Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "11 yıl içinde atamasını yaptığımız öğretmen sayısı 407 bin 469'dur. Bu atamalarla birlikte toplam öğretmen sayımız 810 bin kişiye ulaştı. Şu andaki öğretmenlerin yarından fazlasının atamasını biz gerçekleştirdik" dedi.

Erdoğan, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, pazar günü Trabzon'da öğretmenler ile biraraya gelerek 24 Kasım Öğretmenler Günü'nü kutladıklarını anımsattı. Erdoğan, bütün öğretmenlerin bugününü yeniden kutlayarak, başarılar diledi.

Başbakan Erdoğan, medeniyet ve tarihlerinin, ilme, öğrenmeye ve öğretmeye verdiği değer mucibince  öğretmenlerini yılda bir hatırlayan değil, öğretmenini adeta ailenin ferdi olarak gören bir toplum olduklarını belirtti. Erdoğan, 11 yıl boyunca eğitimi en öncelikli gündem maddesi yaparken, eğitimin vazgeçilmez unsuru olan öğretmenleri de hep baştacı yaptıklarını söyledi.

11 yıl içinde 407 bin 469 öğretmenin atamasını yaptıklarını bildiren Erdoğan, bu atamalarla birlikte toplam öğretmen sayısının 810 bin kişiye ulaştığını kaydetti. Şu andaki öğretmenlerin yarıdan fazlasının atamalarını kendilerinin gerçekleştirdiklerini dile getiren Erdoğan, bin 312 engelli ve 651 milli sporcunun da öğretmen olarak atanmasını sağladıklarını vurguladı. 

Erdoğan, öğretmenlerin özlük haklarında da çok önemli iyileştirmeler yaptıklarına işaret ederek, "Örneğin 2002'de mesleğe yeni başlamış, bekar ve ek ders ücreti almayan bir öğretmenimizin eline 470 lira geçiyordu. Bu rakam Temmuz itibariyle, bizim dönemimizde bin 894 liraya yükseldi. 1 Ocak'tan itibaren mesleğe yeni başlamış, bekar ve ek ders ücreti almayan öğretmenimiz 2 bin 81 lira alacak. 11 yılda sadece bu şartlardaki öğretmenimize yaptığımız zam oranı yüzde 373. İnşallah Türkiye'nin şartları iyileştikçe, imkanları artıkça bunu en önce, eğitime, en önce öğretmenlerimize yansıtmaya devam edeceğiz" diye konuştu.

 

 

 

 

 

 

 

 

> 11 yılda 407 bin 469 öğretmen ataması yapıldı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "11 yıl içinde atamasını yaptığımız öğretmen sayısı 407 bin 469'dur. Bu atamalarla birlikte toplam öğretmen sayımız 810 bin kişiye ulaştı. Şu andaki öğretmenlerin yarından fazlasının atamasını biz gerçekleştirdik" dedi.

Erdoğan, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, pazar günü Trabzon'da öğretmenler ile biraraya gelerek 24 Kasım Öğretmenler Günü'nü kutladıklarını anımsattı. Erdoğan, bütün öğretmenlerin bugününü yeniden kutlayarak, başarılar diledi.

Başbakan Erdoğan, medeniyet ve tarihlerinin, ilme, öğrenmeye ve öğretmeye verdiği değer mucibince  öğretmenlerini yılda bir hatırlayan değil, öğretmenini adeta ailenin ferdi olarak gören bir toplum olduklarını belirtti. Erdoğan, 11 yıl boyunca eğitimi en öncelikli gündem maddesi yaparken, eğitimin vazgeçilmez unsuru olan öğretmenleri de hep baştacı yaptıklarını söyledi.

11 yıl içinde 407 bin 469 öğretmenin atamasını yaptıklarını bildiren Erdoğan, bu atamalarla birlikte toplam öğretmen sayısının 810 bin kişiye ulaştığını kaydetti. Şu andaki öğretmenlerin yarıdan fazlasının atamalarını kendilerinin gerçekleştirdiklerini dile getiren Erdoğan, bin 312 engelli ve 651 milli sporcunun da öğretmen olarak atanmasını sağladıklarını vurguladı. 

Erdoğan, öğretmenlerin özlük haklarında da çok önemli iyileştirmeler yaptıklarına işaret ederek, "Örneğin 2002'de mesleğe yeni başlamış, bekar ve ek ders ücreti almayan bir öğretmenimizin eline 470 lira geçiyordu. Bu rakam Temmuz itibariyle, bizim dönemimizde bin 894 liraya yükseldi. 1 Ocak'tan itibaren mesleğe yeni başlamış, bekar ve ek ders ücreti almayan öğretmenimiz 2 bin 81 lira alacak. 11 yılda sadece bu şartlardaki öğretmenimize yaptığımız zam oranı yüzde 373. İnşallah Türkiye'nin şartları iyileştikçe, imkanları artıkça bunu en önce, eğitime, en önce öğretmenlerimize yansıtmaya devam edeceğiz" diye konuştu.

 

 

 

 

 

 

 

 

Son Güncelleme: Salı, 26 Kasım 2013 13:55

Gösterim: 1265

Milli Eğitim Bakanlığı’nda hareketli saatler yaşanıyor. Milli Eğitim Bakanı Avcı, bazı dershane yöneticileriyle Bakanlıkta bir araya geldi.

Milli Eğitim Bakanı Avcı'nın başkanlığındaki toplantıya Müsteşar Yusuf Tekin ve 7 dershane temsilcisi katılıyor. Basına kapalı yapılan toplantının ardından bir açıklama yapılması bekleniyor. Son dakika gelişmeleri Eğitimtercihi.com'da...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

> Milli Eğitim Bakanı dershane yöneticileriyle görüşüyor

Milli Eğitim Bakanlığı’nda hareketli saatler yaşanıyor. Milli Eğitim Bakanı Avcı, bazı dershane yöneticileriyle Bakanlıkta bir araya geldi.

Milli Eğitim Bakanı Avcı'nın başkanlığındaki toplantıya Müsteşar Yusuf Tekin ve 7 dershane temsilcisi katılıyor. Basına kapalı yapılan toplantının ardından bir açıklama yapılması bekleniyor. Son dakika gelişmeleri Eğitimtercihi.com'da...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Son Güncelleme: Salı, 26 Kasım 2013 13:03

Gösterim: 1072

Milli Eğitim Bakanı Avcı, bir veli tarafından kendisine yöneltilen “Dershanemden memnunum ve çocuğumun buradan eğitim almasını istiyorum. Bu hakkım neden elimden alınıyor?” sorusuna şu cevabı verdi.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nın (SETA) düzenlediği ‘Millî Eğitimde Neler Oluyor?’ konulu panele katıldı. SETA Direktöre Bekir Gür’ün sunumuyla başlayan panelde Avcı, sosyal medyadan ve salondan gelen sorulara cevap verdi.

Panele katılan bir veli Bakan Avcı’ya şu soruyu sordu: “Oğlum 8. sınıfta okuyor. 2005’ten bu yana liselere yerleştirme sınavları değiştirildi. Şu an sınav yapmıyoruz diyorsunuz, geçtiğimiz günlerde örnek sorular yayınlandı, bunlar daha önceki SBS soruları. Aynı SBS’yi hazırlayan kurum merkezi sınavı hazırlıyor. Ben çocuğumun iyi bir liseyi kazanmasını istiyorum. Çocuğumun halk eğitim merkezi ve açık liseden eğitim almasını istemiyorum. Dershanemden memnunum ve çocuğumun buradan eğitim almasını istiyorum. Bu hakkım neden elimden alınıyor? Çocuğumuzun eğitim hakkının engellenmesini veli olarak istemiyorum.”

Bakan Avcı, velinin sorusunu şu sözlerle cevapladı:

“Çocuğunuzun bu nitelikte eğitim almasını sağlamak üzere etüt eğitim merkezlerini muhafaza ediyoruz. Ama sizin çocuğunuz gibi özel bir dershanede eğitim alma imkanı olmayan yoksul çocuklar için de etüt eğitim merkezi yapıyoruz. Dershaneye şu an gitme oranı yüzde 15. Siz yüzde 15’in avantajını korumasını istiyorsunuz. 11 ve 12’nci sınıflarda dershane talebi yükseliyor. Türkiye’de ortaöğretimde dershaneye gitme oranı yüzde 15. Ama bunun 12. sınıflarda yüzde 42. Yani yüzde 58 gidememe oranı var. Siz yüzde 42. Dershaneler kendi içinde ayrıca sınıflandırılıyor. Çok düşük ücretli dershaneler var, bunlar çok iddialı kurumlar değil. Bir de astronomik, resmisi 22 milyar olan, gayrı resmisinin daha yüksek olduğu söylenen, vip diye tabir edilen, üç dört öğrenciye bir öğretmenin ders verdiği dershaneler var. Dershanelerde ders alabilenler kendi içinde maddi imkanlarına göre sıralanıyorlar. Burada ciddi bir adaletsizlik var. Yüzde 58 var, bir de bunlar iyice yarışın dışında tutuluyor. Biz en azından herkes için eşit imkan sunan halk eğitim merkezleri, açık lise, okullarda açılan kurslar üzerinden imkan sağlıyoruz. Olabildiğince adil bir şekilde çocuklarımız fırsat eşitliğini yaşasın istiyoruz.”

> Bir velinin Bakan Avcı’yı terleten dershane sorusu

Milli Eğitim Bakanı Avcı, bir veli tarafından kendisine yöneltilen “Dershanemden memnunum ve çocuğumun buradan eğitim almasını istiyorum. Bu hakkım neden elimden alınıyor?” sorusuna şu cevabı verdi.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nın (SETA) düzenlediği ‘Millî Eğitimde Neler Oluyor?’ konulu panele katıldı. SETA Direktöre Bekir Gür’ün sunumuyla başlayan panelde Avcı, sosyal medyadan ve salondan gelen sorulara cevap verdi.

Panele katılan bir veli Bakan Avcı’ya şu soruyu sordu: “Oğlum 8. sınıfta okuyor. 2005’ten bu yana liselere yerleştirme sınavları değiştirildi. Şu an sınav yapmıyoruz diyorsunuz, geçtiğimiz günlerde örnek sorular yayınlandı, bunlar daha önceki SBS soruları. Aynı SBS’yi hazırlayan kurum merkezi sınavı hazırlıyor. Ben çocuğumun iyi bir liseyi kazanmasını istiyorum. Çocuğumun halk eğitim merkezi ve açık liseden eğitim almasını istemiyorum. Dershanemden memnunum ve çocuğumun buradan eğitim almasını istiyorum. Bu hakkım neden elimden alınıyor? Çocuğumuzun eğitim hakkının engellenmesini veli olarak istemiyorum.”

Bakan Avcı, velinin sorusunu şu sözlerle cevapladı:

“Çocuğunuzun bu nitelikte eğitim almasını sağlamak üzere etüt eğitim merkezlerini muhafaza ediyoruz. Ama sizin çocuğunuz gibi özel bir dershanede eğitim alma imkanı olmayan yoksul çocuklar için de etüt eğitim merkezi yapıyoruz. Dershaneye şu an gitme oranı yüzde 15. Siz yüzde 15’in avantajını korumasını istiyorsunuz. 11 ve 12’nci sınıflarda dershane talebi yükseliyor. Türkiye’de ortaöğretimde dershaneye gitme oranı yüzde 15. Ama bunun 12. sınıflarda yüzde 42. Yani yüzde 58 gidememe oranı var. Siz yüzde 42. Dershaneler kendi içinde ayrıca sınıflandırılıyor. Çok düşük ücretli dershaneler var, bunlar çok iddialı kurumlar değil. Bir de astronomik, resmisi 22 milyar olan, gayrı resmisinin daha yüksek olduğu söylenen, vip diye tabir edilen, üç dört öğrenciye bir öğretmenin ders verdiği dershaneler var. Dershanelerde ders alabilenler kendi içinde maddi imkanlarına göre sıralanıyorlar. Burada ciddi bir adaletsizlik var. Yüzde 58 var, bir de bunlar iyice yarışın dışında tutuluyor. Biz en azından herkes için eşit imkan sunan halk eğitim merkezleri, açık lise, okullarda açılan kurslar üzerinden imkan sağlıyoruz. Olabildiğince adil bir şekilde çocuklarımız fırsat eşitliğini yaşasın istiyoruz.”

Son Güncelleme: Pazartesi, 25 Kasım 2013 15:45

Gösterim: 1940

Milli Eğitim Bakanı Avcı, ''Dönüşen okullara ne kadar yardım yapacaksınız?'' sorusuna karşılık, bügünkü özel okulların rayiçlerini devlet olarak karşılamanın mümkün olmadığını belirterek "Özel okulları değil, özel okula gidecek öğrencileri finanse edeceğiz." dedi. 

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, ''Özel okula dönüşme kabiliyeti olmayan dershaneler, özel okul kadar yüksek standart istemeyen, açılması kadar yüksek kriterler koymamış olan bir statüyle açık liseye dönüşsünler. Ama şu anki uygulama gibi devam zorunluluğu olmayan değil. Örgün eğitimde, liselerde 40 saate yakın yüz yüze eğitim yapılıyorsa, buralarda da asgari bir yüz yüze eğitim süresi olsun'' dedi.

Bakan Avcı, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı'nca (SETA) düzenlenen ''Milli Eğitimde Neler Oluyor'' konulu panele katıldı.

SETA Toplum ve Ekonomi Direktörü Bekir Gür'ün gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Avcı, ''Dershaneler konusunda gelinen son durum nedir?'' sorusu üzerine, bu konuyla ilgili çalışmaların 3 ay önce başlamadığını, 10 yıldan buyana üzerinde çalışılan bir konu olduğunu anımsattı.

Konunun ayrıca Bakanlığın strateji belgesinde de yer aldığını belirten Avcı, bu çerçevede öngörüldüğü üzere 2014 yıl sonu itibariye dershane kurumlarının dönüştürülmesinin sağlanacağını söyledi.

Yaptıkları araştırmalar sonucunda mevcut dershanelerin yüzde 20'sinin özel okula dönüşebilme kabiliyeti olduğunu aktaran Avcı, ''Kalan yüzde 80 için bir dönüşüm programı hazırlamamız gerekiyordu. O hazırlıklarımızı iki yıldan beri sürdürüyoruz'' dedi.

Bu hafta içinde ilgili paydaşlarla konunun görüşüleceği çalıştaylar düzenleyeceklerini hatırlatan Avcı, ''Bunu açıklayınca şu tür eleştiriler geldi. 'Siz her şeyi hazırlamışsınız, bize tebliğ etmek için bu tür çalıştayları düzenliyorsunuz. Siz bizden öneri almak için değil, kendi hazırlıklarınızı bize kabul ettirmek için bu çalıştayları düzenliyorsunuz.' Böyle bir algı oluşturulmaya çalışılıyor, bu doğru değil'' diye konuştu.

''Açık lise'' önerisi

Özel okula dönüşebileceklerin dışında kalan dershaneler için geliştirdikleri bir geçiş modelinin olduğunu ifade eden Avcı, bunu son defa paydaşlarla görüşeceklerini bildirdi.

Bakanlığın yürürlükte olan açık lise uygulamasını anlatan Avcı, zorunlu eğitimin 12 yıla çıkmasıyla liselere talebin arttığını, çeşitlendiğini dile getirdi. Avcı, ''Dershanelerin dönüşüm sürecinde açık lise imkanını da değerlendirebiliriz. Adı açık lise olur mu, olmaz mı, onu ilgili paydaşlarla konuşuruz. Onlar da açık lise adının çok cazip olmadığını, bunun daha işin özüne uygun, başka bir adlandırmayla kamuoyuna anlatılabileceğini söylüyorlar. Bence de doğru'' dedi.

Avcı, açık lisede 1 milyon 200 bin öğrencinin okuduğunu, bu öğrencilerin kitaplarını aldıklarını, evlerinde çalışıp daha sonra sınavlara girdiklerini hatırlattı. Bunun çok nitelikli bir eğitim olmayacağının açık olduğunu vurgulayan Avcı, şöyle konuştu:

''Bu fırsattan istifade, biz açık lise uygulamasına da bir nitelik kazandıralım' diye düşünerek, özel okula dönüşme kabiliyeti olmayan dershaneler, özel okul kadar yüksek standart istemeyen, açılması kadar yüksek kriterler koymamış olan bir statüyle açık liseye dönüşsünler. Ama şu anki uygulama gibi devam zorunluluğu olmayan değil. Örgün eğitimde, liselerde 40 saate yakın yüz yüze eğitim yapılıyorsa, buralarda da asgari bir yüz yüze eğitim süresi olsun.

Bizim dershane sektörü temsilcileriyle yaptığımız daha önceki görüşmelerde, sektörde ciddi payı olanlar bize 20 saatlik yüz yüze eğitim ile böyle bir açık liseyi döndürebiliriz önerisinde bulundular. Daha sonra dediler ki, 15 saat yüz yüze eğitim, 15 saat de uzaktan eğitim yöntemleriyle biz bu işi başarabiliriz. Konuşmalarımız bu çerçevede dönüyor, böyle bir açık lise önerimiz var.''

''Okuma salonları yok''

Bunun dışında tekil konularda bazı kursların olduğunu anlatan Avcı, bazı dershanelerin de bunlara dönüşebileceğini, bir kısmının halk eğitim merkezi olarak değerlendirilebileceğini söyledi. Avcı, ''İşletmeci, ben açık liseye de özel okula dönüşemem kurs da yapmak istemiyorum' diyenler için de bakanlık olarak biz alalım. Buraları halk eğitim merkezleri olarak, buralarda ciddi beceri kurslar yapılıyor. Buralardan o şekilde yararlanabiliriz' diye de düşünüyoruz'' değerlendirmesinde bulundu.

Çalıştaylarda konuşulacak çerçevenin bunlar olduğunu işaret eden Avcı, bunun içinde özel etüt eğitim merkezlerinin, okuma salonlarının olmadığını vurguladı.

Bakan Avcı, etüt merkezlerinin üçe ayrıldığını, birincisinin "ileri kreş" gibi düşünülebilecek çalışan anne babaların çocuklarını gönderdikleri etüt merkezi olduğunu, ikincisinin bakanlıkça açılan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da dezavantajlı kesimlere eğitimde destekte bulunmak için eğitsel, sosyal amaçlarla açılmış kurumlar olduğunu, üçüncüsünün ise "etüt eğitim merkezi" adı altında paralı dershanecilik yapanlar olduğunu ifade ederek, ''Etüt eğitim merkezi' diyor ama dershaneciliğin bugünkü haliyle getirdiği külfetleri bile üstlenmek istemeyenlerin bulduğu bir formül. Bunların görüşülmesi gerekir'' dedi.

''Alelacele bulunmuş bir formül değil''

Bakan Avcı, ''İster özel okul olsun, ister açık lise olsun, ister özel etüt eğitim merkezi olsun bütün bunlara ayrıca öğrenci desteği sağlamayı da öngörüyoruz. Okulün türüne göre, yoksul ama başarılı öğrencileri burslandırarak bu kurumları desteklemeyi vaadediyoruz'' diye konuştu.

Bunun yükselen itirazlar üzerine bulunan bir formül olduğu şeklinde yorumlandığını da belirten Avcı, ''Demokrasinin tabiatında bu vardır. Düşünmediğimiz, kolay olmadığını düşündüğümüz bazı şeyler olabilir. Demokratik tepkiler üzerine, 'evet bunu yapalım' diye düşünülür. Ama bu bunlardan biri değil. Bu yeni alelacele bulunmuş bir formül değil, bu sektörün ihtiyaçları ve makul çözüm önerileri doğrultusunda gelişitirilmiş bir formül'' dedi.

Özel okula gidecek öğrencileri finanse edeceğiz

Panele katılanların da sorularını yanıtlayan Avcı, ''Dönüşen okullara ne kadar yardım yapacaksınız?'' sorusuna karşılık, bügünkü özel okulların rayiçlerini devlet olarak karşılamanın mümkün olmadığını söyledi.

Bu rayiçin çok yüksek tutulduğunu ifade eden Avcı, ''Özel okulları değil, özel okula gidecek öğrencileri finanse edeceğiz.Yapacağımız katkı eğitim talebini finanse etmektir. Özel okullara bunun dışında arsa, kredi kolaylığı, vergi kolaylıkları sağlanması düşünülüyor'' dedi.

Avcı, ''Özel okullara yönlendirilecek burslu öğrenciler için öngörülen miktar, o öğrencinin bize bakanlığa maliyeti. Biz o öğrenciyi kendi okullarımızda okutmak için ne kadar masraf ederiz. Bu da bizim hesabımıza göre ortalama 2 bin 500 lira civarında. Bu da atıl kapasitesi olan bir okul için fena bir rakam değil. Bizim devlet liselerindeki dersliklerimizdeki baskıyı da aşağı çeker diye ümit ediyoruz'' değerlendirmesinde bulundu.

''Taslakta etüt merkezlerinin kapatılacağının yer aldığı, bunun da kes-kopyala hatası olduğu haberleri var. Bu doğru mu?'' sorusu üzerine Bakan Avcı, dershane temsilcilerine dağıtılan taslaklarda ''etüt eğitim merkezlerinin de dönüştürüleceği''nin yer aldığını, bunun ''copy-paste'' hatası olduğunu düşündüğünü ifade etti. Avcı, ''Bizim nihai önerimizde etüt eğitim merkezlerinin kapatılması yok. Herhalde böyle bir hata olmuş'' dedi.

Açık liseye dönüşüm süresi

Bakan Avcı, dershanelerde çalışan öğretmenlerin milli eğitime entegre edilmesi konusuna da değinerek, ''Atama bekleyen öğretmen adayları kendi kontenjanlarından bunun yeneceğini düşünerek itiraz ediyorlar. O ayrı. Dershanelerde çalışan öğretmen ve öğreticiler daha takviye dersleri konusunda. Halk eğitim merkezlerinde, açık liselerde öncelikli değerlendiririz'' diye konuştu.

''Dönüşüme ilişkin bir tarih var mı?'' sorusu üzerine, Avcı şöyle konuştu:

''İki yıl, dört yıl meselesi şuradan çıkıyor. Biz açık lise formülü öneriyoruz. Sektörle yapılan görüşmelerde bize dendi ki, 'açık lise olsak bile ama 9. ve 10. sınıflara öğrenci bulamayız. Bize gelecek öğrenci 11 ve 12. sınıf öğrencisi olur.' Biz de dedik ki, 'bunu iki yıllık düşünelim.' Bazıları da diyor ki 'lise olduğumuz zaman az da olsa 9 ve 10. sınıfa öğrenci geleceği için onları mezun edene kadar bize 4 yıllık bir süre tanınması gerekir.' Bunları çalıştaylarda ilgili paydaşlarla konuşacağız. 2 yıl yeterli olur gibi kanaat var ama bu kanaatin bütün sektör tarafından paylaşılmadığını gösteren söylemler var. 2 ila 4 yıl arasında bir açık lise uygulaması olabilir.''

''Mağdur etmeyeceğiz''

Panele katılan bir dershanecinin ''Yaklaşık 15 yıldır dershanecilik yapıyoruz. Ne özel okula, ne de açık liseye dönüşebilecek pozisyonumuz var. Mağduriyetimizi gidermek için bir çalışma var mı?'' sorusu üzerine Avcı, şunları söyledi:

''Anlattıklarımın içerisinde size de yer bulmamız lazım. Biz dershaneleri, 'filanca kurumun mu, filanca şirketin mi, şu cemaatin mi, bu sivil toplum kuruluşunun mu?' diye bakmıyoruz. Şöyle bir ayrım yapıyoruz. 'Zincir olanlar buna uyabilir' diye düşünüyoruz. Bizim kafamızdaki kategoriler, cemaat dershaneleri ve ötekiler değil. Bizim kafamızdaki kategoriler zincir dershaneler, yani özel okula dönüşebilecek olanlar, özel okula dönüşemeyecek olanlar. Bunu da ikiye ayırıyoruz, açık lise olabilecekler, kurs olabilecekler.''

> Özel okula gidecek öğrencileri finanse edeceğiz

Milli Eğitim Bakanı Avcı, ''Dönüşen okullara ne kadar yardım yapacaksınız?'' sorusuna karşılık, bügünkü özel okulların rayiçlerini devlet olarak karşılamanın mümkün olmadığını belirterek "Özel okulları değil, özel okula gidecek öğrencileri finanse edeceğiz." dedi. 

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, ''Özel okula dönüşme kabiliyeti olmayan dershaneler, özel okul kadar yüksek standart istemeyen, açılması kadar yüksek kriterler koymamış olan bir statüyle açık liseye dönüşsünler. Ama şu anki uygulama gibi devam zorunluluğu olmayan değil. Örgün eğitimde, liselerde 40 saate yakın yüz yüze eğitim yapılıyorsa, buralarda da asgari bir yüz yüze eğitim süresi olsun'' dedi.

Bakan Avcı, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı'nca (SETA) düzenlenen ''Milli Eğitimde Neler Oluyor'' konulu panele katıldı.

SETA Toplum ve Ekonomi Direktörü Bekir Gür'ün gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Avcı, ''Dershaneler konusunda gelinen son durum nedir?'' sorusu üzerine, bu konuyla ilgili çalışmaların 3 ay önce başlamadığını, 10 yıldan buyana üzerinde çalışılan bir konu olduğunu anımsattı.

Konunun ayrıca Bakanlığın strateji belgesinde de yer aldığını belirten Avcı, bu çerçevede öngörüldüğü üzere 2014 yıl sonu itibariye dershane kurumlarının dönüştürülmesinin sağlanacağını söyledi.

Yaptıkları araştırmalar sonucunda mevcut dershanelerin yüzde 20'sinin özel okula dönüşebilme kabiliyeti olduğunu aktaran Avcı, ''Kalan yüzde 80 için bir dönüşüm programı hazırlamamız gerekiyordu. O hazırlıklarımızı iki yıldan beri sürdürüyoruz'' dedi.

Bu hafta içinde ilgili paydaşlarla konunun görüşüleceği çalıştaylar düzenleyeceklerini hatırlatan Avcı, ''Bunu açıklayınca şu tür eleştiriler geldi. 'Siz her şeyi hazırlamışsınız, bize tebliğ etmek için bu tür çalıştayları düzenliyorsunuz. Siz bizden öneri almak için değil, kendi hazırlıklarınızı bize kabul ettirmek için bu çalıştayları düzenliyorsunuz.' Böyle bir algı oluşturulmaya çalışılıyor, bu doğru değil'' diye konuştu.

''Açık lise'' önerisi

Özel okula dönüşebileceklerin dışında kalan dershaneler için geliştirdikleri bir geçiş modelinin olduğunu ifade eden Avcı, bunu son defa paydaşlarla görüşeceklerini bildirdi.

Bakanlığın yürürlükte olan açık lise uygulamasını anlatan Avcı, zorunlu eğitimin 12 yıla çıkmasıyla liselere talebin arttığını, çeşitlendiğini dile getirdi. Avcı, ''Dershanelerin dönüşüm sürecinde açık lise imkanını da değerlendirebiliriz. Adı açık lise olur mu, olmaz mı, onu ilgili paydaşlarla konuşuruz. Onlar da açık lise adının çok cazip olmadığını, bunun daha işin özüne uygun, başka bir adlandırmayla kamuoyuna anlatılabileceğini söylüyorlar. Bence de doğru'' dedi.

Avcı, açık lisede 1 milyon 200 bin öğrencinin okuduğunu, bu öğrencilerin kitaplarını aldıklarını, evlerinde çalışıp daha sonra sınavlara girdiklerini hatırlattı. Bunun çok nitelikli bir eğitim olmayacağının açık olduğunu vurgulayan Avcı, şöyle konuştu:

''Bu fırsattan istifade, biz açık lise uygulamasına da bir nitelik kazandıralım' diye düşünerek, özel okula dönüşme kabiliyeti olmayan dershaneler, özel okul kadar yüksek standart istemeyen, açılması kadar yüksek kriterler koymamış olan bir statüyle açık liseye dönüşsünler. Ama şu anki uygulama gibi devam zorunluluğu olmayan değil. Örgün eğitimde, liselerde 40 saate yakın yüz yüze eğitim yapılıyorsa, buralarda da asgari bir yüz yüze eğitim süresi olsun.

Bizim dershane sektörü temsilcileriyle yaptığımız daha önceki görüşmelerde, sektörde ciddi payı olanlar bize 20 saatlik yüz yüze eğitim ile böyle bir açık liseyi döndürebiliriz önerisinde bulundular. Daha sonra dediler ki, 15 saat yüz yüze eğitim, 15 saat de uzaktan eğitim yöntemleriyle biz bu işi başarabiliriz. Konuşmalarımız bu çerçevede dönüyor, böyle bir açık lise önerimiz var.''

''Okuma salonları yok''

Bunun dışında tekil konularda bazı kursların olduğunu anlatan Avcı, bazı dershanelerin de bunlara dönüşebileceğini, bir kısmının halk eğitim merkezi olarak değerlendirilebileceğini söyledi. Avcı, ''İşletmeci, ben açık liseye de özel okula dönüşemem kurs da yapmak istemiyorum' diyenler için de bakanlık olarak biz alalım. Buraları halk eğitim merkezleri olarak, buralarda ciddi beceri kurslar yapılıyor. Buralardan o şekilde yararlanabiliriz' diye de düşünüyoruz'' değerlendirmesinde bulundu.

Çalıştaylarda konuşulacak çerçevenin bunlar olduğunu işaret eden Avcı, bunun içinde özel etüt eğitim merkezlerinin, okuma salonlarının olmadığını vurguladı.

Bakan Avcı, etüt merkezlerinin üçe ayrıldığını, birincisinin "ileri kreş" gibi düşünülebilecek çalışan anne babaların çocuklarını gönderdikleri etüt merkezi olduğunu, ikincisinin bakanlıkça açılan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da dezavantajlı kesimlere eğitimde destekte bulunmak için eğitsel, sosyal amaçlarla açılmış kurumlar olduğunu, üçüncüsünün ise "etüt eğitim merkezi" adı altında paralı dershanecilik yapanlar olduğunu ifade ederek, ''Etüt eğitim merkezi' diyor ama dershaneciliğin bugünkü haliyle getirdiği külfetleri bile üstlenmek istemeyenlerin bulduğu bir formül. Bunların görüşülmesi gerekir'' dedi.

''Alelacele bulunmuş bir formül değil''

Bakan Avcı, ''İster özel okul olsun, ister açık lise olsun, ister özel etüt eğitim merkezi olsun bütün bunlara ayrıca öğrenci desteği sağlamayı da öngörüyoruz. Okulün türüne göre, yoksul ama başarılı öğrencileri burslandırarak bu kurumları desteklemeyi vaadediyoruz'' diye konuştu.

Bunun yükselen itirazlar üzerine bulunan bir formül olduğu şeklinde yorumlandığını da belirten Avcı, ''Demokrasinin tabiatında bu vardır. Düşünmediğimiz, kolay olmadığını düşündüğümüz bazı şeyler olabilir. Demokratik tepkiler üzerine, 'evet bunu yapalım' diye düşünülür. Ama bu bunlardan biri değil. Bu yeni alelacele bulunmuş bir formül değil, bu sektörün ihtiyaçları ve makul çözüm önerileri doğrultusunda gelişitirilmiş bir formül'' dedi.

Özel okula gidecek öğrencileri finanse edeceğiz

Panele katılanların da sorularını yanıtlayan Avcı, ''Dönüşen okullara ne kadar yardım yapacaksınız?'' sorusuna karşılık, bügünkü özel okulların rayiçlerini devlet olarak karşılamanın mümkün olmadığını söyledi.

Bu rayiçin çok yüksek tutulduğunu ifade eden Avcı, ''Özel okulları değil, özel okula gidecek öğrencileri finanse edeceğiz.Yapacağımız katkı eğitim talebini finanse etmektir. Özel okullara bunun dışında arsa, kredi kolaylığı, vergi kolaylıkları sağlanması düşünülüyor'' dedi.

Avcı, ''Özel okullara yönlendirilecek burslu öğrenciler için öngörülen miktar, o öğrencinin bize bakanlığa maliyeti. Biz o öğrenciyi kendi okullarımızda okutmak için ne kadar masraf ederiz. Bu da bizim hesabımıza göre ortalama 2 bin 500 lira civarında. Bu da atıl kapasitesi olan bir okul için fena bir rakam değil. Bizim devlet liselerindeki dersliklerimizdeki baskıyı da aşağı çeker diye ümit ediyoruz'' değerlendirmesinde bulundu.

''Taslakta etüt merkezlerinin kapatılacağının yer aldığı, bunun da kes-kopyala hatası olduğu haberleri var. Bu doğru mu?'' sorusu üzerine Bakan Avcı, dershane temsilcilerine dağıtılan taslaklarda ''etüt eğitim merkezlerinin de dönüştürüleceği''nin yer aldığını, bunun ''copy-paste'' hatası olduğunu düşündüğünü ifade etti. Avcı, ''Bizim nihai önerimizde etüt eğitim merkezlerinin kapatılması yok. Herhalde böyle bir hata olmuş'' dedi.

Açık liseye dönüşüm süresi

Bakan Avcı, dershanelerde çalışan öğretmenlerin milli eğitime entegre edilmesi konusuna da değinerek, ''Atama bekleyen öğretmen adayları kendi kontenjanlarından bunun yeneceğini düşünerek itiraz ediyorlar. O ayrı. Dershanelerde çalışan öğretmen ve öğreticiler daha takviye dersleri konusunda. Halk eğitim merkezlerinde, açık liselerde öncelikli değerlendiririz'' diye konuştu.

''Dönüşüme ilişkin bir tarih var mı?'' sorusu üzerine, Avcı şöyle konuştu:

''İki yıl, dört yıl meselesi şuradan çıkıyor. Biz açık lise formülü öneriyoruz. Sektörle yapılan görüşmelerde bize dendi ki, 'açık lise olsak bile ama 9. ve 10. sınıflara öğrenci bulamayız. Bize gelecek öğrenci 11 ve 12. sınıf öğrencisi olur.' Biz de dedik ki, 'bunu iki yıllık düşünelim.' Bazıları da diyor ki 'lise olduğumuz zaman az da olsa 9 ve 10. sınıfa öğrenci geleceği için onları mezun edene kadar bize 4 yıllık bir süre tanınması gerekir.' Bunları çalıştaylarda ilgili paydaşlarla konuşacağız. 2 yıl yeterli olur gibi kanaat var ama bu kanaatin bütün sektör tarafından paylaşılmadığını gösteren söylemler var. 2 ila 4 yıl arasında bir açık lise uygulaması olabilir.''

''Mağdur etmeyeceğiz''

Panele katılan bir dershanecinin ''Yaklaşık 15 yıldır dershanecilik yapıyoruz. Ne özel okula, ne de açık liseye dönüşebilecek pozisyonumuz var. Mağduriyetimizi gidermek için bir çalışma var mı?'' sorusu üzerine Avcı, şunları söyledi:

''Anlattıklarımın içerisinde size de yer bulmamız lazım. Biz dershaneleri, 'filanca kurumun mu, filanca şirketin mi, şu cemaatin mi, bu sivil toplum kuruluşunun mu?' diye bakmıyoruz. Şöyle bir ayrım yapıyoruz. 'Zincir olanlar buna uyabilir' diye düşünüyoruz. Bizim kafamızdaki kategoriler, cemaat dershaneleri ve ötekiler değil. Bizim kafamızdaki kategoriler zincir dershaneler, yani özel okula dönüşebilecek olanlar, özel okula dönüşemeyecek olanlar. Bunu da ikiye ayırıyoruz, açık lise olabilecekler, kurs olabilecekler.''

Son Güncelleme: Pazartesi, 25 Kasım 2013 16:56

Gösterim: 1308

Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, dershanelerin kapatılmasına karşı Başbakan Erdoğan’a açık mektup yazdı. Dumanlı, yazısının başında şu ifadeyi kullandı; “Tarihe kısa bir not düşmek için” İşte Dumanlı’nın mektubu…

BAŞBAKAN’A AÇIK MEKTUP

[TARİHE KISA BİR NOT DÜŞMEK İÇİN] 

Sayın Başbakanım,

Siz de gayet iyi bilirsiniz ki, tevhid akidesine sımsıkı bağlı insanlar, hiçbir kul karşısında eğilip bükülmeden gerçekleri dosdoğru söylemekle mükelleftir. Hele söz konusu milletin himmetiyse! Zor zamanda hak ve hakikati haykırmak, tarihî bir hatanın önüne geçmek, O’na inanan her bir fert için vazife-i kutsiye haline gelir. Milletin kaderinde derin izler bırakacak bir konuda gördüğümüz hakikatleri söylemeye mecburuz. Zira, “Hakkın hatırı âlidir”. Öyle ümit ederim ki, idareci olmanın ağır sorumluluğunu taşıyan sizler de kardeşlerinizden gelen tenkit ve teklifleri duymak istiyorsunuzdur.

    Konuşmalarınızdan anlaşılıyor ki kırgınsınız, dargınsınız. İnanın sizi seven, size itimat eden insanlar da en az sizin kadar kırgın ve dargın. “Eğitimin onca problemi varken neden dershaneleri kapatıyorsunuz?” sorusunun karşılığı yok çünkü. Kelime oyunları ile yapılan ambalajlar, gönüllerde oluşan yarayı sarmaya yetmiyor. Bir zamanlar kanun zoruyla kapatma ve dönüştürmenin mağduru iken, şimdi bu kavramları sık sık kullanmanız insanların yüreğini burkuyor. Hal böyle olunca mevzu sadece dershanelerin kapanıp kapanmaması ile sınırlı kalmıyor, derin endişeler, insanların vicdanını sızlatıyor. Şu yaşanan sürece insanlar bir anlam veremiyor.

BARİ BU İNSANLARA KULAK VERİN

Bir tıkanmışlık var. Toplumun bütün kesimlerinden yükselen ricanın bir ağırlığı olması gerekiyor çünkü: 60 yılını davaya adamış Hekimoğlu İsmail feryat ediyor; “Kapatırsanız en çok ben üzülürüm, kırılırım, darılırım.” diyor, duyan yok. Doğu’nun, Güneydoğu’nun kanaat önderleri, “Aman ha! Sakın ha kapatmayın!” diye istirham ediyor; dikkate alan yok. Eğitimciler, sosyologlar, hukukçular, iş dünyası “Bu işte bir yanlışlık var.” diyor; sesleri adeta bir duvara çarpıp geri dönüyor. Cuma günü paydaşlar platformu, 3 bin dershaneyi temsilen basın toplantısı yaptı. Adamlar feryat ediyor; ama bakanlık yetkilileri ikna odalarında kendi masalları eşliğinde derin bir uykuya dalmış durumda. Dershane sektörünün yüzde 70’ini temsil eden bu kişilerin haberini bazı basın kuruluşları tek satırla bile olsa haber yapamıyor. Kimden endişe duyuyor, neden çekiniyorlar; tarih bunları bir gün mutlaka yazacak…

İnanın Sayın Başbakanım,

Konu sadece “cemaat duyarlılığı” ile sınırlı değil. Beşiktaş Meydanı’na öğrencileriyle gelip “Sayın Başbakanım, saatimizi bile satarak dershane kurduk, lütfen kapatmayın!” diyen Arşimet Dershanesi’nin sahibi kendi çilesini arz ediyor. Final Dershanesi sahibi Zeki Çobanoğlu feryat ediyor: “236 şubem var, biri bile okula dönüşemez.” Donanım Dershanesi’nin kurucusu Emre İpek, “Eşimle beraber kurduk.” dediği dershanesi için “Şimdi yuvamızı kapatmak istiyorlar.” diyor. Bu insanların hiçbir “cemaat” ile alakası yok. Üzücü bir terkiple ‘karşı taraf’ demenizi derin bir teessür ile karşıladı sevenleriniz. Sesimizin yüksekliği, sadece ‘yüzde 25’ dediğiniz insanların haklarını savunduğumuz için değil; bütün sektörün hissiyatını ifade ettiğimiz ve halkın tamamının yaşayacağı sıkıntıya tercüman olduğumuz içindir.

DAHA YAŞANMADAN BU SIKINTI SİZLERE ANLATILDI

Sayın Başbakanım,

“Cemaatin içindeki insanlarla dershane konusunu konuştuk.” diyorsunuz. Haklısınız. Konuşuldu; ancak her konuşmada size, “Bu çok yaralayıcı olur, duygusal bir kopuşa neden olur...” denildi. Allah şahit ki bu mevzu her açıldığında kanun zoruyla dershanelerin kapısına kilit vurulmasının yanlış olacağı size iletildi. Ve sanıldı ki sizin nezdinizde hiçbir beklentiye girmeden destek veren o gönül dostlarınızın bir hatırı var. Sanıldı ki kardeşlerinizin samimi itirazları nazar-ı dikkate alınıyor. Şimdi büyük bir hayal kırıklığı yaşanıyor. Yaptığınız bütün hayırlı işlerde size var gücüyle destek verenler, “mezardan kalkıp” Türkiye’nin demokratikleşmesine katkı sağlayanlar sizin mükerreren söylediğiniz bir çift söze gönül bağlamıştı: “Ben Rabb’ime söz verdim; benim dönemimde insanımıza zarar verilmeyecek.” Şimdi “bu ülkenin sevdalıları”, yapmayı düşündüğünüz bir icraatın sadece kendilerine değil; ülkeye büyük zarar vereceğini düşünüyor. Hal böyleyken bu ısrar niye?

    Lütfen etrafınızdan başlayarak kamu vicdanını bir yoklayın. Göreceksiniz ki herkes “Ben de dershanelerin kapatılmasına karşıyım.” diyor. Parti kurmaylarınızdan değişik cemaatlere kadar size doğrudan bir şey diyemeyen insanlar, “Keşke bu duruma düşülmeseydi.” diyor. Bunca zamandır tartışılan bir konuda makul bir gerekçeyle ortaya çıkıp sizi destekleyen bir insan göremedim. “Kapatmıyoruz, dönüştürüyoruz.” lafı sadece kelime oyunu olarak kalıyor maalesef. Hal böyle olunca mevzu bambaşka vadilere kayıyor.

    Mesela “kara propaganda”. Biz somut bir belge üzerinden kamuoyunu bilgilendirdik ve istedik ki bir yetkili çıksın bu kabul edilemez ‘taslak’ın yanlış olduğunu söylesin. Özel sektörün devletleştirilmesi korkunç bir yanlış çünkü. 11 yıllık iktidarınızda ortaya koyduğunuz demokratik vaatler ve uygulamalar “kamu zoruyla dönüştürme” lafını reddediyor. Kaldı ki ilk gün Bakanlık yetkilileri tarafından “yalan” denen her şeyin, gerçeğin ta kendisi olduğu ortaya çıktı.

    Bir de şamar benzetmesi var. Şifahen yapılan bir açıklama olduğu için canlı yayın kazası gibi algıladım şahsen. Zira cümle âlem bilir ki biz Yunus mesleğinin muhabbetiyle hep şu mısraları okuyup durduk hayat boyunca: “Dövene elsiz gerek / Sövene dilsiz gerek / Derviş gönülsüz gerek...” Elhak kendi hususi işlerimiz için tercih ettiğimiz yol yine, ‘Bizim Yunus’un gösterdiği erkândır; lakin dershane konusunda susmadık, susamazdık da; umumun hakkı söz konusu olduğunda var gücümüzle hakikatleri söylemek hem boynumuzun borcudur hem size olan sevgi ve saygımızın gereğidir. Hakkı müdafaa ederken dürüstçe ve mertçe konuşmamız “şamar atma” gibi mütecaviz bir benzetmeye tâbi tutulamaz...

Dershane konusunda size hissiyatımız defalarca ifade edildi ama zerre miktar dikkate alınmadı. Kaldı ki bu camia sizden bir kerecik bile grupçuluk yaparak bir şey istemedi. Hep ülkemiz ve insanımız için sizinle konuşuldu. Adeta bir ulufe üslubuyla söylenen “ne istediler de vermedim” lafı bile, maalesef, kırıcıdır, üzücüdür.

HALKA ŞİKÂYET HAKK’A ŞİKÂYETE DÖNÜŞMEDEN

Sayın Başbakanım,

Yüreğine ateş düşmüş insanımız, bu yapılmak istenen zoraki dönüşümü şimdilik halka şikâyet ediyor. Bu feryadı polemiklerle susturmak sorunu çözmez; derinleştirir. Kırılmamak da lazım; zira insanlar en demokratik haklarını kullanıyor. Onlara kulak verme ve problemi çözme yerine, her söylenen sözü alınganlıkla karşılamak yanlış. Bu mağdur ve mazlum insanların âhını almamak lazım. Bugün halini halka arz edenler, bilmecburiye, yarın Hakk’a arz etmek zorunda kalır. Mevzuu buraya getirmeden çözmek şart...

    Neredeyse bir buçuk ay önce dershane meselesinin bu üzücü noktaya kadar gelip dayanacağından endişe etmiş ve sizi meseleye el koymaya, acizane, davet etmiştim. Bir dostumdan duyduğuma göre o yazıya bile alınmışsınız. Hayretler içinde kaldım. Zira o gün aynen şöyle demiştim: “Dershane konusundaki kördüğümü Başbakan Erdoğan çözmeli. Nasıl mı? Tıpkı başka konularda olduğu gibi halkın dershane mevzuundaki endişelerini dikkate alarak…” Bugün göstere göstere gelen bir kaza yaşandı; daha ötesi daha büyük bir iletişim kazasıdır...

Sayın Başbakanım,

Lütfen manzarayı bihakkın görün, goygoycu arkadaşların, alkışçı meslektaşların hakperestlikten uzaklaşarak her icraatınızı tezahürat coşkusuyla kutsaması yanıltıcı olabilir. Aslında o kardeşlerim bu yaptıklarıyla size fayda değil zarar veriyor; çünkü kardeşlik hukuku, eğriye eğri, doğruya doğru demekten geçiyor. Bugünkü manzara aynen şöyledir: Hiç kimsenin makul bulmadığı kanun zoruyla dershane kapatma/dönüştürme, halkın yüreğinde derin bir yara açmaktadır.

    Hiç kimsenin istemediği bir konuda orta yol bulmak sizin siyasî tecrübenize yakışan bir davranıştır. Örnekleri çoktur. Halkın itirazlarını sizin kadar dinleyen ve kararını yeniden gözden geçiren bir lider göstermek hiç de kolay değil. Sayın Cumhurbaşkanı’ndan bakanlarınıza, eğitim sektöründen çocuklarının üniversite okuması için binbir fedakârlığa katlanan ailelere kadar herkes dershanelerin kanun zoruyla ortadan kaldırılmasını endişeyle karşılıyor. Konunun tartışılmasını, paydaşların dinlenmesini, herkesin uzlaşacağı ve neslimizin daha iyi yetişmesine vesile olacak formülün bulunmasını herkes istiyor.

    Yeri geldiğinde karşı çıkmak dürüstlüğün göstergesidir, her şeye doğru demek, takiye emaresidir. Madem insanlar civanmert bir eda ile size, “Bu yanlıştır...” diyor, onlara kulak vermek bir nakise değil fazilettir. Halk sizden bunu bekliyor. Aksi takdirde açılan yarayı tedavi etmek, değil on yıl, sonsuza kadar sürecektir. Değer mi Allah aşkına?

> Başbakan Erdoğan’a dershanelerle ilgili açık mektup

Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, dershanelerin kapatılmasına karşı Başbakan Erdoğan’a açık mektup yazdı. Dumanlı, yazısının başında şu ifadeyi kullandı; “Tarihe kısa bir not düşmek için” İşte Dumanlı’nın mektubu…

BAŞBAKAN’A AÇIK MEKTUP

[TARİHE KISA BİR NOT DÜŞMEK İÇİN] 

Sayın Başbakanım,

Siz de gayet iyi bilirsiniz ki, tevhid akidesine sımsıkı bağlı insanlar, hiçbir kul karşısında eğilip bükülmeden gerçekleri dosdoğru söylemekle mükelleftir. Hele söz konusu milletin himmetiyse! Zor zamanda hak ve hakikati haykırmak, tarihî bir hatanın önüne geçmek, O’na inanan her bir fert için vazife-i kutsiye haline gelir. Milletin kaderinde derin izler bırakacak bir konuda gördüğümüz hakikatleri söylemeye mecburuz. Zira, “Hakkın hatırı âlidir”. Öyle ümit ederim ki, idareci olmanın ağır sorumluluğunu taşıyan sizler de kardeşlerinizden gelen tenkit ve teklifleri duymak istiyorsunuzdur.

    Konuşmalarınızdan anlaşılıyor ki kırgınsınız, dargınsınız. İnanın sizi seven, size itimat eden insanlar da en az sizin kadar kırgın ve dargın. “Eğitimin onca problemi varken neden dershaneleri kapatıyorsunuz?” sorusunun karşılığı yok çünkü. Kelime oyunları ile yapılan ambalajlar, gönüllerde oluşan yarayı sarmaya yetmiyor. Bir zamanlar kanun zoruyla kapatma ve dönüştürmenin mağduru iken, şimdi bu kavramları sık sık kullanmanız insanların yüreğini burkuyor. Hal böyle olunca mevzu sadece dershanelerin kapanıp kapanmaması ile sınırlı kalmıyor, derin endişeler, insanların vicdanını sızlatıyor. Şu yaşanan sürece insanlar bir anlam veremiyor.

BARİ BU İNSANLARA KULAK VERİN

Bir tıkanmışlık var. Toplumun bütün kesimlerinden yükselen ricanın bir ağırlığı olması gerekiyor çünkü: 60 yılını davaya adamış Hekimoğlu İsmail feryat ediyor; “Kapatırsanız en çok ben üzülürüm, kırılırım, darılırım.” diyor, duyan yok. Doğu’nun, Güneydoğu’nun kanaat önderleri, “Aman ha! Sakın ha kapatmayın!” diye istirham ediyor; dikkate alan yok. Eğitimciler, sosyologlar, hukukçular, iş dünyası “Bu işte bir yanlışlık var.” diyor; sesleri adeta bir duvara çarpıp geri dönüyor. Cuma günü paydaşlar platformu, 3 bin dershaneyi temsilen basın toplantısı yaptı. Adamlar feryat ediyor; ama bakanlık yetkilileri ikna odalarında kendi masalları eşliğinde derin bir uykuya dalmış durumda. Dershane sektörünün yüzde 70’ini temsil eden bu kişilerin haberini bazı basın kuruluşları tek satırla bile olsa haber yapamıyor. Kimden endişe duyuyor, neden çekiniyorlar; tarih bunları bir gün mutlaka yazacak…

İnanın Sayın Başbakanım,

Konu sadece “cemaat duyarlılığı” ile sınırlı değil. Beşiktaş Meydanı’na öğrencileriyle gelip “Sayın Başbakanım, saatimizi bile satarak dershane kurduk, lütfen kapatmayın!” diyen Arşimet Dershanesi’nin sahibi kendi çilesini arz ediyor. Final Dershanesi sahibi Zeki Çobanoğlu feryat ediyor: “236 şubem var, biri bile okula dönüşemez.” Donanım Dershanesi’nin kurucusu Emre İpek, “Eşimle beraber kurduk.” dediği dershanesi için “Şimdi yuvamızı kapatmak istiyorlar.” diyor. Bu insanların hiçbir “cemaat” ile alakası yok. Üzücü bir terkiple ‘karşı taraf’ demenizi derin bir teessür ile karşıladı sevenleriniz. Sesimizin yüksekliği, sadece ‘yüzde 25’ dediğiniz insanların haklarını savunduğumuz için değil; bütün sektörün hissiyatını ifade ettiğimiz ve halkın tamamının yaşayacağı sıkıntıya tercüman olduğumuz içindir.

DAHA YAŞANMADAN BU SIKINTI SİZLERE ANLATILDI

Sayın Başbakanım,

“Cemaatin içindeki insanlarla dershane konusunu konuştuk.” diyorsunuz. Haklısınız. Konuşuldu; ancak her konuşmada size, “Bu çok yaralayıcı olur, duygusal bir kopuşa neden olur...” denildi. Allah şahit ki bu mevzu her açıldığında kanun zoruyla dershanelerin kapısına kilit vurulmasının yanlış olacağı size iletildi. Ve sanıldı ki sizin nezdinizde hiçbir beklentiye girmeden destek veren o gönül dostlarınızın bir hatırı var. Sanıldı ki kardeşlerinizin samimi itirazları nazar-ı dikkate alınıyor. Şimdi büyük bir hayal kırıklığı yaşanıyor. Yaptığınız bütün hayırlı işlerde size var gücüyle destek verenler, “mezardan kalkıp” Türkiye’nin demokratikleşmesine katkı sağlayanlar sizin mükerreren söylediğiniz bir çift söze gönül bağlamıştı: “Ben Rabb’ime söz verdim; benim dönemimde insanımıza zarar verilmeyecek.” Şimdi “bu ülkenin sevdalıları”, yapmayı düşündüğünüz bir icraatın sadece kendilerine değil; ülkeye büyük zarar vereceğini düşünüyor. Hal böyleyken bu ısrar niye?

    Lütfen etrafınızdan başlayarak kamu vicdanını bir yoklayın. Göreceksiniz ki herkes “Ben de dershanelerin kapatılmasına karşıyım.” diyor. Parti kurmaylarınızdan değişik cemaatlere kadar size doğrudan bir şey diyemeyen insanlar, “Keşke bu duruma düşülmeseydi.” diyor. Bunca zamandır tartışılan bir konuda makul bir gerekçeyle ortaya çıkıp sizi destekleyen bir insan göremedim. “Kapatmıyoruz, dönüştürüyoruz.” lafı sadece kelime oyunu olarak kalıyor maalesef. Hal böyle olunca mevzu bambaşka vadilere kayıyor.

    Mesela “kara propaganda”. Biz somut bir belge üzerinden kamuoyunu bilgilendirdik ve istedik ki bir yetkili çıksın bu kabul edilemez ‘taslak’ın yanlış olduğunu söylesin. Özel sektörün devletleştirilmesi korkunç bir yanlış çünkü. 11 yıllık iktidarınızda ortaya koyduğunuz demokratik vaatler ve uygulamalar “kamu zoruyla dönüştürme” lafını reddediyor. Kaldı ki ilk gün Bakanlık yetkilileri tarafından “yalan” denen her şeyin, gerçeğin ta kendisi olduğu ortaya çıktı.

    Bir de şamar benzetmesi var. Şifahen yapılan bir açıklama olduğu için canlı yayın kazası gibi algıladım şahsen. Zira cümle âlem bilir ki biz Yunus mesleğinin muhabbetiyle hep şu mısraları okuyup durduk hayat boyunca: “Dövene elsiz gerek / Sövene dilsiz gerek / Derviş gönülsüz gerek...” Elhak kendi hususi işlerimiz için tercih ettiğimiz yol yine, ‘Bizim Yunus’un gösterdiği erkândır; lakin dershane konusunda susmadık, susamazdık da; umumun hakkı söz konusu olduğunda var gücümüzle hakikatleri söylemek hem boynumuzun borcudur hem size olan sevgi ve saygımızın gereğidir. Hakkı müdafaa ederken dürüstçe ve mertçe konuşmamız “şamar atma” gibi mütecaviz bir benzetmeye tâbi tutulamaz...

Dershane konusunda size hissiyatımız defalarca ifade edildi ama zerre miktar dikkate alınmadı. Kaldı ki bu camia sizden bir kerecik bile grupçuluk yaparak bir şey istemedi. Hep ülkemiz ve insanımız için sizinle konuşuldu. Adeta bir ulufe üslubuyla söylenen “ne istediler de vermedim” lafı bile, maalesef, kırıcıdır, üzücüdür.

HALKA ŞİKÂYET HAKK’A ŞİKÂYETE DÖNÜŞMEDEN

Sayın Başbakanım,

Yüreğine ateş düşmüş insanımız, bu yapılmak istenen zoraki dönüşümü şimdilik halka şikâyet ediyor. Bu feryadı polemiklerle susturmak sorunu çözmez; derinleştirir. Kırılmamak da lazım; zira insanlar en demokratik haklarını kullanıyor. Onlara kulak verme ve problemi çözme yerine, her söylenen sözü alınganlıkla karşılamak yanlış. Bu mağdur ve mazlum insanların âhını almamak lazım. Bugün halini halka arz edenler, bilmecburiye, yarın Hakk’a arz etmek zorunda kalır. Mevzuu buraya getirmeden çözmek şart...

    Neredeyse bir buçuk ay önce dershane meselesinin bu üzücü noktaya kadar gelip dayanacağından endişe etmiş ve sizi meseleye el koymaya, acizane, davet etmiştim. Bir dostumdan duyduğuma göre o yazıya bile alınmışsınız. Hayretler içinde kaldım. Zira o gün aynen şöyle demiştim: “Dershane konusundaki kördüğümü Başbakan Erdoğan çözmeli. Nasıl mı? Tıpkı başka konularda olduğu gibi halkın dershane mevzuundaki endişelerini dikkate alarak…” Bugün göstere göstere gelen bir kaza yaşandı; daha ötesi daha büyük bir iletişim kazasıdır...

Sayın Başbakanım,

Lütfen manzarayı bihakkın görün, goygoycu arkadaşların, alkışçı meslektaşların hakperestlikten uzaklaşarak her icraatınızı tezahürat coşkusuyla kutsaması yanıltıcı olabilir. Aslında o kardeşlerim bu yaptıklarıyla size fayda değil zarar veriyor; çünkü kardeşlik hukuku, eğriye eğri, doğruya doğru demekten geçiyor. Bugünkü manzara aynen şöyledir: Hiç kimsenin makul bulmadığı kanun zoruyla dershane kapatma/dönüştürme, halkın yüreğinde derin bir yara açmaktadır.

    Hiç kimsenin istemediği bir konuda orta yol bulmak sizin siyasî tecrübenize yakışan bir davranıştır. Örnekleri çoktur. Halkın itirazlarını sizin kadar dinleyen ve kararını yeniden gözden geçiren bir lider göstermek hiç de kolay değil. Sayın Cumhurbaşkanı’ndan bakanlarınıza, eğitim sektöründen çocuklarının üniversite okuması için binbir fedakârlığa katlanan ailelere kadar herkes dershanelerin kanun zoruyla ortadan kaldırılmasını endişeyle karşılıyor. Konunun tartışılmasını, paydaşların dinlenmesini, herkesin uzlaşacağı ve neslimizin daha iyi yetişmesine vesile olacak formülün bulunmasını herkes istiyor.

    Yeri geldiğinde karşı çıkmak dürüstlüğün göstergesidir, her şeye doğru demek, takiye emaresidir. Madem insanlar civanmert bir eda ile size, “Bu yanlıştır...” diyor, onlara kulak vermek bir nakise değil fazilettir. Halk sizden bunu bekliyor. Aksi takdirde açılan yarayı tedavi etmek, değil on yıl, sonsuza kadar sürecektir. Değer mi Allah aşkına?

Son Güncelleme: Pazartesi, 25 Kasım 2013 10:19

Gösterim: 1561


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.