Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
YÖK Denetleme Kurulu'nun raporunda, eğitim bilimleri alanında 120 tam puan alan 350 adayın 70'inin karı-koca olduğu, 23'ünün ise akraba olduğu belirtildi.
KPSS'de usulsüzlük yapıldığı iddialarına ilişkin yürütülen soruşturmada, eğitim bilimleri alanında 120 tam puan alan 350 adayın 70'inin karı-koca olduğu, 23'ü arasında ise akrabalık bağı bulunduğu kaydedildi.
YÖK Denetleme Kurulunca 2010'da hazırlanarak, KPSS'de usulsüzlük yapıldığı iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma dosyasına gönderilen raporda, soruşturma konusu KPSS'de eğitim bilimleri alanında 120 tam puan alan 350 aday olduğuna işaret edildi.
Bunların 70'inin karı-koca olduğu, 23'ü arasında ise akrabalık bağı bulunduğu belirtilen raporda, 120 tam puan alan 350 kişiden 52'sinin aynı adres, apartman, site ya da sokakta ikamet ettiğine yer verildi.
Ayrıca, sınavda 100 ve üzerinde ham puan alan 3 bin 227 adayın 446'sının karı-koca ve 191'inin akraba olduğu, 980 kişinin aynı adres, apartman, site ya da sokakta ikamet ettiği belirlendi.
268 kişinin ikameti aynı
Genel yetenek alanında 60 tam puan alan bin 29 kişiden 101'inin karı-koca, 139'unun akraba, 58-60 arası ham puan alan 3 bin 740 kişiden 220'sinin karı-koca, 470'inin akraba olduğu tespit edildi.
Raporda, genel yetenek alanında 60 ham puan alan adayların 58'inin, 58-60 arası ham puan alanların 268'inin aynı dış kapı numarasına sahip adreslerde ikamet ettiğine dikkat çekildi.
Bin 27 kişi yenilenen sınava girmemiş
Raporda, "eğitim bilimleri alanında 100-120 arası ve genel yetenek ile genel kültürde 58-60 arası ham puan alanlardan 31'inin 2006-2007-2008 ve 2009 yıllarında 70 ve altında, 66'sının ise 35 ve altında ham puan aldıkları"na dikkat çekilirken, 2010'daki sınavda bu adayların, ortalama iki kat fazla ham puan aldıkları kaydedildi.
Eğitim bilimlerinden 120 ham puan alan 350 adaydan 148'inin, 100-119 arası ham puan alanların ise bin 27'sinin yinelenen sınava katılmadığına, diğer adayların puanlarının ise iptal edilen sınava göre büyük oranda düştüğüne işaret edildi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
YÖK Denetleme Kurulu'nun raporunda, eğitim bilimleri alanında 120 tam puan alan 350 adayın 70'inin karı-koca olduğu, 23'ünün ise akraba olduğu belirtildi.
KPSS'de usulsüzlük yapıldığı iddialarına ilişkin yürütülen soruşturmada, eğitim bilimleri alanında 120 tam puan alan 350 adayın 70'inin karı-koca olduğu, 23'ü arasında ise akrabalık bağı bulunduğu kaydedildi.
YÖK Denetleme Kurulunca 2010'da hazırlanarak, KPSS'de usulsüzlük yapıldığı iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma dosyasına gönderilen raporda, soruşturma konusu KPSS'de eğitim bilimleri alanında 120 tam puan alan 350 aday olduğuna işaret edildi.
Bunların 70'inin karı-koca olduğu, 23'ü arasında ise akrabalık bağı bulunduğu belirtilen raporda, 120 tam puan alan 350 kişiden 52'sinin aynı adres, apartman, site ya da sokakta ikamet ettiğine yer verildi.
Ayrıca, sınavda 100 ve üzerinde ham puan alan 3 bin 227 adayın 446'sının karı-koca ve 191'inin akraba olduğu, 980 kişinin aynı adres, apartman, site ya da sokakta ikamet ettiği belirlendi.
268 kişinin ikameti aynı
Genel yetenek alanında 60 tam puan alan bin 29 kişiden 101'inin karı-koca, 139'unun akraba, 58-60 arası ham puan alan 3 bin 740 kişiden 220'sinin karı-koca, 470'inin akraba olduğu tespit edildi.
Raporda, genel yetenek alanında 60 ham puan alan adayların 58'inin, 58-60 arası ham puan alanların 268'inin aynı dış kapı numarasına sahip adreslerde ikamet ettiğine dikkat çekildi.
Bin 27 kişi yenilenen sınava girmemiş
Raporda, "eğitim bilimleri alanında 100-120 arası ve genel yetenek ile genel kültürde 58-60 arası ham puan alanlardan 31'inin 2006-2007-2008 ve 2009 yıllarında 70 ve altında, 66'sının ise 35 ve altında ham puan aldıkları"na dikkat çekilirken, 2010'daki sınavda bu adayların, ortalama iki kat fazla ham puan aldıkları kaydedildi.
Eğitim bilimlerinden 120 ham puan alan 350 adaydan 148'inin, 100-119 arası ham puan alanların ise bin 27'sinin yinelenen sınava katılmadığına, diğer adayların puanlarının ise iptal edilen sınava göre büyük oranda düştüğüne işaret edildi.
Son Güncelleme: Cumartesi, 28 Mart 2015 14:39
Gösterim: 1820
Çocuk yardımı, çeyiz hesaplarına devlet katkısı, 47 bin öğretmen kadrosu düzenlemelerini de içeren "Torba Kanun Teklifi", TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı. Kanunla, Milli Eğitim Bakanlığına 47 bin öğretmen kadrosu ihdas ediliyor.
Öğretmen unvanlı kadrolardan 35 bin adedi ile Bakanlığa ait diğer hizmet sınıfları kadrolarından 2 bin 320 adedine, Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve 2015 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu kapsamında yapılan atamaların dışında 31 Aralık 2015'e kadar atama yapılacak.
Çeyiz hesaplarına devlet katkısı "Torba Kanun" olarak adlandırılan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa ile bankalarda TL cinsinden çeyiz hesabı açanlara, asgari 3 yıl boyunca sistemde kalmaları, 27 yaşını doldurmadan ilk evliliklerini yapmaları ve evlilikleri müteakip ilgili bankaya başvurmaları halinde devlet katkısı ödenecek. Devlet katkısı ödemesi hesapta biriken toplam tutarın yüzde 20'sini ve azami 5 bin lirayı geçemeyecek. Azami tutar her yıl yeniden değerleme oranı kadar artırılacak. Azami tutarı üç katına kadar artırmaya Bakanlar Kurulu yetkili olacak. Konut katkısı Bankada Türk lirası cinsinden konut hesabı açanlara, asgari 3 yıl boyunca sistemde kalmaları halinde ilk ve tek konut satın alımlarında devlet katkısı ödenecek. Devlet katkısı ödemesi, hesapta biriken toplam tutarın yüzde 20'sini ve azami 15 bin lirayı geçemeyecek. Çocuk yardımı Türk vatandaşlarına, canlı doğan birinci çocuğu için 300, ikinci çocuğu için 400, üçüncü ve sonraki çocukları için 600 lira doğum yardımı yapılacak. Bu yardım Türk vatandaşı olan anne veya babaya, her ikisi de Türk vatandaşı ise anneye yapılacak. Doğum yardımı, Bakanlıkça belirlenen zorunlu hallerde babaya ödenebilecek. Doğum yardımı ödenmesinde Kimlik Paylaşımı Sistemi'nde yer alan nüfus kayıtları esas alınacak. Tutarları artırmaya Bakanlık ile Maliye Bakanlığı müştereken yetkili olacak.
Katkı payı ve öğrenim ücreti Yükseköğretim Kanunu'nda yapılan değişiklikle diploma programlarının hazırlık sınıfı eğitimi hariç olmak üzere iki yıllık ön lisans ve dört, beş ve altı yıllık lisans programlarından bu süreler sonunda mezun olamayan öğrencilerden, ilgili dönem için öngörülen katkı payı ve öğrenim ücreti alınacak. Çift ana dal programında kayıtlı olan öğrencilerden ise diploma programının öğrenim süresi ve ilave bir yıl sonunda katkı payı alınacak. Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen öğrenim sürelerinde lisansüstü programlardan mezun olamayan öğrencilerden de katkı payı alınacak.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Çocuk yardımı, çeyiz hesaplarına devlet katkısı, 47 bin öğretmen kadrosu düzenlemelerini de içeren "Torba Kanun Teklifi", TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı. Kanunla, Milli Eğitim Bakanlığına 47 bin öğretmen kadrosu ihdas ediliyor.
Öğretmen unvanlı kadrolardan 35 bin adedi ile Bakanlığa ait diğer hizmet sınıfları kadrolarından 2 bin 320 adedine, Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve 2015 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu kapsamında yapılan atamaların dışında 31 Aralık 2015'e kadar atama yapılacak.
Çeyiz hesaplarına devlet katkısı "Torba Kanun" olarak adlandırılan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa ile bankalarda TL cinsinden çeyiz hesabı açanlara, asgari 3 yıl boyunca sistemde kalmaları, 27 yaşını doldurmadan ilk evliliklerini yapmaları ve evlilikleri müteakip ilgili bankaya başvurmaları halinde devlet katkısı ödenecek. Devlet katkısı ödemesi hesapta biriken toplam tutarın yüzde 20'sini ve azami 5 bin lirayı geçemeyecek. Azami tutar her yıl yeniden değerleme oranı kadar artırılacak. Azami tutarı üç katına kadar artırmaya Bakanlar Kurulu yetkili olacak. Konut katkısı Bankada Türk lirası cinsinden konut hesabı açanlara, asgari 3 yıl boyunca sistemde kalmaları halinde ilk ve tek konut satın alımlarında devlet katkısı ödenecek. Devlet katkısı ödemesi, hesapta biriken toplam tutarın yüzde 20'sini ve azami 15 bin lirayı geçemeyecek. Çocuk yardımı Türk vatandaşlarına, canlı doğan birinci çocuğu için 300, ikinci çocuğu için 400, üçüncü ve sonraki çocukları için 600 lira doğum yardımı yapılacak. Bu yardım Türk vatandaşı olan anne veya babaya, her ikisi de Türk vatandaşı ise anneye yapılacak. Doğum yardımı, Bakanlıkça belirlenen zorunlu hallerde babaya ödenebilecek. Doğum yardımı ödenmesinde Kimlik Paylaşımı Sistemi'nde yer alan nüfus kayıtları esas alınacak. Tutarları artırmaya Bakanlık ile Maliye Bakanlığı müştereken yetkili olacak.
Katkı payı ve öğrenim ücreti Yükseköğretim Kanunu'nda yapılan değişiklikle diploma programlarının hazırlık sınıfı eğitimi hariç olmak üzere iki yıllık ön lisans ve dört, beş ve altı yıllık lisans programlarından bu süreler sonunda mezun olamayan öğrencilerden, ilgili dönem için öngörülen katkı payı ve öğrenim ücreti alınacak. Çift ana dal programında kayıtlı olan öğrencilerden ise diploma programının öğrenim süresi ve ilave bir yıl sonunda katkı payı alınacak. Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen öğrenim sürelerinde lisansüstü programlardan mezun olamayan öğrencilerden de katkı payı alınacak.
Son Güncelleme: Cumartesi, 28 Mart 2015 11:42
Gösterim: 2062
Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı, “İç tutarlılığını yitirmiş yapıyla bugünkü yükseköğretim düzenimizi istenen hedeflere ulaştırmak mümkün görünmüyor“ dedi.
Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı, İzmir’de Yaşar Üniversitesi Rektörlük Konferans Salonu’nda düzenlenen “Türk Yüksek Öğreniminin Geleceğinde Üniversiteler Kenti İzmir’in Yeri ve Önemi” konulu panelde konuştu.
Bakan Avcı, bugünkü yükseköğretim düzeninin 1980 askeri darbesinin ürünü olduğunu ve 27 devlet üniversitesine göre tasarlandığını kaydetti.
“Bu elbise bu bedene dar geliyor”
Bugün üniversitelerin sayılarının 200´e yaklaştığını, niteliksel olarak farklılaştıklarını, yükseköğretim düzeninin yükseköğrenim evrimini yönetmekte yetersiz kaldığını dile getiren Bakan Avcı, "Zaten bu işin başından beri içinde olanlar da bugün yürütenler de itiraf ediyorlar; bugünkü yükseköğretim elbisesi bu bedene uymuyor, sayısal olarak da uymuyor, niteliksel olarak da uymuyor" diye konuştu.
Üniversitelerde çeşitlilik bulunduğunu ifade eden Bakan Avcı konuşmasına şöyle devam etti: "Devlet üniversiteleri içerisinde kurumsal kültürü olan eski üniversitelerimiz var. Orta yaş üniversitelerimiz var, kendi kurumsal kültürlerini az çok oluşturmuş gibi görünen ancak henüz ayakları üzerinde zor duran, herhangi bir kurumsal kültür oluşturamamış, sürekli merkezin müdahalelerine ve himayesine ihtiyaç duyan devlet üniversitelerimiz var. Vakıf üniversitelerimiz de kendi içinde farklılaşıyor. Bir yanda gerçekten vakıf olan, vakfedilmiş varlıklar üzerinde yükselen üniversitelerimiz var, bir yanda özel üniversite açmak anayasal olarak mümkün olmadığı için bir tür muvazaa yoluyla vakıf üniversitesi gibi kurulmuş ve ilk fırsatta özel üniversiteye dönüşmek isteyen üniversitelerimiz var. O gün gerçekten iç tutarlılığı olan bu düzenlemenin daha sonra yapılan muhtelif düzenlemelerle kendi iç tutarlığı da kaybolmuş durumda. İç tutarlılığını yitirmiş yapıyla bugünkü yükseköğretim düzenimizi istenen hedeflere ulaştırmak mümkün görünmüyor."
Anayasal müeyyidelerle rapt edilmeyen çerçeve bir yasa
Yapılması gerekenin her üniversitenin kendi özel ihtiyaçlarına göre kendi yönetim modelini oluşturabilmesine imkân sağlayacak esnek bir çerçeve yasa olduğuna vurgu yapan Bakan Avcı, "Bu dönemde siyaset kurumu olarak hep birlikte yapamadığımız yeni anayasa, eğer önümüzdeki dönemde başarılabilirse bunun en önemli bileşenlerinden bir tanesi de yükseköğrenim konusunun böylesine sıkı bağlarla anayasal müeyyidelere rapt edilmemesi ve her üniversitenin kendi içinde kendi özel ihtiyaçlarına, hedeflerine, stratejilerine göre kendisini yoğurabileceği, biçimlendirebileceği, zaman içindeki farklılaşmalara göre bu biçimini de değiştirebileceği, buna imkân veren esnek bir çerçeve yasa, yükseköğrenim yasası olacak" dedi.
Üniversitelerin kurumsal kültürüne özgü yasa
Yükseköğretim yasası tartışmaları çerçevesinde hemen hemen tüm üniversitelerin, konuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarının alternatif yükseköğretim yasası tasarıları geliştirdiğini dile getiren Bakan Avcı şunları kaydetti:
"Çok köklü bir üniversitemizin öğretim üyeleri de bir tasarı hazırlamışlar, bakanlığa atandığım ilk aylarda paylaşmak için geldiler. Güzel bir çalışma. Fakat kendilerine şunu söyledim, siz de pek çok Türk aydını gibi her şeye kendiniz nizam vermek istiyorsunuz. Öyle bir yasa tasarısı getiriyorsunuz ki bize, Şırnak Üniversitesi de Konya Selçuk Üniversitesi de İstanbul Teknik Üniversitesi de Sabancı Üniversitesi de sizin bu yasanızdan kaçamasın. Oysa ben sizden şunu beklerdim, siz bana demeliydiniz ki ey Millî Eğitim Bakanı bize karışma. Biz köklü bir üniversiteyiz. Kendine özgü kurumsal kültürü olan, kurumsallaşmış, diğer hiçbir üniversiteyle mukayese edilemeyecek özellikleri olan bir üniversiteyiz. Biz kendimizi böyle yönetmek istiyoruz. Başkalarına ne yapacağınız bizi ilgilendirmiyor ama biz bunca senelik üniversite olarak ne sizin ne de başkalarının bize yeni bir kıyafet, çerçeve çizmesini istemiyoruz. Sizden kendi hazırladığımız çerçevedeki yasayı istiyoruz."
Türk eğitim sistemine özgü üç model
Bakan Avcı, Türk eğitim sisteminde bugüne kadar ikisi akamete uğramış, biri hâlen yaşamını sürdüren üç özgün model bulunduğunu belirtti.
Bunlardan ilkinin köy enstitüleri, diğerinin ise maarif kolejleri olduğunu ifade eden Bakan Avcı, köy enstitüleri girişiminin çok iyi düşünülmüş bir proje olmasına karşın zaman içinde akamete uğratıldığını, 1956 yılında kurulan maarif kolejlerinin de önce Anadolu liselerine dönüştürülerek ve sonrasında sayısı artırılarak yozlaştığını söyledi.
"İmam hatip liselerinde sayısal ölçek iyi gözetilmeli"
Türkiye´nin hâlâ işlevini devam ettiren üçüncü orijinal eğitim girişiminin ise imam hatip liseleri olduğunu belirten Bakan Avcı şunları kaydetti: "O da bugün Anadolu liselerinin, maarif kolejlerini yüzeyselleştirmesi gibi sayısal ölçekler iyi gözetilmezse yozlaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır ama çok Türkiye’ye özgü bir modeldir ve Türkiye´de eğer bir takım başka ülkelerde görüldüğü türden ekstremist akımlar neşvünema imkânı bulamadıysa bunda orijinal Türk deneyiminin de payı vardır."
"Üniversiteler ortaokuldan kendi öğrencilerini yetiştirsin"
Bakan Avcı, vakıf üniversitelerine bu anlamda dördüncü bir girişim olarak, Galatasaray Lisesi ve Galatasaray Üniversitesi arasındaki ilişki gibi açacakları ortaokul ve liselerle ortaöğretimden itibaren öğrenci yetiştirmelerini önerdi.
Bunun, Türkiye´deki üniversitelerin genel şikâyetlerinden biri olan öğrencilerin yeterli donanımla gelmemeleri sorununa da çözüm sunacağını ifade eden Bakan Avcı şöyle devam etti: “Söz gelimi Yaşar Üniversitesi ama pekâlâ Kâtip Çelebi Üniversitesi de diğer üniversitelerimiz de sadece kendilerine öğrenci yetiştirmek üzere, ortaöğretim kurumları açmalıdırlar. Yani buradan mezun olan öğrenci, tıpkı Galatasaray örneğinde olduğu gibi Yaşar Üniversitesi’ne sınavsız girer ama Yaşar Üniversitesi’nin lisans ve hatta yüksek lisans programlarında göreceği eğitime çok hazırlıklı gelmiş olur."
Bu konuda Bakanlık olarak her türlü desteği vermeye hazır olduklarını ifade eden Bakan Avcı, konuşmasının sonunda İzmir´de okuyan ve okuyacak öğrencilere Ahmet Sipahioğlu´nun Tepeli Taklak kitabını okumalarını tavsiye etti.
Panelde ayrıca, İzmir Üniversiteler Platformu Dönem Başkanı ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Galip Akhan da platform çalışmaları hakkında bilgi verdi. Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Barkan ise, "Uluslararası Üniversite Kentleri" içerikli bir sunum yaptı.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı, “İç tutarlılığını yitirmiş yapıyla bugünkü yükseköğretim düzenimizi istenen hedeflere ulaştırmak mümkün görünmüyor“ dedi.
Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı, İzmir’de Yaşar Üniversitesi Rektörlük Konferans Salonu’nda düzenlenen “Türk Yüksek Öğreniminin Geleceğinde Üniversiteler Kenti İzmir’in Yeri ve Önemi” konulu panelde konuştu.
Bakan Avcı, bugünkü yükseköğretim düzeninin 1980 askeri darbesinin ürünü olduğunu ve 27 devlet üniversitesine göre tasarlandığını kaydetti.
“Bu elbise bu bedene dar geliyor”
Bugün üniversitelerin sayılarının 200´e yaklaştığını, niteliksel olarak farklılaştıklarını, yükseköğretim düzeninin yükseköğrenim evrimini yönetmekte yetersiz kaldığını dile getiren Bakan Avcı, "Zaten bu işin başından beri içinde olanlar da bugün yürütenler de itiraf ediyorlar; bugünkü yükseköğretim elbisesi bu bedene uymuyor, sayısal olarak da uymuyor, niteliksel olarak da uymuyor" diye konuştu.
Üniversitelerde çeşitlilik bulunduğunu ifade eden Bakan Avcı konuşmasına şöyle devam etti: "Devlet üniversiteleri içerisinde kurumsal kültürü olan eski üniversitelerimiz var. Orta yaş üniversitelerimiz var, kendi kurumsal kültürlerini az çok oluşturmuş gibi görünen ancak henüz ayakları üzerinde zor duran, herhangi bir kurumsal kültür oluşturamamış, sürekli merkezin müdahalelerine ve himayesine ihtiyaç duyan devlet üniversitelerimiz var. Vakıf üniversitelerimiz de kendi içinde farklılaşıyor. Bir yanda gerçekten vakıf olan, vakfedilmiş varlıklar üzerinde yükselen üniversitelerimiz var, bir yanda özel üniversite açmak anayasal olarak mümkün olmadığı için bir tür muvazaa yoluyla vakıf üniversitesi gibi kurulmuş ve ilk fırsatta özel üniversiteye dönüşmek isteyen üniversitelerimiz var. O gün gerçekten iç tutarlılığı olan bu düzenlemenin daha sonra yapılan muhtelif düzenlemelerle kendi iç tutarlığı da kaybolmuş durumda. İç tutarlılığını yitirmiş yapıyla bugünkü yükseköğretim düzenimizi istenen hedeflere ulaştırmak mümkün görünmüyor."
Anayasal müeyyidelerle rapt edilmeyen çerçeve bir yasa
Yapılması gerekenin her üniversitenin kendi özel ihtiyaçlarına göre kendi yönetim modelini oluşturabilmesine imkân sağlayacak esnek bir çerçeve yasa olduğuna vurgu yapan Bakan Avcı, "Bu dönemde siyaset kurumu olarak hep birlikte yapamadığımız yeni anayasa, eğer önümüzdeki dönemde başarılabilirse bunun en önemli bileşenlerinden bir tanesi de yükseköğrenim konusunun böylesine sıkı bağlarla anayasal müeyyidelere rapt edilmemesi ve her üniversitenin kendi içinde kendi özel ihtiyaçlarına, hedeflerine, stratejilerine göre kendisini yoğurabileceği, biçimlendirebileceği, zaman içindeki farklılaşmalara göre bu biçimini de değiştirebileceği, buna imkân veren esnek bir çerçeve yasa, yükseköğrenim yasası olacak" dedi.
Üniversitelerin kurumsal kültürüne özgü yasa
Yükseköğretim yasası tartışmaları çerçevesinde hemen hemen tüm üniversitelerin, konuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarının alternatif yükseköğretim yasası tasarıları geliştirdiğini dile getiren Bakan Avcı şunları kaydetti:
"Çok köklü bir üniversitemizin öğretim üyeleri de bir tasarı hazırlamışlar, bakanlığa atandığım ilk aylarda paylaşmak için geldiler. Güzel bir çalışma. Fakat kendilerine şunu söyledim, siz de pek çok Türk aydını gibi her şeye kendiniz nizam vermek istiyorsunuz. Öyle bir yasa tasarısı getiriyorsunuz ki bize, Şırnak Üniversitesi de Konya Selçuk Üniversitesi de İstanbul Teknik Üniversitesi de Sabancı Üniversitesi de sizin bu yasanızdan kaçamasın. Oysa ben sizden şunu beklerdim, siz bana demeliydiniz ki ey Millî Eğitim Bakanı bize karışma. Biz köklü bir üniversiteyiz. Kendine özgü kurumsal kültürü olan, kurumsallaşmış, diğer hiçbir üniversiteyle mukayese edilemeyecek özellikleri olan bir üniversiteyiz. Biz kendimizi böyle yönetmek istiyoruz. Başkalarına ne yapacağınız bizi ilgilendirmiyor ama biz bunca senelik üniversite olarak ne sizin ne de başkalarının bize yeni bir kıyafet, çerçeve çizmesini istemiyoruz. Sizden kendi hazırladığımız çerçevedeki yasayı istiyoruz."
Türk eğitim sistemine özgü üç model
Bakan Avcı, Türk eğitim sisteminde bugüne kadar ikisi akamete uğramış, biri hâlen yaşamını sürdüren üç özgün model bulunduğunu belirtti.
Bunlardan ilkinin köy enstitüleri, diğerinin ise maarif kolejleri olduğunu ifade eden Bakan Avcı, köy enstitüleri girişiminin çok iyi düşünülmüş bir proje olmasına karşın zaman içinde akamete uğratıldığını, 1956 yılında kurulan maarif kolejlerinin de önce Anadolu liselerine dönüştürülerek ve sonrasında sayısı artırılarak yozlaştığını söyledi.
"İmam hatip liselerinde sayısal ölçek iyi gözetilmeli"
Türkiye´nin hâlâ işlevini devam ettiren üçüncü orijinal eğitim girişiminin ise imam hatip liseleri olduğunu belirten Bakan Avcı şunları kaydetti: "O da bugün Anadolu liselerinin, maarif kolejlerini yüzeyselleştirmesi gibi sayısal ölçekler iyi gözetilmezse yozlaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır ama çok Türkiye’ye özgü bir modeldir ve Türkiye´de eğer bir takım başka ülkelerde görüldüğü türden ekstremist akımlar neşvünema imkânı bulamadıysa bunda orijinal Türk deneyiminin de payı vardır."
"Üniversiteler ortaokuldan kendi öğrencilerini yetiştirsin"
Bakan Avcı, vakıf üniversitelerine bu anlamda dördüncü bir girişim olarak, Galatasaray Lisesi ve Galatasaray Üniversitesi arasındaki ilişki gibi açacakları ortaokul ve liselerle ortaöğretimden itibaren öğrenci yetiştirmelerini önerdi.
Bunun, Türkiye´deki üniversitelerin genel şikâyetlerinden biri olan öğrencilerin yeterli donanımla gelmemeleri sorununa da çözüm sunacağını ifade eden Bakan Avcı şöyle devam etti: “Söz gelimi Yaşar Üniversitesi ama pekâlâ Kâtip Çelebi Üniversitesi de diğer üniversitelerimiz de sadece kendilerine öğrenci yetiştirmek üzere, ortaöğretim kurumları açmalıdırlar. Yani buradan mezun olan öğrenci, tıpkı Galatasaray örneğinde olduğu gibi Yaşar Üniversitesi’ne sınavsız girer ama Yaşar Üniversitesi’nin lisans ve hatta yüksek lisans programlarında göreceği eğitime çok hazırlıklı gelmiş olur."
Bu konuda Bakanlık olarak her türlü desteği vermeye hazır olduklarını ifade eden Bakan Avcı, konuşmasının sonunda İzmir´de okuyan ve okuyacak öğrencilere Ahmet Sipahioğlu´nun Tepeli Taklak kitabını okumalarını tavsiye etti.
Panelde ayrıca, İzmir Üniversiteler Platformu Dönem Başkanı ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Galip Akhan da platform çalışmaları hakkında bilgi verdi. Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Barkan ise, "Uluslararası Üniversite Kentleri" içerikli bir sunum yaptı.
Son Güncelleme: Perşembe, 26 Mart 2015 16:06
Gösterim: 1623
İstanbul'da Beykoz, Ayvansaray, Rumeli, Semerkand Bilim ve Medeniyet, Antalya'da ise AKEV üniversitesi kurulacak.
5 vakıf tarafından, İstanbul'da Beykoz Üniversitesi; Ayvansaray Üniversitesi; Rumeli Üniversitesi; Semerkand Bilim ve Medeniyet Üniversitesi, Antalya'da da AKEV Üniversitesi kurulmasına ilişkin kanun tasarısı TBMM Başkanlığı'na sunuldu.
Tasarıya göre, "Acıbadem Üniversitesi"nin adı "Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi"; "Yeni Yüzyıl Üniversitesi"nin adı "İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi"; "Gedik Üniversitesi"nin adı "İstanbul Gedik Üniversitesi" şeklinde değiştiriliyor.
Tasarıyla, İstanbul'da, Türkiye Lojistik Araştırmaları ve Eğitim Vakfı tarafından Beykoz Üniversitesi; Plato Vakfı tarafından İstanbul Ayvansaray Üniversitesi; Balcı Vakfı tarafından İstanbul Rumeli Üniversitesi, Hacegan Vakfı tarafından Semerkand Bilim ve Medeniyet Üniversitesi; Antalya'da da Antalya Kültür ve Eğitim Vakfı tarafından Antalya AKEV Üniversitesi kurulacak.
Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu Beykoz Üniversitesi'ne, Plato Meslek Yüksekokulu Ayvansaray Üniversitesi'ne bağlanacak.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
İstanbul'da Beykoz, Ayvansaray, Rumeli, Semerkand Bilim ve Medeniyet, Antalya'da ise AKEV üniversitesi kurulacak.
5 vakıf tarafından, İstanbul'da Beykoz Üniversitesi; Ayvansaray Üniversitesi; Rumeli Üniversitesi; Semerkand Bilim ve Medeniyet Üniversitesi, Antalya'da da AKEV Üniversitesi kurulmasına ilişkin kanun tasarısı TBMM Başkanlığı'na sunuldu.
Tasarıya göre, "Acıbadem Üniversitesi"nin adı "Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi"; "Yeni Yüzyıl Üniversitesi"nin adı "İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi"; "Gedik Üniversitesi"nin adı "İstanbul Gedik Üniversitesi" şeklinde değiştiriliyor.
Tasarıyla, İstanbul'da, Türkiye Lojistik Araştırmaları ve Eğitim Vakfı tarafından Beykoz Üniversitesi; Plato Vakfı tarafından İstanbul Ayvansaray Üniversitesi; Balcı Vakfı tarafından İstanbul Rumeli Üniversitesi, Hacegan Vakfı tarafından Semerkand Bilim ve Medeniyet Üniversitesi; Antalya'da da Antalya Kültür ve Eğitim Vakfı tarafından Antalya AKEV Üniversitesi kurulacak.
Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu Beykoz Üniversitesi'ne, Plato Meslek Yüksekokulu Ayvansaray Üniversitesi'ne bağlanacak.
Son Güncelleme: Perşembe, 26 Mart 2015 20:05
Gösterim: 2146
Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanlığı'na Prof. Dr. Ömer Demir getirildi.
Atama kararları Resmi Gazete'de yayımlandı.
Buna göre, Başbakanlığa bağlı Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanlığı'na Prof. Dr. Ömer Demir getirildi.
Prof. Dr. Ömer Demir kimdir
1988’de ODTÜ İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun olan Ömer Demir, Anadolu Üniversitesi, Kırıkkale Üniversitesi’nde, Çankırı Karatekin Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. Demir, Ak Parti iktidarları döneminde ataması yapılan 2’nci Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) Başkanı oldu; daha sonra DİE’nin Türkiye İstatistik Kurumu’na dönüşmesiyle, 2005-2008 arasında TÜİK Başkanı olarak görev yaptı.
2008-2011 arasında YÖK Başkanı olan Yusuf Ziya Özcan döneminde YÖK Başkanvekili olarak çalışan Demir, 2013’ten beri hükümet tasarısıyla kurulan Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi’nin kurucu rektörlüğünü yürütüyor. Kasım 2014’te Prof. Dr. Yekta Saraç’ın YÖK Başkanlığı’na getirilmesiyle, Saraç’tan boşalan YÖK üyeliği koltuğuna Demir’in ataması yapıldı. Demir halen TÜBİTAK Bilim Kurulu üyeliği yapıyor. “Küresel rekabette etkin devlet/Türkiye için etkin devlet oluşturma imkanı”, “İslam, sivil toplum, piyasa ekonomisi”, “İktisat ve ahlak”, “Din ekonomisi: inanç, zenginlik ve mutluluk” gibi kitapları bulunuyor.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanlığı'na Prof. Dr. Ömer Demir getirildi.
Atama kararları Resmi Gazete'de yayımlandı.
Buna göre, Başbakanlığa bağlı Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanlığı'na Prof. Dr. Ömer Demir getirildi.
Prof. Dr. Ömer Demir kimdir
1988’de ODTÜ İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun olan Ömer Demir, Anadolu Üniversitesi, Kırıkkale Üniversitesi’nde, Çankırı Karatekin Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. Demir, Ak Parti iktidarları döneminde ataması yapılan 2’nci Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) Başkanı oldu; daha sonra DİE’nin Türkiye İstatistik Kurumu’na dönüşmesiyle, 2005-2008 arasında TÜİK Başkanı olarak görev yaptı.
2008-2011 arasında YÖK Başkanı olan Yusuf Ziya Özcan döneminde YÖK Başkanvekili olarak çalışan Demir, 2013’ten beri hükümet tasarısıyla kurulan Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi’nin kurucu rektörlüğünü yürütüyor. Kasım 2014’te Prof. Dr. Yekta Saraç’ın YÖK Başkanlığı’na getirilmesiyle, Saraç’tan boşalan YÖK üyeliği koltuğuna Demir’in ataması yapıldı. Demir halen TÜBİTAK Bilim Kurulu üyeliği yapıyor. “Küresel rekabette etkin devlet/Türkiye için etkin devlet oluşturma imkanı”, “İslam, sivil toplum, piyasa ekonomisi”, “İktisat ve ahlak”, “Din ekonomisi: inanç, zenginlik ve mutluluk” gibi kitapları bulunuyor.
Son Güncelleme: Perşembe, 26 Mart 2015 11:12
Gösterim: 1734

