Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

ABD'deki MIT'de öğrenimlerini sürdüren iki Türk öğrenci Cengiz Onbaşlı ve Defne Gürel'in, üniversitedeki ekipleriyle birlikte geliştirdikleri "verimli enerji çözümleri", ABD Enerji Bakanlığı tarafından Beyaz Saray'da düzenlenen yarışmada iki dalda birden birinciliğe layık görüldü

ABD'deki MIT'de öğrenimlerini sürdüren iki Türk öğrenci Cengiz Onbaşlı ve Defne Gürel'in MIT'deki ekipleriyle birlikte verimli enerji üzerine geliştirdikleri projeleri, ABD Enerji Bakanlığı tarafından Beyaz Saray'da düzenlenen ''Daha İyi Yapılar'' yarışmasında iki dalda birden birinciliğe layık görüldü. 

Beyaz Saray'da düzenlenen ''Daha İyi Yapılar'' Yarışması, ABD Başkanı Barack Obama'nın 2030 yılına kadar evlerde ve iş yerlerinde enerji israfını yarıya indirme amacını güdüyor. 1997 yılında Nobel Fizik Ödülü sahibi eski Enerji Bakanı Dr. Steven Chu tarafından başlatılan ve her yıl düzenlenen yarışmaya ABD'nin en iyi üniversiteleri katılıyor.

Binaların enerji verimliliğini arttırmak üzere hazırlanan projelerin seçildiği yarışmada, iki Türk öğrencinin de yer aldığı MIT takımı, "En İyi Proje Teklifi Ödülü'' ve ''En Yenilikçi Çözüm Ödülü'' olmak üzere iki dalda birincilik kazandı. Bu yılki yarışmaya 14 farklı üniversiteden takımlar katıldı. 

Bilkent Üniversitesinden mezun olduktan sonra MIT'de doktora çalışmalarını sürdüren Mehmet Onbaşlı ve Bilkent Lisesinin ardından MIT'de Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri ve Yönetim Bilimleri Bölümlerinde çift ana dal yapan Defne Gürel'in de yer aldığı MIT takımı, iş yerleri için model olarak kullanılabilecek yaratıcı temiz enerji çözümleriyle "En İyi Proje Teklifi Ödülü'nü kazandılar.

Takımda etkin liderlik rolü üstlenen öğrenciler,  "En Yenilikçi Çözüm Ödülü"ne ise politik olarak tutucu ve değişime kapalı bir şehirde bile enerji verimliliği için yenilikler ve değişimlerin kabul ettirilmesi ve bu amaçla geliştirdikleri yöntemlerle layık görüldüler. 

Öğrencilerden Onbaşlı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yarışmaya ABD'nin önemli üniversitelerinden önemli grupların katıldığını belirterek, iki Türk öğrenci olarak ekibe güç katarak yarışmayı kazanmanın mutluluğu içinde olduğunu ifade etti. 

Projelerinde Amerika'da büyük alışveriş mağazalarının kullandığı ısıtma ve soğutma sistemlerinde nasıl tasarruflar yapılabileceği konusunda bir model çıkardıklarını belirten Onbaşlı, modellerinin hem çevre için enerji tasarrufu sağladığını, hem de maliyetini birkaç sene içerisinde yapılan tasarruf sayesinde karşılayabildiğini söyledi. 

Defne Gürel de projelerini anlatırken, ABD'deki alışveriş merkezlerinin mağazalarının tüm eskimiş ısıtma-soğutma ünitelerini değiştirmelerini istemediklerini, bunun gerçekçi ve karlı bir karar olmayacağını belirterek, "Dolayısıyla, geliştirdiğimiz ve Beyaz Saray'da Enerji Bakanlığından yetkililere ek olarak, birçok şirketin yönetim kurulu üyelerine sunduğumuz model, iklim, ünite modeli, insulasyon, mağaza trafiği ve benzeri daha çokça etkeni tartarak mağazalar için bir öneri takvimi çıkarıyordu. Ayrıca, bu değişikliklerle beraber, yaptıkları enerji tasarrufları sayesinde mağazaların 5 seneden daha kısa bir zamanda kara geçebileceklerini de kanıtladık" dedi.

> Türk öğrencilerin başarısı Beyaz Saray'da alkışlandı

ABD'deki MIT'de öğrenimlerini sürdüren iki Türk öğrenci Cengiz Onbaşlı ve Defne Gürel'in, üniversitedeki ekipleriyle birlikte geliştirdikleri "verimli enerji çözümleri", ABD Enerji Bakanlığı tarafından Beyaz Saray'da düzenlenen yarışmada iki dalda birden birinciliğe layık görüldü

ABD'deki MIT'de öğrenimlerini sürdüren iki Türk öğrenci Cengiz Onbaşlı ve Defne Gürel'in MIT'deki ekipleriyle birlikte verimli enerji üzerine geliştirdikleri projeleri, ABD Enerji Bakanlığı tarafından Beyaz Saray'da düzenlenen ''Daha İyi Yapılar'' yarışmasında iki dalda birden birinciliğe layık görüldü. 

Beyaz Saray'da düzenlenen ''Daha İyi Yapılar'' Yarışması, ABD Başkanı Barack Obama'nın 2030 yılına kadar evlerde ve iş yerlerinde enerji israfını yarıya indirme amacını güdüyor. 1997 yılında Nobel Fizik Ödülü sahibi eski Enerji Bakanı Dr. Steven Chu tarafından başlatılan ve her yıl düzenlenen yarışmaya ABD'nin en iyi üniversiteleri katılıyor.

Binaların enerji verimliliğini arttırmak üzere hazırlanan projelerin seçildiği yarışmada, iki Türk öğrencinin de yer aldığı MIT takımı, "En İyi Proje Teklifi Ödülü'' ve ''En Yenilikçi Çözüm Ödülü'' olmak üzere iki dalda birincilik kazandı. Bu yılki yarışmaya 14 farklı üniversiteden takımlar katıldı. 

Bilkent Üniversitesinden mezun olduktan sonra MIT'de doktora çalışmalarını sürdüren Mehmet Onbaşlı ve Bilkent Lisesinin ardından MIT'de Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri ve Yönetim Bilimleri Bölümlerinde çift ana dal yapan Defne Gürel'in de yer aldığı MIT takımı, iş yerleri için model olarak kullanılabilecek yaratıcı temiz enerji çözümleriyle "En İyi Proje Teklifi Ödülü'nü kazandılar.

Takımda etkin liderlik rolü üstlenen öğrenciler,  "En Yenilikçi Çözüm Ödülü"ne ise politik olarak tutucu ve değişime kapalı bir şehirde bile enerji verimliliği için yenilikler ve değişimlerin kabul ettirilmesi ve bu amaçla geliştirdikleri yöntemlerle layık görüldüler. 

Öğrencilerden Onbaşlı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yarışmaya ABD'nin önemli üniversitelerinden önemli grupların katıldığını belirterek, iki Türk öğrenci olarak ekibe güç katarak yarışmayı kazanmanın mutluluğu içinde olduğunu ifade etti. 

Projelerinde Amerika'da büyük alışveriş mağazalarının kullandığı ısıtma ve soğutma sistemlerinde nasıl tasarruflar yapılabileceği konusunda bir model çıkardıklarını belirten Onbaşlı, modellerinin hem çevre için enerji tasarrufu sağladığını, hem de maliyetini birkaç sene içerisinde yapılan tasarruf sayesinde karşılayabildiğini söyledi. 

Defne Gürel de projelerini anlatırken, ABD'deki alışveriş merkezlerinin mağazalarının tüm eskimiş ısıtma-soğutma ünitelerini değiştirmelerini istemediklerini, bunun gerçekçi ve karlı bir karar olmayacağını belirterek, "Dolayısıyla, geliştirdiğimiz ve Beyaz Saray'da Enerji Bakanlığından yetkililere ek olarak, birçok şirketin yönetim kurulu üyelerine sunduğumuz model, iklim, ünite modeli, insulasyon, mağaza trafiği ve benzeri daha çokça etkeni tartarak mağazalar için bir öneri takvimi çıkarıyordu. Ayrıca, bu değişikliklerle beraber, yaptıkları enerji tasarrufları sayesinde mağazaların 5 seneden daha kısa bir zamanda kara geçebileceklerini de kanıtladık" dedi.

Son Güncelleme: Cumartesi, 07 Aralık 2013 12:44

Gösterim: 1840

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Van'da tanıştığı, kentteki yerel bir gazetede yazarlık yapan 7. sınıf öğrencisi Zeynep Özgür Can’a kutlama ve destek mektubu gönderdi.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Van'da 26 Ekim'de gerçekleştirilen toplu açılış sırasında tanıştığı, kentteki yerel bir gazetede yazarlık yapan 7. sınıf öğrencisi Zeynep Özgür Can'a kutlama ve destek mektubu gönderdi.

İlknur Ilıcalı İlköğretim Okulu 7. sınıf öğrencisi Zeynep Özgür Can, Van ziyaretinde tanıştığı Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı'ya, kentteki yerel bir gazetede yazarlık yaptığını anlattı. Bakan Avcı'nın, gazetedeki yazılarını görmek istediği Can,  daha önce kaleme aldığı ve ileri günlerde yayınlayacağı yazılarını bir mektupla Avcı'ya gönderdi.

Bakan Avcı da köşe yazılarını ve mektubunu okuduğu minik öğrenciye cevap mektubu gönderdi. 

AA muhabirine, Milli Eğitim Bakanı Avcı'yla tanışma ve mektuplaşma sürecini anlatan Zeynep Özgür Can, Bakan Avcı'nın kendisine karşı gösterdiği ilgiden büyük mutluluk duyduğunu belirtti.

Avcı'ya ilgisinden dolayı teşekkür eden ve kendisine kitap önerilerinde bulunduğunu anlatan Can, daha iyi ve güzel yazılar kaleme almak için hem Bakan Avcı'nın hem de öğretmenlerinin tavsiyelerini dinlediğini ifade etti.

Bakan Avcı, mektubunu Paris'ten gönderdi

Can, Milli Eğitim Bakanlığı ile ilgili bir yazı kaleme aldığını ve bu yazısında öğrencilere yardımcı olduğunu tasavvur edebildiği bir bakan profilini göz önünde bulundurduğunu bildirerek, şunları kaydetti:

"Ben Sayın Nabi Avcı'nın yazılarıma ve mektubuma cevap vereceğini düşünmüyordum. Ama tüm yoğunluğuna rağmen bana mektup yolladı ve bu beni çok mutlu etti. Diğer öğrenci arkadaşlarımız da yazılarını yazıp gönderebilirler. Kesinlikle Sayın Nabi Avcı bunlarla çok ilgileniyor. Çok yoğun olmasına rağmen bana yazdığı mektubu da  Paris'te UNESCO'nun düzenlediği konferansta, o yoğunluğun içerisinde  göndermiş. Bunları yapması çok onur verici ve gururlandırıcı.  Arkadaşlarım bana 'Zeynep yazılarında ne kullanıyorsun?, ne okuyorsun?, nasıl yazıyorsun?'  diye sorrmaya başladılar. Bu tabii ki çok hoşuma gidiyor. Benim gibi birçok arkadaşım var yazı yazmak isteyen. Onlara yazmalarını kesinlikle tavsiye ediyorum. Hani bazı insanlar var konuşarak kendilerini iyi ifade ederler, bazı insanlar da var yazarak kendilerini ifade ederler. Ben de bunları yapmaya çalışıyorum. Eksik yönlerim olsa da bunları İnşallah telafi etmeye çalışıyorum."

Avcı'nın gönderdiği mektup

7. sınıf öğrencisi Zeynep Özgür CanMilli Eğitim Bakanı Avcı'nın mektubu şöyle: 

"Sevgili Zeynep, gönderdiğin yazıları da Vansesi'ndeki "Yalnızız Çünkü..." başlıklı yazını da okudum. Önce seni tebrik ederim. Birincisi, düşüncelerini çok düzgün ve yalın bir anlatımla dile getirdiğin için.. İkincisi, konu  seçimindeki genişlik ve çeşitlilik için... Üçüncüsü (bir-iki yerde, dahi anlamına gelen "de" ve "da"ları ayrı yazmayı unutmakla birlikte) yazım kurallarına özen gösterdiğin için... İnşallah bol bol okuyarak, bol bol yazarak bu yeteneğini daha da geliştireceksin. Vansesi gazetesini de, senin gibi genç bir yazar adayının yeteneğini görüp yer verdiği ve sana bir köşe tahsis ettiği için ayrıca kutluyorum. Tabii aileni ve öğretmenlerini de kutluyorum. Bu arada küçük bir uyarıda da bulunmak istiyorum: Bazı genç yazar adayları, özellikle yazıları veya şiirleri yayınlanmaya başladıktan sonra, okumaya daha az vakit ayırmaya başlarlar. Sen sakın bu tuzağa düşme...  Okumaya her zamankinden daha fazla vakit ayır. Derslerini de ihmal etmeden, mesela Sezai Karakoç'un denemelerini ve şiirlerini, Sait Faik'in ve Mustafa Kutlu'nun hikâyelerini okumanı özellikle tavsiye ederim. Daha sonra okuyacağın Salâh Birsel'in denemeleri de özellikle kelime dağarcığının zenginleşmesine çok katkıda bulunacaktır.

Ben şimdi Paris'te UNESCO Konferansı'nda olduğum için, gece kaldığımız otele dönünce sana bu mektubu yazabiliyorum. Türkiye'de, özellikle de Ankara'da o kadar yoğun çalışıyoruz ki böyle mektup yazmaya bile fırsat bulamayabiliyoruz. Onun için cevabım gecikti diye üzülmeni istemem. 

(Hazır yeri gelmişken: Bak mesela yukarıdaki "Türkiye'de, özellikle de Ankara'da o kadar yoğun çalışıyoruz ki, böyle mektup yazmaya bile fırsat bulamayabiliyoruz." cümlesinde geçen birinci "de"yi bitişik, yani  "Türkiye'de" diye yazdım, çünkü bu "de" YER belirtiyor. "Ankara'da"  derken de öyle... 

Ama mesela  "Ankara da, Paris de, Roma da kalabalık başkentler arasındadır"  derken, "de" ve "da"ları ayrı yazıyoruz. Zaten sen de bu kuralı yazılarında genellikle doğru uygulamışsın. İşte öğretmenler de böyledir: Her fırsatta illa bir şey öğretmeden duramazlar...)

Sana, ailene, öğretmenlerine, arkadaşlarına çok selam ediyor, gözlerinden öpüyorum."

> Milli Eğitim Bakanı Avcı'dan 7. sınıf öğrencisine mektup

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Van'da tanıştığı, kentteki yerel bir gazetede yazarlık yapan 7. sınıf öğrencisi Zeynep Özgür Can’a kutlama ve destek mektubu gönderdi.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Van'da 26 Ekim'de gerçekleştirilen toplu açılış sırasında tanıştığı, kentteki yerel bir gazetede yazarlık yapan 7. sınıf öğrencisi Zeynep Özgür Can'a kutlama ve destek mektubu gönderdi.

İlknur Ilıcalı İlköğretim Okulu 7. sınıf öğrencisi Zeynep Özgür Can, Van ziyaretinde tanıştığı Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı'ya, kentteki yerel bir gazetede yazarlık yaptığını anlattı. Bakan Avcı'nın, gazetedeki yazılarını görmek istediği Can,  daha önce kaleme aldığı ve ileri günlerde yayınlayacağı yazılarını bir mektupla Avcı'ya gönderdi.

Bakan Avcı da köşe yazılarını ve mektubunu okuduğu minik öğrenciye cevap mektubu gönderdi. 

AA muhabirine, Milli Eğitim Bakanı Avcı'yla tanışma ve mektuplaşma sürecini anlatan Zeynep Özgür Can, Bakan Avcı'nın kendisine karşı gösterdiği ilgiden büyük mutluluk duyduğunu belirtti.

Avcı'ya ilgisinden dolayı teşekkür eden ve kendisine kitap önerilerinde bulunduğunu anlatan Can, daha iyi ve güzel yazılar kaleme almak için hem Bakan Avcı'nın hem de öğretmenlerinin tavsiyelerini dinlediğini ifade etti.

Bakan Avcı, mektubunu Paris'ten gönderdi

Can, Milli Eğitim Bakanlığı ile ilgili bir yazı kaleme aldığını ve bu yazısında öğrencilere yardımcı olduğunu tasavvur edebildiği bir bakan profilini göz önünde bulundurduğunu bildirerek, şunları kaydetti:

"Ben Sayın Nabi Avcı'nın yazılarıma ve mektubuma cevap vereceğini düşünmüyordum. Ama tüm yoğunluğuna rağmen bana mektup yolladı ve bu beni çok mutlu etti. Diğer öğrenci arkadaşlarımız da yazılarını yazıp gönderebilirler. Kesinlikle Sayın Nabi Avcı bunlarla çok ilgileniyor. Çok yoğun olmasına rağmen bana yazdığı mektubu da  Paris'te UNESCO'nun düzenlediği konferansta, o yoğunluğun içerisinde  göndermiş. Bunları yapması çok onur verici ve gururlandırıcı.  Arkadaşlarım bana 'Zeynep yazılarında ne kullanıyorsun?, ne okuyorsun?, nasıl yazıyorsun?'  diye sorrmaya başladılar. Bu tabii ki çok hoşuma gidiyor. Benim gibi birçok arkadaşım var yazı yazmak isteyen. Onlara yazmalarını kesinlikle tavsiye ediyorum. Hani bazı insanlar var konuşarak kendilerini iyi ifade ederler, bazı insanlar da var yazarak kendilerini ifade ederler. Ben de bunları yapmaya çalışıyorum. Eksik yönlerim olsa da bunları İnşallah telafi etmeye çalışıyorum."

Avcı'nın gönderdiği mektup

7. sınıf öğrencisi Zeynep Özgür CanMilli Eğitim Bakanı Avcı'nın mektubu şöyle: 

"Sevgili Zeynep, gönderdiğin yazıları da Vansesi'ndeki "Yalnızız Çünkü..." başlıklı yazını da okudum. Önce seni tebrik ederim. Birincisi, düşüncelerini çok düzgün ve yalın bir anlatımla dile getirdiğin için.. İkincisi, konu  seçimindeki genişlik ve çeşitlilik için... Üçüncüsü (bir-iki yerde, dahi anlamına gelen "de" ve "da"ları ayrı yazmayı unutmakla birlikte) yazım kurallarına özen gösterdiğin için... İnşallah bol bol okuyarak, bol bol yazarak bu yeteneğini daha da geliştireceksin. Vansesi gazetesini de, senin gibi genç bir yazar adayının yeteneğini görüp yer verdiği ve sana bir köşe tahsis ettiği için ayrıca kutluyorum. Tabii aileni ve öğretmenlerini de kutluyorum. Bu arada küçük bir uyarıda da bulunmak istiyorum: Bazı genç yazar adayları, özellikle yazıları veya şiirleri yayınlanmaya başladıktan sonra, okumaya daha az vakit ayırmaya başlarlar. Sen sakın bu tuzağa düşme...  Okumaya her zamankinden daha fazla vakit ayır. Derslerini de ihmal etmeden, mesela Sezai Karakoç'un denemelerini ve şiirlerini, Sait Faik'in ve Mustafa Kutlu'nun hikâyelerini okumanı özellikle tavsiye ederim. Daha sonra okuyacağın Salâh Birsel'in denemeleri de özellikle kelime dağarcığının zenginleşmesine çok katkıda bulunacaktır.

Ben şimdi Paris'te UNESCO Konferansı'nda olduğum için, gece kaldığımız otele dönünce sana bu mektubu yazabiliyorum. Türkiye'de, özellikle de Ankara'da o kadar yoğun çalışıyoruz ki böyle mektup yazmaya bile fırsat bulamayabiliyoruz. Onun için cevabım gecikti diye üzülmeni istemem. 

(Hazır yeri gelmişken: Bak mesela yukarıdaki "Türkiye'de, özellikle de Ankara'da o kadar yoğun çalışıyoruz ki, böyle mektup yazmaya bile fırsat bulamayabiliyoruz." cümlesinde geçen birinci "de"yi bitişik, yani  "Türkiye'de" diye yazdım, çünkü bu "de" YER belirtiyor. "Ankara'da"  derken de öyle... 

Ama mesela  "Ankara da, Paris de, Roma da kalabalık başkentler arasındadır"  derken, "de" ve "da"ları ayrı yazıyoruz. Zaten sen de bu kuralı yazılarında genellikle doğru uygulamışsın. İşte öğretmenler de böyledir: Her fırsatta illa bir şey öğretmeden duramazlar...)

Sana, ailene, öğretmenlerine, arkadaşlarına çok selam ediyor, gözlerinden öpüyorum."

Son Güncelleme: Perşembe, 05 Aralık 2013 12:34

Gösterim: 3215

Samsun'da resim öğretmeni 31 yaşındaki Yasemin Ergün, 3 yıl atama bekledikten sonra öğretmen olarak atanamayınca Hafif Raylı Sistem'de tren makinisti olarak çalışmaya başladı.

Yaprak KOÇER/SAMSUN, (DHA)- Samsun'da resim öğretmeni 31 yaşındaki Yasemin Ergün, 3 yıl atama bekledikten sonra öğretmen olarak atanamayınca Hafif Raylı Sistem'de tren makinisti olarak çalışmaya başladı. Ergün, Ben çok isteyerek resim öğretmenliğini seçmiştim. Ancak nasip olmadı. Şimdiki işimi de çok seviyorum. O yüzden içimde bir burukluk yok dedi.Samsun'da yaşayan evli ve bir çocuk annesi Yasemin Ergün, 2007 yılında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Resim Öğretmenliği Bölümü'nden mezun oldu. Ergün, 3 yıl öğretmen olarak atanmak için sınavlara hazırlanıp, girdi. Ancak atanamayınca Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan Hafif Raylı Sistem'de makinist olarak görev yapmak üzere başvuruda bulundu. 3 yıl önce makinist olarak çalışmaya başlayan Yasemin Ergün, şimdi Hafif Raylı Sistem'de çalışan 6 kadın makinistten birisi oldu.

Üniversite sınavı sonrasında tercihlerde resim öğretmenliği bölümünü çok isteyerek seçtiğini söyleyen Yasemin Ergün, Sınavlara hazırlandım ancak atanamadım. Nasip olmadı. Atanamayan öğretmenlerden birisiyim. Sonra bu iş için müracaatta bulundum ve işe başladım. Şimdiki işimi de çok severek yapıyorum. Mutluyum. İçimde bir burukluk duymuyorum. Ayrıca kadın makinist olarak vatandaşlardan da çok güzel tepkiler alıyorum diye konuştu.

Kadın makinist olarak çalışmanın zor bir iş olduğunu dile getiren Ergün, İlk yıllarda bayan makinistleri görünce 'bir bayan bu aracı kullanabiliyor, ne güzel' diye düşündüm. Bana da nasip oldu. Çok güzel bir iş yapıyoruz. Kadınlar daha detaycı ve özenli. Vardiyalı sistemde çalıştığımız için çok programlı olarak yaşıyoruz. Bunun dışında çok güzel tepkiler alıyorum. Bazen alkışlıyorlar, bazen el sallıyorlar dedi.

> Atanamayan öğretmen tren makinisti oldu

Samsun'da resim öğretmeni 31 yaşındaki Yasemin Ergün, 3 yıl atama bekledikten sonra öğretmen olarak atanamayınca Hafif Raylı Sistem'de tren makinisti olarak çalışmaya başladı.

Yaprak KOÇER/SAMSUN, (DHA)- Samsun'da resim öğretmeni 31 yaşındaki Yasemin Ergün, 3 yıl atama bekledikten sonra öğretmen olarak atanamayınca Hafif Raylı Sistem'de tren makinisti olarak çalışmaya başladı. Ergün, Ben çok isteyerek resim öğretmenliğini seçmiştim. Ancak nasip olmadı. Şimdiki işimi de çok seviyorum. O yüzden içimde bir burukluk yok dedi.Samsun'da yaşayan evli ve bir çocuk annesi Yasemin Ergün, 2007 yılında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Resim Öğretmenliği Bölümü'nden mezun oldu. Ergün, 3 yıl öğretmen olarak atanmak için sınavlara hazırlanıp, girdi. Ancak atanamayınca Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan Hafif Raylı Sistem'de makinist olarak görev yapmak üzere başvuruda bulundu. 3 yıl önce makinist olarak çalışmaya başlayan Yasemin Ergün, şimdi Hafif Raylı Sistem'de çalışan 6 kadın makinistten birisi oldu.

Üniversite sınavı sonrasında tercihlerde resim öğretmenliği bölümünü çok isteyerek seçtiğini söyleyen Yasemin Ergün, Sınavlara hazırlandım ancak atanamadım. Nasip olmadı. Atanamayan öğretmenlerden birisiyim. Sonra bu iş için müracaatta bulundum ve işe başladım. Şimdiki işimi de çok severek yapıyorum. Mutluyum. İçimde bir burukluk duymuyorum. Ayrıca kadın makinist olarak vatandaşlardan da çok güzel tepkiler alıyorum diye konuştu.

Kadın makinist olarak çalışmanın zor bir iş olduğunu dile getiren Ergün, İlk yıllarda bayan makinistleri görünce 'bir bayan bu aracı kullanabiliyor, ne güzel' diye düşündüm. Bana da nasip oldu. Çok güzel bir iş yapıyoruz. Kadınlar daha detaycı ve özenli. Vardiyalı sistemde çalıştığımız için çok programlı olarak yaşıyoruz. Bunun dışında çok güzel tepkiler alıyorum. Bazen alkışlıyorlar, bazen el sallıyorlar dedi.

Son Güncelleme: Cuma, 08 Kasım 2013 12:34

Gösterim: 1925

Yüksekova ilçesine 3 yıl önce gönüllü olarak gelen sınıf öğretmeni Erkan Çavli, öğrencilerinin eğitimi aksatmamak için her gün 3 kilometrelik yolu yürüyerek katediyor.

Yüksekova'nın ücra köylerinde görev yapan öğretmenler, tüm zorluklara ve engellere göğüs gererek köylü çocukların eğitimden geri kalmaması için mücadele ediyor. İlçeye 3 yıl önce gönüllü olarak tayin isteyen sınıf öğretmeni Erkan Çavli de yaptığı fedakarlıklarla birçok öğretmene örnek oluyor. 

İlçe merkezinden 10 kilometre uzaklıkta bulunan Yoncalı köyü Çevreli Mezrası İlköğretim Okulu’nda görev yapan Çavli, 3 yıldır yolun 7 kilometrelik kısmını servisle, geriye kalan 3 kilometre yolu ise yürüyerek aşıyor.

30 öğrencinin eğitim gördüğü iki derslikli okulda minik öğrencilerinin derslerden geri kalmaması için her sabah erken saatte yola koyulan Çavli’yi köyün girişinde öğrenciler karşılıyor.

Yediden yetmişine tüm köy halkının takdirini kazanan Çavli, çetin kış şartlarında minik öğrencilerinin üşümemesi için her sabah sınıfta bulunan sobayı kendi elleriyle yakıyor.

Köyde okul lojmanı olmadığı için ders bitiminde tekrar ilçeye dönmek zorunda kalan Çavli, öğretmenliğin haricinde okulun birçok eksiğini kendi çabasıyla tamamlıyor.

Öğrencileri üşümesin diye her sabah soba yakıyor

Köyde görev yapmaktan son derece memnun olduğunu belirten Çavli, AA muhabirine 3 yıl önce geldiği ilçede mutlu ve huzurlu şekilde görevine devam ettiğini söyledi.

Görev yaptığı köyde kış mevsiminin çok sert geçtiğini aktaran Çavli, metrelerce kar yağdığı zamanlar olduğunu ve çoğu zaman yolda yürürken kurtlarla karşılaşma korkusu yaşadığını anlattı.

Tüm zorlukların öğrencilerinin gözlerindeki ışığı gördüğünde küçüldüğünü, öğrencilerine bir şeyler öğretmek arzusuyla canla başla hizmet etmeye çalıştığını belirten Çavli, şöyle konuştu:

"Her sabah 3 kilometre yolu yürüdükten sonra öğrencilerim üşümesin diye sınıfta kurduğumuz sobayı birlikte yakıyoruz. Soba yakma işlemini ilk başlarda başaramıyordum. Çoğu zaman sınıf dumanla doluyor ve öğrencileri dışarı çıkarmak zorunda kalıyordum. Ama şimdi alıştım, soba yakmada bir problem yaşamıyorum” dedi.

Öğrenciler köy girişinde öğretmenlerini karşılıyor

24 Kasım Öğretmenler Günü'nde ailesinden uzak olmanın burukluğunu yaşadığını ve ailesini çok özlediğini kaydeden Çavli, öğrencilerinin kendisini köy girişinde her sabah karşılamasının bu özlemi unutturduğunu ifade etti.

Çavli, "Okula geldiğimde öğrencilerimin beni köy girişinde karşılıyor olması benim için en büyük hediyedir. Böyle özel bir günü minik öğrencilerimle geçirmem de beni çok mutlu eder. Onların gözlerindeki okuma arzusunu görmek, bu özel gün için biz öğretmenlere verilecek en değerli hediyedir. Buraya tayini çıkıp da gelemeyen meslektaşlarıma da sesleniyorum. Burada öğretmenlere karşı çok büyük saygı var. Kış şartları sert ve sosyal hayatı kısıtlı olabilir. Ama vatandaşların öğretmeni sahiplenmesi her şeye bedeldir. Çok rahat bir şekilde görevimizi yapabiliyoruz. Bunun için de batıda yaşayan meslektaşlarımın tercih yaparken Yüksekova’yı ilk sıraya yazmalarını tavsiye ediyorum” ifadelerini kullandı.

> Öğrencileri için her gün 3 kilometre yol yürüyor

Yüksekova ilçesine 3 yıl önce gönüllü olarak gelen sınıf öğretmeni Erkan Çavli, öğrencilerinin eğitimi aksatmamak için her gün 3 kilometrelik yolu yürüyerek katediyor.

Yüksekova'nın ücra köylerinde görev yapan öğretmenler, tüm zorluklara ve engellere göğüs gererek köylü çocukların eğitimden geri kalmaması için mücadele ediyor. İlçeye 3 yıl önce gönüllü olarak tayin isteyen sınıf öğretmeni Erkan Çavli de yaptığı fedakarlıklarla birçok öğretmene örnek oluyor. 

İlçe merkezinden 10 kilometre uzaklıkta bulunan Yoncalı köyü Çevreli Mezrası İlköğretim Okulu’nda görev yapan Çavli, 3 yıldır yolun 7 kilometrelik kısmını servisle, geriye kalan 3 kilometre yolu ise yürüyerek aşıyor.

30 öğrencinin eğitim gördüğü iki derslikli okulda minik öğrencilerinin derslerden geri kalmaması için her sabah erken saatte yola koyulan Çavli’yi köyün girişinde öğrenciler karşılıyor.

Yediden yetmişine tüm köy halkının takdirini kazanan Çavli, çetin kış şartlarında minik öğrencilerinin üşümemesi için her sabah sınıfta bulunan sobayı kendi elleriyle yakıyor.

Köyde okul lojmanı olmadığı için ders bitiminde tekrar ilçeye dönmek zorunda kalan Çavli, öğretmenliğin haricinde okulun birçok eksiğini kendi çabasıyla tamamlıyor.

Öğrencileri üşümesin diye her sabah soba yakıyor

Köyde görev yapmaktan son derece memnun olduğunu belirten Çavli, AA muhabirine 3 yıl önce geldiği ilçede mutlu ve huzurlu şekilde görevine devam ettiğini söyledi.

Görev yaptığı köyde kış mevsiminin çok sert geçtiğini aktaran Çavli, metrelerce kar yağdığı zamanlar olduğunu ve çoğu zaman yolda yürürken kurtlarla karşılaşma korkusu yaşadığını anlattı.

Tüm zorlukların öğrencilerinin gözlerindeki ışığı gördüğünde küçüldüğünü, öğrencilerine bir şeyler öğretmek arzusuyla canla başla hizmet etmeye çalıştığını belirten Çavli, şöyle konuştu:

"Her sabah 3 kilometre yolu yürüdükten sonra öğrencilerim üşümesin diye sınıfta kurduğumuz sobayı birlikte yakıyoruz. Soba yakma işlemini ilk başlarda başaramıyordum. Çoğu zaman sınıf dumanla doluyor ve öğrencileri dışarı çıkarmak zorunda kalıyordum. Ama şimdi alıştım, soba yakmada bir problem yaşamıyorum” dedi.

Öğrenciler köy girişinde öğretmenlerini karşılıyor

24 Kasım Öğretmenler Günü'nde ailesinden uzak olmanın burukluğunu yaşadığını ve ailesini çok özlediğini kaydeden Çavli, öğrencilerinin kendisini köy girişinde her sabah karşılamasının bu özlemi unutturduğunu ifade etti.

Çavli, "Okula geldiğimde öğrencilerimin beni köy girişinde karşılıyor olması benim için en büyük hediyedir. Böyle özel bir günü minik öğrencilerimle geçirmem de beni çok mutlu eder. Onların gözlerindeki okuma arzusunu görmek, bu özel gün için biz öğretmenlere verilecek en değerli hediyedir. Buraya tayini çıkıp da gelemeyen meslektaşlarıma da sesleniyorum. Burada öğretmenlere karşı çok büyük saygı var. Kış şartları sert ve sosyal hayatı kısıtlı olabilir. Ama vatandaşların öğretmeni sahiplenmesi her şeye bedeldir. Çok rahat bir şekilde görevimizi yapabiliyoruz. Bunun için de batıda yaşayan meslektaşlarımın tercih yaparken Yüksekova’yı ilk sıraya yazmalarını tavsiye ediyorum” ifadelerini kullandı.

Son Güncelleme: Salı, 26 Kasım 2013 08:41

Gösterim: 1734

Schneider Electric tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen Uluslararası Çevreci Şehirler (Go Green in the City 2013 ) yarışmasında Bilkent Üniversitesi öğrencileri İhsan Çulcuoğlu ve Sun Ok'un geliştirdiği ''yeni nesil çevreci lamba'' tasarımı bin proje arasından dünya üçüncüsü seçildi.

Türk öğrencilerin icatları dünya derecesi getirdiEnerji yönetimi için yeni ürün ve sistemler konulu proje yarışmasında, üniversite öğrencilerinden oluşan 19 farklı ülkeden toplam bin proje arasına girmeye hak kazanan Türk öğrencilerin projesi, 25 takım arasına girerek Paris’te düzenlenen finale katılmaya hak kazandı.

Bilkent Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği son sınıf öğrencisi İhsan Çulcuoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kanada, Çin, Hindistan, Meksika, Rusya, Türkiye, Fransa ve Güney Doğu Asya’dan 25 takımın enerji yönetimi konulu proje yarışmasında dünya üçüncüsü olduklarını bildirdi.

Projelerinde, son yılların en önemli buluşlarından LED lambalarının ürettiği ısının termoelektrik bir jeneratör yardımıyla elektrik üretebilir hale getirdiklerini belirten Çulcuoğlu, böylece oluşan enerji kaybını önleyen GLED isimli projeleriyle yeni nesil bir LED lamba tasarladıklarını söyledi. 

Paris’te düzenlenen finalde, projelerinin yenilikçiliği ve etkili sunumlarıyla dünya üçüncüsü seçildiğini kaydeden Çulcuoğlu, ''Ülkemizi ve okulumuzu temsil ettiğimiz uluslararası bir platformda bu başarıya imza atmak gurur verici”  diye konştu. 

Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği son sınıf öğrencisi Sun Ok da projelerinde arabalardaki egzos ve uzay mekiklerindeki yüksek ısıdan enerji üreten jeneratörlerden esinlendiklerini dile getirerek, geliştirdikleri sistemle küresel ısınmaya da neden olan LED lambalarına çevreci bir kimlik kazandırdıklarını ifade etti. 

Ok, yaptıkları hesaplarla sokak lamblarının geliştirdikleri LED'lerle kullanımı halinde her sokak lambasından yıllık yüzde 7,5 oranında tasarruf yapmanın da mümkün olduğuna işaret etti.

Sunumlarında gerçek bir bir prototip kullandıklarını, karmaşık çözümlerin aksine projelerinin uygulanabilirliğini kanıtladıklarını vurgulayan Ok, ödül almaktan duyduğu mutluluğu,  ''Ülkemize, okulumuza ve ailelerimize gururla mutlu haber getirmemiz bizim için paha biçilemez oldu'' sözleriyle anlattı. 

Üniversite öğrencileri İhsan Çulcuoğlu ve Sun Ok'un icadı ''GLED'' İstanbul'da düzenlenen ''Yeşil İş Konferansı'' gibi pek çok konferansta büyük ilgi gördü.

> Türk öğrencilerin icatları dünya derecesi getirdi

Schneider Electric tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen Uluslararası Çevreci Şehirler (Go Green in the City 2013 ) yarışmasında Bilkent Üniversitesi öğrencileri İhsan Çulcuoğlu ve Sun Ok'un geliştirdiği ''yeni nesil çevreci lamba'' tasarımı bin proje arasından dünya üçüncüsü seçildi.

Türk öğrencilerin icatları dünya derecesi getirdiEnerji yönetimi için yeni ürün ve sistemler konulu proje yarışmasında, üniversite öğrencilerinden oluşan 19 farklı ülkeden toplam bin proje arasına girmeye hak kazanan Türk öğrencilerin projesi, 25 takım arasına girerek Paris’te düzenlenen finale katılmaya hak kazandı.

Bilkent Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği son sınıf öğrencisi İhsan Çulcuoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kanada, Çin, Hindistan, Meksika, Rusya, Türkiye, Fransa ve Güney Doğu Asya’dan 25 takımın enerji yönetimi konulu proje yarışmasında dünya üçüncüsü olduklarını bildirdi.

Projelerinde, son yılların en önemli buluşlarından LED lambalarının ürettiği ısının termoelektrik bir jeneratör yardımıyla elektrik üretebilir hale getirdiklerini belirten Çulcuoğlu, böylece oluşan enerji kaybını önleyen GLED isimli projeleriyle yeni nesil bir LED lamba tasarladıklarını söyledi. 

Paris’te düzenlenen finalde, projelerinin yenilikçiliği ve etkili sunumlarıyla dünya üçüncüsü seçildiğini kaydeden Çulcuoğlu, ''Ülkemizi ve okulumuzu temsil ettiğimiz uluslararası bir platformda bu başarıya imza atmak gurur verici”  diye konştu. 

Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği son sınıf öğrencisi Sun Ok da projelerinde arabalardaki egzos ve uzay mekiklerindeki yüksek ısıdan enerji üreten jeneratörlerden esinlendiklerini dile getirerek, geliştirdikleri sistemle küresel ısınmaya da neden olan LED lambalarına çevreci bir kimlik kazandırdıklarını ifade etti. 

Ok, yaptıkları hesaplarla sokak lamblarının geliştirdikleri LED'lerle kullanımı halinde her sokak lambasından yıllık yüzde 7,5 oranında tasarruf yapmanın da mümkün olduğuna işaret etti.

Sunumlarında gerçek bir bir prototip kullandıklarını, karmaşık çözümlerin aksine projelerinin uygulanabilirliğini kanıtladıklarını vurgulayan Ok, ödül almaktan duyduğu mutluluğu,  ''Ülkemize, okulumuza ve ailelerimize gururla mutlu haber getirmemiz bizim için paha biçilemez oldu'' sözleriyle anlattı. 

Üniversite öğrencileri İhsan Çulcuoğlu ve Sun Ok'un icadı ''GLED'' İstanbul'da düzenlenen ''Yeşil İş Konferansı'' gibi pek çok konferansta büyük ilgi gördü.

Son Güncelleme: Perşembe, 31 Ekim 2013 12:06

Gösterim: 2252


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.