitim müdürlüğü tarafından yürütülecek.
Programın uygulanacağı okulların Milli Eğitim Bakanlığınca belirleneceği kaydedilen tebliğde, sütlerin Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yurt içinde üretim yapan üreticilerden sağlanacağı karara bağlandı.
Dağıtımı yapılacak okul sütü kutularının şekli ve kutu üzerinde yer alması gereken hususların Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca belirleneceği ifade edilen tebliğde, ayrıca illerde okul sütünün okullara ulaştırılmasının kontrolüyle uygun şartlarda muhafazası ve tüketimlerin sağlanmasından il milli eğitim müdürlüklerinin sorumlu olduğunun altı çizildi.
Program süresinde, öğrencilerin gelişme oranları ile süt tüketimi alışkanlıklarındaki değişikliklerin tespitine ilişkin çalışmaların yürütülmesinden Sağlık Bakanlığı sorumlu olacak. Öğrenci velileri, öğretmenler veya sağlık kurumlarınca süte karşı duyarlılığı tespit edilen öğrenciler, okul yönetimleri tarafından programdan çıkarılacak.
Programın tanıtımı ve görev alacak kişilerin eğitimleri için üç bakanlık ile Ulusal Süt Konseyi'nin katılımıyla gerekli tedbirler alınacak. Programda görev alacak öğretmelerin eğitimleri, Milli Eğitim Bakanlığı koordinasyonunda Okul Sütü Komisyonu tarafından yapılacak.
Öğrencilerin eğitimi ise eğitim alan öğretmenler tarafından gerçekleştirilecek. Program için gerekli eğitim ve tanıtım materyallerinin temini ve dağıtımı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı gözetiminde, Ulusal Süt Konseyi tarafından gerçekleştirilecek.
Karar uyarınca yapılacak yılı ödemeleri için gerekli kaynak; genel bütçede Bakanlığın ilgili yıl bütçesine tahsis edilen ödeneğinden karşılanacak.
İl milli eğitim müdürlükleri, dağıtımı yapılan okul sütüne ilişkin aylık düzenleyecekleri valilik onaylı il icmalini takip eden ayın beşinci iş gününde Bakanlığa gönderecek. Bakanlık da il icmallerini birleştirerek Türkiye Geneli Ödeme İcmali'ni hazırlayacak.
Programla ilgili ödemelerde ve diğer hususlarda denetimi sağlayacak tedbirleri programdaki sorumluluklarına göre Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı alacak.
Öte yandan haksız ödemenin yapılmasında ödemeyi sağlayan, belge veya belgeleri düzenleyen gerçek ve tüzel kişiler, geri alınacak tutarların tahsilinde müştereken sorumlu tutulacak.
Son Güncelleme: Perşembe, 29 Mart 2012 10:54
Gösterim: 1968
Ankara'da sabah sporu yaparken sokak köpeklerinin saldırısına uğrayan İran uyruklu emekli öğretmen olay yerinde hayatını kaybetti.
Haberin videosunu izlemek için tıklayın
Edinilen bilgiye göre, Etimesgut ilçesi Eryaman Tunahan Mahallesi'nde, önceki gün sabah 08.00 sıralarında Tunahan Mahallesi'nde spor yapmak için dışarı çıkan İran uyruklu emekli öğretmen Majid Yahyakhani (60), bir anda karşısına çıkan 8-9 köpeğin saldırısına uğradı. Olayı evinin 13. katından gören bir kişi polise haber verdi. Yürüyüş yapan birine sokak köpeklerinin saldırdığı ihbarını alan polis ekipleri olay yerine geldiklerinde Yahyakhani'nin cansız bedeniyle karşılaştı. Olay yeri inceleme raporuna göre cesedin çeşitli yerlerinde çok sayıda 10-
Adli Tıp Kurumu'ndan Yahyakhani'nin cesedi alan yakınları, sinir krizi geçirdi. Öte yandan Yahyakhani'nin cenazesi akşam saatlerinde Esenboğa Havalimanı'ndan Tebriz'e götürüldü.
İran vatandaşı olduğunu ancak Azeri kökenli olduğu için Türkçe anladığını belirten 56 yaşındaki Effat Abdi, eşiyle birlikte İran'da yaşadığını söyleyerek, bir süre önce oğlu Roozbeh Yahyakhani'nin üniversite eğitimi için araştırma yapmak üzere Ankara'da üniversite okuyan yeğenlerinin yanına geldiklerini ifade etti. Olay günü eşinin yürüyüş yapmak için spor kıyafetleriyle sabah 08.00 sıralarında evden ayrıldığını anlatan kadın, "Yarım saat kadar yürüyüp gelecekti. Üzerine telefon ve cüzdan almamıştı sadece evin anahtarlarını ve pasaportunu aldı. Ancak aradan geçen zamana rağmen kendisi eve dönmedi. Daha sonra polis memurları bize ulaşarak eşimin hayatını kaybettiğini söyledi" dedi.
Eşinin kaldıkları evin karşısında bulunan boş arazide yürüyüş yaparken başıboş 8-9 sokak köpeklerini saldırısına uğradığını ifade eden yaşlı kadın, "Bu sırada evinden olanları gören bir kadın hemen polise haber vermiş. Ancak polis geldiğinde eniştem hayatını kaybetmiş. Ben eşimin hayatını kaybetmesine neden olan başıboş sokak köpekleri ile ilgili gerekli tedbiri almayan belediye görevlileri hakkında şikayetçiyim. Olayla ilgili uğradığımız maddi ve manevi zararların belediye tarafından karşılanmasını talep ediyoruz. Olaydan dolayı şikayetçiyim" diye konuştu manlig-halsa.se.
Oğlu Roozbeh Yahyakhani ise, Nevruz Bayramı'nda üniversite seçmek için Başkent'e geldiklerini söyleyerek, babasının emekli öğretmen olduğunu, sporu çok sevdiğini ve dağcılıkla uğraştığını dile getirerek, "Şehrin ortasından başıboş köpeklerin bulunması sadece benim babam için değil başkaları için tehlike oluşturabilir, biz belediyeden şikayetçiyiz" şeklinde konuştu.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Ankara'da sabah sporu yaparken sokak köpeklerinin saldırısına uğrayan İran uyruklu emekli öğretmen olay yerinde hayatını kaybetti.
Haberin videosunu izlemek için tıklayın
Edinilen bilgiye göre, Etimesgut ilçesi Eryaman Tunahan Mahallesi'nde, önceki gün sabah 08.00 sıralarında Tunahan Mahallesi'nde spor yapmak için dışarı çıkan İran uyruklu emekli öğretmen Majid Yahyakhani (60), bir anda karşısına çıkan 8-9 köpeğin saldırısına uğradı. Olayı evinin 13. katından gören bir kişi polise haber verdi. Yürüyüş yapan birine sokak köpeklerinin saldırdığı ihbarını alan polis ekipleri olay yerine geldiklerinde Yahyakhani'nin cansız bedeniyle karşılaştı. Olay yeri inceleme raporuna göre cesedin çeşitli yerlerinde çok sayıda 10-
Adli Tıp Kurumu'ndan Yahyakhani'nin cesedi alan yakınları, sinir krizi geçirdi. Öte yandan Yahyakhani'nin cenazesi akşam saatlerinde Esenboğa Havalimanı'ndan Tebriz'e götürüldü.
İran vatandaşı olduğunu ancak Azeri kökenli olduğu için Türkçe anladığını belirten 56 yaşındaki Effat Abdi, eşiyle birlikte İran'da yaşadığını söyleyerek, bir süre önce oğlu Roozbeh Yahyakhani'nin üniversite eğitimi için araştırma yapmak üzere Ankara'da üniversite okuyan yeğenlerinin yanına geldiklerini ifade etti. Olay günü eşinin yürüyüş yapmak için spor kıyafetleriyle sabah 08.00 sıralarında evden ayrıldığını anlatan kadın, "Yarım saat kadar yürüyüp gelecekti. Üzerine telefon ve cüzdan almamıştı sadece evin anahtarlarını ve pasaportunu aldı. Ancak aradan geçen zamana rağmen kendisi eve dönmedi. Daha sonra polis memurları bize ulaşarak eşimin hayatını kaybettiğini söyledi" dedi.
Eşinin kaldıkları evin karşısında bulunan boş arazide yürüyüş yaparken başıboş 8-9 sokak köpeklerini saldırısına uğradığını ifade eden yaşlı kadın, "Bu sırada evinden olanları gören bir kadın hemen polise haber vermiş. Ancak polis geldiğinde eniştem hayatını kaybetmiş. Ben eşimin hayatını kaybetmesine neden olan başıboş sokak köpekleri ile ilgili gerekli tedbiri almayan belediye görevlileri hakkında şikayetçiyim. Olayla ilgili uğradığımız maddi ve manevi zararların belediye tarafından karşılanmasını talep ediyoruz. Olaydan dolayı şikayetçiyim" diye konuştu manlig-halsa.se.
Oğlu Roozbeh Yahyakhani ise, Nevruz Bayramı'nda üniversite seçmek için Başkent'e geldiklerini söyleyerek, babasının emekli öğretmen olduğunu, sporu çok sevdiğini ve dağcılıkla uğraştığını dile getirerek, "Şehrin ortasından başıboş köpeklerin bulunması sadece benim babam için değil başkaları için tehlike oluşturabilir, biz belediyeden şikayetçiyiz" şeklinde konuştu.
Son Güncelleme: Perşembe, 29 Mart 2012 10:24
Gösterim: 5349
Hürriyet Yazarı Erdal Sağlam’ın eğitim yazısı, Milli Eğitim Bakanlığı'nın 4+4+4 eğitim sisteminde TOPLUMDA ayrışmaları ve çatışmaları artıran, TBMM’de kavgalara neden olan, belki de yeni anayasa çalışmalarını engelleyecek kadar büyük gerginlik yaratan, 4+4+4 olarak bilinen eğitim yasasıyla ilgili Hükümetin hesabının bulunmadığı ortaya çıkıyor.
TOPLUMDA ayrışmaları ve çatışmaları artıran, TBMM’de kavgalara neden olan, belki de yeni anayasa çalışmalarını engelleyecek kadar büyük gerginlik yaratan, 4+4+4 olarak bilinen eğitim yasasıyla ilgili Hükümetin hesabının bulunmadığı ortaya çıkıyor.
Yapılan hesaplar, bütçede bu yasayla ilgili hiç bir ödeneğin bulunmadığını, bütçe hazırlanırken bu yönde bir karar bulunmadığını açıkca ortaya koyuyor. Bu tablo da 4+4+4 olarak bilinen yasanın kamuoyunun gündemine, “Hiçbir hazırlık yapılmadan, sadece 28 Şubat’ta Başbakanın yaptığı konuşmada söylediklerini yerine getirmek için” geldiği iddialarını doğruluyor.
Zaten konuyla ilgili resmi uzmanlarla konuştuğunuzda, Milli Eğitim Bakanlığı’nın öncelikli sorun olan eğitimdeki kaliteyi artırmak için derslik başına düşen öğrenci sayısını 31’den 24’e düşürmek için hazırlıklara başladığını, zorunlu eğitimle ilgili hiçbir hazırlığı bulunmadığını, Başbakanın bu konuşması üzerine bürokratların gerekçe oluşturmaya başladıklarını öğreniyorsunuz. Bırakın Milli Eğitim bürokratlarını, Hükümet partisinin yöneticilerinin bile “Bu nereden geldi, nereden peşine takıldık anlayamadık” dediklerine şahit oluyoruz. Bu parti yöneticileri, bu yasanın gerektirdiği finansmanın bulunmadığını, çok pahalı bir proje olacağını, kaynak bulmanın zor olacağını da açıkca söylüyorlar.
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) önceki gün “Yeni Milli Eğitim Kanun Tasarısı: Nicelik mi, Nitelik mi?” başlıklı bir araştırma yayımladı. Araştırma, kanun tasarısı yasalaştığı takdirde, uygulamaya başlayacağı 2012-2013 öğretim yılıyla birlikte getireceği ek ihtiyaçlar ile ihtiyaçların karşılanması için gereken kaynak miktarını, bütçe üzerinde yaratacağı etkiyi iki senaryo halinde hesaplayarak ortaya koyuyor. 1997-1998 öğretim yılında 8 yıllık zorunlu eğitime geçilmesiyle birlikte hızlanan eğitime erişme oranındaki artışın, kız çocuklarının eğitimi konusundaki ciddi gelişmelerin özetlendiği araştırmada, eğitimin kalitesi açısından ise özellikle derslik başına düşen öğrenci sayısını artırma çalışmaları yapmak gerektiği, PISA sonuçlarının da kalitedeki düşüklüğü ortaya koyduğu anlatılıyor.
BAKANLIK BÜTÇESİNİN TÜMÜ
Kanunun yasalaşması halinde bu yıl 1.3 milyon olarak hesaplanan 5 yaşındaki çocukların okula başlayacağı hatırlatılarak, sadece bu uygulama ile gelecek ek derslik ihtiyacının mali karşılığının 5.5 milyar TL olacağı hesaplandı.
Yasanın getireceği öğretmen ve yatırım ihtiyacının karşılanması için gereken bütçenin 20.7 milyar TL’yi bulacağı, söz konusu bütçe ihtiyacının Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2012 bütçesinde yer alan 38 milyar TL’lik payının yüzde 54’üne denk geldiğinin altı çiziliyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırlıklarını başlattığı 12 yıllık zorunlu eğitim sistemi içinde kalitenin artırılması için 24 kişilik sınıflarda eğitim verilmesinin toplam maliyetinin 36.6 milyar TL’yi bulacağı belirtilen araştırmada, bu seviyedeki bir bütçe ihtiyacının ise Bakanlığın 2012 bütçesinin yüzde 96’sına, yani neredeyse tümüne denk geldiği hatırlatılıyor.
Bence bu rakamlar bile tek başına, 4+4+4 yasasının hesapsız biçimde gündeme getirildiğini, dolayısıyla altının dolu olmadığını gösteriyor.
Bu araştırmaya ek olarak Milli eğitimle ilgili Hükümete yakın uzmanlar, ayrıca taşıma ücretlerinin ciddi artacağını, yurt yapımlarının eklenmesi gerekeceğini söylüyorlar. Yani aslında kaynak ihtiyacı bu rakamlarla da sınırlı değil.
Peki, nasıl olur da bütçesi olmadan, hazırlığı yapılmadan, böylesine önemli bir yasa ortaya çıkarılır, bu kadar toplumsal çatışmaya yol açılabilir? Mevcut uygulamanın getirdiği yararlar ortada iken, nasıl olur da niteliği artırmaya çalışmak yerine, yeni bir kargaşa yaratılır?
Keşke ortaya çıkan bu tabloya, sadece “kötü yönetim” diyebilseydik.
(Erdal Sağlam-hürriyet)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Hürriyet Yazarı Erdal Sağlam’ın eğitim yazısı, Milli Eğitim Bakanlığı'nın 4+4+4 eğitim sisteminde TOPLUMDA ayrışmaları ve çatışmaları artıran, TBMM’de kavgalara neden olan, belki de yeni anayasa çalışmalarını engelleyecek kadar büyük gerginlik yaratan, 4+4+4 olarak bilinen eğitim yasasıyla ilgili Hükümetin hesabının bulunmadığı ortaya çıkıyor.
TOPLUMDA ayrışmaları ve çatışmaları artıran, TBMM’de kavgalara neden olan, belki de yeni anayasa çalışmalarını engelleyecek kadar büyük gerginlik yaratan, 4+4+4 olarak bilinen eğitim yasasıyla ilgili Hükümetin hesabının bulunmadığı ortaya çıkıyor.
Yapılan hesaplar, bütçede bu yasayla ilgili hiç bir ödeneğin bulunmadığını, bütçe hazırlanırken bu yönde bir karar bulunmadığını açıkca ortaya koyuyor. Bu tablo da 4+4+4 olarak bilinen yasanın kamuoyunun gündemine, “Hiçbir hazırlık yapılmadan, sadece 28 Şubat’ta Başbakanın yaptığı konuşmada söylediklerini yerine getirmek için” geldiği iddialarını doğruluyor.
Zaten konuyla ilgili resmi uzmanlarla konuştuğunuzda, Milli Eğitim Bakanlığı’nın öncelikli sorun olan eğitimdeki kaliteyi artırmak için derslik başına düşen öğrenci sayısını 31’den 24’e düşürmek için hazırlıklara başladığını, zorunlu eğitimle ilgili hiçbir hazırlığı bulunmadığını, Başbakanın bu konuşması üzerine bürokratların gerekçe oluşturmaya başladıklarını öğreniyorsunuz. Bırakın Milli Eğitim bürokratlarını, Hükümet partisinin yöneticilerinin bile “Bu nereden geldi, nereden peşine takıldık anlayamadık” dediklerine şahit oluyoruz. Bu parti yöneticileri, bu yasanın gerektirdiği finansmanın bulunmadığını, çok pahalı bir proje olacağını, kaynak bulmanın zor olacağını da açıkca söylüyorlar.
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) önceki gün “Yeni Milli Eğitim Kanun Tasarısı: Nicelik mi, Nitelik mi?” başlıklı bir araştırma yayımladı. Araştırma, kanun tasarısı yasalaştığı takdirde, uygulamaya başlayacağı 2012-2013 öğretim yılıyla birlikte getireceği ek ihtiyaçlar ile ihtiyaçların karşılanması için gereken kaynak miktarını, bütçe üzerinde yaratacağı etkiyi iki senaryo halinde hesaplayarak ortaya koyuyor. 1997-1998 öğretim yılında 8 yıllık zorunlu eğitime geçilmesiyle birlikte hızlanan eğitime erişme oranındaki artışın, kız çocuklarının eğitimi konusundaki ciddi gelişmelerin özetlendiği araştırmada, eğitimin kalitesi açısından ise özellikle derslik başına düşen öğrenci sayısını artırma çalışmaları yapmak gerektiği, PISA sonuçlarının da kalitedeki düşüklüğü ortaya koyduğu anlatılıyor.
BAKANLIK BÜTÇESİNİN TÜMÜ
Kanunun yasalaşması halinde bu yıl 1.3 milyon olarak hesaplanan 5 yaşındaki çocukların okula başlayacağı hatırlatılarak, sadece bu uygulama ile gelecek ek derslik ihtiyacının mali karşılığının 5.5 milyar TL olacağı hesaplandı.
Yasanın getireceği öğretmen ve yatırım ihtiyacının karşılanması için gereken bütçenin 20.7 milyar TL’yi bulacağı, söz konusu bütçe ihtiyacının Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2012 bütçesinde yer alan 38 milyar TL’lik payının yüzde 54’üne denk geldiğinin altı çiziliyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırlıklarını başlattığı 12 yıllık zorunlu eğitim sistemi içinde kalitenin artırılması için 24 kişilik sınıflarda eğitim verilmesinin toplam maliyetinin 36.6 milyar TL’yi bulacağı belirtilen araştırmada, bu seviyedeki bir bütçe ihtiyacının ise Bakanlığın 2012 bütçesinin yüzde 96’sına, yani neredeyse tümüne denk geldiği hatırlatılıyor.
Bence bu rakamlar bile tek başına, 4+4+4 yasasının hesapsız biçimde gündeme getirildiğini, dolayısıyla altının dolu olmadığını gösteriyor.
Bu araştırmaya ek olarak Milli eğitimle ilgili Hükümete yakın uzmanlar, ayrıca taşıma ücretlerinin ciddi artacağını, yurt yapımlarının eklenmesi gerekeceğini söylüyorlar. Yani aslında kaynak ihtiyacı bu rakamlarla da sınırlı değil.
Peki, nasıl olur da bütçesi olmadan, hazırlığı yapılmadan, böylesine önemli bir yasa ortaya çıkarılır, bu kadar toplumsal çatışmaya yol açılabilir? Mevcut uygulamanın getirdiği yararlar ortada iken, nasıl olur da niteliği artırmaya çalışmak yerine, yeni bir kargaşa yaratılır?
Keşke ortaya çıkan bu tabloya, sadece “kötü yönetim” diyebilseydik.
(Erdal Sağlam-hürriyet)
Son Güncelleme: Perşembe, 29 Mart 2012 09:50
Gösterim: 1850
Hürriyet Yazarı Mehmet Y. Yılmaz’ın eğitim yazısı.
Cami siyaset yapılacak yer değil
AKP’li Milletvekili Özcan Ulupınar, “Bıçak da sallasalar, kurşun da atsalar (kesintili 12 yıllık zorunlu eğitim) bu hafta geçecek” dedi.
Milletvekili bu sözleri, Çaycuma’da bir caminin açılışı sırasında söylüyor. Cami kapısında aklına “kurşunların, bıçakların” gelmiş olması gerçekten tuhaf.
Cami, Müslümanları birleştiren bir kutsal alan! Siyasi meselelerin hele böyle bir üslupla dile getirilebileceği bir yer de değil.
Ulupınar’ın cami kapısında söylediği sözler şöyle: “Dindar bir nesilden kime zarar gelir? Vatana, memlekete, dinine, kendisine, ailesine faydası olur. Ateist, dinsiz bir gençten hiç kimseye fayda gelmez. Kafamızı gözümüzü de yarsalar, bıçak da sallasalar, kurşun da atsalar bu hafta ‘4+4+
Cami kapısında sadece siyaset yapmakla kalmıyor, bir de toplumu “ateistler, dindarlar” üzerinden kamplara ayırıyor.
İnsanlık tarihindeki büyük buluşların, toplumların yaşamını değiştiren önemli işleri başaranların içinde çok inanmış dindarlar olduğu kadar, ateistlerin de var olduğu bir sır değil.
Bu insanların, dindar ya da ateist olmasının ne önemi var?
Bu herkesin kendi vicdanıyla ilgili bir konu ve sadece kendisini ilgilendirir.
Milletvekiline sormak gerek tabii: “Eğitimde reform” mu yapıyorsunuz, yoksa çocukları kendi anlayışınıza göre tek tip yetiştirmek projesi mi yürütüyorsunuz?
Öğretmenleri bu kadar zorlamayın
MİLLİ Eğitim Bakanı Ömer Dinçer geçtiğimiz yılın son günlerinde bir genelge yayımlayarak öğretmenlerin “eş durumu” atamalarında “il ve ilçe emrine gönderilmeleri” uygulamasını kaldırdı. Uygulama önümüzdeki ağustos ayından itibaren geçerli olacak.
Böylece zaten birçok sorunla mücadele etmek durumunda olan öğretmenler, şimdi bir de “parçalanmış aileler” sorunu ile uğraşacaklar.
Bizim kamu yönetimi düzenimizde “Ben yaptım oldu” kuralı bir türlü geçerliliğini yitirmiyor.
İktidarlar geliyor, gidiyor, zihniyet aynı yerde durmaya devam ediyor.
Bakan elbette kendi doğru bildiği şekilde bakanlığı yönetme hakkına sahip. İl ve ilçe emrine atamaları da yanlış buluyor olabilir ve böyle bulduğu için de bu uygulamayı kaldırabilir.
Ama eski bir uygulamanın yanlışlıklarını düzeltmek için bir adım atarken, yeni sorunlar yaratmak doğru bir yönetim tarzı da değildir.
“Ben böyle yapıyorum, parçalanmış aileler sorunu da beni ilgilendirmez” dememeli ve kaldırdığı uygulamanın yaratabileceği sakıncaları ortadan kaldıracak yeni bir uygulamayı da yürürlüğe sokmalıydı.
Ağustos ayından önce bu sorunu çözecek yeni bir yol bulunmalıdır.
(Mehmet Y. Yılmaz-hürriyet)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Hürriyet Yazarı Mehmet Y. Yılmaz’ın eğitim yazısı.
Cami siyaset yapılacak yer değil
AKP’li Milletvekili Özcan Ulupınar, “Bıçak da sallasalar, kurşun da atsalar (kesintili 12 yıllık zorunlu eğitim) bu hafta geçecek” dedi.
Milletvekili bu sözleri, Çaycuma’da bir caminin açılışı sırasında söylüyor. Cami kapısında aklına “kurşunların, bıçakların” gelmiş olması gerçekten tuhaf.
Cami, Müslümanları birleştiren bir kutsal alan! Siyasi meselelerin hele böyle bir üslupla dile getirilebileceği bir yer de değil.
Ulupınar’ın cami kapısında söylediği sözler şöyle: “Dindar bir nesilden kime zarar gelir? Vatana, memlekete, dinine, kendisine, ailesine faydası olur. Ateist, dinsiz bir gençten hiç kimseye fayda gelmez. Kafamızı gözümüzü de yarsalar, bıçak da sallasalar, kurşun da atsalar bu hafta ‘4+4+
Cami kapısında sadece siyaset yapmakla kalmıyor, bir de toplumu “ateistler, dindarlar” üzerinden kamplara ayırıyor.
İnsanlık tarihindeki büyük buluşların, toplumların yaşamını değiştiren önemli işleri başaranların içinde çok inanmış dindarlar olduğu kadar, ateistlerin de var olduğu bir sır değil.
Bu insanların, dindar ya da ateist olmasının ne önemi var?
Bu herkesin kendi vicdanıyla ilgili bir konu ve sadece kendisini ilgilendirir.
Milletvekiline sormak gerek tabii: “Eğitimde reform” mu yapıyorsunuz, yoksa çocukları kendi anlayışınıza göre tek tip yetiştirmek projesi mi yürütüyorsunuz?
Öğretmenleri bu kadar zorlamayın
MİLLİ Eğitim Bakanı Ömer Dinçer geçtiğimiz yılın son günlerinde bir genelge yayımlayarak öğretmenlerin “eş durumu” atamalarında “il ve ilçe emrine gönderilmeleri” uygulamasını kaldırdı. Uygulama önümüzdeki ağustos ayından itibaren geçerli olacak.
Böylece zaten birçok sorunla mücadele etmek durumunda olan öğretmenler, şimdi bir de “parçalanmış aileler” sorunu ile uğraşacaklar.
Bizim kamu yönetimi düzenimizde “Ben yaptım oldu” kuralı bir türlü geçerliliğini yitirmiyor.
İktidarlar geliyor, gidiyor, zihniyet aynı yerde durmaya devam ediyor.
Bakan elbette kendi doğru bildiği şekilde bakanlığı yönetme hakkına sahip. İl ve ilçe emrine atamaları da yanlış buluyor olabilir ve böyle bulduğu için de bu uygulamayı kaldırabilir.
Ama eski bir uygulamanın yanlışlıklarını düzeltmek için bir adım atarken, yeni sorunlar yaratmak doğru bir yönetim tarzı da değildir.
“Ben böyle yapıyorum, parçalanmış aileler sorunu da beni ilgilendirmez” dememeli ve kaldırdığı uygulamanın yaratabileceği sakıncaları ortadan kaldıracak yeni bir uygulamayı da yürürlüğe sokmalıydı.
Ağustos ayından önce bu sorunu çözecek yeni bir yol bulunmalıdır.
(Mehmet Y. Yılmaz-hürriyet)
Son Güncelleme: Perşembe, 29 Mart 2012 10:06
Gösterim: 2071
4+4+4 modelinde...
- Eğitim sistemini temelden sarsacak.
- Her şeyi allak bullak edecek.
- Laik toplum yapısını radikal bir şekilde değiştirecek.
- Bilimsel yöntemlere fena halde aykırı kaçacak...
Bir yön yok.
Ancak...
Toplumun önemli bir bölümünde “kaygı” had safhada...
Neden?
- “Onlar zaten her şeye karşı” denilerek...
- “İşin içinde din eğitimi olduğu için ayağa kalkıyorlar” denilerek...
- “Hükümetin attığı her adıma baştan karşılar” denilerek...
- “İşleri güçleri hükümeti yıpratmak” denilerek...
- “28 Şubat kafası” denilerek...
Geçiştirilebilecek bir durum mudur bu?
Bence değil.
Çünkü...
Marjinal kalabilecek kaygının çerçevesini genişleten tek şey iktidarın tutumudur.
Ne yaptı iktidar?
Şunları yaptı:
- Gelecek nesilleri ilgilendiren eğitim reformunu yeterince tartışmaya açmadı.
- Çok kötü bir metinle ortaya çıkarak herkesin tepkisini çekti.
- İlk metinde önemli ölçüde değişiklikler yaptı. Yani itirazları dikkate aldı ama almamış gibi yapmayı tercih etti.
- “Çoğunluk bizde, biz ne dersek o olur” havası estirdi.
- En küçük bir itiraz karşısında bile sert tepki gösterdi, eleştirilere karşı orantısız güç kullandı.
- Süreci yönetemedi, şeffaf davranmadı, amacını topluma anlatmadı.
- “Hangi dilden anlıyorlarsa o dilden...” diyerek efelendi.
- Meclis Komisyonu’nda rezaletlerin çıkmasına neden oldu.
- Demokratik sabır ve tahammülden uzak durdu.
İktidarın bu tutumunda hiçbir değişiklik yok:
Tavır hâlâ aynı...
İşte bakın:
Dün KESK, “4+4+4”e karşı yurt çapında protesto gösterileri düzenledi.
Kendilerine verilen cevap şu:
Tazyikli su... Gaz bombası... Cop...
CHP’nin Tandoğan Mitingi’ne karşı kullanılan dil de ortada...
Bütün bunlardan ne çıkar?
Ne çıkacak?
Cepheleşmenin âlâsı çıkar. Çıkan da bu zaten:
AK Parti’ye yakın duran çevreler “Oh, süper şeyler oluyor” duygusuna kendilerini kaptırmış durumdalar...
AK Parti’ye uzak duran çevreler ise “Of, felaket şeyler oluyor” duygusuyla dopdolu...
Türkiye’ye biraz uzaktan bakın.
Manzara şudur:
- Bir tarafı kahkaha atarken, bir tarafı gözyaşı döküyor.
- Bir tarafı “acayip rahat” iken, bir tarafı “süper kaygılı”...
- Bir tarafı zafer kazanmış duygusundayken, bir tarafı yenilgi duygusu içinde...
- Bir tarafı gayet mutlu ve huzurlu iken, bir tarafı gayet mutsuz ve öfkeli...
Bir partinin yüzde 50 oy alması elbette marifettir.
Ama asıl marifet, yüzde 50 oy alan partinin, toplumun diğer yüzde 50’si üzerinde mutluluk, iyimserlik, kardeşlik rüzgârları estirmesindedir.
Bu hükümet şişkin egosu, lüzumsuz özgüveni, burnundan kıl aldırmayan tahammülsüzlüğü ve artık herkesin dikkatini çeken kibriyle...
İşte bu marifetten her geçen gün daha da uzaklaşıyor.
CHP neye karşı
“4+4+
Kademe getiriliyor.
“Kademe” demek, “kesinti” demek değil.
Öğrenciler ilk 9 yıl aynı dersleri görecekler.
Sadece ilk dört yılın ardından bazı dersleri “seçmeli” alabilecekler.
Yani bir “kesinti” söz konusu değil.
Soruyorum:
Bu durumda CHP neye karşı?
* * *
İmam-hatiplerin orta kısmında fazladan sadece “Kuran-ı Kerim” ve “Arapça” dersleri söz konusu idi.
Yeni sistemde bu iki ders, “seçmeli dersler” kapsamına alındı.
Bunda itiraz edecek ne var?
İsteyenin istediği dersi seçmesinde ne sakınca var?
Soruyorum:
CHP bu konuda neye itiraz ediyor?
* * *
Meclis’e gelen teklifte...
“Çocuk işçi” ya da “küçük anne” gibi itirazları gerektirecek hususlar ortadan kaldırıldı.
Yani...
9 yaşındaki bir çocuğun mesleğe yönlendirilmesi söz konusu değil.
Yani...
“9 yaşından sonra evde eğitim seçeneği” de gündemden düştü.
Soruyorum:
CHP neye itiraz ediyor?
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
4+4+4 modelinde...
- Eğitim sistemini temelden sarsacak.
- Her şeyi allak bullak edecek.
- Laik toplum yapısını radikal bir şekilde değiştirecek.
- Bilimsel yöntemlere fena halde aykırı kaçacak...
Bir yön yok.
Ancak...
Toplumun önemli bir bölümünde “kaygı” had safhada...
Neden?
- “Onlar zaten her şeye karşı” denilerek...
- “İşin içinde din eğitimi olduğu için ayağa kalkıyorlar” denilerek...
- “Hükümetin attığı her adıma baştan karşılar” denilerek...
- “İşleri güçleri hükümeti yıpratmak” denilerek...
- “28 Şubat kafası” denilerek...
Geçiştirilebilecek bir durum mudur bu?
Bence değil.
Çünkü...
Marjinal kalabilecek kaygının çerçevesini genişleten tek şey iktidarın tutumudur.
Ne yaptı iktidar?
Şunları yaptı:
- Gelecek nesilleri ilgilendiren eğitim reformunu yeterince tartışmaya açmadı.
- Çok kötü bir metinle ortaya çıkarak herkesin tepkisini çekti.
- İlk metinde önemli ölçüde değişiklikler yaptı. Yani itirazları dikkate aldı ama almamış gibi yapmayı tercih etti.
- “Çoğunluk bizde, biz ne dersek o olur” havası estirdi.
- En küçük bir itiraz karşısında bile sert tepki gösterdi, eleştirilere karşı orantısız güç kullandı.
- Süreci yönetemedi, şeffaf davranmadı, amacını topluma anlatmadı.
- “Hangi dilden anlıyorlarsa o dilden...” diyerek efelendi.
- Meclis Komisyonu’nda rezaletlerin çıkmasına neden oldu.
- Demokratik sabır ve tahammülden uzak durdu.
İktidarın bu tutumunda hiçbir değişiklik yok:
Tavır hâlâ aynı...
İşte bakın:
Dün KESK, “4+4+4”e karşı yurt çapında protesto gösterileri düzenledi.
Kendilerine verilen cevap şu:
Tazyikli su... Gaz bombası... Cop...
CHP’nin Tandoğan Mitingi’ne karşı kullanılan dil de ortada...
Bütün bunlardan ne çıkar?
Ne çıkacak?
Cepheleşmenin âlâsı çıkar. Çıkan da bu zaten:
AK Parti’ye yakın duran çevreler “Oh, süper şeyler oluyor” duygusuna kendilerini kaptırmış durumdalar...
AK Parti’ye uzak duran çevreler ise “Of, felaket şeyler oluyor” duygusuyla dopdolu...
Türkiye’ye biraz uzaktan bakın.
Manzara şudur:
- Bir tarafı kahkaha atarken, bir tarafı gözyaşı döküyor.
- Bir tarafı “acayip rahat” iken, bir tarafı “süper kaygılı”...
- Bir tarafı zafer kazanmış duygusundayken, bir tarafı yenilgi duygusu içinde...
- Bir tarafı gayet mutlu ve huzurlu iken, bir tarafı gayet mutsuz ve öfkeli...
Bir partinin yüzde 50 oy alması elbette marifettir.
Ama asıl marifet, yüzde 50 oy alan partinin, toplumun diğer yüzde 50’si üzerinde mutluluk, iyimserlik, kardeşlik rüzgârları estirmesindedir.
Bu hükümet şişkin egosu, lüzumsuz özgüveni, burnundan kıl aldırmayan tahammülsüzlüğü ve artık herkesin dikkatini çeken kibriyle...
İşte bu marifetten her geçen gün daha da uzaklaşıyor.
CHP neye karşı
“4+4+
Kademe getiriliyor.
“Kademe” demek, “kesinti” demek değil.
Öğrenciler ilk 9 yıl aynı dersleri görecekler.
Sadece ilk dört yılın ardından bazı dersleri “seçmeli” alabilecekler.
Yani bir “kesinti” söz konusu değil.
Soruyorum:
Bu durumda CHP neye karşı?
* * *
İmam-hatiplerin orta kısmında fazladan sadece “Kuran-ı Kerim” ve “Arapça” dersleri söz konusu idi.
Yeni sistemde bu iki ders, “seçmeli dersler” kapsamına alındı.
Bunda itiraz edecek ne var?
İsteyenin istediği dersi seçmesinde ne sakınca var?
Soruyorum:
CHP bu konuda neye itiraz ediyor?
* * *
Meclis’e gelen teklifte...
“Çocuk işçi” ya da “küçük anne” gibi itirazları gerektirecek hususlar ortadan kaldırıldı.
Yani...
9 yaşındaki bir çocuğun mesleğe yönlendirilmesi söz konusu değil.
Yani...
“9 yaşından sonra evde eğitim seçeneği” de gündemden düştü.
Soruyorum:
CHP neye itiraz ediyor?
Son Güncelleme: Perşembe, 29 Mart 2012 09:42
Gösterim: 2028

