Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
İstanbul Yemek Sanayicileri Derneği Başkanı Sadık Çelik, "Milli Eğitim Bakanlığı öğrencilere ücretsiz kitap ve I-Pad dağıtabiliyorsa ücretsiz yemek de verebilir. Çünkü öğrencilerin öncelikli sorunu sağlıksız beslenmedir" diyor.
İstanbul Yemek Sanayicileri Derneği (İYSAD), devlet okullarında okuyan ilköğretim, lise ve üniversite öğrencilerine ücretsiz yemek dağıtımının yapılmasına yönelik 'Okullarda Bedelsiz Yemek' adlı bir proje geliştirdi. İlk uygulaması ise İstanbul Kağıthane'deki Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu'ndaki birinci sınıf öğrencileri için başlatıldı.
Proje kapsamında 130 birinci sınıf öğrencisi her öğlen ücretsiz yemek yiyor. Kağıthane Kaymakamlığı ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğinde uygulanan projenin sponsorluğunu ise Keyveni Catering üstlendi.
İYSAD Başkanı Sadık Çelik projenin amacını "Öncelikle öğrencilere ilköğretimden itibaren sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmak elbette. Ama yoksullukla mücadeleye, öğrencilerin aynı masa etrafında toplanarak sosyalleşmesine katkı sağlamak gibi hedeflerimiz de var" şeklinde özetliyor.
Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2011-2012 eğitim öğretim yılının başında Sağlık Bakanlığı ile birlikte okul kantinlerinde sağlıksız gıdaların satışının yasaklanmasına yönelik çalışmasını hatırlatan İYSAD Başkanı Çelik, bu uygulamalar üzerine harekete geçtiklerini belirtiyor. Çelik, 'Okullarda Bedelsiz Yemek' projesini Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer ile de paylaştıklarını ve Bakan Dinçer'in de desteklediğini belirtiyor.
Hem sağlıklı beslenmeyi öğreniyorlar, hem de sosyalleşiyorlar
Bakan Dinçer'in kendilerinden çalışmanın uygulanması konusunda bir proje istediğini de belirten Çelik, bunun üzerine projeyi uygulamak için Kağıthane Kaymakamı ile görüştüklerini anlattı. Ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün de desteğiyle ilçede en çok yoksul öğrencinin bulunduğu okulda uygulamayı başlattıklarını söyledi. Yarıyıl tatilinden sonra projenin Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu'ndaki birinci sınıf öğrencileri için başlatıldığını belirten Çelik, "Orada öğrencileri aynı masa etrafında bir araya getiriyoruz. Hem sağlıklı beslenmeyi öğreniyorlar, hem de sosyalleşiyorlar. En önemlisi öğretmenlerinin ve okul idaresinin verdiği bilgiden derslerdeki başarılarının da arttığını öğreniyoruz. Öğrenciler bedava yemekle ödüllendirildiklerini de düşünüyorlar. Diğer önemli tarafı ise yoksullukla mücadele için de büyük bir sosyol sorumluluk projesi" dedi.
Projenin dünyada yaklaşık 100 ülkede uygulandığını anlatan Çelik, "Orada sağlıklı beslenme konusu eğitimin bir parçası olarak görülüyor" diyor. Ayrıca Türkiye'de sağlıksız beslenme oranının yüzde 60'larda olduğunu, çocukların yüzde 30-35'inin de obezite tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu anlatan Çelik, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a şu mesajı gönderiyor: "Türkiye'nin obeziteye, kalp ve damar hastalıklarına harcadığı para 55 milyar TL civarında. Bizim önerimizde ise yaklaşık 12,5 milyar TL ile 20 milyon gencimizi (ilk ve ortaöğretimde 16,5 milyon, üniversitede ise 3,5 milyon), çocuğumuzu yeterli ve dengeli besleyebiliriz."
Giderek obez bir toplum olmaya başladığımıza dikkat çeken Çelik son olarak, Türkiye'deki 8 bin civarındaki hazır yemek üreticisinin projeyi uygulamaya hazır olduğunu belirtti.
(hürriyet)
Üst Kategori: ROOT Kategori: İlköğretim ve Liseler
İstanbul Yemek Sanayicileri Derneği Başkanı Sadık Çelik, "Milli Eğitim Bakanlığı öğrencilere ücretsiz kitap ve I-Pad dağıtabiliyorsa ücretsiz yemek de verebilir. Çünkü öğrencilerin öncelikli sorunu sağlıksız beslenmedir" diyor.
İstanbul Yemek Sanayicileri Derneği (İYSAD), devlet okullarında okuyan ilköğretim, lise ve üniversite öğrencilerine ücretsiz yemek dağıtımının yapılmasına yönelik 'Okullarda Bedelsiz Yemek' adlı bir proje geliştirdi. İlk uygulaması ise İstanbul Kağıthane'deki Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu'ndaki birinci sınıf öğrencileri için başlatıldı.
Proje kapsamında 130 birinci sınıf öğrencisi her öğlen ücretsiz yemek yiyor. Kağıthane Kaymakamlığı ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğinde uygulanan projenin sponsorluğunu ise Keyveni Catering üstlendi.
İYSAD Başkanı Sadık Çelik projenin amacını "Öncelikle öğrencilere ilköğretimden itibaren sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmak elbette. Ama yoksullukla mücadeleye, öğrencilerin aynı masa etrafında toplanarak sosyalleşmesine katkı sağlamak gibi hedeflerimiz de var" şeklinde özetliyor.
Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2011-2012 eğitim öğretim yılının başında Sağlık Bakanlığı ile birlikte okul kantinlerinde sağlıksız gıdaların satışının yasaklanmasına yönelik çalışmasını hatırlatan İYSAD Başkanı Çelik, bu uygulamalar üzerine harekete geçtiklerini belirtiyor. Çelik, 'Okullarda Bedelsiz Yemek' projesini Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer ile de paylaştıklarını ve Bakan Dinçer'in de desteklediğini belirtiyor.
Hem sağlıklı beslenmeyi öğreniyorlar, hem de sosyalleşiyorlar
Bakan Dinçer'in kendilerinden çalışmanın uygulanması konusunda bir proje istediğini de belirten Çelik, bunun üzerine projeyi uygulamak için Kağıthane Kaymakamı ile görüştüklerini anlattı. Ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün de desteğiyle ilçede en çok yoksul öğrencinin bulunduğu okulda uygulamayı başlattıklarını söyledi. Yarıyıl tatilinden sonra projenin Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu'ndaki birinci sınıf öğrencileri için başlatıldığını belirten Çelik, "Orada öğrencileri aynı masa etrafında bir araya getiriyoruz. Hem sağlıklı beslenmeyi öğreniyorlar, hem de sosyalleşiyorlar. En önemlisi öğretmenlerinin ve okul idaresinin verdiği bilgiden derslerdeki başarılarının da arttığını öğreniyoruz. Öğrenciler bedava yemekle ödüllendirildiklerini de düşünüyorlar. Diğer önemli tarafı ise yoksullukla mücadele için de büyük bir sosyol sorumluluk projesi" dedi.
Projenin dünyada yaklaşık 100 ülkede uygulandığını anlatan Çelik, "Orada sağlıklı beslenme konusu eğitimin bir parçası olarak görülüyor" diyor. Ayrıca Türkiye'de sağlıksız beslenme oranının yüzde 60'larda olduğunu, çocukların yüzde 30-35'inin de obezite tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu anlatan Çelik, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a şu mesajı gönderiyor: "Türkiye'nin obeziteye, kalp ve damar hastalıklarına harcadığı para 55 milyar TL civarında. Bizim önerimizde ise yaklaşık 12,5 milyar TL ile 20 milyon gencimizi (ilk ve ortaöğretimde 16,5 milyon, üniversitede ise 3,5 milyon), çocuğumuzu yeterli ve dengeli besleyebiliriz."
Giderek obez bir toplum olmaya başladığımıza dikkat çeken Çelik son olarak, Türkiye'deki 8 bin civarındaki hazır yemek üreticisinin projeyi uygulamaya hazır olduğunu belirtti.
(hürriyet)
Son Güncelleme: Pazartesi, 16 Nisan 2012 12:34
Gösterim: 2887
Eylül ayında okullar açıldığında ilkokullar yeniden hayata geçmiş olacak. Önceki ilkokul uygulamasında okul süresi 5 yıldı ve 7-11 yaş çocuklarına eğitim veriliyordu. Yeni ilkokul yapılanmasında okul süresi 4 yıla düştüğü ve kayıt yaşı erkene alındığı için ilkokullarda 6-9 yaş aralığındaki çocuklar eğitim alacak.
Yeni yapılanmayı, eğitim sistemindeki hataların ortadan kaldırılmasına yönelik bir fırsat olarak değerlendirmek lazım. Düzeltilmesi gereken hatalardan birisi de ders saatleridir.
Eskiden ilkokullarda haftada 25saat ders işlenirdi. Kesintisiz eğitimle birlikte ortaokulla birleşince ders saati 30’a çıktı. Normal öğretim yapılan okullarda bu durum bir sorun teşkil etmese de ikili öğretim yapılan okullarımızda bu durum çocuklarımızın hayatını işkenceye çevirdi.
Çocuklarımızın yarısı sabah ezanıyla uyanmakta, doğru dürüst kahvaltı yapmadan karanlıkta okul yollarına düşmektedir. Bu sabahçı grup, öğleye kadar ders görüp okuldan ayrılırken on dakika sonra diğer grup eğitime başlamaktadır. Yaş grubu daha küçük olan bu grup ise kısa günlerde gün battıktan sonra, neredeyse yatsı vakti okuldan ayrılmaktadır.
Nüfusun yoğun olduğu bütün şehirlerde ikili öğretim uygulaması vardır ve bu sorun milyonlarca kişiyi ilgilendirmektedir. Okullarda yaptığımız araştırmalarda, öğrencilerin tamamının teneffüs sürelerinin kısa olmasından şikayetçi olduğu görülmektedir. İkiliöğretim yapan okullarda teneffüsler 10 dakikadır. Ancak bu 10 dakikalık sürede öğrencinin sınıfından çıkıp birkaç kat inerek bahçede oyun oynaması ve geri gelerek derse hazır olması beklendiğinden gerçek anlamda ancak 5 dakika teneffüs yapabilmektedirler. Teneffüs zili çalınca 6, 7 yaşındaki çocukların okulun üst katlarından uçarcasına inmeye çalışmalarını, bir dakika fazla oynayabilmek için adeta birbirlerini ezerek bahçeye hücum etmelerini görmek içimizi acıtmaktadır. 21. Yüzyılın eğitimi bu olmasa gerek!
6, 7 yaşındaki çocuklardan 10dakikalık sürede tuvalet vb. ihtiyaçlarını gidermelerini, bahçeye inip oyun oynamalarını,rahatlamalarını ve tekrar sınıflarına çıkarak diğer derse hazır hale gelmelerini beklemek kanımca vicdansızlıktır. Birçok okulumuzda küçük yaştaki çocuklar için ikinci teneffüste beslenme yapılmaktadır. Teneffüs süresi öğrencilere yeterli olmadığı için öğretmenler ikinci dersin son 10-15 dakikasını bile beslenmeye ayırmak zorunda kalmaktadırlar.
Başta belirttiğimiz gibi yeni yapılanmayı bir fırsata dönüştürmek ve eğitim sistemimizi hatalardan temizlemek elimizdedir. 6-9 yaşlarındaki çocuklar oyun çağındadır. Bu çocuklar için iki ders arasında en az 20 dk. teneffüs süresi verilmelidir. Bu yaş çocuklarının haftada 25 saat ders görmeleri yeterlidir. Zaten mevcut haliyle 5 saat serbest etkinlikadı altında ders saati uygulaması vardır. Bütün öğrenciler serbest etkinlik saatlerine sınıf olarak katıldığı için bu dersin diğer zorunlu derslerden bir farkı kalmamaktadır. Bu ders nedeniyle haftalık ders saati 30’a çıkmaktadır. İlkokullarda,başka bir çalışmaya gerek kalmaksızın sadece serbest etkinlik dersinin bile iptal edilmesi ders saatini 25’e düşürecek, çocuklarımıza nefes aldıracak bir zaman dilimi ortaya çıkacak ve okullar öğrenciler için daha yaşanabilir hale gelecektir.
Sayın bakanımızın açıklamalarından, ilkokulda okutulacak derslerin öğretim programları üzerinde çalışıldığı bilinmektedir. Bu çalışmalarla birlikte ilkokulun haftalık ders saatinin de 25’e düşürülmesi konusunda bir çalışmanın yapılması son derece isabetli olacaktır.
Böyle bir düzenlemenin eğitim camiası ve kamuoyundan destek alacağı kuşkusuzdur.Ancak sınıf öğretmenlerimizin ek ders saatlerinde bir azalma söz konusu olacağından bu durumu telafi edici tedbirler de alınmalıdır. Örneğin ilköğretimde kulüp danışmanlığı veya sınıf rehber öğretmenliği görevi bulunan branş öğretmenlerine “öğrenci kişilik hizmetleri” adı altında verilen haftalık 2 saat ek ders, mutlaka sınıf öğretmenlerine de verilmelidir. Branş öğretmenlerinin maaş karşılığı 15 saat derse girmesine karşılık sınıf öğretmeninin 18 saat derse girmesi ayrımcılığına da son verilmeli, sınıf öğretmeni de maaş karşılığı 15 saat derse girmelidir. Böylece sınıf öğretmenlerimizi de mağdur etmeden ilkokulda haftalık ders saatini 25’e düşürmüş oluruz.
Çocuklarımız, her şeyden önemlidir. Onların yararına olacak bu düzenlemenin yapılmasını önemle tavsiye ediyor, sendikalarımızdan ve sivil toplum örgütlerinden bu konuda destek bekliyoruz.
(Doğan Ceylan Müfettişler Derneği Başkanı)
Üst Kategori: ROOT Kategori: İlköğretim ve Liseler
Eylül ayında okullar açıldığında ilkokullar yeniden hayata geçmiş olacak. Önceki ilkokul uygulamasında okul süresi 5 yıldı ve 7-11 yaş çocuklarına eğitim veriliyordu. Yeni ilkokul yapılanmasında okul süresi 4 yıla düştüğü ve kayıt yaşı erkene alındığı için ilkokullarda 6-9 yaş aralığındaki çocuklar eğitim alacak.
Yeni yapılanmayı, eğitim sistemindeki hataların ortadan kaldırılmasına yönelik bir fırsat olarak değerlendirmek lazım. Düzeltilmesi gereken hatalardan birisi de ders saatleridir.
Eskiden ilkokullarda haftada 25saat ders işlenirdi. Kesintisiz eğitimle birlikte ortaokulla birleşince ders saati 30’a çıktı. Normal öğretim yapılan okullarda bu durum bir sorun teşkil etmese de ikili öğretim yapılan okullarımızda bu durum çocuklarımızın hayatını işkenceye çevirdi.
Çocuklarımızın yarısı sabah ezanıyla uyanmakta, doğru dürüst kahvaltı yapmadan karanlıkta okul yollarına düşmektedir. Bu sabahçı grup, öğleye kadar ders görüp okuldan ayrılırken on dakika sonra diğer grup eğitime başlamaktadır. Yaş grubu daha küçük olan bu grup ise kısa günlerde gün battıktan sonra, neredeyse yatsı vakti okuldan ayrılmaktadır.
Nüfusun yoğun olduğu bütün şehirlerde ikili öğretim uygulaması vardır ve bu sorun milyonlarca kişiyi ilgilendirmektedir. Okullarda yaptığımız araştırmalarda, öğrencilerin tamamının teneffüs sürelerinin kısa olmasından şikayetçi olduğu görülmektedir. İkiliöğretim yapan okullarda teneffüsler 10 dakikadır. Ancak bu 10 dakikalık sürede öğrencinin sınıfından çıkıp birkaç kat inerek bahçede oyun oynaması ve geri gelerek derse hazır olması beklendiğinden gerçek anlamda ancak 5 dakika teneffüs yapabilmektedirler. Teneffüs zili çalınca 6, 7 yaşındaki çocukların okulun üst katlarından uçarcasına inmeye çalışmalarını, bir dakika fazla oynayabilmek için adeta birbirlerini ezerek bahçeye hücum etmelerini görmek içimizi acıtmaktadır. 21. Yüzyılın eğitimi bu olmasa gerek!
6, 7 yaşındaki çocuklardan 10dakikalık sürede tuvalet vb. ihtiyaçlarını gidermelerini, bahçeye inip oyun oynamalarını,rahatlamalarını ve tekrar sınıflarına çıkarak diğer derse hazır hale gelmelerini beklemek kanımca vicdansızlıktır. Birçok okulumuzda küçük yaştaki çocuklar için ikinci teneffüste beslenme yapılmaktadır. Teneffüs süresi öğrencilere yeterli olmadığı için öğretmenler ikinci dersin son 10-15 dakikasını bile beslenmeye ayırmak zorunda kalmaktadırlar.
Başta belirttiğimiz gibi yeni yapılanmayı bir fırsata dönüştürmek ve eğitim sistemimizi hatalardan temizlemek elimizdedir. 6-9 yaşlarındaki çocuklar oyun çağındadır. Bu çocuklar için iki ders arasında en az 20 dk. teneffüs süresi verilmelidir. Bu yaş çocuklarının haftada 25 saat ders görmeleri yeterlidir. Zaten mevcut haliyle 5 saat serbest etkinlikadı altında ders saati uygulaması vardır. Bütün öğrenciler serbest etkinlik saatlerine sınıf olarak katıldığı için bu dersin diğer zorunlu derslerden bir farkı kalmamaktadır. Bu ders nedeniyle haftalık ders saati 30’a çıkmaktadır. İlkokullarda,başka bir çalışmaya gerek kalmaksızın sadece serbest etkinlik dersinin bile iptal edilmesi ders saatini 25’e düşürecek, çocuklarımıza nefes aldıracak bir zaman dilimi ortaya çıkacak ve okullar öğrenciler için daha yaşanabilir hale gelecektir.
Sayın bakanımızın açıklamalarından, ilkokulda okutulacak derslerin öğretim programları üzerinde çalışıldığı bilinmektedir. Bu çalışmalarla birlikte ilkokulun haftalık ders saatinin de 25’e düşürülmesi konusunda bir çalışmanın yapılması son derece isabetli olacaktır.
Böyle bir düzenlemenin eğitim camiası ve kamuoyundan destek alacağı kuşkusuzdur.Ancak sınıf öğretmenlerimizin ek ders saatlerinde bir azalma söz konusu olacağından bu durumu telafi edici tedbirler de alınmalıdır. Örneğin ilköğretimde kulüp danışmanlığı veya sınıf rehber öğretmenliği görevi bulunan branş öğretmenlerine “öğrenci kişilik hizmetleri” adı altında verilen haftalık 2 saat ek ders, mutlaka sınıf öğretmenlerine de verilmelidir. Branş öğretmenlerinin maaş karşılığı 15 saat derse girmesine karşılık sınıf öğretmeninin 18 saat derse girmesi ayrımcılığına da son verilmeli, sınıf öğretmeni de maaş karşılığı 15 saat derse girmelidir. Böylece sınıf öğretmenlerimizi de mağdur etmeden ilkokulda haftalık ders saatini 25’e düşürmüş oluruz.
Çocuklarımız, her şeyden önemlidir. Onların yararına olacak bu düzenlemenin yapılmasını önemle tavsiye ediyor, sendikalarımızdan ve sivil toplum örgütlerinden bu konuda destek bekliyoruz.
(Doğan Ceylan Müfettişler Derneği Başkanı)
Son Güncelleme: Pazartesi, 16 Nisan 2012 10:23
Gösterim: 6681
Ahmet Zeki Büyükkuşçuoğlu İlköğretim Okulu’nun 50 tane 6. sınıf öğrencisi harıl harıl tartışıyor. Tartıştıkları hiç de sıradan bir konu değil, basın etiği. Aslında burası sınıf değil, gazete binası! Kimi yazı işleri müdürü, kimi muhabir olan öğrenciler hem basın etiğini öğreniyor. Öğrenciler gazetecilik oyunu ile oynayarak medya okuryazarı oluyor.
Öğrenciler, Sabancı Üniversitesi öğrencilerinin düzenlediği Toplumsal Duyarlılık Projeleri (TDP) kapsamında haftada 2 gün ‘Genç Etik’ dersi alıyor. Dersi verenler de üniversite öğrencilerinden oluşan 5 kişilik bir grup. Genç etik programında; Medyada Etik ve Özel Hayatın Gizliliği Kitle İletişim ve Bilinçli İzleyici Olmak, İnsan Hakları ve Etik gibi konular yer alıyor. Proje ilk olarak Gebze’deki Ahmet Zeki Büyükkuşçuoğlu İlköğretim Okulu’nda uygulamaya konuldu. Radikal, ilköğretim öğrencileriyle birlikte ‘Genç Etik’ dersine konuk oldu.
Tartışma başlıyor!
“Etik” kavramını tartışarak programa başlıyor öğrenciler. Daha sonra sınıfta bir masanın etrafında toplanıyorlar. Önlerinde gazeteler duruyor. Bu gazetelerde yer alan haberleri tek tek okuyup, hangilerinin özel yaşamın gizliliğini ihlal ettiğini, hangisinin etik dışı olduğunu tespit ediyorlar. İçinde insan haklarına aykırı ifadeler yer aldığını düşündükleri haberleri önlerindeki panoya asıyorlar. Bir gazetenin gündem toplantısını andıran bu değerlendirmeden sonra, yeni kelimeler ve farklı cümlelerle tespit ettikleri haberleri yeniden yazıyorlar. Öğrenciler, içinde nefret söylemi olan ve çocukları şiddete yönelten haberleri titiz bir şekilde ‘okunabilir’ hale getiriyor.
‘Bu dersi ailemize de verin’
Projenin öğrenciler tarafından ilgiyle karşılandığını belirten TDP sorumlusu Gülşen Erengül, uygulama ile öğrencilerin medyanın zararlı etkileri karşısında korunduğunu dile getiriyor. Projeye ev sahipliği yapan okulun müdürü Ali Rıza Koçak da, derslerin öğrenciler için önemini şöyle anlatıyor:
“Burada aldıkları derslerle öğrenciler haklarını öğreniyor ve bu haklarını normal hayatta uyguluyorlar. Mesela bu dersi alan bir öğrencim geçen gün özel hayatı ihlal eden bir olaya tanık olduktan sonra hemen bu durumu bize bildirdi.’’
Derslerden öğrenciler de memnun. 6. sınıf öğrencisi Havva, “Bu dersi ailemize de verin. O zaman belki bizi daha iyi anlarlar diyor” diyor.
Gazeteciler vs. sansürcüler
Okuldaki sınıflar da derslere uygun olarak dizayn edilmiş. Tüm sınıflarda İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi asılı. İfade özgürlüğünün önemine vurgu yapmak için dersler dışında ufak bir oyun da oynanıyor. Öğrenciler iki gruba ayrılıyor. Birinci grup sansürcü güçleri, ikinci grupsa gazetecileri temsil ediyor. Gazetecileri temsil eden ikinci grup dikkatlerini çeken konular üzerine mektuplar yazıyor. Yazılan mektuplar sansürcü gruba teslim ediliyor. Sansürcü grup da mektupları ya kısmen yayımlıyor ya da hiç yayımlanmıyor. Daha sonra mektupları sansürleyen öğrenciler, duygu ve düşüncelerini ufak bir skeç ile sergiliyor.
TDP nedir?
Sabancı Üniversitesi tarafından 1999 yılından beri kurulan Toplumsal Duyarlılık Projeleri(TDP) üniversite öğrencilerinin içinde yaşadıkları topluma karşı olan sorumluluklarının farkına varmalarını amaçlayan bir ders. Ders sayesinde öğrenciler yaşadıkları hayatın dışında başka hayatların da var olduğunu öğrenip farkındalık kazanıyor, sorunlara yönelik çözümler üretiyor. Üniversite 13 yılda 747 projeye imza atıp yaklaşık olarak 34 bin kişiye eğitim vermiş.
(radikal)
Üst Kategori: ROOT Kategori: İlköğretim ve Liseler
Ahmet Zeki Büyükkuşçuoğlu İlköğretim Okulu’nun 50 tane 6. sınıf öğrencisi harıl harıl tartışıyor. Tartıştıkları hiç de sıradan bir konu değil, basın etiği. Aslında burası sınıf değil, gazete binası! Kimi yazı işleri müdürü, kimi muhabir olan öğrenciler hem basın etiğini öğreniyor. Öğrenciler gazetecilik oyunu ile oynayarak medya okuryazarı oluyor.
Öğrenciler, Sabancı Üniversitesi öğrencilerinin düzenlediği Toplumsal Duyarlılık Projeleri (TDP) kapsamında haftada 2 gün ‘Genç Etik’ dersi alıyor. Dersi verenler de üniversite öğrencilerinden oluşan 5 kişilik bir grup. Genç etik programında; Medyada Etik ve Özel Hayatın Gizliliği Kitle İletişim ve Bilinçli İzleyici Olmak, İnsan Hakları ve Etik gibi konular yer alıyor. Proje ilk olarak Gebze’deki Ahmet Zeki Büyükkuşçuoğlu İlköğretim Okulu’nda uygulamaya konuldu. Radikal, ilköğretim öğrencileriyle birlikte ‘Genç Etik’ dersine konuk oldu.
Tartışma başlıyor!
“Etik” kavramını tartışarak programa başlıyor öğrenciler. Daha sonra sınıfta bir masanın etrafında toplanıyorlar. Önlerinde gazeteler duruyor. Bu gazetelerde yer alan haberleri tek tek okuyup, hangilerinin özel yaşamın gizliliğini ihlal ettiğini, hangisinin etik dışı olduğunu tespit ediyorlar. İçinde insan haklarına aykırı ifadeler yer aldığını düşündükleri haberleri önlerindeki panoya asıyorlar. Bir gazetenin gündem toplantısını andıran bu değerlendirmeden sonra, yeni kelimeler ve farklı cümlelerle tespit ettikleri haberleri yeniden yazıyorlar. Öğrenciler, içinde nefret söylemi olan ve çocukları şiddete yönelten haberleri titiz bir şekilde ‘okunabilir’ hale getiriyor.
‘Bu dersi ailemize de verin’
Projenin öğrenciler tarafından ilgiyle karşılandığını belirten TDP sorumlusu Gülşen Erengül, uygulama ile öğrencilerin medyanın zararlı etkileri karşısında korunduğunu dile getiriyor. Projeye ev sahipliği yapan okulun müdürü Ali Rıza Koçak da, derslerin öğrenciler için önemini şöyle anlatıyor:
“Burada aldıkları derslerle öğrenciler haklarını öğreniyor ve bu haklarını normal hayatta uyguluyorlar. Mesela bu dersi alan bir öğrencim geçen gün özel hayatı ihlal eden bir olaya tanık olduktan sonra hemen bu durumu bize bildirdi.’’
Derslerden öğrenciler de memnun. 6. sınıf öğrencisi Havva, “Bu dersi ailemize de verin. O zaman belki bizi daha iyi anlarlar diyor” diyor.
Gazeteciler vs. sansürcüler
Okuldaki sınıflar da derslere uygun olarak dizayn edilmiş. Tüm sınıflarda İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi asılı. İfade özgürlüğünün önemine vurgu yapmak için dersler dışında ufak bir oyun da oynanıyor. Öğrenciler iki gruba ayrılıyor. Birinci grup sansürcü güçleri, ikinci grupsa gazetecileri temsil ediyor. Gazetecileri temsil eden ikinci grup dikkatlerini çeken konular üzerine mektuplar yazıyor. Yazılan mektuplar sansürcü gruba teslim ediliyor. Sansürcü grup da mektupları ya kısmen yayımlıyor ya da hiç yayımlanmıyor. Daha sonra mektupları sansürleyen öğrenciler, duygu ve düşüncelerini ufak bir skeç ile sergiliyor.
TDP nedir?
Sabancı Üniversitesi tarafından 1999 yılından beri kurulan Toplumsal Duyarlılık Projeleri(TDP) üniversite öğrencilerinin içinde yaşadıkları topluma karşı olan sorumluluklarının farkına varmalarını amaçlayan bir ders. Ders sayesinde öğrenciler yaşadıkları hayatın dışında başka hayatların da var olduğunu öğrenip farkındalık kazanıyor, sorunlara yönelik çözümler üretiyor. Üniversite 13 yılda 747 projeye imza atıp yaklaşık olarak 34 bin kişiye eğitim vermiş.
(radikal)
Son Güncelleme: Çarşamba, 14 Eylül 2022 11:56
Gösterim: 2208
Türkiye'de 2012 yaz mevsiminin, normallerden 1 derece sıcak geçmesi bekleniyor.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü Araştırma Dairesi Başkanı Hayreddin Bacanlı, gözlemlere dayalı yapılan analizlere göre Türkiye yaz mevsimi sıcaklıklarında 100 yıllık periyotta 1,5 derece artış beklendiğini söyleyerek, ''Mevsimlik tahminlere göre Türkiye'de 2012 yaz mevsiminin, normallerden 1 derece sıcak geçmesi beklenmektedir'' dedi.
Bacanlı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, '' yaz aylarında Türkiye'nin sıcaklık ve nem oranı yüksek olan Akdeniz, Ege ve Marmara gibi kıyı bölgelerinde, sıcaklıkların normallerden 1 derece daha sıcak olacağı beklentisine nispi nem etkisi de eklendiğinde hissedilen sıcaklıkları oldukça arttıracağı düşünülmektedir'' şeklinde konuştu.
Üst Kategori: ROOT Kategori: İlköğretim ve Liseler
Türkiye'de 2012 yaz mevsiminin, normallerden 1 derece sıcak geçmesi bekleniyor.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü Araştırma Dairesi Başkanı Hayreddin Bacanlı, gözlemlere dayalı yapılan analizlere göre Türkiye yaz mevsimi sıcaklıklarında 100 yıllık periyotta 1,5 derece artış beklendiğini söyleyerek, ''Mevsimlik tahminlere göre Türkiye'de 2012 yaz mevsiminin, normallerden 1 derece sıcak geçmesi beklenmektedir'' dedi.
Bacanlı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, '' yaz aylarında Türkiye'nin sıcaklık ve nem oranı yüksek olan Akdeniz, Ege ve Marmara gibi kıyı bölgelerinde, sıcaklıkların normallerden 1 derece daha sıcak olacağı beklentisine nispi nem etkisi de eklendiğinde hissedilen sıcaklıkları oldukça arttıracağı düşünülmektedir'' şeklinde konuştu.
Son Güncelleme: Pazar, 15 Nisan 2012 16:09
Gösterim: 3391
Deep Purple'ın bateristi Ian Paice, ''Vodafone FreeZone 15. Liselerarası Müzik Yarışması''nın yarın yapılacak finaline katılmak üzere İstanbul'a geldi.
İngiliz Havayolları'nın tarifeli uçağıyla Atatürk Havalimanı'na inen Paice'ı, Vodafone Türkiye Gençlik Segmenti Pazarlama Kıdemli Müdürü Ahmet Topçuoğlu ve bir grup hayranı karşıladı.
Ian Paice, Serhat Hacıpaşalıoğlu, Meltem Taşkıran, Melis Sökmen, İskender Paydaş, Turhan Yükseler, Olcayto Ahmet Tuğsuz, Ali Güçlü Şimşek, Deniz Tuzcuoğlu, İzzet Öz, Hakan Özoğuz, Figen Çakmak, ve Tibet Ağırtan gibi müzik dünyasının önemli isimleriyle birlikte yarışmada jüri üyeliği yapacak.
Üst Kategori: ROOT Kategori: İlköğretim ve Liseler
Deep Purple'ın bateristi Ian Paice, ''Vodafone FreeZone 15. Liselerarası Müzik Yarışması''nın yarın yapılacak finaline katılmak üzere İstanbul'a geldi.
İngiliz Havayolları'nın tarifeli uçağıyla Atatürk Havalimanı'na inen Paice'ı, Vodafone Türkiye Gençlik Segmenti Pazarlama Kıdemli Müdürü Ahmet Topçuoğlu ve bir grup hayranı karşıladı.
Ian Paice, Serhat Hacıpaşalıoğlu, Meltem Taşkıran, Melis Sökmen, İskender Paydaş, Turhan Yükseler, Olcayto Ahmet Tuğsuz, Ali Güçlü Şimşek, Deniz Tuzcuoğlu, İzzet Öz, Hakan Özoğuz, Figen Çakmak, ve Tibet Ağırtan gibi müzik dünyasının önemli isimleriyle birlikte yarışmada jüri üyeliği yapacak.
Son Güncelleme: Cuma, 13 Nisan 2012 15:42
Gösterim: 3533

