Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Gebze'nin genel olarak da Kocaeli'nin sanayi merkezi olmanın yanında da tabii artık bir bilim, teknoloji, araştırma ve geliştirme merkezine dönüştüğünü, çok büyük bir memnuniyetle müşahede ediyoruz. Yapılan yatırımlarla hele hele devam eden bilişim vadisi gibi önemli projelerle başlayacak yeni projeler var önümüzde. Kocaeli ve Gebze, Türkiye'nin hatta dünyanın müstesna merkezlerinden birisi haline gelecektir" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Gebze Teknik Üniversitesi'ni ziyaret etti. Burada bir konuşma yapan Erdoğan, konuşmasına, 41 gün önce kuruluşu gerçekleşen üniversiteye, "41 kere maşallah" diyerek başladı. Üniversitenin millet ve ülke için hayırlı olmasını dileyen Erdoğan, şöyle devam etti:
"Başbakanlık vazifesini ifa ettiğim 12 yıllık süreçte yeni 99 üniversitenin kurulmasına öncülük etmiştim. Çok eleştiriler aldım dediler ki 'bir anda bu kadar üniversiteyi kurmak doğru mu?' dediler ki 'hoca yok üniversite kuruluyor.' Bütün bunlara karşı o süreç içerisinde ben de hep düşüncelerimi ortaya koydum. Türkiye'nin çok ciddi bir göç durumuyla karşı karşıya olduğunu, özellikle öğrenci göçünün inkar edilemeyecek, engellenemeyecek bir durumda olduğunu, bunun ortaya koyduğu mali portrenin çok çok büyük olduğunu, öyleyse bizim o garip gureba, fakir fukara doğu, güneydoğu bu bölgedeki yavruların ayağına üniversiteyi götürmemizin gerekliliğine... Dolayısıyla her ilimizde bir üniversitenin olmasının bizim olmazsa olmaz bir görevimiz olduğunu ifade ederek, asıl görev tüm bu üniversitelerdeki hocalarımızın, yeni akademisyenler yetiştirmek suretiyle oralara da bu hizmeti götürmemiz gerektiğini ifade ettim."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gebze Teknik Üniversitesi'nin kendisi için bu noktada ayrı bir yere sahip olduğuna dikkati çekerek, "O da Cumhurbaşkanı olarak kuruluşunu onayladığım ilk üniversite, 12 yıllık süreçte kuruluşuna öncülük ettiğimiz 100. üniversite oldu. Bu bakımdan anlamlı. 2002 yılında Türkiye'de toplam 76 üniversite vardı. Gebze Teknik Üniversitesi ile birlikte 100 yeni üniversite ve sayı 176'ya böylece ulaşmış oldu. Tekrar bu yeni üniversitemizin hayırlı olmasını diliyor, başta öğrenci, hocalarımız olmak üzere tüm üniversite camiasına başarılar temenni ediyorum" diye konuştu.
Gebze Teknik Üniversitesi'nin sıfırdan kurulmuş bir üniversite olmadığını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Üniversitemizin temelinde, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü gibi oldukça büyük bir tecrübe birikimi vardır. Ben buna böyle inanıyorum. Bugüne kadar yapılan çalışmaların, elde edilen başarıların üniversite vasfıyla çok daha yükseklere taşınacağına yürekten inanıyorum. Bugün İzmit ve Gebze'de gerçekten dolu dolu bir ziyaret inceleme ve açılış programı gerçekleştirdik. Tabii eski alışkanlık 'İzmit' dedik aslında Kocaeli dememiz lazım. Önce Kocaeli İzmit'te TÜPRAŞ'ın fuel oil dönüşüm tesisinin açılışını yaptık. Tabii rakam küçük değil 3 milyar dolarlık bir yatırım ama özelleştirme sürecinden itibaren alırsak 10 milyar dolarlık bir yatırım. Türkiye'de bugüne kadar tek kalemde yapılmış en büyük sanayi yatırımı olma özelliğini taşıyor."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ardından TÜBİTAK Gebze Kampüsü'ne geçtiklerini ve çok önemli bir törene iştirak ettiklerini anımsatarak, "TÜRKSAT 6A haberleşme uydusu geliştirilmesi ve üretimi projesi, orada atılan imzalarla resmen başlamış oldu. Ülkemiz, milletimiz adına çok büyük bir prestij ve iftihar vesilesi olduğuna inanmış olduğum bir proje. Ardından bazı tesislerimizi ve bu noktada aldığımız brifingle de geleceğe yönelik buradaki heyecanı, arkadaşlarımla paylaşma fırsatını buldum. Bilim, teknoloji ve Ar-Ge adına Türkiye'nin ulaştığı seviyeleri, bu brifingde görme fırsatım oldu. Son olarak da Gebze Teknik Üniversitemize geldik ve şimdi sizlerle bir aradayız. Az önce Haluk Hocamızın haklı olarak ifade ettiği böyle küçük bir konferans salonunda hakikaten 5 bini aşkın öğrenciye sahip bir üniversitede böyle küçük bir konferans salonun da olmaması lazım" ifadelerini kullandı.
Erdoğan, Gebze'deki yerel güç, kuvvetlerin aynı zamanda üniversitenin kendi imkanlarının elele vermesi gerektiğine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Çünkü burası aynı zamanda bir sanayi şehri. Buranın sanayicileri de üniversitelerini hele hele bir teknik üniversiteyi kendi başına bırakmayacaklardır, onlar da gerekli destekleri vereceklerdir. Bu noktada gerek valimiz, gerek belediye başkanımız tabii hükümet olarak da bakanımız buraya verecekleri destekle bir an önce burada yeni bir kampüs oluşumuna vesile olacaklardır. Büyüklerimizin bir ifadesi var hakikaten mekanın şereflisi kaliteli insanın yetişmesine vesile oluyor. Onun için de burada güzel bir proje, güzel bir mekan... İnşallah Kocaeli Üniversitesi de şu andaki öğrenci sayısıyla büyük bir rakama ulaştı. Zannediyorum 78 bin filan öğrenci var orada da."
Kocaeli'nin üniversiteler şehri olması
Kocaeli'nin bir üniversiteler şehri olmasında, geleceğe yönelik başka adımları da atmaya hazırlandığını ifade eden Erdoğan, "Çünkü nüfusu itibarıyla artık büyükşehir ve ciddi de göç alan bir şehir. Öyleyse burada şimdi bu üniversitenin kalitede çok çok şöyle ileri adımlar atmış olması, inanıyorum ki bir cazibe merkezi olmayı da getirecektir. Gebze'nin genel olarak da Kocaeli'nin sanayi merkezi olmanın yanında da tabii artık bir bilim, teknoloji, araştırma ve geliştirme merkezine dönüştüğünü, çok büyük bir memnuniyetle müşahede ediyoruz. Yapılan yatırımlarla hele hele devam eden bilişim vadisi gibi önemli projelerle başlayacak yeni projeler var önümüzde. Kocaeli ve Gebze, Türkiye'nin hatta dünyanın müstesna merkezlerinden birisi haline gelecektir" diye konuştu.
"Elbette biz bu alanda maalesef çok geç kalmış bir ülkeyiz" diyen Erdoğan, şöyle devam etti:
"On yıllar önce atılması gereken bu adımlar, kurulması gereken bu tesisler ancak şimdi bu dönemde hayata geçebiliyor. Ancak biz umutsuz olmadık, umudumuzu kaybetmedik dedik ki 'biz bunları aşacağız.' 12 yıl önce 'zararın neresinden dönersek kardır' dedik. 'Bir yerden başlamalı' dedik ve dört tane kendimize temel taş tespit ettik. 'Eğitim' dedik, 'sağlık' dedik, 'adalet' dedik, 'emniyet' dedik. Eğitime verdiğimiz ağırlık, o gün bugündür devam ediyor. Önce yapısal noktada attığımız adımlarla Osmanlı'dan 79 yıllık cumhuriyet dönemi dahil tüm derslik sayısının üçte ikisinden fazlasını ki 265 bin derslik 12 yıl içerisinde yapıldı."
En çok personel alımı öğretmenlerde yapılıyor
Erdoğan, kendisinin talebeliğinde İstanbul'da ilkokulda 75 kişilik sınıfta okuduğunu belirterek, "Geldik orta, lise orada da aynı 80-85... İçinizde bu dönemleri yaşayanlarınız olmuştur. Hele hele Anadolu'da 100 kişilik sınıflarda okuyanlar oldu. Buralardan şimdi koyduğumuz hedef şu; dedik ki 30'un üzerinde olmayacağız 30'un altında olacağız. Hamdolsun artık bu çok yerde yakalandı. Şimdi 30'un üstünde sınıflarımız, dersliklerimiz hamdolsun yok" değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şimdiki eksiğin öğretmen konusunda olduğunu anlatarak, "Çünkü bütçe ne kadar müsaade ediyorsa bir yerde de o kadar öğretmen alabiliyorsunuz. Buna rağmen hiçbir dönemde alınmamış öğretmeni, bu 12 yıl içerisinde eğitim camiamıza kattık. Aynı kararlılıkla bu da devam ediyor. Yani en çok personel alımı öğretmenlerde yapılıyor. İşte bu sene ağustosta yanılmıyorsam 40 bin öğretmen alındı yine bu ara dönemde bir 15 bin öğretmen daha alınmak suretiyle 55 öğretmen de bu eğitim öğretim sezonunda eğitim camiasına katılmış oluyor. Bunlar önemli rakamlar, bunlar geçmişte olan şeyler değildi. Attığımız adımlar, toprakla buluşturduğumuz bu tohumlar inanıyorum ki gelecek adına çok büyük değer ihtiva ediyor" şeklinde konuştu.
Erdoğan, Türkiye'nin başta savunma sanayi olmak üzere pek çok alanda atılım yapan, ilkleri başaran, dünyayla rekabet edebilen bir ülke konumuna yükseldiğini belirterek, "Bu ivmeyle devam ettiği müddetçe inanıyorum ki araştırma geliştirme, inovasyon, markalaştırma, patent alanında özellikle mevcut durumu kat be kat artmak suretiyle dünyada ses getiren başarılara inşallah ulaşacağız" değerlendirmesini yaptı.
Türkiye'de son 12 yılda üniversite sayısının 76'dan 176'ya, fakülte sayısının 558'den bin 484'e, enstitü sayısının 289'dan 631'e, yüksek okul sayısının 171'den 493'e çıktığını anlatan Erdoğan, hükümetin öğretim üyelerinin maaşlarında da ciddi oranda artış gerçekleştirdiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yüksek öğretim tazminatı ve akademik teşvik ödeneğiyle üniversitelerin cazibelerinin arttığını ifade ederek, "Bütün bu yatırımlar Türkiye'nin geleceğine yapılmış yatırımlardır. Bu yatırımlar, bugün bile etkisini göstermeye başladı ki gelecekte etkisinin daha yüksek olacağına, Türkiye’nin eğitim ve bilim atmosferini daha da değiştireceğine ben gönülden inanıyorum" dedi.
Cazibe merkezlerini yeniden inşa etmek zorundayız
Bilimin üretilmesi, gelişmesi, yerleşmesi için belli şartların bulunması gerektiğine vurgu yapan Erdoğan, tarihte Bağdat, Endülüs, Konya ve İstanbul gibi kentlerin sahip oldukları özgürlük, refah ve güvenlik ile dönemin alimlerini kendilerine çektiklerini aktardı.
İstanbul'un yaklaşık 4 asır boyunca hem siyasi başkent, hem de dünya biliminin başkenti olduğunu dile getiren Erdoğan, "İstanbul'u bir ilim merkezi yapan da özgürlük, güvenlik ve refah ortamıydı. Şu anda batıdaki bilim merkezlerine baktığınızda özellikle ABD'ye baktığınızda bizim tarihimizdeki o iklimi sağlamaya çalıştığı için başarılı olduğunu görürsünüz" ifadelerini kullandı.
Erdoğan, Türkiye dahil dünyanın hemen her ülkesinden bilim insanlarının ABD'de faaliyet gösterdiğine işaret ederek, şöyle devam etti:
"İşte biz yeniden yeni Türkiye çıkışıyla bu atmosferi, iklimi oluşturmak zorundayız. Tarihte sahip olduğumuz o cazibe merkezlerini yeniden inşa etmek zorundayız. Bunu başarabilmek için özgürlük, güvenlik ve refaha ihtiyacımız var. İşte bu 3 alanda 12 yıllık süreçte çok büyük ilerleme kaydettik."
Özgürlük, refah ve güvenliğin gelişmesiyle bilimin sağlam bir zeminde ilerlemeye başladığını bildiren Erdoğan, "Bilim büyüdükçe ekonomi büyüdü. Ekonomi büyüdükçe özgürlükler genişledi. Özgürlükler genişledikçe güvenlik artmaya başladı. Hep şu iki kavramı ifade ettim: İstikrar ve güven. Eğer istikrar ve güven olmazsa, Türkiye'yi sıçratamayız" değerlendirmesini yaptı.
Üniversiteye gelen elinde döner bıçağıyla, silahla gelmeyecek
Erdoğan, istikrar ve güven ortamı içinde Türkiye'nin son 12 yılda ekonomisini 3,5 kat büyüttüğünü belirterek, "Güvenliği tam manasıyla zaten sağlamış olsaydık, burada belki bir çelişki göreceksiniz, o zaman inanın bu oran çok daha fazla olurdu. Neydi bu? Terör. Terörde istediğimiz neticeyi henüz tam alabilmiş değiliz" dedi.
Terörün çözülmüş olması halinde yatırımların Doğu ve Güneydoğu’da da sıçramasıyla Türkiye'nin çok daha fazla büyümüş olacağını ifade eden Erdoğan, "Onun için biz çözüm sürecini başarıyla tamamladığımızda özellikle de Türkiye'ye yönelik ulusal ve uluslararası operasyonların önünü tamamen kestiğimizde, göreceksiniz özgürlük, güvenlik ve refah çok daha güçlenmiş olacak, bilim daha sağlam bir zemine kavuşmuş olacak" diye konuştu.
Terör örgütünün okul, üniversite yaktığını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu terörist yapıyla tabii ki mücadele kararlı bir şekilde devam edecek. Çözüm sürecini yakalayacaksınız. Üniversiteye gelen elinde döner bıçağıyla, silahla gelmeyecek. Onun en büyük silahının bilgisayar, kitap olması lazım. O olduğu andan itibaren, kendisi de güç kazanır kendisi de adam gibi adam olur. Bunu yakalamamız lazım" ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Terör estirmek suretiyle kişiye adam demezler. Bütün mesele ahlaki değerler noktasında bir şeyi yakalamak. O çok önemli" değerlendirmesinde bulundu.
Hedef yeni Türkiye'dir
Yurt dışına çıkan öğrencilerin, bilim insanlarının umutla Türkiye'ye döndüğünü ve üniversitelerde görev aldığını söyleyen Erdoğan, "Tersine beyin göçünü, yani yuvaya dönüşü daha da hızlandıracağız. Bu konuda elimizden geleni yapıyoruz, yapacağız. Önce kendi bilim insanlarımızı, ardından dünyanın bilim çevrelerini Türkiye’ye çekmeyi mutlaka başaracağız" dedi.
"Ekonomide ve siyasette olduğu gibi bilim alanındaki bu gelişmeler de dünyada bazılarını rahatsız ediyor" diyen Erdoğan, "Bu süreci akamete uğratmak için, bu kararlı yürüyüşü durdurabilmek için her yol deneniyor" ifadesini kullandı.
Erdoğan, on yıllardır Türkiye'ye karşı yapılan operasyonlar ve kurgulanan tuzaklar nedeniyle ülkenin çok kan kaybettiğini ifade ederek, "Eğer bu operasyonlar başarıya ulaşırsa, bu tuzaklara düşersek, içerideki sorunları çözemezsek, inanın ülkeye ve millete yazık olur. Türkiye yeniden eski Türkiye'ye dönüşür. Buna müsaade edemeyiz" diye konuştu.
"Hedef şahsım değildir. Hükümet ya da bir parti, o da değildir" diyen Erdoğan, "Hedef yeni Türkiye'dir. Bizler faniyiz, hepimiz gelip geçiciyiz. Kimse kalıcı değil. Aşık Veysel'in dediği gibi dünya malum, iki kapılı bir han, birinden gireceğiz, öbüründen çıkacağız. Olay bu. Girdik, şimdi çıkacağımız günü bekliyoruz. Bakalım ne zaman çıkacağız. Öyleyse 'bu kadar küçük bir dünyada bu kavga niye?' diye sorarlar. Eğer Türkiye'nin kazanımlarına, Türkiye'nin istiklaline bizim sahip çıktığımız gibi sahip çıkılmazsa bütün kazanımlar heba olur. Eski Türkiye yeniden can bulur" şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasetçilerden önce akademisyenlerin özgürlüğe, demokrasiye, milli iradeye inanmış olmaları gerektiğini belirtti.
Erdoğan, "1940'lardaki tek parti dönemini özleyen, faşizm, baskı, yasaklama, ret ve inkar özlemi içinde olan üniversite ve akademi dünyasının" geçmişte Türkiye'ye büyük zararlar verdiğini anlatarak, şöyle devam etti:
"Üniversiteleri özgürlük ortamından çıkarıp hapishaneye, tek tip insan yetiştiren kurumlara, ikna odalarına çeviren bir zihniyet, inanın Türkiye'ye büyük zarar vermiştir. İşte biz de öğrenciliğimizi o şartlar içinde geçirdik. Üniversitelerde bu tek parti ve faşizm özlemi içinde olan zihniyet kadar aklını, iradesini, hatta inancını bir takım ihanet şebekelerine kiraya veren zihniyet de aynı derecede tehlikelidir. Nitekim işte o tek partici, faşizm zihniyet ile ihanet şebekelerinin nasıl bir ittifak içinde olduğu, nasıl bir iş birliği içinde olduklarını da bugünlerde görüyoruz. Başörtüsünü yasaklayanlarla, başörtüsüne 'füruat' diyenler kol kola girdiler. Darbecilerle, darbelere övgüler düzenler, düzenleyenler bir araya geldiler. Üst aklın maşası olanlar, ne kadar uçlarda gibi görünseler, bugünlerde görüyorsunuz kucaklaştılar. Bütün hayatları hukuku çiğnemekle geçenler, normalleşen bir hukuk karşısında eski Türkiye'nin hukukunu istemeye başladılar. Bütün hayatları özgürlükleri kısıtlamakla, tehdit etmekle, ret ve inkar etmekle geçenler, gerçek özgürlük karşısında eski Türkiye'nin baskılarını hatırlamaya başladılar. İnşallah o eski Türkiye'ye geri dönüş olmayacak. Türkiye, inanıyorum ki her bir ferdiyle normalleşmeye yani yeni Türkiye'ye sahip çıkacak."
Üniversitelerin ve akademisyenlerin özgürlük ortamına daha fazla sahip çıkmaları, onu daha da geliştirmelerinin en büyük arzuları olduğunu ifade eden Erdoğan, "Bilim de ancak o şekilde gelişecek ancak o şekilde üretilecek ve üretecektir" dedi.
Kimi zaman hileyle soru çalarak belli kurumlara sızdılar
Cumhurbaşkanı Erdoğan, birikimini, sahip olduğu konumu ülkesi için seferber etmek yerine kriptolu telefonları dinlemeye yoğunlaştıranların nasıl bir ihanet işine girdiklerini herkesin gördüğünü dile getirerek, "Milletin parasıyla okudular, milletten 'himmet' adı altında topladıkları paralarla okudular, kimi zaman hileyle soru çalarak belli kurumlara sızdılar, milletin kurumlarında, milletin imkanlarını kullanarak, ne yazık ki millete çalışmak yerine gittiler uluslararası çevrelere hatta uluslararası istihbarat örgütlerine çalıştılar. İşte TÜBİTAK, bunun en bariz örneğidir. Bilim üretmesi, bilimi, araştırmayı, geliştirmeyi desteklemesi beklenen TÜBİTAK, gizli bir şeklide, sinsi bir şeklide bir ihanet şebekesine, onun maşası olan çevrelere çalıştı" diye konuştu.
TÜBİTAK'ın bir normalleşme süreci içine girdiğini belirten Erdoğan, "Normalleşmiştir diyemiyorum. Henüz yok. Daha orada ciddi temizliklerin yapılması gerekiyor. Biraz daha zaman alacak. Türkiye'nin şu anda uydusunu inşa edecek imzayı bugün attık. Hayırlı olur inşallah. Üniversitelerimizden de beklentimiz budur. Biz yasaklara ya da kökü dışarıda sahte hocalara aşık değil bilime aşık üniversiteler istiyoruz. İradelerini, zeka ve zihinlerini kurulan tuzaklar neticesinde ihanet şebekelerine kaptıran öğrenciler değil, akademisyenler değil, üniversiteler değil, özgür bireyler, özgür kurumlar istiyoruz" değerlendirmesinde bulundu.
Allah nefes verdiği müddetçe bu mücadelemiz sürecektir
Erdoğan, özgürlük arttıkça aydınlıktan gözleri kamaşıp kendilerine özgürlük isteyenlerin yaygara yapacağını kaydederek, "Ne yaparlarsa yapsınlar, biz birilerinin özgürlüğü için değil 77 milyonun topyekün özgürlüğü için mücadele edeceğiz. Mesele budur. Bunu inşallah başardık, başarıyoruz. Güçlü Türkiye, büyük Türkiye, artık imtiyazlı kesimlere özgürlük sağlayan, imtiyazlı kesimlere çıkar sağlayan operasyonlarla hamdolsun artık başa çıkabiliyor. Dünden itibaren ulusal ve uluslararası medyada ya da bazı çevrelerde başlatılan Türkiye aleyhtarı algı operasyonları da göreceksiniz onlar da boşa çıkacak. Çetelerin hukuku değil milletin hukuku, inşallah Türkiye'yi çok daha özgür bir konuma yükseltecek. Bizler çok mücadele ettik. Türkiye'yi bu noktalara getirdik. Allah nefes verdiği müddetçe bu mücadelemiz sürecektir. Ardından bayrağı genç nesiller alacak. Sizlerin yetiştireceği o nesillere inanıyoruz, güveniyoruz" ifadelerini kullandı.
Üniversitenin hayırlı olmasını temenni eden Erdoğan, öğrencilere ve akademisyenlere başarılar dileyerek sözlerini tamamladı.
Notlar
Gebze Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Haluk Görgün, ziyaretleri nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan'a teşekkür ederek, Erdoğan'ın her fırsatta ülkenin kalkınmasında öncü olacak üniversitelerden beklentilerini dile getirdiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu yöndeki açıklamalarına değinen ve üniversite adına yapılması planlanan faaliyetleri anlatan Görgün, artık üniversitelerin bilgi üretmesinin yanı sıra o bilginin etkin şekilde kullanılmasının sağlanması gerektiğini ifade etti.
"Dünyanın en güçlü silahının ateşlenmiş insan ruhu olduğunu söylerler, bölge insanının ruhunu ateşlemek için üzerimize düşen tüm sorumluluğu almaya hazırız" diyen Görgün, bölge insanının, milletvekillerinin, bürokratların, il ve ilçe yöneticilerinin üniversitelerine olan ilgisinin kendilerini çok mutlu ettiğini dile getirdi.
Gebze Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Görgün, Erdoğan'a konuşmasının ardından, günün anısına üzerinde Osmanlı arması ve padişahlarının portrelerinin yer aldığı porselen tablo hediye etti. Erdoğan da günün anısına Görgün'e hediye verdi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Gebze'nin genel olarak da Kocaeli'nin sanayi merkezi olmanın yanında da tabii artık bir bilim, teknoloji, araştırma ve geliştirme merkezine dönüştüğünü, çok büyük bir memnuniyetle müşahede ediyoruz. Yapılan yatırımlarla hele hele devam eden bilişim vadisi gibi önemli projelerle başlayacak yeni projeler var önümüzde. Kocaeli ve Gebze, Türkiye'nin hatta dünyanın müstesna merkezlerinden birisi haline gelecektir" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Gebze Teknik Üniversitesi'ni ziyaret etti. Burada bir konuşma yapan Erdoğan, konuşmasına, 41 gün önce kuruluşu gerçekleşen üniversiteye, "41 kere maşallah" diyerek başladı. Üniversitenin millet ve ülke için hayırlı olmasını dileyen Erdoğan, şöyle devam etti:
"Başbakanlık vazifesini ifa ettiğim 12 yıllık süreçte yeni 99 üniversitenin kurulmasına öncülük etmiştim. Çok eleştiriler aldım dediler ki 'bir anda bu kadar üniversiteyi kurmak doğru mu?' dediler ki 'hoca yok üniversite kuruluyor.' Bütün bunlara karşı o süreç içerisinde ben de hep düşüncelerimi ortaya koydum. Türkiye'nin çok ciddi bir göç durumuyla karşı karşıya olduğunu, özellikle öğrenci göçünün inkar edilemeyecek, engellenemeyecek bir durumda olduğunu, bunun ortaya koyduğu mali portrenin çok çok büyük olduğunu, öyleyse bizim o garip gureba, fakir fukara doğu, güneydoğu bu bölgedeki yavruların ayağına üniversiteyi götürmemizin gerekliliğine... Dolayısıyla her ilimizde bir üniversitenin olmasının bizim olmazsa olmaz bir görevimiz olduğunu ifade ederek, asıl görev tüm bu üniversitelerdeki hocalarımızın, yeni akademisyenler yetiştirmek suretiyle oralara da bu hizmeti götürmemiz gerektiğini ifade ettim."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gebze Teknik Üniversitesi'nin kendisi için bu noktada ayrı bir yere sahip olduğuna dikkati çekerek, "O da Cumhurbaşkanı olarak kuruluşunu onayladığım ilk üniversite, 12 yıllık süreçte kuruluşuna öncülük ettiğimiz 100. üniversite oldu. Bu bakımdan anlamlı. 2002 yılında Türkiye'de toplam 76 üniversite vardı. Gebze Teknik Üniversitesi ile birlikte 100 yeni üniversite ve sayı 176'ya böylece ulaşmış oldu. Tekrar bu yeni üniversitemizin hayırlı olmasını diliyor, başta öğrenci, hocalarımız olmak üzere tüm üniversite camiasına başarılar temenni ediyorum" diye konuştu.
Gebze Teknik Üniversitesi'nin sıfırdan kurulmuş bir üniversite olmadığını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Üniversitemizin temelinde, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü gibi oldukça büyük bir tecrübe birikimi vardır. Ben buna böyle inanıyorum. Bugüne kadar yapılan çalışmaların, elde edilen başarıların üniversite vasfıyla çok daha yükseklere taşınacağına yürekten inanıyorum. Bugün İzmit ve Gebze'de gerçekten dolu dolu bir ziyaret inceleme ve açılış programı gerçekleştirdik. Tabii eski alışkanlık 'İzmit' dedik aslında Kocaeli dememiz lazım. Önce Kocaeli İzmit'te TÜPRAŞ'ın fuel oil dönüşüm tesisinin açılışını yaptık. Tabii rakam küçük değil 3 milyar dolarlık bir yatırım ama özelleştirme sürecinden itibaren alırsak 10 milyar dolarlık bir yatırım. Türkiye'de bugüne kadar tek kalemde yapılmış en büyük sanayi yatırımı olma özelliğini taşıyor."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ardından TÜBİTAK Gebze Kampüsü'ne geçtiklerini ve çok önemli bir törene iştirak ettiklerini anımsatarak, "TÜRKSAT 6A haberleşme uydusu geliştirilmesi ve üretimi projesi, orada atılan imzalarla resmen başlamış oldu. Ülkemiz, milletimiz adına çok büyük bir prestij ve iftihar vesilesi olduğuna inanmış olduğum bir proje. Ardından bazı tesislerimizi ve bu noktada aldığımız brifingle de geleceğe yönelik buradaki heyecanı, arkadaşlarımla paylaşma fırsatını buldum. Bilim, teknoloji ve Ar-Ge adına Türkiye'nin ulaştığı seviyeleri, bu brifingde görme fırsatım oldu. Son olarak da Gebze Teknik Üniversitemize geldik ve şimdi sizlerle bir aradayız. Az önce Haluk Hocamızın haklı olarak ifade ettiği böyle küçük bir konferans salonunda hakikaten 5 bini aşkın öğrenciye sahip bir üniversitede böyle küçük bir konferans salonun da olmaması lazım" ifadelerini kullandı.
Erdoğan, Gebze'deki yerel güç, kuvvetlerin aynı zamanda üniversitenin kendi imkanlarının elele vermesi gerektiğine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Çünkü burası aynı zamanda bir sanayi şehri. Buranın sanayicileri de üniversitelerini hele hele bir teknik üniversiteyi kendi başına bırakmayacaklardır, onlar da gerekli destekleri vereceklerdir. Bu noktada gerek valimiz, gerek belediye başkanımız tabii hükümet olarak da bakanımız buraya verecekleri destekle bir an önce burada yeni bir kampüs oluşumuna vesile olacaklardır. Büyüklerimizin bir ifadesi var hakikaten mekanın şereflisi kaliteli insanın yetişmesine vesile oluyor. Onun için de burada güzel bir proje, güzel bir mekan... İnşallah Kocaeli Üniversitesi de şu andaki öğrenci sayısıyla büyük bir rakama ulaştı. Zannediyorum 78 bin filan öğrenci var orada da."
Kocaeli'nin üniversiteler şehri olması
Kocaeli'nin bir üniversiteler şehri olmasında, geleceğe yönelik başka adımları da atmaya hazırlandığını ifade eden Erdoğan, "Çünkü nüfusu itibarıyla artık büyükşehir ve ciddi de göç alan bir şehir. Öyleyse burada şimdi bu üniversitenin kalitede çok çok şöyle ileri adımlar atmış olması, inanıyorum ki bir cazibe merkezi olmayı da getirecektir. Gebze'nin genel olarak da Kocaeli'nin sanayi merkezi olmanın yanında da tabii artık bir bilim, teknoloji, araştırma ve geliştirme merkezine dönüştüğünü, çok büyük bir memnuniyetle müşahede ediyoruz. Yapılan yatırımlarla hele hele devam eden bilişim vadisi gibi önemli projelerle başlayacak yeni projeler var önümüzde. Kocaeli ve Gebze, Türkiye'nin hatta dünyanın müstesna merkezlerinden birisi haline gelecektir" diye konuştu.
"Elbette biz bu alanda maalesef çok geç kalmış bir ülkeyiz" diyen Erdoğan, şöyle devam etti:
"On yıllar önce atılması gereken bu adımlar, kurulması gereken bu tesisler ancak şimdi bu dönemde hayata geçebiliyor. Ancak biz umutsuz olmadık, umudumuzu kaybetmedik dedik ki 'biz bunları aşacağız.' 12 yıl önce 'zararın neresinden dönersek kardır' dedik. 'Bir yerden başlamalı' dedik ve dört tane kendimize temel taş tespit ettik. 'Eğitim' dedik, 'sağlık' dedik, 'adalet' dedik, 'emniyet' dedik. Eğitime verdiğimiz ağırlık, o gün bugündür devam ediyor. Önce yapısal noktada attığımız adımlarla Osmanlı'dan 79 yıllık cumhuriyet dönemi dahil tüm derslik sayısının üçte ikisinden fazlasını ki 265 bin derslik 12 yıl içerisinde yapıldı."
En çok personel alımı öğretmenlerde yapılıyor
Erdoğan, kendisinin talebeliğinde İstanbul'da ilkokulda 75 kişilik sınıfta okuduğunu belirterek, "Geldik orta, lise orada da aynı 80-85... İçinizde bu dönemleri yaşayanlarınız olmuştur. Hele hele Anadolu'da 100 kişilik sınıflarda okuyanlar oldu. Buralardan şimdi koyduğumuz hedef şu; dedik ki 30'un üzerinde olmayacağız 30'un altında olacağız. Hamdolsun artık bu çok yerde yakalandı. Şimdi 30'un üstünde sınıflarımız, dersliklerimiz hamdolsun yok" değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şimdiki eksiğin öğretmen konusunda olduğunu anlatarak, "Çünkü bütçe ne kadar müsaade ediyorsa bir yerde de o kadar öğretmen alabiliyorsunuz. Buna rağmen hiçbir dönemde alınmamış öğretmeni, bu 12 yıl içerisinde eğitim camiamıza kattık. Aynı kararlılıkla bu da devam ediyor. Yani en çok personel alımı öğretmenlerde yapılıyor. İşte bu sene ağustosta yanılmıyorsam 40 bin öğretmen alındı yine bu ara dönemde bir 15 bin öğretmen daha alınmak suretiyle 55 öğretmen de bu eğitim öğretim sezonunda eğitim camiasına katılmış oluyor. Bunlar önemli rakamlar, bunlar geçmişte olan şeyler değildi. Attığımız adımlar, toprakla buluşturduğumuz bu tohumlar inanıyorum ki gelecek adına çok büyük değer ihtiva ediyor" şeklinde konuştu.
Erdoğan, Türkiye'nin başta savunma sanayi olmak üzere pek çok alanda atılım yapan, ilkleri başaran, dünyayla rekabet edebilen bir ülke konumuna yükseldiğini belirterek, "Bu ivmeyle devam ettiği müddetçe inanıyorum ki araştırma geliştirme, inovasyon, markalaştırma, patent alanında özellikle mevcut durumu kat be kat artmak suretiyle dünyada ses getiren başarılara inşallah ulaşacağız" değerlendirmesini yaptı.
Türkiye'de son 12 yılda üniversite sayısının 76'dan 176'ya, fakülte sayısının 558'den bin 484'e, enstitü sayısının 289'dan 631'e, yüksek okul sayısının 171'den 493'e çıktığını anlatan Erdoğan, hükümetin öğretim üyelerinin maaşlarında da ciddi oranda artış gerçekleştirdiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yüksek öğretim tazminatı ve akademik teşvik ödeneğiyle üniversitelerin cazibelerinin arttığını ifade ederek, "Bütün bu yatırımlar Türkiye'nin geleceğine yapılmış yatırımlardır. Bu yatırımlar, bugün bile etkisini göstermeye başladı ki gelecekte etkisinin daha yüksek olacağına, Türkiye’nin eğitim ve bilim atmosferini daha da değiştireceğine ben gönülden inanıyorum" dedi.
Cazibe merkezlerini yeniden inşa etmek zorundayız
Bilimin üretilmesi, gelişmesi, yerleşmesi için belli şartların bulunması gerektiğine vurgu yapan Erdoğan, tarihte Bağdat, Endülüs, Konya ve İstanbul gibi kentlerin sahip oldukları özgürlük, refah ve güvenlik ile dönemin alimlerini kendilerine çektiklerini aktardı.
İstanbul'un yaklaşık 4 asır boyunca hem siyasi başkent, hem de dünya biliminin başkenti olduğunu dile getiren Erdoğan, "İstanbul'u bir ilim merkezi yapan da özgürlük, güvenlik ve refah ortamıydı. Şu anda batıdaki bilim merkezlerine baktığınızda özellikle ABD'ye baktığınızda bizim tarihimizdeki o iklimi sağlamaya çalıştığı için başarılı olduğunu görürsünüz" ifadelerini kullandı.
Erdoğan, Türkiye dahil dünyanın hemen her ülkesinden bilim insanlarının ABD'de faaliyet gösterdiğine işaret ederek, şöyle devam etti:
"İşte biz yeniden yeni Türkiye çıkışıyla bu atmosferi, iklimi oluşturmak zorundayız. Tarihte sahip olduğumuz o cazibe merkezlerini yeniden inşa etmek zorundayız. Bunu başarabilmek için özgürlük, güvenlik ve refaha ihtiyacımız var. İşte bu 3 alanda 12 yıllık süreçte çok büyük ilerleme kaydettik."
Özgürlük, refah ve güvenliğin gelişmesiyle bilimin sağlam bir zeminde ilerlemeye başladığını bildiren Erdoğan, "Bilim büyüdükçe ekonomi büyüdü. Ekonomi büyüdükçe özgürlükler genişledi. Özgürlükler genişledikçe güvenlik artmaya başladı. Hep şu iki kavramı ifade ettim: İstikrar ve güven. Eğer istikrar ve güven olmazsa, Türkiye'yi sıçratamayız" değerlendirmesini yaptı.
Üniversiteye gelen elinde döner bıçağıyla, silahla gelmeyecek
Erdoğan, istikrar ve güven ortamı içinde Türkiye'nin son 12 yılda ekonomisini 3,5 kat büyüttüğünü belirterek, "Güvenliği tam manasıyla zaten sağlamış olsaydık, burada belki bir çelişki göreceksiniz, o zaman inanın bu oran çok daha fazla olurdu. Neydi bu? Terör. Terörde istediğimiz neticeyi henüz tam alabilmiş değiliz" dedi.
Terörün çözülmüş olması halinde yatırımların Doğu ve Güneydoğu’da da sıçramasıyla Türkiye'nin çok daha fazla büyümüş olacağını ifade eden Erdoğan, "Onun için biz çözüm sürecini başarıyla tamamladığımızda özellikle de Türkiye'ye yönelik ulusal ve uluslararası operasyonların önünü tamamen kestiğimizde, göreceksiniz özgürlük, güvenlik ve refah çok daha güçlenmiş olacak, bilim daha sağlam bir zemine kavuşmuş olacak" diye konuştu.
Terör örgütünün okul, üniversite yaktığını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu terörist yapıyla tabii ki mücadele kararlı bir şekilde devam edecek. Çözüm sürecini yakalayacaksınız. Üniversiteye gelen elinde döner bıçağıyla, silahla gelmeyecek. Onun en büyük silahının bilgisayar, kitap olması lazım. O olduğu andan itibaren, kendisi de güç kazanır kendisi de adam gibi adam olur. Bunu yakalamamız lazım" ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Terör estirmek suretiyle kişiye adam demezler. Bütün mesele ahlaki değerler noktasında bir şeyi yakalamak. O çok önemli" değerlendirmesinde bulundu.
Hedef yeni Türkiye'dir
Yurt dışına çıkan öğrencilerin, bilim insanlarının umutla Türkiye'ye döndüğünü ve üniversitelerde görev aldığını söyleyen Erdoğan, "Tersine beyin göçünü, yani yuvaya dönüşü daha da hızlandıracağız. Bu konuda elimizden geleni yapıyoruz, yapacağız. Önce kendi bilim insanlarımızı, ardından dünyanın bilim çevrelerini Türkiye’ye çekmeyi mutlaka başaracağız" dedi.
"Ekonomide ve siyasette olduğu gibi bilim alanındaki bu gelişmeler de dünyada bazılarını rahatsız ediyor" diyen Erdoğan, "Bu süreci akamete uğratmak için, bu kararlı yürüyüşü durdurabilmek için her yol deneniyor" ifadesini kullandı.
Erdoğan, on yıllardır Türkiye'ye karşı yapılan operasyonlar ve kurgulanan tuzaklar nedeniyle ülkenin çok kan kaybettiğini ifade ederek, "Eğer bu operasyonlar başarıya ulaşırsa, bu tuzaklara düşersek, içerideki sorunları çözemezsek, inanın ülkeye ve millete yazık olur. Türkiye yeniden eski Türkiye'ye dönüşür. Buna müsaade edemeyiz" diye konuştu.
"Hedef şahsım değildir. Hükümet ya da bir parti, o da değildir" diyen Erdoğan, "Hedef yeni Türkiye'dir. Bizler faniyiz, hepimiz gelip geçiciyiz. Kimse kalıcı değil. Aşık Veysel'in dediği gibi dünya malum, iki kapılı bir han, birinden gireceğiz, öbüründen çıkacağız. Olay bu. Girdik, şimdi çıkacağımız günü bekliyoruz. Bakalım ne zaman çıkacağız. Öyleyse 'bu kadar küçük bir dünyada bu kavga niye?' diye sorarlar. Eğer Türkiye'nin kazanımlarına, Türkiye'nin istiklaline bizim sahip çıktığımız gibi sahip çıkılmazsa bütün kazanımlar heba olur. Eski Türkiye yeniden can bulur" şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasetçilerden önce akademisyenlerin özgürlüğe, demokrasiye, milli iradeye inanmış olmaları gerektiğini belirtti.
Erdoğan, "1940'lardaki tek parti dönemini özleyen, faşizm, baskı, yasaklama, ret ve inkar özlemi içinde olan üniversite ve akademi dünyasının" geçmişte Türkiye'ye büyük zararlar verdiğini anlatarak, şöyle devam etti:
"Üniversiteleri özgürlük ortamından çıkarıp hapishaneye, tek tip insan yetiştiren kurumlara, ikna odalarına çeviren bir zihniyet, inanın Türkiye'ye büyük zarar vermiştir. İşte biz de öğrenciliğimizi o şartlar içinde geçirdik. Üniversitelerde bu tek parti ve faşizm özlemi içinde olan zihniyet kadar aklını, iradesini, hatta inancını bir takım ihanet şebekelerine kiraya veren zihniyet de aynı derecede tehlikelidir. Nitekim işte o tek partici, faşizm zihniyet ile ihanet şebekelerinin nasıl bir ittifak içinde olduğu, nasıl bir iş birliği içinde olduklarını da bugünlerde görüyoruz. Başörtüsünü yasaklayanlarla, başörtüsüne 'füruat' diyenler kol kola girdiler. Darbecilerle, darbelere övgüler düzenler, düzenleyenler bir araya geldiler. Üst aklın maşası olanlar, ne kadar uçlarda gibi görünseler, bugünlerde görüyorsunuz kucaklaştılar. Bütün hayatları hukuku çiğnemekle geçenler, normalleşen bir hukuk karşısında eski Türkiye'nin hukukunu istemeye başladılar. Bütün hayatları özgürlükleri kısıtlamakla, tehdit etmekle, ret ve inkar etmekle geçenler, gerçek özgürlük karşısında eski Türkiye'nin baskılarını hatırlamaya başladılar. İnşallah o eski Türkiye'ye geri dönüş olmayacak. Türkiye, inanıyorum ki her bir ferdiyle normalleşmeye yani yeni Türkiye'ye sahip çıkacak."
Üniversitelerin ve akademisyenlerin özgürlük ortamına daha fazla sahip çıkmaları, onu daha da geliştirmelerinin en büyük arzuları olduğunu ifade eden Erdoğan, "Bilim de ancak o şekilde gelişecek ancak o şekilde üretilecek ve üretecektir" dedi.
Kimi zaman hileyle soru çalarak belli kurumlara sızdılar
Cumhurbaşkanı Erdoğan, birikimini, sahip olduğu konumu ülkesi için seferber etmek yerine kriptolu telefonları dinlemeye yoğunlaştıranların nasıl bir ihanet işine girdiklerini herkesin gördüğünü dile getirerek, "Milletin parasıyla okudular, milletten 'himmet' adı altında topladıkları paralarla okudular, kimi zaman hileyle soru çalarak belli kurumlara sızdılar, milletin kurumlarında, milletin imkanlarını kullanarak, ne yazık ki millete çalışmak yerine gittiler uluslararası çevrelere hatta uluslararası istihbarat örgütlerine çalıştılar. İşte TÜBİTAK, bunun en bariz örneğidir. Bilim üretmesi, bilimi, araştırmayı, geliştirmeyi desteklemesi beklenen TÜBİTAK, gizli bir şeklide, sinsi bir şeklide bir ihanet şebekesine, onun maşası olan çevrelere çalıştı" diye konuştu.
TÜBİTAK'ın bir normalleşme süreci içine girdiğini belirten Erdoğan, "Normalleşmiştir diyemiyorum. Henüz yok. Daha orada ciddi temizliklerin yapılması gerekiyor. Biraz daha zaman alacak. Türkiye'nin şu anda uydusunu inşa edecek imzayı bugün attık. Hayırlı olur inşallah. Üniversitelerimizden de beklentimiz budur. Biz yasaklara ya da kökü dışarıda sahte hocalara aşık değil bilime aşık üniversiteler istiyoruz. İradelerini, zeka ve zihinlerini kurulan tuzaklar neticesinde ihanet şebekelerine kaptıran öğrenciler değil, akademisyenler değil, üniversiteler değil, özgür bireyler, özgür kurumlar istiyoruz" değerlendirmesinde bulundu.
Allah nefes verdiği müddetçe bu mücadelemiz sürecektir
Erdoğan, özgürlük arttıkça aydınlıktan gözleri kamaşıp kendilerine özgürlük isteyenlerin yaygara yapacağını kaydederek, "Ne yaparlarsa yapsınlar, biz birilerinin özgürlüğü için değil 77 milyonun topyekün özgürlüğü için mücadele edeceğiz. Mesele budur. Bunu inşallah başardık, başarıyoruz. Güçlü Türkiye, büyük Türkiye, artık imtiyazlı kesimlere özgürlük sağlayan, imtiyazlı kesimlere çıkar sağlayan operasyonlarla hamdolsun artık başa çıkabiliyor. Dünden itibaren ulusal ve uluslararası medyada ya da bazı çevrelerde başlatılan Türkiye aleyhtarı algı operasyonları da göreceksiniz onlar da boşa çıkacak. Çetelerin hukuku değil milletin hukuku, inşallah Türkiye'yi çok daha özgür bir konuma yükseltecek. Bizler çok mücadele ettik. Türkiye'yi bu noktalara getirdik. Allah nefes verdiği müddetçe bu mücadelemiz sürecektir. Ardından bayrağı genç nesiller alacak. Sizlerin yetiştireceği o nesillere inanıyoruz, güveniyoruz" ifadelerini kullandı.
Üniversitenin hayırlı olmasını temenni eden Erdoğan, öğrencilere ve akademisyenlere başarılar dileyerek sözlerini tamamladı.
Notlar
Gebze Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Haluk Görgün, ziyaretleri nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan'a teşekkür ederek, Erdoğan'ın her fırsatta ülkenin kalkınmasında öncü olacak üniversitelerden beklentilerini dile getirdiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu yöndeki açıklamalarına değinen ve üniversite adına yapılması planlanan faaliyetleri anlatan Görgün, artık üniversitelerin bilgi üretmesinin yanı sıra o bilginin etkin şekilde kullanılmasının sağlanması gerektiğini ifade etti.
"Dünyanın en güçlü silahının ateşlenmiş insan ruhu olduğunu söylerler, bölge insanının ruhunu ateşlemek için üzerimize düşen tüm sorumluluğu almaya hazırız" diyen Görgün, bölge insanının, milletvekillerinin, bürokratların, il ve ilçe yöneticilerinin üniversitelerine olan ilgisinin kendilerini çok mutlu ettiğini dile getirdi.
Gebze Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Görgün, Erdoğan'a konuşmasının ardından, günün anısına üzerinde Osmanlı arması ve padişahlarının portrelerinin yer aldığı porselen tablo hediye etti. Erdoğan da günün anısına Görgün'e hediye verdi.
Son Güncelleme: Salı, 16 Aralık 2014 10:51
Gösterim: 942
13-14 Aralık mazeret sınavları soru ve cevapları yayınlandı Mazeret sınavları soru ve cevap anahtarını indirmek için Tıklayın
TEOG kapsamında 8. sınıf öğrencilerine yönelik 26-27 Kasım'da gerçekleştirilen ortak yazılı sınavlara mazereti nedeniyle giremeyenler için yapılan mazeret sınavlarının soru ve cevapları yayınlandı.
MEB, 8. sınıf öğrencilerine yönelik 26-27 Kasım'da 979 sınav merkezinde 15 bin 470 okulda, 93 bin 589 salonda gerçekleştirilen ortak sınavlar için 1 milyon 287 bin 847 öğrencinin katılımı planlanmış ve bu yönde hazırlıklarını yapmıştı. Ancak bazı öğrenciler hava muhalefeti ve diğer mazeretleri nedeniyle yazılılara giremedi. Ortak sınavlardan Türkçe yazılısına 43 bin 687, T.C inkılap tarihi ve Atatürkçülük yazılısına 41 bin 36, matematik yazılısına 43 bin 117, fen ve teknoloji yazılısına 41 bin 725, din kültürü ve ahlak bilgisi yazılısına 43 bin 191, yabancı dil yazılısına ise 37 bin 589 öğrenci katılamamıştı.
26-27 Kasım'da yapılan TEOG’a katılamayan öğrenciler için 13-14 Aralık tarihlerinde yapılan mazeret sınavlarının soru ve cevapları Bakanlığın internet sitesinde yayınlandı.
TEOG mazeret sınavları soru ve cevaplarını indirmek için Tıklayın
Merkezi ortak sınavların ve mazeret sınavlarının sonuçları ocak ayında açıklanacak.
İkinci dönem merkezi ortak sınav tarihleri
İkinci dönem merkezi ortak sınavı, 29-30 Nisan 2015'te, mazeret sınavı ise 16-17 Mayıs 2015'te gerçekleştirilecek.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
13-14 Aralık mazeret sınavları soru ve cevapları yayınlandı Mazeret sınavları soru ve cevap anahtarını indirmek için Tıklayın
TEOG kapsamında 8. sınıf öğrencilerine yönelik 26-27 Kasım'da gerçekleştirilen ortak yazılı sınavlara mazereti nedeniyle giremeyenler için yapılan mazeret sınavlarının soru ve cevapları yayınlandı.
MEB, 8. sınıf öğrencilerine yönelik 26-27 Kasım'da 979 sınav merkezinde 15 bin 470 okulda, 93 bin 589 salonda gerçekleştirilen ortak sınavlar için 1 milyon 287 bin 847 öğrencinin katılımı planlanmış ve bu yönde hazırlıklarını yapmıştı. Ancak bazı öğrenciler hava muhalefeti ve diğer mazeretleri nedeniyle yazılılara giremedi. Ortak sınavlardan Türkçe yazılısına 43 bin 687, T.C inkılap tarihi ve Atatürkçülük yazılısına 41 bin 36, matematik yazılısına 43 bin 117, fen ve teknoloji yazılısına 41 bin 725, din kültürü ve ahlak bilgisi yazılısına 43 bin 191, yabancı dil yazılısına ise 37 bin 589 öğrenci katılamamıştı.
26-27 Kasım'da yapılan TEOG’a katılamayan öğrenciler için 13-14 Aralık tarihlerinde yapılan mazeret sınavlarının soru ve cevapları Bakanlığın internet sitesinde yayınlandı.
TEOG mazeret sınavları soru ve cevaplarını indirmek için Tıklayın
Merkezi ortak sınavların ve mazeret sınavlarının sonuçları ocak ayında açıklanacak.
İkinci dönem merkezi ortak sınav tarihleri
İkinci dönem merkezi ortak sınavı, 29-30 Nisan 2015'te, mazeret sınavı ise 16-17 Mayıs 2015'te gerçekleştirilecek.
Son Güncelleme: Pazartesi, 15 Aralık 2014 20:06
Gösterim: 2320
Milli Eğitim Bakanlığı liselerde okutulan kimya dersine ilişkin görüş ve önerileri almak için 12 ilde 9. ve 10. sınıf öğrenci ve öğretmenlerine anket uygulayacak.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) liselerde okutulan kimya dersine ilişkin görüş ve önerileri almak için 12 ilde 9. ve 10. sınıf öğrenci ve öğretmenlerine anket uygulayacak.
MEB ile TÜBİTAK arasında imzalanan, "Eğitimde İşbirliği Protokolü" kapsamında 9-12. sınıf kimya dersi öğretim programı hazırlandı. Bu eğitim yılında okutulmaya başlanan öğretim programına ilişkin, Ortaöğretim Genel Müdürlüğü, öğretmen ve öğrenci anketleriyle dersin değerlendirmesini yapacak.
Bu kapsamda, İstanbul, Tekirdağ, İzmir, Bursa, Konya, Antalya, Kayseri, Samsun, Trabzon, Erzurum, Malatya, Şanlıurfa illerinde bulunan Ortaöğretim Genel Müdürlüğüne bağlı fen ve anadolu liselerinde görev yapan kimya öğretmenleri ile aynı liselerde öğrenim gören 9. ve 10. sınıf öğrencilerine 9 Aralık'a kadar anket gerçekleştirilecek.
Öğrenci anketinde, 77 soru yer alıyor. Ankette, günlük yaşam kimyasına yönelik motivasyon ölçeğinin değerlendirildiği sorular ile öğrencilerin ders kitabına ilişkin görüşlerinin yer aldığı iki bölüm bulunuyor. Öğrencilerin, katılıyorum, katılmıyorum, kesinlikle katılıyorum, kesinlikle katılmıyorum ve kararsızım şeklinde yanıtlaması istenen günlük yaşam kimyasına yönelik motivasyon ölçeğinin değerlendirildiği sorular yer alıyor.
Sorular arasında, "kimya bilgilerimi zararsız kozmetik ürünleri seçerken kullanabiliyorum", "küçük çocuklara zararsız oyuncak seçerken kullanabiliyorum", "kimya bilgim sayesinde hangi temizlik malzemesinin hangi lekeyi çıkaracağını tespit edebiliyorum", "kimyayı turşu reçel yapımı, limonun balık kokusunu alması gibi olayları açıklamada kullanabiliyorum", "kimyayı karbonmonoksit zehirlenmesi gibi olayların oluşumunu açıklamada kullanıyorum", "kimyadaki gelişmeleri teknolojinin ilerlemesine de katkı sağladığı için kimyaya ilgi duyuyorum", "kimya bilgilerim sayesinde hastayken kullandığım ilaçların özelliklerini anlarım" şeklinde sorulara yer veriliyor.
Görüş anketi kısmında ise öğrencilerin soruları "hiç, nadiren, bazen, sıklıkla ve çok sık" şeklinde yanıtlamaları isteniyor. Bu sorular arasında ise "Öğretmenimizin çalışırken kullanmamızı önerdiği kitap ders kitabıdır", "ders kitabı haricinde başka yayınevlerinin hazırladığı kitaplara da ihtiyaç duyuyorum" gibi sorular bulunuyor.
Öğretmenlere "Ders saati yeterli mi?" sorusu yöneltiliyor
Öğretmen anketinde ise 45 soruya yer verildi. Ankette, kimya ders kitabının günlük yaşam konseptinde değerlendirileceği bir bölüm ile öğretmenlerin kimya öğretiminde karşılaştığı sorunlar tespitine ilişkin görüşlerin alındığı bir bölüm bulunuyor.
Sorular arasında dikkat çekenlerden bazıları şöyle:
"-Kimya ders kitabındaki bilgiler, çevredeki kimyasal olayları daha iyi yorumlamayı sağlıyor.
-Kimya ders kitabındaki bilgiler günlük hayatta kullanılabiliyor.
-Kimya ders kitabındaki bilgilerle günlük yaşamdaki olaylar arasında ilişki kurulamıyor.
-Kimya ders kitabındaki bilgilerle günlük yaşamdaki olaylar arasında ilişki kurulamıyor. Kimya ders kitabı bilgileri somutlaştırarak sunmaktadır.
-Kimya ders saati müfredatta belirtilen konuları anlatmada yeterlidir.
-Kimya dersi ile ilgili yenilikleri takip edebiliyorum.
-Öğrenciler kimya dersini sadece üniversiteye giriş sınavına yönelik olarak öğrenmek istemektedirler.
-Okulumuzda araç-gereç, laboratuvar imkanları ve uygulama yapacak fiziksel alanlar yeterlidir.
-Sınıfların kalabalık olması kimya öğretimini olumsuz etkilemektedir.
-Üniversitede verilen kimya eğitimi liselerde kimya dersini anlatabilmek için yeterlidir."
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Milli Eğitim Bakanlığı liselerde okutulan kimya dersine ilişkin görüş ve önerileri almak için 12 ilde 9. ve 10. sınıf öğrenci ve öğretmenlerine anket uygulayacak.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) liselerde okutulan kimya dersine ilişkin görüş ve önerileri almak için 12 ilde 9. ve 10. sınıf öğrenci ve öğretmenlerine anket uygulayacak.
MEB ile TÜBİTAK arasında imzalanan, "Eğitimde İşbirliği Protokolü" kapsamında 9-12. sınıf kimya dersi öğretim programı hazırlandı. Bu eğitim yılında okutulmaya başlanan öğretim programına ilişkin, Ortaöğretim Genel Müdürlüğü, öğretmen ve öğrenci anketleriyle dersin değerlendirmesini yapacak.
Bu kapsamda, İstanbul, Tekirdağ, İzmir, Bursa, Konya, Antalya, Kayseri, Samsun, Trabzon, Erzurum, Malatya, Şanlıurfa illerinde bulunan Ortaöğretim Genel Müdürlüğüne bağlı fen ve anadolu liselerinde görev yapan kimya öğretmenleri ile aynı liselerde öğrenim gören 9. ve 10. sınıf öğrencilerine 9 Aralık'a kadar anket gerçekleştirilecek.
Öğrenci anketinde, 77 soru yer alıyor. Ankette, günlük yaşam kimyasına yönelik motivasyon ölçeğinin değerlendirildiği sorular ile öğrencilerin ders kitabına ilişkin görüşlerinin yer aldığı iki bölüm bulunuyor. Öğrencilerin, katılıyorum, katılmıyorum, kesinlikle katılıyorum, kesinlikle katılmıyorum ve kararsızım şeklinde yanıtlaması istenen günlük yaşam kimyasına yönelik motivasyon ölçeğinin değerlendirildiği sorular yer alıyor.
Sorular arasında, "kimya bilgilerimi zararsız kozmetik ürünleri seçerken kullanabiliyorum", "küçük çocuklara zararsız oyuncak seçerken kullanabiliyorum", "kimya bilgim sayesinde hangi temizlik malzemesinin hangi lekeyi çıkaracağını tespit edebiliyorum", "kimyayı turşu reçel yapımı, limonun balık kokusunu alması gibi olayları açıklamada kullanabiliyorum", "kimyayı karbonmonoksit zehirlenmesi gibi olayların oluşumunu açıklamada kullanıyorum", "kimyadaki gelişmeleri teknolojinin ilerlemesine de katkı sağladığı için kimyaya ilgi duyuyorum", "kimya bilgilerim sayesinde hastayken kullandığım ilaçların özelliklerini anlarım" şeklinde sorulara yer veriliyor.
Görüş anketi kısmında ise öğrencilerin soruları "hiç, nadiren, bazen, sıklıkla ve çok sık" şeklinde yanıtlamaları isteniyor. Bu sorular arasında ise "Öğretmenimizin çalışırken kullanmamızı önerdiği kitap ders kitabıdır", "ders kitabı haricinde başka yayınevlerinin hazırladığı kitaplara da ihtiyaç duyuyorum" gibi sorular bulunuyor.
Öğretmenlere "Ders saati yeterli mi?" sorusu yöneltiliyor
Öğretmen anketinde ise 45 soruya yer verildi. Ankette, kimya ders kitabının günlük yaşam konseptinde değerlendirileceği bir bölüm ile öğretmenlerin kimya öğretiminde karşılaştığı sorunlar tespitine ilişkin görüşlerin alındığı bir bölüm bulunuyor.
Sorular arasında dikkat çekenlerden bazıları şöyle:
"-Kimya ders kitabındaki bilgiler, çevredeki kimyasal olayları daha iyi yorumlamayı sağlıyor.
-Kimya ders kitabındaki bilgiler günlük hayatta kullanılabiliyor.
-Kimya ders kitabındaki bilgilerle günlük yaşamdaki olaylar arasında ilişki kurulamıyor.
-Kimya ders kitabındaki bilgilerle günlük yaşamdaki olaylar arasında ilişki kurulamıyor. Kimya ders kitabı bilgileri somutlaştırarak sunmaktadır.
-Kimya ders saati müfredatta belirtilen konuları anlatmada yeterlidir.
-Kimya dersi ile ilgili yenilikleri takip edebiliyorum.
-Öğrenciler kimya dersini sadece üniversiteye giriş sınavına yönelik olarak öğrenmek istemektedirler.
-Okulumuzda araç-gereç, laboratuvar imkanları ve uygulama yapacak fiziksel alanlar yeterlidir.
-Sınıfların kalabalık olması kimya öğretimini olumsuz etkilemektedir.
-Üniversitede verilen kimya eğitimi liselerde kimya dersini anlatabilmek için yeterlidir."
Son Güncelleme: Pazartesi, 15 Aralık 2014 07:23
Gösterim: 1952
Türkiye, üstün yeteneklilerin eğitiminde henüz hedeflenen seviyelere ulaşamadı. Peki, dünyada üstün yetenekliler nasıl eğitiliyor, bu konuda neler yapılıyor?
Tüm alanlarda insan çabasıyla topluma yapılan katkılarda üstün zekâlı ve yetenekli bireylerin payı büyük. Bu nedenle, üstün zekâlı ve yetenekli bireylerin eğitimine tüm dünyada önem veriliyor. Ancak dünyada üstün yetenek eğitimi konusunda ABD, İsrail ve Kanada öne çıkıyor. Bu ülkelerde uzun zamandır sistematik olarak üstün yetenekli çocuklara destek veriliyor. Bütçe ayrılıyor, modeller oluşturuluyor.
ABD’DE HER EYALETTE FARKLI BİR EĞİTİM VAR
1950’li yıllarda üstün zekâlı ve yetenekli bireylerin eğitimine olan ilgi artış göstermiş. ABD ve Kanada bu alanda farklı bir eğitim gerektiğini savunan ve bu alanla ilgili çalışmalar yapan ilk ülkelerden. ABD’de sıklıkla tercih edilen önlemler zenginleştirme, hızlandırma, sınıf atlatma, ders atlatma, kredilendirme, farklı gruplar, farklılaştırma ve özel eğitim imkânları sağlama…
ABD’de eyalet sisteminden dolayı, her yerde aynı şekilde uygulanan bir üstün yetenekli çocuklar eğitimi yok. Üstün yeteneklilerin eğitimi konusunda her eyaletin kendi eğitim sistemi var. Örneğin Alabama Eyaleti’nde 6 yaşından itibaren en az 12 yıl üstün yetenekli çocuklara uygun eğitim ve özel hizmet verilmek zorunda. 50 eyaletten 30’unda ‘bu çocuklara hizmet verilmelidir’ diye kanunlar/yaptırımlar/fonlar var. Bazı eyaletlerde emlak vergilerinden pay aktarılıyor.
KANADA’DA KARMA EĞİTİM VERİLİYOR
Üstün yetenekliler eğitiminin örgün eğitimle en uyumlu biçimde kaynaştırıldığı, bilimsel verilerle eğitim kuramlarının yerinde uygulamaların yapıldığı ülkelerden biri de Kanada. Ağırlıklı olarak karma eğitim veriliyor. Yani üstün yeteneklilerle diğer öğrenciler aynı sınıfta eğitim görüyor. Okullardaki özel programlarla ayrı dersler de alan öğrenciler bir yandan da üstün yetenek sergilemedikleri alanlarda yaşıtları ile normal öğretimlerine devam ediyor.
Kanada’da Peel District’te öğrencilerin ilgi duydukları alanlarda becerilerini keşfetmeleri ve geliştirmeleri için farklı bölgesel programlara sahip liseler var. Bu bölgesel programların arasında bölgesel güçlendirme programı da bulunuyor. Üstün olarak tanılanan öğrenciler, kendi liselerine devam etmek yerine bu okullara girmeyi seçebiliyor. Bu programlarda öğrenciler temel dersleri alıyorlar ve bu dersler öğrencileri yaratıcı olmaya yönlendiren modifiye edilmiş ödevleri içeriyor.
İSRAİL’DE ÜSTÜNLERİN EĞİTİMİ KANUNİ ZORUNLULUK dk-apotek.com
Dünyada üstün zekâlı dahi çocukların eğitimine en geç başlayan (1970’lerde) ülkelerden biri olmasına rağmen şu anda üstün zekâlı dahi çocuklara en iyi eğitimi veren ülke İsrail… Bu ülkede üstün zekâlılar eğitimi kanuni zorunluluk.
1970’lerde başlayan çalışmalar devlet düzeyinde ele alınmış. İsrail Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Ulusal Üstün Zekâlılar Birliği kurulmuş ve ülkenin üstün zekâlı çocuklarının geleceği bu birlik tarafından planlanmış. Bu birlik teorikte ve pratikte çalışmalar yaparak ülke genelinde farklı nitelikte programlar geliştirmiş ve başlatmış. Bu programlar İsrail üniversiteleri tarafından da desteklenmiş.
İsrail’de üstün yetenekli çocuklar için hızlandırma, sınıf atlama ya da üst sınıftan ders alma, zenginleştirme (ek dersler) gibi yöntemler uygulanıyor. Okul dışı etkinlikler ve Bilim ve Sanat Merkezleri’ne ağırlık veriliyor.
ALMANYA’DA ÜSTÜNLER OTONOM ÖĞRENME YÖNTEMİ İLE EĞİTİLİYOR
Almanya’da üstünlerin eğitimiyle ilgili II. Dünya savaşından önce birçok araştırma yapılmış, ancak II. Dünya savaşından sonra bu çalışmalar tamamen durmuş. 1980’li yıllarda ise bu çalışmalar tekrar başlamış.
Almanya’da eğitim sistemindeki birçok üstün zekâlı ve yetenekli öğrenci otonom öğrenme yöntemi ile eğitiliyor. Buna göre öğrencilere çeşitli modüller öğretiliyor ve bu eğitim modülleri uygun bir şekilde incelenerek, düzenli talimatlarla uygulanıyor. Hem normal hem de özel programlarla bu eğitimler veriliyor. Bu öğrenme modeli öğretmenler tarafından dersliklerde dolaylı olarak uygulanıyor. Öğrencilere ev ödevi verilerek, evdeyken de öğrencinin otonom öğrenme modeline devam etmesi sağlanıyor. Okullar birçok eğitim modülünü içinde barındırmakta ve her modül 36 çalışma birimininde oluşmaktadır. Örneğin bu modüller matematik alıştırmalarını, öğrenme stratejilerini veya zaman yönetimini içeren modüller olabilmektedir. Modüllerde hem içerik hem de öğrenme stratejileri veya da bu birimlerin tümünün birleşimine ihtiyaç duyulabilmektedir. Bu modüller altı hafta boyunca her gün sürmekle beraber ve bu altı haftalık, her gün verilen eğitim kombinasyon halinde sunuluyor.
FRANSA’DA ÜSTÜNLER DİĞER ÖĞRENCİLERLE BİR ARADA
Fransa’da üstün yeteneklilere daha kaliteli bir eğitim sunmak amacıyla kurulmuş birçok kurum bulunuyor. Üç üniversitede hali hazırda uygulanmakta olan birçok program var.
Fransa’da üstün zekâlı ve yetenekli öğrencilerin diğer öğrencilerden ayrı tutulması istenmiyor. Tanılama için IQ setleri kullanılmakla birlikte, tüm öğrencilerin eğitimine uygun programlar oluşturuluyor. Tanılamadaki ve gruplamadaki yaşanabilecek sıkıntıların en aza indirgenmesi amacıyla, öğretmen eğitimine birincil önem veriliyor. Bu sebeple Paris Descartes Üniversitesinde bir öğretmen eğitimi programı mevcuttur. Bunun dışında başka bir üniversite de daha Avrupa’daki öğretmenlere üstün zekâlı öğrencileri tanılama ve eğitmeye yönelik eğitim veriliyor.
Fransa’da üstün zekâlı ve yetenekli bireylerin eğitiminde kamu farkındalığına önem veriliyor. Kamu farkındalığı için, üniversite profesörleri üstün zekâlılık eğitimi popüler hale getirmeye çalışıyor, çeşitli kitaplar yayınlıyorlar. Öğretmenlere bu bireyleri nasıl eğiteceklerine dair bilgi veriliyor.
İNGİLTERE’DE İLERİ SEVİYE ÖĞRENMEYE ÖNEM VERİLİYOR
İngiltere’nin üstün zekâlılar ve yetenekliler eğitiminde, ileri seviye öğrenmeye önem veriliyor. Öğrenci odaklı bu eğitim sınıflarda ve zenginleştirme kurslarıyla pekiştiriliyor. Üstün zekâlılar ve yetenekliler alanında uzman kişiler tarafından koordine ediliyor.
İngiltere’de her öğrencinin üstün zekâlı olduğu yaklaşımı benimsenmekle birlikte, üstün zekâlı ve yetenekliler eğitimi sistemin içine gömülmüş. Bu noktada öğretmenlerin nitelikleri çok önemli. Bu amaca hizmet eden National Association for Curriculum Enrichment (Müfredat Zenginleştirme Ulusal Deneği) NACE yıllardır öğretmenlerin yetiştirilmesi ve öğrenme malzemelerinin hazırlanmasında etkin bir rol oynuyor. Normal eğitim sistemi içerisinde bu öğrencilerin ihtiyaçları giderilmeye çalışılıyor. Bu noktada farklılaştırma çok büyük önem arz ediyor. Hızlandırma ve zenginleştirme kursları, ileri düşünme becerileri eğitimin başka önemli bir yönünü oluşturuyor.
GÜNEY KORE’DE ÜSTÜNLER ÖZEL SINIFLARDA EĞİTİM GÖRÜYOR
Güney Kore’de ailelerin eğitim seviyesi yüksek olduğu için 4. sınıfa kadar öğrencilerin yetenekleri ve diğer eğitim ihtiyaçlarıyla doğrudan aileler ilgileniyor ve bu sınıftan itibaren de üstün yetenekli öğrencilerin tanılanması devlet eliyle yapılıyor. Tanılanan öğrenciler okullarında özel eğitim sınıflarında eğitim görüyorlar. Güney Kore’de 1. Kademe eğitimi 6 yıl olduğundan 7. Sınıftan itibaren Seoul Hıgh School gibi eğitim hizmeti veren okulların sınavlarına alınıyorlar.
Ülkede sayıları 90’ı bulan Bilim ve Sanat Merkezleri ve Müzeleri bulunuyor. Bu kurumlar, özellikle üstün yetenekliler için açılmış kurumlar olmayıp tüm yaş ve kademedeki bireylerin yetenek gelişimlerine imkan sunan deneme-bilim ve uygulama merkezleri olup aynı zamanda bilimsel gelişme evreleri ile hayata dair muhataplarına üç boyutlu görsel materyaller kullanılarak oluşturulmuş bilim müzesi özelliği taşıyor.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Türkiye, üstün yeteneklilerin eğitiminde henüz hedeflenen seviyelere ulaşamadı. Peki, dünyada üstün yetenekliler nasıl eğitiliyor, bu konuda neler yapılıyor?
Tüm alanlarda insan çabasıyla topluma yapılan katkılarda üstün zekâlı ve yetenekli bireylerin payı büyük. Bu nedenle, üstün zekâlı ve yetenekli bireylerin eğitimine tüm dünyada önem veriliyor. Ancak dünyada üstün yetenek eğitimi konusunda ABD, İsrail ve Kanada öne çıkıyor. Bu ülkelerde uzun zamandır sistematik olarak üstün yetenekli çocuklara destek veriliyor. Bütçe ayrılıyor, modeller oluşturuluyor.
ABD’DE HER EYALETTE FARKLI BİR EĞİTİM VAR
1950’li yıllarda üstün zekâlı ve yetenekli bireylerin eğitimine olan ilgi artış göstermiş. ABD ve Kanada bu alanda farklı bir eğitim gerektiğini savunan ve bu alanla ilgili çalışmalar yapan ilk ülkelerden. ABD’de sıklıkla tercih edilen önlemler zenginleştirme, hızlandırma, sınıf atlatma, ders atlatma, kredilendirme, farklı gruplar, farklılaştırma ve özel eğitim imkânları sağlama…
ABD’de eyalet sisteminden dolayı, her yerde aynı şekilde uygulanan bir üstün yetenekli çocuklar eğitimi yok. Üstün yeteneklilerin eğitimi konusunda her eyaletin kendi eğitim sistemi var. Örneğin Alabama Eyaleti’nde 6 yaşından itibaren en az 12 yıl üstün yetenekli çocuklara uygun eğitim ve özel hizmet verilmek zorunda. 50 eyaletten 30’unda ‘bu çocuklara hizmet verilmelidir’ diye kanunlar/yaptırımlar/fonlar var. Bazı eyaletlerde emlak vergilerinden pay aktarılıyor.
KANADA’DA KARMA EĞİTİM VERİLİYOR
Üstün yetenekliler eğitiminin örgün eğitimle en uyumlu biçimde kaynaştırıldığı, bilimsel verilerle eğitim kuramlarının yerinde uygulamaların yapıldığı ülkelerden biri de Kanada. Ağırlıklı olarak karma eğitim veriliyor. Yani üstün yeteneklilerle diğer öğrenciler aynı sınıfta eğitim görüyor. Okullardaki özel programlarla ayrı dersler de alan öğrenciler bir yandan da üstün yetenek sergilemedikleri alanlarda yaşıtları ile normal öğretimlerine devam ediyor.
Kanada’da Peel District’te öğrencilerin ilgi duydukları alanlarda becerilerini keşfetmeleri ve geliştirmeleri için farklı bölgesel programlara sahip liseler var. Bu bölgesel programların arasında bölgesel güçlendirme programı da bulunuyor. Üstün olarak tanılanan öğrenciler, kendi liselerine devam etmek yerine bu okullara girmeyi seçebiliyor. Bu programlarda öğrenciler temel dersleri alıyorlar ve bu dersler öğrencileri yaratıcı olmaya yönlendiren modifiye edilmiş ödevleri içeriyor.
İSRAİL’DE ÜSTÜNLERİN EĞİTİMİ KANUNİ ZORUNLULUK dk-apotek.com
Dünyada üstün zekâlı dahi çocukların eğitimine en geç başlayan (1970’lerde) ülkelerden biri olmasına rağmen şu anda üstün zekâlı dahi çocuklara en iyi eğitimi veren ülke İsrail… Bu ülkede üstün zekâlılar eğitimi kanuni zorunluluk.
1970’lerde başlayan çalışmalar devlet düzeyinde ele alınmış. İsrail Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Ulusal Üstün Zekâlılar Birliği kurulmuş ve ülkenin üstün zekâlı çocuklarının geleceği bu birlik tarafından planlanmış. Bu birlik teorikte ve pratikte çalışmalar yaparak ülke genelinde farklı nitelikte programlar geliştirmiş ve başlatmış. Bu programlar İsrail üniversiteleri tarafından da desteklenmiş.
İsrail’de üstün yetenekli çocuklar için hızlandırma, sınıf atlama ya da üst sınıftan ders alma, zenginleştirme (ek dersler) gibi yöntemler uygulanıyor. Okul dışı etkinlikler ve Bilim ve Sanat Merkezleri’ne ağırlık veriliyor.
ALMANYA’DA ÜSTÜNLER OTONOM ÖĞRENME YÖNTEMİ İLE EĞİTİLİYOR
Almanya’da üstünlerin eğitimiyle ilgili II. Dünya savaşından önce birçok araştırma yapılmış, ancak II. Dünya savaşından sonra bu çalışmalar tamamen durmuş. 1980’li yıllarda ise bu çalışmalar tekrar başlamış.
Almanya’da eğitim sistemindeki birçok üstün zekâlı ve yetenekli öğrenci otonom öğrenme yöntemi ile eğitiliyor. Buna göre öğrencilere çeşitli modüller öğretiliyor ve bu eğitim modülleri uygun bir şekilde incelenerek, düzenli talimatlarla uygulanıyor. Hem normal hem de özel programlarla bu eğitimler veriliyor. Bu öğrenme modeli öğretmenler tarafından dersliklerde dolaylı olarak uygulanıyor. Öğrencilere ev ödevi verilerek, evdeyken de öğrencinin otonom öğrenme modeline devam etmesi sağlanıyor. Okullar birçok eğitim modülünü içinde barındırmakta ve her modül 36 çalışma birimininde oluşmaktadır. Örneğin bu modüller matematik alıştırmalarını, öğrenme stratejilerini veya zaman yönetimini içeren modüller olabilmektedir. Modüllerde hem içerik hem de öğrenme stratejileri veya da bu birimlerin tümünün birleşimine ihtiyaç duyulabilmektedir. Bu modüller altı hafta boyunca her gün sürmekle beraber ve bu altı haftalık, her gün verilen eğitim kombinasyon halinde sunuluyor.
FRANSA’DA ÜSTÜNLER DİĞER ÖĞRENCİLERLE BİR ARADA
Fransa’da üstün yeteneklilere daha kaliteli bir eğitim sunmak amacıyla kurulmuş birçok kurum bulunuyor. Üç üniversitede hali hazırda uygulanmakta olan birçok program var.
Fransa’da üstün zekâlı ve yetenekli öğrencilerin diğer öğrencilerden ayrı tutulması istenmiyor. Tanılama için IQ setleri kullanılmakla birlikte, tüm öğrencilerin eğitimine uygun programlar oluşturuluyor. Tanılamadaki ve gruplamadaki yaşanabilecek sıkıntıların en aza indirgenmesi amacıyla, öğretmen eğitimine birincil önem veriliyor. Bu sebeple Paris Descartes Üniversitesinde bir öğretmen eğitimi programı mevcuttur. Bunun dışında başka bir üniversite de daha Avrupa’daki öğretmenlere üstün zekâlı öğrencileri tanılama ve eğitmeye yönelik eğitim veriliyor.
Fransa’da üstün zekâlı ve yetenekli bireylerin eğitiminde kamu farkındalığına önem veriliyor. Kamu farkındalığı için, üniversite profesörleri üstün zekâlılık eğitimi popüler hale getirmeye çalışıyor, çeşitli kitaplar yayınlıyorlar. Öğretmenlere bu bireyleri nasıl eğiteceklerine dair bilgi veriliyor.
İNGİLTERE’DE İLERİ SEVİYE ÖĞRENMEYE ÖNEM VERİLİYOR
İngiltere’nin üstün zekâlılar ve yetenekliler eğitiminde, ileri seviye öğrenmeye önem veriliyor. Öğrenci odaklı bu eğitim sınıflarda ve zenginleştirme kurslarıyla pekiştiriliyor. Üstün zekâlılar ve yetenekliler alanında uzman kişiler tarafından koordine ediliyor.
İngiltere’de her öğrencinin üstün zekâlı olduğu yaklaşımı benimsenmekle birlikte, üstün zekâlı ve yetenekliler eğitimi sistemin içine gömülmüş. Bu noktada öğretmenlerin nitelikleri çok önemli. Bu amaca hizmet eden National Association for Curriculum Enrichment (Müfredat Zenginleştirme Ulusal Deneği) NACE yıllardır öğretmenlerin yetiştirilmesi ve öğrenme malzemelerinin hazırlanmasında etkin bir rol oynuyor. Normal eğitim sistemi içerisinde bu öğrencilerin ihtiyaçları giderilmeye çalışılıyor. Bu noktada farklılaştırma çok büyük önem arz ediyor. Hızlandırma ve zenginleştirme kursları, ileri düşünme becerileri eğitimin başka önemli bir yönünü oluşturuyor.
GÜNEY KORE’DE ÜSTÜNLER ÖZEL SINIFLARDA EĞİTİM GÖRÜYOR
Güney Kore’de ailelerin eğitim seviyesi yüksek olduğu için 4. sınıfa kadar öğrencilerin yetenekleri ve diğer eğitim ihtiyaçlarıyla doğrudan aileler ilgileniyor ve bu sınıftan itibaren de üstün yetenekli öğrencilerin tanılanması devlet eliyle yapılıyor. Tanılanan öğrenciler okullarında özel eğitim sınıflarında eğitim görüyorlar. Güney Kore’de 1. Kademe eğitimi 6 yıl olduğundan 7. Sınıftan itibaren Seoul Hıgh School gibi eğitim hizmeti veren okulların sınavlarına alınıyorlar.
Ülkede sayıları 90’ı bulan Bilim ve Sanat Merkezleri ve Müzeleri bulunuyor. Bu kurumlar, özellikle üstün yetenekliler için açılmış kurumlar olmayıp tüm yaş ve kademedeki bireylerin yetenek gelişimlerine imkan sunan deneme-bilim ve uygulama merkezleri olup aynı zamanda bilimsel gelişme evreleri ile hayata dair muhataplarına üç boyutlu görsel materyaller kullanılarak oluşturulmuş bilim müzesi özelliği taşıyor.
Son Güncelleme: Pazartesi, 15 Aralık 2014 13:15
Gösterim: 6016
V. Din Şurası kararları açıklandı. 8 Aralık Pazartesi günü Ankara’da başlayan ve üç gün süren V. Din Şurası kararları, maddeler üzerinde müzakere yapılmasının ardından yazılı olarak açıklandı.
“Günümüzde Yeni Dinî Anlayışlar; Dinî Bilgi, Eğitim ve Din Hizmetleri” başlığı altında toplanan ve İslam dünyasının içinde bulunduğu durumdan din hizmeti ve din eğitimini topluma ulaştırmada yapılması gerekenlerin de ele alındığı kararlar kamuoyuyla paylaşıldı.
Diyanet İşleri Başkanlığı ve akademi camiasından 300’e yakın ilim adamının katıldığı şuradan çıkan kararlar şu şekilde;
İslam’ın düşünce alanında sağladığı kültürel çeşitlilik korunmalı ve geliştirlerek sürdürülmelidir…
İslâm tarihinde çok sayıda itikadî ve fıkhî mezheplerin, ekol ve anlayışların, özgün yorum ve dini tezahürlerin ortaya çıktığı bir vakıadır. İslâm medeniyeti, aynı kökten yetişen bu farklı dalları tarihsel süreç içersinde bünyesinde tutmayı başarmış, ötekileştirici ve dışlayıcı bir tutum sergilememiştir. Bu durum, İslâm’ın dinî düşünce alanında sağladığı özgürlük ortamını ve tevarüs ettiğimiz kültürel çeşitlilik ve zenginliği ifade etmektedir. Bu zenginlik, korunmalı, ihya edilmeli ve geliştirilerek sürdürülmelidir.
Gelecek kuşakların daha bilinçli hale gelmesi yönünde çalışmalar yapılmalıdır…
Geride bıraktığımız birkaç yüzyılda İslâm coğrafyasında yaşanan çok boyutlu toplumsal travmaların ardında sömürge, istila, istibdat ve işgal gibi dâhili ve harici etkenlerin yattığı bilinmektedir. Bunda pozitivist eğitim anlayışının ve ideolojik düşünme biçimlerinin meydana getirdiği zihniyet yapılarının da payı olduğu da inkar edilemez. Günümüzdeki kendi geleneğine yabancı yeni dinî anlayışların tahripkâr bir karaktere bürünmesinde bütün bu saikler rol oynamaktadır. Bu sebepler, çok yönlü tahlil edilerek gelecek kuşakların daha bilinçli hale gelmesi yönünde çalışmalar yapılmalıdır.
İnsan yetiştirme süreç ve mekanizmaları yeniden gözden geçirilmelidir…
Çağımızda dini görünümlü baskı, şiddet ve vahşet üreten, dinî duyguları istismar eden, hakikati sadece kendinde gören, hedefine ulaşmak için her yolu mübah sayan, dinî hizmetleri güç devşirmeye ve çıkar sağlamaya matuf bir araca dönüştüren, dinî değerleri hiçe sayarak pragmatist tutumu esas alan ve bütün Müslümanları derinden yaralayan bu tutum ve davranışlara karşı toplumsal bir bilinç geliştirilmeli ve bunun gereği olarak insan yetiştirme süreç ve mekanizmaları yeniden gözden geçirilmelidir.
Din algısı konusunda çarpık anlayışların yaygınlaşmaması ve samimi dindarların zihinlerinin bulandırılmaması için çok yönlü bilgilendirme çalışmaları yapılmalıdır…
Kur’an ve Sünnetin anlaşılması ve dinin pratik hayatta yaşanmasıyla ilgili yöntem tartışmaları hep var olagelmiştir. Mezheplerin oluşum çağlarından sonra, hakikatin geçmişte belirlendiğinden ibaret olduğu zannedilmiş; Selefin kendi dönem ve şartlarını yorumlama ve karşılaştığı problemleri çözüme kavuşturma çabası içinde olduğu, dolayısıyla temel dini metinlerin anlaşılmasında her zamanın kendi şart ve ihtiyaçlarının da etkili olduğu gerçeği tümüyle göz ardı edilmiştir. Bu dar yaklaşım, modern hayatla, modern bilim ve zihniyetle bir hesaplaşmaya girişmeksizin dinî bilgiyi önceki asırlardaki çözümlerle sınırlandırarak dini, fer’î çözümlerden ibaret donmuş bir hayat tarzına hapsetmektedir. Bu anlayış sahipleri, kendi hakikatlerine ve dinî anlayışlarına inanmayanları, İslâm’ın ana yolunun tarih boyunca prensibi olan “Ehl-i kıble tekfir edilmez.” düsturunu yok sayarak kolaylıkla tekfir etme cihetine gitmektedir. Bunlara göre doğrudan nasslara başvurmak yerine, fıkhî konularda farklı metot takip ederek oluşan mezhepler ve tarih boyunca medeniyet üreten bütün düşünce okulları bidat; irfan geleneğimizin dinî tecrübesini temsil eden maneviyat mektepleri de dalalet odağıdır. Bu tür çarpık anlayışların yaygınlaşmaması ve samimi dindarların zihinlerinin bulandırılmaması için çok yönlü bilgilendirme çalışmaları yapılmalıdır.
Tasavvufî düşüncenin kurumsallaşmasıyla oluşan bazı yapıların istismara yol açmaması için bilinç ve farkındalığın artırılması yönünde çalışmalar yapılmalıdır…
İrfanî gelenek olarak da dillendirilen dinî yaklaşım ve tecrübelerin, Kur’an ve Sünnet ölçüleri içerisinde kaldığı müddetçe kişinin manevi bakımdan gelişimini sağladığı söylenebilir. Ancak bu tecrübenin, kişisel ve sübjektif olduğu ve herkesi bağlamayacağı açıktır. Zira bu tecrübe, İslâm’ın doğru ve açık bilgisinden koptuğu takdirde indi mülahazaya evrilmekte, eğitim ve pedagoji açısından da kolay bir istismar alanına dönüşmektedir. Bilhassa tasavvufî düşüncenin kurumsallaşmasıyla oluşan bazı yapılar, zaman zaman etki alanlarını güçlendirme adına pragmatizme kayabilmekte ve varlıklarının devamı için dünyevî kaygılarla hareket edebilmekte, kurumsal güç ve çıkar güdüsü bireyin manevi tezkiyesinin önüne geçebilmektedir. Bu bakımdan istismarların önlenebilmesi için toplumsal bilinç ve farkındalığın artırılması yönünde çalışmalar yapılmalıdır.
Toplumun ahengini bozan ve ferdin bireysel sorumluluğunu ortadan kaldıran akımlara karşı toplumsal bilincin artırılması için daha etkin sorumluluk üstlenmelidir…
Bütün dünyayı kurtarma iddiasıyla ortaya çıkan ve mega idealler peşinde koşarak özel bir misyon edasıyla hareket eden dinî yapılar, modern zamanların ürettiği karakteristik yapılardır. Bu tarz yapıların, özellikle sömürgecilik döneminden itibaren başlayan ve günümüzde de yeni biçimlere evrilen, etkili kilise yapıları olduğu da bilinen bir gerçektir. Başlangıçta dini karizmatik kişiler etrafında şekillenen bu kabil hareketler, zamanla kendi içinde hiyerarşik bir yapıya, bir söyleme ve misyona dönüşmektedir. Dinî referansların ve başta peygamberler olmak üzere tarihte temayüz etmiş dinî şahsiyetlerin anlatıları, bu tür yapılarda bağlılarını motive etmek için maniplasyon aracı olarak kullanılmaktadır. Kendilerinin dışındaki hareket ve oluşumlara karşı mücadelede her yolun mubah sayıldığı bu yapılar, her türlü ortama uyum sağlamaya ve gizliliğe büyük önem vermektedir. Şahıs merkezli bu hareketlerde körü körüne itaat kültürüyle iradeler teslim alınabilmektedir. Toplumun ahengini bozan ve ferdin bireysel sorumluluğunu ortadan kaldıran bu tür akımlara karşı toplumsal bilincin artırılması ve farkındalık oluşturulması için başta Din İşleri Yüksek Kurulu olmak üzere dinî ve ilmî merciler, daha etkin sorumluluk üstlenmelidir.
İslâm, bir ideolojiye yahut sosyal mühendislik içeren bir politik projeye indirgenemeyecek kadar yücedir…
İslâm’ın, ahlâk, haklar ve özgürlükler bağlamında ve inançlara saygı ekseninde sosyo-politik bir yönü ve içeriği olduğu açıktır. Ancak İslâm, bir ideolojiye yahut sosyal mühendislik içeren bir politik projeye indirgenemeyecek kadar yücedir. Önüne İslâm veya İslâmî nitelemesi eklenerek de olsa pragmatist, makyavelist ve hedefe varmak için her yola başvuran bir tavır İslâm’la bağdaşmaz. Modern zamanlarda demokrasi zemininde yeni birtakım siyasi, ideolojik teori ve arayışlar ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde modern zamanlarda İslâm dünyasında din-siyaset ilişkisine dair tartışmalar, kendi tarihsel sürekliliğinden kopmadan çağın gereklerini karşılayabilen kuramsal bir bütünlüğe de kavuşturulamamıştır. Bir din olarak İslâm, insanın dünya ve ahiret mutluluğunu, toplumsal yönetim biçimi olarak siyaset de toplumsal barışı ve sosyal refahı esas alır. Beşerî zaafları bünyesinde barındıran siyasî programları İslâm’la özdeşleştirmek, İslâmî hakikatlerin zedelenmesine ve yıpranmasına neden olabilir. Dolayısıyla İslâm’ın her zaman ve zeminde herkesi kuşatan ve herkese çok yönlü ilham veren çağrısını ulaştırmak için anlaşılabilir güncel bir dille tebliğ ve irşad faaliyetlerine ağırlık verilmelidir.
İslâm coğrafyasında çatışmaları durdurmak, barış ve sükûneti sağlamak, “Barış, İtidal ve Sağduyu İnisiyatifi” gibi platformların kalıcı ve etkin hale gelmesi sağlanmalıdır…
İslâm coğrafyasında çatışmaları durdurmak, barış ve sükûneti sağlamak, Müslümanlar arasında kardeşliği korumak ve İslam beldelerinde huzur ve esenlik ortamını sürdürmek için Diyanet İşleri Başkanlığının girişimleriyle başlatılan “Barış, İtidal ve Sağduyu İnisiyatifi” gibi platformların kalıcı ve etkin hale gelmesi sağlanmalı, bu yönde İslâm ülkelerindeki dini kurum ve kuruluşlarla işbirliği ve ilişkiler geliştirilmelidir.
İslamofobia ve onun tetiklediği İslâm karşıtı tutumlar, bugün, topyekûn dünya barışına ve selametine gölge düşürmektedir…
Başta Avrupa olmak üzere Batı dünyasında hastalıklı bir tutum olarak seslendirilen İslamofobia ve onun tetiklediği İslâm karşıtı tutumlar, bugün, topyekûn dünya barışına ve selametine gölge düşürmektedir. Bir endüstri hâline getirilen İslamofobia, kültürel bir yanılsamadır ve haddizatında bir insanlık ayıbıdır. İslâm başta olmak üzere dinlerin mukeddesatına yapılan hakaret, tezyif ve tahkir girişimleri birer nefret suçu olarak nitelenmeli, bu hususta çatışmayı değil, çözümü esas alan çaba ve gayretler teşvik edilmelidir.
Din ve toplum kavramları ekseninde bir bilgi yönetim merkezi kurulmalıdır…
Başta İslâm dünyası olmak üzere dünyanın belli başlı bölgelerinde cereyan eden dinî hadise ve oluşumları anlamak ve doğurdukları sonuçları sağlıklı değerlendirebilmek için bilimsel bilgi üretimine duyulan ihtiyaç aşikârdır. Bu amaçla din ve toplum kavramları ekseninde bir bilgi yönetim merkezi kurulmalıdır. Bu merkez genelde din, özelde İslâm ve İslâm’ın tarihî süreçte toplum üzerindeki etkisiyle ilgili akademik ve bilimsel araştırmalar yapar, yaptırır ve bu konularla ilgili bilgi ve dokümantasyon merkezi oluşturur. Türkiye ve dünyadaki değişim ve gelişmeleri dikkate alarak, bir din, kültür ve medeniyet olarak İslâm’ın günümüzde oluşturduğu etki ve din eksenli güncel sorunlar üzerinde sosyal araştırmalar yapar ve yaptırır, ulaşılan sonuçları, ilgili kamuoyu, kurum ve kuruluşlarla paylaşarak çözüm seçeneklerinin oluşmasına katkıda bulunur. Bu amaçlar doğrultusunda akademik, eğitsel ve sanatsal çalışmaları yürütür. İslâm’ın, gerek İslâm ülkelerindeki ve gerekse diğer ülkelerdeki tezahürlerini, tarihte ve günümüzde karşılaştığı ve etkileştiği diğer din, kültür ve medeniyetleri araştırır, bu konularla ilgili işbirliği ve bilgi alışverişi yapmak amacıyla ortak platformlar oluşturur. Gerek bölgemizde gerekse dünyada dinle ilgili gerginlik ve kriz durumlarının analiz ve değerlendirilmesi ile ilgili çalışmalar yürütür. Ayrıca bu merkez Diyanet İşleri Başkanlığının bilgi eksenli politikalarına veri hazırlamak ve bu veriler doğrultusunda hizmet standartlarını yükseltmek, gelişen şartlara göre kurumun yenilenmesine imkân sağlamak, kaynaklarını verimli kullanmak ve hizmetlerini etkin kılmak için de stratejiler geliştirir.
Ankara’da uluslararası referans değeri olan ve bilgi merkezleri ile irtibatlı bir kütüphane ve dökümantasyon merkezi kurulmalıdır….
Araştırma ve geliştirme faaliyetlerine büyük önem veren günümüz dünyasında bilimsel rekabet ve bilgi üretimi için teknik altyapı kaçınılmazdır. Bu çerçevede akademisyen ve araştırmacıların klasik İslâmî literatüre ve İslâm medeniyetini var eden temel kaynaklara ulaşmasını sağlamak, fakültelerin kütüphanelerini zenginleştirmek ve elektronik ortamda zengin bir kaynak oluşturmak üzere Diyanet İşleri Başkanlığınca bilgi altyapısını dünya standartlarına taşıyacak tedbirler alınması elzemdir. Bu itibarla Ankara’da uluslararası referans değeri olan ve bilgi merkezleri ile irtibatlı bir kütüphane ve dökümantasyon merkezi kurulmalıdır.
Bilgiyi dini ve gayr-i dinî diyerek bölmeyen, insani ve toplumsal gerçeklikleri dikkate alan, bilgi ve bilim üreten bir uluslar arası üniversite kurulmalıdır…
İslâm medeniyetinin kadim temel yapı ve özelliklerini bugünün dünyasında yeniden hayata geçirmek ve inanç, bilgi ve hikmet alanındaki kayıpları telafi etmek üzere uluslararası düzeyde dini yükseköğrenim vermek amacıyla kurulması düşünülen üniversitenin geleneksel ve modern bu kabil yapılanmaların zaaf ve eksikliklerini aşacak biçimde planlanması önem arz etmektedir. Bu üniversitenin bilgiyi dini ve gayr-i dinî diyerek bölmeyen, insani ve toplumsal gerçeklikleri dikkate alan, geleneksel bilgi mirasıyla günümüz olgusunu birlikte değerlendiren, bilgi ve bilim üreten bir anlayışı esas alması kaçınılmazdır.
Diyanet İşleri Başkanlığı personelinin mesleki formasyon ve yeterliliği örgün eğitim ve yükseköğretim programlarıyla sağlanmalı ve kazandırılmalıdır…
Diyanet İşleri Başkanlığı personelinin mesleki formasyon ve yeterliliği örgün eğitim ve yükseköğretim programlarıyla sağlanmalı ve kazandırılmalıdır. Dini Yüksek İhtisas Merkezleri, akademik standartlara kavuşturularak Diyanet İşleri Başkanlığının ihtiyaç duyduğu hizmet alanlarına uygun biçimde mütehassıs yetiştirecek şekilde yeniden düzenlenmelidir. Bu çerçevede Dinî Yüksek İhtisas Merkezleri, vaaz ve irşad hizmetleri, yurt dışı din hizmetleri, kıraat ve dinî musiki ve idari hizmetler gibi ihtisas alanlarına göre yeniden yapılandırılmalıdır.
Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve İlahiyat fakülteleri program düzenleme ve uygulamalarında eşgüdüm içerisinde olmalıdır…
Ülkemizde din eğitimi veren paydaş kurumlar olarak Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve ilahiyat fakülteleri program düzenleme ve uygulamalarında eşgüdüm içerisinde olmalıdır. Bu çerçevede İmam-Hatip Liselerindeki öğrencilere yönelik gerek mesleki uygulamaların yeterliliğinin gerekse dil becerilerinin artırılması amacıyla Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye Diyanet Vakfı Genel Müdürlüğü ile Din Öğretimi Genel Müdürlüğü arasındaki işbirliği artırılmalıdır.
Dinî yükseköğretim yapan kurumların, Diyanet İşleri Başkanlığının personel yeterliklerini ve istihdam alanlarını dikkate alarak yeniden değerlendirilmesi gereklidir…
Dinî yükseköğretim yapan kurumların ve müfredatlarının, Diyanet İşleri Başkanlığının personel yeterliklerini ve istihdam alanlarını dikkate alarak yeniden değerlendirilmesi hususu daha fazla ertelenemeyecek bir konudur. İlahiyat fakültelerinin sayılarının hızla artması, eğitim kadrolarının niteliği sorunu, birçok fakültede ikinci öğretimin yapılması, yüksek din öğretimindeki eğitim kalitesini düşürmekte, bu da söz konusu sorunlara dair çözümler üretilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede ilahiyat uzaktan eğitim programlarının (İÖP ve İLİTAM) işlevselliği, hedef ve amaçları gözden geçirilmelidir.
İmam-Hatip Liselerinin ve İlahiyat Fakültelerinin müfredatları oluşturulurken Diyanet İşleri Başkanlığının ihtiyaçları ve personel yeterlikleri de dikkate alınmalıdır…
Diyanet İşleri Başkanlığına insan kaynağı sunan İmam-Hatip Liselerinin ve İlahiyat Fakültelerinin müfredatları oluşturulurken Başkanlığın ihtiyaçları ve personel yeterlikleri de dikkate alınmalıdır.
İlahiyat Fakültelerinde din hizmetleri, dini danışmanlık, manevi bakım gibi alanlara dönük bilgi ve becerilerini geliştirecek sertifika programları düzenlenmelidir…
İlahiyat Fakültelerinde öğrencilere yönelik olarak, din hizmetleri, dini danışmanlık, manevi bakım vb. alanlara dönük bilgi ve becerilerini geliştirecek sertifika programları düzenlenmelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı, personel alım ve atamalarında bu sertifikaları dikkate almalıdır.
İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin mesleki bilgi ve beceri geliştirmek amacıyla camilerde ve Kur’an kurslarında din eğitimi ve hizmetleri ile ilgili staj çalışmaları yapmaları sağlanmalıdır…
İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin mesleki bilgi, beceri ve özgüvenlerini geliştirmek, teorik bilgilerin tatbikatı için fırsat oluşturmak, din görevlilerinin mesleki rehberliğinden yararlanmak amacıyla ilahiyat öğrencilerinin camilerde ve Kur’an kurslarında din eğitimi ve hizmetleri ile ilgili staj çalışmaları yapmaları ve yaz Kur’an kurslarında stajyer öğretici olarak görevlendirilmeleri sağlanmalıdır.
Diyanet İşleri Başkanlığının irşad ve yaygın din eğitimindeki hedeflerini gözden geçirmesi gereklidir…
Diyanet İşleri Başkanlığının irşad ve yaygın din eğitimindeki hedeflerini gözden geçirmesi, din eğitimi hizmeti sunan her birimin sunduğu hizmete yönelik ihtiyaç analizleri yapması ve bunların sonuçlarına göre uygun amaçları belirlemesi ve geliştirmesi, bu tür alanlardaki hizmetlere cevap verebilecek farklı bilgi, beceri ve yetkinlikte din hizmetleri personeli yetiştirilmesi konusunda çabalarını sürdürmesi kaçınılmazdır.
Yaygın Din Eğitimi hizmetleri, Kur’an Kursu sisteminin yanında toplumun farklı düzeydeki ihtiyaç ve taleplerini de dikkate alarak çeşitlendirilmelidir…
Yaygın Din Eğitimi hizmetleri, Kur’an Kursu sisteminin yanında toplumun farklı düzeydeki ihtiyaç ve taleplerini de dikkate alarak çeşitlendirilmelidir. Genç kuşakları anlayan, onlarla sağlıklı iletişime girebilen bir kültürel atmosfer içerisinde gençlere dini eğitim imkânları sunulmalıdır. Bu bağlamda paydaş kurumlarla ve sivil yapılarla Diyanet İşleri Başkanlığı, ortak projeler üreterek din hizmetleri ve eğitiminin yanında başta uyuşturucu olmak üzere kötü alışkanlıklara yönelik önleyici çalışmaların içerisinde olunmalıdır.
Yaygın din eğitimi kapsamında değerlendirilen geleneksel dinî eğitim veren yapılar, Diyanet İşleri Başkanlığının himaye ve rehberliğinde varlığını sürdürmelidir…
Yaygın din eğitimi kapsamında değerlendirilen geleneksel dinî eğitim veren yapılar, Diyanet İşleri Başkanlığının himaye ve rehberliğinde varlığını sürdürmelidir.
Dinî hizmetler, toplumun tüm kesimlerini içine alacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır…
Dinî hizmetler, toplumun tüm kesimlerini içine alacak şekilde yeniden yapılandırılmalı; sadece ibadet ve cenaze hizmetlerini değil, aynı zamanda çocuğuyla, genciyle, kadınıyla, yaşlısıyla, zenginiyle, fakiriyle, hastasıyla, mahkûmuyla, sokağa terk edilenleriyle hayatın tamamını kuşatacak şekilde sosyal ve kültürel içerikli din hizmetlerinin yaygınlaştırılması yönünde düzenlenmelidir. Bu hizmetlerin sosyal dokumuzu kuvvetlendirmede ve dinin toplumsal birliğimizi sağlamadaki fonksiyonunu artıracağı göz ardı edilmemelidir.
Küresel ölçekte hizmet sunan Diyanet İşleri Başkanlığının televizyon, radyo ve basılı yayınlar alanında değişik dünya dillerinde yayın yapması kaçınılmazdır…
Küresel ölçekte hizmet sunan ve uluslararası bir kurum haline gelen Diyanet İşleri Başkanlığının televizyon, radyo ve basılı yayınlar alanında değişik dünya dillerinde yayın yapması kaçınılmazdır. Başkanlık hayata geçirdiği radyo, televizyon yayınlarını daha da geliştirmekle yetinmeyip yeni medya alanında da çağın gerektirdiği altyapıyı ivedilikle oluşturmalıdır.
Tüm dünyadaki Müslüman topluluklara sağlıklı ve etkin din hizmeti ulaştırmak amacıyla, ilgili toplulukların dillerini, kültürlerini iyi bilen uzmanlar yetiştirilmelidir…
Tüm dünyadaki Müslüman topluluklara sağlıklı ve etkin din hizmeti ulaştırmak ve dünyadaki dini gelişmeler hakkında bilgi sahibi olmak amacıyla, ilgili toplulukların dillerini, kültürlerini ve sosyal yapılarını iyi bilen uzmanlar yetiştirilmeli ve istihdam edilmelidir.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve belediyelerin camiye yönelik imar planları toplumun din-sosyal ihtiyaçları doğrultusunda yapılmalıdır…
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve belediyelerin camiye yönelik imar planları toplumun din-sosyal ihtiyaçları doğrultusunda yapılmalı, cami ve müştemilatları bu ihtiyaçları karşılayacak şekilde inşa edilmelidir. Böylece camilerin tarihsel işlevine uygun bir şekilde hayatın merkezinde yer almaları temin edilmelidir.
Dinî-sosyal teşekküllerin sağlıklı zeminde gelişmeleri için ehliyet ve liyakata uygun insan kaynağına ve bilgi üreten mekanizmalara sahip olmaları kaçınılmazdır…
Dinî-sosyal teşekküllerin Müslüman kimliğini oluşturmada ve güçlendirmede, bu kimliğe süreklilik kazandırmada büyük rolü vardır. Söz konusu teşekküllerin sağlıklı zeminde gelişmeleri için ehliyet ve liyakata uygun insan kaynağına ve bilgi üreten mekanizmalara sahip olmaları kaçınılmazdır. Ayrıca hem istismara kapı aralamaması hem de istikrar için mali yapılarının saydam, şeffaf, hesap verebilir olması zorunluluktur. Bu bağlamda dini-sosyal teşekküllerin sivil ve özgün yapılarını zedelemeden, proje ve faaliyetlerine Diyanet İşleri Başkanlığının rehberlik yapabilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu şekilde din hizmetleri ve eğitimi konusunda hizmet sunan sivil yapıların Diyanet İşleri Başkanlığıyla koordinasyon ve işbirliği içerisinde olmaları temin edilmiş olacaktır. Bu çerçevede kanunun Din İşleri Yüksek Kuruluna verdiği görevlerin aktif hale gelmesi için gerekli ikincil mevzuat düzenlemeleri yapılmalıdır.
Diyanet İşleri Başkanlığı, hizmet standartları ve ilkeleri çerçevesinde diğer Müslüman ülkelerin dinî kurumları ile akreditasyona dayalı kalıcı organik ilişkiler geliştirmelidir…
Diyanet İşleri Başkanlığı, hizmet standartları ve ilkeleri çerçevesinde diğer Müslüman ülkelerin dinî kurumları ve yurt dışındaki paydaş kurumlar ile akreditasyona dayalı kalıcı organik ilişkiler geliştirmelidir.
Yurt dışında Diyanet İşleri Başkanlığının son yıllarda gerçekleştirmiş olduğu organizasyon ve yapıların tüzel kişiliği olan kurumlara dönüştürülmesi için adımlar atılmalıdır…
Yurt dışında vatandaşların din hizmetlerinin karşılanması faaliyetlerinin yanında, Diyanet İşleri Başkanlığının son yıllarda gerçekleştirmiş olduğu organizasyon ve yapıların tüzel kişiliği olan kurumlara dönüştürülmesi için adımlar atılmalıdır. Ayrıca uluslararası düzeyde Müslüman azınlıkların sorunları, İslamofobiye yönelik ortak çalışma platformları ve hak ihlallerini izleme komiteleri oluşturulmalıdır.
Dini-sosyal içerikli kurulan vakıfların Diyanet İşleri Başkanlığı ve din hizmetleri ile ilişkisi yeniden düşünülmelidir…
İslâm medeniyetinin tarihten günümüze miras bıraktığı en önemli varlıkların başında din hizmeti, din eğitimi ve dini-sosyal içerikli kurulan vakıflar gelmektedir. Bu vakıfların Diyanet İşleri Başkanlığı ve din hizmetleri ile ilişkisi yeniden düşünülmelidir.
Diyanet İşleri Başkanlığını daha etkin ve verimli hale getirmek üzere Başkanlığın ilmî ve dinî özerkliğini güvence altına alan ve kamu tüzel kişiliği sağlayan bir düzenleme yapılmalıdır…
Diyanet İşleri Başkanlığını daha etkin ve verimli hale getirmek üzere Başkanlığın ilmî ve dinî özerkliğini güvence altına alan ve kamu tüzel kişiliği sağlayan bir düzenleme yapılmalıdır.
Diyanet İşleri Başkanlığı, yasal sorumluluğunun bir gereği olarak Kızılay ve Yeşilay cemiyetleriyle daha yakın ve organik bir işbirliği içinde olmalıdır…
Diyanet İşleri Başkanlığı, yasal sorumluluğunun bir gereği olarak Kızılay ve Yeşilay cemiyetleriyle daha yakın ve organik bir işbirliği içinde olmalıdır.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
V. Din Şurası kararları açıklandı. 8 Aralık Pazartesi günü Ankara’da başlayan ve üç gün süren V. Din Şurası kararları, maddeler üzerinde müzakere yapılmasının ardından yazılı olarak açıklandı.
“Günümüzde Yeni Dinî Anlayışlar; Dinî Bilgi, Eğitim ve Din Hizmetleri” başlığı altında toplanan ve İslam dünyasının içinde bulunduğu durumdan din hizmeti ve din eğitimini topluma ulaştırmada yapılması gerekenlerin de ele alındığı kararlar kamuoyuyla paylaşıldı.
Diyanet İşleri Başkanlığı ve akademi camiasından 300’e yakın ilim adamının katıldığı şuradan çıkan kararlar şu şekilde;
İslam’ın düşünce alanında sağladığı kültürel çeşitlilik korunmalı ve geliştirlerek sürdürülmelidir…
İslâm tarihinde çok sayıda itikadî ve fıkhî mezheplerin, ekol ve anlayışların, özgün yorum ve dini tezahürlerin ortaya çıktığı bir vakıadır. İslâm medeniyeti, aynı kökten yetişen bu farklı dalları tarihsel süreç içersinde bünyesinde tutmayı başarmış, ötekileştirici ve dışlayıcı bir tutum sergilememiştir. Bu durum, İslâm’ın dinî düşünce alanında sağladığı özgürlük ortamını ve tevarüs ettiğimiz kültürel çeşitlilik ve zenginliği ifade etmektedir. Bu zenginlik, korunmalı, ihya edilmeli ve geliştirilerek sürdürülmelidir.
Gelecek kuşakların daha bilinçli hale gelmesi yönünde çalışmalar yapılmalıdır…
Geride bıraktığımız birkaç yüzyılda İslâm coğrafyasında yaşanan çok boyutlu toplumsal travmaların ardında sömürge, istila, istibdat ve işgal gibi dâhili ve harici etkenlerin yattığı bilinmektedir. Bunda pozitivist eğitim anlayışının ve ideolojik düşünme biçimlerinin meydana getirdiği zihniyet yapılarının da payı olduğu da inkar edilemez. Günümüzdeki kendi geleneğine yabancı yeni dinî anlayışların tahripkâr bir karaktere bürünmesinde bütün bu saikler rol oynamaktadır. Bu sebepler, çok yönlü tahlil edilerek gelecek kuşakların daha bilinçli hale gelmesi yönünde çalışmalar yapılmalıdır.
İnsan yetiştirme süreç ve mekanizmaları yeniden gözden geçirilmelidir…
Çağımızda dini görünümlü baskı, şiddet ve vahşet üreten, dinî duyguları istismar eden, hakikati sadece kendinde gören, hedefine ulaşmak için her yolu mübah sayan, dinî hizmetleri güç devşirmeye ve çıkar sağlamaya matuf bir araca dönüştüren, dinî değerleri hiçe sayarak pragmatist tutumu esas alan ve bütün Müslümanları derinden yaralayan bu tutum ve davranışlara karşı toplumsal bir bilinç geliştirilmeli ve bunun gereği olarak insan yetiştirme süreç ve mekanizmaları yeniden gözden geçirilmelidir.
Din algısı konusunda çarpık anlayışların yaygınlaşmaması ve samimi dindarların zihinlerinin bulandırılmaması için çok yönlü bilgilendirme çalışmaları yapılmalıdır…
Kur’an ve Sünnetin anlaşılması ve dinin pratik hayatta yaşanmasıyla ilgili yöntem tartışmaları hep var olagelmiştir. Mezheplerin oluşum çağlarından sonra, hakikatin geçmişte belirlendiğinden ibaret olduğu zannedilmiş; Selefin kendi dönem ve şartlarını yorumlama ve karşılaştığı problemleri çözüme kavuşturma çabası içinde olduğu, dolayısıyla temel dini metinlerin anlaşılmasında her zamanın kendi şart ve ihtiyaçlarının da etkili olduğu gerçeği tümüyle göz ardı edilmiştir. Bu dar yaklaşım, modern hayatla, modern bilim ve zihniyetle bir hesaplaşmaya girişmeksizin dinî bilgiyi önceki asırlardaki çözümlerle sınırlandırarak dini, fer’î çözümlerden ibaret donmuş bir hayat tarzına hapsetmektedir. Bu anlayış sahipleri, kendi hakikatlerine ve dinî anlayışlarına inanmayanları, İslâm’ın ana yolunun tarih boyunca prensibi olan “Ehl-i kıble tekfir edilmez.” düsturunu yok sayarak kolaylıkla tekfir etme cihetine gitmektedir. Bunlara göre doğrudan nasslara başvurmak yerine, fıkhî konularda farklı metot takip ederek oluşan mezhepler ve tarih boyunca medeniyet üreten bütün düşünce okulları bidat; irfan geleneğimizin dinî tecrübesini temsil eden maneviyat mektepleri de dalalet odağıdır. Bu tür çarpık anlayışların yaygınlaşmaması ve samimi dindarların zihinlerinin bulandırılmaması için çok yönlü bilgilendirme çalışmaları yapılmalıdır.
Tasavvufî düşüncenin kurumsallaşmasıyla oluşan bazı yapıların istismara yol açmaması için bilinç ve farkındalığın artırılması yönünde çalışmalar yapılmalıdır…
İrfanî gelenek olarak da dillendirilen dinî yaklaşım ve tecrübelerin, Kur’an ve Sünnet ölçüleri içerisinde kaldığı müddetçe kişinin manevi bakımdan gelişimini sağladığı söylenebilir. Ancak bu tecrübenin, kişisel ve sübjektif olduğu ve herkesi bağlamayacağı açıktır. Zira bu tecrübe, İslâm’ın doğru ve açık bilgisinden koptuğu takdirde indi mülahazaya evrilmekte, eğitim ve pedagoji açısından da kolay bir istismar alanına dönüşmektedir. Bilhassa tasavvufî düşüncenin kurumsallaşmasıyla oluşan bazı yapılar, zaman zaman etki alanlarını güçlendirme adına pragmatizme kayabilmekte ve varlıklarının devamı için dünyevî kaygılarla hareket edebilmekte, kurumsal güç ve çıkar güdüsü bireyin manevi tezkiyesinin önüne geçebilmektedir. Bu bakımdan istismarların önlenebilmesi için toplumsal bilinç ve farkındalığın artırılması yönünde çalışmalar yapılmalıdır.
Toplumun ahengini bozan ve ferdin bireysel sorumluluğunu ortadan kaldıran akımlara karşı toplumsal bilincin artırılması için daha etkin sorumluluk üstlenmelidir…
Bütün dünyayı kurtarma iddiasıyla ortaya çıkan ve mega idealler peşinde koşarak özel bir misyon edasıyla hareket eden dinî yapılar, modern zamanların ürettiği karakteristik yapılardır. Bu tarz yapıların, özellikle sömürgecilik döneminden itibaren başlayan ve günümüzde de yeni biçimlere evrilen, etkili kilise yapıları olduğu da bilinen bir gerçektir. Başlangıçta dini karizmatik kişiler etrafında şekillenen bu kabil hareketler, zamanla kendi içinde hiyerarşik bir yapıya, bir söyleme ve misyona dönüşmektedir. Dinî referansların ve başta peygamberler olmak üzere tarihte temayüz etmiş dinî şahsiyetlerin anlatıları, bu tür yapılarda bağlılarını motive etmek için maniplasyon aracı olarak kullanılmaktadır. Kendilerinin dışındaki hareket ve oluşumlara karşı mücadelede her yolun mubah sayıldığı bu yapılar, her türlü ortama uyum sağlamaya ve gizliliğe büyük önem vermektedir. Şahıs merkezli bu hareketlerde körü körüne itaat kültürüyle iradeler teslim alınabilmektedir. Toplumun ahengini bozan ve ferdin bireysel sorumluluğunu ortadan kaldıran bu tür akımlara karşı toplumsal bilincin artırılması ve farkındalık oluşturulması için başta Din İşleri Yüksek Kurulu olmak üzere dinî ve ilmî merciler, daha etkin sorumluluk üstlenmelidir.
İslâm, bir ideolojiye yahut sosyal mühendislik içeren bir politik projeye indirgenemeyecek kadar yücedir…
İslâm’ın, ahlâk, haklar ve özgürlükler bağlamında ve inançlara saygı ekseninde sosyo-politik bir yönü ve içeriği olduğu açıktır. Ancak İslâm, bir ideolojiye yahut sosyal mühendislik içeren bir politik projeye indirgenemeyecek kadar yücedir. Önüne İslâm veya İslâmî nitelemesi eklenerek de olsa pragmatist, makyavelist ve hedefe varmak için her yola başvuran bir tavır İslâm’la bağdaşmaz. Modern zamanlarda demokrasi zemininde yeni birtakım siyasi, ideolojik teori ve arayışlar ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde modern zamanlarda İslâm dünyasında din-siyaset ilişkisine dair tartışmalar, kendi tarihsel sürekliliğinden kopmadan çağın gereklerini karşılayabilen kuramsal bir bütünlüğe de kavuşturulamamıştır. Bir din olarak İslâm, insanın dünya ve ahiret mutluluğunu, toplumsal yönetim biçimi olarak siyaset de toplumsal barışı ve sosyal refahı esas alır. Beşerî zaafları bünyesinde barındıran siyasî programları İslâm’la özdeşleştirmek, İslâmî hakikatlerin zedelenmesine ve yıpranmasına neden olabilir. Dolayısıyla İslâm’ın her zaman ve zeminde herkesi kuşatan ve herkese çok yönlü ilham veren çağrısını ulaştırmak için anlaşılabilir güncel bir dille tebliğ ve irşad faaliyetlerine ağırlık verilmelidir.
İslâm coğrafyasında çatışmaları durdurmak, barış ve sükûneti sağlamak, “Barış, İtidal ve Sağduyu İnisiyatifi” gibi platformların kalıcı ve etkin hale gelmesi sağlanmalıdır…
İslâm coğrafyasında çatışmaları durdurmak, barış ve sükûneti sağlamak, Müslümanlar arasında kardeşliği korumak ve İslam beldelerinde huzur ve esenlik ortamını sürdürmek için Diyanet İşleri Başkanlığının girişimleriyle başlatılan “Barış, İtidal ve Sağduyu İnisiyatifi” gibi platformların kalıcı ve etkin hale gelmesi sağlanmalı, bu yönde İslâm ülkelerindeki dini kurum ve kuruluşlarla işbirliği ve ilişkiler geliştirilmelidir.
İslamofobia ve onun tetiklediği İslâm karşıtı tutumlar, bugün, topyekûn dünya barışına ve selametine gölge düşürmektedir…
Başta Avrupa olmak üzere Batı dünyasında hastalıklı bir tutum olarak seslendirilen İslamofobia ve onun tetiklediği İslâm karşıtı tutumlar, bugün, topyekûn dünya barışına ve selametine gölge düşürmektedir. Bir endüstri hâline getirilen İslamofobia, kültürel bir yanılsamadır ve haddizatında bir insanlık ayıbıdır. İslâm başta olmak üzere dinlerin mukeddesatına yapılan hakaret, tezyif ve tahkir girişimleri birer nefret suçu olarak nitelenmeli, bu hususta çatışmayı değil, çözümü esas alan çaba ve gayretler teşvik edilmelidir.
Din ve toplum kavramları ekseninde bir bilgi yönetim merkezi kurulmalıdır…
Başta İslâm dünyası olmak üzere dünyanın belli başlı bölgelerinde cereyan eden dinî hadise ve oluşumları anlamak ve doğurdukları sonuçları sağlıklı değerlendirebilmek için bilimsel bilgi üretimine duyulan ihtiyaç aşikârdır. Bu amaçla din ve toplum kavramları ekseninde bir bilgi yönetim merkezi kurulmalıdır. Bu merkez genelde din, özelde İslâm ve İslâm’ın tarihî süreçte toplum üzerindeki etkisiyle ilgili akademik ve bilimsel araştırmalar yapar, yaptırır ve bu konularla ilgili bilgi ve dokümantasyon merkezi oluşturur. Türkiye ve dünyadaki değişim ve gelişmeleri dikkate alarak, bir din, kültür ve medeniyet olarak İslâm’ın günümüzde oluşturduğu etki ve din eksenli güncel sorunlar üzerinde sosyal araştırmalar yapar ve yaptırır, ulaşılan sonuçları, ilgili kamuoyu, kurum ve kuruluşlarla paylaşarak çözüm seçeneklerinin oluşmasına katkıda bulunur. Bu amaçlar doğrultusunda akademik, eğitsel ve sanatsal çalışmaları yürütür. İslâm’ın, gerek İslâm ülkelerindeki ve gerekse diğer ülkelerdeki tezahürlerini, tarihte ve günümüzde karşılaştığı ve etkileştiği diğer din, kültür ve medeniyetleri araştırır, bu konularla ilgili işbirliği ve bilgi alışverişi yapmak amacıyla ortak platformlar oluşturur. Gerek bölgemizde gerekse dünyada dinle ilgili gerginlik ve kriz durumlarının analiz ve değerlendirilmesi ile ilgili çalışmalar yürütür. Ayrıca bu merkez Diyanet İşleri Başkanlığının bilgi eksenli politikalarına veri hazırlamak ve bu veriler doğrultusunda hizmet standartlarını yükseltmek, gelişen şartlara göre kurumun yenilenmesine imkân sağlamak, kaynaklarını verimli kullanmak ve hizmetlerini etkin kılmak için de stratejiler geliştirir.
Ankara’da uluslararası referans değeri olan ve bilgi merkezleri ile irtibatlı bir kütüphane ve dökümantasyon merkezi kurulmalıdır….
Araştırma ve geliştirme faaliyetlerine büyük önem veren günümüz dünyasında bilimsel rekabet ve bilgi üretimi için teknik altyapı kaçınılmazdır. Bu çerçevede akademisyen ve araştırmacıların klasik İslâmî literatüre ve İslâm medeniyetini var eden temel kaynaklara ulaşmasını sağlamak, fakültelerin kütüphanelerini zenginleştirmek ve elektronik ortamda zengin bir kaynak oluşturmak üzere Diyanet İşleri Başkanlığınca bilgi altyapısını dünya standartlarına taşıyacak tedbirler alınması elzemdir. Bu itibarla Ankara’da uluslararası referans değeri olan ve bilgi merkezleri ile irtibatlı bir kütüphane ve dökümantasyon merkezi kurulmalıdır.
Bilgiyi dini ve gayr-i dinî diyerek bölmeyen, insani ve toplumsal gerçeklikleri dikkate alan, bilgi ve bilim üreten bir uluslar arası üniversite kurulmalıdır…
İslâm medeniyetinin kadim temel yapı ve özelliklerini bugünün dünyasında yeniden hayata geçirmek ve inanç, bilgi ve hikmet alanındaki kayıpları telafi etmek üzere uluslararası düzeyde dini yükseköğrenim vermek amacıyla kurulması düşünülen üniversitenin geleneksel ve modern bu kabil yapılanmaların zaaf ve eksikliklerini aşacak biçimde planlanması önem arz etmektedir. Bu üniversitenin bilgiyi dini ve gayr-i dinî diyerek bölmeyen, insani ve toplumsal gerçeklikleri dikkate alan, geleneksel bilgi mirasıyla günümüz olgusunu birlikte değerlendiren, bilgi ve bilim üreten bir anlayışı esas alması kaçınılmazdır.
Diyanet İşleri Başkanlığı personelinin mesleki formasyon ve yeterliliği örgün eğitim ve yükseköğretim programlarıyla sağlanmalı ve kazandırılmalıdır…
Diyanet İşleri Başkanlığı personelinin mesleki formasyon ve yeterliliği örgün eğitim ve yükseköğretim programlarıyla sağlanmalı ve kazandırılmalıdır. Dini Yüksek İhtisas Merkezleri, akademik standartlara kavuşturularak Diyanet İşleri Başkanlığının ihtiyaç duyduğu hizmet alanlarına uygun biçimde mütehassıs yetiştirecek şekilde yeniden düzenlenmelidir. Bu çerçevede Dinî Yüksek İhtisas Merkezleri, vaaz ve irşad hizmetleri, yurt dışı din hizmetleri, kıraat ve dinî musiki ve idari hizmetler gibi ihtisas alanlarına göre yeniden yapılandırılmalıdır.
Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve İlahiyat fakülteleri program düzenleme ve uygulamalarında eşgüdüm içerisinde olmalıdır…
Ülkemizde din eğitimi veren paydaş kurumlar olarak Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve ilahiyat fakülteleri program düzenleme ve uygulamalarında eşgüdüm içerisinde olmalıdır. Bu çerçevede İmam-Hatip Liselerindeki öğrencilere yönelik gerek mesleki uygulamaların yeterliliğinin gerekse dil becerilerinin artırılması amacıyla Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye Diyanet Vakfı Genel Müdürlüğü ile Din Öğretimi Genel Müdürlüğü arasındaki işbirliği artırılmalıdır.
Dinî yükseköğretim yapan kurumların, Diyanet İşleri Başkanlığının personel yeterliklerini ve istihdam alanlarını dikkate alarak yeniden değerlendirilmesi gereklidir…
Dinî yükseköğretim yapan kurumların ve müfredatlarının, Diyanet İşleri Başkanlığının personel yeterliklerini ve istihdam alanlarını dikkate alarak yeniden değerlendirilmesi hususu daha fazla ertelenemeyecek bir konudur. İlahiyat fakültelerinin sayılarının hızla artması, eğitim kadrolarının niteliği sorunu, birçok fakültede ikinci öğretimin yapılması, yüksek din öğretimindeki eğitim kalitesini düşürmekte, bu da söz konusu sorunlara dair çözümler üretilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede ilahiyat uzaktan eğitim programlarının (İÖP ve İLİTAM) işlevselliği, hedef ve amaçları gözden geçirilmelidir.
İmam-Hatip Liselerinin ve İlahiyat Fakültelerinin müfredatları oluşturulurken Diyanet İşleri Başkanlığının ihtiyaçları ve personel yeterlikleri de dikkate alınmalıdır…
Diyanet İşleri Başkanlığına insan kaynağı sunan İmam-Hatip Liselerinin ve İlahiyat Fakültelerinin müfredatları oluşturulurken Başkanlığın ihtiyaçları ve personel yeterlikleri de dikkate alınmalıdır.
İlahiyat Fakültelerinde din hizmetleri, dini danışmanlık, manevi bakım gibi alanlara dönük bilgi ve becerilerini geliştirecek sertifika programları düzenlenmelidir…
İlahiyat Fakültelerinde öğrencilere yönelik olarak, din hizmetleri, dini danışmanlık, manevi bakım vb. alanlara dönük bilgi ve becerilerini geliştirecek sertifika programları düzenlenmelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı, personel alım ve atamalarında bu sertifikaları dikkate almalıdır.
İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin mesleki bilgi ve beceri geliştirmek amacıyla camilerde ve Kur’an kurslarında din eğitimi ve hizmetleri ile ilgili staj çalışmaları yapmaları sağlanmalıdır…
İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin mesleki bilgi, beceri ve özgüvenlerini geliştirmek, teorik bilgilerin tatbikatı için fırsat oluşturmak, din görevlilerinin mesleki rehberliğinden yararlanmak amacıyla ilahiyat öğrencilerinin camilerde ve Kur’an kurslarında din eğitimi ve hizmetleri ile ilgili staj çalışmaları yapmaları ve yaz Kur’an kurslarında stajyer öğretici olarak görevlendirilmeleri sağlanmalıdır.
Diyanet İşleri Başkanlığının irşad ve yaygın din eğitimindeki hedeflerini gözden geçirmesi gereklidir…
Diyanet İşleri Başkanlığının irşad ve yaygın din eğitimindeki hedeflerini gözden geçirmesi, din eğitimi hizmeti sunan her birimin sunduğu hizmete yönelik ihtiyaç analizleri yapması ve bunların sonuçlarına göre uygun amaçları belirlemesi ve geliştirmesi, bu tür alanlardaki hizmetlere cevap verebilecek farklı bilgi, beceri ve yetkinlikte din hizmetleri personeli yetiştirilmesi konusunda çabalarını sürdürmesi kaçınılmazdır.
Yaygın Din Eğitimi hizmetleri, Kur’an Kursu sisteminin yanında toplumun farklı düzeydeki ihtiyaç ve taleplerini de dikkate alarak çeşitlendirilmelidir…
Yaygın Din Eğitimi hizmetleri, Kur’an Kursu sisteminin yanında toplumun farklı düzeydeki ihtiyaç ve taleplerini de dikkate alarak çeşitlendirilmelidir. Genç kuşakları anlayan, onlarla sağlıklı iletişime girebilen bir kültürel atmosfer içerisinde gençlere dini eğitim imkânları sunulmalıdır. Bu bağlamda paydaş kurumlarla ve sivil yapılarla Diyanet İşleri Başkanlığı, ortak projeler üreterek din hizmetleri ve eğitiminin yanında başta uyuşturucu olmak üzere kötü alışkanlıklara yönelik önleyici çalışmaların içerisinde olunmalıdır.
Yaygın din eğitimi kapsamında değerlendirilen geleneksel dinî eğitim veren yapılar, Diyanet İşleri Başkanlığının himaye ve rehberliğinde varlığını sürdürmelidir…
Yaygın din eğitimi kapsamında değerlendirilen geleneksel dinî eğitim veren yapılar, Diyanet İşleri Başkanlığının himaye ve rehberliğinde varlığını sürdürmelidir.
Dinî hizmetler, toplumun tüm kesimlerini içine alacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır…
Dinî hizmetler, toplumun tüm kesimlerini içine alacak şekilde yeniden yapılandırılmalı; sadece ibadet ve cenaze hizmetlerini değil, aynı zamanda çocuğuyla, genciyle, kadınıyla, yaşlısıyla, zenginiyle, fakiriyle, hastasıyla, mahkûmuyla, sokağa terk edilenleriyle hayatın tamamını kuşatacak şekilde sosyal ve kültürel içerikli din hizmetlerinin yaygınlaştırılması yönünde düzenlenmelidir. Bu hizmetlerin sosyal dokumuzu kuvvetlendirmede ve dinin toplumsal birliğimizi sağlamadaki fonksiyonunu artıracağı göz ardı edilmemelidir.
Küresel ölçekte hizmet sunan Diyanet İşleri Başkanlığının televizyon, radyo ve basılı yayınlar alanında değişik dünya dillerinde yayın yapması kaçınılmazdır…
Küresel ölçekte hizmet sunan ve uluslararası bir kurum haline gelen Diyanet İşleri Başkanlığının televizyon, radyo ve basılı yayınlar alanında değişik dünya dillerinde yayın yapması kaçınılmazdır. Başkanlık hayata geçirdiği radyo, televizyon yayınlarını daha da geliştirmekle yetinmeyip yeni medya alanında da çağın gerektirdiği altyapıyı ivedilikle oluşturmalıdır.
Tüm dünyadaki Müslüman topluluklara sağlıklı ve etkin din hizmeti ulaştırmak amacıyla, ilgili toplulukların dillerini, kültürlerini iyi bilen uzmanlar yetiştirilmelidir…
Tüm dünyadaki Müslüman topluluklara sağlıklı ve etkin din hizmeti ulaştırmak ve dünyadaki dini gelişmeler hakkında bilgi sahibi olmak amacıyla, ilgili toplulukların dillerini, kültürlerini ve sosyal yapılarını iyi bilen uzmanlar yetiştirilmeli ve istihdam edilmelidir.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve belediyelerin camiye yönelik imar planları toplumun din-sosyal ihtiyaçları doğrultusunda yapılmalıdır…
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve belediyelerin camiye yönelik imar planları toplumun din-sosyal ihtiyaçları doğrultusunda yapılmalı, cami ve müştemilatları bu ihtiyaçları karşılayacak şekilde inşa edilmelidir. Böylece camilerin tarihsel işlevine uygun bir şekilde hayatın merkezinde yer almaları temin edilmelidir.
Dinî-sosyal teşekküllerin sağlıklı zeminde gelişmeleri için ehliyet ve liyakata uygun insan kaynağına ve bilgi üreten mekanizmalara sahip olmaları kaçınılmazdır…
Dinî-sosyal teşekküllerin Müslüman kimliğini oluşturmada ve güçlendirmede, bu kimliğe süreklilik kazandırmada büyük rolü vardır. Söz konusu teşekküllerin sağlıklı zeminde gelişmeleri için ehliyet ve liyakata uygun insan kaynağına ve bilgi üreten mekanizmalara sahip olmaları kaçınılmazdır. Ayrıca hem istismara kapı aralamaması hem de istikrar için mali yapılarının saydam, şeffaf, hesap verebilir olması zorunluluktur. Bu bağlamda dini-sosyal teşekküllerin sivil ve özgün yapılarını zedelemeden, proje ve faaliyetlerine Diyanet İşleri Başkanlığının rehberlik yapabilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu şekilde din hizmetleri ve eğitimi konusunda hizmet sunan sivil yapıların Diyanet İşleri Başkanlığıyla koordinasyon ve işbirliği içerisinde olmaları temin edilmiş olacaktır. Bu çerçevede kanunun Din İşleri Yüksek Kuruluna verdiği görevlerin aktif hale gelmesi için gerekli ikincil mevzuat düzenlemeleri yapılmalıdır.
Diyanet İşleri Başkanlığı, hizmet standartları ve ilkeleri çerçevesinde diğer Müslüman ülkelerin dinî kurumları ile akreditasyona dayalı kalıcı organik ilişkiler geliştirmelidir…
Diyanet İşleri Başkanlığı, hizmet standartları ve ilkeleri çerçevesinde diğer Müslüman ülkelerin dinî kurumları ve yurt dışındaki paydaş kurumlar ile akreditasyona dayalı kalıcı organik ilişkiler geliştirmelidir.
Yurt dışında Diyanet İşleri Başkanlığının son yıllarda gerçekleştirmiş olduğu organizasyon ve yapıların tüzel kişiliği olan kurumlara dönüştürülmesi için adımlar atılmalıdır…
Yurt dışında vatandaşların din hizmetlerinin karşılanması faaliyetlerinin yanında, Diyanet İşleri Başkanlığının son yıllarda gerçekleştirmiş olduğu organizasyon ve yapıların tüzel kişiliği olan kurumlara dönüştürülmesi için adımlar atılmalıdır. Ayrıca uluslararası düzeyde Müslüman azınlıkların sorunları, İslamofobiye yönelik ortak çalışma platformları ve hak ihlallerini izleme komiteleri oluşturulmalıdır.
Dini-sosyal içerikli kurulan vakıfların Diyanet İşleri Başkanlığı ve din hizmetleri ile ilişkisi yeniden düşünülmelidir…
İslâm medeniyetinin tarihten günümüze miras bıraktığı en önemli varlıkların başında din hizmeti, din eğitimi ve dini-sosyal içerikli kurulan vakıflar gelmektedir. Bu vakıfların Diyanet İşleri Başkanlığı ve din hizmetleri ile ilişkisi yeniden düşünülmelidir.
Diyanet İşleri Başkanlığını daha etkin ve verimli hale getirmek üzere Başkanlığın ilmî ve dinî özerkliğini güvence altına alan ve kamu tüzel kişiliği sağlayan bir düzenleme yapılmalıdır…
Diyanet İşleri Başkanlığını daha etkin ve verimli hale getirmek üzere Başkanlığın ilmî ve dinî özerkliğini güvence altına alan ve kamu tüzel kişiliği sağlayan bir düzenleme yapılmalıdır.
Diyanet İşleri Başkanlığı, yasal sorumluluğunun bir gereği olarak Kızılay ve Yeşilay cemiyetleriyle daha yakın ve organik bir işbirliği içinde olmalıdır…
Diyanet İşleri Başkanlığı, yasal sorumluluğunun bir gereği olarak Kızılay ve Yeşilay cemiyetleriyle daha yakın ve organik bir işbirliği içinde olmalıdır.
Son Güncelleme: Cumartesi, 13 Aralık 2014 15:47
Gösterim: 2148

