banner

Üniversite Yaşamı ve Çoklu Kariyer Fırsatları




Alpaslan Dartan – Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı

alpaslan_dartanÇocukken büyüklerimiz hepimize “Büyüdüğünde ne olmak istersin?” sorusunu sorardı. Bizler o zamanlar neredeyse ezberlemiş gibi hep aynı cevapları verirdik. Genellikle de bu soruya cevaplarımızda; kimimiz doktor, kimimiz öğretmen, kimimiz hemşire, polis ya da pilot olurduk. Yaşımız büyüdükçe ve somut düşünceden soyut düşünce basamağına geçtikçe bu söylemlerimiz, daha dar çerçeveye iner her şey olmaktan çok bir şey olmak çabasına dönüşürdü. Özellikle lise yıllarında meslek edinmenin zorlukları, sınavlarda başarılı olma gerekliliği ve iş olanaklarının azlığı da kaygı ve korkularımızı artırırdı. Bu duygular bugün değişti mi? “Hayır.”

Geçmişte bizlerin hissettiği bu duyguları, şu an çocuklarımız yaşıyor. Hangi mesleği seçsem mutlu olurum? Mezun olduğumda iyi bir iş bulabilecek miyim? Kişisel özelliklerim ve yaşamdan beklentilerim seçtiğim mesleğe uygun mu? Hangi mesleği ya da işi yaparsam daha çok para kazanabilirim? Bugün tüm bu soruların yanıtı kişiye göre, içinde yaşadığımız sosyal çevreye ve kültürel özelliklerimize göre değişiyor.
Çocukların mesleklerle ilgilenmeleri okul öncesi 5-6 yaşlarına dayanır. Bu okul öncesi dönemde çocuk, çevresindeki insanların farklı uğraşlarının ve mesleklerinin olduğunu fark eder. İlkokulun son yıllarında ise kendisi ve diğer insanlar arasında ilgiler, yetenekler, amaçlar, motivasyon açısından farklılıklar veya benzerlikler olabileceğini görür. Bu dönem, çocukta meslek bilincinin oluşmaya başladığı dönemdir. İlkokul yılları aynı zamanda çocuğun kişilik gelişimi açısından da kritik bir öneme sahiptir. Bu dönemde özgüven gelişimi, kendini kabul, benlik algısı, içsel denetimin gelişmesi önem kazanır. Çocuklukta gerçekleşen her devinim ve her kazanım çocuğun akademik, sosyal ve mesleki gelişim alanlarına doğrudan ya da dolaylı olarak etki eder.
Çocuklukta bir meslek fikrinin oluşmaya başlamasından yetişkinlikte bir meslek sahibi oluncaya kadar geçen bu süreci etkileyen pek çok psikolojik ve sosyolojik faktör vardır. Bunlar arasında çocuğun kişisel özellikleri, ailenin beklenti ve değerleri, eğitim olanakları ve toplumsal koşullar sayılabilir ama en önemlisi de son 10-15 yıla damgasını vuran teknoloji ve teknolojik gelişmelerin yarattığı yenidünya düzenidir. Günümüzde buluşların ve buna bağlı olarak teknolojik gelişmelerin hem bireysel hem de toplumsal değişime ciddi bir hız kazandırdığını görüyoruz. Özellikle iletişim teknolojisindeki gelişmeler, alışkanlıklarımızı, kültürel hayatımızı, gündelik ilişkilerimizi ve hatta iş hayatımızı etkileyecek kadar önemli hale geldi.

Günümüzün bu belirsiz, sınırları kalkmış ve sürekli değişime uğrayan dünyasında hem iş yaşamının hem de gençlerin; kariyer beklentileri ve planlamaları sürekli farklılaşıyor. Bu farklılaşma, öncelikle bireyin kendisine sonra da çevresine yansıyor.

MESLEK SEÇİMLERİ İNSANLARIN PSİKOLOJİSİNİ NASIL ETKİLER?

Meslek seçimlerimiz ve iş hayatımız tabi ki psikolojimizi, ruh halimizi etkiler. Bugün ve gelecekte öngördüğümüz iş dünyası çoklu kariyer fırsatlarına olanak tanısa da bugünün koşullarında kültürel alışkanlıklarımız ve karakteristik özelliklerimiz kolay kolay iş değişiklikleri yapmamıza fırsat tanımıyor. Evlilik ve aile hayatında ayrılıklar ve boşanmalar zaman zaman yaşanırken bir mesleğe adım attıktan sonra o mesleği bırakıp başka işlere atılmak pek kolay olmuyor.

Edindiğiniz mesleğin ya da işin kader gibi sizin yakanıza yapışıp kaldığı kültürlerde, o mesleği terk etmek ya da o meslekten ayrılmak zor oluyor ve ister istemez 20 ila 40 yıl arasında aynı işi ve mesleği sürdürmek zorunda kalabiliyorsunuz. Bunun yerine hayatınızda mesleğinizle ilgili yapabildiğiniz en büyük değişim işinizi değil daha çok iş yerinizi değiştirmek oluyor.

Türkiye gibi ataerkil yaşayan bir toplumda bilinçli ya da bilinçsizce tercih ettiğiniz iş veya mesleğinizden az ya da çok memnun değilseniz ruh sağlığınız elbette olumsuz etkilenmeye başlar. Bu durum sadece sizi etkilemekle de kalmaz eşinizi, çocuklarınızı ve yakın çevrenizi de çemberine alır. Günümüzde, psikolojik rahatsızlıkların artma nedenlerinden birisi de mesleki doyumsuzluktur. Kendisini iyi ifade edemediği, ilgisini ve yeteneğini sergileyemediği, iş tatminini yaşayamadığı ortamlarda bireyin var olması pek mümkün değildir. Kendinizi var edemediğiniz durumlarda da mutsuz, hayata küskün, kırılgan veya saldırgan olma riskiniz artar.

Günümüzün en çok rastlanan psikolojik sorunlarından olan depresyonun ana belirtilerinden birisi de hayata yüklediğiniz anlamdır. Eğer varlığınız sizin ve çevrenizdekiler için bir anlam ifade etmiyorsa ve mücadele gücünüz de yetersizse depresyona girmemeniz neredeyse imkânsız.
Yaptığı işten, seçtiği meslekten mutlu olan ve bunu hayatının pek çok alanına taşıyabilenler için de psikolojik süreçler de kişiliğe olumlu etki etmektedir. İlgi ve yeteneklerine uygun bir meslekte çalışmak iş doyumunu yükselttiği gibi kişinin hem iş hem de aile çevresiyle kurduğu iletişimi olumlu bir düzleme oturtmaktadır.
 

AİLELERİN MESLEK SEÇİMİNDEKİ ROLÜ

Dünyada ve ülkemizde son 30-40 yıl boyunca mesleki gelişim ile ilgili yapılan pek çok araştırma bulgusu, yaşam boyu süren mesleki gelişim sürecinde çocukluk döneminin anlamlı bir yeri olduğunu gösteriyor. Çocukların bireysel özellikleri, akademik ve sosyal ilişkilerdeki becerileri, özel yetenekleri, güçlü ve zayıf yönleri ve ailelerinden getirdikleri genetik özellikler onların mesleki tercihlerine, yönelimlerine etki ediyor. Bununla beraber meslek seçimine farklı bakış açıları getiren pek çok teorik yaklaşım çocuğun, kişiliğinin şekillenmesinde ve gelişmesinde önce ailenin, daha sonra okul ve çevresindeki diğer insanların önemli rol oynadığını ortaya koyuyor.
Ülkemizde de bu bulguları destekleyen pek çok veri var ve maalesef gençlerin meslek seçimini belirleyici en önemli faktör hâlâ aile yapısıdır. Ailelerin sosyo-ekonomik koşullar nedeni ile çocukları için küçük yaştan itibaren çizdikleri bir yol ve yazdıkları roller hep var olmuştur. Bu durum çocukların kendi yollarını çizmelerine ve hayatta üstlenecekleri rolleri belirlemelerine genelde de engel oluşturmuştur. Eğitim sistemimizin yapısı gereği ülkemizde meslekler hakkında daha bilinçli yönelimler ve farkındalıklar liseden üniversiteye geçiş aşamasında başlıyor. Bu dönemde gençler, o güne kadar kendileriyle ilgili farkındalık geliştirip, ilgi ve yetenekleri, başarı ve başarısızlıkları hakkında iyi ya da kötü bir deneyime sahip oluyorlar. Üniversite sıraları ise onlar için bilinçlenmek, motive olmak, yaşayarak deneyerek öğrenmek (staj yapmak) ve olgunlaşan hedeflere yönelmek, kısaca mesleğe adım atmak anlamına geliyor.

Ancak yukarıda sözünü ettiğim bilinç düzeyi çok az bir grup çocuk için geçerli görünüyor. Eğitim sistemimizin mesleğe yöneltme rehberliği konusundaki yetersizliği de bilinen bir gerçek. Çocukların erken yaşta ilgi yetenek ve becerilerine uygun eğitim modellerine yönlendirilememesi ve bunu sağlayacak yapısal bir düzenlemenin olmayışı maalesef her yıl iki-üç milyona yakın genci bir meslek sahibi olabilmek umuduyla üniversite sınavlarının kapısına yığıyor. Ailelerin bu süreçte gençlerin üzerinde inanılmaz etkileri oluyor. Toplumsal yapımız gereği erkek çocuklar üzerinde şekillenen bir yönlendirme ve gelecek planlama güdüsü ağır basıyor. Cinsiyet eşitsizliği bağlamında da kız çocuklarının okullaşma ve bir meslek edinme çabaları özellikle kırsal bölgelerde ağır biçimde darbe alıyor. 

GENÇLER NE YAPMALI?

İyi bir kariyer sahibi olmanın yolunun iyi bir üniversite ve iyi bir bölümde okumaktan geçtiği düşünüldü hep. Oysa okul ve iş yaşamı arasındaki bağ çoğu zaman hiç örtüşmedi. Günümüzün iş dünyası artık çalışanlarında, evrensel bakış açısına sahip, parçaların önemini bilen ama sistemin bütününe odaklanabilen, anında ve hızlı davranabilme becerisine erişmiş, nerede ve hangi koşulda olursa olsun kendini doğru ifade edebilme beceresini görmek istiyor.

Gençler kendilerini geliştirmeli ve dönüştürmeli. Tekno-çağ dünyasının bilgisine ve hızına ayak uydurabilen herkes ayakta kalacak ve rekabet gücünü koruyacak ancak ayak uyduramayan herkes de sıradanlaşacak. Gençler bugünden yarına her yönüyle hızlı değişen toplumun ve iş dünyasının beklentilerini karşılayacak donanıma sahip olmayı, merak duymayı kendilerine görev edinmeliler. Bunun için de; Meslek odaklı değil iş odaklı olmalılar. Hayat herkese eşit fırsatlar verir. Bazıları kendilerine verilen fırsatları iyi değerlendirir bazıları ise değerlendiremez. Başarılı olmak için hayatın kendilerine sunduğu fırsatları mutlaka iyi değerlendirmeliler.

Okunulan üniversite ve alınan diploma mutlaka önemlidir, ancak onların kariyeriniz için sadece birer araç olduğu unutulmamalıdır. Bir meslek edinip mastır, doktora dereceleri aldığı halde ben bunu istemiyordum ben başka bir alanda mutlu olacağım diyen insanlara artık daha çok rastlıyoruz, onların sesini artık daha çok duyuyoruz. Gençler mezun olduktan sonra da iş seçimini yaparken de asla dar çerçevede ve sınırlı seçeneklere kendilerini mahkûm etmemelidirler.

Gençler çalışma hayatına mutlaka erken başlamalı, hayatı deneyimlemelidirler. Tek bir alanda değil çok farklı alanlarda kendilerini geliştirmeli, mutlaka özgün çalışmalar yapmalı, yapılanlar da hayatın içinden ve gerçek olmalı.

Gelecek gençlerin yüzyılı, geleceğe alışa gelmiş her şeyin değiştiği bir yüzyıl olarak bakmalılar ve ne iş yaparlarsa yapsınlar ama mutlaka yaptıkları işin en iyisini yapmaya çalışmalıdırlar.
İçinde yaşanılan toplumu mutlaka iyi tanımalı ve dünyanın hangi yöne gittiğini iyi görmeli ve kendi ilgi ve yeteneklerine uygun işlerde çalışmalılar. Belki de en önemlisi hayal kurmalılar, hayalleri gerçekleştirmek için her zaman yeni fırsatları olacaktır en ihtiyaçları olan şey de cesaretli olmaları olacaktır.

Hayatta kalıcı en önemli şey insan ilişkileri, aile, çevre ve edinilen dostluklardır. Sosyal biri olun, çevre edinin, dost edinin networkünüz geniş olsun. Her insanın içinde olan heves ve heyecan bir insan için en büyük zenginliktir.  Bu heves ve heyecanı kaybetmeyin. 

GELECEĞİN MESLEKLERİ…..Mİ?

Hızla değişen teknolojiler, değişen coğrafi ve demografik yapılar, ekonomik dinamikler, yaşanan sosyo-kültürel dönüşümler her dönemde ve her toplumda iş ve meslek tanımlarını değiştirmekte yeni yeni iş alanlarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Günümüz toplumunda, son yıllarda doktorluktan müzisyenliğe, öğretmenlikten bankacılığa, bankacılıktan şarapçılığa uzanan farklı başarı ve kariyer öyküleri hiç olmadığı kadar arttığını görüyoruz. Üniversitede verilen eğitimlerin yansıması olarak tıp, hukuk, mühendislik, gibi bir uzmanlığa endeksli meslekler dışında pek çok meslekte artık alınan eğitimin pek fazla bir önemi kalmadı. Birçok kişinin mezun olduktan sonra eğitim aldıkları bölümlerden ilgi ve yetenekleri doğrultusunda farklı alanlarda iş yaşamına atıldıklarını da görmeye başladık.
Geleceğin toplumunda ise tüm öngörüler bilgi teknolojilerinin önemine ve değerine ilişkin. Matematik ve Fen Bilimleri dışında önde olacak olan meslek alanı yok gibi. Ancak mekaniğin ve nano teknolojinin bu kadar ön plana çıkarıldığı meslekler insanı kendisine bile yabancılaştıracak gibi görünüyor.
Buna rağmen geleceğin meslekleri arasında kuşkusuz bilgisayar programcılığı, yazılım mühendisliği, hukuk, doktorluk, genetik, biyoloji bilimi, eczacılık, mimarlık vb. meslekler yine geçerli olacak ancak ne iş yapılırsa yapılsın teknoloji ile bütünleşme, insan ilişkileri ve yaratıcılık artı önem kazanacak.
Gelecekte enerji, su, gıda mühendislikleri, savunma sanayii, uzay bilimleri, makine imalat, otomobil, bilgi ve iletişim teknolojileri ve sağlık sektörü ön plana çıkıyor. Bunun yanında en az bir yabancı dili bilmek, disiplinler arası düşünebilme, yaratıcılık, bilgi okuryazarlığı, insan ilişkileri, psikoloji ve toplum bilim önem kazanacaktır.

 

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.


Alparslan Dartan İstanbul PDR Şube Başkanı

22.Kas.2022

Eğitimde kurumsal hafıza ve sürdürülebilir politikalar özlemi

Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı Evet, ana başlıkları ile çok değil son üç Milli Eğitim Bakanı’nın öğretmen yetiştirme politikalarından, öğretmenlerin özlük haklarına ve öğretmenlik mesleğinin...

28.Eki.2022

Cumhuriyetin 99. Yılında Tarihi Okullar

Alpaslan Dartan – Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı Okullar, bir toplumun sosyalleşmesinde ve değerlerinin bireylere aktarımında en önemli kurumlardan birisidir. Puzzle’ın her bir parçası toplumun tüm...

26.Eyl.2022

EĞİTİMİN PANORAMASI

Alpaslan Dartan – Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı   Millî Eğitim İstatistikleri-Örgün Eğitim 2021-2022 verileri ışığında   EĞİTİMİN PANORAMASI 2022 -2023 eğitim ve öğretim yılı, 12 Eylül 2022 Pazartesi günü...

22.Ağu.2022

Öğretmenler ayrıştırılıyor mu?

Alpaslan Dartan – Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı Son zamanlarda öğretmenler arasında Milli Eğitim Bakanlığının açıkladığı “Uzman Öğretmenlik / Başöğretmenlik Eğitim Programı ve Yazılı Sınav Takvimi”ne...

18.Tem.2022

Üniversite Yaşamı ve Çoklu Kariyer Fırsatları

Alpaslan Dartan – Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı Çocukken büyüklerimiz hepimize “Büyüdüğünde ne olmak istersin?” sorusunu sorardı. Bizler o zamanlar neredeyse ezberlemiş gibi hep aynı cevapları...

25.May.2022

Eğitimde Demokratik ve Katılımcı Bir Yönetim

Alpaslan Dartan – Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı Günümüzde teknolojik gelişmelere ve dijitalleşen dünya düzenine rağmen eğitim ve öğretim faaliyetleri ve eğitim liderliği etkileşim ve psikolojiye...

06.May.2022

Dondurulmuş gençliğin YKS Sınavı

Alpaslan Dartan - PDR Uzmanı / Eğitim Yöneticisi artı eğitim dergisinin bundan önceki sayısında eğitimin gündemini oluşturan Yükseköğretim Kurulu’nun Yükseköğretim Kurumları Sınavına (YKS) ilişkin aldığı TYT...

14.Mar.2022

Yükseköğretimin Nicelik değil Nitelik sorunu var!

Alpaslan Dartan - PDR Uzmanı / Eğitim Yöneticisi Yükseköğretim Kurulu’nun Yükseköğretim Kurumları Sınavına (YKS) ilişkin aldığı TYT ve AYT baraj puanları uygulamasının kaldırılması son yıllarda yapılan...

25.Şub.2022

Eğitimde Yönetim ve İletişim Becerilerinin Önemi

Alpaslan Dartan – Eğitim Yöneticisi / PDR Danışmanı  Eğitim alanında iç içe geçmiş sorunlar yumağı içerisinde uzun zamandır eğitimin yönetimi konusunda belirli aralıklarla kendi gözlemlerimi notlar...

21.Eki.2021

Eğitim sektörü kaliteyi artırmanın yolunu bulmalı

 Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı artı eğitim Dergisinin Ekim sayısının konusu eğitim sektöründe büyüme dönemine girilmesi, sektörde pandemi döneminde yaşanan daralmanın nasıl aşılmaya...

23.Eyl.2021

Normal iyidir, Normalleşmek de…

Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanıİkibinyirmibir yılının dokuzuncu ayının altıncı günü yani içerisinde bulunduğumuz bu ay okul çağında bulunan yaklaşık ondokuzmilyon öğrenci ve...

29.Ağu.2021

Milli Eğitim bir mutabakat işidir, ortak payda işidir... Olmadıkça!

Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı AK Parti, 3 Kasım 2002 yılında Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında katıldığı ilk genel seçimlerde yüzde 34,28 oy oranıyla...

24.Tem.2021

Eğitimde sınavların gölgesi, okulların bugünü ve geleceği

Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı Bugünün değil belki ama geleceğin okulu bugünkünden farklı olmalı. Ama bu nasıl olmalı? Değişimin hızlı, üretilenlerin çabuk tüketildiği,...

18.Haz.2021

Telafide ben de varım! Ama nasıl?

Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı Siz Telafide var mısınız? Türkiye’nin eğitimde telafide yol haritası var mı? Bence hem var hem de yok, telafi...

25.May.2021

Ruh sağlığını korumak mı? Sınav başarısını kovalamak mı?

Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı Bir eğitimci, okul yöneticisi, psikolojik danışman ve bir baba olarak bu sorunun bana özel kişiselleştirilmiş cevabı olarak önceliğim...

17.Mar.2021

“Salgın Sınıfı” ve Eğitimde Fırsat Eşitliği

Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı Covid 19 pandemisi nedeniyle zorlu bir yılı geride bırakmaya hazırlanan eğitim dünyası, geleceğe umutla bakabilmeyi istiyor. Bu hastalığın...

19.Şub.2021

Pandemi Döneminde okullar, öğrenciler ve veliler

Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı Toplumun hemen her kesiminin eğitim ve eğitim sistemi ile ilgili kendine özgü bir görüşü bulunuyor, 83 Milyon nüfuslu...

23.Oca.2021

2021'de eğitimde ne yaşadık ne öğrendik?

Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı "Umut tuz gibidir, insanı doyurmaz ama ekmeğe tat verir..." Hayat = okuldur derken inandığımız bu gerçeğin altını doldurmak gerekiyor....

23.Ara.2020

2019 ve 2020 MEB İdare Faaliyet Raporu

Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı * Öğretmenlik mesleğinin toplumsal statüsü güçlendirilecektir. * Öğretmenlik Meslek Kanunu çıkarılacaktır.  Belirli tarihler, zaman dilimleri vardır sizi üzen ya da...

06.Eki.2020

Özel Okulların Dünü, Bugünü; Mevcut Durum

Alpaslan Dartan - Eğitim Yöneticisi / PDR Uzmanı YOK… YOK... YOK… YOK … YOK... YOK!!! Okul yok, bina yok, sınıf yok, kantin yok, yemekhane yok, oyun yok,...

Alparslan Dartan Rehberlik Koor.

Alparslan Dartan İstanbul PDR Şube Başkanı


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.