Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, TBMM Genel Kurulu´nda bakanlığının 2015 yılı bütçesi üzerinde Hükümet adına konuşma yaptı. Avcı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçesinin 2015 yılı için 5 milyar 494 milyon liraya yükseltildiğini açıkladı.

İşte Avcı’nın o konuşması; TBMM Genel Kurulu´nda bakanlığının 2015 yılı bütçesi üzerinde Hükümet adına konuşma yapmak üzere kürsüye gelen Bakan Avcı, Pakistan´da yaşanan olaya değinerek, "Meslektaşlarımı aradım ama olayın sıcaklığı içinde çok meşgullerdi, mesajlarımızı ilettik, taziye mektuplarımızı gönderdik" diyerek Pakistan halkına başsağlığı dileklerini iletti.

Hükümetleri döneminde özgürlükçü bir eğitim felsefesi temelinde daha esnek, sivil ve demokratik bir eğitim sistemi oluşturmak için eğitim alanının her türlü vesayetçi anlayışından, eşitlik ilkesine aykırı ve yasakçı uygulamadan arındırıldığını belirten Bakan Avcı, bu kapsamda birçok önemli yeniliğin altına imza atıldığını anlattı.

Bakan Avcı, "Zorunlu eğitimin süresini 8 yıldan 12 yıla çıkaran eğitim reformu yine hükümetlerimiz döneminde yapılmıştır. Bu reformlar sayesinde Türkiye´de eğitimin her kademesindeki okullaşmada ve ortalama eğitim süresinde artış sağlanmıştır. Bu konudaki gelişmeler, İnsani Gelişme Raporu´ndaki İnsani Gelişme Endeksi´nde de karşılık bulmuştur. Türkiye´de ortalama eğitim görme süresi 2000´li yılların başında 5,5 yıl iken 2013 yılında 8 yıla yaklaşmıştır. 7,6 yıl" dedi.

Temel eğitimden orta eğitime geçiş sistemiyle okul, öğretmen ve müfredatın merkeze alındığını, temel eğitimden ortaöğretim kurumlarına tek sınavla öğrenci yerleştirme uygulamasına son verildiğini hatırlatan Bakan Avcı, bu sayede elemeli sınav geçiş sisteminin eğitimin bütün alanlarında yarattığı olumsuzlukların önüne geçilmesi, öğrencilerin okul harici kurumlara olan bağımlılıklarının azaltılması ve bağımlılığın velilere getirdiği ek yükün de sona erdirilmesinin hedeflendiğini kaydetti.

Dershanelerin Özel Okula Dönüştürülmesi

Eğitim ve öğretim alanında gerçekleştirilen yeniliklerden birinin de dershanelerin özel okula dönüştürülmesi olduğunu kaydeden Bakan Avcı, bu sayede okulu ikinci plana atan, öğrencileri çoktan seçmeli teste odaklı bir sürecin içine sokarak sosyal hayattan tecrit eden, veliler için ciddi mali külfetler getiren ve alternatif bir eğitim sistemi oluşturan dershanelerin yol açtığı olumsuzluklara son verilmiş olacağını, eğitim ve öğretimde özel eğitimin kapasitesini artıracak bir sürecin başlanmasının sağlanacağını söyledi. Bakan Avcı, "Özel öğretim kurumlarının nitelik ve niceliğinin artırılması, eğitim sistemimizde kalite ve rekabet odaklı eğitim hizmetlerinin verilmesine katkı sağlayacaktır" dedi.

Eğitim ve öğretimde yeniden yapılandırma sürecinin devam edeceğini belirten Bakan Avcı, okul sayılarıyla ilgili bilgi verdi.  2014-2015 eğitim ve öğretim yılından itibaren diğer ortaöğretim kurumlarının tamamında olduğu gibi imam hatip liselerinin de Anadolu imam hatip liselerine dönüştürüldüğünü, halen 1001 Anadolu imam-hatip lisesi bulunduğunu anlatarak, "Bakanlığımızın eğitim ve öğretime erişiminin artırılması, eğitim ve öğretim niteliğinin geliştirilmesiyle kurumsal kapasitenin artırılması yönündeki çabaları geçmişte olduğu gibi önümüzdeki yıllarda da devam edecektir. Bu çabaların neticesinde eğitim ve öğretimle ilgili göstergelerle her geçen yıl önemli artışlar sağlanmaktadır" diye konuştu.

Bütçedeki Millî Eğitim Bakanlığı’nın Payı

Bütçeden Millî Eğitim Bakanlığı yatırımlarına ayrılan payda 2002 yılına göre oransal olarak bir düşüş görüldüğünü ifade eden Bakan Avcı, "Evet ancak reel olarak bir düşüş söz konusu değil. Kümülatif olarak 2002´de 1 milyar 281 milyon 690 bin Türk lirası olan bakanlık yatırım ödeneği, 2015 yılında 5 milyar 494 milyon liraya yükseltilerek yüzde 328,65 artış sağlanmıştır. Millî Eğitim Bakanlığı yatırımlarının 2002 yılına göre oransal olarak düşük görünmesinin nedeni, Hükümetimizin toplam kamu yatırımlarına yüksek oranda pay ayırmasıdır. Yani, toplam kamu yatırımları çok arttığından, onun içinde oransal olarak bir düşüş varmış gibi görünüyor. Pasta büyümüş... 2002 yılında bütün kamu yatırımlarına ayrılan pay 5 milyar 736 milyon lira iken, 2015 yılında 40 milyar 454 milyon 52 bin liraya yükselmiş yani yüzde 605´lik bir artış sağlanmış. Oransal olarak düşük gibi görünmesinin sebebi de bu" dedi.

Öğretmen Sayıları

Bakan Avcı, 880 bin öğretmenin görev yaptığını, Ocak ayından itibaren 15 bin daha alacaklarını, derslik sayısında tekrar eski performansı yakaladıklarını belirtti.

Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş

"TEOG sınav sonuç verilerini iki yıldır niye açıklamıyorsunuz?" sorusuna Bakan Avcı,"ÖSYM sınav sonuçları açıklanmıyor. Çünkü bir soru havuzu oluşturmak ve gelecek yıllarda da onu kullanmak istiyorlar. TEOG sınavların sonuçları hemen o gün açıklanıyor. Hatta biz medyadan rica ettik, ´Çocuklar iki gün arka arkaya sınava giriyorlar, birinci günün sonuçlarını lütfen açıklamayın´ dedik, İkinci gün sınavlar bitsin, çocuklar diğer derslerden de sınavına girsin. Çünkü birinci günün girdiği derslerden bakarsınız çocuk istediği kadar başarılı olmadığını düşünüyordur; ikinci güne morali bozuk girmesin diye iki gün sonra açıklanıyor." karşılığını verdi.

Bakan Avcı, kamuoyunda zaman zaman çok gündeme getirilen ortaöğretime geçiş sınavlarıyla ilgili olarak "çocukların istemedikleri okullara yerleştirildiğine dair bir şehir efsanesi köpürtüldüğünü" belirterek, şu bilgiyi verdi:

"1 milyon 300 bin giriyor ama tercih yapan 1 milyon 57 bin. Yani sisteme giren, tercih yapan çocuk sayısı 1 milyon 57 bin. Bunun 550 bini ilk 3 tercihine yerleşti. Birinci  tercihine yerleşenlerin sayısı 244 bin 395, ikinci tercihine yerleşenlerin sayısı 171 bin 273, üçüncü tercihine yerleşenler 143 bin 662. Topladığınız zaman 550 bini geçiyor ilk 3 tercihine yerleşenler.  Bir de hiç sisteme girmeyen, tercih yapmayan öğrencilerimiz var. Bunların 71 bini Anadolu meslek programına, 18 bin 900´ü Anadolu lisesini, 42 bin 885´i Anadolu imam hatip lisesine yerleşmiş. ´Bu imam hatipler çok zorlanıyor, çocuklar zorla imam hatibe yönlendiriliyor, İmam hatiplerin sayısı şöyle arttı, bütün okullar imam hatipleştirildi´ söylemleri var.  Bütün okul türlerimizin içinde meslek liseleri oranı yüzde 59, genel liselerin oranı yüzde 33, imam hatip liselerinin toplamı da yüzde 8. Ortaöğretimde okuyan öğrencilerimizin yüzde 46´5´u meslek liselerinde, yüzde 40´ı genel liselerde, yüzde 13,7´si imam hatip liselerinde okuyor. Okul türleri itibarıyla ortaokulların yüzde 90´ı normal genel ortaokullar, yüzde 9,5´u da imam hatip ortaokulu.  Öğrenci sayısı olarak baktığımız zaman da ortaokullarda okuyan öğrencilerimizin yüzde 92,5´u genel ortaokullarda, yüzde 7,5´u da imam hatip ortaokullarında okuyor."

PISA Sonuçları

PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) sonuçları konusunda milletvekillerinin eleştirilerde bulunduğunu hatırlatan Bakan Avcı, "PISA´da iyi bir durumda değiliz. OECD ülkelerine göre ölçüldüğü zaman da iyi bir durumda değiliz. Evet, sıralamada yavaş yavaş yukarıya çıkıyoruz ama durumunu en iyi toparlayan, en iyi düzelten ülke sıralamasında, Türkiye, OECD´de matematikte, okumada, fende üçünde de en hızlı toparlayan ülke yani durumumuzu hızla toparlıyoruz, yukarıya doğru çıkıyoruz ama istediğimiz yerde değiliz. O eleştirilerinizde haklısınız. Çok daha iyi yerde olmamız lazım" diye konuştu.

FATİH Projesi

FATİH Projesi´yle ilgili de bilgi veren Bakan Avcı, internet altyapısı kablolamasında kablolanan okul sayısının 8 bine yaklaştığını belirterek, "Yeni faz ihalesi de yapıldı. Diğer kalanlar da aynı şekilde İnternet sistemine bağlanacak. FATİH Projesinde yaptığımız işlerden biri de sınıflara etkileşimli tahtalar yerleştirmek. Genellikle ´akıllı tahta´ deniyor; tahtanın akıllısı olmaz diye biz ´etkileşimli tahta´ tabirini kullanmayı öneriyoruz. 186 bin 565 dersliğimizde etkileşimli tahtalar yerleştirilmiş 2014 yılında. Daha önceden de 84 bin 921. Bunlarla bağlantılı çalışan çok fonksiyonlu yazıcılarımız 20 bin 269. Her sınıfa yapmak gerekmiyor, okulda bir tane çok fonksiyonlu yazıcı olunca bütün okulun işlevini görüyor. 2013´te 3 bin 657, 2014´te 20 bin 269" dedi.

Osmanlıca Türkçesi

Bakan Avcı, 185 tavsiye kararı alınan Millî Eğitim Şurası´nın altı gün boyunca çok verimli bir çalışma yaptığını ifade ederek, ancak bunların tartışılmadığını söyledi. Türkiye´de 10 yıldan beri sosyal bilimler liselerinde Osmanlıca´nın zorunlu ders olarak zaten okutulduğunu hatırlatan Bakan Avcı, eski Millî Eğitim Bakanları Hüseyin Çelik, Nimet Baş ve Ömer Dinçer´e teşekkür etti.

Bakan Avcı, "Oradan aldığımız birikim, deneyim, uygulamalardan çıkardığımız örneklemeler üzerinden Şura´da bunun yaygınlaştırılması konusunda, komisyonda bütün okullara, bütün ortaöğretim okullarına yaygınlaştırılması için bir tavsiye kararı önerisi geldi. Genel Kurulda bu, özellikle nitelikli öğretmen temininde karşılaşılabilecek sorunları göz önüne alarak şimdilik Anadolu imam-hatip liselerinde zorunlu olsun, diğerlerinde bir süre daha seçmeli devam etsin, gerekli altyapı sağlandıktan sonra oralarda da… Belki zorunlu yapmaya da gerek yok çünkü zaten bu derslere ciddi bir talep var. Ayrıca bizim halk eğitim merkezlerinde açtığımız kurslar var. Buralardaki Osmanlıca, Osmanlı Türkçesi kursu gören, sertifika alan vatandaşlarımızın sayısı da 175 bin bu sene itibarıyla" dedi.

> MEB'in 2015 yılı bütçesi belli oldu

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, TBMM Genel Kurulu´nda bakanlığının 2015 yılı bütçesi üzerinde Hükümet adına konuşma yaptı. Avcı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçesinin 2015 yılı için 5 milyar 494 milyon liraya yükseltildiğini açıkladı.

İşte Avcı’nın o konuşması; TBMM Genel Kurulu´nda bakanlığının 2015 yılı bütçesi üzerinde Hükümet adına konuşma yapmak üzere kürsüye gelen Bakan Avcı, Pakistan´da yaşanan olaya değinerek, "Meslektaşlarımı aradım ama olayın sıcaklığı içinde çok meşgullerdi, mesajlarımızı ilettik, taziye mektuplarımızı gönderdik" diyerek Pakistan halkına başsağlığı dileklerini iletti.

Hükümetleri döneminde özgürlükçü bir eğitim felsefesi temelinde daha esnek, sivil ve demokratik bir eğitim sistemi oluşturmak için eğitim alanının her türlü vesayetçi anlayışından, eşitlik ilkesine aykırı ve yasakçı uygulamadan arındırıldığını belirten Bakan Avcı, bu kapsamda birçok önemli yeniliğin altına imza atıldığını anlattı.

Bakan Avcı, "Zorunlu eğitimin süresini 8 yıldan 12 yıla çıkaran eğitim reformu yine hükümetlerimiz döneminde yapılmıştır. Bu reformlar sayesinde Türkiye´de eğitimin her kademesindeki okullaşmada ve ortalama eğitim süresinde artış sağlanmıştır. Bu konudaki gelişmeler, İnsani Gelişme Raporu´ndaki İnsani Gelişme Endeksi´nde de karşılık bulmuştur. Türkiye´de ortalama eğitim görme süresi 2000´li yılların başında 5,5 yıl iken 2013 yılında 8 yıla yaklaşmıştır. 7,6 yıl" dedi.

Temel eğitimden orta eğitime geçiş sistemiyle okul, öğretmen ve müfredatın merkeze alındığını, temel eğitimden ortaöğretim kurumlarına tek sınavla öğrenci yerleştirme uygulamasına son verildiğini hatırlatan Bakan Avcı, bu sayede elemeli sınav geçiş sisteminin eğitimin bütün alanlarında yarattığı olumsuzlukların önüne geçilmesi, öğrencilerin okul harici kurumlara olan bağımlılıklarının azaltılması ve bağımlılığın velilere getirdiği ek yükün de sona erdirilmesinin hedeflendiğini kaydetti.

Dershanelerin Özel Okula Dönüştürülmesi

Eğitim ve öğretim alanında gerçekleştirilen yeniliklerden birinin de dershanelerin özel okula dönüştürülmesi olduğunu kaydeden Bakan Avcı, bu sayede okulu ikinci plana atan, öğrencileri çoktan seçmeli teste odaklı bir sürecin içine sokarak sosyal hayattan tecrit eden, veliler için ciddi mali külfetler getiren ve alternatif bir eğitim sistemi oluşturan dershanelerin yol açtığı olumsuzluklara son verilmiş olacağını, eğitim ve öğretimde özel eğitimin kapasitesini artıracak bir sürecin başlanmasının sağlanacağını söyledi. Bakan Avcı, "Özel öğretim kurumlarının nitelik ve niceliğinin artırılması, eğitim sistemimizde kalite ve rekabet odaklı eğitim hizmetlerinin verilmesine katkı sağlayacaktır" dedi.

Eğitim ve öğretimde yeniden yapılandırma sürecinin devam edeceğini belirten Bakan Avcı, okul sayılarıyla ilgili bilgi verdi.  2014-2015 eğitim ve öğretim yılından itibaren diğer ortaöğretim kurumlarının tamamında olduğu gibi imam hatip liselerinin de Anadolu imam hatip liselerine dönüştürüldüğünü, halen 1001 Anadolu imam-hatip lisesi bulunduğunu anlatarak, "Bakanlığımızın eğitim ve öğretime erişiminin artırılması, eğitim ve öğretim niteliğinin geliştirilmesiyle kurumsal kapasitenin artırılması yönündeki çabaları geçmişte olduğu gibi önümüzdeki yıllarda da devam edecektir. Bu çabaların neticesinde eğitim ve öğretimle ilgili göstergelerle her geçen yıl önemli artışlar sağlanmaktadır" diye konuştu.

Bütçedeki Millî Eğitim Bakanlığı’nın Payı

Bütçeden Millî Eğitim Bakanlığı yatırımlarına ayrılan payda 2002 yılına göre oransal olarak bir düşüş görüldüğünü ifade eden Bakan Avcı, "Evet ancak reel olarak bir düşüş söz konusu değil. Kümülatif olarak 2002´de 1 milyar 281 milyon 690 bin Türk lirası olan bakanlık yatırım ödeneği, 2015 yılında 5 milyar 494 milyon liraya yükseltilerek yüzde 328,65 artış sağlanmıştır. Millî Eğitim Bakanlığı yatırımlarının 2002 yılına göre oransal olarak düşük görünmesinin nedeni, Hükümetimizin toplam kamu yatırımlarına yüksek oranda pay ayırmasıdır. Yani, toplam kamu yatırımları çok arttığından, onun içinde oransal olarak bir düşüş varmış gibi görünüyor. Pasta büyümüş... 2002 yılında bütün kamu yatırımlarına ayrılan pay 5 milyar 736 milyon lira iken, 2015 yılında 40 milyar 454 milyon 52 bin liraya yükselmiş yani yüzde 605´lik bir artış sağlanmış. Oransal olarak düşük gibi görünmesinin sebebi de bu" dedi.

Öğretmen Sayıları

Bakan Avcı, 880 bin öğretmenin görev yaptığını, Ocak ayından itibaren 15 bin daha alacaklarını, derslik sayısında tekrar eski performansı yakaladıklarını belirtti.

Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş

"TEOG sınav sonuç verilerini iki yıldır niye açıklamıyorsunuz?" sorusuna Bakan Avcı,"ÖSYM sınav sonuçları açıklanmıyor. Çünkü bir soru havuzu oluşturmak ve gelecek yıllarda da onu kullanmak istiyorlar. TEOG sınavların sonuçları hemen o gün açıklanıyor. Hatta biz medyadan rica ettik, ´Çocuklar iki gün arka arkaya sınava giriyorlar, birinci günün sonuçlarını lütfen açıklamayın´ dedik, İkinci gün sınavlar bitsin, çocuklar diğer derslerden de sınavına girsin. Çünkü birinci günün girdiği derslerden bakarsınız çocuk istediği kadar başarılı olmadığını düşünüyordur; ikinci güne morali bozuk girmesin diye iki gün sonra açıklanıyor." karşılığını verdi.

Bakan Avcı, kamuoyunda zaman zaman çok gündeme getirilen ortaöğretime geçiş sınavlarıyla ilgili olarak "çocukların istemedikleri okullara yerleştirildiğine dair bir şehir efsanesi köpürtüldüğünü" belirterek, şu bilgiyi verdi:

"1 milyon 300 bin giriyor ama tercih yapan 1 milyon 57 bin. Yani sisteme giren, tercih yapan çocuk sayısı 1 milyon 57 bin. Bunun 550 bini ilk 3 tercihine yerleşti. Birinci  tercihine yerleşenlerin sayısı 244 bin 395, ikinci tercihine yerleşenlerin sayısı 171 bin 273, üçüncü tercihine yerleşenler 143 bin 662. Topladığınız zaman 550 bini geçiyor ilk 3 tercihine yerleşenler.  Bir de hiç sisteme girmeyen, tercih yapmayan öğrencilerimiz var. Bunların 71 bini Anadolu meslek programına, 18 bin 900´ü Anadolu lisesini, 42 bin 885´i Anadolu imam hatip lisesine yerleşmiş. ´Bu imam hatipler çok zorlanıyor, çocuklar zorla imam hatibe yönlendiriliyor, İmam hatiplerin sayısı şöyle arttı, bütün okullar imam hatipleştirildi´ söylemleri var.  Bütün okul türlerimizin içinde meslek liseleri oranı yüzde 59, genel liselerin oranı yüzde 33, imam hatip liselerinin toplamı da yüzde 8. Ortaöğretimde okuyan öğrencilerimizin yüzde 46´5´u meslek liselerinde, yüzde 40´ı genel liselerde, yüzde 13,7´si imam hatip liselerinde okuyor. Okul türleri itibarıyla ortaokulların yüzde 90´ı normal genel ortaokullar, yüzde 9,5´u da imam hatip ortaokulu.  Öğrenci sayısı olarak baktığımız zaman da ortaokullarda okuyan öğrencilerimizin yüzde 92,5´u genel ortaokullarda, yüzde 7,5´u da imam hatip ortaokullarında okuyor."

PISA Sonuçları

PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) sonuçları konusunda milletvekillerinin eleştirilerde bulunduğunu hatırlatan Bakan Avcı, "PISA´da iyi bir durumda değiliz. OECD ülkelerine göre ölçüldüğü zaman da iyi bir durumda değiliz. Evet, sıralamada yavaş yavaş yukarıya çıkıyoruz ama durumunu en iyi toparlayan, en iyi düzelten ülke sıralamasında, Türkiye, OECD´de matematikte, okumada, fende üçünde de en hızlı toparlayan ülke yani durumumuzu hızla toparlıyoruz, yukarıya doğru çıkıyoruz ama istediğimiz yerde değiliz. O eleştirilerinizde haklısınız. Çok daha iyi yerde olmamız lazım" diye konuştu.

FATİH Projesi

FATİH Projesi´yle ilgili de bilgi veren Bakan Avcı, internet altyapısı kablolamasında kablolanan okul sayısının 8 bine yaklaştığını belirterek, "Yeni faz ihalesi de yapıldı. Diğer kalanlar da aynı şekilde İnternet sistemine bağlanacak. FATİH Projesinde yaptığımız işlerden biri de sınıflara etkileşimli tahtalar yerleştirmek. Genellikle ´akıllı tahta´ deniyor; tahtanın akıllısı olmaz diye biz ´etkileşimli tahta´ tabirini kullanmayı öneriyoruz. 186 bin 565 dersliğimizde etkileşimli tahtalar yerleştirilmiş 2014 yılında. Daha önceden de 84 bin 921. Bunlarla bağlantılı çalışan çok fonksiyonlu yazıcılarımız 20 bin 269. Her sınıfa yapmak gerekmiyor, okulda bir tane çok fonksiyonlu yazıcı olunca bütün okulun işlevini görüyor. 2013´te 3 bin 657, 2014´te 20 bin 269" dedi.

Osmanlıca Türkçesi

Bakan Avcı, 185 tavsiye kararı alınan Millî Eğitim Şurası´nın altı gün boyunca çok verimli bir çalışma yaptığını ifade ederek, ancak bunların tartışılmadığını söyledi. Türkiye´de 10 yıldan beri sosyal bilimler liselerinde Osmanlıca´nın zorunlu ders olarak zaten okutulduğunu hatırlatan Bakan Avcı, eski Millî Eğitim Bakanları Hüseyin Çelik, Nimet Baş ve Ömer Dinçer´e teşekkür etti.

Bakan Avcı, "Oradan aldığımız birikim, deneyim, uygulamalardan çıkardığımız örneklemeler üzerinden Şura´da bunun yaygınlaştırılması konusunda, komisyonda bütün okullara, bütün ortaöğretim okullarına yaygınlaştırılması için bir tavsiye kararı önerisi geldi. Genel Kurulda bu, özellikle nitelikli öğretmen temininde karşılaşılabilecek sorunları göz önüne alarak şimdilik Anadolu imam-hatip liselerinde zorunlu olsun, diğerlerinde bir süre daha seçmeli devam etsin, gerekli altyapı sağlandıktan sonra oralarda da… Belki zorunlu yapmaya da gerek yok çünkü zaten bu derslere ciddi bir talep var. Ayrıca bizim halk eğitim merkezlerinde açtığımız kurslar var. Buralardaki Osmanlıca, Osmanlı Türkçesi kursu gören, sertifika alan vatandaşlarımızın sayısı da 175 bin bu sene itibarıyla" dedi.

Son Güncelleme: Perşembe, 18 Aralık 2014 12:11

Gösterim: 2673

Polis Okulu ve Akademisi’nin kapatılmasına ilişkin Güvenlik Paketi’ndeki kritik düzenlemeler, Meclis İçişleri Alt Komisyonu’nda kabul edildi.

Hürriyet Gazetesi'nden Turan Yılmaz'ın haberine göre, Muhalefetin itiraz ettiği ancak AK Partililerin oylarıyla kabul edilen düzenlemeye göre Polis Okulu’ndaki 300 öğrenci eşdeğer liselere, Polis Akademisi’ndeki 1300 öğrenci de YÖK’ün belirleyeceği İktisadi ve Ticari Bilimler Fakülteleri’ne gönderilecek. Polis Akademisi’ndeki 400 yabancı öğrenci ise belirlenecek başka bir okulda eğitimlerine aynı şekilde devam edecek. İçişleri Bakanlığı yetkilileri Alt Komisyon’a, yabancı öğrencilerin durumlarının ülkelerinin Ankara’daki büyükelçilikleriyle görüşüldüğü, bir hak kaybı yaşamayacakları bilgisini verdiler. Akademi’deki 193 öğretim üyesi de boş bulunan akademik kadrolarda değerlendirilmek üzere YÖK emrine verilecek. CHP’nin Alt Komisyon üyesi Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş, şunları söyledi:

Polise Çin işkencesi

“Çocuklar okulları kapatılarak kendilerine bir tercih hakkı da tanınmadan belki de hiç istemedikleri okullara gönderilecekler. Bu çocukların, üzerlerindeki bu damga nedeniyle bu okulları bitirseler bile bir daha kamuda iş bulabilmeleri mümkün görünmüyor. Hiç olmazsa halen bu okullarda olan çocukların eğitimlerini kendi okullarında tamamlaması önerimiz de kabul görmedi. Yine kabul edilen bir başka maddeyle de geçmişte geçirdiği ancak zamanaşımına uğramış soruşturmalar nedeniyle şimdi üst düzey güvenlik bürokratları da dahil Emniyet mensuplarının meslekten çıkarılmalarının yolu açılıyor. Bütün bunlar emniyetin kendi mensuplarına Çin işkencesi.”

> Polis okulu ve akademisi kapatılıyor

Polis Okulu ve Akademisi’nin kapatılmasına ilişkin Güvenlik Paketi’ndeki kritik düzenlemeler, Meclis İçişleri Alt Komisyonu’nda kabul edildi.

Hürriyet Gazetesi'nden Turan Yılmaz'ın haberine göre, Muhalefetin itiraz ettiği ancak AK Partililerin oylarıyla kabul edilen düzenlemeye göre Polis Okulu’ndaki 300 öğrenci eşdeğer liselere, Polis Akademisi’ndeki 1300 öğrenci de YÖK’ün belirleyeceği İktisadi ve Ticari Bilimler Fakülteleri’ne gönderilecek. Polis Akademisi’ndeki 400 yabancı öğrenci ise belirlenecek başka bir okulda eğitimlerine aynı şekilde devam edecek. İçişleri Bakanlığı yetkilileri Alt Komisyon’a, yabancı öğrencilerin durumlarının ülkelerinin Ankara’daki büyükelçilikleriyle görüşüldüğü, bir hak kaybı yaşamayacakları bilgisini verdiler. Akademi’deki 193 öğretim üyesi de boş bulunan akademik kadrolarda değerlendirilmek üzere YÖK emrine verilecek. CHP’nin Alt Komisyon üyesi Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş, şunları söyledi:

Polise Çin işkencesi

“Çocuklar okulları kapatılarak kendilerine bir tercih hakkı da tanınmadan belki de hiç istemedikleri okullara gönderilecekler. Bu çocukların, üzerlerindeki bu damga nedeniyle bu okulları bitirseler bile bir daha kamuda iş bulabilmeleri mümkün görünmüyor. Hiç olmazsa halen bu okullarda olan çocukların eğitimlerini kendi okullarında tamamlaması önerimiz de kabul görmedi. Yine kabul edilen bir başka maddeyle de geçmişte geçirdiği ancak zamanaşımına uğramış soruşturmalar nedeniyle şimdi üst düzey güvenlik bürokratları da dahil Emniyet mensuplarının meslekten çıkarılmalarının yolu açılıyor. Bütün bunlar emniyetin kendi mensuplarına Çin işkencesi.”

Son Güncelleme: Cuma, 19 Aralık 2014 10:09

Gösterim: 2339

MHP Ankara Milletvekili Topcu, "AKP'nin yeni Türkiyesi'nde sınavın yerini torpil, adaletin yerini kayırma almıştır, diploma yerine ise, parti üyeliği aranır hale gelmiştir" dedi. 

TBMM Genel Kurulu'nda 2015 yılı bütçe görüşmelerinde eğitimde yaşanan gelişmeler tartışıldı.

MHP milletvekilleri, TBMM Genel Kurulu'nda, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu (YÖK), Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı (ÖSYM) ile üniversitelerin bütçelerinin görüşülmesi sırasında söz aldılar.

MHP Ankara Milletvekili Zühal Topcu eğitime ayrılan bütçenin az olduğunu savundu. Topcu, şöyle konuştu:

"Sayın Başbakan 2015 bütçesinde şu ifadeyi kullandı; 'Hiçbir cevher insandan daha kıymetli değildir'. Sayın Başbakan'a bu cümlenin karşısında sorulacak o kadar çok soru var ki. O zaman, neden belli bir sistematik, sürdürülebilir eğitim politikası uygulanmadı on iki yılda? Neden 5 tane farklı programları uygulayan Milli Eğitim Bakanı geldi? Ve gençler arasındaki işsizlik hala yüzde 20'lerde, üniversite mezunlarında yüzde 25'lere doğru yükseldi. Ve özellikle de KPSS'ye girip de atanamayan gençlerin çığlığını acaba cevheri değerlendirme olarak bahseden Sayın Başbakan duyabiliyor muydu? Özellikle, bakanların, üst düzey bürokratların ve yöneticilerin akrabalarının ve yakınlarının sınavsız atandığı böyle bir durumda acaba nasıl cevap verebilecekti?"

Milli Eğitim’deki en önemli problemlerden birinin de müdür atamaları olduğunu belirten Topcu, "Okul müdürleri yerlerinden edilmiş ve nitelikleri memurun değil iktidarın çıkarına göre yandaş sendika üyesi olan isimler müdür olarak atanmıştı. İşte, AKP'nin yeni Türkiyesi'nde sınavın yerini torpil, adaletin yerini kayırma almıştır, diploma yerine ise, parti üyeliği aranır hale gelmiştir" diye konuştu.

Kürtçe eğitim veren okullar bulunduğunu, bunun anayasa aykırı bir durum olduğunu ifade eden Topcu, "Bu nasıl bir garabettir? Bir bebek katiliyle yapılan pazarlıkların sonucu olarak kimse görmüyor, kimse konuşmuyor, kimse de duymuyor. Hali bu iktidarın" dedi.

AK Parti'nin ahlaka format attığını söyleyen Topcu, okullarda ahlaki değerler dersi verilmesine değindi. Topcu, şunları söyledi:

"Bu dersler verilirken özellikle hırsızlık kavramlarının, çalma, çırpma, günah gibi kavramların özellikle güncel örneklerle desteklenmesi gereğini de buradan vurguluyoruz. Değerler eğitimi dersinin anaokulundan itibaren verilmesi, bu dersin içinin doldurulması ve iyi yetişmiş hocalar tarafından yapılması gerekiyor. Bizim teklifimizde iktidara teşekkür ediyoruz. Özellikle konulardan bir tanesinin de 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvetle mücadele haftasının örnek olay olarak bu değerler eğitimi dersine konmasını da biz teklif etmek istiyoruz."

Eğitimde 90 yılda yapılamayanların onlarca katını yaptık

Ak Parti Ardahan Milletvekili Orhan Atalay, eğitimde 90 yılda yapılamayanların onlarca katını başardıklarını söyledi. Atalay, "Tam anlamıyla bir kimlik ve anlam bunalımıyla geçirdiğimiz 100 yılın sonunda gördük ki dil ve din başta olmak üzere, medeniyet değerlerimizle her türlü rabıtayı kesmek için verdiğimiz onca çabaya rağmen, yine de muasır medeniyet seviyesine çıkamamıştık. Son yıllarda milli eğitimde bir anlamda öze dönüş olarak da tanımlayabileceğimiz değişimler, esasında bizi bizle buluşturmak gibi son derece anlamlı bir çaba olduğu yeterince açık değil mi? Bir toplumun kendi kültür mirasıyla buluşması kadar tabii ne olabilir? Osmanlıca, bu coğrafi havzada yüzlerce yıl boyunca vücut bulmuş devasa kültür mirasımızın ana dilidir. Ana dili bilmemek demek kişinin anasıyla konuşamaması demektir, başka bir ifadeyle kökünden beslenemeyen dal demektir. Kişinin anasıyla konuşmasını zinhar yasaklamış olmak gibi yıllar boyu işlenmiş yüz kızartıcı ayıptan henüz kurtulmuş iken gelin, dedemizin mezar taşını okuyamama mahcubiyetinden de arınalım" diye konuştu.

AK Parti Balıkesir Milletvekili Ali Aydınlıoğlu da Osmanlıca tartışmasına işaret ederek, Osmanlıca’nın, Osmanlı döneminde kullanılan Türkçe'nin adı olduğunu, Osmanlıların Türk ve Müslüman coğrafyaya hakimiyetinden sonra dünyanın büyük çoğunluğunda yüzyıllarca kültür ve medeniyet dili olduğunu söyledi. Aydınlıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kadar geniş bir coğrafyada kullanılan kültür dilimizi bilmediğimiz için maalesef kültürümüzü ve geçmişimizi öğrenemediğimiz gibi, arşivlerimizdeki metinleri ve eski Osmanlı arşivlerini bile tercüme ettirecek uzman bulmakta maalesef zorlanıyoruz. Atatürk'ün nutku ve söylemleri de Osmanlıca’dır. Ünlü dil bilimci Nihat Sami Banarlı şöyle der: 'Türkçe bir dil değildir. Türkçe bir milletin dili değildir. Türkçe bir medeniyetin dilidir.'  Medeniyet ve kültür

dilimiz olmuş olan Osmanlıca'nın imam-hatip okullarında mecburi ders olarak okutulmasından daha doğal ne olabilir ki? Bu ülkede her birimiz ilkokul 3'üncü sınıftan itibaren üç yıl ortaokulda, üç yıl lisede, dört yıl üniversitede İngilizce okumamıza rağmen Allah aşkına hangimiz İngilizceyi ana dilimiz gibi okuyabiliyor ve konuşabiliyoruz? Keşke İngilizceyi, Osmanlıcayı, Türkçeyi ana dilimiz gibi okuyor ve yazıyor olabilseydik.”

"YÖK'ün yetkisini azaltmalıyız"

AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam, yeni üniversiteler açmak kadar yeni anlayışla yönetilmelerinin önemli olduğunu belirterek, üniversite giriş sisteminin gurur verecek seviyeye ulaştığını savundu. Sağlam, üniversite sayısı artırılırken öğretim üyesi yetiştirmenin en önemli sorun olarak karşılarında olduğunu anlatan Sağlam, bunun için ilgili kurumların işbirliğiyle öğretim üyesi ve araştırmacı yetiştirme kampanyası yürütüldüğünü söyledi.

AK Parti Zonguldak Milletvekili Ercan Candan, YÖK bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, Türkiye'de yükseköğretim tartışmalarının bitmediğini ifade ederek, siyasal ve ideolojik ayrışmaların ve kavgaların merkezinde olduğundan dolayı sorunun çözümünün ötelendiğini. iyileştirmenin sürekli önünün tıkandığını savundu. Mevcut haliyle YÖK'ün  halen aşırı merkeziyetçi olduğunu ileri süren Candan, "YÖK'ün yetkisini azaltmalıyız, eş güdüm ve planlamadan sorumlu bir üst kurula dönüştürmeliyiz. Rektörlük seçimleri büyük bir sıkıntı, üniversitede ciddi yaralara neden oluyor, bunun önüne geçmeliyiz. ÖSYM sınavında iyileştirmeler yapmalıyız. Öğrencileri yarış pistine sokmadan, sadece müfredattan ve bunun yanında, sosyal etkinliklerinin de kişisel becerilerinin de dikkate alındığı bir sınav mekanizmasını geliştirmek zorundayız" dedi.

“ÖSYM, soruları korunmalı”

AK Parti İstanbul Milletvekili Halide İncekara, ÖSYM bütçesi üzerine yaptığı konuşmada, sınav sorularının ölçme, değerlendirme aracı olmaktan çıkarılıp soru tacirlerinin eline düşmemesi için korunmaya devam edilmesi gerektiğini belirtti.  Ölçmeye zeka, beceri ve psikoteknik ölçümlemelerin de eklenmesini öneren İncekara, "Fen lisesi ve benzeri okullarda farklı ve ağır eğitim alan öğrencilerin projeleri puanlamaya eklenmeli, eşitsizlikten kurtarılmalı. Özellikle kamuda görevlendirmelerde mesleki yeterlilikler öncelenmeli, çocuğa yakın olan alanlarda özellikle beş yılda bir psikoteknik ölçüm yapılmalı. Ölçme ve değerlendirmede günün şartlarını takip edecek, sınav soru ve değerlendirme üzerinde akademik çalışmalar yapacak ve kuruma yol gösterecek Ölçme Değerlendirme Enstitüsü kurulmalı. Üniversitelerimiz bu konuda daha fazla kafa yormmalı" diye konuştu.

> Bütçe görüşmelerine bu sözler damga vurdu

MHP Ankara Milletvekili Topcu, "AKP'nin yeni Türkiyesi'nde sınavın yerini torpil, adaletin yerini kayırma almıştır, diploma yerine ise, parti üyeliği aranır hale gelmiştir" dedi. 

TBMM Genel Kurulu'nda 2015 yılı bütçe görüşmelerinde eğitimde yaşanan gelişmeler tartışıldı.

MHP milletvekilleri, TBMM Genel Kurulu'nda, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu (YÖK), Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı (ÖSYM) ile üniversitelerin bütçelerinin görüşülmesi sırasında söz aldılar.

MHP Ankara Milletvekili Zühal Topcu eğitime ayrılan bütçenin az olduğunu savundu. Topcu, şöyle konuştu:

"Sayın Başbakan 2015 bütçesinde şu ifadeyi kullandı; 'Hiçbir cevher insandan daha kıymetli değildir'. Sayın Başbakan'a bu cümlenin karşısında sorulacak o kadar çok soru var ki. O zaman, neden belli bir sistematik, sürdürülebilir eğitim politikası uygulanmadı on iki yılda? Neden 5 tane farklı programları uygulayan Milli Eğitim Bakanı geldi? Ve gençler arasındaki işsizlik hala yüzde 20'lerde, üniversite mezunlarında yüzde 25'lere doğru yükseldi. Ve özellikle de KPSS'ye girip de atanamayan gençlerin çığlığını acaba cevheri değerlendirme olarak bahseden Sayın Başbakan duyabiliyor muydu? Özellikle, bakanların, üst düzey bürokratların ve yöneticilerin akrabalarının ve yakınlarının sınavsız atandığı böyle bir durumda acaba nasıl cevap verebilecekti?"

Milli Eğitim’deki en önemli problemlerden birinin de müdür atamaları olduğunu belirten Topcu, "Okul müdürleri yerlerinden edilmiş ve nitelikleri memurun değil iktidarın çıkarına göre yandaş sendika üyesi olan isimler müdür olarak atanmıştı. İşte, AKP'nin yeni Türkiyesi'nde sınavın yerini torpil, adaletin yerini kayırma almıştır, diploma yerine ise, parti üyeliği aranır hale gelmiştir" diye konuştu.

Kürtçe eğitim veren okullar bulunduğunu, bunun anayasa aykırı bir durum olduğunu ifade eden Topcu, "Bu nasıl bir garabettir? Bir bebek katiliyle yapılan pazarlıkların sonucu olarak kimse görmüyor, kimse konuşmuyor, kimse de duymuyor. Hali bu iktidarın" dedi.

AK Parti'nin ahlaka format attığını söyleyen Topcu, okullarda ahlaki değerler dersi verilmesine değindi. Topcu, şunları söyledi:

"Bu dersler verilirken özellikle hırsızlık kavramlarının, çalma, çırpma, günah gibi kavramların özellikle güncel örneklerle desteklenmesi gereğini de buradan vurguluyoruz. Değerler eğitimi dersinin anaokulundan itibaren verilmesi, bu dersin içinin doldurulması ve iyi yetişmiş hocalar tarafından yapılması gerekiyor. Bizim teklifimizde iktidara teşekkür ediyoruz. Özellikle konulardan bir tanesinin de 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvetle mücadele haftasının örnek olay olarak bu değerler eğitimi dersine konmasını da biz teklif etmek istiyoruz."

Eğitimde 90 yılda yapılamayanların onlarca katını yaptık

Ak Parti Ardahan Milletvekili Orhan Atalay, eğitimde 90 yılda yapılamayanların onlarca katını başardıklarını söyledi. Atalay, "Tam anlamıyla bir kimlik ve anlam bunalımıyla geçirdiğimiz 100 yılın sonunda gördük ki dil ve din başta olmak üzere, medeniyet değerlerimizle her türlü rabıtayı kesmek için verdiğimiz onca çabaya rağmen, yine de muasır medeniyet seviyesine çıkamamıştık. Son yıllarda milli eğitimde bir anlamda öze dönüş olarak da tanımlayabileceğimiz değişimler, esasında bizi bizle buluşturmak gibi son derece anlamlı bir çaba olduğu yeterince açık değil mi? Bir toplumun kendi kültür mirasıyla buluşması kadar tabii ne olabilir? Osmanlıca, bu coğrafi havzada yüzlerce yıl boyunca vücut bulmuş devasa kültür mirasımızın ana dilidir. Ana dili bilmemek demek kişinin anasıyla konuşamaması demektir, başka bir ifadeyle kökünden beslenemeyen dal demektir. Kişinin anasıyla konuşmasını zinhar yasaklamış olmak gibi yıllar boyu işlenmiş yüz kızartıcı ayıptan henüz kurtulmuş iken gelin, dedemizin mezar taşını okuyamama mahcubiyetinden de arınalım" diye konuştu.

AK Parti Balıkesir Milletvekili Ali Aydınlıoğlu da Osmanlıca tartışmasına işaret ederek, Osmanlıca’nın, Osmanlı döneminde kullanılan Türkçe'nin adı olduğunu, Osmanlıların Türk ve Müslüman coğrafyaya hakimiyetinden sonra dünyanın büyük çoğunluğunda yüzyıllarca kültür ve medeniyet dili olduğunu söyledi. Aydınlıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kadar geniş bir coğrafyada kullanılan kültür dilimizi bilmediğimiz için maalesef kültürümüzü ve geçmişimizi öğrenemediğimiz gibi, arşivlerimizdeki metinleri ve eski Osmanlı arşivlerini bile tercüme ettirecek uzman bulmakta maalesef zorlanıyoruz. Atatürk'ün nutku ve söylemleri de Osmanlıca’dır. Ünlü dil bilimci Nihat Sami Banarlı şöyle der: 'Türkçe bir dil değildir. Türkçe bir milletin dili değildir. Türkçe bir medeniyetin dilidir.'  Medeniyet ve kültür

dilimiz olmuş olan Osmanlıca'nın imam-hatip okullarında mecburi ders olarak okutulmasından daha doğal ne olabilir ki? Bu ülkede her birimiz ilkokul 3'üncü sınıftan itibaren üç yıl ortaokulda, üç yıl lisede, dört yıl üniversitede İngilizce okumamıza rağmen Allah aşkına hangimiz İngilizceyi ana dilimiz gibi okuyabiliyor ve konuşabiliyoruz? Keşke İngilizceyi, Osmanlıcayı, Türkçeyi ana dilimiz gibi okuyor ve yazıyor olabilseydik.”

"YÖK'ün yetkisini azaltmalıyız"

AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam, yeni üniversiteler açmak kadar yeni anlayışla yönetilmelerinin önemli olduğunu belirterek, üniversite giriş sisteminin gurur verecek seviyeye ulaştığını savundu. Sağlam, üniversite sayısı artırılırken öğretim üyesi yetiştirmenin en önemli sorun olarak karşılarında olduğunu anlatan Sağlam, bunun için ilgili kurumların işbirliğiyle öğretim üyesi ve araştırmacı yetiştirme kampanyası yürütüldüğünü söyledi.

AK Parti Zonguldak Milletvekili Ercan Candan, YÖK bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, Türkiye'de yükseköğretim tartışmalarının bitmediğini ifade ederek, siyasal ve ideolojik ayrışmaların ve kavgaların merkezinde olduğundan dolayı sorunun çözümünün ötelendiğini. iyileştirmenin sürekli önünün tıkandığını savundu. Mevcut haliyle YÖK'ün  halen aşırı merkeziyetçi olduğunu ileri süren Candan, "YÖK'ün yetkisini azaltmalıyız, eş güdüm ve planlamadan sorumlu bir üst kurula dönüştürmeliyiz. Rektörlük seçimleri büyük bir sıkıntı, üniversitede ciddi yaralara neden oluyor, bunun önüne geçmeliyiz. ÖSYM sınavında iyileştirmeler yapmalıyız. Öğrencileri yarış pistine sokmadan, sadece müfredattan ve bunun yanında, sosyal etkinliklerinin de kişisel becerilerinin de dikkate alındığı bir sınav mekanizmasını geliştirmek zorundayız" dedi.

“ÖSYM, soruları korunmalı”

AK Parti İstanbul Milletvekili Halide İncekara, ÖSYM bütçesi üzerine yaptığı konuşmada, sınav sorularının ölçme, değerlendirme aracı olmaktan çıkarılıp soru tacirlerinin eline düşmemesi için korunmaya devam edilmesi gerektiğini belirtti.  Ölçmeye zeka, beceri ve psikoteknik ölçümlemelerin de eklenmesini öneren İncekara, "Fen lisesi ve benzeri okullarda farklı ve ağır eğitim alan öğrencilerin projeleri puanlamaya eklenmeli, eşitsizlikten kurtarılmalı. Özellikle kamuda görevlendirmelerde mesleki yeterlilikler öncelenmeli, çocuğa yakın olan alanlarda özellikle beş yılda bir psikoteknik ölçüm yapılmalı. Ölçme ve değerlendirmede günün şartlarını takip edecek, sınav soru ve değerlendirme üzerinde akademik çalışmalar yapacak ve kuruma yol gösterecek Ölçme Değerlendirme Enstitüsü kurulmalı. Üniversitelerimiz bu konuda daha fazla kafa yormmalı" diye konuştu.

Son Güncelleme: Çarşamba, 17 Aralık 2014 18:03

Gösterim: 2107

Türkiye, kendisine tanınan sürenin son gününde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ‘Türkiye’nin isteyen öğrencileri zorunlu din dersi uygulamasından muaf kılacak bir uygulamaya gitmesi’ yönündeki kararını son anda temyize götürdü.

Hürriyet Gazetesi'nden Güven Özalp'in haberine göre, Türkiye itiraz için tanınan sürenin son gününde, önceki gün davanın mahkemenin temyiz organı olan Büyük Daire tarafından ele alınmasını talep etti.

AİHM, 2011’de açılan “Mansur Yalçın ve diğerleri” davasında eylül ayında oybirliğiyle aldığı kararda Türk hükümetinden zaman geçirmeden öğrencilerin zorunlu din ve ahlak kültürü derslerinden muaf tutulmalarını da sağlayacak yeni bir sisteme geçmesini talep etmişti.

Kararda, Türkiye’nin bu alandaki değişikliklerinin yetersiz olduğu belirtilerek devletin dini konulara ilişkin düzenlemelerde tarafsız olma yükümlülüğü hatırlatılmıştı.

AİHM, Alevi inancına bağlı ebeveynlerin çocuklarında okul ile kendilerine özgü değerler arasında bir bağlılık çatışması yaratabileceğini düşünmekte haksız olmadıklarına vurgu yapmıştı.

> Türkiye’den din dersi için son dakika başvurusu

Türkiye, kendisine tanınan sürenin son gününde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ‘Türkiye’nin isteyen öğrencileri zorunlu din dersi uygulamasından muaf kılacak bir uygulamaya gitmesi’ yönündeki kararını son anda temyize götürdü.

Hürriyet Gazetesi'nden Güven Özalp'in haberine göre, Türkiye itiraz için tanınan sürenin son gününde, önceki gün davanın mahkemenin temyiz organı olan Büyük Daire tarafından ele alınmasını talep etti.

AİHM, 2011’de açılan “Mansur Yalçın ve diğerleri” davasında eylül ayında oybirliğiyle aldığı kararda Türk hükümetinden zaman geçirmeden öğrencilerin zorunlu din ve ahlak kültürü derslerinden muaf tutulmalarını da sağlayacak yeni bir sisteme geçmesini talep etmişti.

Kararda, Türkiye’nin bu alandaki değişikliklerinin yetersiz olduğu belirtilerek devletin dini konulara ilişkin düzenlemelerde tarafsız olma yükümlülüğü hatırlatılmıştı.

AİHM, Alevi inancına bağlı ebeveynlerin çocuklarında okul ile kendilerine özgü değerler arasında bir bağlılık çatışması yaratabileceğini düşünmekte haksız olmadıklarına vurgu yapmıştı.

Son Güncelleme: Perşembe, 18 Aralık 2014 10:28

Gösterim: 1090

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, ‘liselerde Osmanlıca dersi’ ile ilgili yeni bir açıklama yaptı. Bakan Avcı, “1928’den önce yayımlanan eserler Osmanlıca Türkçesi ile yazılıyordu. Biz, öğrencilerimiz bu eserleri de okuyabilsinler dedik, derdimiz bu” diye konuştu.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, katıldığı bir televizyon programında 19. Milli Eğitim Şurası’nda alınan tavsiye kararlar ve Osmanlıca tartışmaları ile ilgili açıklamalarda bulundu. Osmanlıca Türkçesi’nin, sosyal bilimler liselerinde 8 senedir zorunlu olarak okutulduğunu vurgulayan Avcı,  Anadolu imam hatip liselerinde zorunlu okutulması ve diğer liselerde de seçmeli olması yönünde 19. Milli Eğitim Şurası’nda alınan tavsiye kararlarla ilgili, “1928’den önce yayımlanmış kitaplar biliyorsunuz Osmanlı Türkçesi ile yazılıyordu. Öğrencilerimiz 1928’den önce yazılan kitapları da okuyabilsinler diye düşündük, derdimiz bu. Şurada 185 önemli tavsiye karar alındı,  fakat Osmanlı Türkçesi’nin gölgesinde kaldı” dedi. Bakan Avcı’nın açıklamalarından satır başladı şöyle:

Milli Eğitim Şurası, 4 yılda bir yapılır. Gündem konuları önceden belirlenir. 19. Milli Eğitim Şurası’nda da 4 gündem maddesi vardı. Öğretmen niteliğinin arttırılması, yönetici niteliğinin arttırılması, okul güvenliği ve ders çizelgeleri. Bunlarla ilgili dört komisyon kuruldu, daha önce de illerde mini şuralar düzenlenerek oralarda konuşulan düşünceler, eleştiriler gözönüne alınarak komisyonlarda tartışıldı. Daha sonra Şura Genel Kurulu’na getirildi ve komisyonlarda 179 konuda tavsiye kararı alındı, bu sayı genel kurulda 185’e çıktı. Kabul edilen tavsiye kararların sayısı 185 oldu.

Eksik bilgilerle tartışıldı

Bunların içinde 2-3 tanesi biraz da eksik bilgilerle kamuoyunda tartışıldı, tartışılıyor. Ama 185 tane şura kararımız var. okul güvenliği, öğretmen niteliğinin arttırılması, öğretmenlerin özlük haklarında iyileştirilmeler yapılması, okul güvenliğinin A’dan Z’ye elden geçirilmesi, ders çizelgelerinde çok farklı ders çizelgeleri, müzik ve sanat derslerinin, fen bilgisi derslerinin nasıl işlenmesi gerektiği konusu da şurada konuşulup tartışıldığı halde, Osmanlı Türkçesi, yalan yanlış bilgilerle tartışıldı.

10 öğrenci istiyorsa seçmeli okutuluyor

Bir kere şunun bilinmesi gerekiyor. Bizim sosyal bilimler liselerimiz var, 10 senedir. Osmanlıca dersi de bu liselerimizin 10, 11 ve 12’nci sınıflarında 8 seneden beri zaten zorunlu okutuluyor. Şurada alınan tavsiye karar şudur, bu derslerin Anadolu imam hatip liselerinde de zorunlu olması. Diğer liselerde de zaten bu dersler seçimlik olarak vardı, bugüne kadar uygulanıyordu. 10 öğrenci biraraya gelip, biz Osmanlıca Türkçesi öğrenmek istiyoruz diyorsa, okulun altyapısı yeterli ise bu ders okutuluyordu.

İmam hatiplerde de bütün dersler okutuluyor

İmam hatip liselerimiz de ortaokullarımız da, normal ortaokul ve lise programlarını uygulayan okullarımızdır. Bütün dersler bu okullarda okutulur. Bunun üzerine bir de ayrıca dini bilgiler dersleri var. Bunlar da yine giriş dersleri olarak okutuluyor. Bu okullarımız sanki sadece dini eğitim yapan, ve sadece imam ve hatip yetiştiren okullarımızmış gibi algılanıyor hala.

Bu öğrencilerimiz zaten Kuran dersleriyle alfabeye aşinalık kazanmış oluyorlar. Osmanlı Türkçesi, 1928’den önceki alfabe ile konuştuğumuz, metinlerin yayımlandığı bir dil. Bizim modern klasikler diyebileceğimiz yazar ve düşünürlerimizin çalışmaları zaten bu alfabe ile yayımlanıyordu. Sosyal bilimler liselerinde de, öğrencilerin bunları okuyabileceği kadar ders veriliyordu.

Dört işlemi bilmek, diferansiyeli anlamayı gerektirmiyor

Bu işin uzmanı olduğunu söyleyen kişiler televizyonlara çıkıp, “Bunları mı okutacaksınız” diye ağır eleştirilerde bulunuyor. Bu yanlış. Nasıl  dört işlemi bilmek matematikte diferansiyeli anlamayı gerektirmiyorsa, biz de bu öğrenciler1928’den itibaren yayımlanmış olan kitaplardan bazılarını Osmanlı Türkçesi ile de okuyabilsinler dedik, derdimiz bu. Daha sonrasını öğrenci isterse daha ileride yapabilir.  İstanbul’da Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler Lisesi, 8 senedir osmanlı Türkçesi okutuyor. Sakarya’da Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisemiz,  Ankara’da Mehmet Kaplan Sosyal Bilimler Lisemiz var. Oraya gitsinler, görürler meseleyi.

Öğretmen niteliğinin geliştirilmesi konusu tartışılsın isterdim

En çok öğretmen niteliğinin geliştirilmesi ve okul güvenliği konusunun tartışılmasını isterdim. Okul güvenliğinde sadece fiziki güvenlik değil, okullarımızın çevresinde çok ciddi bir uyuşturucu sorunu var. Biz birkaç bakanlıktan oluşan bir koordinasyon kurulu oluşturduk, toplantılar yaptık, narkotimler uygulaması buradan çıktı. Okul çevresi diye bir kavram geliştirdik. Nasıl ki askeri bölge varsa, okul çevresinde de birtakım işlerin yapılmaması yönünde görüşler geliştirdik. Bunlar da konuşuldu şurada. Osmanlıca Türkçesi de konuşulsun,  tartışılsın ama diğerlerini gölgeleyecek kadar olması doğru değil.

İki öğretmenden birini biz atadık

Biliyorsunuz bizim 852 bin öğretmenimiz var. Yarıdan fazlasını biz atadık. Şu anda görev yapan iki öğretmenden en az biri bizim dönemimizde atandı. Geçmişte bu atamaların nasıl olduğunu, hızlandırılmış eğitim adı altında, çok kısa süreli eğitim almış adayların nasıl öğretmen yapıldığını biliyoruz. Bizim öyle değil. Biz KPSS ile çok sayıda öğretmen atadık. Geçen sene 50 bin atadık, şubat ayında 15 bin atama yapacağız. 400 engelli öğretmenimizi görevlendirdik. Biz öğretmen atamalarını branşlara, ihtiyaçlara göre planlayıp adil bir şekilde yapıyoruz. Öğretmenlerimizin özlük haklarında çok ciddi gelişmeler oldu, 2002 maaşları ile bugünkü maaşlar karşılaştırıldığında bu farklar görülecektir.

Takviye kurs ücretleri arttı

Dershanelerin dönüşümü sürecinde takviye kursları açacağız dedik ve başladı. 100 binin üzerinde öğretmenimiz çok düşük bir ek ders ücreti olmasına rağmen, bazı yerlerde öğretmenlerin dolmuş parasına yetmeyecek ücrete, büyük bir fedakarlıkla bu işe sahip çıktılar. Biz de onların  masrafını bir ölçüde hafifletmek için iki katına çıkarmaya çalıştık. 10 lira olan şeyi 20 liraya çıkardık. Parasal karşılığını veremesek bile hizmet karşılığı olarak bir şekilde değerlendireceğiz onların bu özverisini.

Kaynak Hürriyeteğitim

> Bakan Avcı’dan Osmanlıca dersi açıklaması

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, ‘liselerde Osmanlıca dersi’ ile ilgili yeni bir açıklama yaptı. Bakan Avcı, “1928’den önce yayımlanan eserler Osmanlıca Türkçesi ile yazılıyordu. Biz, öğrencilerimiz bu eserleri de okuyabilsinler dedik, derdimiz bu” diye konuştu.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, katıldığı bir televizyon programında 19. Milli Eğitim Şurası’nda alınan tavsiye kararlar ve Osmanlıca tartışmaları ile ilgili açıklamalarda bulundu. Osmanlıca Türkçesi’nin, sosyal bilimler liselerinde 8 senedir zorunlu olarak okutulduğunu vurgulayan Avcı,  Anadolu imam hatip liselerinde zorunlu okutulması ve diğer liselerde de seçmeli olması yönünde 19. Milli Eğitim Şurası’nda alınan tavsiye kararlarla ilgili, “1928’den önce yayımlanmış kitaplar biliyorsunuz Osmanlı Türkçesi ile yazılıyordu. Öğrencilerimiz 1928’den önce yazılan kitapları da okuyabilsinler diye düşündük, derdimiz bu. Şurada 185 önemli tavsiye karar alındı,  fakat Osmanlı Türkçesi’nin gölgesinde kaldı” dedi. Bakan Avcı’nın açıklamalarından satır başladı şöyle:

Milli Eğitim Şurası, 4 yılda bir yapılır. Gündem konuları önceden belirlenir. 19. Milli Eğitim Şurası’nda da 4 gündem maddesi vardı. Öğretmen niteliğinin arttırılması, yönetici niteliğinin arttırılması, okul güvenliği ve ders çizelgeleri. Bunlarla ilgili dört komisyon kuruldu, daha önce de illerde mini şuralar düzenlenerek oralarda konuşulan düşünceler, eleştiriler gözönüne alınarak komisyonlarda tartışıldı. Daha sonra Şura Genel Kurulu’na getirildi ve komisyonlarda 179 konuda tavsiye kararı alındı, bu sayı genel kurulda 185’e çıktı. Kabul edilen tavsiye kararların sayısı 185 oldu.

Eksik bilgilerle tartışıldı

Bunların içinde 2-3 tanesi biraz da eksik bilgilerle kamuoyunda tartışıldı, tartışılıyor. Ama 185 tane şura kararımız var. okul güvenliği, öğretmen niteliğinin arttırılması, öğretmenlerin özlük haklarında iyileştirilmeler yapılması, okul güvenliğinin A’dan Z’ye elden geçirilmesi, ders çizelgelerinde çok farklı ders çizelgeleri, müzik ve sanat derslerinin, fen bilgisi derslerinin nasıl işlenmesi gerektiği konusu da şurada konuşulup tartışıldığı halde, Osmanlı Türkçesi, yalan yanlış bilgilerle tartışıldı.

10 öğrenci istiyorsa seçmeli okutuluyor

Bir kere şunun bilinmesi gerekiyor. Bizim sosyal bilimler liselerimiz var, 10 senedir. Osmanlıca dersi de bu liselerimizin 10, 11 ve 12’nci sınıflarında 8 seneden beri zaten zorunlu okutuluyor. Şurada alınan tavsiye karar şudur, bu derslerin Anadolu imam hatip liselerinde de zorunlu olması. Diğer liselerde de zaten bu dersler seçimlik olarak vardı, bugüne kadar uygulanıyordu. 10 öğrenci biraraya gelip, biz Osmanlıca Türkçesi öğrenmek istiyoruz diyorsa, okulun altyapısı yeterli ise bu ders okutuluyordu.

İmam hatiplerde de bütün dersler okutuluyor

İmam hatip liselerimiz de ortaokullarımız da, normal ortaokul ve lise programlarını uygulayan okullarımızdır. Bütün dersler bu okullarda okutulur. Bunun üzerine bir de ayrıca dini bilgiler dersleri var. Bunlar da yine giriş dersleri olarak okutuluyor. Bu okullarımız sanki sadece dini eğitim yapan, ve sadece imam ve hatip yetiştiren okullarımızmış gibi algılanıyor hala.

Bu öğrencilerimiz zaten Kuran dersleriyle alfabeye aşinalık kazanmış oluyorlar. Osmanlı Türkçesi, 1928’den önceki alfabe ile konuştuğumuz, metinlerin yayımlandığı bir dil. Bizim modern klasikler diyebileceğimiz yazar ve düşünürlerimizin çalışmaları zaten bu alfabe ile yayımlanıyordu. Sosyal bilimler liselerinde de, öğrencilerin bunları okuyabileceği kadar ders veriliyordu.

Dört işlemi bilmek, diferansiyeli anlamayı gerektirmiyor

Bu işin uzmanı olduğunu söyleyen kişiler televizyonlara çıkıp, “Bunları mı okutacaksınız” diye ağır eleştirilerde bulunuyor. Bu yanlış. Nasıl  dört işlemi bilmek matematikte diferansiyeli anlamayı gerektirmiyorsa, biz de bu öğrenciler1928’den itibaren yayımlanmış olan kitaplardan bazılarını Osmanlı Türkçesi ile de okuyabilsinler dedik, derdimiz bu. Daha sonrasını öğrenci isterse daha ileride yapabilir.  İstanbul’da Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler Lisesi, 8 senedir osmanlı Türkçesi okutuyor. Sakarya’da Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisemiz,  Ankara’da Mehmet Kaplan Sosyal Bilimler Lisemiz var. Oraya gitsinler, görürler meseleyi.

Öğretmen niteliğinin geliştirilmesi konusu tartışılsın isterdim

En çok öğretmen niteliğinin geliştirilmesi ve okul güvenliği konusunun tartışılmasını isterdim. Okul güvenliğinde sadece fiziki güvenlik değil, okullarımızın çevresinde çok ciddi bir uyuşturucu sorunu var. Biz birkaç bakanlıktan oluşan bir koordinasyon kurulu oluşturduk, toplantılar yaptık, narkotimler uygulaması buradan çıktı. Okul çevresi diye bir kavram geliştirdik. Nasıl ki askeri bölge varsa, okul çevresinde de birtakım işlerin yapılmaması yönünde görüşler geliştirdik. Bunlar da konuşuldu şurada. Osmanlıca Türkçesi de konuşulsun,  tartışılsın ama diğerlerini gölgeleyecek kadar olması doğru değil.

İki öğretmenden birini biz atadık

Biliyorsunuz bizim 852 bin öğretmenimiz var. Yarıdan fazlasını biz atadık. Şu anda görev yapan iki öğretmenden en az biri bizim dönemimizde atandı. Geçmişte bu atamaların nasıl olduğunu, hızlandırılmış eğitim adı altında, çok kısa süreli eğitim almış adayların nasıl öğretmen yapıldığını biliyoruz. Bizim öyle değil. Biz KPSS ile çok sayıda öğretmen atadık. Geçen sene 50 bin atadık, şubat ayında 15 bin atama yapacağız. 400 engelli öğretmenimizi görevlendirdik. Biz öğretmen atamalarını branşlara, ihtiyaçlara göre planlayıp adil bir şekilde yapıyoruz. Öğretmenlerimizin özlük haklarında çok ciddi gelişmeler oldu, 2002 maaşları ile bugünkü maaşlar karşılaştırıldığında bu farklar görülecektir.

Takviye kurs ücretleri arttı

Dershanelerin dönüşümü sürecinde takviye kursları açacağız dedik ve başladı. 100 binin üzerinde öğretmenimiz çok düşük bir ek ders ücreti olmasına rağmen, bazı yerlerde öğretmenlerin dolmuş parasına yetmeyecek ücrete, büyük bir fedakarlıkla bu işe sahip çıktılar. Biz de onların  masrafını bir ölçüde hafifletmek için iki katına çıkarmaya çalıştık. 10 lira olan şeyi 20 liraya çıkardık. Parasal karşılığını veremesek bile hizmet karşılığı olarak bir şekilde değerlendireceğiz onların bu özverisini.

Kaynak Hürriyeteğitim

Son Güncelleme: Çarşamba, 17 Aralık 2014 15:47

Gösterim: 1629


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.