Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Üniversite Adaylarının Tercihi

oktay aydınTürkiye’de 2012-2013 öğretim yılı ve sonrasında, sayıları 80’e yaklaşan vakıf üniversiteleri, kontenjanlarını doldurma ve öğrenci bulma konusunda ciddi rekabet yaşamaya başlayacak gibi görünüyor. Bu rekabet, akılcı, araştırma sonuçlarına dayalı, doğru tanıtım ve pazarlama stratejileri oluşturmayı da kaçınılmaz kılıyor.

Üniversitelerin, adaylara kendilerini doğru aktarabilmeleri için, adaylarla ilgili doğru verilere, sağlıklı analizlere gereksinimleri var.

Benim de danışmanlar kadrosunda yer aldığım İKSara, 2011’de bu ihtiyaca cevap vermek amacıyla bir araştırma gerçekleştirdi.

Aynı araştırma, 2012’de iki aşama olarak planlandı. “Tercih Öncesi” dönem Mayıs-2012 ve “Tercih Dönemi” Haziran-2012 olarak planlanan araştırmanın, tercih öncesi dönemi tüm çalışmaları tamamlandı ve araştırma raporlaştırılarak, abone olan üniversitelere ulaştırıldı.

Haziran-2012 Tercih Dönemi araştırması için ise genel soru hazırlıkları bitirildi. Abone üniversitelerden gelecek “özel sorular” bekleniyor. 15-30 Haziran 2012’de saha çalışması, 2 Temmuz 2012’de de raporlaştırma işlemi bitmiş olacak.

Bu araştırma ile amaçlanan,

1.         2012 üniversite adaylarının üniversite tercihlerini belirleyen faktörler nelerdir?

2.         2012 üniversite adayları en çok hangi üniversitelere rağbet gösteriyor?

3.         2012 üniversite adaylarının üniversitelerden beklentileri nelerdir?

4.         2012 üniversite adaylarına ulaşmak için en etkili iletişim araçları nelerdir ve bu araçlarda hangi temalar adaylar üzerinde daha kalıcı izlenim bırakmaktadır?

5.         Yukarıdaki sorulara ek olarak, eğitim sektöründe kritik önem arz eden 3 faktör de değerlendirmeye tabi tutulacaktır:

a)         Aday Demografisi: Adayın yaşı, eğitim ve başarı seviyesi, lisesi ve puan türü

b)         Aile Sosyo-ekonomik Yapısı: Ailenin gelir seviyesi, eğitim durumu, çocuk sayısı vb.

c)         Coğrafi faktörler İKSara’nın kurduğu GPS altyapısı sayesinde toplanan her bir verinin bölgesel dağılımı

gibi kategorilerde adayların analizlerini yaparak, üniversitelere sunmak ve üniversitelerin tanıtım-pazarlama stratejilerine ışık tutmak.

Araştırma, 81 ilde, 2012-YGS/LYS adayları arasından, 81 ili coğrafi ve demografik olarak temsil eden 2700 adayla, tabakalı rassal örnekleme tekniği ile seçilerek yapılıyor.

Araştırmada, Dr. Çağdaş Şirin, Araştırma Direktörü, Doç. Dr. Selçuk Şirin, New York Üniversitesi, Yard. Doç. Dr. Ayşen Köse, Yeditepe Üniversitesi, Doç. Dr. Can Erbil, Brendeis University, Dr. Lauren Rogers, The City University of New York, Ali Koç Projeler Danışmanı, Yeliz Düşkün, Boğaziçi Üniversitesi gibi birçok ulusal ve uluslar arası akademisyen uzman kadro olarak yer alıyor.

Örneklem, cinsiyet, baba eğitimi, ikamet, okul türü, puan türü analizlerine olanak sağlayacak dağılıma sahip.

Veriler, yüz yüze görüşme tekniği ile, 81 ilde, aynı zaman diliminde toplanıyor.

Uygulama, İKSara Veri Analiz Araştırma’nın uluslararası araştırma tecrübesi olan uzman kadro ve 81 ilde yerleşik tam zamanlı saha ekibince yapılıyor. Uygulamada, GPS’e dayalı el bilgisayarları ve akıllı kalem DigiPen teknolojisi kullanılıyor. Böylece, 81 ilin tamamında aynı anda yüz yüze veri toplama olanağı oluyor. Türkiye’de yalnızca İKSara tarafından kullanılan GPS’e dayalı veri toplama sistemi ile her bir verinin giriş noktasına ait GPS koordinatları otomatik olarak veri ile birlikte sisteme yükleniyor. Anketörlerin bu bilgilere müdahale olanağı olmuyor.

Bu sayede, birden fazla anketin tek bir noktada (“masa başında”) girilmesinin önüne de geçilmiş oluyor. Anket giriş noktalarının GPS koordinatları ve Türkiye haritası üzerindeki dağılımı, grafiksel ve istatistiksel olarak ayrıca abone üniversitelere sunuluyor. Veri girişinden kaynaklanan hatalar en aza indirgeniyor ve araştırma süreci boyunca üniversitelere diledikleri anda internet veri tabanı aracılığıyla sahanın haritası sunulabiliyor.

Araştırma sonucunda bir rapor hazırlanıyor.

Genel Rapor,

1.         Tercih Analizi

•          2012 adayları tercihlerini ne zaman yapıyorlar?

•          2012 aday üniversite tercihlerini belirlemede en fazla etkisi olan kişiler kimlerdir?

•          2012 aday tercihlerini en çok belirleyen kurumlar hangileridir?

•          2012 adayları tercihlerini yaparken üniversitelerin en çok hangi özelliklerini dikkate alıyorlar?

•          2012 aday tercihleri demografik, sosyo-ekonomik ve coğrafi faktörlere göre nasıl değişmektedir?

2.         İtibar Analizi

•          2012 adaylarının en çok rağbet ettiği 20 üniversite hangileridir?

•          2012 adaylarının en çok rağbet ettiği üniversitelerin, devlet-vakıf ve yeni-yerleşik ayrımında ilk 20'ye girenleri hangileridir?

•          Demografik, sosyo-ekonomik ve coğrafi faktörlere göre 2012 adaylarının en çok rağbet ettiği ilk 20 üniversite hangileridir?

3.     Beklenti Analizi

•          2012 adaylarının üniversiteden beklentileri nelerdir?

•          2012 adayları üniversiteleri hangi kriterlere göre değerlendirmektedir?

•          2012 adayları, üniversitelerin sunduğu çeşitli hizmet ve promosyonlara nasıl yaklaşmaktadırlar?

4.     Medya Etkinlik Analizi

•          2012 adaylarına ulaşmada, iletişim araçları arasında nasıl bir farklılık vardır?

•          Demografik, sosyo-ekonomik ve coğrafi farklar dikkate alındığında en etkili iletişim kanalları nelerdir?

analizlerinden oluşuyor.

Özel soru ile araştırmada ek sorularla yer alan üniversitelere ayrıca, “Üniversiteye Özel Rapor” sunuluyor.

Üniversiteye Özel Rapor,  Kuruma özel soruların istatistikî dökümü ve Kuruma özel soruların birbirleri ile çaprazlama analizi gibi iki bölümden oluşuyor.

Araştırma abone olan üniversitelere, adaylarla ilgili çok ayrıntılı bir analiz, rapor sunuyor.

Üniversiteler, adayların en çok hangi dönem tercihlerini yaptıklarını, tercihlerini yaparken en çok kimlere danıştıklarını ve kimlerden etkilendiklerini en ince detayına kadar görebiliyorlar. Ayrıca, adayların üniversite tercih kararlarını ne zaman verdiklerini, ideal bir üniversite derken neyi kastettiklerini, üniversitelerden neler beklediklerini de öğrenebiliyor, üniversiteler.

Üniversiteler, adayların gönlündeki devlet-vakıf birlikte ve ayrı ayrı üniversite sıralamalarını da görmüş oluyorlar. Adayların bu süreçte hangi medya kanallarını, yazılı mı görsel mi internet mecralarını mı kullandıkları da saptanıyor. Hangi eğitim televizyon programlarını izledikleri, hangi eğitim yazarlarını okudukları ve en çok kimlerden etkilendikleri de ortaya konuyor, bu araştırmalarda.

Araştırmada ayrıca, bölge, şehir, okul türü, okul alanı, puan türü, başarı düzeyi gibi birçok ölçüte göre de kırılımlar yapılabiliyor. En çok hangi şehirden vakıf üniversitesi tercih ediliyor? Başarılı öğrenciler tercihlerinde nelere dikkat ediyor. Anadolu liseleri mezunları üniversiteden neler bekliyor? Özel lise öğrencilerinin vakıf üniversiteleri sıralamaları nasıl? Gibi yüzlerce soru cevap buluyor.

Gerisi artık, bu verilerle doğru bir tanıtım ve pazarlama stratejisi oluşturması gereken üniversitelere kalıyor.

Oktay Aydın

Kariyer Danışmanı

> Üniversite Adaylarının Tercihi

Üniversite Adaylarının Tercihi

oktay aydınTürkiye’de 2012-2013 öğretim yılı ve sonrasında, sayıları 80’e yaklaşan vakıf üniversiteleri, kontenjanlarını doldurma ve öğrenci bulma konusunda ciddi rekabet yaşamaya başlayacak gibi görünüyor. Bu rekabet, akılcı, araştırma sonuçlarına dayalı, doğru tanıtım ve pazarlama stratejileri oluşturmayı da kaçınılmaz kılıyor.

Üniversitelerin, adaylara kendilerini doğru aktarabilmeleri için, adaylarla ilgili doğru verilere, sağlıklı analizlere gereksinimleri var.

Benim de danışmanlar kadrosunda yer aldığım İKSara, 2011’de bu ihtiyaca cevap vermek amacıyla bir araştırma gerçekleştirdi.

Aynı araştırma, 2012’de iki aşama olarak planlandı. “Tercih Öncesi” dönem Mayıs-2012 ve “Tercih Dönemi” Haziran-2012 olarak planlanan araştırmanın, tercih öncesi dönemi tüm çalışmaları tamamlandı ve araştırma raporlaştırılarak, abone olan üniversitelere ulaştırıldı.

Haziran-2012 Tercih Dönemi araştırması için ise genel soru hazırlıkları bitirildi. Abone üniversitelerden gelecek “özel sorular” bekleniyor. 15-30 Haziran 2012’de saha çalışması, 2 Temmuz 2012’de de raporlaştırma işlemi bitmiş olacak.

Bu araştırma ile amaçlanan,

1.         2012 üniversite adaylarının üniversite tercihlerini belirleyen faktörler nelerdir?

2.         2012 üniversite adayları en çok hangi üniversitelere rağbet gösteriyor?

3.         2012 üniversite adaylarının üniversitelerden beklentileri nelerdir?

4.         2012 üniversite adaylarına ulaşmak için en etkili iletişim araçları nelerdir ve bu araçlarda hangi temalar adaylar üzerinde daha kalıcı izlenim bırakmaktadır?

5.         Yukarıdaki sorulara ek olarak, eğitim sektöründe kritik önem arz eden 3 faktör de değerlendirmeye tabi tutulacaktır:

a)         Aday Demografisi: Adayın yaşı, eğitim ve başarı seviyesi, lisesi ve puan türü

b)         Aile Sosyo-ekonomik Yapısı: Ailenin gelir seviyesi, eğitim durumu, çocuk sayısı vb.

c)         Coğrafi faktörler İKSara’nın kurduğu GPS altyapısı sayesinde toplanan her bir verinin bölgesel dağılımı

gibi kategorilerde adayların analizlerini yaparak, üniversitelere sunmak ve üniversitelerin tanıtım-pazarlama stratejilerine ışık tutmak.

Araştırma, 81 ilde, 2012-YGS/LYS adayları arasından, 81 ili coğrafi ve demografik olarak temsil eden 2700 adayla, tabakalı rassal örnekleme tekniği ile seçilerek yapılıyor.

Araştırmada, Dr. Çağdaş Şirin, Araştırma Direktörü, Doç. Dr. Selçuk Şirin, New York Üniversitesi, Yard. Doç. Dr. Ayşen Köse, Yeditepe Üniversitesi, Doç. Dr. Can Erbil, Brendeis University, Dr. Lauren Rogers, The City University of New York, Ali Koç Projeler Danışmanı, Yeliz Düşkün, Boğaziçi Üniversitesi gibi birçok ulusal ve uluslar arası akademisyen uzman kadro olarak yer alıyor.

Örneklem, cinsiyet, baba eğitimi, ikamet, okul türü, puan türü analizlerine olanak sağlayacak dağılıma sahip.

Veriler, yüz yüze görüşme tekniği ile, 81 ilde, aynı zaman diliminde toplanıyor.

Uygulama, İKSara Veri Analiz Araştırma’nın uluslararası araştırma tecrübesi olan uzman kadro ve 81 ilde yerleşik tam zamanlı saha ekibince yapılıyor. Uygulamada, GPS’e dayalı el bilgisayarları ve akıllı kalem DigiPen teknolojisi kullanılıyor. Böylece, 81 ilin tamamında aynı anda yüz yüze veri toplama olanağı oluyor. Türkiye’de yalnızca İKSara tarafından kullanılan GPS’e dayalı veri toplama sistemi ile her bir verinin giriş noktasına ait GPS koordinatları otomatik olarak veri ile birlikte sisteme yükleniyor. Anketörlerin bu bilgilere müdahale olanağı olmuyor.

Bu sayede, birden fazla anketin tek bir noktada (“masa başında”) girilmesinin önüne de geçilmiş oluyor. Anket giriş noktalarının GPS koordinatları ve Türkiye haritası üzerindeki dağılımı, grafiksel ve istatistiksel olarak ayrıca abone üniversitelere sunuluyor. Veri girişinden kaynaklanan hatalar en aza indirgeniyor ve araştırma süreci boyunca üniversitelere diledikleri anda internet veri tabanı aracılığıyla sahanın haritası sunulabiliyor.

Araştırma sonucunda bir rapor hazırlanıyor.

Genel Rapor,

1.         Tercih Analizi

•          2012 adayları tercihlerini ne zaman yapıyorlar?

•          2012 aday üniversite tercihlerini belirlemede en fazla etkisi olan kişiler kimlerdir?

•          2012 aday tercihlerini en çok belirleyen kurumlar hangileridir?

•          2012 adayları tercihlerini yaparken üniversitelerin en çok hangi özelliklerini dikkate alıyorlar?

•          2012 aday tercihleri demografik, sosyo-ekonomik ve coğrafi faktörlere göre nasıl değişmektedir?

2.         İtibar Analizi

•          2012 adaylarının en çok rağbet ettiği 20 üniversite hangileridir?

•          2012 adaylarının en çok rağbet ettiği üniversitelerin, devlet-vakıf ve yeni-yerleşik ayrımında ilk 20'ye girenleri hangileridir?

•          Demografik, sosyo-ekonomik ve coğrafi faktörlere göre 2012 adaylarının en çok rağbet ettiği ilk 20 üniversite hangileridir?

3.     Beklenti Analizi

•          2012 adaylarının üniversiteden beklentileri nelerdir?

•          2012 adayları üniversiteleri hangi kriterlere göre değerlendirmektedir?

•          2012 adayları, üniversitelerin sunduğu çeşitli hizmet ve promosyonlara nasıl yaklaşmaktadırlar?

4.     Medya Etkinlik Analizi

•          2012 adaylarına ulaşmada, iletişim araçları arasında nasıl bir farklılık vardır?

•          Demografik, sosyo-ekonomik ve coğrafi farklar dikkate alındığında en etkili iletişim kanalları nelerdir?

analizlerinden oluşuyor.

Özel soru ile araştırmada ek sorularla yer alan üniversitelere ayrıca, “Üniversiteye Özel Rapor” sunuluyor.

Üniversiteye Özel Rapor,  Kuruma özel soruların istatistikî dökümü ve Kuruma özel soruların birbirleri ile çaprazlama analizi gibi iki bölümden oluşuyor.

Araştırma abone olan üniversitelere, adaylarla ilgili çok ayrıntılı bir analiz, rapor sunuyor.

Üniversiteler, adayların en çok hangi dönem tercihlerini yaptıklarını, tercihlerini yaparken en çok kimlere danıştıklarını ve kimlerden etkilendiklerini en ince detayına kadar görebiliyorlar. Ayrıca, adayların üniversite tercih kararlarını ne zaman verdiklerini, ideal bir üniversite derken neyi kastettiklerini, üniversitelerden neler beklediklerini de öğrenebiliyor, üniversiteler.

Üniversiteler, adayların gönlündeki devlet-vakıf birlikte ve ayrı ayrı üniversite sıralamalarını da görmüş oluyorlar. Adayların bu süreçte hangi medya kanallarını, yazılı mı görsel mi internet mecralarını mı kullandıkları da saptanıyor. Hangi eğitim televizyon programlarını izledikleri, hangi eğitim yazarlarını okudukları ve en çok kimlerden etkilendikleri de ortaya konuyor, bu araştırmalarda.

Araştırmada ayrıca, bölge, şehir, okul türü, okul alanı, puan türü, başarı düzeyi gibi birçok ölçüte göre de kırılımlar yapılabiliyor. En çok hangi şehirden vakıf üniversitesi tercih ediliyor? Başarılı öğrenciler tercihlerinde nelere dikkat ediyor. Anadolu liseleri mezunları üniversiteden neler bekliyor? Özel lise öğrencilerinin vakıf üniversiteleri sıralamaları nasıl? Gibi yüzlerce soru cevap buluyor.

Gerisi artık, bu verilerle doğru bir tanıtım ve pazarlama stratejisi oluşturması gereken üniversitelere kalıyor.

Oktay Aydın

Kariyer Danışmanı

Son Güncelleme: Salı, 29 May 2012 15:04

Gösterim: 4229

Kendini Yenileyen Öğretmen Çağdaş Okullar

oktay aydınEğitime gönül vermiş tüm eğitimciler gibi, ülkemizde ve dünyadaki eğitim sorunlarıyla, ben de yakından ilgilenmeye çalışıyorum. Eğitim her şeyin tek başına çözümü olmasa da, daha üretken, daha sağlıklı ve daha uygar bir dünya için önemli bir araç. Önemli olduğu kadar da gerekli özeni göremediği dönemleri de olan, yaşadığı sıkıntılar ve sorunlar göz ardı edilebilen de bir alan.

Eğitim denince herkesin aklına öncelikle gelen kavram ve konular çok farklı olabiliyor. Öğretmen ve öğretmenlik herkesin ilk sırada aklına getireceği kavram olmasa da mutlaka ilk üçte yer verdiği bir olgudur, diye düşünüyorum. Eğitimim çağdaş olması, günün koşullarına uyması, bireyin sosyal ve genel yaşamına katkı sağlaması, yaratıcılığa ket vurmaması, bilakis yaratıcılığı arttırması gibi birçok konu gündeme geldiğinde, tüm bunlar için ilk üzerinde durulması gereken konu yine öğretmenlik ve öğretmenlerdir.

Ülke politikası olarak da, dünya yaklaşımı olarak da, eğitimin “daha iyi” olması için tek olmasa da temel koşullardan biri öğretmenlerin “daha iyi” olmasıdır. Bazılarınca bu önerme anlamsızdır. “Nasıl yani öğretmenler zaten hep “daha iyi”, hep “mükemmel” ve hep “kutsal” değiller midir ki?”

Konu öğretmenlerin iyi, mükemmel, kutsal olup olmadıkları değildir. Konu değişen dünyaya ayak uydurabilmek, kendisinden farklı donanımlarla gelen kuşaklara öğretebilme becerisini ve “mevziini”   koruyabilmek, kısacası bir öğretmen olarak, kendini sürekli geliştirebilmek, yenileyebilmek ve zenginleştirebilmektir.

Aslında sözü bu kadar dolandırmaya da gerek yok. Her meslekte olduğu gibi öğretmenlikte de mezuniyet sonrası, öğretmenlik sırasında ve hatta sonrasında, yeni bilgilere ve yöntemlere ulaşabilmek, bilgide ve teknolojide geri kalmamak, öğreteceği ve birlikte öğreneceği yeni kuşaklara karşı öğretme becerisi taşıyabilmek için “yeniden eğitim” almak zorunluluğu vardır.

İşin özü de, nitelikli öğretmen yetiştirmek ve öğretmenlerin görevleri süresince eğitimlerine ve yetişmelerine devam etmelerini sağlamaktır. Nitelikli öğretmen yetiştirme konusu başlı başına ele alınması gereken çok önemli bir konu. Ben bu yazıda ise daha çok “öğretmenin eğitimine” değineceğim.

Tüm eğitim yaşamım boyunca düşündüğüm, kafa yorduğum ve her fırsatta her ortamda değindiğim bu konuyu tekrar ele almama, Öğretmen Akademisi Vakfı (ÖRAV) vesile oldu.

Kayhan Karlı, kuruluş aşamasından bu yana vakfın Genel Müdürlüğünü yürütüyor.  Beni, 16-17 Mayıs’da Adana Yumurtalık’ta bir eğitime davet etti. ÖRAV Eğitim Yöneticileri Geliştirme Programı (EYGEP) kapsamında Adana Yumurtalık ve Ceyhan ilçelerinden 100’e yakın ilçe milli eğitim müdürü, şube müdürü ve ilköğretim okulu müdürü, 5+5 günlük eğitimlerin ikinci 5 günü eğitimleri için bir aradalar. Biz de son iki güne tanıklık etmek üzere gittik.

ÖRAV’ı ve yaptıklarını uzaktan hep heyecanla izlememe rağmen bizzat eğitimlerini görme şansım olmamıştı. 30 ile 60 yaş arasındaki eğitimcilerin sergilediği yenilenme, yeniden öğrenme coşkusunu görünce çok şey kaçırmış olduğumu anladım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır. Bundan sonra her fırsatta vaktim elverdiğince eğitimleri yerinde görmeye çalışacağım.

ÖRAV’ı sizlere aktarmak isterim. Devlet dışında bir kuruluşun, üstelik bir sivil toplum kuruluşunun (STK), bu boyutta etkinlik içinde olması müthiş bir şey.

Ama önce EYGEP projesi. Bu projeyi paylaşmadan geçmek olmaz.

EYGEP, ÖRAV’ın Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile yaptığı protokol çerçevesinde, tüm Türkiye’de eğitim yöneticilerine 2 yıl içinde verilmesi planlanan toplam 100 saatlik eğitim modüllerinden oluşuyor. Modüller:

Zor Kişilerle Başa Çıkma

Öğrenen Organizasyon

İkna İnce İştir

Motivasyon Yönetimi

Biz Bir Ekibiz

İş Yaşamında Profesyonel Davranışlar

Bir Ekibi Yönetmek

Çatışma Çözme – Yönetici konularından oluşuyor.

Etkili iletişimden, zaman yönetiminden, etkili toplantı yapma becerilerine kadar onlarca beceriyi içeren bir dizi modül.

Tuncay Akçadağ, Serap Benibol, Esra Savaşan, Gülay Yaşar ve Burcu Güngör Cabbar, Ercin Kimmet, 10 gündür 100’e yakın eğitim yöneticisine yönelik, sunumlar, dersler, outdoor etkinlikler ve oyunlar içeren bir dizi eğitim programları uyguluyor. Yöneticiler 2 derslerini ise e-kampüs diye adlandırdıkları ÖRAV online derslerle tamamlayacaklar. Ayrıca bir performans ödevi hazırlamaları da bekleniyor. Bu derslerin de alınması ile birlikte, MEB onaylı eğitim yöneticiliği geliştirme sertifikası almaya hak kazanacaklar.

Bu eğitimleri alan yöneticilerin her birinin okulunda bunları öğretmenlerine de aktaracağını düşününce, eğitimlerin katma değerleri insanı heyecanlandırıyor. Hem ÖRAV’a, hem kurucu Garanti Bankası’na hem de bu işin önünü açan MEB’e gerçekten teşekkür etmek lazım, kutlamak lazım.

ÖRAV, Garanti Bankası ve MEB öğretmenlerin kişisel ve mesleki gelişimine yönelik faaliyetleri düzenlemek üzere 5 yıllık bir sözleşme sonrası, 2008’de 15 milyon TL’lik kaynakla kuruldu. Amaç 100 bin öğretmene ulaşmak. Şimdiden 70 bine ulaşmış olması bile işin boyutunu ortaya koyuyor. Özveri ile çalışan 20’ye yakın tam zamanlı ve 100’e yakın kısmi zamanlı eğitici var vakıfta.

Başta da dediğim gibi, bir çok sorunumuzun tek çözümü olmasa da önemli çözümlerinden biri eğitim. Eğitimin de tek önemli olgusu olmasa da en önemli olgulardan biri öğretmenler. Öğretmenin, tüm diğer meslek dallarında olduğu gibi, hatta daha fazla, mesleğini icra ederken, eğitimler almaya, donanmaya, kendini zenginleştirmeye ve yenilmeye gereksinimi var.

Geleceğin üretken ve çağdaş okullarını, kendini yenileyen öğretmenler ve eğitim yöneticileri yaratacak.

Ne mutlu sürekli yenilenebilene..

Oktay Aydın

Twitter/okt_ay_din

> Kendini Yenileyen Öğretmen Çağdaş Okullar

Kendini Yenileyen Öğretmen Çağdaş Okullar

oktay aydınEğitime gönül vermiş tüm eğitimciler gibi, ülkemizde ve dünyadaki eğitim sorunlarıyla, ben de yakından ilgilenmeye çalışıyorum. Eğitim her şeyin tek başına çözümü olmasa da, daha üretken, daha sağlıklı ve daha uygar bir dünya için önemli bir araç. Önemli olduğu kadar da gerekli özeni göremediği dönemleri de olan, yaşadığı sıkıntılar ve sorunlar göz ardı edilebilen de bir alan.

Eğitim denince herkesin aklına öncelikle gelen kavram ve konular çok farklı olabiliyor. Öğretmen ve öğretmenlik herkesin ilk sırada aklına getireceği kavram olmasa da mutlaka ilk üçte yer verdiği bir olgudur, diye düşünüyorum. Eğitimim çağdaş olması, günün koşullarına uyması, bireyin sosyal ve genel yaşamına katkı sağlaması, yaratıcılığa ket vurmaması, bilakis yaratıcılığı arttırması gibi birçok konu gündeme geldiğinde, tüm bunlar için ilk üzerinde durulması gereken konu yine öğretmenlik ve öğretmenlerdir.

Ülke politikası olarak da, dünya yaklaşımı olarak da, eğitimin “daha iyi” olması için tek olmasa da temel koşullardan biri öğretmenlerin “daha iyi” olmasıdır. Bazılarınca bu önerme anlamsızdır. “Nasıl yani öğretmenler zaten hep “daha iyi”, hep “mükemmel” ve hep “kutsal” değiller midir ki?”

Konu öğretmenlerin iyi, mükemmel, kutsal olup olmadıkları değildir. Konu değişen dünyaya ayak uydurabilmek, kendisinden farklı donanımlarla gelen kuşaklara öğretebilme becerisini ve “mevziini”   koruyabilmek, kısacası bir öğretmen olarak, kendini sürekli geliştirebilmek, yenileyebilmek ve zenginleştirebilmektir.

Aslında sözü bu kadar dolandırmaya da gerek yok. Her meslekte olduğu gibi öğretmenlikte de mezuniyet sonrası, öğretmenlik sırasında ve hatta sonrasında, yeni bilgilere ve yöntemlere ulaşabilmek, bilgide ve teknolojide geri kalmamak, öğreteceği ve birlikte öğreneceği yeni kuşaklara karşı öğretme becerisi taşıyabilmek için “yeniden eğitim” almak zorunluluğu vardır.

İşin özü de, nitelikli öğretmen yetiştirmek ve öğretmenlerin görevleri süresince eğitimlerine ve yetişmelerine devam etmelerini sağlamaktır. Nitelikli öğretmen yetiştirme konusu başlı başına ele alınması gereken çok önemli bir konu. Ben bu yazıda ise daha çok “öğretmenin eğitimine” değineceğim.

Tüm eğitim yaşamım boyunca düşündüğüm, kafa yorduğum ve her fırsatta her ortamda değindiğim bu konuyu tekrar ele almama, Öğretmen Akademisi Vakfı (ÖRAV) vesile oldu.

Kayhan Karlı, kuruluş aşamasından bu yana vakfın Genel Müdürlüğünü yürütüyor.  Beni, 16-17 Mayıs’da Adana Yumurtalık’ta bir eğitime davet etti. ÖRAV Eğitim Yöneticileri Geliştirme Programı (EYGEP) kapsamında Adana Yumurtalık ve Ceyhan ilçelerinden 100’e yakın ilçe milli eğitim müdürü, şube müdürü ve ilköğretim okulu müdürü, 5+5 günlük eğitimlerin ikinci 5 günü eğitimleri için bir aradalar. Biz de son iki güne tanıklık etmek üzere gittik.

ÖRAV’ı ve yaptıklarını uzaktan hep heyecanla izlememe rağmen bizzat eğitimlerini görme şansım olmamıştı. 30 ile 60 yaş arasındaki eğitimcilerin sergilediği yenilenme, yeniden öğrenme coşkusunu görünce çok şey kaçırmış olduğumu anladım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır. Bundan sonra her fırsatta vaktim elverdiğince eğitimleri yerinde görmeye çalışacağım.

ÖRAV’ı sizlere aktarmak isterim. Devlet dışında bir kuruluşun, üstelik bir sivil toplum kuruluşunun (STK), bu boyutta etkinlik içinde olması müthiş bir şey.

Ama önce EYGEP projesi. Bu projeyi paylaşmadan geçmek olmaz.

EYGEP, ÖRAV’ın Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile yaptığı protokol çerçevesinde, tüm Türkiye’de eğitim yöneticilerine 2 yıl içinde verilmesi planlanan toplam 100 saatlik eğitim modüllerinden oluşuyor. Modüller:

Zor Kişilerle Başa Çıkma

Öğrenen Organizasyon

İkna İnce İştir

Motivasyon Yönetimi

Biz Bir Ekibiz

İş Yaşamında Profesyonel Davranışlar

Bir Ekibi Yönetmek

Çatışma Çözme – Yönetici konularından oluşuyor.

Etkili iletişimden, zaman yönetiminden, etkili toplantı yapma becerilerine kadar onlarca beceriyi içeren bir dizi modül.

Tuncay Akçadağ, Serap Benibol, Esra Savaşan, Gülay Yaşar ve Burcu Güngör Cabbar, Ercin Kimmet, 10 gündür 100’e yakın eğitim yöneticisine yönelik, sunumlar, dersler, outdoor etkinlikler ve oyunlar içeren bir dizi eğitim programları uyguluyor. Yöneticiler 2 derslerini ise e-kampüs diye adlandırdıkları ÖRAV online derslerle tamamlayacaklar. Ayrıca bir performans ödevi hazırlamaları da bekleniyor. Bu derslerin de alınması ile birlikte, MEB onaylı eğitim yöneticiliği geliştirme sertifikası almaya hak kazanacaklar.

Bu eğitimleri alan yöneticilerin her birinin okulunda bunları öğretmenlerine de aktaracağını düşününce, eğitimlerin katma değerleri insanı heyecanlandırıyor. Hem ÖRAV’a, hem kurucu Garanti Bankası’na hem de bu işin önünü açan MEB’e gerçekten teşekkür etmek lazım, kutlamak lazım.

ÖRAV, Garanti Bankası ve MEB öğretmenlerin kişisel ve mesleki gelişimine yönelik faaliyetleri düzenlemek üzere 5 yıllık bir sözleşme sonrası, 2008’de 15 milyon TL’lik kaynakla kuruldu. Amaç 100 bin öğretmene ulaşmak. Şimdiden 70 bine ulaşmış olması bile işin boyutunu ortaya koyuyor. Özveri ile çalışan 20’ye yakın tam zamanlı ve 100’e yakın kısmi zamanlı eğitici var vakıfta.

Başta da dediğim gibi, bir çok sorunumuzun tek çözümü olmasa da önemli çözümlerinden biri eğitim. Eğitimin de tek önemli olgusu olmasa da en önemli olgulardan biri öğretmenler. Öğretmenin, tüm diğer meslek dallarında olduğu gibi, hatta daha fazla, mesleğini icra ederken, eğitimler almaya, donanmaya, kendini zenginleştirmeye ve yenilmeye gereksinimi var.

Geleceğin üretken ve çağdaş okullarını, kendini yenileyen öğretmenler ve eğitim yöneticileri yaratacak.

Ne mutlu sürekli yenilenebilene..

Oktay Aydın

Twitter/okt_ay_din

Son Güncelleme: Pazar, 20 May 2012 12:52

Gösterim: 4968

Hami Koç - Eğitimci - Sosyolog 

hami_kocOkul öncesi eğitim tarihin ilk dönemlerinden itibaren insanlığın gündeminde olan ancak 1900 yılından sonra dünya genelinde üzerinde gerçekten konuşulmaya başlayan bir konudur. Alan uzmanları çocukluğun ilk yıllarının gelecekte ne kadar önemli olduğu konusunda yeni araştırmalar yaptıkça, okul öncesi eğitimin önemi de artmaya devam etmiştir. Dünya genelindeki ülkelerin uygulamalarına bakıldığında çok farklı uygulamalar görünse de en azından okul öncesi eğitimin önemine dair bir mutabakat sağlanmıştır.
Türkiye’de okul öncesi eğitimle ilgili ilk olarak II. Meşrutiyet döneminde bazı adımların atıldığını söyleyebiliriz. İlk olarak 1900’lü yılların başında Ravza-i Sıbyan ismiyle açılan mektep, sonraki yıllarda “Çocuk bahçesi” ismiyle açılmaya devam etmiştir. 1916 yılında İstanbul’da resmi olarak açılan okul öncesi kurumlarının sayısı 30 olarak kayıtlara geçmiştir. Bu arada yapılan bütün Milli Eğitim Şuralarında okul öncesi eğitimle ilgili mutlaka bir gündem maddesi oluşturulmuş ancak genellikle kaynak yetersizliği gerekçe gösterilerek istenen hedeflere ulaşılamamıştır.


NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?
Peki, okul öncesi eğitim niçin bu kadar önemli? Çocuklar zaten uzun yıllar okula gidecekler. Bari 5-6 sene ailesiyle birlikte kalsın diye düşünenler yok mu? Var elbette. Hem de sadece Türkiye’de değil dünyanın birçok ülkesinde bu konu hala tartışılıyor. Ama yaşadığımız çağın ihtiyaçları ve hayat şartları göz önüne alındığında, okul öncesi eğitim kurumlarının önemi daha da belirginleşiyor.
Artık hepimiz eğitimin temellerinin erken çocukluk döneminde atıldığından eminiz. Bu konuda bir tartışma yok. Yetişkinlerin yaşadıkları birçok sorunun temelinde, okul öncesinde yaşanan tecrübelerin izi olduğundan da eminiz. Bu anlamda aslında doğumla birlikte anne babalar için de ziller çalıyor. Çocukluk döneminin ilk üç yılında annenin çocuğun yanında olması bütün uzmanlar tarafından çok önemli görülüyor. Ancak ekonomik şartlara bağlı olarak bazı anneler çalışmak zorunda kaldığı için çocuklar bakıcılara teslim ediliyor. Ama bakıcıların çocuklarla kurdukları iletişimin niteliği çok ayrı bir yazı konusu. O yüzden biz okul öncesi eğitimle ilgili yazmaya ve konuşmaya devam edelim.

Anaokulları çocuklara bilgi aktarımı olarak değerlendirilmemeli. Çocuk anaokulundan eve geldiğinde, ailesi “Bugün okulda ne öğrendiniz?” diye sormamalı. Bu yanlış olur. Çünkü o yaş grubundaki çocuklar zaten her an öğrenmeye devam etmektedir. Size anlatamasalar da bir okul gününde onlarca şey öğrenmişlerdir. Bu yüzden “Bugün ne öğrendiniz?” diye sormak yerine, “Bugün okulda neler yaşadın? Seni çok mutlu eden bir anını benimle paylaşabilir misin?” şeklinde sorular sormak gerekir.


ÖZEL OKULLAR NE KADAR ÖZEL HİZMET VERİYOR?
Özel okulların da bu noktada sorumlulukları büyüktür. Eğer anaokulları, çalışan anne babalara bakıcı hizmeti veren kurumlar olarak algılanmaya başlarsa, uzun vadede çok problemler yaşanabilir. Öğretmeniyle, fiziki donanımıyla, kullanılan materyalleriyle ve sistemiyle anaokulları ciddi şekilde ele alınması gereken kurumlardır. Çocukların aile dışında ilk adımını attığı yer olduğu düşünülürse, burada yaşayacağı tecrübelerin bütün hayatını etkileyeceği görülebilir. Bu yüzden anaokulları çocukları oyalama ve eğlendirme merkezleri olarak değil, eğitim hayatına hazırlama ve onları sosyal açıdan donanımlı hâle getirmek için hizmet veren yerler olarak görülmelidir.
Özellikle son dönemde ekranlarla çok fazla haşır neşir olan çocukların akranlarıyla vakit geçirmesini sağlayan okul öncesi eğitim kurumları, bu özelliğiyle de aslında çocukların sosyal gelişimine büyük bir katkı sağlamaktadır. Çocuklar birlikte yaşamayı, birlikte yemeyi, paylaşmayı ve oynamayı burada öğrenmektedir. Zihinsel ve duygusal açıdan telafisi olmayan bu yıllar, işte bu yüzden altın çağ olarak değerlendirilmiştir.

REKLAMLAR VE GERÇEKLER
Montessori, Waldorf veya Reggio Emilia gibi bazı okul öncesi eğitim yaklaşımları özel okulların reklamlarını süslüyor. Ama bu modellerin gerçekten nitelikli olarak uygulandığından maalesef çok emin olamıyoruz. Bu sistemleri elbette çok büyük bir başarıyla uygulayan ve başarılı olan kurumlar var. Ancak sadece reklam çalışması için logoyu alan ve sürecin geri kalan kısmında saldım çayıra kıvamında çalışan okullar da var. Bakanlık bu konuda mutlaka denetimleri sıklaştırmalı. Okul öncesi eğitim bu anlamda denetimsiz bırakılmayacak kadar önemli bir alan ve bu yıllar nitelikli bir şekilde geçirilirse, sonraki kademelerin de işi kolaylaşır. Her zaman verilen ilk düğme örneğini tekrarlamak istemiyorum ama bu ilk adım gerçekten de çok ama çok önemli.

ZORUNLU OLMAK ZORUNDA MI?
Okul öncesi eğitim kurumlarıyla ilgili yaşanan diğer bir tartışma da zorunlulukla ilgili. Bir grup okul öncesi eğitimin mutlaka zorunlu eğitime dâhil edilmesi gerektiğini savunurken, bir grup karşı tarafta yer alıyor. Bu konuda bir karar vermeden önce her zaman yaptığımız gibi diğer ülkelerin uygulamalarını incelemekte fayda var. Okul öncesi okullaşma oranlarının yüzde yüze vardığı İngiltere veya Almanya gibi ülkelere bakalım mesela. Orada okul öncesi eğitim zorunlu mu yoksa gönüllü mü? Cevabımız zorunlu değil. Peki, okullaşma oranı nasıl bu kadar yüksek? Sorunun cevabı aslında basit. Eğer nitelikli bir eğitim verirseniz, gönüllü de olsa sınıflar dolar ve bir işe yarar. Ama eğitimde nitelik yoksa zorunlu do olsa bir işe yaramaz. Sınıflar belki dolar ama çocukların zihinleri ve gönülleri boş kalır. Bu yüzden zorunluluk tartışmasından önce nitelik konusunu gündeme almamız gerekir. Çünkü nitelikli eğitim sağladığımız gün, zaten birçok konu çözülmüş olacaktır.

 

> Ana kucağından Anaokuluna

Hami Koç - Eğitimci - Sosyolog 

hami_kocOkul öncesi eğitim tarihin ilk dönemlerinden itibaren insanlığın gündeminde olan ancak 1900 yılından sonra dünya genelinde üzerinde gerçekten konuşulmaya başlayan bir konudur. Alan uzmanları çocukluğun ilk yıllarının gelecekte ne kadar önemli olduğu konusunda yeni araştırmalar yaptıkça, okul öncesi eğitimin önemi de artmaya devam etmiştir. Dünya genelindeki ülkelerin uygulamalarına bakıldığında çok farklı uygulamalar görünse de en azından okul öncesi eğitimin önemine dair bir mutabakat sağlanmıştır.
Türkiye’de okul öncesi eğitimle ilgili ilk olarak II. Meşrutiyet döneminde bazı adımların atıldığını söyleyebiliriz. İlk olarak 1900’lü yılların başında Ravza-i Sıbyan ismiyle açılan mektep, sonraki yıllarda “Çocuk bahçesi” ismiyle açılmaya devam etmiştir. 1916 yılında İstanbul’da resmi olarak açılan okul öncesi kurumlarının sayısı 30 olarak kayıtlara geçmiştir. Bu arada yapılan bütün Milli Eğitim Şuralarında okul öncesi eğitimle ilgili mutlaka bir gündem maddesi oluşturulmuş ancak genellikle kaynak yetersizliği gerekçe gösterilerek istenen hedeflere ulaşılamamıştır.


NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?
Peki, okul öncesi eğitim niçin bu kadar önemli? Çocuklar zaten uzun yıllar okula gidecekler. Bari 5-6 sene ailesiyle birlikte kalsın diye düşünenler yok mu? Var elbette. Hem de sadece Türkiye’de değil dünyanın birçok ülkesinde bu konu hala tartışılıyor. Ama yaşadığımız çağın ihtiyaçları ve hayat şartları göz önüne alındığında, okul öncesi eğitim kurumlarının önemi daha da belirginleşiyor.
Artık hepimiz eğitimin temellerinin erken çocukluk döneminde atıldığından eminiz. Bu konuda bir tartışma yok. Yetişkinlerin yaşadıkları birçok sorunun temelinde, okul öncesinde yaşanan tecrübelerin izi olduğundan da eminiz. Bu anlamda aslında doğumla birlikte anne babalar için de ziller çalıyor. Çocukluk döneminin ilk üç yılında annenin çocuğun yanında olması bütün uzmanlar tarafından çok önemli görülüyor. Ancak ekonomik şartlara bağlı olarak bazı anneler çalışmak zorunda kaldığı için çocuklar bakıcılara teslim ediliyor. Ama bakıcıların çocuklarla kurdukları iletişimin niteliği çok ayrı bir yazı konusu. O yüzden biz okul öncesi eğitimle ilgili yazmaya ve konuşmaya devam edelim.

Anaokulları çocuklara bilgi aktarımı olarak değerlendirilmemeli. Çocuk anaokulundan eve geldiğinde, ailesi “Bugün okulda ne öğrendiniz?” diye sormamalı. Bu yanlış olur. Çünkü o yaş grubundaki çocuklar zaten her an öğrenmeye devam etmektedir. Size anlatamasalar da bir okul gününde onlarca şey öğrenmişlerdir. Bu yüzden “Bugün ne öğrendiniz?” diye sormak yerine, “Bugün okulda neler yaşadın? Seni çok mutlu eden bir anını benimle paylaşabilir misin?” şeklinde sorular sormak gerekir.


ÖZEL OKULLAR NE KADAR ÖZEL HİZMET VERİYOR?
Özel okulların da bu noktada sorumlulukları büyüktür. Eğer anaokulları, çalışan anne babalara bakıcı hizmeti veren kurumlar olarak algılanmaya başlarsa, uzun vadede çok problemler yaşanabilir. Öğretmeniyle, fiziki donanımıyla, kullanılan materyalleriyle ve sistemiyle anaokulları ciddi şekilde ele alınması gereken kurumlardır. Çocukların aile dışında ilk adımını attığı yer olduğu düşünülürse, burada yaşayacağı tecrübelerin bütün hayatını etkileyeceği görülebilir. Bu yüzden anaokulları çocukları oyalama ve eğlendirme merkezleri olarak değil, eğitim hayatına hazırlama ve onları sosyal açıdan donanımlı hâle getirmek için hizmet veren yerler olarak görülmelidir.
Özellikle son dönemde ekranlarla çok fazla haşır neşir olan çocukların akranlarıyla vakit geçirmesini sağlayan okul öncesi eğitim kurumları, bu özelliğiyle de aslında çocukların sosyal gelişimine büyük bir katkı sağlamaktadır. Çocuklar birlikte yaşamayı, birlikte yemeyi, paylaşmayı ve oynamayı burada öğrenmektedir. Zihinsel ve duygusal açıdan telafisi olmayan bu yıllar, işte bu yüzden altın çağ olarak değerlendirilmiştir.

REKLAMLAR VE GERÇEKLER
Montessori, Waldorf veya Reggio Emilia gibi bazı okul öncesi eğitim yaklaşımları özel okulların reklamlarını süslüyor. Ama bu modellerin gerçekten nitelikli olarak uygulandığından maalesef çok emin olamıyoruz. Bu sistemleri elbette çok büyük bir başarıyla uygulayan ve başarılı olan kurumlar var. Ancak sadece reklam çalışması için logoyu alan ve sürecin geri kalan kısmında saldım çayıra kıvamında çalışan okullar da var. Bakanlık bu konuda mutlaka denetimleri sıklaştırmalı. Okul öncesi eğitim bu anlamda denetimsiz bırakılmayacak kadar önemli bir alan ve bu yıllar nitelikli bir şekilde geçirilirse, sonraki kademelerin de işi kolaylaşır. Her zaman verilen ilk düğme örneğini tekrarlamak istemiyorum ama bu ilk adım gerçekten de çok ama çok önemli.

ZORUNLU OLMAK ZORUNDA MI?
Okul öncesi eğitim kurumlarıyla ilgili yaşanan diğer bir tartışma da zorunlulukla ilgili. Bir grup okul öncesi eğitimin mutlaka zorunlu eğitime dâhil edilmesi gerektiğini savunurken, bir grup karşı tarafta yer alıyor. Bu konuda bir karar vermeden önce her zaman yaptığımız gibi diğer ülkelerin uygulamalarını incelemekte fayda var. Okul öncesi okullaşma oranlarının yüzde yüze vardığı İngiltere veya Almanya gibi ülkelere bakalım mesela. Orada okul öncesi eğitim zorunlu mu yoksa gönüllü mü? Cevabımız zorunlu değil. Peki, okullaşma oranı nasıl bu kadar yüksek? Sorunun cevabı aslında basit. Eğer nitelikli bir eğitim verirseniz, gönüllü de olsa sınıflar dolar ve bir işe yarar. Ama eğitimde nitelik yoksa zorunlu do olsa bir işe yaramaz. Sınıflar belki dolar ama çocukların zihinleri ve gönülleri boş kalır. Bu yüzden zorunluluk tartışmasından önce nitelik konusunu gündeme almamız gerekir. Çünkü nitelikli eğitim sağladığımız gün, zaten birçok konu çözülmüş olacaktır.

 

Son Güncelleme: Cuma, 20 May 2022 13:11

Gösterim: 1235

Oyuncakların okul öncesi eğitimdeki yeri tartışıldığında, sıklıkla bu renkli ve eğlenceli araçların çocukların gelişimine sağladığı derin ve kalıcı etkiler göz ardı edilebilir. Ancak, oyuncaklar, özellikle de oyun hamuru gibi yaratıcı araçlar, çocukların hem zihinsel hem de duygusal gelişiminde önemli bir role sahiptir. Oyun, öğrenmenin doğal bir parçasıdır ve çocukların dünyayı keşfetme, yeni beceriler kazanma ve karmaşık kavramları anlama yöntemidir. Oyuncaklar, bu öğrenme sürecine eşsiz bir katkı sağlar. Çocuklar için oyuncaklar, yalnızca eğlenmek için değil, aynı zamanda düşünmek, sorun çözmek ve sosyal beceriler geliştirmek için de bir araçtır. Örneğin oyun hamuru kullanarak yapılan etkinlikler, çocukların ince motor becerilerini ve el-göz koordinasyonunu geliştirmelerine yardımcı olurken, aynı zamanda yaratıcılıklarını ve hayal güçlerini de teşvik eder.

oyunhamuruOyuncaklar ayrıca çocukların sosyal ve duygusal becerilerini de geliştirmelerine yardımcı olur. Grup oyunları ve etkileşimli oyuncaklar aracılığıyla çocuklar, sıra beklemeyi, iş birliği yapmayı ve empati gibi sosyal becerileri öğrenir. Bu tür etkileşimler, çocukların başkalarıyla etkili bir şekilde iletişim kurma ve duygusal zekalarını geliştirme becerilerini artırır. Böylece, oyuncaklar ve oyun, çocukların gelişiminde kritik bir rol oynar. Onlar sadece bir eğlence kaynağı değil, aynı zamanda çocukların dünyayı anlamalarına, yeni beceriler edinmelerine ve sağlıklı sosyal ilişkiler kurmalarına yardımcı olan güçlü eğitim araçlarıdır. Bu nedenle, oyuncak seçimi yaparken, çocukların hem eğlenmesini hem de öğrenmesini sağlayacak araçları tercih etmek önemlidir.

Çeşitli Oyuncak Tipleri ve Gelişimsel Faydaları

Okul öncesi dönemdeki çocukların oyuncakları, sadece onları meşgul eden nesneler değil, aynı zamanda gelişimlerinin temel taşlarıdır. Farklı türdeki oyuncaklar, çocukların çeşitli becerilerini geliştirmelerine yardımcı olur ve bu da onların bütünsel gelişimine katkıda bulunur. Çocuklar için oyuncak seçimi yapılırken, bu oyuncakların sunduğu öğrenme ve gelişim fırsatları göz önünde bulundurulmalıdır. Yapı blokları ve puzzle gibi oyuncaklar, çocukların problem çözme becerilerini, el-göz koordinasyonunu ve ince motor becerilerini geliştirir. Bu oyuncaklar, çocukların mekansal farkındalıklarını ve mantıksal düşünme yeteneklerini artırırken, aynı zamanda sabır ve odaklanma gibi önemli kişisel becerilerin gelişimine de katkıda bulunur. Diğer yandan, rol yapma oyunları için kullanılan oyuncaklar, mutfak setleri, doktor çantaları, ve kostümler gibi çocukların sosyal becerilerini, empati yeteneklerini ve yaratıcılıklarını geliştirir. Bu tür oyuncaklar, çocukların başkalarının perspektiflerini anlamalarına ve duygusal zekalarını geliştirmelerine yardımcı olur.

Müzik aletleri ve sanatsal faaliyetler için kullanılan oyuncaklar ise çocukların yaratıcılıklarını ve duygusal ifade becerilerini geliştirir. Bir müzik aleti çalmak veya bir resim yapmak, çocukların kendilerini ifade etme yollarını keşfetmelerine ve duygusal dünyalarını daha iyi anlamalarına yardımcı olur. Hareketli oyunlar ve sporla ilgili oyuncaklar toplar, atlama ipleri, ve bisikletler gibi çocukların fiziksel gelişimine katkıda bulunur. Bu tür oyuncaklar, çocukların kas gelişimini, motor becerilerini ve genel sağlık durumlarını iyileştirir. Her bir oyuncak türü, çocukların gelişiminde farklı ve değerli bir rol oynar. Bu nedenle, çocukların çeşitli oyuncaklarla oynamalarını sağlamak, onların zihinsel, sosyal, duygusal ve fiziksel gelişimlerine kapsamlı bir şekilde katkıda bulunur. Oyuncakların bu çeşitliliği, çocukların dengeli ve çok yönlü bir şekilde büyümelerine olanak tanır ve onların hayata en iyi şekilde hazırlanmalarına yardımcı olur.

Oyuncak Seçimi: Kalite ve Güvenlik Önlemleri

oyunhamuru2Oyuncak seçimi, ebeveynler ve eğitimciler için önemli bir karar sürecidir. Çünkü seçilen oyuncaklar, çocukların güvenliği ve sağlıklı gelişimi üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Kaliteli ve güvenli oyuncaklar, çocukların eğitimi ve eğlencesi için temel bir önem taşır. Bu sebeple, oyuncak seçerken dikkat edilmesi gereken bazı temel prensipler vardır. İlk olarak, oyuncakların kalitesi ön planda tutulmalıdır. Kaliteli oyuncaklar, genellikle daha dayanıklı malzemelerden yapılmış olup, çocukların uzun süre güvenle kullanabileceği yapıdadır. Kaliteli oyuncaklar, aynı zamanda çocukların gelişimine daha fazla katkıda bulunur. Örneğin, ucuz oyuncak arabalar arasında, dayanıklı ve eğitici değeri yüksek modeller tercih edilmelidir. Çünkü bu oyuncaklar çocuklara daha iyi bir oyun deneyimi sunar ve daha uzun süre kullanılır. Güvenlik de oyuncak seçiminde esas alınması gereken bir diğer önemli faktördür. Oyuncakların güvenlik standartlarına uygun olup olmadığı kontrol edilmelidir. 

Bu, özellikle küçük parçalar, keskin kenarlar veya zararlı kimyasallar içeren oyuncaklar için geçerlidir. Güvenlik standartlarına uygun olmayan oyuncaklar, çocuklar için ciddi sağlık ve güvenlik riskleri taşıyabilir. Ayrıca, oyuncakların yaşa uygun olması da önemlidir. Çocukların yaşlarına ve gelişim seviyelerine uygun olmayan oyuncaklar, onların güvenliğini ve öğrenme süreçlerini olumsuz etkileyebilir. Yaşa uygun oyuncaklar, çocukların gelişimine uygun zorluklar sunar ve onların öğrenme potansiyelini maksimize eder. Ebeveynlerin ve eğitimcilerin, oyuncakların temizliği ve bakımı konusunda da dikkatli olmaları gerekmektedir. Düzenli temizlik, çocukların sağlığını korur ve oyuncakların ömrünü uzatır. Oyuncak seçimi, çocukların güvenliği, sağlığı ve gelişimi açısından kritik bir öneme sahiptir. Ebeveynler ve eğitimciler, oyuncak seçerken kalite, güvenlik, yaş uygunluğu ve bakım gereksinimlerini dikkate almalıdır. Bu yaklaşım, çocukların hem güvenli hem de eğitici bir oyun ortamında büyümelerini sağlar.

> Oyuncakların Eğitsel Değeri: Oyun ve Öğrenme Arasındaki Bağlantı

Oyuncakların okul öncesi eğitimdeki yeri tartışıldığında, sıklıkla bu renkli ve eğlenceli araçların çocukların gelişimine sağladığı derin ve kalıcı etkiler göz ardı edilebilir. Ancak, oyuncaklar, özellikle de oyun hamuru gibi yaratıcı araçlar, çocukların hem zihinsel hem de duygusal gelişiminde önemli bir role sahiptir. Oyun, öğrenmenin doğal bir parçasıdır ve çocukların dünyayı keşfetme, yeni beceriler kazanma ve karmaşık kavramları anlama yöntemidir. Oyuncaklar, bu öğrenme sürecine eşsiz bir katkı sağlar. Çocuklar için oyuncaklar, yalnızca eğlenmek için değil, aynı zamanda düşünmek, sorun çözmek ve sosyal beceriler geliştirmek için de bir araçtır. Örneğin oyun hamuru kullanarak yapılan etkinlikler, çocukların ince motor becerilerini ve el-göz koordinasyonunu geliştirmelerine yardımcı olurken, aynı zamanda yaratıcılıklarını ve hayal güçlerini de teşvik eder.

oyunhamuruOyuncaklar ayrıca çocukların sosyal ve duygusal becerilerini de geliştirmelerine yardımcı olur. Grup oyunları ve etkileşimli oyuncaklar aracılığıyla çocuklar, sıra beklemeyi, iş birliği yapmayı ve empati gibi sosyal becerileri öğrenir. Bu tür etkileşimler, çocukların başkalarıyla etkili bir şekilde iletişim kurma ve duygusal zekalarını geliştirme becerilerini artırır. Böylece, oyuncaklar ve oyun, çocukların gelişiminde kritik bir rol oynar. Onlar sadece bir eğlence kaynağı değil, aynı zamanda çocukların dünyayı anlamalarına, yeni beceriler edinmelerine ve sağlıklı sosyal ilişkiler kurmalarına yardımcı olan güçlü eğitim araçlarıdır. Bu nedenle, oyuncak seçimi yaparken, çocukların hem eğlenmesini hem de öğrenmesini sağlayacak araçları tercih etmek önemlidir.

Çeşitli Oyuncak Tipleri ve Gelişimsel Faydaları

Okul öncesi dönemdeki çocukların oyuncakları, sadece onları meşgul eden nesneler değil, aynı zamanda gelişimlerinin temel taşlarıdır. Farklı türdeki oyuncaklar, çocukların çeşitli becerilerini geliştirmelerine yardımcı olur ve bu da onların bütünsel gelişimine katkıda bulunur. Çocuklar için oyuncak seçimi yapılırken, bu oyuncakların sunduğu öğrenme ve gelişim fırsatları göz önünde bulundurulmalıdır. Yapı blokları ve puzzle gibi oyuncaklar, çocukların problem çözme becerilerini, el-göz koordinasyonunu ve ince motor becerilerini geliştirir. Bu oyuncaklar, çocukların mekansal farkındalıklarını ve mantıksal düşünme yeteneklerini artırırken, aynı zamanda sabır ve odaklanma gibi önemli kişisel becerilerin gelişimine de katkıda bulunur. Diğer yandan, rol yapma oyunları için kullanılan oyuncaklar, mutfak setleri, doktor çantaları, ve kostümler gibi çocukların sosyal becerilerini, empati yeteneklerini ve yaratıcılıklarını geliştirir. Bu tür oyuncaklar, çocukların başkalarının perspektiflerini anlamalarına ve duygusal zekalarını geliştirmelerine yardımcı olur.

Müzik aletleri ve sanatsal faaliyetler için kullanılan oyuncaklar ise çocukların yaratıcılıklarını ve duygusal ifade becerilerini geliştirir. Bir müzik aleti çalmak veya bir resim yapmak, çocukların kendilerini ifade etme yollarını keşfetmelerine ve duygusal dünyalarını daha iyi anlamalarına yardımcı olur. Hareketli oyunlar ve sporla ilgili oyuncaklar toplar, atlama ipleri, ve bisikletler gibi çocukların fiziksel gelişimine katkıda bulunur. Bu tür oyuncaklar, çocukların kas gelişimini, motor becerilerini ve genel sağlık durumlarını iyileştirir. Her bir oyuncak türü, çocukların gelişiminde farklı ve değerli bir rol oynar. Bu nedenle, çocukların çeşitli oyuncaklarla oynamalarını sağlamak, onların zihinsel, sosyal, duygusal ve fiziksel gelişimlerine kapsamlı bir şekilde katkıda bulunur. Oyuncakların bu çeşitliliği, çocukların dengeli ve çok yönlü bir şekilde büyümelerine olanak tanır ve onların hayata en iyi şekilde hazırlanmalarına yardımcı olur.

Oyuncak Seçimi: Kalite ve Güvenlik Önlemleri

oyunhamuru2Oyuncak seçimi, ebeveynler ve eğitimciler için önemli bir karar sürecidir. Çünkü seçilen oyuncaklar, çocukların güvenliği ve sağlıklı gelişimi üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Kaliteli ve güvenli oyuncaklar, çocukların eğitimi ve eğlencesi için temel bir önem taşır. Bu sebeple, oyuncak seçerken dikkat edilmesi gereken bazı temel prensipler vardır. İlk olarak, oyuncakların kalitesi ön planda tutulmalıdır. Kaliteli oyuncaklar, genellikle daha dayanıklı malzemelerden yapılmış olup, çocukların uzun süre güvenle kullanabileceği yapıdadır. Kaliteli oyuncaklar, aynı zamanda çocukların gelişimine daha fazla katkıda bulunur. Örneğin, ucuz oyuncak arabalar arasında, dayanıklı ve eğitici değeri yüksek modeller tercih edilmelidir. Çünkü bu oyuncaklar çocuklara daha iyi bir oyun deneyimi sunar ve daha uzun süre kullanılır. Güvenlik de oyuncak seçiminde esas alınması gereken bir diğer önemli faktördür. Oyuncakların güvenlik standartlarına uygun olup olmadığı kontrol edilmelidir. 

Bu, özellikle küçük parçalar, keskin kenarlar veya zararlı kimyasallar içeren oyuncaklar için geçerlidir. Güvenlik standartlarına uygun olmayan oyuncaklar, çocuklar için ciddi sağlık ve güvenlik riskleri taşıyabilir. Ayrıca, oyuncakların yaşa uygun olması da önemlidir. Çocukların yaşlarına ve gelişim seviyelerine uygun olmayan oyuncaklar, onların güvenliğini ve öğrenme süreçlerini olumsuz etkileyebilir. Yaşa uygun oyuncaklar, çocukların gelişimine uygun zorluklar sunar ve onların öğrenme potansiyelini maksimize eder. Ebeveynlerin ve eğitimcilerin, oyuncakların temizliği ve bakımı konusunda da dikkatli olmaları gerekmektedir. Düzenli temizlik, çocukların sağlığını korur ve oyuncakların ömrünü uzatır. Oyuncak seçimi, çocukların güvenliği, sağlığı ve gelişimi açısından kritik bir öneme sahiptir. Ebeveynler ve eğitimciler, oyuncak seçerken kalite, güvenlik, yaş uygunluğu ve bakım gereksinimlerini dikkate almalıdır. Bu yaklaşım, çocukların hem güvenli hem de eğitici bir oyun ortamında büyümelerini sağlar.

Son Güncelleme: Cuma, 15 Aralık 2023 14:18

Gösterim: 1040

Çocuğun gelişiminde babaların önemine dikkat çeken Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV), bu yıl "ilgili babalık" temasına odaklanıyor. Bu amaçla hazırladığı "İlk İş Babalık" kampanyasını Haziran ayında hayata geçiren AÇEV, yıl boyunca çeşitli etkinliklerle de farkındalık yaratacak kampanya çalışmalarına devam edecek.

acev_kampanya24 yıldır erken çocukluk alanında bilimsel eğitim ve savunu çalışmaları yürüten AÇEV, babaların çocuk gelişimi konusundaki rollerini güçlendirmek amacıyla 1996 yılından bu yana babalara yönelik eğitimler düzenliyor. 2017 yılında odak noktası olarak "ilgili babalık" konusunu seçen Vakıf, Haziran ayı itibariyle "İlk İş Babalık" kampanyasını hayata geçiriyor.
AÇEV "İlk İş Babalık" kampanyası ile babaların çocuk bakımı ve gelişiminde sorumluluk üstlenmesinin ve çocuklarıyla karşılıklı ve yakın ilişki kurmasının önemine dikkat çekiyor. Yıl boyu düzenleyeceği çeşitli etkinlikler ile ilgili babalık konusunun tüm paydaşları tarafından benimsenmesini ve yaygınlaştırılmasını hedefliyor.
Kampanyanın ilk etkinliklerinden biri olarak AÇEV, 7 Haziran 2017 tarihinde İsveç Başkonsolosluğu’nun desteğiyle İsveç ve Türkiye'den babalık manzaralarını bir araya getiren "Babalık Anları" sergisini düzenliyor. Babalara ve çocuklarına gündelik yaşamın içinden bir bakış sunan sergi, farklı iki ülkeden “babalık” kareleriyle ilgili babalığa dikkat çekmeyi ve konuyu görsel bir platforma taşımayı hedefliyor.
13 Haziran 2017’de düzenlenecek olan "Türkiye'de Babalığı Anlamak" panelinde ise AÇEV, ülkemizdeki babalık profillerini daha yakından tanımak amacıyla Bernard van Leer Vakfı’nın desteğiyle gerçekleştirilen Türkiye’de Babalık Araştırması sonuçlarını açıklamaya hazırlanıyor. Babalıkla ilgili ülkemizdeki ilk kapsamlı bilimsel çalışma olan Türkiye’de Babalık Araştırması, babalık halleri ve ilgili babalık davranışlarının belirleyicileri hakkında bilgiler sunarken ihtiyaç duyulan düzenleme ve uygulamalar konusunda farkındalık yaratmayı hedefliyor.
“İlk İş Babalık” kampanyası kapsamında AÇEV farklı illerde yürüttüğü "Baba Destek Programı" eğitimlerinin yanı sıra gönüllü eğitmenler ve yerel paydaşların desteği ile baba ve çocuklara yönelik çeşitli etkinliklerle de farkındalık çalışmalarını hayata geçirmeyi planlıyor.
Kampanya konusunda açıklama yapan AÇEV Genel Müdürü Nalan Yalçın; "Mevcut erkeklik ve babalık rolleri açısından değerlendirildiğinde, çocuğun bakımında ve gelişiminde en öncelikli sorumluluğun annede olduğuna dair bir algı var. Babalar çocukların gelişimi ve eğitimi konusunda birinci derecede kendilerini sorumlu hissetmiyorlar ve ne yapabilecekleri konusunda yeterince bilgi sahibi değiller. Oysa gerçekleştirdiğimiz ve takip ettiğimiz tüm araştırmalar çocukların gelişiminde babalarıyla ilişkilerinin çok kritik olduğunu gösteriyor." dedi. Babaların çocuklarının sağlıklı gelişimini destekleyecek becerileri kazanmasının önemine dikkat çeken Yalçın, ilgili babayı “çocuğunun bakım ve gelişiminde sorumluluk üstlenen, çocuklarıyla vakit geçiren ve yakın ilişki kuran bir baba” olarak tanımladı ve kamuoyunda farkındalık yaratmak amacıyla yıl boyunca farklı etkinlikler düzenleyerek konuyu gündemde tutmaya devam edeceklerini söyledi.
AÇEV’in Baba Destek Programı(BADEP)
İlk İş Babalık Kampanyası’nın odağında yer alan ilgili babalık yaklaşımı AÇEV’in Baba Destek Programı (BADEP) uygulamalarına dayanmaktadır. BADEP, 1996 yılında AÇEV tarafından geliştirilen, bilimsel araştırmalar ve toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda güncellenen, babanın çocuk gelişiminde aktif rol ve sorumluluk almasını hedefleyen bir yetişkin eğitim programıdır. 3-11 yaş dönemi çocukları olan 15-20 kişilik baba gruplarına yönelik en az 10 hafta boyunca, toplam 25 saatlik programda ayrıca annelere yönelik 2 oturum gerçekleştirilmektedir. Oturumlar, grup tartışması, küçük grup çalışmaları, oyunlar, hikâyeler ve örnek olay çalışması gibi yetişkin eğitimi yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmektedir.
Baba Destek Programı’na katılan babaların, çocukları ile ilgili daha fazla sorumluluklar üstlendikleri, tüm aile bireyleri ile daha demokratik ilişkiler kurdukları ve çocuklarının gelişimlerini destekledikleri gözlemlenmiş, programın yalnızca babaları değil, eşlerini de çocukları ile ilişkilerinde olumlu etkilediği saptanmıştır.

> AÇEV’den İLK İŞ BABALIK kampanyası

Çocuğun gelişiminde babaların önemine dikkat çeken Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV), bu yıl "ilgili babalık" temasına odaklanıyor. Bu amaçla hazırladığı "İlk İş Babalık" kampanyasını Haziran ayında hayata geçiren AÇEV, yıl boyunca çeşitli etkinliklerle de farkındalık yaratacak kampanya çalışmalarına devam edecek.

acev_kampanya24 yıldır erken çocukluk alanında bilimsel eğitim ve savunu çalışmaları yürüten AÇEV, babaların çocuk gelişimi konusundaki rollerini güçlendirmek amacıyla 1996 yılından bu yana babalara yönelik eğitimler düzenliyor. 2017 yılında odak noktası olarak "ilgili babalık" konusunu seçen Vakıf, Haziran ayı itibariyle "İlk İş Babalık" kampanyasını hayata geçiriyor.
AÇEV "İlk İş Babalık" kampanyası ile babaların çocuk bakımı ve gelişiminde sorumluluk üstlenmesinin ve çocuklarıyla karşılıklı ve yakın ilişki kurmasının önemine dikkat çekiyor. Yıl boyu düzenleyeceği çeşitli etkinlikler ile ilgili babalık konusunun tüm paydaşları tarafından benimsenmesini ve yaygınlaştırılmasını hedefliyor.
Kampanyanın ilk etkinliklerinden biri olarak AÇEV, 7 Haziran 2017 tarihinde İsveç Başkonsolosluğu’nun desteğiyle İsveç ve Türkiye'den babalık manzaralarını bir araya getiren "Babalık Anları" sergisini düzenliyor. Babalara ve çocuklarına gündelik yaşamın içinden bir bakış sunan sergi, farklı iki ülkeden “babalık” kareleriyle ilgili babalığa dikkat çekmeyi ve konuyu görsel bir platforma taşımayı hedefliyor.
13 Haziran 2017’de düzenlenecek olan "Türkiye'de Babalığı Anlamak" panelinde ise AÇEV, ülkemizdeki babalık profillerini daha yakından tanımak amacıyla Bernard van Leer Vakfı’nın desteğiyle gerçekleştirilen Türkiye’de Babalık Araştırması sonuçlarını açıklamaya hazırlanıyor. Babalıkla ilgili ülkemizdeki ilk kapsamlı bilimsel çalışma olan Türkiye’de Babalık Araştırması, babalık halleri ve ilgili babalık davranışlarının belirleyicileri hakkında bilgiler sunarken ihtiyaç duyulan düzenleme ve uygulamalar konusunda farkındalık yaratmayı hedefliyor.
“İlk İş Babalık” kampanyası kapsamında AÇEV farklı illerde yürüttüğü "Baba Destek Programı" eğitimlerinin yanı sıra gönüllü eğitmenler ve yerel paydaşların desteği ile baba ve çocuklara yönelik çeşitli etkinliklerle de farkındalık çalışmalarını hayata geçirmeyi planlıyor.
Kampanya konusunda açıklama yapan AÇEV Genel Müdürü Nalan Yalçın; "Mevcut erkeklik ve babalık rolleri açısından değerlendirildiğinde, çocuğun bakımında ve gelişiminde en öncelikli sorumluluğun annede olduğuna dair bir algı var. Babalar çocukların gelişimi ve eğitimi konusunda birinci derecede kendilerini sorumlu hissetmiyorlar ve ne yapabilecekleri konusunda yeterince bilgi sahibi değiller. Oysa gerçekleştirdiğimiz ve takip ettiğimiz tüm araştırmalar çocukların gelişiminde babalarıyla ilişkilerinin çok kritik olduğunu gösteriyor." dedi. Babaların çocuklarının sağlıklı gelişimini destekleyecek becerileri kazanmasının önemine dikkat çeken Yalçın, ilgili babayı “çocuğunun bakım ve gelişiminde sorumluluk üstlenen, çocuklarıyla vakit geçiren ve yakın ilişki kuran bir baba” olarak tanımladı ve kamuoyunda farkındalık yaratmak amacıyla yıl boyunca farklı etkinlikler düzenleyerek konuyu gündemde tutmaya devam edeceklerini söyledi.
AÇEV’in Baba Destek Programı(BADEP)
İlk İş Babalık Kampanyası’nın odağında yer alan ilgili babalık yaklaşımı AÇEV’in Baba Destek Programı (BADEP) uygulamalarına dayanmaktadır. BADEP, 1996 yılında AÇEV tarafından geliştirilen, bilimsel araştırmalar ve toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda güncellenen, babanın çocuk gelişiminde aktif rol ve sorumluluk almasını hedefleyen bir yetişkin eğitim programıdır. 3-11 yaş dönemi çocukları olan 15-20 kişilik baba gruplarına yönelik en az 10 hafta boyunca, toplam 25 saatlik programda ayrıca annelere yönelik 2 oturum gerçekleştirilmektedir. Oturumlar, grup tartışması, küçük grup çalışmaları, oyunlar, hikâyeler ve örnek olay çalışması gibi yetişkin eğitimi yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmektedir.
Baba Destek Programı’na katılan babaların, çocukları ile ilgili daha fazla sorumluluklar üstlendikleri, tüm aile bireyleri ile daha demokratik ilişkiler kurdukları ve çocuklarının gelişimlerini destekledikleri gözlemlenmiş, programın yalnızca babaları değil, eşlerini de çocukları ile ilişkilerinde olumlu etkilediği saptanmıştır.

Son Güncelleme: Cuma, 09 Haziran 2017 13:52

Gösterim: 3978


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.