Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Dicle Üniversitesi (DÜ) Rektörü Prof. Dr. Ayşegül Jale Saraç, hakkındaki iddialara cevap verdi.
Dicle Üniversitesi (DÜ) Rektörü Prof. Dr. Ayşegül Jale Saraç, üniversitedeki yolsuzluk ve usulsüzlük iddiasına ilişkin, kendisi ve kurumunun devleti ele geçirmek için çaba sarf eden yapılanmayla alakası bulunmadığını, darbe girişimi niteledikleri hiçbir oluşum ve yapılanmaya destek vermelerinin mümkün olmadığını bildirdi.
Saraç, yaptığı yazılı açıklamada, bir milletvekili ve ona destek veren bazı kişilerin üniversitede paralel yapılanma olduğu ve bu yapıya ciddi destek verildiğini iddia ettiğini anımsattı.
İddiayı ortaya atanların ispatla mükellef olduğuna, aksi halde yasal sorumluluklara katlanması gerektiğine dikkati çeken Saraç, şunları belirtti:
"Şahsım ve kurumumun devleti ele geçirmek için çaba sarf eden yapılanmayla kesinlikle herhangi bir alakası bulunmamaktadır. Yönetimimizin darbe girişimi olarak nitelediği hiçbir oluşum ve yapılanmaya destek vermesi mümkün değildir Şimdiye kadar üniversitemizde hiçbir gruba yakın ya da uzak davranmayan anlayışı benimseyerek hareket ettik. Bununla ilgili veremeyeceğimiz hesap yoktur.
Söz konusu vekil tarafından kamuoyunu yanlış bilgilendirecek ve kişisel menfaat ayarlı iddialar tamamen gerçek dışı olup, kurumumuzu yıpratmaya yönelik, asılsız suçlamalardan ibarettir. Mali olarak her üniversitede olduğu gibi, Dicle Üniversitesi de düzenli olarak Sayıştay ve YÖK Denetim Kurulu tarafından denetime tabidir. İddia sahibi tarafından dile getirilen '200 milyon TL usulsüzlük iddiaları' öncelikle yönetimimize ait olmayıp, bizden önceki yönetim dönemine aittir."
Saraç, iddia sahibinin iftira atacağına elindeki delilleri cumhuriyet başsavcılığına sunması gerektiğini aktardı.
''Yasal işlemler süratle başlatılacaktır''
''Üniversitemizde gerçekleştirilen tüm personel işlemleri 2547 sayılı kanun ve diğer ilgili kanunlar çerçevesinde titizlikle yapılmakta olup, YÖK tarafından da denetlenmektedir'' ifadesini kullanan Saraç, açıklamasını şöyle tamamladı:
''Yönetim olarak, paralel yapılanma konusunda gerekli tüm hassasiyeti bugüne kadar titizlikle gösterdiğimiz gibi bundan sonra da aynı hassasiyeti göstermeye devam edeceğiz. Kamuoyunda dürüst ve başarılı icraatları ile takdir toplayan üniversitemizin, tamamen kişisel hırs ve ikbal uğruna karalanmaya çalışılması, sağduyu sahibi kamuoyu vicdanını yaralamıştır. Üniversitemiz ve yönetimini zan altında bırakmayı amaçlayan bu gerçek dışı iftiraları nedeni ile ilgili şahıs hakkında, tarafımızdan yasal işlemler süratle başlatılacaktır.''
AK Parti Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten, düzenlediği basın toplantısında DÜ'de birtakım yolsuzluk ve usulsüzlükler olduğunu iddia etmişti.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Dicle Üniversitesi (DÜ) Rektörü Prof. Dr. Ayşegül Jale Saraç, hakkındaki iddialara cevap verdi.
Dicle Üniversitesi (DÜ) Rektörü Prof. Dr. Ayşegül Jale Saraç, üniversitedeki yolsuzluk ve usulsüzlük iddiasına ilişkin, kendisi ve kurumunun devleti ele geçirmek için çaba sarf eden yapılanmayla alakası bulunmadığını, darbe girişimi niteledikleri hiçbir oluşum ve yapılanmaya destek vermelerinin mümkün olmadığını bildirdi.
Saraç, yaptığı yazılı açıklamada, bir milletvekili ve ona destek veren bazı kişilerin üniversitede paralel yapılanma olduğu ve bu yapıya ciddi destek verildiğini iddia ettiğini anımsattı.
İddiayı ortaya atanların ispatla mükellef olduğuna, aksi halde yasal sorumluluklara katlanması gerektiğine dikkati çeken Saraç, şunları belirtti:
"Şahsım ve kurumumun devleti ele geçirmek için çaba sarf eden yapılanmayla kesinlikle herhangi bir alakası bulunmamaktadır. Yönetimimizin darbe girişimi olarak nitelediği hiçbir oluşum ve yapılanmaya destek vermesi mümkün değildir Şimdiye kadar üniversitemizde hiçbir gruba yakın ya da uzak davranmayan anlayışı benimseyerek hareket ettik. Bununla ilgili veremeyeceğimiz hesap yoktur.
Söz konusu vekil tarafından kamuoyunu yanlış bilgilendirecek ve kişisel menfaat ayarlı iddialar tamamen gerçek dışı olup, kurumumuzu yıpratmaya yönelik, asılsız suçlamalardan ibarettir. Mali olarak her üniversitede olduğu gibi, Dicle Üniversitesi de düzenli olarak Sayıştay ve YÖK Denetim Kurulu tarafından denetime tabidir. İddia sahibi tarafından dile getirilen '200 milyon TL usulsüzlük iddiaları' öncelikle yönetimimize ait olmayıp, bizden önceki yönetim dönemine aittir."
Saraç, iddia sahibinin iftira atacağına elindeki delilleri cumhuriyet başsavcılığına sunması gerektiğini aktardı.
''Yasal işlemler süratle başlatılacaktır''
''Üniversitemizde gerçekleştirilen tüm personel işlemleri 2547 sayılı kanun ve diğer ilgili kanunlar çerçevesinde titizlikle yapılmakta olup, YÖK tarafından da denetlenmektedir'' ifadesini kullanan Saraç, açıklamasını şöyle tamamladı:
''Yönetim olarak, paralel yapılanma konusunda gerekli tüm hassasiyeti bugüne kadar titizlikle gösterdiğimiz gibi bundan sonra da aynı hassasiyeti göstermeye devam edeceğiz. Kamuoyunda dürüst ve başarılı icraatları ile takdir toplayan üniversitemizin, tamamen kişisel hırs ve ikbal uğruna karalanmaya çalışılması, sağduyu sahibi kamuoyu vicdanını yaralamıştır. Üniversitemiz ve yönetimini zan altında bırakmayı amaçlayan bu gerçek dışı iftiraları nedeni ile ilgili şahıs hakkında, tarafımızdan yasal işlemler süratle başlatılacaktır.''
AK Parti Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten, düzenlediği basın toplantısında DÜ'de birtakım yolsuzluk ve usulsüzlükler olduğunu iddia etmişti.
Son Güncelleme: Pazartesi, 14 Nisan 2014 09:18
Gösterim: 1420
Kamuoyunda dershaneler yasası olarak bilinen dershanelerin kapatılmasını da öngören, Milli Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Anayasa Mahkemesi’ne taşınıyor.
Hürriyet Gazetesi’nin haberine göre, CHP Nevşehir İl Başkanı Mehmet Değirmenci, CHP Genel Merkezi’nden aldığı bilgi doğrultusunda parti olarak Milli Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu, Anayasa Mahkemesi’ne götüreceklerini söyledi.
Türk Eğitim- Sen Nevşehir Şube Başkanı Mustafa Uğur ile yönetim kurulu üyeleri Tayfur Urgenç ve Cengiz Yurt, CHP İl Başkanı Mehmet Değirmenci’yi ziyaret etti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, kamuoyunda dershaneler yasası olarak bilinen dershanelerin kapatılmasını da öngören, Milli Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’u onaylamasının ardından dershanelerin kapatılmasının yanında Milli Eğitim Bakanlığı’nda toplam 40 bin yöneticinin görevine kanunla son verilmesi yolu açıldı. Türk Eğitim- Sen Nevşehir Şube Başkanı Mustafa Uğur yaptığı açıklamada, MEB Kanununu sadece Anayasa Mahkemesi’ne ana muhalefet partisi olan CHP götürebildiğini ve 2 Mayıs 2014 tarihinde başvuru süresinin de dolacağını söyledi.
Anayasa Mahkemesi’ne götürülmezse kanunun artık geri dönüşü olmayacağını anlatan Uğur, "Kanunla ilgili yönetmelik de çıkmadı. Bir an önce dava açılmalı ki, kanunda ‘Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez’ gibi madde var. Bu nedenle sıkıntı yaşanmamasını da istiyoruz. Malum sendikada ‘Bütün okul müdürlerini biz atayacağız’ diyerek kendi alanına çekmeye çalışıyor. Herkes diken üstünde bulunuyor. Bütün gözler kanunun CHP tarafından Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesinde. Şimdi sizden Genel Merkezi’nizle görüşerek sıcak bir bilgi almanızı da bekliyoruz" dedi.
CHP İl Başkanı Mehmet Değirmenci ise, CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran’la telefonla yaptığı konuşmada, süresi içerisinde kanunun mutlaka Anayasa Mahkemesi’ne götüreceklerini belirttiğini söyledi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Kamuoyunda dershaneler yasası olarak bilinen dershanelerin kapatılmasını da öngören, Milli Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Anayasa Mahkemesi’ne taşınıyor.
Hürriyet Gazetesi’nin haberine göre, CHP Nevşehir İl Başkanı Mehmet Değirmenci, CHP Genel Merkezi’nden aldığı bilgi doğrultusunda parti olarak Milli Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu, Anayasa Mahkemesi’ne götüreceklerini söyledi.
Türk Eğitim- Sen Nevşehir Şube Başkanı Mustafa Uğur ile yönetim kurulu üyeleri Tayfur Urgenç ve Cengiz Yurt, CHP İl Başkanı Mehmet Değirmenci’yi ziyaret etti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, kamuoyunda dershaneler yasası olarak bilinen dershanelerin kapatılmasını da öngören, Milli Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’u onaylamasının ardından dershanelerin kapatılmasının yanında Milli Eğitim Bakanlığı’nda toplam 40 bin yöneticinin görevine kanunla son verilmesi yolu açıldı. Türk Eğitim- Sen Nevşehir Şube Başkanı Mustafa Uğur yaptığı açıklamada, MEB Kanununu sadece Anayasa Mahkemesi’ne ana muhalefet partisi olan CHP götürebildiğini ve 2 Mayıs 2014 tarihinde başvuru süresinin de dolacağını söyledi.
Anayasa Mahkemesi’ne götürülmezse kanunun artık geri dönüşü olmayacağını anlatan Uğur, "Kanunla ilgili yönetmelik de çıkmadı. Bir an önce dava açılmalı ki, kanunda ‘Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez’ gibi madde var. Bu nedenle sıkıntı yaşanmamasını da istiyoruz. Malum sendikada ‘Bütün okul müdürlerini biz atayacağız’ diyerek kendi alanına çekmeye çalışıyor. Herkes diken üstünde bulunuyor. Bütün gözler kanunun CHP tarafından Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesinde. Şimdi sizden Genel Merkezi’nizle görüşerek sıcak bir bilgi almanızı da bekliyoruz" dedi.
CHP İl Başkanı Mehmet Değirmenci ise, CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran’la telefonla yaptığı konuşmada, süresi içerisinde kanunun mutlaka Anayasa Mahkemesi’ne götüreceklerini belirttiğini söyledi.
Son Güncelleme: Cumartesi, 12 Nisan 2014 14:21
Gösterim: 1972
Eğitim Reformu Girişimi, eğitimde Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) Projesi'ni değerlendirdiği raporunda projede okullara ve öğretmenlere sunulan teknolojiyi kullanmaya, eğitimler aracılığıyla kendilerini geliştirmeye, teknolojiyi kullanarak öğrenme yöntemlerini geliştirmeye yönelik herhangi bir somut teşvik mekanizması olmadığı ifade edildi.
Her sınıfa birer etkileşimli tahta, 5-12’nci sınıflardaki tüm öğrencilere de birer tablet bilgisayar sağlanmasının planlandığı Eğitimde Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) Projesi'nin değerlendirildiği rapora göre, projenin, öğretmen ve öğrenci deneyimlerinden sürekli beslenmesi, geri bildirimlere açık olması, şeffaf yönetişim, bağımsız izleme ve değerlendirme çalışmalarıyla desteklenmesi gerekiyor. Raporda, okulları ve öğretmenleri sunulan teknolojiyi kullanmaya, eğitimler aracılığıyla kendilerini geliştirmeye, teknolojiyi kullanarak öğrenme yöntemlerini geliştirmeye yönelik herhangi bir somut teşvik mekanizması olmadığı ifade edildi.
Eğitim Reformu Girişimi'nin (ERG) Research Triangle Institute International (RTI) ile FATİH Projesi'ni değerlendirdiği "FATİH Projesi eğitimde dönüşüm için bir fırsat olabilir mi? Politika analizi ve önerileri" başlıklı rapor, Türkiye Bilişim Vakfı'nın ev sahipliğinde düzenlenen basın toplantısında açıklandı.
Toplantıda konuşan Türkiye Bilişim Vakfı Başkanı Faruk Eczacıbaşı, FATİH'in bir teknoloji projesi olarak sunulmasından endişeli olduklarını belirterek, "Eğitimde teknoloji olmazsa olmaz, ama sadece teknolojiyle de eğitim olmuyor. Gençlerimiz, ülkemizin en önemli doğal kaynağı olan sosyal sermayemizdir. Gençlerimizin, geleceğin en değişken ve dinamik teknolojik ve düşünce kalıplarına hapsolmasına izin veremeyiz. Her dönem, yaratıcılığa açık bir eğitim sistemine onları emanet etmemiz gerekiyor. Sorgulamacı, yaratıcı, kendini geliştirmeye ve değiştirmeye açık, geleceğin küresel rekabet ortamına hazırlıklı gençler yetiştirmek umudumuzdur" diye konuştu.
"Projeyle her yerden eğitime ulaşmayı sağlamayı hedefliyoruz"
Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Asım Balcı da FATİH Projesi'nin en çok "tablet ve teknoloji projesi" olarak takdim edilmesinin eleştirildiğini ifade ederek, bunun kendiliğinden oluşan bir algı olduğunu söyledi. Eğitimdeki sorunların bir çoğunun bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanarak çözülebileceğini belirten Balcı, projeyle 4 bine yakın okula uydu üzerinden internet sağlandığını, bunun bile fırsat eşitliği olarak görülebileceğini anlattı. Balcı, eğitim sektöründe teknolojinin kullanılmasının gereklilik olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
"Projeyle her yerden eğitime ulaşmayı sağlamayı hedefliyoruz. Eğitimde performansımızı ölçmeyi, öğretmenlerin daha iyi hizmet içi eğitim ve kariyer planlamasını ümit ediyoruz. Karşımızda dijital bir jenerasyon var. Bu jenerasyon yeni teknolojiyi nefes alma gibi normal bir şey görüyor. Tabletlerle zamanlarını geçiriyorlar. Geçmişteki kuşaklarla farklılıklar oluşuyor. Çocuklarımızı en baştan dijital okur-yazarlıkla buluşturabilirsek, bunun doğru kullanımını sağlayabilirsek geleceğe daha fazla sahip olabileceğimizi düşünüyoruz."
Geri bildirimlere açık olmalı
Rapora göre, projenin, öğrencilere en iyi öğrenme çıktılarını verebilmesi için, öğretmen ve öğrenci deneyimlerinden sürekli beslenmesi, geri bildirimlere açık olması, şeffaf yönetişim, bağımsız izleme ve değerlendirme çalışmalarıyla desteklenmesi gerekiyor.
Milli Eğitim Bakanlığı, İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü, Türkiye Bilişim Vakfı, TÜBİTAK, üniversiteler, bilişim sektörü ve sivil toplum kuruluşlarından temsilcilerle yüz yüze görüşmelerin yapıldığı raporda, teknoloji kullanımının okul dışı etkinliklere yayıldığında, motivasyon, katılım ve kullanımda artış gözlemlendiği belirtildi.
Raporda, FATİH'in insan sağlığı üzerine olası etkilerinin izlenmesi, gerek donanımdan gerekse donanımın kullanım biçiminden ve uygulamalardan kaynaklanabilecek olumsuz etkilerin en düşük düzeyde tutulması gerektiğine de değinildi.
e-atıkların geri dönüşümü netleştirilmeli
Raporda, FATİH kapsamında e-atıkların geri dönüşümü ve bertaraf edilmesi konusunun nasıl ele alınacağı netleştirilerek, gerekli mevzuatın oluşturulması ve yaşama geçirilmesi önerildi. Kademeli bir strateji benimsenmesi, mesleki gelişimin hızlandırılması ve yeniden kurgulanması, hedeflerin somut olarak tanımlanması ve izleme, değerlendirme çerçevesinin oluşturulması, kurumsal liderliğin ve paydaşlarla iletişimin geliştirilmesinin önemi vurgulanan raporda, şu değerlendirmelere yer verildi:
"Paydaşların, özellikle de velilerin ve okulların, katılımının sağlanması, eğitimde bilgi teknolojileri uygulamaları dahil olmak üzere birçok eğitim reformu girişiminin sürdürülebilirliği için kritik önem taşır. Öğrenci başarısı düzeyinde bir döşümün gerçekleşmesi yönünde kırılma noktasına gelinmesini sağlayabilecek etken, veli ve okul katılımıdır. Ne var ki, donanım, içerik ve eğitimlerin dağıtım ve yönetiminde halihazırda uygulanan model son derece merkezi olup, olmazsa olmaz geri bildirim mekanizmalarından yoksundur. Projedeki gelişmelerin paydaşlarla saydam biçimde paylaşılmaması, bu önemli yatırımın etkisini zayıflatabilir. Önümüzdeki dönemde tüm paydaşlarla açık ve saydam iletişimi benimseyen, gerekli geri bildirim mekanizmalarını barındıran, paydaşlar arası eşgüdüm ve işbirliğini sağlayan bir yönetişim modelinin yaşama geçirilmesi, başarılı bir değişim sürecine önayak olacaktır.”
Raporda, okulları ve öğretmenleri sunulan teknolojiyi kullanmaya, eğitimler aracılığıyla kendilerini geliştirmeye, teknolojiyi kullanarak öğrenme yöntemlerini geliştirmeye yönelik herhangi bir somut teşvik mekanizması olmadığı ifade edildi.
Kaynak Hürriyet
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Eğitim Reformu Girişimi, eğitimde Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) Projesi'ni değerlendirdiği raporunda projede okullara ve öğretmenlere sunulan teknolojiyi kullanmaya, eğitimler aracılığıyla kendilerini geliştirmeye, teknolojiyi kullanarak öğrenme yöntemlerini geliştirmeye yönelik herhangi bir somut teşvik mekanizması olmadığı ifade edildi.
Her sınıfa birer etkileşimli tahta, 5-12’nci sınıflardaki tüm öğrencilere de birer tablet bilgisayar sağlanmasının planlandığı Eğitimde Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) Projesi'nin değerlendirildiği rapora göre, projenin, öğretmen ve öğrenci deneyimlerinden sürekli beslenmesi, geri bildirimlere açık olması, şeffaf yönetişim, bağımsız izleme ve değerlendirme çalışmalarıyla desteklenmesi gerekiyor. Raporda, okulları ve öğretmenleri sunulan teknolojiyi kullanmaya, eğitimler aracılığıyla kendilerini geliştirmeye, teknolojiyi kullanarak öğrenme yöntemlerini geliştirmeye yönelik herhangi bir somut teşvik mekanizması olmadığı ifade edildi.
Eğitim Reformu Girişimi'nin (ERG) Research Triangle Institute International (RTI) ile FATİH Projesi'ni değerlendirdiği "FATİH Projesi eğitimde dönüşüm için bir fırsat olabilir mi? Politika analizi ve önerileri" başlıklı rapor, Türkiye Bilişim Vakfı'nın ev sahipliğinde düzenlenen basın toplantısında açıklandı.
Toplantıda konuşan Türkiye Bilişim Vakfı Başkanı Faruk Eczacıbaşı, FATİH'in bir teknoloji projesi olarak sunulmasından endişeli olduklarını belirterek, "Eğitimde teknoloji olmazsa olmaz, ama sadece teknolojiyle de eğitim olmuyor. Gençlerimiz, ülkemizin en önemli doğal kaynağı olan sosyal sermayemizdir. Gençlerimizin, geleceğin en değişken ve dinamik teknolojik ve düşünce kalıplarına hapsolmasına izin veremeyiz. Her dönem, yaratıcılığa açık bir eğitim sistemine onları emanet etmemiz gerekiyor. Sorgulamacı, yaratıcı, kendini geliştirmeye ve değiştirmeye açık, geleceğin küresel rekabet ortamına hazırlıklı gençler yetiştirmek umudumuzdur" diye konuştu.
"Projeyle her yerden eğitime ulaşmayı sağlamayı hedefliyoruz"
Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Asım Balcı da FATİH Projesi'nin en çok "tablet ve teknoloji projesi" olarak takdim edilmesinin eleştirildiğini ifade ederek, bunun kendiliğinden oluşan bir algı olduğunu söyledi. Eğitimdeki sorunların bir çoğunun bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanarak çözülebileceğini belirten Balcı, projeyle 4 bine yakın okula uydu üzerinden internet sağlandığını, bunun bile fırsat eşitliği olarak görülebileceğini anlattı. Balcı, eğitim sektöründe teknolojinin kullanılmasının gereklilik olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
"Projeyle her yerden eğitime ulaşmayı sağlamayı hedefliyoruz. Eğitimde performansımızı ölçmeyi, öğretmenlerin daha iyi hizmet içi eğitim ve kariyer planlamasını ümit ediyoruz. Karşımızda dijital bir jenerasyon var. Bu jenerasyon yeni teknolojiyi nefes alma gibi normal bir şey görüyor. Tabletlerle zamanlarını geçiriyorlar. Geçmişteki kuşaklarla farklılıklar oluşuyor. Çocuklarımızı en baştan dijital okur-yazarlıkla buluşturabilirsek, bunun doğru kullanımını sağlayabilirsek geleceğe daha fazla sahip olabileceğimizi düşünüyoruz."
Geri bildirimlere açık olmalı
Rapora göre, projenin, öğrencilere en iyi öğrenme çıktılarını verebilmesi için, öğretmen ve öğrenci deneyimlerinden sürekli beslenmesi, geri bildirimlere açık olması, şeffaf yönetişim, bağımsız izleme ve değerlendirme çalışmalarıyla desteklenmesi gerekiyor.
Milli Eğitim Bakanlığı, İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü, Türkiye Bilişim Vakfı, TÜBİTAK, üniversiteler, bilişim sektörü ve sivil toplum kuruluşlarından temsilcilerle yüz yüze görüşmelerin yapıldığı raporda, teknoloji kullanımının okul dışı etkinliklere yayıldığında, motivasyon, katılım ve kullanımda artış gözlemlendiği belirtildi.
Raporda, FATİH'in insan sağlığı üzerine olası etkilerinin izlenmesi, gerek donanımdan gerekse donanımın kullanım biçiminden ve uygulamalardan kaynaklanabilecek olumsuz etkilerin en düşük düzeyde tutulması gerektiğine de değinildi.
e-atıkların geri dönüşümü netleştirilmeli
Raporda, FATİH kapsamında e-atıkların geri dönüşümü ve bertaraf edilmesi konusunun nasıl ele alınacağı netleştirilerek, gerekli mevzuatın oluşturulması ve yaşama geçirilmesi önerildi. Kademeli bir strateji benimsenmesi, mesleki gelişimin hızlandırılması ve yeniden kurgulanması, hedeflerin somut olarak tanımlanması ve izleme, değerlendirme çerçevesinin oluşturulması, kurumsal liderliğin ve paydaşlarla iletişimin geliştirilmesinin önemi vurgulanan raporda, şu değerlendirmelere yer verildi:
"Paydaşların, özellikle de velilerin ve okulların, katılımının sağlanması, eğitimde bilgi teknolojileri uygulamaları dahil olmak üzere birçok eğitim reformu girişiminin sürdürülebilirliği için kritik önem taşır. Öğrenci başarısı düzeyinde bir döşümün gerçekleşmesi yönünde kırılma noktasına gelinmesini sağlayabilecek etken, veli ve okul katılımıdır. Ne var ki, donanım, içerik ve eğitimlerin dağıtım ve yönetiminde halihazırda uygulanan model son derece merkezi olup, olmazsa olmaz geri bildirim mekanizmalarından yoksundur. Projedeki gelişmelerin paydaşlarla saydam biçimde paylaşılmaması, bu önemli yatırımın etkisini zayıflatabilir. Önümüzdeki dönemde tüm paydaşlarla açık ve saydam iletişimi benimseyen, gerekli geri bildirim mekanizmalarını barındıran, paydaşlar arası eşgüdüm ve işbirliğini sağlayan bir yönetişim modelinin yaşama geçirilmesi, başarılı bir değişim sürecine önayak olacaktır.”
Raporda, okulları ve öğretmenleri sunulan teknolojiyi kullanmaya, eğitimler aracılığıyla kendilerini geliştirmeye, teknolojiyi kullanarak öğrenme yöntemlerini geliştirmeye yönelik herhangi bir somut teşvik mekanizması olmadığı ifade edildi.
Kaynak Hürriyet
Son Güncelleme: Cuma, 11 Nisan 2014 09:02
Gösterim: 1256
Mersin'de kurulacak Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nde istihdam edilecek öğrencilerin Rusya'da eğitim almaları için yapılacak sınava 4 bin 800 aday başvurdu.
Akkuyu NGS AŞ tarafından iş garantili ve burslu eğitim almaları için Rusya Federasyonu'nda Ulusal Nükleer Araştırma Üniversitesi Moskova Fizik Mühendisliği Enstitüsüne (MEPhI) gönderilecek öğrencilerin seçimi için yapılacak sınava başvurular tamamlandı.
AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Türkiye'deki üniversitelerin fen-edebiyat ve mühendislik fakültelerinin, fizik veya matematik derslerinin okutulduğu tüm bölümlerin 1, 2, 3 ve 4. sınıflarında okuyan Türk vatandaşı öğrencilere yönelik düzenlenen sınava 4 bin 800 kişi başvurdu.
Eğitim için üniversiteye yerleştirilmeye esas giriş puanı dikkate alınarak belirlenecek 600 kişi yazılı sınava çağrılacak. Yazılı sınavda genel lise müfredatı matematik ve fizik konularını içerecek sorular sorulacak.
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde 19 Nisan'da yapılacak yazılı sınavda en yüksek puandan başlayarak yapılacak değerlendirme sonucunda ilk 300’e giren adaylar, daha sonra sözlü sınava tabi tutulacak. Sözlü sınava girmeye hak kazanan adaylar http://www.akkunpp.com internet adresinde duyurulacak.
Sözlü sınav sonucunda başarılı olan 100 öğrenci ise iş garantili ve burslu olarak eylül ayında Rusya Federasyonu'nda Ulusal Nükleer Araştırma Üniversitesi Moskova Fizik Mühendisliği Enstitüsü'ne (MEPhI) gönderilecek. Öğrenciler, lisans eğitim programı (1 yıl hazırlık + 4 yıl lisans eğitimi) veya uzmanlık eğitim programı (1 yıl hazırlık + 5,5 yıl uzmanlık eğitimi) görecek.
Lisans eğitim programını bitiren öğrenciler, başarı durumlarına ve Akkuyu Nükleer Güç Santrali için gerekli kadro listesine göre 2 yıllık yüksek lisans programına devam edebilecek. Uzmanlık eğitim programını bitiren öğrenciler ise başarı durumlarına ve gerekli kadro listesine göre 6 aylık yüksek lisans programına devam edebilecek. Bu arada tüm öğrenciler, yaz dönemlerinde eğitim programlarına göre teorik ve Rusya’daki nükleer güç santrallerinde pratik staj eğitimi yapacak.
İlk yıl öğrencilere Rusça eğitimi de verilecek. Eğitimi başarıyla tamamlayan öğrenciler, Rosatom’un eğitim merkezlerinde uygulama eğitimi alacak ve Rusya’da işletmede olan nükleer güç santrallerinde staja tabi tutulacak.
Rusya’daki eğitimini tamamlayan öğrenciler, staj eğitiminin ardından Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde istihdam edilecek.
Öte yandan, MEPhI’de şu an nükleer enerji alanında 78 hazırlık, 64 birinci sınıf ve 48 de ikinci sınıf olmak üzere 190 Türk öğrenci eğitim alıyor.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Mersin'de kurulacak Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nde istihdam edilecek öğrencilerin Rusya'da eğitim almaları için yapılacak sınava 4 bin 800 aday başvurdu.
Akkuyu NGS AŞ tarafından iş garantili ve burslu eğitim almaları için Rusya Federasyonu'nda Ulusal Nükleer Araştırma Üniversitesi Moskova Fizik Mühendisliği Enstitüsüne (MEPhI) gönderilecek öğrencilerin seçimi için yapılacak sınava başvurular tamamlandı.
AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Türkiye'deki üniversitelerin fen-edebiyat ve mühendislik fakültelerinin, fizik veya matematik derslerinin okutulduğu tüm bölümlerin 1, 2, 3 ve 4. sınıflarında okuyan Türk vatandaşı öğrencilere yönelik düzenlenen sınava 4 bin 800 kişi başvurdu.
Eğitim için üniversiteye yerleştirilmeye esas giriş puanı dikkate alınarak belirlenecek 600 kişi yazılı sınava çağrılacak. Yazılı sınavda genel lise müfredatı matematik ve fizik konularını içerecek sorular sorulacak.
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde 19 Nisan'da yapılacak yazılı sınavda en yüksek puandan başlayarak yapılacak değerlendirme sonucunda ilk 300’e giren adaylar, daha sonra sözlü sınava tabi tutulacak. Sözlü sınava girmeye hak kazanan adaylar http://www.akkunpp.com internet adresinde duyurulacak.
Sözlü sınav sonucunda başarılı olan 100 öğrenci ise iş garantili ve burslu olarak eylül ayında Rusya Federasyonu'nda Ulusal Nükleer Araştırma Üniversitesi Moskova Fizik Mühendisliği Enstitüsü'ne (MEPhI) gönderilecek. Öğrenciler, lisans eğitim programı (1 yıl hazırlık + 4 yıl lisans eğitimi) veya uzmanlık eğitim programı (1 yıl hazırlık + 5,5 yıl uzmanlık eğitimi) görecek.
Lisans eğitim programını bitiren öğrenciler, başarı durumlarına ve Akkuyu Nükleer Güç Santrali için gerekli kadro listesine göre 2 yıllık yüksek lisans programına devam edebilecek. Uzmanlık eğitim programını bitiren öğrenciler ise başarı durumlarına ve gerekli kadro listesine göre 6 aylık yüksek lisans programına devam edebilecek. Bu arada tüm öğrenciler, yaz dönemlerinde eğitim programlarına göre teorik ve Rusya’daki nükleer güç santrallerinde pratik staj eğitimi yapacak.
İlk yıl öğrencilere Rusça eğitimi de verilecek. Eğitimi başarıyla tamamlayan öğrenciler, Rosatom’un eğitim merkezlerinde uygulama eğitimi alacak ve Rusya’da işletmede olan nükleer güç santrallerinde staja tabi tutulacak.
Rusya’daki eğitimini tamamlayan öğrenciler, staj eğitiminin ardından Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde istihdam edilecek.
Öte yandan, MEPhI’de şu an nükleer enerji alanında 78 hazırlık, 64 birinci sınıf ve 48 de ikinci sınıf olmak üzere 190 Türk öğrenci eğitim alıyor.
Son Güncelleme: Cumartesi, 12 Nisan 2014 11:43
Gösterim: 1675
İstanbul Üniversitesi'nin kapısından T.C kaldırıldı, yerine Tuğra kondu.
İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü'nün ana giriş kapısındaki restorasyon yaklaşık 10 ay süren çalışmaların ardından bugün son buldu. Öğrenciler aylar sonra ilk kez üniversiteye ana kapıdan giriş çıkış yaptı. Bu açılışın ardından, 1933 yılında Sultan Abdülaziz tuğrasının yerine getirilen 'TC' ibrasenin tekrar tuğraya dönmesi sosyal medyada tartışma yarattı.
Restorasyon çalışmaları sırasında kapının üzerinde bulunan T.C ibaresinin altındaki Sultan Abdülaziz tuğrasının tekrar ön plana çıkarılıp çıkarılmayacağı tartışmalara yol açmıştı. Bugün açılan giriş kapısının üzerinde bulunan Sultan Abdülaziz Osmanlı tuğrası dikkati çekerken, T.C ibaresi ise üniversitenin adının başına getirildi.
Sosyal medyada kampanya başlatılmıştı
Restorasyonla birlikte, kapının üst kısmındaki 'T.C.' ibareli madalyon yeniden gündeme geldi. 2 yıl önce İstanbul Üniversitesi öğrencileri ve Ulusal Öğrenci Konseyi'nin sosyal medyadan başlattığı "Tarihimi Geri Ver" kampanyasında, şu an 'T.C.' harflerinin olduğu noktada 1933 yılına kadar Sultan Abdülaziz tuğrasının bulunduğu, bu tarihi değerin yeniden gün yüzüne çıkarılması gerektiği belirtilmişti.
Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tuğraların öne çıkmasına karar verdi
Üniversite yönetimi, yaptığı yazılı açıklamada, kapının üzerindeki kitabeler ve tuğraların 1933 yılında kapatıldığına dikkat çekerek, "1949 yılında Prof. Dr. Süheyl Ünver'in gayretleri sonucunda, sülüs yazı ile yazılmış olan kitabelerin üzerindeki beyaz mermer plakalar tekrar açığa çıkarılmış, fakat tuğralar açılamamıştır. Bugün ise, tuğraların günümüze ulaşıp ulaşmadığı bilinmiyordu. İstanbul 4 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 23 Şubat 2007 tarihli kararında, yapı üzerindeki mermer madalyonların açılarak altında bulunduğu düşünülen tuğraların üniversite tarafından tespit edilmesi ve korunmuşluk durumunun bildirilmesi istenmiştir. Restorasyon çalışmalarına başlandığında, madalyonların altında tuğraların bulunduğu görülmüştür. İstanbul 1 Numaralı Yenileme Alanları Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 19 Şubat 2014 tarihli kararı ile tuğraların tekrar gün yüzüne çıkarılmasına karar verilmiştir" dedi.
İstanbul Üniversitesi Rektörü Yunus Söylet, Twitter’dan konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı;
“Yıllardır ihmale uğramış muhteşem bir eser restore edildi, üstü kapatılmış olan tuğra açıldı, TC yerine konuldu”
Kaynak Radikal
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
İstanbul Üniversitesi'nin kapısından T.C kaldırıldı, yerine Tuğra kondu.
İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü'nün ana giriş kapısındaki restorasyon yaklaşık 10 ay süren çalışmaların ardından bugün son buldu. Öğrenciler aylar sonra ilk kez üniversiteye ana kapıdan giriş çıkış yaptı. Bu açılışın ardından, 1933 yılında Sultan Abdülaziz tuğrasının yerine getirilen 'TC' ibrasenin tekrar tuğraya dönmesi sosyal medyada tartışma yarattı.
Restorasyon çalışmaları sırasında kapının üzerinde bulunan T.C ibaresinin altındaki Sultan Abdülaziz tuğrasının tekrar ön plana çıkarılıp çıkarılmayacağı tartışmalara yol açmıştı. Bugün açılan giriş kapısının üzerinde bulunan Sultan Abdülaziz Osmanlı tuğrası dikkati çekerken, T.C ibaresi ise üniversitenin adının başına getirildi.
Sosyal medyada kampanya başlatılmıştı
Restorasyonla birlikte, kapının üst kısmındaki 'T.C.' ibareli madalyon yeniden gündeme geldi. 2 yıl önce İstanbul Üniversitesi öğrencileri ve Ulusal Öğrenci Konseyi'nin sosyal medyadan başlattığı "Tarihimi Geri Ver" kampanyasında, şu an 'T.C.' harflerinin olduğu noktada 1933 yılına kadar Sultan Abdülaziz tuğrasının bulunduğu, bu tarihi değerin yeniden gün yüzüne çıkarılması gerektiği belirtilmişti.
Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tuğraların öne çıkmasına karar verdi
Üniversite yönetimi, yaptığı yazılı açıklamada, kapının üzerindeki kitabeler ve tuğraların 1933 yılında kapatıldığına dikkat çekerek, "1949 yılında Prof. Dr. Süheyl Ünver'in gayretleri sonucunda, sülüs yazı ile yazılmış olan kitabelerin üzerindeki beyaz mermer plakalar tekrar açığa çıkarılmış, fakat tuğralar açılamamıştır. Bugün ise, tuğraların günümüze ulaşıp ulaşmadığı bilinmiyordu. İstanbul 4 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 23 Şubat 2007 tarihli kararında, yapı üzerindeki mermer madalyonların açılarak altında bulunduğu düşünülen tuğraların üniversite tarafından tespit edilmesi ve korunmuşluk durumunun bildirilmesi istenmiştir. Restorasyon çalışmalarına başlandığında, madalyonların altında tuğraların bulunduğu görülmüştür. İstanbul 1 Numaralı Yenileme Alanları Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 19 Şubat 2014 tarihli kararı ile tuğraların tekrar gün yüzüne çıkarılmasına karar verilmiştir" dedi.
İstanbul Üniversitesi Rektörü Yunus Söylet, Twitter’dan konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı;
“Yıllardır ihmale uğramış muhteşem bir eser restore edildi, üstü kapatılmış olan tuğra açıldı, TC yerine konuldu”
Kaynak Radikal
Son Güncelleme: Perşembe, 10 Nisan 2014 10:38
Gösterim: 1398

