Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Microsoft Türkiye’nin hayata geçirdiği Türkiye’nin ilk ve herkese açık ücretsiz uygulama geliştirme okulu Açık Akademi’ye kayıt olanların sayısı iki ayda 55 bini aştı.
Türkiye’deki birçok üniversitenin öğrenci sayısını geçen Açık Akademi dev bir kampüse dönüşerek hızla büyümeye devam ediyor. Türkiye’de yazılım eğitiminin ihtiyacını ve potansiyelini ortaya çıkartan Açık Akademi projesi, açıldığı günden bu yana 460 öğrenciyi mezun etti.
Bilişim teknolojilerinde ilerlemenin ilk koşulunun özgün yazılımlar ve üretken yazılımcılar olduğuna inanan Microsoft Türkiye, uzun zamandır üzerinde titizlikle çalıştığı Açık Akademi projesi ile iki ay içinde toplamda 55 binden fazla kişiye eğitim verdi. Türkiye’nin ilk ve tek herkese açık, ücretsiz uygulama geliştirme yazılım okulu olan Açık Akademi, ülkemizin genç ve dinamik bilişim kullanıcılarını girişimci olmaya teşvik ediyor.
Bilişim tüketicisinden bilişim ile üreten bir topluma dönüşme hedefiyle hayata geçirdikleri Açık Akademi ile büyük bir rekor kırdıklarını dile getiren Microsoft Türkiye Genel Müdürü Tamer Özmen, “Microsoft Türkiye olarak ülkemizin genç nüfusuna ve potansiyeline olan inancımız sonsuz. Açıldığı günden bu yana Açık Akademi’ye gösterilen bu yoğun ilgi aslında ne kadar doğru bir yolda olduğumuzu gösteriyor. Biz, Türkiye’nin bilişim gücü olarak üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirerek girişimci ekonomisi oluşturabilmek için gençlerimizi bu proje ile üretime teşvik ediyoruz. Açık Akademi projesini oluştururken amacımız, gençlere önümüzdeki yıl 60 milyon dolara ulaşacak olan uygulama pazarında yer edinebilmeleri sağlamaktı. Daha şimdiden öğrencilerimizden 4269 kişinin ilk interaktif uygulama yazma eğitimini tamamlayıp ilk uygulamalarını yazmış olmaları bizlere heyecan veriyor” dedi.
Hedef, 55 binin arasından en az 1 tane Bill Gates çıkarmak
Türkiye’nin uluslarası pazarlarda gelişme kaydedebilmesi ve bilgi toplumuna dönüşebilmesi için Açık Akademi’nin kapsamını geliştireceklerini belirten Özmen, “Uygulama geliştirme konusunda eğitim ya da kurs olanağı bulamayanları geleceğin mesleğine hazırladığımız bu dev kampüsümüzden dünyaya ülkemizde yetişen, girişimci Bill Gates’ler kazandırmayı amaçlıyoruz. Bu vesile ile dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer alacağımıza da inanıyoruz. Sosyal medyayı hızlı tüketen bir toplum olmak yerine, sosyal medyayı kullanarak üreten gençler yetiştirmek ise öncelikli hedefimiz” dedi.
Cep telefonu ve internet kullanım rakamlarına göre dünyanın 6’ıncı büyük dijital toplumu olan Türkiye, sosyal medyayı en hızlı benimseyen ülkeler arasında da ilk sıralarda yer alıyor. Buna rağmen, Türkiye’nin Dünya Bilişim Pazarı’ndaki payı binde 8 ile sınırlı. Bu payı uygulama pazarında önemli bir miktarda artıracak olan gençler, Açık Akademi ile Microsoft’un milyonlara hitap eden platformlarına yönelik uygulama ve yazılım geliştirebilecek.
Bugüne kadar katıldıkları eğitim modüllerini tamamlayan 12,500 öğrenci katılım belgesi almaya hak kazandı. Açık Akademi’den mezun olan kullanıcılar geliştirdikleri uygulamaları Windows Phone, Windows 8 ve Windows Azure uygulamalarının yer aldığı Marketplace platformları üzerinden satabilme imkânı bulacak. Windows 8’in yakın zamanda tüketici ön sürümünü tanıtması, Açık Akademi’ye kayıtlı öğrenci sayısını daha fazla artıracağı öngörülüyor.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Eğitim Teknolojsi
Microsoft Türkiye’nin hayata geçirdiği Türkiye’nin ilk ve herkese açık ücretsiz uygulama geliştirme okulu Açık Akademi’ye kayıt olanların sayısı iki ayda 55 bini aştı.
Türkiye’deki birçok üniversitenin öğrenci sayısını geçen Açık Akademi dev bir kampüse dönüşerek hızla büyümeye devam ediyor. Türkiye’de yazılım eğitiminin ihtiyacını ve potansiyelini ortaya çıkartan Açık Akademi projesi, açıldığı günden bu yana 460 öğrenciyi mezun etti.
Bilişim teknolojilerinde ilerlemenin ilk koşulunun özgün yazılımlar ve üretken yazılımcılar olduğuna inanan Microsoft Türkiye, uzun zamandır üzerinde titizlikle çalıştığı Açık Akademi projesi ile iki ay içinde toplamda 55 binden fazla kişiye eğitim verdi. Türkiye’nin ilk ve tek herkese açık, ücretsiz uygulama geliştirme yazılım okulu olan Açık Akademi, ülkemizin genç ve dinamik bilişim kullanıcılarını girişimci olmaya teşvik ediyor.
Bilişim tüketicisinden bilişim ile üreten bir topluma dönüşme hedefiyle hayata geçirdikleri Açık Akademi ile büyük bir rekor kırdıklarını dile getiren Microsoft Türkiye Genel Müdürü Tamer Özmen, “Microsoft Türkiye olarak ülkemizin genç nüfusuna ve potansiyeline olan inancımız sonsuz. Açıldığı günden bu yana Açık Akademi’ye gösterilen bu yoğun ilgi aslında ne kadar doğru bir yolda olduğumuzu gösteriyor. Biz, Türkiye’nin bilişim gücü olarak üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirerek girişimci ekonomisi oluşturabilmek için gençlerimizi bu proje ile üretime teşvik ediyoruz. Açık Akademi projesini oluştururken amacımız, gençlere önümüzdeki yıl 60 milyon dolara ulaşacak olan uygulama pazarında yer edinebilmeleri sağlamaktı. Daha şimdiden öğrencilerimizden 4269 kişinin ilk interaktif uygulama yazma eğitimini tamamlayıp ilk uygulamalarını yazmış olmaları bizlere heyecan veriyor” dedi.
Hedef, 55 binin arasından en az 1 tane Bill Gates çıkarmak
Türkiye’nin uluslarası pazarlarda gelişme kaydedebilmesi ve bilgi toplumuna dönüşebilmesi için Açık Akademi’nin kapsamını geliştireceklerini belirten Özmen, “Uygulama geliştirme konusunda eğitim ya da kurs olanağı bulamayanları geleceğin mesleğine hazırladığımız bu dev kampüsümüzden dünyaya ülkemizde yetişen, girişimci Bill Gates’ler kazandırmayı amaçlıyoruz. Bu vesile ile dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer alacağımıza da inanıyoruz. Sosyal medyayı hızlı tüketen bir toplum olmak yerine, sosyal medyayı kullanarak üreten gençler yetiştirmek ise öncelikli hedefimiz” dedi.
Cep telefonu ve internet kullanım rakamlarına göre dünyanın 6’ıncı büyük dijital toplumu olan Türkiye, sosyal medyayı en hızlı benimseyen ülkeler arasında da ilk sıralarda yer alıyor. Buna rağmen, Türkiye’nin Dünya Bilişim Pazarı’ndaki payı binde 8 ile sınırlı. Bu payı uygulama pazarında önemli bir miktarda artıracak olan gençler, Açık Akademi ile Microsoft’un milyonlara hitap eden platformlarına yönelik uygulama ve yazılım geliştirebilecek.
Bugüne kadar katıldıkları eğitim modüllerini tamamlayan 12,500 öğrenci katılım belgesi almaya hak kazandı. Açık Akademi’den mezun olan kullanıcılar geliştirdikleri uygulamaları Windows Phone, Windows 8 ve Windows Azure uygulamalarının yer aldığı Marketplace platformları üzerinden satabilme imkânı bulacak. Windows 8’in yakın zamanda tüketici ön sürümünü tanıtması, Açık Akademi’ye kayıtlı öğrenci sayısını daha fazla artıracağı öngörülüyor.
Son Güncelleme: Salı, 13 Mart 2012 10:26
Gösterim: 1993
Doğan Kitap, Microsoft Türkiye ve Galatasaray Üniversitesi Öğrenci Konseyi Sosyal Sorumluluk Komitesi, Galatasaray Üniversitesi öğrencilerini Elif Şafak ile buluşturdu.
Dünyaca ünlü kadın yazar Elif Şafak, romanlarındaki gizemi Microsoft Lync teknolojisiyle gerçek hayata taşıdı. Microsoft Londra Ofisi’nden Lync 2010 ile İstanbul’a bağlanan Elif Şafak, Dünya Kadınlar Günü’nün hemen ertesinde Galatasaray Üniversitesi öğrencileri ile “Kadın ve Teknoloji” üzerine sohbet etti.
Doğan Kitap’ın Londra’da yaşayan dünyaca ünlü yazarı Elif Şafak, Microsoft Lync teknolojisi kullanılarak İstanbul’daki okurları ile buluştu. Microsoft Londra Ofisi’nden Lync 2010 ile İstanbul’a bağlanarak “Kadın ve Teknoloji” üzerine Galatasaray Üniversitesi öğrencileri ile sohbet eden Şafak, satış rekorları kıran son kitabı İskender ile ilgili soruları da yanıtladı. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün hemen ertesinde teknolojinin kadınlara sunduğu fırsatlar üzerine öğrenciler ile konuşan Elif Şafak teknolojinin getirdiği değişimlere hızla ayak uydurabilmenin rekabet konusunda kadınlara büyük avantaj sağlayacağına dikkat çekti.
Microsoft’un hayatı kolaylaştıran çözümleri ile kurum ve bireylerin yeni ve önde olması için çalışmalarını sürdürdüğünü belirten Microsoft Türkiye Office Grubu Ürün Pazarlama Müdürü Atalay Aktaş, “Lync 2010 ile her zaman, her yerden ve her cihazdan etkili iletişim kurabilmeyi sağlıyoruz. Kullanıcıların ortam, cihaz ve mekândan bağımsız olarak istedikleri şekilde paylaşımda bulunmasını hızlandıran Lync 2010, iletişimde yeni bir dönemi temsil ediyor. Yeni nesil birleşik iletişim çözümümüz Lync 2010 tek bir ara yüz üzerinde anlık mesajlaşma, sesli ve görüntülü konferans ve web konferansı, telefon gibi birbirinden farklı iletişim araçlarının entegrasyonunu sağlıyor” dedi.
Microsoft Lync teknolojisi kullanılarak, İstanbul-Londra arasında kurulan bağlantı sayesinde Galatasaray Üniversitesi öğrencileri Elif Şafak’ı İstanbul’daymış gibi izleyip, soru sorma fırsatı buldular. Etkinlikte Microsoft Lync 2010 ile sağlanan bağlantıyla, Elif Şafak’ın görüntüsü dev ekrana yansıtıldı. Ayrıca Lync ile birlikte çalışan RoundTable cihazı sayesinde yazara ortamın 360 derece panoramik görüntüsü sunularak öğrencilerle interaktif bir iletişim kurabilmesi sağlandı. Bu sayede hem yazar hem de öğrenciler için bu toplantı en gerçekçi hale getirildi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Eğitim Teknolojsi
Doğan Kitap, Microsoft Türkiye ve Galatasaray Üniversitesi Öğrenci Konseyi Sosyal Sorumluluk Komitesi, Galatasaray Üniversitesi öğrencilerini Elif Şafak ile buluşturdu.
Dünyaca ünlü kadın yazar Elif Şafak, romanlarındaki gizemi Microsoft Lync teknolojisiyle gerçek hayata taşıdı. Microsoft Londra Ofisi’nden Lync 2010 ile İstanbul’a bağlanan Elif Şafak, Dünya Kadınlar Günü’nün hemen ertesinde Galatasaray Üniversitesi öğrencileri ile “Kadın ve Teknoloji” üzerine sohbet etti.
Doğan Kitap’ın Londra’da yaşayan dünyaca ünlü yazarı Elif Şafak, Microsoft Lync teknolojisi kullanılarak İstanbul’daki okurları ile buluştu. Microsoft Londra Ofisi’nden Lync 2010 ile İstanbul’a bağlanarak “Kadın ve Teknoloji” üzerine Galatasaray Üniversitesi öğrencileri ile sohbet eden Şafak, satış rekorları kıran son kitabı İskender ile ilgili soruları da yanıtladı. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün hemen ertesinde teknolojinin kadınlara sunduğu fırsatlar üzerine öğrenciler ile konuşan Elif Şafak teknolojinin getirdiği değişimlere hızla ayak uydurabilmenin rekabet konusunda kadınlara büyük avantaj sağlayacağına dikkat çekti.
Microsoft’un hayatı kolaylaştıran çözümleri ile kurum ve bireylerin yeni ve önde olması için çalışmalarını sürdürdüğünü belirten Microsoft Türkiye Office Grubu Ürün Pazarlama Müdürü Atalay Aktaş, “Lync 2010 ile her zaman, her yerden ve her cihazdan etkili iletişim kurabilmeyi sağlıyoruz. Kullanıcıların ortam, cihaz ve mekândan bağımsız olarak istedikleri şekilde paylaşımda bulunmasını hızlandıran Lync 2010, iletişimde yeni bir dönemi temsil ediyor. Yeni nesil birleşik iletişim çözümümüz Lync 2010 tek bir ara yüz üzerinde anlık mesajlaşma, sesli ve görüntülü konferans ve web konferansı, telefon gibi birbirinden farklı iletişim araçlarının entegrasyonunu sağlıyor” dedi.
Microsoft Lync teknolojisi kullanılarak, İstanbul-Londra arasında kurulan bağlantı sayesinde Galatasaray Üniversitesi öğrencileri Elif Şafak’ı İstanbul’daymış gibi izleyip, soru sorma fırsatı buldular. Etkinlikte Microsoft Lync 2010 ile sağlanan bağlantıyla, Elif Şafak’ın görüntüsü dev ekrana yansıtıldı. Ayrıca Lync ile birlikte çalışan RoundTable cihazı sayesinde yazara ortamın 360 derece panoramik görüntüsü sunularak öğrencilerle interaktif bir iletişim kurabilmesi sağlandı. Bu sayede hem yazar hem de öğrenciler için bu toplantı en gerçekçi hale getirildi.
Son Güncelleme: Pazartesi, 12 Mart 2012 11:40
Gösterim: 2009
BT Öğretmenleri, Bitefo, Okulların BT donanımları ve Fatih Projesi ile ilgili sorulardan oluşan anket için 1500 BT Öğretmeninin verdiği cevaplara dayanan araştırma BBNet (BT Öğretmenleri Platformu) ve Çizgi Tagem tarafından ortaklaşa hazırlandı.
ARAŞTIRMA SONUÇLARI:
1- Anket katılan öğretmen yoğunluğu İlköğretim okullarındandır.
2- Okullarda öğretmen normu oluşması için gereken minimum 15 saat ders katılımcıların %70'inde yoktur. Şu an Bilişim Teknolojileri Öğretmenlerinin %45'i norm fazlası durumdadır. Sonuçlar gösteriyor ki yapılacak ilk norm güncellemesi ile (mayıs-haziran döneminde) Bilişim Öğretmenlerinin %70'i norm fazlası duruma düşecektir. Açıkça görülüyor ki bu sorun çözülmüyor, aksine sorun büyütülüyor. Her türlü uyarı çabalarına rağmen bu durumun bakanlık yetkililerince dikkate alınmamasını şaşkınla izliyoruz.
3- Bilişim Öğretmenlerinin ders sorunundan dolayı %80'i mecburen formatör öğretmen olarak görev almakta, görev alan öğretmenlerin %35'i mevcut yönetmelikler yok sayılarak zorunlu olarak görevlendirilmektedir.
4- Bitefo (Bilişim Teknolojileri formatör öğretmeni) olarak görevlendirilen öğretmenlerden %43'ü yapmak zorunda bırakıldıkları işin öğretmenlik mesleği ile bağdaşmadığını düşünmekte, Bitefo görevlendirmesi doğrultusunda gelen iş yükünün (bireysel yetenek gerektiren işler, teknik işler vs) mezun olunan alan ve atama branşı ile hiç örtüşmediği veya çok az örtüştüğü konusundaki sonuçta %85'dir.
5- Okul idareleri %72 oranla çok basit sorunların çözümü için bile Bilişim Teknolojileri Öğretmenlerini çağırmakta, buda mevcut idarecilerin bilgisayar kullanımı konusunda yeterince bilgi sahibi olmadıklarını sonucu ortaya çıkarmaktadır.
6- Ankette Okul bilişim sistemlerinin etkin olarak, amacına uygun (bilgisayar destekli eğitim) kullanılabilmesi için okullarda bitefo bulunması gerektiği ve teknik konulardaki sorunlar için de anlaşmalı teknik servislerin olması gerektiği sonucu çıkmaktadır.
7-Ankete katılan Bilişim Teknolojileri ve Bitefo olarak görevlendirilen öğretmenler ilköğretim ve orta öğretim kurumlarında bilişim teknolojileri derslerinin zorunlu ve 2saat yapılması gerektiğini düşünmektedir.
8- Okullardaki diğer öğretmenlerde bilişim eğitiminin okullarda zorunlu olarak verilmesi gerektiğini düşünmektedir.
9- Velilerin %77'si okullarda zorunlu olarak bilişim eğitimi verilmesi gerektiğini düşünmektedir.
10- Anket sonuçlarına göre öğrenciler Bilişim eğitimi için isteklilerdir fakat mevcut müfredatın yenilenilmesi gerektiğini düşünmektedir.
11- Okullarda Bilişim Teknolojileri dersinin seçimine %62 lik oranla kurum müdürleri karar vermekte hem bakanlık uygulamaları ve hem kurum idarecilerinin bilinçsizliği yüzünden hem öğrenciler hem de öğretmenler mağdur edilmekte ve bilişim eğitiminden mahrum bırakılmaktadır.
12- Bilişim Teknolojileri Öğretmenlerinin norm sorunlarının çözümü için öne çıkan iki seçenek vardır. Bilişim dersinin zorunlu olarak 2 saat şeklinde okutulması mevcut problemleri çözecek, aynı zamanda çocuklarımız ve gençlerimizde bilişim çağında bu eğitimlerden mahrum kalmayacaktır. Öğretmenlerde asli işleri olan öğretmenlik mesleğini yapabileceklerdir. Sayın bakanımızın yaptığı "çocuklar bilgisayar kullanmayı biliyorlar" açıklaması Bilişim Teknolojileri Öğretmenleri ve bu eğitimlerin varolması gerektiğini düşünen eğitimciler arasında teessüfle karşılanmıştır. Zira bu bilgisayar kullanmayı bilmenin formal bir ölçütü de bulunmamaktadır. Anket sonuçlarında bu eğitimlerin gerekliliği sonucu çıkmaktadır.
Yapılabilecek diğer bir uygulamada Bilişim Teknolojileri öğretmenlerine rehber öğretmenler gibi bir unvan verilerek aynı şartlarda Bilgisayar Destekli eğitim için danışman olarak görev yaptırılması sağlanmalıdır.
13- Özellikle son yıllarda bilişim dersinin azaltılması/kaldırılmasından dolayı yeterli olarak bilişim eğitimi verilememekte olduğundan, öğrencilerin en başarılı olduğu konular güncel internet uygulamaları olmaktadır (sosyal medya, forum ve oyunlar). Ders az ya da hiç olmadığından dolayı yeterli eğitim alamayan öğrencilerimiz bilişim kültürü kazanamamakta, bilgisayarı bir eğitim araştırma aracı olarak görmek yerine oyun ve eğlence aracı olarak görmektedirler.
14- BT Öğretmenleri ve Bitefo olarak görevlendirilen öğretmenler; arıza yapan bilgisayarlara asli görevleri olmamasına rağmen müdahale etmiş, kendi çaba ve imkanları ile bilgisayarları çalışır hale getirmişlerdir. Bunların sonucunda yaşanmakta olan sıkıntılar "bu ülkede hiçbir başarı cezasız kalmaz" sözünü haklı çıkarır haldedir. Sonuçlara bakıldığında arıza veren bilgisayar sayısı ile Bilişim Teknolojileri Öğretmenleri ve Bitefo olarak görevlendirilen öğretmenlerin kendi imkanları ile çalışır hale getirdikleri sayı hemen hemen eşittir.
15- Okullarda kullanılmakta olan MEB internet hatları okul ihtiyacını karşılayamadığından dolayı okulların çoğunluğu ilave olarak özel hat kullanmak zorunda kalmaktadırlar.
16- Ücretiz bir şekilde dağıtılan ve Tübitak tarafından geliştirilen milli işletim sistemimiz Pardus olmasına rağmen bu sistemlerin okullarımızda kullanım oranı %1 dir.
17- Teknoloji çok hızlı ilerlemesine rağmen okullardaki bilgisayarların seviyeleri mevcut yazılımları kaldıramamaktadır. Sistemleri yenilemek için okulların ödeneği olmaması ve bakanlık tarafından da yatırım yapılmamasından dolayı bakanlıkça gönderilen yeni yazılımlar bile kullanılamamakta, çok eski bilgisayarlar atıl halde kalmaktadır.
18- Okullarda halen bilgisayar destekli eğitim faaliyetinde hiç bulunmamış öğretmenlerin oranı %67' dir. Kurumlardaki BT sınıfları ve sınıflardaki teknolojik ekipmanların (sınıf bilgisayarı, projeksiyon, akıllı tahta vs) sürekli kullanıldığı okul sayısı halen %25, kullanan öğretmenlerin ise %80'i kaynakları internetten hazır olarak indirmektedir . Kendi materyalini oluşturabilen öğretmenler %5'lik ufak bir bölümü oluşturmaktadır. Bu da gösteriyor ki öğretmenler halen bilişim eğitimi konusunda geridedirler. Fatih projesi kapsamında planlanan kurslar ise çok yüzeysel olup halen ulaşılan öğretmen sayısı çok azdır. Planlanan bu eğitimlerin verilmesi için Bilişim Teknolojileri öğretmenlerinden faydalanmak gibi bir plan da mevcut durumda bulunmamaktadır. Öğretmenlere bilişim becerisi kazandırarak, öğretme ve öğrenme gereçleri hazırlamayı öğretmek ve sevdirmek gerekiyor, yoksa Fatih Projesinin bu şekilde başarılı olması beklenemez.
19- Teknolojiyle en barışık olan branş olan Bilişim Teknolojileri Öğretmenlerinin
%61'i Fatih projesinin mevcut haliyle başarılı olacağına inanmamakta;
%63'ü öğrenci başarısını artırmayacağını düşünmekte;
%92'si öğretmenlerin Fatih Projesiyle gelen donanımları kullanma konusunda yetersiz olduğunu düşünmekte;
%80'i öğrencilerin Fatih Projesiyle gelen donanımları kullanmak konusunda yetersiz olduğunu düşünmektedir.
Şu an okullardaki mevcut materyalleri öğretmenlerin %44'ü vasat, %15'inin verimsiz, %36'sının idare edecek kadar, sadece %4'ünün ise verimli kullandığı düşünülmektedir.
20- Fatih Projesi ise gelen donanım ve materyallerin bilişim eğitim olmadan öğrenciler tarafından tamamen verimli kullanılabileceğini düşünen öğretmen sayısı %1 dir.
21- Fatih Projesinde Bilişim Öğretmenlerinden yeterince yararlanılıyor mu sorusuna verilen cevaplarda durumun vehametini göstermektedir. Sayıları 13 bin'i bulan Bilişim Teknolojileri Öğretmenleri, bilgisayar destekli eğitim konusunda eğitim almış ve eğitim verecek seviye de olmalarına rağmen, mezun oldukları bölüm isminde bile (Böte= Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü) Öğretim Teknolojileri geçerken yani Fatih Projesi'nin sac ayaklarını oluşturmaları gerektiği ve bilgisayar destekli eğitime rehberlik etmek için yetiştirildikleri halde üzerilerine görev tanımı dışındaki angarya ve teknik işlerin sorumluluğu yüklenmekte, bu öğretmenlerin potansiyelinden, bu genç branşın enerjisinden olumlu yönde faydalanılmamaktadır. Öğretmenlerin %56'sı sahip oldukları bilgi ve becerilerden hiç faydalanılmadığını, %37'si çok az faydalanıldığını düşünmektedir.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Eğitim Teknolojsi
BT Öğretmenleri, Bitefo, Okulların BT donanımları ve Fatih Projesi ile ilgili sorulardan oluşan anket için 1500 BT Öğretmeninin verdiği cevaplara dayanan araştırma BBNet (BT Öğretmenleri Platformu) ve Çizgi Tagem tarafından ortaklaşa hazırlandı.
ARAŞTIRMA SONUÇLARI:
1- Anket katılan öğretmen yoğunluğu İlköğretim okullarındandır.
2- Okullarda öğretmen normu oluşması için gereken minimum 15 saat ders katılımcıların %70'inde yoktur. Şu an Bilişim Teknolojileri Öğretmenlerinin %45'i norm fazlası durumdadır. Sonuçlar gösteriyor ki yapılacak ilk norm güncellemesi ile (mayıs-haziran döneminde) Bilişim Öğretmenlerinin %70'i norm fazlası duruma düşecektir. Açıkça görülüyor ki bu sorun çözülmüyor, aksine sorun büyütülüyor. Her türlü uyarı çabalarına rağmen bu durumun bakanlık yetkililerince dikkate alınmamasını şaşkınla izliyoruz.
3- Bilişim Öğretmenlerinin ders sorunundan dolayı %80'i mecburen formatör öğretmen olarak görev almakta, görev alan öğretmenlerin %35'i mevcut yönetmelikler yok sayılarak zorunlu olarak görevlendirilmektedir.
4- Bitefo (Bilişim Teknolojileri formatör öğretmeni) olarak görevlendirilen öğretmenlerden %43'ü yapmak zorunda bırakıldıkları işin öğretmenlik mesleği ile bağdaşmadığını düşünmekte, Bitefo görevlendirmesi doğrultusunda gelen iş yükünün (bireysel yetenek gerektiren işler, teknik işler vs) mezun olunan alan ve atama branşı ile hiç örtüşmediği veya çok az örtüştüğü konusundaki sonuçta %85'dir.
5- Okul idareleri %72 oranla çok basit sorunların çözümü için bile Bilişim Teknolojileri Öğretmenlerini çağırmakta, buda mevcut idarecilerin bilgisayar kullanımı konusunda yeterince bilgi sahibi olmadıklarını sonucu ortaya çıkarmaktadır.
6- Ankette Okul bilişim sistemlerinin etkin olarak, amacına uygun (bilgisayar destekli eğitim) kullanılabilmesi için okullarda bitefo bulunması gerektiği ve teknik konulardaki sorunlar için de anlaşmalı teknik servislerin olması gerektiği sonucu çıkmaktadır.
7-Ankete katılan Bilişim Teknolojileri ve Bitefo olarak görevlendirilen öğretmenler ilköğretim ve orta öğretim kurumlarında bilişim teknolojileri derslerinin zorunlu ve 2saat yapılması gerektiğini düşünmektedir.
8- Okullardaki diğer öğretmenlerde bilişim eğitiminin okullarda zorunlu olarak verilmesi gerektiğini düşünmektedir.
9- Velilerin %77'si okullarda zorunlu olarak bilişim eğitimi verilmesi gerektiğini düşünmektedir.
10- Anket sonuçlarına göre öğrenciler Bilişim eğitimi için isteklilerdir fakat mevcut müfredatın yenilenilmesi gerektiğini düşünmektedir.
11- Okullarda Bilişim Teknolojileri dersinin seçimine %62 lik oranla kurum müdürleri karar vermekte hem bakanlık uygulamaları ve hem kurum idarecilerinin bilinçsizliği yüzünden hem öğrenciler hem de öğretmenler mağdur edilmekte ve bilişim eğitiminden mahrum bırakılmaktadır.
12- Bilişim Teknolojileri Öğretmenlerinin norm sorunlarının çözümü için öne çıkan iki seçenek vardır. Bilişim dersinin zorunlu olarak 2 saat şeklinde okutulması mevcut problemleri çözecek, aynı zamanda çocuklarımız ve gençlerimizde bilişim çağında bu eğitimlerden mahrum kalmayacaktır. Öğretmenlerde asli işleri olan öğretmenlik mesleğini yapabileceklerdir. Sayın bakanımızın yaptığı "çocuklar bilgisayar kullanmayı biliyorlar" açıklaması Bilişim Teknolojileri Öğretmenleri ve bu eğitimlerin varolması gerektiğini düşünen eğitimciler arasında teessüfle karşılanmıştır. Zira bu bilgisayar kullanmayı bilmenin formal bir ölçütü de bulunmamaktadır. Anket sonuçlarında bu eğitimlerin gerekliliği sonucu çıkmaktadır.
Yapılabilecek diğer bir uygulamada Bilişim Teknolojileri öğretmenlerine rehber öğretmenler gibi bir unvan verilerek aynı şartlarda Bilgisayar Destekli eğitim için danışman olarak görev yaptırılması sağlanmalıdır.
13- Özellikle son yıllarda bilişim dersinin azaltılması/kaldırılmasından dolayı yeterli olarak bilişim eğitimi verilememekte olduğundan, öğrencilerin en başarılı olduğu konular güncel internet uygulamaları olmaktadır (sosyal medya, forum ve oyunlar). Ders az ya da hiç olmadığından dolayı yeterli eğitim alamayan öğrencilerimiz bilişim kültürü kazanamamakta, bilgisayarı bir eğitim araştırma aracı olarak görmek yerine oyun ve eğlence aracı olarak görmektedirler.
14- BT Öğretmenleri ve Bitefo olarak görevlendirilen öğretmenler; arıza yapan bilgisayarlara asli görevleri olmamasına rağmen müdahale etmiş, kendi çaba ve imkanları ile bilgisayarları çalışır hale getirmişlerdir. Bunların sonucunda yaşanmakta olan sıkıntılar "bu ülkede hiçbir başarı cezasız kalmaz" sözünü haklı çıkarır haldedir. Sonuçlara bakıldığında arıza veren bilgisayar sayısı ile Bilişim Teknolojileri Öğretmenleri ve Bitefo olarak görevlendirilen öğretmenlerin kendi imkanları ile çalışır hale getirdikleri sayı hemen hemen eşittir.
15- Okullarda kullanılmakta olan MEB internet hatları okul ihtiyacını karşılayamadığından dolayı okulların çoğunluğu ilave olarak özel hat kullanmak zorunda kalmaktadırlar.
16- Ücretiz bir şekilde dağıtılan ve Tübitak tarafından geliştirilen milli işletim sistemimiz Pardus olmasına rağmen bu sistemlerin okullarımızda kullanım oranı %1 dir.
17- Teknoloji çok hızlı ilerlemesine rağmen okullardaki bilgisayarların seviyeleri mevcut yazılımları kaldıramamaktadır. Sistemleri yenilemek için okulların ödeneği olmaması ve bakanlık tarafından da yatırım yapılmamasından dolayı bakanlıkça gönderilen yeni yazılımlar bile kullanılamamakta, çok eski bilgisayarlar atıl halde kalmaktadır.
18- Okullarda halen bilgisayar destekli eğitim faaliyetinde hiç bulunmamış öğretmenlerin oranı %67' dir. Kurumlardaki BT sınıfları ve sınıflardaki teknolojik ekipmanların (sınıf bilgisayarı, projeksiyon, akıllı tahta vs) sürekli kullanıldığı okul sayısı halen %25, kullanan öğretmenlerin ise %80'i kaynakları internetten hazır olarak indirmektedir . Kendi materyalini oluşturabilen öğretmenler %5'lik ufak bir bölümü oluşturmaktadır. Bu da gösteriyor ki öğretmenler halen bilişim eğitimi konusunda geridedirler. Fatih projesi kapsamında planlanan kurslar ise çok yüzeysel olup halen ulaşılan öğretmen sayısı çok azdır. Planlanan bu eğitimlerin verilmesi için Bilişim Teknolojileri öğretmenlerinden faydalanmak gibi bir plan da mevcut durumda bulunmamaktadır. Öğretmenlere bilişim becerisi kazandırarak, öğretme ve öğrenme gereçleri hazırlamayı öğretmek ve sevdirmek gerekiyor, yoksa Fatih Projesinin bu şekilde başarılı olması beklenemez.
19- Teknolojiyle en barışık olan branş olan Bilişim Teknolojileri Öğretmenlerinin
%61'i Fatih projesinin mevcut haliyle başarılı olacağına inanmamakta;
%63'ü öğrenci başarısını artırmayacağını düşünmekte;
%92'si öğretmenlerin Fatih Projesiyle gelen donanımları kullanma konusunda yetersiz olduğunu düşünmekte;
%80'i öğrencilerin Fatih Projesiyle gelen donanımları kullanmak konusunda yetersiz olduğunu düşünmektedir.
Şu an okullardaki mevcut materyalleri öğretmenlerin %44'ü vasat, %15'inin verimsiz, %36'sının idare edecek kadar, sadece %4'ünün ise verimli kullandığı düşünülmektedir.
20- Fatih Projesi ise gelen donanım ve materyallerin bilişim eğitim olmadan öğrenciler tarafından tamamen verimli kullanılabileceğini düşünen öğretmen sayısı %1 dir.
21- Fatih Projesinde Bilişim Öğretmenlerinden yeterince yararlanılıyor mu sorusuna verilen cevaplarda durumun vehametini göstermektedir. Sayıları 13 bin'i bulan Bilişim Teknolojileri Öğretmenleri, bilgisayar destekli eğitim konusunda eğitim almış ve eğitim verecek seviye de olmalarına rağmen, mezun oldukları bölüm isminde bile (Böte= Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü) Öğretim Teknolojileri geçerken yani Fatih Projesi'nin sac ayaklarını oluşturmaları gerektiği ve bilgisayar destekli eğitime rehberlik etmek için yetiştirildikleri halde üzerilerine görev tanımı dışındaki angarya ve teknik işlerin sorumluluğu yüklenmekte, bu öğretmenlerin potansiyelinden, bu genç branşın enerjisinden olumlu yönde faydalanılmamaktadır. Öğretmenlerin %56'sı sahip oldukları bilgi ve becerilerden hiç faydalanılmadığını, %37'si çok az faydalanıldığını düşünmektedir.
Son Güncelleme: Cumartesi, 10 Mart 2012 16:28
Gösterim: 3575
Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden 28 Ocak 1986’da ateşlenen Challenger uzay mekiği, ateşlenmesinden 73 saniye sonra katı yakıt motorundaki arıza nedeniyle havada infilak etmiş ve parçaları Atlantik Okyanusu’na çakılmıştı. Kazada, STS-51-L görevi için uzay aracında bulunan yedi mürettebat hayatını kaybetti.
Kazanın üzerinden 26 yıl geçtikten sonra, Floridalı Jeffrey Ault tarafından çekilen ve bugüne kadar saklı kalan kaza videosu, Huffington Post tarafından yayımlandı.
Ault’un, tarihi kazayı kameraya alması tamamen tesadüf eseri oldu. O zamanlar lise projesi için 1,5 metre boyunda Saturn V roketinin maketini yapan Ault, uzay programları hakkında bilgi edinebilmek için NASA’ya mektup gönderdi. NASA, Ault’a istediği bilgileri verdiği gibi büyük de bir jest yaparak Challenger uzay mekiğinin uzaya fırlatılmasını izlemesi için davetiye gönderdi.
TRAJEDİYE TANIKLIK ETTİLER
Challenger’ın yerden yükselişini izleme şansının o zamana dek yaşadığı en heyecan verici şey olduğunu söyleyen Ault, anne-babası ve arkadaşı Bill Graber ile ateşleme rampasının etrafına kurulan alanda yerini aldı. Ault, Chinon Super 8 kamerasıyla ateşlemeyi kaydederken, Graber, fotoğralarını çekti.
19 yaşındaki Ault, ateşlemeden 73 saniye sonra yaşanan faciayı kamerasıyla saniye saniye görüntüledi. Graber ise fotoğraf makinesiyle her karesini yakaladı. Facianın ardından, kazaya ait video evlerinin bir köşesinde on yıllarca el değmeyen bir kutuda unutuldu.
BENZERSİZ BİR VİDEO
Ault’un Challenger kazası videosu, Kennedy Uzay Merkezi’ne 15 kilometreden daha kısa bir mesafeden çekildiği için, kazaya ait diğer videolara kıyasla spesifik görüntüler sunuyor.
Alkış ve bağırışların eşliğinde yükselen Challenger, 73’üncü saniyede bir alev topuna dönüşürken, bir kadının çığlığı duyuluyor. 39 saniye sonra Görev Kontrol Merkezi’nden Steve Nesbitt’in, “Durumu büyük dikkatle takip ediyoruz. Açıkça çok ciddi bir arıza söz konusu” dediği duyuluyor.
Nesbitt’in, Challenger’ın infilak ettiğini açıklamasıyla video sona eriyor. Ault, Huffington Post’a gönderdiği mailde, “Otele kadar ölüm sessizliğinde uzun bir yolculuk yaptık. Hayatımın sonuna kadar hatırlayacağım bir bir anı olacağını düşünüyordum. Aynen öyle oldu ancak istediğimin tam tersi bir şekilde” ifadesini kullandı.
haberin videosu: http://www.iha.com.tr/26-yil-sonra-ortaya-cikti-10333-4.vid#t
(ntv)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Eğitim Teknolojsi
Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden 28 Ocak 1986’da ateşlenen Challenger uzay mekiği, ateşlenmesinden 73 saniye sonra katı yakıt motorundaki arıza nedeniyle havada infilak etmiş ve parçaları Atlantik Okyanusu’na çakılmıştı. Kazada, STS-51-L görevi için uzay aracında bulunan yedi mürettebat hayatını kaybetti.
Kazanın üzerinden 26 yıl geçtikten sonra, Floridalı Jeffrey Ault tarafından çekilen ve bugüne kadar saklı kalan kaza videosu, Huffington Post tarafından yayımlandı.
Ault’un, tarihi kazayı kameraya alması tamamen tesadüf eseri oldu. O zamanlar lise projesi için 1,5 metre boyunda Saturn V roketinin maketini yapan Ault, uzay programları hakkında bilgi edinebilmek için NASA’ya mektup gönderdi. NASA, Ault’a istediği bilgileri verdiği gibi büyük de bir jest yaparak Challenger uzay mekiğinin uzaya fırlatılmasını izlemesi için davetiye gönderdi.
TRAJEDİYE TANIKLIK ETTİLER
Challenger’ın yerden yükselişini izleme şansının o zamana dek yaşadığı en heyecan verici şey olduğunu söyleyen Ault, anne-babası ve arkadaşı Bill Graber ile ateşleme rampasının etrafına kurulan alanda yerini aldı. Ault, Chinon Super 8 kamerasıyla ateşlemeyi kaydederken, Graber, fotoğralarını çekti.
19 yaşındaki Ault, ateşlemeden 73 saniye sonra yaşanan faciayı kamerasıyla saniye saniye görüntüledi. Graber ise fotoğraf makinesiyle her karesini yakaladı. Facianın ardından, kazaya ait video evlerinin bir köşesinde on yıllarca el değmeyen bir kutuda unutuldu.
BENZERSİZ BİR VİDEO
Ault’un Challenger kazası videosu, Kennedy Uzay Merkezi’ne 15 kilometreden daha kısa bir mesafeden çekildiği için, kazaya ait diğer videolara kıyasla spesifik görüntüler sunuyor.
Alkış ve bağırışların eşliğinde yükselen Challenger, 73’üncü saniyede bir alev topuna dönüşürken, bir kadının çığlığı duyuluyor. 39 saniye sonra Görev Kontrol Merkezi’nden Steve Nesbitt’in, “Durumu büyük dikkatle takip ediyoruz. Açıkça çok ciddi bir arıza söz konusu” dediği duyuluyor.
Nesbitt’in, Challenger’ın infilak ettiğini açıklamasıyla video sona eriyor. Ault, Huffington Post’a gönderdiği mailde, “Otele kadar ölüm sessizliğinde uzun bir yolculuk yaptık. Hayatımın sonuna kadar hatırlayacağım bir bir anı olacağını düşünüyordum. Aynen öyle oldu ancak istediğimin tam tersi bir şekilde” ifadesini kullandı.
haberin videosu: http://www.iha.com.tr/26-yil-sonra-ortaya-cikti-10333-4.vid#t
(ntv)
Son Güncelleme: Pazar, 11 Mart 2012 11:25
Gösterim: 2986
Genç mucit Necati Hacıkadiroğlu, omurilik felçlileriyle konuşarak onların ihtiyaçlarını tespit etti ve bir robot geliştirdi.
ÜNİVERSİTE yıllarından beri robotlar üzerine çalışan Necati Hacıkadiroğlu (31) ve 15 kişilik ekibi, GOSB Teknopark’ta 20 omurilik felçlisiyle fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanlarına danıştı. Öncelikli ihtiyaçları karşılamaya yönelik robotik mobilizasyon cihazı geliştirmeyi hedefleyen Hacıkadiroğlu, “Tek RMC, bugüne kadar omurilik felçlilerine yönelik geliştirilmiş, bilinen en küçük boyutlara sahip tekerlekli ayakta taşıma cihazı. Bu, gelişmiş tekerlekli sandalye değil, tamamen yeni bir buluş” diyor. Hacıkadiroğlu, Koç Üniversitesi fizik bölümünde okurken 3’üncü sınıfta okulu bırakmış. Okulun “robot kulübü” üyesiymiş.
Ütü yapar, markete gider
Omurilik felçlileri “Tek RMC” ile ayaktayken, oturur pozisyona geçebiliyor. Eğilebiliyor, her yöne ilerleyebiliyor. Ayağa kalkabiliyor, üst ya da alt raflardaki objelere uzanabiliyor. Ayakta bulaşık yıkıyor, yemek, ütü, temizlik yapabiliyor. Kullanıcısının ağırlığını dengeleyen amortisör mekanizması ile oturduğu yerden rahatlıkla kalkabiliyor, lavabo ve tuvaleti kolaylıkla kullanabiliyor. Hastanın egzersiz yapmasına da olanak tanıyor. Felçli isterse robotu okuluna, markete vs. götürebiliyor.
Tekerlekli sandalyeden küçük
12 yaşın üstündekilerin kullanabileceği cihazın Almanya’dan patent koruması alındı. “Tek RMC”, küçük bir tekerlekli sandalyenin bile 3’te 1’i kadar yer kaplıyor. Bu da ev, ofis, market gibi iç mekanlarda, diğer cihazlarla ulaşamadıkları yerlere rahatlıkla ulaşma imkanı sağlıyor.
Kumandayla yanına geliyor
Tek RMC adlı cihazı kullananlar ütü, temizlik, market işlerini yapabiliyor; işine, okuluna
gidebiliyor; günlük hayatını rahatlıkla sürdürebiliyor.
Robot, felçlinin yataktan kalkmasını ve yeniden yatana kadar tüm gereksinimlerini kendi başına karşılamasını sağlıyor.
ATTAN DÜŞEN YUSUF AKTÜRKOĞLU
Bağımsızlık duygusu yaşatıyor
Kocaeli Üniversitesi’nde Atçılık İşletmeciliği okurken 5 yıl önce attan düşerek felç olan Yusuf Aktürkoğlu (27), “Tek RMC” adlı cihazı deneyen hastalardan. Aktürkoğlu, “Robot benim gibiler için bir özgürlük. Evde tek başına da olsam işlerimi kendim yapabiliyor, ihtiyaçlarımı görebiliyorum. Bağımsızlık duygusu yaşatıyor” diyor.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Eğitim Teknolojsi
Genç mucit Necati Hacıkadiroğlu, omurilik felçlileriyle konuşarak onların ihtiyaçlarını tespit etti ve bir robot geliştirdi.
ÜNİVERSİTE yıllarından beri robotlar üzerine çalışan Necati Hacıkadiroğlu (31) ve 15 kişilik ekibi, GOSB Teknopark’ta 20 omurilik felçlisiyle fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanlarına danıştı. Öncelikli ihtiyaçları karşılamaya yönelik robotik mobilizasyon cihazı geliştirmeyi hedefleyen Hacıkadiroğlu, “Tek RMC, bugüne kadar omurilik felçlilerine yönelik geliştirilmiş, bilinen en küçük boyutlara sahip tekerlekli ayakta taşıma cihazı. Bu, gelişmiş tekerlekli sandalye değil, tamamen yeni bir buluş” diyor. Hacıkadiroğlu, Koç Üniversitesi fizik bölümünde okurken 3’üncü sınıfta okulu bırakmış. Okulun “robot kulübü” üyesiymiş.
Ütü yapar, markete gider
Omurilik felçlileri “Tek RMC” ile ayaktayken, oturur pozisyona geçebiliyor. Eğilebiliyor, her yöne ilerleyebiliyor. Ayağa kalkabiliyor, üst ya da alt raflardaki objelere uzanabiliyor. Ayakta bulaşık yıkıyor, yemek, ütü, temizlik yapabiliyor. Kullanıcısının ağırlığını dengeleyen amortisör mekanizması ile oturduğu yerden rahatlıkla kalkabiliyor, lavabo ve tuvaleti kolaylıkla kullanabiliyor. Hastanın egzersiz yapmasına da olanak tanıyor. Felçli isterse robotu okuluna, markete vs. götürebiliyor.
Tekerlekli sandalyeden küçük
12 yaşın üstündekilerin kullanabileceği cihazın Almanya’dan patent koruması alındı. “Tek RMC”, küçük bir tekerlekli sandalyenin bile 3’te 1’i kadar yer kaplıyor. Bu da ev, ofis, market gibi iç mekanlarda, diğer cihazlarla ulaşamadıkları yerlere rahatlıkla ulaşma imkanı sağlıyor.
Kumandayla yanına geliyor
Tek RMC adlı cihazı kullananlar ütü, temizlik, market işlerini yapabiliyor; işine, okuluna
gidebiliyor; günlük hayatını rahatlıkla sürdürebiliyor.
Robot, felçlinin yataktan kalkmasını ve yeniden yatana kadar tüm gereksinimlerini kendi başına karşılamasını sağlıyor.
ATTAN DÜŞEN YUSUF AKTÜRKOĞLU
Bağımsızlık duygusu yaşatıyor
Kocaeli Üniversitesi’nde Atçılık İşletmeciliği okurken 5 yıl önce attan düşerek felç olan Yusuf Aktürkoğlu (27), “Tek RMC” adlı cihazı deneyen hastalardan. Aktürkoğlu, “Robot benim gibiler için bir özgürlük. Evde tek başına da olsam işlerimi kendim yapabiliyor, ihtiyaçlarımı görebiliyorum. Bağımsızlık duygusu yaşatıyor” diyor.
Son Güncelleme: Cuma, 09 Mart 2012 18:05
Gösterim: 2371

