Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Oğuzkaan Koleji Yönetim Kurulu Üyesi ve Eğitim Uzmanı Hatice Yılmaz, tercihlerini özel okullardan yana kullanan ve 24 Haziran – 05 Temmuz 2015 tarihleri arasında kayıt yaptıran öğrencilerin merkezi tercih ve yerleştirme sistemine giremeyeceklerine dikkat çekti.
Oğuzkaan Koleji Yönetim Kurulu Üyesi ve Eğitim Uzmanı Hatice Yılmaz, tercihlerini özel okullardan yana kullanan ve 24 Haziran – 05 Temmuz 2015 tarihleri arasında kayıt yaptıran öğrencilerin merkezi tercih ve yerleştirme sistemine giremeyeceklerine dikkat çekti. Bu öğrencilerin, resmi okullardan birine geçebilmeleri için 17 Ağustos - 4 Eylül 2015 tarihleri arasında, üç defa yapılacak yerleştirmeye esas nakil başvurusunda bulunabileceklerini ve 6-16 Temmuz merkezi tercih ve yerleştirme başvuruları döneminde ise ‘Özel okula kayıt yaptıracağım’,‘Tercih yapacağım’ butonunu işaretlediği halde 11 Eylül 2015 tarihine kadar herhangi bir özel okula kaydını yaptırmayan öğrencilerin kayıtlarının, bu tarihten itibaren açık öğretim kurumuna otomatik olarak yapılacağının altını çizerek öğrencilerin ve velilerin bu konuda dikkatli olmaları gerektiğini belirtti.
Özel mi? Devlet mi?
Hatice Yılmaz, ‘Velilerin özel okul mu yoksa devlet okulu mu? Tercih etmeliyim kararsızlığıyla çok karşılaşıyoruz. Bu konuyla ilgili bize başvuran velilere, Oğuzkaan Koleji olarak bu kararı vermelerini sağlayacak bir yol haritası sunuyoruz. Bu yol haritasıyla hareket edenler en sağlıklı kararı verecektir’ dedi. Yılmaz, özel okul ve devlet okulu arasından tercih yapma düşüncesi olan velilerin yapması gerekenleri de anlattı;
24 Haziran tarihinde, öğrencilerin YEP sonuçları ile birlikte puanlar ve içinde bulundukları yüzdelik dilimleri açıklanacak ve aynı gün merkezi yerleştirme ile öğrenci alacak okulların kontenjan tabloları bir önceki yıl aldıkları öğrencilerin yüzdelik dilimleri ve puanları yayınlanacak.
Özel okul- devlet okulu tercihinde kararsız olan veliler, öncelikle öğrencilerinin yaklaşıkta olsa hangi resmi okullara ve hangi özel okullara girebileceklerine baksın. Özellikle okulları geçen yıl hangi yüzdelik diliminden öğrenci almışlarsa, bu yılda aynı yüzdelik diliminden öğrenci alacağını bilsinler.
Özel okul mu, resmi okul mu? Tercihinde dikkat edilmesi gereken bir diğer unsurda dört yıl sonra girilecek üniversite sınavlarına nasıl hazırlanacağının hesabının şimdiden yapılması gerektiğidir. Yoksa dört yıl çok hızla akıp geçecek.
Sınavla Öğrenci Alan Özel Okulların 2015 Kayıt Takvimi
|
1. |
Ön Kayıt (24-25 Haziran Çarşamba-Perşembe) |
1. |
Kesin Kayıt(26-27 Haziran Cuma- Cumartesi) |
|
2. |
Ön Kayıt (28 Haziran Pazar) |
2. |
Kesin Kayıt (24 Haziran Pazartesi) |
|
3. |
Ön kayıt (30 Ağustos Salı) |
3. |
Kesin Kayıt (1 Temmuz Çarşamba ) |
|
4. |
Ön kayıt (2 Temmuz Perşembe) |
4. |
Kesin Kayıt (3 Temmuz Cuma |
|
Serbest Kayıt 4-5 Temmuz Cumartesi- Pazar |
|||
Resmi liseler için MEB’in Özel Okullarla ilgili kayıt işlemlerine açıklık getirmesi gerekiyor. Geçtiğimiz yıl özel okullar, tercih ve işlemlerine başlayıp yerleştirmeye esas nakil işlemleri tamamlanıncaya kadar resmi kayıt yapamadılar. Resmi kayıt dönemi sonrasında alınan kayıtlar, ancak okulların açılacağı hafta resmi işleme dönüştürülebildi. Bu durum ister istemez devlet okullarında yeniden kontenjan açıklarına neden oldu.
Sistemin daha sağlıklı yürümesi için 14 Ağustos’tan itibaren özel okullarda nakil yolunun açılması daha doğru olacaktır.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Rehberlik Haberleri
Oğuzkaan Koleji Yönetim Kurulu Üyesi ve Eğitim Uzmanı Hatice Yılmaz, tercihlerini özel okullardan yana kullanan ve 24 Haziran – 05 Temmuz 2015 tarihleri arasında kayıt yaptıran öğrencilerin merkezi tercih ve yerleştirme sistemine giremeyeceklerine dikkat çekti.
Oğuzkaan Koleji Yönetim Kurulu Üyesi ve Eğitim Uzmanı Hatice Yılmaz, tercihlerini özel okullardan yana kullanan ve 24 Haziran – 05 Temmuz 2015 tarihleri arasında kayıt yaptıran öğrencilerin merkezi tercih ve yerleştirme sistemine giremeyeceklerine dikkat çekti. Bu öğrencilerin, resmi okullardan birine geçebilmeleri için 17 Ağustos - 4 Eylül 2015 tarihleri arasında, üç defa yapılacak yerleştirmeye esas nakil başvurusunda bulunabileceklerini ve 6-16 Temmuz merkezi tercih ve yerleştirme başvuruları döneminde ise ‘Özel okula kayıt yaptıracağım’,‘Tercih yapacağım’ butonunu işaretlediği halde 11 Eylül 2015 tarihine kadar herhangi bir özel okula kaydını yaptırmayan öğrencilerin kayıtlarının, bu tarihten itibaren açık öğretim kurumuna otomatik olarak yapılacağının altını çizerek öğrencilerin ve velilerin bu konuda dikkatli olmaları gerektiğini belirtti.
Özel mi? Devlet mi?
Hatice Yılmaz, ‘Velilerin özel okul mu yoksa devlet okulu mu? Tercih etmeliyim kararsızlığıyla çok karşılaşıyoruz. Bu konuyla ilgili bize başvuran velilere, Oğuzkaan Koleji olarak bu kararı vermelerini sağlayacak bir yol haritası sunuyoruz. Bu yol haritasıyla hareket edenler en sağlıklı kararı verecektir’ dedi. Yılmaz, özel okul ve devlet okulu arasından tercih yapma düşüncesi olan velilerin yapması gerekenleri de anlattı;
24 Haziran tarihinde, öğrencilerin YEP sonuçları ile birlikte puanlar ve içinde bulundukları yüzdelik dilimleri açıklanacak ve aynı gün merkezi yerleştirme ile öğrenci alacak okulların kontenjan tabloları bir önceki yıl aldıkları öğrencilerin yüzdelik dilimleri ve puanları yayınlanacak.
Özel okul- devlet okulu tercihinde kararsız olan veliler, öncelikle öğrencilerinin yaklaşıkta olsa hangi resmi okullara ve hangi özel okullara girebileceklerine baksın. Özellikle okulları geçen yıl hangi yüzdelik diliminden öğrenci almışlarsa, bu yılda aynı yüzdelik diliminden öğrenci alacağını bilsinler.
Özel okul mu, resmi okul mu? Tercihinde dikkat edilmesi gereken bir diğer unsurda dört yıl sonra girilecek üniversite sınavlarına nasıl hazırlanacağının hesabının şimdiden yapılması gerektiğidir. Yoksa dört yıl çok hızla akıp geçecek.
Sınavla Öğrenci Alan Özel Okulların 2015 Kayıt Takvimi
|
1. |
Ön Kayıt (24-25 Haziran Çarşamba-Perşembe) |
1. |
Kesin Kayıt(26-27 Haziran Cuma- Cumartesi) |
|
2. |
Ön Kayıt (28 Haziran Pazar) |
2. |
Kesin Kayıt (24 Haziran Pazartesi) |
|
3. |
Ön kayıt (30 Ağustos Salı) |
3. |
Kesin Kayıt (1 Temmuz Çarşamba ) |
|
4. |
Ön kayıt (2 Temmuz Perşembe) |
4. |
Kesin Kayıt (3 Temmuz Cuma |
|
Serbest Kayıt 4-5 Temmuz Cumartesi- Pazar |
|||
Resmi liseler için MEB’in Özel Okullarla ilgili kayıt işlemlerine açıklık getirmesi gerekiyor. Geçtiğimiz yıl özel okullar, tercih ve işlemlerine başlayıp yerleştirmeye esas nakil işlemleri tamamlanıncaya kadar resmi kayıt yapamadılar. Resmi kayıt dönemi sonrasında alınan kayıtlar, ancak okulların açılacağı hafta resmi işleme dönüştürülebildi. Bu durum ister istemez devlet okullarında yeniden kontenjan açıklarına neden oldu.
Sistemin daha sağlıklı yürümesi için 14 Ağustos’tan itibaren özel okullarda nakil yolunun açılması daha doğru olacaktır.
Son Güncelleme: Çarşamba, 24 Haziran 2015 12:34
Gösterim: 2102
Doç. Dr. Şafak Nakajima
Aleksitimi kavramı size Avrupa’dan transfer bir futbolcu adını ya da yeni bir diyet metodunu çağrıştırabilir. Ama yanılıyorsunuz. Aleksitimi, kişilerin kendi ve diğer insanların hislerini algılama yetisinden yoksun olmasına deniyor. Türkçe tıbbi karşılığı ise “Duygusal Sağırlık”. Örneğin, eşinizin ya da sevgilinizin özünde iyi bir insan olduğunu ve size önem verdiğini bildiğiniz halde, duygularınızı paylaşırken yeterince anlaşılamadığınız hissine kapılıyorsanız, duygusal yoğunluğunuzun karşılığını alamıyorsanız, ‘Aleksitimi’ kavramını tanımanızda yarar olabilir. Türkiye’nin Sesli İçerik Platformu Yodiviki’de bu kavramı gündeme getiren Doç. Dr. Şafak Nakajima konuyla ilgili çarpıcı bir açıklama yaptı “Aynı evin içinde birbirine mesaj gönderen çiftler var. Çözümlere duyarsız kalınırsa gelecekte bu oran daha da artacak ve Aleksitimik bir nesille karşı karşıya kalacağız, duygularını paylaşamayan insanlar sadece tepkiler verirler” dedi ve Atılgan adlı uzay gemisinin, yarı insan yarı Vulkan’lı bilim subayı Mr. Spock’ı bu kişilik özelliğine örnek verdi. Günümüzde Aleksimitik davranışların artmasının nedeni ise Nakajima’ya göre; insanlar arasında doğrudan iletişimin azalması ve içsel değil maddi zenginleşmenin revaçta olması. Önerisi ise çocuk çoluk bilgisayar başından kalkmak ve birbirimizin gözünün içine bakmak. Doç. Dr. Şafak Nakajima’nın değerlendirmesiyle “Aleksitimi Nedir” başlıklı içeriğin kısa bir özetini dinlemek için tıklayınız: http://www.yodiviki.net/aleksitimi-nedir/
İletişim kurmaya çalıştığınız bir insanın, soğuk, katı, adeta bir duvar gibi olmasından daha bıktırıcı ne vardır? Hele bu insan, ebeveyniniz, çocuğunuz, sevgili ya da eşinizse! İlk 1970’li yıllarda tanımlanan Aleksitimi, çok sayıda araştırmaya konu olmuş bir kişilik özelliği. Aleksitimi, duygularını fark edemeyen, tanımlayamayan ve söze dökmekte zorlanan kişilerin durumuna verilen bir isim. Aleksitimi erkeklerde, kadınlardan daha fazla görülüyor. Duyguların oldukça önemli olduğu toplumsal yaşantıda aleksitimikler yabancı, hatta başka bir dünyadan gelmiş izlenimi verirler. Derin bir iç dünyaları olmadığı için, aleksitimiklerin düşünceleri, içeriden değil, daha çok dışarıdan gelen uyaranlarla harekete geçiyor. Duygusal hayatları kısır, insan ilişkileri zayıf. Siz dürterseniz tepki veriyorlar. Dürtü bitince, tepkileri duruyor. “Ben duvara mı konuşuyorum” hissi veren insanları bu gruba dahil etmek mümkün...
Çocukluk yıllarında sevgi ve şefkatin az olduğu, duyguların yeterince değer görmediği, doğru ifade edilemediği ailelerde yetişmiş olmanın, Aleksitimi’ye yol açabiliceğine vurgu yapan Doç. Dr. Nakajima duygusal ve kültürel eğitimi, aleksitimiyi engellemede en önemli unsur olarak görüyor.
Okumaz, konuşmaz, gözümüzün içine bakmaz olduk….
Nakajima; “Duygusal sistemimiz bir “navigasyon sistemi” gibidir, bizim için iyi olan şeylere yönelmemizi, bizim için kötü olan şeylerden kaçınmamızı sağlar. Duyguları tanımlamak için gereken sözcük dağarcığına sahip olmak ve hayal gücünü beslemek, derin insan ilişkileri kurma, okuma ve eğitimle kazanılan becerilerdir. Eğer içsel değil maddi zenginleşmenin revaçta olduğu, çocukların eline ipad ve akıllı telefonların tutuşturulduğu, bırakın gençleri, artık ileri yaşlardaki insanların bile bilgisayarların önüne zincirlenmiş mahkûmlar haline geldiği günümüzde, gerçek insan ilişkileri kurmuyoruz. Artık birbirimizin gözünün içine bakmıyoruz” diyor.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Rehberlik Haberleri
Doç. Dr. Şafak Nakajima
Aleksitimi kavramı size Avrupa’dan transfer bir futbolcu adını ya da yeni bir diyet metodunu çağrıştırabilir. Ama yanılıyorsunuz. Aleksitimi, kişilerin kendi ve diğer insanların hislerini algılama yetisinden yoksun olmasına deniyor. Türkçe tıbbi karşılığı ise “Duygusal Sağırlık”. Örneğin, eşinizin ya da sevgilinizin özünde iyi bir insan olduğunu ve size önem verdiğini bildiğiniz halde, duygularınızı paylaşırken yeterince anlaşılamadığınız hissine kapılıyorsanız, duygusal yoğunluğunuzun karşılığını alamıyorsanız, ‘Aleksitimi’ kavramını tanımanızda yarar olabilir. Türkiye’nin Sesli İçerik Platformu Yodiviki’de bu kavramı gündeme getiren Doç. Dr. Şafak Nakajima konuyla ilgili çarpıcı bir açıklama yaptı “Aynı evin içinde birbirine mesaj gönderen çiftler var. Çözümlere duyarsız kalınırsa gelecekte bu oran daha da artacak ve Aleksitimik bir nesille karşı karşıya kalacağız, duygularını paylaşamayan insanlar sadece tepkiler verirler” dedi ve Atılgan adlı uzay gemisinin, yarı insan yarı Vulkan’lı bilim subayı Mr. Spock’ı bu kişilik özelliğine örnek verdi. Günümüzde Aleksimitik davranışların artmasının nedeni ise Nakajima’ya göre; insanlar arasında doğrudan iletişimin azalması ve içsel değil maddi zenginleşmenin revaçta olması. Önerisi ise çocuk çoluk bilgisayar başından kalkmak ve birbirimizin gözünün içine bakmak. Doç. Dr. Şafak Nakajima’nın değerlendirmesiyle “Aleksitimi Nedir” başlıklı içeriğin kısa bir özetini dinlemek için tıklayınız: http://www.yodiviki.net/aleksitimi-nedir/
İletişim kurmaya çalıştığınız bir insanın, soğuk, katı, adeta bir duvar gibi olmasından daha bıktırıcı ne vardır? Hele bu insan, ebeveyniniz, çocuğunuz, sevgili ya da eşinizse! İlk 1970’li yıllarda tanımlanan Aleksitimi, çok sayıda araştırmaya konu olmuş bir kişilik özelliği. Aleksitimi, duygularını fark edemeyen, tanımlayamayan ve söze dökmekte zorlanan kişilerin durumuna verilen bir isim. Aleksitimi erkeklerde, kadınlardan daha fazla görülüyor. Duyguların oldukça önemli olduğu toplumsal yaşantıda aleksitimikler yabancı, hatta başka bir dünyadan gelmiş izlenimi verirler. Derin bir iç dünyaları olmadığı için, aleksitimiklerin düşünceleri, içeriden değil, daha çok dışarıdan gelen uyaranlarla harekete geçiyor. Duygusal hayatları kısır, insan ilişkileri zayıf. Siz dürterseniz tepki veriyorlar. Dürtü bitince, tepkileri duruyor. “Ben duvara mı konuşuyorum” hissi veren insanları bu gruba dahil etmek mümkün...
Çocukluk yıllarında sevgi ve şefkatin az olduğu, duyguların yeterince değer görmediği, doğru ifade edilemediği ailelerde yetişmiş olmanın, Aleksitimi’ye yol açabiliceğine vurgu yapan Doç. Dr. Nakajima duygusal ve kültürel eğitimi, aleksitimiyi engellemede en önemli unsur olarak görüyor.
Okumaz, konuşmaz, gözümüzün içine bakmaz olduk….
Nakajima; “Duygusal sistemimiz bir “navigasyon sistemi” gibidir, bizim için iyi olan şeylere yönelmemizi, bizim için kötü olan şeylerden kaçınmamızı sağlar. Duyguları tanımlamak için gereken sözcük dağarcığına sahip olmak ve hayal gücünü beslemek, derin insan ilişkileri kurma, okuma ve eğitimle kazanılan becerilerdir. Eğer içsel değil maddi zenginleşmenin revaçta olduğu, çocukların eline ipad ve akıllı telefonların tutuşturulduğu, bırakın gençleri, artık ileri yaşlardaki insanların bile bilgisayarların önüne zincirlenmiş mahkûmlar haline geldiği günümüzde, gerçek insan ilişkileri kurmuyoruz. Artık birbirimizin gözünün içine bakmıyoruz” diyor.
Son Güncelleme: Çarşamba, 17 Haziran 2015 13:13
Gösterim: 2143
Peki ebeveynler çocuklarıyla oyun oynarken nelere dikkat etmeli? Psikolog, Gelişim Uzmanı Sinem Olcay Eğitimtercihi için yazdı.
Oyun oynamanın çocuk gelişimindeki rolü ebeveynler tarafından maalesef ki atlanabiliyor. Oyun çocuklara kim olduğunu, neler yapabildiğini ve etrafındaki dünya ile nasıl etkileşime geçeceğini öğretme fırsatı sunduğundan çocuklar için çok faydalıdır.
Ebeveynler genelde oyunun çocuklar için içgüdüsel bir şey olduğuna inanırlar yani bir yetişkinin yardımı olmadan da çocuğun kendi kendine oyun oluşturabileceğini düşünürler. Çok küçük çocukların kendi kendilerine spontan oyunlar başlattıkları doğrudur ama şunu bilmeliyiz ki: bir çocuğun oyun yaratma konusundaki içgüdüsü eğer ebeveyn çocuğun oyun yaratma sürecini stimüle etmeye yönelik katkılarda bulunmuyorsa yavaş yavaş yok olmaktadır. O nedenle ebeveynlerin çocuklarıyla oyun oynamaları çok önemlidir.
• Oyunla çocuğunuzun günlük problemleri çözmesine, düşünceleri test etmesine ve hayal gücünü keşfetmesine yardımcı olabilirsiniz.
• Yetişkinlerle oyun çocuğun düşüncelerini, duygularını ve ihtiyaçlarını anlatabilmesine yarayacak şekilde bir kelime hazinesi geliştirmesini teşvik eder.
• Oyun sıra beklemeyi, paylaşmayı ve başkalarının hislerine özen göstermeyi öğreterek çocukların sosyal becerilerini arttırır.
• Oyun oynarken çocuğunuzda özgüven ve yeterlilik hissini teşvik etmiş olursunuz.
• Oyun, çocuğunuzla aranızda sıcak ilişkiler ve güçlü bağlar kurmak için çok faydalıdır.
• Araştırmalar, küçükken ebeveyni ile rol yapma ve hayal gücüne dayalı oyunlar oynayan çocukların ileride daha yaratıcı olduklarını ve daha az davranış problemi sergilediklerini göstermektedir.
Peki ebeveynler çocuklarıyla oyun oynarken nelere dikkat etmeli?
Çocuğunuzun liderliğini izleyin
Çocuğunuzla oyun oynamanın ilk adımı kendi fikrinizi empoze etmek yerine çocuğunuzun liderliğini, fikirlerini ve hayal gücünü takip etmektir. Komutlar ve yönergeler vererek aktiviteleri organize etmeye çalışmayın. Çocuğunuza herhangi bir şey öğretmeye çalışmayın. Onun yerine, çocuğunuzun hareketlerini taklit edin ve onun size söylediklerini yapın. Kısa zaman sonra göreceksiniz ki siz arkanıza yaslanıp ona kendi hayal gücünü deneyimleme fırsatı verdiğinizde çocuğunuz oyunla daha çok ilgilenmeye ve daha yaratıcı olmaya başlayacak. Bu yaklaşım çocuğunuzun kendi başına oyun oynama ve düşünme becerisinin gelişimini de destekleyecektir.
Oyunun hızını çocuğunuza uydurun
Küçük çocuklar oyun oynarken, aynı aktiviteyi tekrar tekrar yapma eğilimindedirler. Çünkü çocuklar kendi becerilerine güvenmeyi başarabilmek için aynı şeyi pek çok kez tekrarlamaya ihtiyaç duyarlar. Eğer henüz hazır değilken yeni bir şeyi denemeye itilirlerse kendilerini yetersiz hissedebilirler ya da hayal kırıklığına uğrayıp ebeveynle oynamaktan vazgeçebilirler. O nedenle, oyunun hızını çocuğunuzun temposuna uygun hale getirdiğinizden emin olun. Hayal gücünü kullanabilmesi için ona bolca vakit verin. Sadece sıkıldığınız için onu zorlamayın. Oyunun temposunu çocuğunuza uydurmak çocuğunuzun dikkat süresini genişletecektir ve tek bir aktiviteye belli bir süreliğine odaklanmasını teşvik edecektir.
Çocuğunuzun ipuçlarına duyarlı olun
Çocuğunuzla oynarken size verdiği ipuçlarını takip edin. Eğer yapboz yapmakla ya da her hangi başka bir oyunla ilgilenmiyorsa çocuğunuzun yapmayı istediği bir aktiviteye geçin. Ona periyodik olarak yeni aktiviteler sunabilirsiniz ve ilgi gösterdiğinde destekleyici şekilde ona karşılık verebilirsiniz. Eğer oynadınız kart oyunu sinema bileti satmak, fırlatma oyunu gibi tamamen başka bir şeye dönüşürse sakın endişelenmeyin.
Güç mücadelesine girmeyin
Pek çok ebeveyn farkında bile olmadan çocuklarıyla bir rekabet ilişkisi kurar. Oyun oynarken çocuklarına oyunu kuralına göre oynamayı ya da kaybetmeyi öğretme gereği duyarlar ya da oyunda kendilerine düşen kısmı o kadar iyi yaparlar ki çocuğun kendini yeterli hissedebilmesine fırsat vermezler. Oyunun temel amacı çocuğun kendini yeterli ve bağımsız hissetme duygusuna katkı sağlamak ve çocuğa kontrol ve gücü ele almak için uygun fırsatı vermektir. Çocuklar yetişkinlerle etkileşimlerinde bu şanslara çok az sahip olurlar. Oyun, kontrolü çocuğa vermenin ve kendi kurallarını uygulamasının güvenli olduğu tek zamandır.
Çocuğunuzun fikirlerini ve yaratıcılığını övün ve cesaretlendirin
Çocuğunuzla oyun oynarken onu yargılamayın, düzeltmeyin ya da onunla zıt gitmeyin. Önemli olan şey çıkan ürünün ne olduğu değil çocuğunuzun yaratıcılığı ve deniyor olmasıdır. Çocuğunuzun fikirlerini, düşüncelerini ve davranışlarını övmenin yollarını bulmaya çalışın. Odaklanma, kararlılık, problemi çözmek için çabalama, yaratıcılık, duygularını ifade etme, işbirliği yapma, motivasyon ve özgüven gibi bir çok beceriyi övebilirsiniz. Çocuğunuzu övme yöntemlerini öğrenirken bir egzersiz olarak her 2 ya da 3 dakikada bir çocuğunuzun yaptığı bir şeyi övmeyi deneyebilirsiniz.
Hayal gücü ya da taklide dayalı oyunlar oynayarak duyguları anlamayı öğrenmesini teşvik edin
Çocukların taklit oyunlarını teşvik etmek sadece çocukların hayal dünyasını, yaratıcı düşünce ve hikaye anlatma becerisini geliştirdiği için değil çocuklara duyguları düzenlemeyi ve paylaşmayı öğrettiği için de faydalıdır. Pek çok sağlıklı çocuk taklit oyunlarını 3 yaş civarı yapmaya başlar ve bazıları 18 aylık kadar erken bir zamanda bile yapabilir. Hayali arkadaşlar 4 yaş çocuklarında yaygındır. Bu tarz oyunları teşvik etmeniz önemlidir. Çünkü bu oyunlar çocuğunuz pek çok duygusal, zihinsel ve sosyal beceriyi kazanmasına katkı sağlar. Kutuların ve sandalyelerin ev ve saray olmasına izin verin, oyuncaklar akrabalara, arkadaşlara ve favori çizgi film karakterlerine dönüşsün. Taklit, hayal gücü oyunları çocukların neyin gerçek neyin gerçekdışı olduğunu anlamalarına yardımcı olur. Rol oyunları bir başkası olma hissini deneyimlemelerine yardım eder ki bu da başkalarının hislerini anlama ve onlara duyarlı olmayı öğretir.
Açıklayıcı yorumlar yapın
Genelde ebeveynler oyun oynarken arka arkaya sorular sorarlar: “Bu hayvan ne?”, “Kaç tane beneği var?” , “Nereye gidiyor?”, “Ne yapıyorsun onunla?”. Sorular sorarak ebeveynler çocuğun öğrenmesine yardımcı olduklarını düşünürler ama bu yaklaşım genelde tam tersi etki yaratır: çocuklar daha kapalı, sessiz ve özgürce konuşma konusunda çekingen hale gelirler.
Çocuğunuzun oyunuyla ilgili olduğunu göstermek için çocuğunuzun ne yaptığı hakkında destekleyici yorumlar ve açıklamalar yapmalısınız. Bu yaklaşım dil gelişimini de aktif şekilde stimüle etmektedir. Örneğin, “Arabayı garaja koyuyorsun. Şimdi araba benzin alıyor.” vb. Kısa zamanda çocuğunuzun kendiliğinden sizin yorumlarınızı taklit etmeye başladığını göreceksiniz. Eğer açıklayıcı yorumlar sunmak konusunda kararlı olursanız çocuğunuzun bu tarz bir ilgiden çok hoşlandığını ve bu iletişim şeklinin çocuğunuzun kelime hazinesine katkıda bulunduğunu görürsünüz.
Eğer soru soruyorsanız, sayısını kısıtlı tutmaya ve aldığınız cevaptan sonra çocuğunuza olumlu geribildirim vermeye mutlaka dikkat edin. Örneğin, “Bu hayvan nedir?” diye sordunuz ve çocuğunuz “Zürafa” diye cevap verdi, bu durumda “Evet zürafa. Sen hayvanları tanıyorsun. Hem de bu zürafa sarı.” diye bir ekleme yapabilirsiniz.
Çocuğunuzun problemi tek başına çözme becerisini teşvik edin
Bazen ebeveynler yardımcı olmaya çalışırken, çocukların nasıl problem çözüleceğini ve kendi başına oyun oynanacağını öğrenmesini zorlaştırırlar. Ebeveynin çok fazla yardım etmesi ya da işin tamamını üstlenmesi çocuğun başarı, kendine güven hissini azaltmakta ve yetişkine bağımlılığı teşvik etmektedir. Çocuğunuza onun için yapbozun tamamını yapacağınızı söylemek yerine birlikte yapmayı önerin. Sadece ihtiyacı olan kadar destek verin ve yapboz üzerinde çalışmaya devam etmesi için onu övün. Bir başarı hissi yaşamasına imkan vermeyecek kadar çok yardım asla vermeyin.
Oyuna ilgi gösterin
Çocuklar sessizce oyun oynarken pek çok ebeveyn doğal olarak bu durumu kendi işlerini tamamlamak için bir fırsat olarak görür- yemek yapmak ya da gazete okumak gibi. Bunu yaparak, çocuğa sessizce oyun oynamasını ne kadar takdir ettiğinizi gösterememiş olursunuz. Sonuç olarak çocuğunuz tek başına, düzgün bir şekilde oyun oynadığında kendini görmezden geliniyor hisseder ve sadece gürültü çıkardığında ya da dikkat çekmek için bilinçli bir şeyler yaptığında ilgi toplayabildiğini düşünür.
Çocuğunuzun düzgünce oyun oynamasını takdir etmeli ve oyununa aktif olarak katılmalısınız. Eğer oyuna ilgi gösterirseniz, sizin dikkatinizi çekmek için uygunsuz yollar bulmaya daha az ihtiyaç duyacaktır. Aslında, pek çok anne baba çocuklarına düzenli olarak günde yarım saatlik oyun vakti ayırdıklarında, daha sonra kendilerine özel vakit ayırmaya daha çok fırsat bulduklarını söylemektedir. Eğer çocuklar her gün düzenli olarak ebeveynden belli bir ilgi görecekleri konusunda emin olurlarsa, ilgi çekmeye yarayacak uygunsuz davranışlar icat etmek zorunda kalmıyorlar.
Oyunla ilgili birkaç uyarı
• Oyun sırasında çocuğunuzun uygunsuz şeyler yapacağı ya da bağırarak, huysuzlanarak, oyuncakları atarak yıkıcı davranışlar sergileyeceği zamanlar olabilir. Eğer davranışı görmezden gelmeniz mümkünse, kafanızı çevirin ve çok çekiciymişçesine başka bir oyuncakla oynamaya başlayın. Çocuğunuz uygun bir şekilde davranmaya başlayınca ona yeniden ilgi göstermeye başlayabilirsiniz. Eğer davranış görmezden gelemeyeceğiniz kadar kötüyse “Oyuncaklarını atacaksan, oyunu durdurmamız gerekir” gibi bir cümleyle oyunu bitirin.
•Bazen ebeveynler çocuklarıyla oyun oynamaya direnç gösterirler çünkü oyunu bitirmek istediklerinde büyük bir mızmızlanma yaşanacağından emindirler. Bunun çözümü, çocuğunuzu oyunun bitişine önceden hazırlamaktır. Oyun zamanının bitmesinden 5 dakika önce şöyle diyebilirsiniz: “5 dakika sonra ben oyunu bırakacağım”. İtiraz ya da protestoları görmezden gelmeniz ve başka bir şeye odaklanarak çocuğunuzun ilgisini kaydırmanız önemlidir. 5 dakika geçtikten sonra “Şimdi benim oyunu bitirme zamanım. Seninle oyun oynamak çok hoşuma gitti.” demeli ve odadan ayrılıp itirazları görmezden gelmelisiniz. Çocuğunuz daha uzun süre oynamak için sizi manipüle edemediğini bir kez öğrendi mi itirazlar yok olacaktır. Ayrıca, her gün düzenli olarak oyun vaktiniz olduğunu fark edince yarın yine sizinle oyun fırsatı yakalayacağını bildiğinden itiraz etmeye daha az ihtiyaç duyacaktır.
İstanbul Parenting Class
Psikolog, Gelişim Uzmanı Sinem Olcay
Üst Kategori: ROOT Kategori: Rehberlik Haberleri
Peki ebeveynler çocuklarıyla oyun oynarken nelere dikkat etmeli? Psikolog, Gelişim Uzmanı Sinem Olcay Eğitimtercihi için yazdı.
Oyun oynamanın çocuk gelişimindeki rolü ebeveynler tarafından maalesef ki atlanabiliyor. Oyun çocuklara kim olduğunu, neler yapabildiğini ve etrafındaki dünya ile nasıl etkileşime geçeceğini öğretme fırsatı sunduğundan çocuklar için çok faydalıdır.
Ebeveynler genelde oyunun çocuklar için içgüdüsel bir şey olduğuna inanırlar yani bir yetişkinin yardımı olmadan da çocuğun kendi kendine oyun oluşturabileceğini düşünürler. Çok küçük çocukların kendi kendilerine spontan oyunlar başlattıkları doğrudur ama şunu bilmeliyiz ki: bir çocuğun oyun yaratma konusundaki içgüdüsü eğer ebeveyn çocuğun oyun yaratma sürecini stimüle etmeye yönelik katkılarda bulunmuyorsa yavaş yavaş yok olmaktadır. O nedenle ebeveynlerin çocuklarıyla oyun oynamaları çok önemlidir.
• Oyunla çocuğunuzun günlük problemleri çözmesine, düşünceleri test etmesine ve hayal gücünü keşfetmesine yardımcı olabilirsiniz.
• Yetişkinlerle oyun çocuğun düşüncelerini, duygularını ve ihtiyaçlarını anlatabilmesine yarayacak şekilde bir kelime hazinesi geliştirmesini teşvik eder.
• Oyun sıra beklemeyi, paylaşmayı ve başkalarının hislerine özen göstermeyi öğreterek çocukların sosyal becerilerini arttırır.
• Oyun oynarken çocuğunuzda özgüven ve yeterlilik hissini teşvik etmiş olursunuz.
• Oyun, çocuğunuzla aranızda sıcak ilişkiler ve güçlü bağlar kurmak için çok faydalıdır.
• Araştırmalar, küçükken ebeveyni ile rol yapma ve hayal gücüne dayalı oyunlar oynayan çocukların ileride daha yaratıcı olduklarını ve daha az davranış problemi sergilediklerini göstermektedir.
Peki ebeveynler çocuklarıyla oyun oynarken nelere dikkat etmeli?
Çocuğunuzun liderliğini izleyin
Çocuğunuzla oyun oynamanın ilk adımı kendi fikrinizi empoze etmek yerine çocuğunuzun liderliğini, fikirlerini ve hayal gücünü takip etmektir. Komutlar ve yönergeler vererek aktiviteleri organize etmeye çalışmayın. Çocuğunuza herhangi bir şey öğretmeye çalışmayın. Onun yerine, çocuğunuzun hareketlerini taklit edin ve onun size söylediklerini yapın. Kısa zaman sonra göreceksiniz ki siz arkanıza yaslanıp ona kendi hayal gücünü deneyimleme fırsatı verdiğinizde çocuğunuz oyunla daha çok ilgilenmeye ve daha yaratıcı olmaya başlayacak. Bu yaklaşım çocuğunuzun kendi başına oyun oynama ve düşünme becerisinin gelişimini de destekleyecektir.
Oyunun hızını çocuğunuza uydurun
Küçük çocuklar oyun oynarken, aynı aktiviteyi tekrar tekrar yapma eğilimindedirler. Çünkü çocuklar kendi becerilerine güvenmeyi başarabilmek için aynı şeyi pek çok kez tekrarlamaya ihtiyaç duyarlar. Eğer henüz hazır değilken yeni bir şeyi denemeye itilirlerse kendilerini yetersiz hissedebilirler ya da hayal kırıklığına uğrayıp ebeveynle oynamaktan vazgeçebilirler. O nedenle, oyunun hızını çocuğunuzun temposuna uygun hale getirdiğinizden emin olun. Hayal gücünü kullanabilmesi için ona bolca vakit verin. Sadece sıkıldığınız için onu zorlamayın. Oyunun temposunu çocuğunuza uydurmak çocuğunuzun dikkat süresini genişletecektir ve tek bir aktiviteye belli bir süreliğine odaklanmasını teşvik edecektir.
Çocuğunuzun ipuçlarına duyarlı olun
Çocuğunuzla oynarken size verdiği ipuçlarını takip edin. Eğer yapboz yapmakla ya da her hangi başka bir oyunla ilgilenmiyorsa çocuğunuzun yapmayı istediği bir aktiviteye geçin. Ona periyodik olarak yeni aktiviteler sunabilirsiniz ve ilgi gösterdiğinde destekleyici şekilde ona karşılık verebilirsiniz. Eğer oynadınız kart oyunu sinema bileti satmak, fırlatma oyunu gibi tamamen başka bir şeye dönüşürse sakın endişelenmeyin.
Güç mücadelesine girmeyin
Pek çok ebeveyn farkında bile olmadan çocuklarıyla bir rekabet ilişkisi kurar. Oyun oynarken çocuklarına oyunu kuralına göre oynamayı ya da kaybetmeyi öğretme gereği duyarlar ya da oyunda kendilerine düşen kısmı o kadar iyi yaparlar ki çocuğun kendini yeterli hissedebilmesine fırsat vermezler. Oyunun temel amacı çocuğun kendini yeterli ve bağımsız hissetme duygusuna katkı sağlamak ve çocuğa kontrol ve gücü ele almak için uygun fırsatı vermektir. Çocuklar yetişkinlerle etkileşimlerinde bu şanslara çok az sahip olurlar. Oyun, kontrolü çocuğa vermenin ve kendi kurallarını uygulamasının güvenli olduğu tek zamandır.
Çocuğunuzun fikirlerini ve yaratıcılığını övün ve cesaretlendirin
Çocuğunuzla oyun oynarken onu yargılamayın, düzeltmeyin ya da onunla zıt gitmeyin. Önemli olan şey çıkan ürünün ne olduğu değil çocuğunuzun yaratıcılığı ve deniyor olmasıdır. Çocuğunuzun fikirlerini, düşüncelerini ve davranışlarını övmenin yollarını bulmaya çalışın. Odaklanma, kararlılık, problemi çözmek için çabalama, yaratıcılık, duygularını ifade etme, işbirliği yapma, motivasyon ve özgüven gibi bir çok beceriyi övebilirsiniz. Çocuğunuzu övme yöntemlerini öğrenirken bir egzersiz olarak her 2 ya da 3 dakikada bir çocuğunuzun yaptığı bir şeyi övmeyi deneyebilirsiniz.
Hayal gücü ya da taklide dayalı oyunlar oynayarak duyguları anlamayı öğrenmesini teşvik edin
Çocukların taklit oyunlarını teşvik etmek sadece çocukların hayal dünyasını, yaratıcı düşünce ve hikaye anlatma becerisini geliştirdiği için değil çocuklara duyguları düzenlemeyi ve paylaşmayı öğrettiği için de faydalıdır. Pek çok sağlıklı çocuk taklit oyunlarını 3 yaş civarı yapmaya başlar ve bazıları 18 aylık kadar erken bir zamanda bile yapabilir. Hayali arkadaşlar 4 yaş çocuklarında yaygındır. Bu tarz oyunları teşvik etmeniz önemlidir. Çünkü bu oyunlar çocuğunuz pek çok duygusal, zihinsel ve sosyal beceriyi kazanmasına katkı sağlar. Kutuların ve sandalyelerin ev ve saray olmasına izin verin, oyuncaklar akrabalara, arkadaşlara ve favori çizgi film karakterlerine dönüşsün. Taklit, hayal gücü oyunları çocukların neyin gerçek neyin gerçekdışı olduğunu anlamalarına yardımcı olur. Rol oyunları bir başkası olma hissini deneyimlemelerine yardım eder ki bu da başkalarının hislerini anlama ve onlara duyarlı olmayı öğretir.
Açıklayıcı yorumlar yapın
Genelde ebeveynler oyun oynarken arka arkaya sorular sorarlar: “Bu hayvan ne?”, “Kaç tane beneği var?” , “Nereye gidiyor?”, “Ne yapıyorsun onunla?”. Sorular sorarak ebeveynler çocuğun öğrenmesine yardımcı olduklarını düşünürler ama bu yaklaşım genelde tam tersi etki yaratır: çocuklar daha kapalı, sessiz ve özgürce konuşma konusunda çekingen hale gelirler.
Çocuğunuzun oyunuyla ilgili olduğunu göstermek için çocuğunuzun ne yaptığı hakkında destekleyici yorumlar ve açıklamalar yapmalısınız. Bu yaklaşım dil gelişimini de aktif şekilde stimüle etmektedir. Örneğin, “Arabayı garaja koyuyorsun. Şimdi araba benzin alıyor.” vb. Kısa zamanda çocuğunuzun kendiliğinden sizin yorumlarınızı taklit etmeye başladığını göreceksiniz. Eğer açıklayıcı yorumlar sunmak konusunda kararlı olursanız çocuğunuzun bu tarz bir ilgiden çok hoşlandığını ve bu iletişim şeklinin çocuğunuzun kelime hazinesine katkıda bulunduğunu görürsünüz.
Eğer soru soruyorsanız, sayısını kısıtlı tutmaya ve aldığınız cevaptan sonra çocuğunuza olumlu geribildirim vermeye mutlaka dikkat edin. Örneğin, “Bu hayvan nedir?” diye sordunuz ve çocuğunuz “Zürafa” diye cevap verdi, bu durumda “Evet zürafa. Sen hayvanları tanıyorsun. Hem de bu zürafa sarı.” diye bir ekleme yapabilirsiniz.
Çocuğunuzun problemi tek başına çözme becerisini teşvik edin
Bazen ebeveynler yardımcı olmaya çalışırken, çocukların nasıl problem çözüleceğini ve kendi başına oyun oynanacağını öğrenmesini zorlaştırırlar. Ebeveynin çok fazla yardım etmesi ya da işin tamamını üstlenmesi çocuğun başarı, kendine güven hissini azaltmakta ve yetişkine bağımlılığı teşvik etmektedir. Çocuğunuza onun için yapbozun tamamını yapacağınızı söylemek yerine birlikte yapmayı önerin. Sadece ihtiyacı olan kadar destek verin ve yapboz üzerinde çalışmaya devam etmesi için onu övün. Bir başarı hissi yaşamasına imkan vermeyecek kadar çok yardım asla vermeyin.
Oyuna ilgi gösterin
Çocuklar sessizce oyun oynarken pek çok ebeveyn doğal olarak bu durumu kendi işlerini tamamlamak için bir fırsat olarak görür- yemek yapmak ya da gazete okumak gibi. Bunu yaparak, çocuğa sessizce oyun oynamasını ne kadar takdir ettiğinizi gösterememiş olursunuz. Sonuç olarak çocuğunuz tek başına, düzgün bir şekilde oyun oynadığında kendini görmezden geliniyor hisseder ve sadece gürültü çıkardığında ya da dikkat çekmek için bilinçli bir şeyler yaptığında ilgi toplayabildiğini düşünür.
Çocuğunuzun düzgünce oyun oynamasını takdir etmeli ve oyununa aktif olarak katılmalısınız. Eğer oyuna ilgi gösterirseniz, sizin dikkatinizi çekmek için uygunsuz yollar bulmaya daha az ihtiyaç duyacaktır. Aslında, pek çok anne baba çocuklarına düzenli olarak günde yarım saatlik oyun vakti ayırdıklarında, daha sonra kendilerine özel vakit ayırmaya daha çok fırsat bulduklarını söylemektedir. Eğer çocuklar her gün düzenli olarak ebeveynden belli bir ilgi görecekleri konusunda emin olurlarsa, ilgi çekmeye yarayacak uygunsuz davranışlar icat etmek zorunda kalmıyorlar.
Oyunla ilgili birkaç uyarı
• Oyun sırasında çocuğunuzun uygunsuz şeyler yapacağı ya da bağırarak, huysuzlanarak, oyuncakları atarak yıkıcı davranışlar sergileyeceği zamanlar olabilir. Eğer davranışı görmezden gelmeniz mümkünse, kafanızı çevirin ve çok çekiciymişçesine başka bir oyuncakla oynamaya başlayın. Çocuğunuz uygun bir şekilde davranmaya başlayınca ona yeniden ilgi göstermeye başlayabilirsiniz. Eğer davranış görmezden gelemeyeceğiniz kadar kötüyse “Oyuncaklarını atacaksan, oyunu durdurmamız gerekir” gibi bir cümleyle oyunu bitirin.
•Bazen ebeveynler çocuklarıyla oyun oynamaya direnç gösterirler çünkü oyunu bitirmek istediklerinde büyük bir mızmızlanma yaşanacağından emindirler. Bunun çözümü, çocuğunuzu oyunun bitişine önceden hazırlamaktır. Oyun zamanının bitmesinden 5 dakika önce şöyle diyebilirsiniz: “5 dakika sonra ben oyunu bırakacağım”. İtiraz ya da protestoları görmezden gelmeniz ve başka bir şeye odaklanarak çocuğunuzun ilgisini kaydırmanız önemlidir. 5 dakika geçtikten sonra “Şimdi benim oyunu bitirme zamanım. Seninle oyun oynamak çok hoşuma gitti.” demeli ve odadan ayrılıp itirazları görmezden gelmelisiniz. Çocuğunuz daha uzun süre oynamak için sizi manipüle edemediğini bir kez öğrendi mi itirazlar yok olacaktır. Ayrıca, her gün düzenli olarak oyun vaktiniz olduğunu fark edince yarın yine sizinle oyun fırsatı yakalayacağını bildiğinden itiraz etmeye daha az ihtiyaç duyacaktır.
İstanbul Parenting Class
Psikolog, Gelişim Uzmanı Sinem Olcay
Son Güncelleme: Pazar, 26 May 2013 23:06
Gösterim: 2943
8 Haziran’da TEOG Sonuçları açıklanacak. Bu sadece öğrenciler için değil aileler ve öğretmenler için de heyecanlı bir bekleyiş. Sınava hazırlanırken oldukça yorulan çocuklarımız, daha mezuniyet heyecanını bile atlatamadan hayatlarının ilk önemli tercihini yapacaklar.
ERA Kolejleri’nden PDR Bölüm Başkanı Gülçin Aşkın Çetin, geleceğe yön veren okul seçimi aşamasında, ailelerin ve öğretmenlerin yaklaşımının büyük önem taşıdığı belirtiyor. Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik konusunda deneyimli uzmanın, sınav sonuçlarına yaklaşım konusundaki önerileri şöyle:
Sonbahar, kış, ilkbahar, yaz derken bir eğitim-öğretim dönemini daha geride bırakıyoruz. Bu sene de 8. sınıf öğrencilerimiz, pek çok duyguyu bir arada yaşayarak yaza merhaba diyecekler. Öğrencilerimiz daha mezuniyetin gururunu ve artık liseli olmanın heyecanını hissederken, sonuçların açıklanması ile birlikte stresli bir tercih dönemine girecekler. TEOG Sınavları’nın puanları, 8 Haziran Pazartesi günü açıklanıyor! Büyük bir heyecanla beklenen sınav sonuçları ve tercih süreci, hem öğrenciler hem anne babalar için bilinçli yaklaşılması gereken önemli bir zaman dilimi…
Bu dönemde veliler ve öğretmenlerin en büyük sorumluluğu, öğrencileri strese sokmak yerine rahatlatmak olmalıdır. 8 yıllık bir eğitim dönemini geride bırakan çocuklarımız, sınavlarda ellerinden geleni yaptılar. Artık gelen sonuçlara göre en doğru ve akılcı tercihi, kendi istekleri doğrultusunda yapma hakkını kazandılar. Sınavda çok iyi sonuçlar alanların yanında, elbette puanı yetersiz kalanlar da olacaktır. Bu dönemde olumsuz yorumlar ve geriye dönük “keşke”ler, kimsenin işini kolaylaştırmayacağı gibi gereksiz yere aile içinde olumsuz bir atmosfer yaratacaktır.
“Çocuklar Üzerinde Öğretmenlerin Etkisi Büyük”
Lise tercihi yapmak, genellikle bir öğrencinin hayatında aldığı ilk bilinçli ve önemli karar… Çocuklarımız yaptıkları bu seçimle, geleceğine, mesleğine, hayat biçimine yön verecek. Bu aşamada öğretmenleri en önemli görevlerinden biri, onları ülkemizdeki lise türleri ve tercihler konusunda eksiksiz bilgilendirmektir.
TEOG ve yerleştirme sürecine gelene kadar, her şeyden önce çocuğun kendini, öğretmenlerin de çocuğu çok iyi tanımış olmaları gerekir. Kendini doğru tanıyabilmiş, eşsiz yeteneklerinin farkında olan ve hayattaki amacını hissedebilen öğrenciler, çok daha isabetli tercihler yapacaklardır. Öğrencilerin tercih dönemlerinde öğretmenlerinin desteğine her şeyden çok ihtiyaçları olacaktır. Çoğumuz lise veya üniversite tercihlerimizde mutlaka bir öğretmenimizin etkisi altında kalmışızdır. Bizi ve ailemizi yönlendirenler hep öğretmenler olmuştur. Eğer bu yönlendirme, bilinçli ve isabetli ise, şu anda işimizi severek yapan azınlıkta olabiliriz. Yanlış yönlendirmeler ise pek çok kişinin hayatından çalmış, hem motivasyon hem de güç kaybına uğratmıştır. Dolayısıyla çok yoğun geçecek bu tercih süreçlerinde, öğretmenlerin iyi bir planlama ile her öğrenciye zaman ayırarak, aile ve öğrenci beklentilerini doğru anlayarak ve öğrenci özelliklerine göre tercihe yönlendirmesinin önemi yadsınamaz. Özveri ile tüm yılı öğrencilerinin başarısı için çalışarak geçiren öğretmenlerin, bu dönemi de aynı derecede sevgi dolu geçireceklerine ve öğrencilerine gelecekte önlerine çıkan kapalı kapıları açabilmeleri için doğru anahtarları vereceklerine eminim.
“Aileler, Yapıcı ve Objektif Olmalı”
Anne babalar, bu 8 yılda gerçekçi olarak kendi çocuklarının potansiyellerini, ilgilerini, yetenek düzeylerini ve akademik başarı durumlarını gözlemlemiş olmalılar. Gerçekten objektif olmayı başaran anne babaları yürekten tebrik ediyorum. Bu gerçekçi bakış açısı, çocuklar belirsiz bir geleceğe doğru yürürken yolu aydınlatan, işleri kolaylaştırıp umut veren bir ışık olacaktır. Öte yandan gerçeklerin arkasına saklanan ve ne olursa olsun, ısrarla çocuğunun potansiyelini ve gerçek anlamda yönelimini görmeyen, hatta görmek istemeyen veya kendi ideallerini çocuğunun ideallerinin önünde tutan aileler, çocuklarına mutlu bir geleceğin zeminini oluşturamayacaklardır.
Anne babalar, kendi yaşantılarında mutlaka çok büyük deneyimler edinmişlerdir. Ve şimdi bazı aileler bu deneyimleri, çocuklarının geleceğine aktarmayı istemektedirler. Her şey çocuklarının iyiliği içindir, bundan şüphemiz yok. Şimdi lütfen bir dakika durup düşünün. Gözleriniz bağlı bir şekilde başkasının gözleriyle ne kadar hızlı yürüyebilirsiniz? Lütfen bunu kendinize sorun. Çocuklarınız da önlerindeki yolu, kendi gözleriyle, kendi duygularıyla ve kendi hedefleriyle yürümeli! Emin olun böyle çok daha hızlı gidecekler. Başarıya ulaşmak için kendi istedikleri kulvarı seçerlerse, onlar açısından her şey çok daha kolay olacak. Bu nedenle artık geçmişe dönük eleştirilerinizi tekrarlamayı bırakın. Aynı şeyleri defalarca söyleyeceğinize, artık bu denli önemli bir zamanda onlara içten gelen desteğinizi hissettirin. Çocuklarınızla omuz omuza olun! Sizin desteğini alarak kendi hayalleri peşinde, istediği okul türünde ve gelecek idealleri çerçevesinde bir okul seçimi yapan çocuğunuz, kendini çok daha iyi hissedecektir. Objektif ve yapıcı bir tavır, hem duygusal hem de zihinsel olarak öğrenciye huzur verir. Onun kişiliğini ortaya koymasını kolaylaştırıp özgüvenini yükseltir. Sakin, kararlı ve kendi hislerini duyabilen çocuklar, giderek zorlaşan hayat yolunda mutlaka daha başarılı olacaklar. Bize göre TEOG bitti ama “Başarıda ve başarısızlıkta iyi aile olma sınavı” hala devam ediyor. Belki de asıl bu aşamada başlıyor. Çocuğunuzun başarısı yüksek de olsa düşük de olsa ailenin görevi, koşulsuz şartsız sevgi sunabilmekte… Öğrenciyi kendi başına birey olarak kabul ederek onun kararlarını destekleyebilmekte yatıyor. Bu sağlandığı zaman aile bağlarınızı güçlendirmekle kalmayacak, çocuğunuza hayatı boyunca etkisi devam eden özgür tercih yapma hakkını ve alışkanlığını da sunmuş olacaksınız. Başta öğrencilerimiz olmak üzere, şimdiden tüm aile ve öğrencilerimize mutlu bir tercih dönemi dilerim.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Rehberlik Haberleri
8 Haziran’da TEOG Sonuçları açıklanacak. Bu sadece öğrenciler için değil aileler ve öğretmenler için de heyecanlı bir bekleyiş. Sınava hazırlanırken oldukça yorulan çocuklarımız, daha mezuniyet heyecanını bile atlatamadan hayatlarının ilk önemli tercihini yapacaklar.
ERA Kolejleri’nden PDR Bölüm Başkanı Gülçin Aşkın Çetin, geleceğe yön veren okul seçimi aşamasında, ailelerin ve öğretmenlerin yaklaşımının büyük önem taşıdığı belirtiyor. Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik konusunda deneyimli uzmanın, sınav sonuçlarına yaklaşım konusundaki önerileri şöyle:
Sonbahar, kış, ilkbahar, yaz derken bir eğitim-öğretim dönemini daha geride bırakıyoruz. Bu sene de 8. sınıf öğrencilerimiz, pek çok duyguyu bir arada yaşayarak yaza merhaba diyecekler. Öğrencilerimiz daha mezuniyetin gururunu ve artık liseli olmanın heyecanını hissederken, sonuçların açıklanması ile birlikte stresli bir tercih dönemine girecekler. TEOG Sınavları’nın puanları, 8 Haziran Pazartesi günü açıklanıyor! Büyük bir heyecanla beklenen sınav sonuçları ve tercih süreci, hem öğrenciler hem anne babalar için bilinçli yaklaşılması gereken önemli bir zaman dilimi…
Bu dönemde veliler ve öğretmenlerin en büyük sorumluluğu, öğrencileri strese sokmak yerine rahatlatmak olmalıdır. 8 yıllık bir eğitim dönemini geride bırakan çocuklarımız, sınavlarda ellerinden geleni yaptılar. Artık gelen sonuçlara göre en doğru ve akılcı tercihi, kendi istekleri doğrultusunda yapma hakkını kazandılar. Sınavda çok iyi sonuçlar alanların yanında, elbette puanı yetersiz kalanlar da olacaktır. Bu dönemde olumsuz yorumlar ve geriye dönük “keşke”ler, kimsenin işini kolaylaştırmayacağı gibi gereksiz yere aile içinde olumsuz bir atmosfer yaratacaktır.
“Çocuklar Üzerinde Öğretmenlerin Etkisi Büyük”
Lise tercihi yapmak, genellikle bir öğrencinin hayatında aldığı ilk bilinçli ve önemli karar… Çocuklarımız yaptıkları bu seçimle, geleceğine, mesleğine, hayat biçimine yön verecek. Bu aşamada öğretmenleri en önemli görevlerinden biri, onları ülkemizdeki lise türleri ve tercihler konusunda eksiksiz bilgilendirmektir.
TEOG ve yerleştirme sürecine gelene kadar, her şeyden önce çocuğun kendini, öğretmenlerin de çocuğu çok iyi tanımış olmaları gerekir. Kendini doğru tanıyabilmiş, eşsiz yeteneklerinin farkında olan ve hayattaki amacını hissedebilen öğrenciler, çok daha isabetli tercihler yapacaklardır. Öğrencilerin tercih dönemlerinde öğretmenlerinin desteğine her şeyden çok ihtiyaçları olacaktır. Çoğumuz lise veya üniversite tercihlerimizde mutlaka bir öğretmenimizin etkisi altında kalmışızdır. Bizi ve ailemizi yönlendirenler hep öğretmenler olmuştur. Eğer bu yönlendirme, bilinçli ve isabetli ise, şu anda işimizi severek yapan azınlıkta olabiliriz. Yanlış yönlendirmeler ise pek çok kişinin hayatından çalmış, hem motivasyon hem de güç kaybına uğratmıştır. Dolayısıyla çok yoğun geçecek bu tercih süreçlerinde, öğretmenlerin iyi bir planlama ile her öğrenciye zaman ayırarak, aile ve öğrenci beklentilerini doğru anlayarak ve öğrenci özelliklerine göre tercihe yönlendirmesinin önemi yadsınamaz. Özveri ile tüm yılı öğrencilerinin başarısı için çalışarak geçiren öğretmenlerin, bu dönemi de aynı derecede sevgi dolu geçireceklerine ve öğrencilerine gelecekte önlerine çıkan kapalı kapıları açabilmeleri için doğru anahtarları vereceklerine eminim.
“Aileler, Yapıcı ve Objektif Olmalı”
Anne babalar, bu 8 yılda gerçekçi olarak kendi çocuklarının potansiyellerini, ilgilerini, yetenek düzeylerini ve akademik başarı durumlarını gözlemlemiş olmalılar. Gerçekten objektif olmayı başaran anne babaları yürekten tebrik ediyorum. Bu gerçekçi bakış açısı, çocuklar belirsiz bir geleceğe doğru yürürken yolu aydınlatan, işleri kolaylaştırıp umut veren bir ışık olacaktır. Öte yandan gerçeklerin arkasına saklanan ve ne olursa olsun, ısrarla çocuğunun potansiyelini ve gerçek anlamda yönelimini görmeyen, hatta görmek istemeyen veya kendi ideallerini çocuğunun ideallerinin önünde tutan aileler, çocuklarına mutlu bir geleceğin zeminini oluşturamayacaklardır.
Anne babalar, kendi yaşantılarında mutlaka çok büyük deneyimler edinmişlerdir. Ve şimdi bazı aileler bu deneyimleri, çocuklarının geleceğine aktarmayı istemektedirler. Her şey çocuklarının iyiliği içindir, bundan şüphemiz yok. Şimdi lütfen bir dakika durup düşünün. Gözleriniz bağlı bir şekilde başkasının gözleriyle ne kadar hızlı yürüyebilirsiniz? Lütfen bunu kendinize sorun. Çocuklarınız da önlerindeki yolu, kendi gözleriyle, kendi duygularıyla ve kendi hedefleriyle yürümeli! Emin olun böyle çok daha hızlı gidecekler. Başarıya ulaşmak için kendi istedikleri kulvarı seçerlerse, onlar açısından her şey çok daha kolay olacak. Bu nedenle artık geçmişe dönük eleştirilerinizi tekrarlamayı bırakın. Aynı şeyleri defalarca söyleyeceğinize, artık bu denli önemli bir zamanda onlara içten gelen desteğinizi hissettirin. Çocuklarınızla omuz omuza olun! Sizin desteğini alarak kendi hayalleri peşinde, istediği okul türünde ve gelecek idealleri çerçevesinde bir okul seçimi yapan çocuğunuz, kendini çok daha iyi hissedecektir. Objektif ve yapıcı bir tavır, hem duygusal hem de zihinsel olarak öğrenciye huzur verir. Onun kişiliğini ortaya koymasını kolaylaştırıp özgüvenini yükseltir. Sakin, kararlı ve kendi hislerini duyabilen çocuklar, giderek zorlaşan hayat yolunda mutlaka daha başarılı olacaklar. Bize göre TEOG bitti ama “Başarıda ve başarısızlıkta iyi aile olma sınavı” hala devam ediyor. Belki de asıl bu aşamada başlıyor. Çocuğunuzun başarısı yüksek de olsa düşük de olsa ailenin görevi, koşulsuz şartsız sevgi sunabilmekte… Öğrenciyi kendi başına birey olarak kabul ederek onun kararlarını destekleyebilmekte yatıyor. Bu sağlandığı zaman aile bağlarınızı güçlendirmekle kalmayacak, çocuğunuza hayatı boyunca etkisi devam eden özgür tercih yapma hakkını ve alışkanlığını da sunmuş olacaksınız. Başta öğrencilerimiz olmak üzere, şimdiden tüm aile ve öğrencilerimize mutlu bir tercih dönemi dilerim.
Son Güncelleme: Cuma, 05 Haziran 2015 11:39
Gösterim: 1479
Yaz tatilinin ortalarına geldiğimiz bugünlerde birçok aileyi tatlı bir endişe sarmış durumda. Liseye devam edecek öğrenciler için SBS sonuçları büyük ölçüde belirleyici olsa da okul seçiminde aileler şu hususları da göz önüne almaktadır:
Farika Teymur Artır Uzman Psikolog
Eğitim kurumunun yeri, oturulan muhite yakınlığı, özel veya devlet okulu olup olmaması, çocuğun sınav sonucundan bağımsız akademik başarısı, zekâsı ve yetenekleri, meslekî ilgisi, cinsiyeti, milli manevî değerlerine uygun yaşama şekli.
Aileler bu aşamada meseleye ne kadar çok yönlü bakarlarsa o kadar doğru yaklaşır. Okul seçiminde sadece anne-baba değil öğretmenler, yakın akrabalar, arkadaşlar, yaşça büyük kuzenler ve aile dostları ile çocukları etkili olmakta, öğrenci bazen örnek aldığı bir kişinin mezun olduğu okulda eğitim hayatına devam etmeyi istemektedir. Bu bazen anne-babanın bakış açısıyla paralelken bazen de aksi yönde olmaktadır. Sınavla okullara girecek öğrenciler için seçimi büyük ölçüde sınav sonuçları belirlese de öğrenci kendi durumuna uygun bulduğu ya da idealindeki mesleklere uygun alternatifler hakkında birçok kaynaktan bilgi edinmiş olarak tercih aşamasına gelmektedir.
Büyük şehirlerde alternatifler daha çok görünse de avantaj ve dezavantajları açısından anne-babalar birçok yönden tercihte sıkıntı yaşamaktadır.
Okul seçiminde nasıl bir yol izlemeli?
Aile, kararı olayların akışına bırakmamalı, sadece akademik veya meslekî başarının değil kişisel gelişim ve karakter oluşumunun da önemli olduğunu göz önüne almalıdır. Ergenin bilhassa ortaöğretim döneminde gideceği okul, kişiliğinin yeniden yapılandığı bu dönemde, onun gelişiminde çok etkili olacak olan akranlarıyla bir arada olma fırsatı da verecek okuldur. Yine karakter gelişiminde akranlar kadar öğretmenler de çok etkili olacaktır. Lise dönemi kişinin hayatında akran ve öğretmen etkisinin en yoğun yaşandığı ve hayat boyu sürecek arkadaşlıkların ve ideallerin temelinin atıldığı bir dönemdir.
Sosyo-ekonomik ve manevî değerler önemli mi?
Öğrencinin lisedeki arkadaşlarının ve öğretmenlerinin sosyo-ekonomik kültürel durumları ile milli ve manevi değerleri kendisininki ile çok büyük bir farklılık içinde değilse lisedeki uyumu daha kolay olmaktadır. Diğer taraftan ergen kendisi ve ailesiyle okuldaki yakın arkadaşları arasında davranış ve alışkanlıklar açısından ne kadar çok farklılık varsa o kadar bocalama geçirmekte ve kişiliğin yeniden yapılanma dönemi olan bu dönemde psikolojik problemlerle karşılaşılmaktadır. Ergen ya ikilemden kurtulmak için arkadaşlarından uzaklaşarak yalnızlığa itilmekte ya da okul arkadaşlarına uyum sağlamak için kendi kişilik özelliklerinden ödün vermektedir. Bu stres bazen ergenin ders başarısını da olumsuz şekilde etkilemektedir.
Anne-babayı neler bekliyor?
Lise dönemi yetişkinliğe geçiş dönemi olduğu için ergen kendi özgün karakterini oluşturabilmek için anne-babayı sürekli yanında istemeyecektir. Onu biraz daha uzaktan takip etmek gerekecektir. Bununla beraber ergen her ne kadar biraz daha uzak ve zaman zaman yalnız kalmayı ve arkadaşlarıyla daha çok vakit geçirmeyi tercih etse de anne-babasının arkadaşlığına ve sorumluluklarını yerine getirdikçe haklar kazanacağı disiplinine ihtiyaç duyar. Bu disiplinde ergenin kuralları kendisini baskı altında hissetmeden benimsemesi esastır. Aile ergenin uyum sıkıntılarını hafifletmek için okul dışı arkadaşlıklara ve kendisine rehberlik edecek yaşça büyük kuzenler, aile dostlarının gençleri, derslerine okul dışından yardımcı olacak yakın çevreden öğretmenler gibi kişilerin desteğine de önem vermelidir.
Arkadaşlık, disipline engel olmamalı
Anne-babanın ergenle arkadaşlığı disiplinde kararlılığa engel olmamalıdır. Anne-baba, ergen kuralları benimseyemediğinde net olarak açıklayarak kararlı olmalı. Anne-baba bazen kendi görüş ve alışkanlıklarında yanlış yönler olduğunu sonradan fark edip buna bağlı olarak koydukları kurallarda değişikliğe gidebilir. Bu durumun belirsizliğe ve karışıklığa yol açmaması için nedenlerini gençle paylaşmak genellikle yararlı olmaktadır. Bu gibi paylaşımlar ergenin esnek, değişime açık ve hoşgörülü bir kişilik kazanmasına da yardımcı olacaktır.
(zaman)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Rehberlik Haberleri
Yaz tatilinin ortalarına geldiğimiz bugünlerde birçok aileyi tatlı bir endişe sarmış durumda. Liseye devam edecek öğrenciler için SBS sonuçları büyük ölçüde belirleyici olsa da okul seçiminde aileler şu hususları da göz önüne almaktadır:
Farika Teymur Artır Uzman Psikolog
Eğitim kurumunun yeri, oturulan muhite yakınlığı, özel veya devlet okulu olup olmaması, çocuğun sınav sonucundan bağımsız akademik başarısı, zekâsı ve yetenekleri, meslekî ilgisi, cinsiyeti, milli manevî değerlerine uygun yaşama şekli.
Aileler bu aşamada meseleye ne kadar çok yönlü bakarlarsa o kadar doğru yaklaşır. Okul seçiminde sadece anne-baba değil öğretmenler, yakın akrabalar, arkadaşlar, yaşça büyük kuzenler ve aile dostları ile çocukları etkili olmakta, öğrenci bazen örnek aldığı bir kişinin mezun olduğu okulda eğitim hayatına devam etmeyi istemektedir. Bu bazen anne-babanın bakış açısıyla paralelken bazen de aksi yönde olmaktadır. Sınavla okullara girecek öğrenciler için seçimi büyük ölçüde sınav sonuçları belirlese de öğrenci kendi durumuna uygun bulduğu ya da idealindeki mesleklere uygun alternatifler hakkında birçok kaynaktan bilgi edinmiş olarak tercih aşamasına gelmektedir.
Büyük şehirlerde alternatifler daha çok görünse de avantaj ve dezavantajları açısından anne-babalar birçok yönden tercihte sıkıntı yaşamaktadır.
Okul seçiminde nasıl bir yol izlemeli?
Aile, kararı olayların akışına bırakmamalı, sadece akademik veya meslekî başarının değil kişisel gelişim ve karakter oluşumunun da önemli olduğunu göz önüne almalıdır. Ergenin bilhassa ortaöğretim döneminde gideceği okul, kişiliğinin yeniden yapılandığı bu dönemde, onun gelişiminde çok etkili olacak olan akranlarıyla bir arada olma fırsatı da verecek okuldur. Yine karakter gelişiminde akranlar kadar öğretmenler de çok etkili olacaktır. Lise dönemi kişinin hayatında akran ve öğretmen etkisinin en yoğun yaşandığı ve hayat boyu sürecek arkadaşlıkların ve ideallerin temelinin atıldığı bir dönemdir.
Sosyo-ekonomik ve manevî değerler önemli mi?
Öğrencinin lisedeki arkadaşlarının ve öğretmenlerinin sosyo-ekonomik kültürel durumları ile milli ve manevi değerleri kendisininki ile çok büyük bir farklılık içinde değilse lisedeki uyumu daha kolay olmaktadır. Diğer taraftan ergen kendisi ve ailesiyle okuldaki yakın arkadaşları arasında davranış ve alışkanlıklar açısından ne kadar çok farklılık varsa o kadar bocalama geçirmekte ve kişiliğin yeniden yapılanma dönemi olan bu dönemde psikolojik problemlerle karşılaşılmaktadır. Ergen ya ikilemden kurtulmak için arkadaşlarından uzaklaşarak yalnızlığa itilmekte ya da okul arkadaşlarına uyum sağlamak için kendi kişilik özelliklerinden ödün vermektedir. Bu stres bazen ergenin ders başarısını da olumsuz şekilde etkilemektedir.
Anne-babayı neler bekliyor?
Lise dönemi yetişkinliğe geçiş dönemi olduğu için ergen kendi özgün karakterini oluşturabilmek için anne-babayı sürekli yanında istemeyecektir. Onu biraz daha uzaktan takip etmek gerekecektir. Bununla beraber ergen her ne kadar biraz daha uzak ve zaman zaman yalnız kalmayı ve arkadaşlarıyla daha çok vakit geçirmeyi tercih etse de anne-babasının arkadaşlığına ve sorumluluklarını yerine getirdikçe haklar kazanacağı disiplinine ihtiyaç duyar. Bu disiplinde ergenin kuralları kendisini baskı altında hissetmeden benimsemesi esastır. Aile ergenin uyum sıkıntılarını hafifletmek için okul dışı arkadaşlıklara ve kendisine rehberlik edecek yaşça büyük kuzenler, aile dostlarının gençleri, derslerine okul dışından yardımcı olacak yakın çevreden öğretmenler gibi kişilerin desteğine de önem vermelidir.
Arkadaşlık, disipline engel olmamalı
Anne-babanın ergenle arkadaşlığı disiplinde kararlılığa engel olmamalıdır. Anne-baba, ergen kuralları benimseyemediğinde net olarak açıklayarak kararlı olmalı. Anne-baba bazen kendi görüş ve alışkanlıklarında yanlış yönler olduğunu sonradan fark edip buna bağlı olarak koydukları kurallarda değişikliğe gidebilir. Bu durumun belirsizliğe ve karışıklığa yol açmaması için nedenlerini gençle paylaşmak genellikle yararlı olmaktadır. Bu gibi paylaşımlar ergenin esnek, değişime açık ve hoşgörülü bir kişilik kazanmasına da yardımcı olacaktır.
(zaman)
Son Güncelleme: Pazar, 15 Temmuz 2012 12:36
Gösterim: 1490

