Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Boğaziçi Üniversitesi, Prof. Dr. Nesrin Özören tarafından geliştirilen ve halihazırda Koronavirüs aşısı için kullanılması yönünde çalışmaları sürdürülen “mikro-kürecik” teknolojisiyle ilgili patentlerini Vaccizone firmasına lisansladı. Teknoloji, aşıların 30 gün boyunca oda sıcaklığında bozulmadan, dirençli bir şekilde etkinliklerini korumalarını sağlıyor ve soğuk zincir ihtiyacını ortadan kaldırıyor.

mikro_kurecik_bogaziciBuna göre Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nesrin Özören tarafından 2020’de kurulan start-up firma, biyoteknoloji çalışmalarını geliştirerek, ürünleştirme süreçlerini yürütecek.

Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nesrin Özören ve ekibinin yaklaşık bir yıldır üzerinde çalıştığı Koronavirüs aşısı çalışmaları kapsamında -dünyada bir ilk olarak- Prof. Özören tarafından geliştirilen "mikro-kürecik" teknolojisi kullanılıyor. Teknoloji, aşıların 30 gün boyunca oda sıcaklığında bozulmadan, dirençli bir şekilde etkinliklerini korumalarını sağlıyor ve soğuk zincir ihtiyacını ortadan kaldırıyor. Boğaziçi Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi A.Ş.'nin koordinasyonunda yürütülen lisanslama süreci Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğünde gerçekleştirilen imza töreni ile resmi olarak tamamlandı.
Lisans sayesinde Prof. Özören tarafından 2020'de kurulan Vaccizone firması bünyesinde yürütülecek çalışmalarla, 19 ülkede patentlenen mikro-kürecik teknolojisinden faydalanılarak dünya çapında ticarileştirme çalışmaları yürütülecek. Firmaya ayrıca yatırımcı Dr. Alper Türken ve Tuğrul Başar tarafından finansal kaynak sağlanması konusunda da anlaşıldı. Bu sayede teknolojinin ticarileşmesi yolundaki çalışmaların daha da hız kazanması amaçlanıyor.

"TÜRKİYE İÇİN MODEL OLACAK"
Boğaziçi Üniversitesi Rektörlük Konferans Salonu'nda yapılan imza töreninde konuşan Rektör Prof. Dr. Mehmed Özkan, sözleşmenin Türkiye için güzel bir model olacağını ümit ettiğini belirtti. Rektör Prof. Dr. Özkan, "Bu proje her şeyden önce insanlık adına faydalı. Bununla birlikte Prof. Dr. Nesrin Özören gibi hocalarımızın olması ve bu noktalara gelmesi de bizim için ayrı bir gurur kaynağı. Bunun Türkiye için çok güzel bir model olmasını ümit ediyoruz, çünkü üniversitemizdeki potansiyellerin çok daha büyük olduğuna inanıyoruz. Bunu ışık tutucu, yol açıcı bir adım olarak görüyoruz. Hayırlı olmasını temenni ediyorum," diye konuştu.

"MİLLİ AŞI İÇİN ÖNEMLİ ADIM"
Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğretim üyesi ve Vaccizone Firması kurucusu Prof. Dr. Nesrin Özören ise mikro-kürecik patentlerinin firmaya lisanslanmasının çok önemli bir adım olduğunu dile getirerek sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kanser araştırmaları ve Koronavirüs aşısının geliştirilmesinde kullandığımız mikro-kürecik teknolojisi ABD, Avrupa ve Japonya olmak üzere dünya çapında patentlendi. Boğaziçi Üniversitesi'ne ait olan patent hakları, bu sözleşme sayesinde firmam Vaccizone'ye lisanslanmış oldu. Bu, 2020'de kurulan şirketim ve benim için hayallerimizin gerçekleşmesi anlamına geliyor. Bundan sonra patentli mikro-kürecik teknolojisi sayesinde başta Koronavirüs olmak üzere, grip ve kanser tedavileri için geliştireceğimiz yeni yöntemlerden elde edilecek gelirler firmamızın daha da gelişmesine olanak tanıyabilecek. Ayrıca
Boğaziçi Üniversitesi de bu gelirden pay alacak."
Vaccizone Yatırımcısı ve Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Alper Türken ise milli aşı teknolojilerinin geliştirilmesinde firmanın çok önemli bir rol üstleneceğini belirterek, "Geçtiğimiz 30 yılda bilgi teknolojileri alanında yaşanan devrimin bir benzeri önümüzdeki 30 yılda biyoteknoloji alanında yaşanacak. Bu devrimin hayatlarımız üzerinde kapsamlı ve dönüştürücü bir etkisi olacak. Türkiye'nin bu alanda özgün teknoloji ve ürünler geliştirme kapasitesini bir an önce kazanması yaşamsal bir öncelik olmalı. Biyoteknoloji alanında ABD, AB, Çin ve Japonya tarafından onaylanmış ilk milli dörtlü patentin lisans hakkına sahip olan Vaccizone'un bu süreçte merkezi bir rol oynayacağına inanıyorum. Bu anlamlı girişimin bir parçası olmaktan mutluyum," dedi.

''TÜRKİYE İÇİN BİYOTEKNOLOJİDE GLOBAL OYUNCU OLMA ŞANSI''
Vaccizone Yatırımcısı ve Yönetim Kurulu Üyesi Tuğrul Başar da biyoteknoloji alanındaki iş birliğinin çığır açma potansiyeli olduğunun altını çizdi. Başar, “Vaccizone'u Türkiye'nin biyoteknoloji alanında global seviyede bir oyuncu olması için ülke olarak elimizdeki en büyük şans olarak değerlendiriyorum. Moleküler biyoloji alanında dünyanın sayılı bilim insanlarından Prof. Nesrin Özören'in liderliğinde, Türkiye'nin bilim yuvası Boğaziçi Üniversitesi'nin desteğiyle bir araya gelmiş olan ve ülkemizin en parlak zihinlerinden oluşan ekibimiz ve biyoteknoloji alanında çığır açma potansiyeli olan, triadik patent
 dahilinde korunan teknolojimizle bunu başarabileceğimize inanıyorum"
 diye konuştu.

 

> Aşıda soğuk zincire Türkiye’den çözüm

Boğaziçi Üniversitesi, Prof. Dr. Nesrin Özören tarafından geliştirilen ve halihazırda Koronavirüs aşısı için kullanılması yönünde çalışmaları sürdürülen “mikro-kürecik” teknolojisiyle ilgili patentlerini Vaccizone firmasına lisansladı. Teknoloji, aşıların 30 gün boyunca oda sıcaklığında bozulmadan, dirençli bir şekilde etkinliklerini korumalarını sağlıyor ve soğuk zincir ihtiyacını ortadan kaldırıyor.

mikro_kurecik_bogaziciBuna göre Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nesrin Özören tarafından 2020’de kurulan start-up firma, biyoteknoloji çalışmalarını geliştirerek, ürünleştirme süreçlerini yürütecek.

Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nesrin Özören ve ekibinin yaklaşık bir yıldır üzerinde çalıştığı Koronavirüs aşısı çalışmaları kapsamında -dünyada bir ilk olarak- Prof. Özören tarafından geliştirilen "mikro-kürecik" teknolojisi kullanılıyor. Teknoloji, aşıların 30 gün boyunca oda sıcaklığında bozulmadan, dirençli bir şekilde etkinliklerini korumalarını sağlıyor ve soğuk zincir ihtiyacını ortadan kaldırıyor. Boğaziçi Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi A.Ş.'nin koordinasyonunda yürütülen lisanslama süreci Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğünde gerçekleştirilen imza töreni ile resmi olarak tamamlandı.
Lisans sayesinde Prof. Özören tarafından 2020'de kurulan Vaccizone firması bünyesinde yürütülecek çalışmalarla, 19 ülkede patentlenen mikro-kürecik teknolojisinden faydalanılarak dünya çapında ticarileştirme çalışmaları yürütülecek. Firmaya ayrıca yatırımcı Dr. Alper Türken ve Tuğrul Başar tarafından finansal kaynak sağlanması konusunda da anlaşıldı. Bu sayede teknolojinin ticarileşmesi yolundaki çalışmaların daha da hız kazanması amaçlanıyor.

"TÜRKİYE İÇİN MODEL OLACAK"
Boğaziçi Üniversitesi Rektörlük Konferans Salonu'nda yapılan imza töreninde konuşan Rektör Prof. Dr. Mehmed Özkan, sözleşmenin Türkiye için güzel bir model olacağını ümit ettiğini belirtti. Rektör Prof. Dr. Özkan, "Bu proje her şeyden önce insanlık adına faydalı. Bununla birlikte Prof. Dr. Nesrin Özören gibi hocalarımızın olması ve bu noktalara gelmesi de bizim için ayrı bir gurur kaynağı. Bunun Türkiye için çok güzel bir model olmasını ümit ediyoruz, çünkü üniversitemizdeki potansiyellerin çok daha büyük olduğuna inanıyoruz. Bunu ışık tutucu, yol açıcı bir adım olarak görüyoruz. Hayırlı olmasını temenni ediyorum," diye konuştu.

"MİLLİ AŞI İÇİN ÖNEMLİ ADIM"
Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğretim üyesi ve Vaccizone Firması kurucusu Prof. Dr. Nesrin Özören ise mikro-kürecik patentlerinin firmaya lisanslanmasının çok önemli bir adım olduğunu dile getirerek sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kanser araştırmaları ve Koronavirüs aşısının geliştirilmesinde kullandığımız mikro-kürecik teknolojisi ABD, Avrupa ve Japonya olmak üzere dünya çapında patentlendi. Boğaziçi Üniversitesi'ne ait olan patent hakları, bu sözleşme sayesinde firmam Vaccizone'ye lisanslanmış oldu. Bu, 2020'de kurulan şirketim ve benim için hayallerimizin gerçekleşmesi anlamına geliyor. Bundan sonra patentli mikro-kürecik teknolojisi sayesinde başta Koronavirüs olmak üzere, grip ve kanser tedavileri için geliştireceğimiz yeni yöntemlerden elde edilecek gelirler firmamızın daha da gelişmesine olanak tanıyabilecek. Ayrıca
Boğaziçi Üniversitesi de bu gelirden pay alacak."
Vaccizone Yatırımcısı ve Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Alper Türken ise milli aşı teknolojilerinin geliştirilmesinde firmanın çok önemli bir rol üstleneceğini belirterek, "Geçtiğimiz 30 yılda bilgi teknolojileri alanında yaşanan devrimin bir benzeri önümüzdeki 30 yılda biyoteknoloji alanında yaşanacak. Bu devrimin hayatlarımız üzerinde kapsamlı ve dönüştürücü bir etkisi olacak. Türkiye'nin bu alanda özgün teknoloji ve ürünler geliştirme kapasitesini bir an önce kazanması yaşamsal bir öncelik olmalı. Biyoteknoloji alanında ABD, AB, Çin ve Japonya tarafından onaylanmış ilk milli dörtlü patentin lisans hakkına sahip olan Vaccizone'un bu süreçte merkezi bir rol oynayacağına inanıyorum. Bu anlamlı girişimin bir parçası olmaktan mutluyum," dedi.

''TÜRKİYE İÇİN BİYOTEKNOLOJİDE GLOBAL OYUNCU OLMA ŞANSI''
Vaccizone Yatırımcısı ve Yönetim Kurulu Üyesi Tuğrul Başar da biyoteknoloji alanındaki iş birliğinin çığır açma potansiyeli olduğunun altını çizdi. Başar, “Vaccizone'u Türkiye'nin biyoteknoloji alanında global seviyede bir oyuncu olması için ülke olarak elimizdeki en büyük şans olarak değerlendiriyorum. Moleküler biyoloji alanında dünyanın sayılı bilim insanlarından Prof. Nesrin Özören'in liderliğinde, Türkiye'nin bilim yuvası Boğaziçi Üniversitesi'nin desteğiyle bir araya gelmiş olan ve ülkemizin en parlak zihinlerinden oluşan ekibimiz ve biyoteknoloji alanında çığır açma potansiyeli olan, triadik patent
 dahilinde korunan teknolojimizle bunu başarabileceğimize inanıyorum"
 diye konuştu.

 

Son Güncelleme: Perşembe, 17 Aralık 2020 11:37

Gösterim: 974

İstanbul Kültür Üniversitesi tarafından çalışmalarıyla bilime, eğitime, topluma ve sanata katkı sunan akademisyenlere verilen BİLSAP Ödülleri, maske, mesafe ve hijyen tedbirleriyle gerçekleştirilen törenle sahiplerini buldu.

bilsapİstanbul Kültür Üniversitesi (İKÜ) tarafından verilen Bilimsel ve Sanatsal Faaliyetleri Destekleme Programı (BİLSAP) Ödülleri sahiplerini buldu. İKÜ Akıngüç Oditoryumu ve Sanat Merkezinde, pandemi dolasıyla maske, mesafe ve hijyen tedbirleriyle gerçekleştirilen ödül töreninde, 2020 yılında hakemli ve süreli dergilerde yayınlanan çalışmalarıyla bilime, eğitime, topluma ve sanata katkı sunan 102 akademik personel ödül aldı. Törenin açılış konuşmaları İKÜ Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Bahar Akıngüç Günver ve İKÜ Rektörü Prof. Dr. Erhan Güzel tarafından gerçekleştirildi.

Bilim, eğitim, araştırma ve sanat olmadan, tam ve kalıcı bir iyileşme yaşanamaz

Törene online olarak katılan Dr. Bahar Akıngüç Günver konuşmasında, pandeminin yaşamın her alanında bir kırılma, bir eksen kayması yarattığını ve tarihin, tanıklık ettiğimiz bugünleri merak ve iştahla araştıracağını belirtti. Bilim, eğitim, araştırma ve sanat olmadan, tam ve kalıcı bir iyileşmenin yaşanamayacağını ifade eden Dr. Akıngüç Günver, “COVID19’u bir ders olarak anımsayabilmemizi sağlayacak olanlar; düşünebilen, sorgulayabilen, araştıran, üreten bilim ve sanat emekçileriyle mümkün. Pandemiyle giderek derinleşen uçurumları aklın aydınlığıyla kapatabileceğimize inanıyorum. Bu noktada insanlığın bilim ve sanata, bilim ve sanat dallarının ise veriye, araştırmaya en önemlisi de kendi içlerinde daha çok dayanışmaya ve iletişime ihtiyaçları var.” dedi.

Pandemi döneminde kadın çalışanların da sorunlarına değinen Dr. Bahar Akıngüç Günver, “Kadın çalışma arkadaşlarımın bu süreçte insanüstü bir çabayla çalıştıklarını gözlemliyorum. İş ve özel yaşam dengesinin iç içe geçtiği, çalışma konforumuzun radikal ve zorunlu olarak değiştiği, şartların olağanüstü talepkar olduğu böylesine bir dönemde bir fikri somut bir çıktıya dönüştürmek, yenilik ve girişimcilik için bir titreşim yaratmak oldukça zorlu ve yorucu. Ancak biz İKÜ olarak tüm imkanlarımızla akademisyenlerimizin özgürce çalışması için yanlarındayız.” diye konuştu.

102 akademisyene ödül

“Bugün bizim bütün yılın emeklerini aldığımız bir onur günüdür” diyerek sözlerine başlayan Rektör Prof. Dr. Erhan Güzel konuşmasını şöyle sürdürdü: ”2007’de gerçekleştirdiğimiz ödül töreninde 30 akademisyenimiz ödül almıştı. Bugün ise 102 akademisyenimiz ödül aldı. Bu yıl aynı zamanda bir ilki de yaşıyoruz. Araştırmalarımızın sonucu olarak, TÜBİTAK tarafından hazırlanan 2020 Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksinde üniversitemiz ilk 50 arasında yer aldık. Amacımız ilk 50 üniversite arasındaki yerimizi sağlamlaştırmak. Bu başarıya ortak olan tüm araştırmacı arkadaşlarımı kutluyorum.”

İKÜ Rektör Yardımcısı ve Teknoloji ve Proje Destek Birimi Başkanı Prof. Dr. Nihal Sarıer’in sunumuyla devam eden törende, çalışmalarıyla ödül alan akademisyenlere ödülleri, Prof. Dr. Erhan Güzel ve Prof. Dr. Nihal Sarıer tarafından takdim edildi.

İlk 50 üniversite arasındayız

TÜBİTAK tarafından hazırlanan Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi çalışmalarının ülkemizdeki üniversiteler için önemli bir kılavuz olduğunu vurgulayan İKÜ Rektör Yardımcısı ve Teknoloji ve Proje Destek Birimi Başkanı Prof. Dr. Nihal Sarıer, “2012 yılında başlatılan Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi kriterleri doğrultusunda bizler de 2016 yılından bu yana bütün çalışmalarımızı bu yönde gerçekleştiriyoruz. Bu yıl da bu çalışmaların ürünü olarak bu endekste ilk 50 üniversite arasında yer aldık. Söz konusu endeks dört boyuttan oluşuyor. Birinci boyut bilimsel ve teknolojik faaliyetler. Bu aşamada yayınlar ve yayınlara yapılan atıflar, ödenekler ve fonları yer alıyor. İkinci boyut fikri mülkiyet hakları. Bu aşamada ise akademisyenler ve öğrenciler girişimciliğe özendiriliyor. Üçüncü boyut iş birliği ve etkileşim, dördüncü boyut ise ekonomik katkı ve ticarileşme.” diye konuştu.

> BİLSAP Ödülleri sahiplerini buldu

İstanbul Kültür Üniversitesi tarafından çalışmalarıyla bilime, eğitime, topluma ve sanata katkı sunan akademisyenlere verilen BİLSAP Ödülleri, maske, mesafe ve hijyen tedbirleriyle gerçekleştirilen törenle sahiplerini buldu.

bilsapİstanbul Kültür Üniversitesi (İKÜ) tarafından verilen Bilimsel ve Sanatsal Faaliyetleri Destekleme Programı (BİLSAP) Ödülleri sahiplerini buldu. İKÜ Akıngüç Oditoryumu ve Sanat Merkezinde, pandemi dolasıyla maske, mesafe ve hijyen tedbirleriyle gerçekleştirilen ödül töreninde, 2020 yılında hakemli ve süreli dergilerde yayınlanan çalışmalarıyla bilime, eğitime, topluma ve sanata katkı sunan 102 akademik personel ödül aldı. Törenin açılış konuşmaları İKÜ Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Bahar Akıngüç Günver ve İKÜ Rektörü Prof. Dr. Erhan Güzel tarafından gerçekleştirildi.

Bilim, eğitim, araştırma ve sanat olmadan, tam ve kalıcı bir iyileşme yaşanamaz

Törene online olarak katılan Dr. Bahar Akıngüç Günver konuşmasında, pandeminin yaşamın her alanında bir kırılma, bir eksen kayması yarattığını ve tarihin, tanıklık ettiğimiz bugünleri merak ve iştahla araştıracağını belirtti. Bilim, eğitim, araştırma ve sanat olmadan, tam ve kalıcı bir iyileşmenin yaşanamayacağını ifade eden Dr. Akıngüç Günver, “COVID19’u bir ders olarak anımsayabilmemizi sağlayacak olanlar; düşünebilen, sorgulayabilen, araştıran, üreten bilim ve sanat emekçileriyle mümkün. Pandemiyle giderek derinleşen uçurumları aklın aydınlığıyla kapatabileceğimize inanıyorum. Bu noktada insanlığın bilim ve sanata, bilim ve sanat dallarının ise veriye, araştırmaya en önemlisi de kendi içlerinde daha çok dayanışmaya ve iletişime ihtiyaçları var.” dedi.

Pandemi döneminde kadın çalışanların da sorunlarına değinen Dr. Bahar Akıngüç Günver, “Kadın çalışma arkadaşlarımın bu süreçte insanüstü bir çabayla çalıştıklarını gözlemliyorum. İş ve özel yaşam dengesinin iç içe geçtiği, çalışma konforumuzun radikal ve zorunlu olarak değiştiği, şartların olağanüstü talepkar olduğu böylesine bir dönemde bir fikri somut bir çıktıya dönüştürmek, yenilik ve girişimcilik için bir titreşim yaratmak oldukça zorlu ve yorucu. Ancak biz İKÜ olarak tüm imkanlarımızla akademisyenlerimizin özgürce çalışması için yanlarındayız.” diye konuştu.

102 akademisyene ödül

“Bugün bizim bütün yılın emeklerini aldığımız bir onur günüdür” diyerek sözlerine başlayan Rektör Prof. Dr. Erhan Güzel konuşmasını şöyle sürdürdü: ”2007’de gerçekleştirdiğimiz ödül töreninde 30 akademisyenimiz ödül almıştı. Bugün ise 102 akademisyenimiz ödül aldı. Bu yıl aynı zamanda bir ilki de yaşıyoruz. Araştırmalarımızın sonucu olarak, TÜBİTAK tarafından hazırlanan 2020 Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksinde üniversitemiz ilk 50 arasında yer aldık. Amacımız ilk 50 üniversite arasındaki yerimizi sağlamlaştırmak. Bu başarıya ortak olan tüm araştırmacı arkadaşlarımı kutluyorum.”

İKÜ Rektör Yardımcısı ve Teknoloji ve Proje Destek Birimi Başkanı Prof. Dr. Nihal Sarıer’in sunumuyla devam eden törende, çalışmalarıyla ödül alan akademisyenlere ödülleri, Prof. Dr. Erhan Güzel ve Prof. Dr. Nihal Sarıer tarafından takdim edildi.

İlk 50 üniversite arasındayız

TÜBİTAK tarafından hazırlanan Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi çalışmalarının ülkemizdeki üniversiteler için önemli bir kılavuz olduğunu vurgulayan İKÜ Rektör Yardımcısı ve Teknoloji ve Proje Destek Birimi Başkanı Prof. Dr. Nihal Sarıer, “2012 yılında başlatılan Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi kriterleri doğrultusunda bizler de 2016 yılından bu yana bütün çalışmalarımızı bu yönde gerçekleştiriyoruz. Bu yıl da bu çalışmaların ürünü olarak bu endekste ilk 50 üniversite arasında yer aldık. Söz konusu endeks dört boyuttan oluşuyor. Birinci boyut bilimsel ve teknolojik faaliyetler. Bu aşamada yayınlar ve yayınlara yapılan atıflar, ödenekler ve fonları yer alıyor. İkinci boyut fikri mülkiyet hakları. Bu aşamada ise akademisyenler ve öğrenciler girişimciliğe özendiriliyor. Üçüncü boyut iş birliği ve etkileşim, dördüncü boyut ise ekonomik katkı ve ticarileşme.” diye konuştu.

Son Güncelleme: Cuma, 27 Kasım 2020 12:29

Gösterim: 1068

Avrupa Araştırma Konseyi (ERC) tarafından Türkiye’de desteklenen 31 araştırmadan 13’ünü yürütmekte olan Koç Üniversitesi Akademisyenleri, üç yeni araştırma için hibe desteğine hak kazandı. Böylece Koç Üniversitesi’nde ERC desteği alan proje sayısı 16’ya çıkmış oldu. 

koc_kampus_yeniKoç Üniversitesi, bu hibe desteği döneminde Türkiye’den ERC fonu alan tek üniversite oldu. ERC, İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Özen Nergis Dolcerocca, Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Didem Unat ve Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Cengiz Onbaşlı tarafından gerçekleştirilen projeleri, toplam 5,5 milyon Euro Başlangıç Fonu ile destekleyecek.

Bilimde mükemmeliyet merkezi olma hedefiyle kurulan Koç Üniversitesi, akademisyenlerinin başarılı çalışmaları uluslararası alanda ilgi görmeye devam ediyor. Bu kapsamda, Koç Üniversitesi araştırmacıları tarafından yürütülen üç yeni proje, 3 Eylül 2020 tarihi itibarıyla Avrupa’nın bilimsel alanda en prestijli kurumu olan Avrupa Araştırma Konseyi’nden (European Research Council - ERC) hibe desteği almaya hak kazandı. Koç Üniversitesi, bu hibe desteği döneminde Türkiye’den ERC fonu alan tek üniversite oldu. En özgün ve yenilikçi bilimsel araştırmalara destek sağlayan ERC, Türkiye’de desteklediği 31 projeden 16’sının sahibi olan Koç Üniversitesi akademisyenlerinin yeni projelerine Başlangıç Fonu ile 5,5 milyon Euro kaynak sağlayacak.

5 yıl boyunca aktarılacak olan kaynakla, İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Özen Özen Nergis Dolcerocca, Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Didem Unat ve Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Cengiz Onbaşlı alanlarında yenilikçi ve yaratıcı yöntemlerle yeni açılımlar geliştirecek olan projelerini gerçekleştirecek.

Edebiyat kuramı ve karşılaştırmalı edebiyat alanında bir ilk
Dr. Özen Nergis Dolcerocca’nın, “Modernleşen İmparatorluklar: Aydınlanma, Milliyetçi Öncüler ve Batı Dışı Edebi Moderniteler” başlıklı araştırması, edebiyat kuramı ve karşılaştırmalı edebiyat alanında bir ilki oluşturuyor. Proje, batı-doğu ikiliği arasında kalmış üç imparatorluk geleneğinin, yani Rusya, Japonya ve Osmanlı yazınının, kültürel ve dil reformlarının ve edebi yeniden doğuş hareketlerinin karşılaştırmalı çalışmasını oluşturacak. Edebi modernleşme olgusunu ulus ötesi yaklaşımla daha iyi anlama fırsatı sunacak olan araştırma, farklı çeviri pratiklerinin ve çeviri metinlerin milli edebiyatın ortaya çıkışında oynadıkları rolün analiz edilmesini de sağlamış olacak.

Moore Yasası sonrası için esnek ve hızlandırıcı merkezli programlama modeli
Dr. Didem Unat, “BeyondMoore: Moore Yasası Ötesinde Paralel Programlamaya Öncülük Etmek” başlıklı projeyi yürütüyor. Dr. Unat projesiyle, Moore Yasası’nın sonra ermesi sonucunda bilişim dünyasında oluşacak krize yazılım yönünden bir çözüm üretmeyi amaçlıyor. Proje kapsamında tasarımı gereği daha ölçeklenebilir, esnek ve hızlandırıcı merkezli bir programlama modeli geliştirilecek. Ayrıca Dr. Unat’ın projesi ERC fonu almaya hak kazanmış Türkiye’den bilgisayar bilimleri alanındaki ilk projedir.

Mobil cihazların pil süreleri onlarca kat artabilecek
“Termodinamik Limitlere Yakın Çok Düşük Güç Tüketimli ve Geniş Bantlı Spintronik Devreler” projesini yürüten Dr. Mehmet Cengiz Onbaşlı ise, ERC tarafından desteğe layık görülen araştırmasıyla, elektronların spinlerini kullanarak elektronik devrelerimizin temel yapı taşlarını yepyeni bir fizik ve kimya ile baştan tasarlıyor. Proje kapsamında, nano ölçekli dairesel spinleri kullanarak hem veri depolama hem de yapay sinir ağlarını gerçekleştirebilecek devre bileşenleri hazırlanıyor. Projeyle, yeni iki boyutlu malzeme tasarımları ve yalıtkan manyetik ince katmanlar sayesinde bilgiyi mevcut transistörlerden en az 100 kat daha düşük enerjiyle okuma, yazma ve kalıcı depolama hedefleniyor. Böylece, mobil cihazların pil sürelerinin onlarca kat artırılması planlanıyor.

Dr. Özen Nergis Dolcerocca:
Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları bölümünde lisans ve Sabancı Üniversitesi Kültürel Araştırmalar alanında lisansüstü eğitimini tamamladıktan sonra, 2016 yılında New York Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nden yüksek lisans ve doktora derecelerini aldı. Columbia Üniversitesi ve Philipps-Marburg Üniversitesi’nde misafir öğrenci, Sorbonne-Nouvelle Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak bulundu. Araştırmaları, uluslar ve diller arası modernizm tarihi ve erken yirminci yüzyıl edebiyatı ve düşüncesinde zaman teorileri ve felsefesi üzerinedir. New York Üniversitesi (NYU) ve Koç Üniversitesi’nde edebiyat kuramı ve karşılaştırmalı edebiyat alanında dersler verdi. Pek çok ulusal ve uluslararası dergide yayınları bulunan Dolcerocca, şu anda Koç Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde Doktor Öğretim Üyesi olarak görev yapmaktadır.

Dr. Didem Unat:
Koç Üniversitesi'nde 2014’ten beri öğretim üyesidir. Süperbilgisayarlar için yazılım geliştirme alanında çalışmalarıyla tanınır ve bu alanda 30’dan fazla yayını bulunmaktadır. Koç Üniversitesinde bağımsız bir araştırmacı olarak Paralel ve Çok Çekirdekli Hesaplama Grubu’nu kurdu. 2015 yılında Avrupa Komisyonu Marie Sklodowska-Curie Bireysel Bursunu ve 2019 yılında Bilim Akademisi Genç Bilim İnsanları Ödülünü almıştır. Süperbilgisayarlar konusundaki ilk ve tek TEDx konuşmasını gerçekleştirmiştir. Horizon 2020 kapsamında fonlanan 6 ortaklı 2.6M avro bütçeli EuroHPC-2019 SparCity projesinin koordinatörlüğü yapmaktadır. Halen Elsevier Parallel Computing'de ve International Journal of High Performance Computing Applications'ta Konu Alanı Editödür.

Dr. Cengiz Onbaşlı:
2016'dan beri Koç Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünde doktor öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Robert Kolej, Bilkent Üniversitesi ve MIT'den lise, lisans ve doktora derecelerini sırasıyla 2006, 2010 ve 2015 yıllarında almıştır. Corning firmasında bir yıl çalışarak firmanın dünyada yaygın kullanılan ürünleri için yapay zekâ modelleri geliştirmiştir. Araştırma alanları sensörler, manyetik ve optik malzemeler ve aygıtlardır. 2013 yılında Amerika Birleşik Devletleri Federal Enerji Bakanlığı’nın davetiyle enerji çözümleri üstüne Beyaz Saray’da sunumlar yaparak en iyi ve yenilikçi çözüm ödülleri almıştır. Bugüne kadar 2017’de Bilim Akademisi Genç Bilim İnsanı Ödülü (BAGEP), 2019’da Türkiye Bilimler Akademisi Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı (TÜBA-GEBİP) de alan ve manyetizma alanındaki gelişmelere dünyada öncülük eden araştırmacılardandır. Yüze yakın sayıda hakemli yayını ve alanın saygın dergilerinde editörlükleri bulunmaktadır. Laboratuvarından çıkan iki yeni girişimin (spin-off) kurucu ortağıdır.

ERC desteği nedir?

Avrupa Araştırma Konseyi - European Research Council (ERC) - en özgün ve yenilikçi bilimsel araştırmalara destek sağlayan, Avrupa’nın bilimsel alanda en prestijli ve tanınmış kurumudur. ERC desteği, Avrupa Birliği tarafından sağlanan diğer fonlardan farklı olarak bir araştırma grubu, kurum veya konsorsiyuma değil, tek bir araştırmacıya veriliyor. Projeyi alan kişi Avrupa çapında istediği kuruma bu projesini taşıyabiliyor. ERC projelerinin, kariyerinin farklı aşamalarındaki araştırmacılara yönelik üç programı bulunuyor. Bunlardan ilki, doktora sonrası 0-7 yıl (Starting -1,5 milyon avro), ikincisi 7-12 yıl (Consolidator – 2 milyon avro) ve üçüncüsü de son 10 yıldır ileri düzey araştırma yapanlara (Advanced – 2,5 milyon avro) veriliyor.

> Koç Üniversitesi'ne 5,5 milyon euro destek

Avrupa Araştırma Konseyi (ERC) tarafından Türkiye’de desteklenen 31 araştırmadan 13’ünü yürütmekte olan Koç Üniversitesi Akademisyenleri, üç yeni araştırma için hibe desteğine hak kazandı. Böylece Koç Üniversitesi’nde ERC desteği alan proje sayısı 16’ya çıkmış oldu. 

koc_kampus_yeniKoç Üniversitesi, bu hibe desteği döneminde Türkiye’den ERC fonu alan tek üniversite oldu. ERC, İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Özen Nergis Dolcerocca, Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Didem Unat ve Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Cengiz Onbaşlı tarafından gerçekleştirilen projeleri, toplam 5,5 milyon Euro Başlangıç Fonu ile destekleyecek.

Bilimde mükemmeliyet merkezi olma hedefiyle kurulan Koç Üniversitesi, akademisyenlerinin başarılı çalışmaları uluslararası alanda ilgi görmeye devam ediyor. Bu kapsamda, Koç Üniversitesi araştırmacıları tarafından yürütülen üç yeni proje, 3 Eylül 2020 tarihi itibarıyla Avrupa’nın bilimsel alanda en prestijli kurumu olan Avrupa Araştırma Konseyi’nden (European Research Council - ERC) hibe desteği almaya hak kazandı. Koç Üniversitesi, bu hibe desteği döneminde Türkiye’den ERC fonu alan tek üniversite oldu. En özgün ve yenilikçi bilimsel araştırmalara destek sağlayan ERC, Türkiye’de desteklediği 31 projeden 16’sının sahibi olan Koç Üniversitesi akademisyenlerinin yeni projelerine Başlangıç Fonu ile 5,5 milyon Euro kaynak sağlayacak.

5 yıl boyunca aktarılacak olan kaynakla, İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Özen Özen Nergis Dolcerocca, Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Didem Unat ve Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Cengiz Onbaşlı alanlarında yenilikçi ve yaratıcı yöntemlerle yeni açılımlar geliştirecek olan projelerini gerçekleştirecek.

Edebiyat kuramı ve karşılaştırmalı edebiyat alanında bir ilk
Dr. Özen Nergis Dolcerocca’nın, “Modernleşen İmparatorluklar: Aydınlanma, Milliyetçi Öncüler ve Batı Dışı Edebi Moderniteler” başlıklı araştırması, edebiyat kuramı ve karşılaştırmalı edebiyat alanında bir ilki oluşturuyor. Proje, batı-doğu ikiliği arasında kalmış üç imparatorluk geleneğinin, yani Rusya, Japonya ve Osmanlı yazınının, kültürel ve dil reformlarının ve edebi yeniden doğuş hareketlerinin karşılaştırmalı çalışmasını oluşturacak. Edebi modernleşme olgusunu ulus ötesi yaklaşımla daha iyi anlama fırsatı sunacak olan araştırma, farklı çeviri pratiklerinin ve çeviri metinlerin milli edebiyatın ortaya çıkışında oynadıkları rolün analiz edilmesini de sağlamış olacak.

Moore Yasası sonrası için esnek ve hızlandırıcı merkezli programlama modeli
Dr. Didem Unat, “BeyondMoore: Moore Yasası Ötesinde Paralel Programlamaya Öncülük Etmek” başlıklı projeyi yürütüyor. Dr. Unat projesiyle, Moore Yasası’nın sonra ermesi sonucunda bilişim dünyasında oluşacak krize yazılım yönünden bir çözüm üretmeyi amaçlıyor. Proje kapsamında tasarımı gereği daha ölçeklenebilir, esnek ve hızlandırıcı merkezli bir programlama modeli geliştirilecek. Ayrıca Dr. Unat’ın projesi ERC fonu almaya hak kazanmış Türkiye’den bilgisayar bilimleri alanındaki ilk projedir.

Mobil cihazların pil süreleri onlarca kat artabilecek
“Termodinamik Limitlere Yakın Çok Düşük Güç Tüketimli ve Geniş Bantlı Spintronik Devreler” projesini yürüten Dr. Mehmet Cengiz Onbaşlı ise, ERC tarafından desteğe layık görülen araştırmasıyla, elektronların spinlerini kullanarak elektronik devrelerimizin temel yapı taşlarını yepyeni bir fizik ve kimya ile baştan tasarlıyor. Proje kapsamında, nano ölçekli dairesel spinleri kullanarak hem veri depolama hem de yapay sinir ağlarını gerçekleştirebilecek devre bileşenleri hazırlanıyor. Projeyle, yeni iki boyutlu malzeme tasarımları ve yalıtkan manyetik ince katmanlar sayesinde bilgiyi mevcut transistörlerden en az 100 kat daha düşük enerjiyle okuma, yazma ve kalıcı depolama hedefleniyor. Böylece, mobil cihazların pil sürelerinin onlarca kat artırılması planlanıyor.

Dr. Özen Nergis Dolcerocca:
Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları bölümünde lisans ve Sabancı Üniversitesi Kültürel Araştırmalar alanında lisansüstü eğitimini tamamladıktan sonra, 2016 yılında New York Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nden yüksek lisans ve doktora derecelerini aldı. Columbia Üniversitesi ve Philipps-Marburg Üniversitesi’nde misafir öğrenci, Sorbonne-Nouvelle Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak bulundu. Araştırmaları, uluslar ve diller arası modernizm tarihi ve erken yirminci yüzyıl edebiyatı ve düşüncesinde zaman teorileri ve felsefesi üzerinedir. New York Üniversitesi (NYU) ve Koç Üniversitesi’nde edebiyat kuramı ve karşılaştırmalı edebiyat alanında dersler verdi. Pek çok ulusal ve uluslararası dergide yayınları bulunan Dolcerocca, şu anda Koç Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde Doktor Öğretim Üyesi olarak görev yapmaktadır.

Dr. Didem Unat:
Koç Üniversitesi'nde 2014’ten beri öğretim üyesidir. Süperbilgisayarlar için yazılım geliştirme alanında çalışmalarıyla tanınır ve bu alanda 30’dan fazla yayını bulunmaktadır. Koç Üniversitesinde bağımsız bir araştırmacı olarak Paralel ve Çok Çekirdekli Hesaplama Grubu’nu kurdu. 2015 yılında Avrupa Komisyonu Marie Sklodowska-Curie Bireysel Bursunu ve 2019 yılında Bilim Akademisi Genç Bilim İnsanları Ödülünü almıştır. Süperbilgisayarlar konusundaki ilk ve tek TEDx konuşmasını gerçekleştirmiştir. Horizon 2020 kapsamında fonlanan 6 ortaklı 2.6M avro bütçeli EuroHPC-2019 SparCity projesinin koordinatörlüğü yapmaktadır. Halen Elsevier Parallel Computing'de ve International Journal of High Performance Computing Applications'ta Konu Alanı Editödür.

Dr. Cengiz Onbaşlı:
2016'dan beri Koç Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünde doktor öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Robert Kolej, Bilkent Üniversitesi ve MIT'den lise, lisans ve doktora derecelerini sırasıyla 2006, 2010 ve 2015 yıllarında almıştır. Corning firmasında bir yıl çalışarak firmanın dünyada yaygın kullanılan ürünleri için yapay zekâ modelleri geliştirmiştir. Araştırma alanları sensörler, manyetik ve optik malzemeler ve aygıtlardır. 2013 yılında Amerika Birleşik Devletleri Federal Enerji Bakanlığı’nın davetiyle enerji çözümleri üstüne Beyaz Saray’da sunumlar yaparak en iyi ve yenilikçi çözüm ödülleri almıştır. Bugüne kadar 2017’de Bilim Akademisi Genç Bilim İnsanı Ödülü (BAGEP), 2019’da Türkiye Bilimler Akademisi Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı (TÜBA-GEBİP) de alan ve manyetizma alanındaki gelişmelere dünyada öncülük eden araştırmacılardandır. Yüze yakın sayıda hakemli yayını ve alanın saygın dergilerinde editörlükleri bulunmaktadır. Laboratuvarından çıkan iki yeni girişimin (spin-off) kurucu ortağıdır.

ERC desteği nedir?

Avrupa Araştırma Konseyi - European Research Council (ERC) - en özgün ve yenilikçi bilimsel araştırmalara destek sağlayan, Avrupa’nın bilimsel alanda en prestijli ve tanınmış kurumudur. ERC desteği, Avrupa Birliği tarafından sağlanan diğer fonlardan farklı olarak bir araştırma grubu, kurum veya konsorsiyuma değil, tek bir araştırmacıya veriliyor. Projeyi alan kişi Avrupa çapında istediği kuruma bu projesini taşıyabiliyor. ERC projelerinin, kariyerinin farklı aşamalarındaki araştırmacılara yönelik üç programı bulunuyor. Bunlardan ilki, doktora sonrası 0-7 yıl (Starting -1,5 milyon avro), ikincisi 7-12 yıl (Consolidator – 2 milyon avro) ve üçüncüsü de son 10 yıldır ileri düzey araştırma yapanlara (Advanced – 2,5 milyon avro) veriliyor.

Son Güncelleme: Cuma, 04 Eylül 2020 10:57

Gösterim: 2329

Boğaziçi Üniversitesi Davranışsal Sinirbilim Laboratuvarı makine öğrenmesinde çığır açmayı hedefleyen yeni bir model üzerinde çalışıyor. Geliştirilen yeni yapay zeka modeliyle hayvan ve robotların birbirlerinden öğrenmesi mümkün hale gelecek.

gunes_unal_bogaziciBoğaziçi Üniversitesi Davranışsal Sinirbilim Laboratuvarı Direktörü ve projenin yürütücüsü Dr. Öğr. Üyesi Güneş Ünal, Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Emre Uğur ve Bilişsel Bilim Yüksek Lisans öğrencisi Oğuzcan Nas yeni yapay zeka modeliyle hayvan ve robotların birbirinden öğrenmesini sağlayacak proje için çalışıyorlar. Oluşturdukları çok disiplinli proje, edimsel koşullanma paradigmaları ile yapay zeka algoritmalarını birleştirerek robotlar ve hayvanlar arasında “karşılıklı öğrenmeyi” mümkün hale getirecek. Bu sayede robotlar tarafından eğitilen hayvanların arama-kurtarma ve mayın temizliği gibi görevlerde daha etkili şekilde görev almaları sağlanabilecek. Dr. Güneş Ünal, Emre Uğur ve Oğuzcan Nas ile yaptıkları çalışmayı "Sıçanlar ve robotlar aynı anda hem öğretmen hem öğrenci olacak” diyerek şöyle anlatıyor:

ROBOT İLE DENEY HAYVANI İLK DEFA ETKİLEŞİM İÇİNDE
Yaptığımız çalışma en genel tanımıyla bir robot-hayvan etkileşim çalışması. Yaklaşık iki yıl sürmesini bekliyoruz. Mevcut literatürde bu konuda çalışmalar var. Örneğin robotların laboratuvar hayvanlarına (sıçanlara) bir görevi yapmayı öğrettiği ya da onlarla sosyalleştiği çalışmalar mevcut; fakat bu klasik çalışmalar hep tek yönlü. Ya robotlar hayvanlara bir işi öğretiyor ya da robotlar hayvanları gözlemleyerek kendileri öğreniyor, yani “makine öğrenmesi” oluşuyor. Bu çalışmaların hiçbirinde robot ile deney hayvanı birbiriyle etkileşime geçerek aynı anda birbirlerinin hem öğretmeni hem de öğrencisi olmuyor.

“SIÇAN VE ROBOTLAR HEM ÖĞRETMEN HEM DE ÖĞRENCİ OLACAK”
İlk defa bir edimsel koşullanma düzeneğinde, sıçanlar ve robotların aynı anda hem “öğretmen” hem de “öğrenci” olacağı bir ortam oluşturacağız. Bu çalışma, hem psikolojideki öğrenme literatürüne önemli bir katkı sunacak hem de çeşitli makine öğrenmesi algoritmalarının sınanması için yeni bir platform oluşturacak. Daha da önemlisi, tüm bu çabaların sonunda hayvan ve robot etkileşimi kullanan farklı uygulamalarda kullanılabilecek bir “karşılıklı öğrenme” modeli geliştirilecek.

“ROBOT ARKADAŞ OLMAK İSTİYOR”
Deney düzeneğine bir robot ve bir sıçan aynı anda konuluyor. İkisinin de ulaşmak istedikleri farklı amaçlar var. Sıçanın motivasyonu sevdiği bir yemeği ödül olarak almak. Bu doğal bir “yemek arama davranışı” yaratıyor. Robotun amacı ise hayvanla arkadaş olmak. Robot için sıçanla arkadaş olmayı, sıçanı mümkün olduğunca kendi etrafında tutmak olarak belirliyoruz. Genel olarak, robotun verdiği iki sinyal var. Bunlardan biri “ödül sinyali.” Robot bu sinyali verdiğinde -örneğin sol kolunu havaya kaldırdığında- eğer sıçan kendisine yaklaşırsa, deney düzeneğinin ödül köşesinde hayvanın sevdiği yiyecek beliriyor. Yani robot belirli bir sinyal verdiğinde ve sıçan bu sinyali anlayıp robota yaklaştığında, robotumuz deney kutusunun uzak bir noktasında sıçana ödül vermiş oluyor. Tabii sıçanın ödülü almak için bu olumlu sinyalin anlamını ve ödülün verildiği noktayı zaman içinde öğrenip, o köşeye gitmesi gerekiyor.

“ROBOT DA ÖĞRENİYOR”
Buraya kadar anlattıklarımız kendi başına basit bir edimsel koşullanma deneyidir. Ancak robot sadece ödül vermiyor, bazen de olumsuz bir sinyal ile bir çeşit ceza veriyor. Örneğin sol değil, sağ kolunu kaldırdığında ödül köşesinden yem gelmiyor. Sıçanın bu olumsuz sinyali, olumlu sinyalden ayırt etmesi gerekiyor. Sıçan bunu da öğreniyor. İşin ilginç tarafı bu süreçte, robot da kendi verdiği sinyallerin ne işi yaradığını öğreniyor. Robot deneye olumlu ve olumsuz sinyalleri rastgele vererek başlıyor. Ödül sinyalinin özelliği sıçanı robota yaklaştırması. Robot sadece bu sinyali verdiğinde sıçan kendisine yaklaşırsa, ödül köşesinden sıçan yemi geliyor. Robot olumsuz sinyal verdiğinde sıçan robota yaklaşsa da herhangi bir ödül alamıyor. Robotun motivasyonu sıçanın kendisine yaklaşması (sıçanla arkadaş olmak) olarak tanımlandığı için, robot da zaman içinde sadece bir sinyalin sıçanı kendisine yaklaştırdığını öğreniyor. Sonuçta, zaman içinde “mükemmel karşılıklı öğrenme” gerçekleşiyor. Kısacası deney iki taraf için de mutlu sonla bitiyor.

"ROBOTLARIN EĞİTTİĞİ HAYVANLAR HAYAT KURTARABİLİR"
Bu projeyle hayvan-robot etkileşiminin artırılması hedefleniyor. Bu bilişsel ve davranışsal etkileşim daha üst bir düzeye taşındığında, robotların eğittiği hayvanları arama-kurtarma çalışmaları ve mayın temizliği gibi önemli görevlerde daha etkin olarak kullanmak mümkün hale gelebilecek.
Yukarıda özetlenen bu sisteme farklı modüller eklenerek, robot-hayvan etkileşimini çeşitlendirilecek ve böylece farklı modellerin hayvanın ve robotun öğrenmesini nasıl etkilediğini araştırılacak. Robotlar aracılığıyla hayvanlara öğretilebilecek şeylerin sınırı, hayvanların nöronal kapasiteleri ile sınırlı. Uygun yöntem ile bir robot, insan dâhil herhangi bir hayvana birçok şey öğretebilir. Robot-hayvan-insan ilişkisi, genel anlamda makine-hayvan-insan etkileşimine göre önemli bir avantaja da sahip. Bu avantaj robotların bize veya sıçanlara, yani etkileşim içinde oldukları türe fiziksel ve davranışsal olarak benzeyebilmelerinden geliyor. Antropomorfik robotların bilimkurgu alanındaki başarısını ve popülaritesini düşünün! Sıçana benzeyen bir robot, karmaşık bir labirentte sıçanlara kılavuzluk edebilir. Onlara kendi başlarına, hatta bir simülatör yardımı ile çok uzun sürede öğrenecekleri bir haritayı, çok daha kolay öğretebilir. Eğitilmiş hayvanlar hâlihazırda arama kurtarma ve mayın temizliği gibi önemli alanlarda kullanılıyor. Bu tip eğitim süreçlerinin robotlar aracılığıyla kolaylaştırılması ve hızlandırılması büyük önem taşıyor.

> Boğaziçi Üniversitesi’nden "robot öğretmen" projesi

Boğaziçi Üniversitesi Davranışsal Sinirbilim Laboratuvarı makine öğrenmesinde çığır açmayı hedefleyen yeni bir model üzerinde çalışıyor. Geliştirilen yeni yapay zeka modeliyle hayvan ve robotların birbirlerinden öğrenmesi mümkün hale gelecek.

gunes_unal_bogaziciBoğaziçi Üniversitesi Davranışsal Sinirbilim Laboratuvarı Direktörü ve projenin yürütücüsü Dr. Öğr. Üyesi Güneş Ünal, Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Emre Uğur ve Bilişsel Bilim Yüksek Lisans öğrencisi Oğuzcan Nas yeni yapay zeka modeliyle hayvan ve robotların birbirinden öğrenmesini sağlayacak proje için çalışıyorlar. Oluşturdukları çok disiplinli proje, edimsel koşullanma paradigmaları ile yapay zeka algoritmalarını birleştirerek robotlar ve hayvanlar arasında “karşılıklı öğrenmeyi” mümkün hale getirecek. Bu sayede robotlar tarafından eğitilen hayvanların arama-kurtarma ve mayın temizliği gibi görevlerde daha etkili şekilde görev almaları sağlanabilecek. Dr. Güneş Ünal, Emre Uğur ve Oğuzcan Nas ile yaptıkları çalışmayı "Sıçanlar ve robotlar aynı anda hem öğretmen hem öğrenci olacak” diyerek şöyle anlatıyor:

ROBOT İLE DENEY HAYVANI İLK DEFA ETKİLEŞİM İÇİNDE
Yaptığımız çalışma en genel tanımıyla bir robot-hayvan etkileşim çalışması. Yaklaşık iki yıl sürmesini bekliyoruz. Mevcut literatürde bu konuda çalışmalar var. Örneğin robotların laboratuvar hayvanlarına (sıçanlara) bir görevi yapmayı öğrettiği ya da onlarla sosyalleştiği çalışmalar mevcut; fakat bu klasik çalışmalar hep tek yönlü. Ya robotlar hayvanlara bir işi öğretiyor ya da robotlar hayvanları gözlemleyerek kendileri öğreniyor, yani “makine öğrenmesi” oluşuyor. Bu çalışmaların hiçbirinde robot ile deney hayvanı birbiriyle etkileşime geçerek aynı anda birbirlerinin hem öğretmeni hem de öğrencisi olmuyor.

“SIÇAN VE ROBOTLAR HEM ÖĞRETMEN HEM DE ÖĞRENCİ OLACAK”
İlk defa bir edimsel koşullanma düzeneğinde, sıçanlar ve robotların aynı anda hem “öğretmen” hem de “öğrenci” olacağı bir ortam oluşturacağız. Bu çalışma, hem psikolojideki öğrenme literatürüne önemli bir katkı sunacak hem de çeşitli makine öğrenmesi algoritmalarının sınanması için yeni bir platform oluşturacak. Daha da önemlisi, tüm bu çabaların sonunda hayvan ve robot etkileşimi kullanan farklı uygulamalarda kullanılabilecek bir “karşılıklı öğrenme” modeli geliştirilecek.

“ROBOT ARKADAŞ OLMAK İSTİYOR”
Deney düzeneğine bir robot ve bir sıçan aynı anda konuluyor. İkisinin de ulaşmak istedikleri farklı amaçlar var. Sıçanın motivasyonu sevdiği bir yemeği ödül olarak almak. Bu doğal bir “yemek arama davranışı” yaratıyor. Robotun amacı ise hayvanla arkadaş olmak. Robot için sıçanla arkadaş olmayı, sıçanı mümkün olduğunca kendi etrafında tutmak olarak belirliyoruz. Genel olarak, robotun verdiği iki sinyal var. Bunlardan biri “ödül sinyali.” Robot bu sinyali verdiğinde -örneğin sol kolunu havaya kaldırdığında- eğer sıçan kendisine yaklaşırsa, deney düzeneğinin ödül köşesinde hayvanın sevdiği yiyecek beliriyor. Yani robot belirli bir sinyal verdiğinde ve sıçan bu sinyali anlayıp robota yaklaştığında, robotumuz deney kutusunun uzak bir noktasında sıçana ödül vermiş oluyor. Tabii sıçanın ödülü almak için bu olumlu sinyalin anlamını ve ödülün verildiği noktayı zaman içinde öğrenip, o köşeye gitmesi gerekiyor.

“ROBOT DA ÖĞRENİYOR”
Buraya kadar anlattıklarımız kendi başına basit bir edimsel koşullanma deneyidir. Ancak robot sadece ödül vermiyor, bazen de olumsuz bir sinyal ile bir çeşit ceza veriyor. Örneğin sol değil, sağ kolunu kaldırdığında ödül köşesinden yem gelmiyor. Sıçanın bu olumsuz sinyali, olumlu sinyalden ayırt etmesi gerekiyor. Sıçan bunu da öğreniyor. İşin ilginç tarafı bu süreçte, robot da kendi verdiği sinyallerin ne işi yaradığını öğreniyor. Robot deneye olumlu ve olumsuz sinyalleri rastgele vererek başlıyor. Ödül sinyalinin özelliği sıçanı robota yaklaştırması. Robot sadece bu sinyali verdiğinde sıçan kendisine yaklaşırsa, ödül köşesinden sıçan yemi geliyor. Robot olumsuz sinyal verdiğinde sıçan robota yaklaşsa da herhangi bir ödül alamıyor. Robotun motivasyonu sıçanın kendisine yaklaşması (sıçanla arkadaş olmak) olarak tanımlandığı için, robot da zaman içinde sadece bir sinyalin sıçanı kendisine yaklaştırdığını öğreniyor. Sonuçta, zaman içinde “mükemmel karşılıklı öğrenme” gerçekleşiyor. Kısacası deney iki taraf için de mutlu sonla bitiyor.

"ROBOTLARIN EĞİTTİĞİ HAYVANLAR HAYAT KURTARABİLİR"
Bu projeyle hayvan-robot etkileşiminin artırılması hedefleniyor. Bu bilişsel ve davranışsal etkileşim daha üst bir düzeye taşındığında, robotların eğittiği hayvanları arama-kurtarma çalışmaları ve mayın temizliği gibi önemli görevlerde daha etkin olarak kullanmak mümkün hale gelebilecek.
Yukarıda özetlenen bu sisteme farklı modüller eklenerek, robot-hayvan etkileşimini çeşitlendirilecek ve böylece farklı modellerin hayvanın ve robotun öğrenmesini nasıl etkilediğini araştırılacak. Robotlar aracılığıyla hayvanlara öğretilebilecek şeylerin sınırı, hayvanların nöronal kapasiteleri ile sınırlı. Uygun yöntem ile bir robot, insan dâhil herhangi bir hayvana birçok şey öğretebilir. Robot-hayvan-insan ilişkisi, genel anlamda makine-hayvan-insan etkileşimine göre önemli bir avantaja da sahip. Bu avantaj robotların bize veya sıçanlara, yani etkileşim içinde oldukları türe fiziksel ve davranışsal olarak benzeyebilmelerinden geliyor. Antropomorfik robotların bilimkurgu alanındaki başarısını ve popülaritesini düşünün! Sıçana benzeyen bir robot, karmaşık bir labirentte sıçanlara kılavuzluk edebilir. Onlara kendi başlarına, hatta bir simülatör yardımı ile çok uzun sürede öğrenecekleri bir haritayı, çok daha kolay öğretebilir. Eğitilmiş hayvanlar hâlihazırda arama kurtarma ve mayın temizliği gibi önemli alanlarda kullanılıyor. Bu tip eğitim süreçlerinin robotlar aracılığıyla kolaylaştırılması ve hızlandırılması büyük önem taşıyor.

Son Güncelleme: Salı, 08 Eylül 2020 14:33

Gösterim: 1953

Pandemi sürecinde sağlam teknolojik altyapısı sayesinde öğrencilerine uzaktan kesintisiz eğitim olanakları sunan Üsküdar Üniversitesi, “fi-jital üniversite” kavramını hayata geçiriyor. Üsküdar Üniversitesi yönetimi, akademik ve idari kadrosu olarak “Fi-jitalleşme Manifestosu” yayınladı. 10 maddeden oluşan manifestoda, hem fiziki hem de dijital eğitimin en efektif şekilde sentezlenerek “Fi-jiital Üniversite” kavramını hayata geçirileceği vurgulanarak “Uzaktan öğretimin olacağına ama eğitimin uzaktan olmayacağına inanıyoruz” denildi.

nevzat_tarhan_fijitalÜsküdar Üniversitesi küresel çapta hayatın her alanında değişim ve dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde dijitalleşmeyi hızla gerçekleştirerek uzaktan eğiitmde çığır açtı. Üsküdar Üniversitesi, İstanbul’un en merkezi ilçelerinden Üsküdar’da yer alan yerleşkelerinde hem fiziki hem de dijital eğitimi en efektif şekilde sentezleyerek yüksek öğretimde yeni bir anlayışın kapılarını araladı.

Fi-jitalleşme Manifestosu

Üsküdar Üniversitesi yönetimi, akademik ve idari kadrosu “Yeni Normaller, Yeni Cevaplar” başlığı altında “Fi-jitalleşme Manifestosu” yayınladı. 10 maddeden oluşan manifesto şöyle:

1. “Yeni üniversite” kavramı çerçevesinde öğrencilerimizin gelecekte ihtiyaç duyacağı yeteneklerle donanmasını sağlayacak bir kültürün oluşması için dijitalleşmenin sunduğu tüm imkânları, öğrencimizin gelişimine katkı sunacak şekilde yapılandıracağız.

2. Bu bağlamda hem fiziki hem de dijital eğitimi en efektif şekilde sentezleyerek “Fi-Jiital Üniversite” kavramını hayata geçireceğiz. Uzaktan öğretimin olacağına ama eğitimin uzaktan olmayacağına inanıyoruz.

3. Dijitalleşen dünyada, insani becerinin ve giderek artan bir şekilde ortaya çıkan verinin işlenmesine imkân sağlayacak analiz yeteneğinin öneminin bilincinde, eğitim ve öğretim hayatımızı dinamik, sonuç odaklı ve esnek bir şekilde tasarlayacağız.

4. Kreatif ve yenilikçi düşüncenin gelişmesi ve fikri üretimi desteklemesi için daha fazla özgürlükçü, demokratik ve katılımcı bir yönetim anlayışının temsilcileri olacağız.

5. Öğretimin yanı sıra kıdemli ve tecrübeli bilim insanlarıyla, öğrencilerimiz için kişiselleştirilmiş dersler ve geliştirici ek programlarla, öğrencilerimizin kendileri için oluşturacakları yol haritalarında yönlendirici bir şekilde, düşük yoğunluklu hiyerarşik bir ortamda pozitif liderlik sergileyeceğiz.

6. Her öğrencimizin, uluslararası geçerliliği olan bir diplomasının yanında, oluşturacağımız program havuzu ile birlikte dijital sertifikalar almasını sağlayacağız.

Üniversitede usta-çırak iş birliği

7. Gelişmiş, motive edici çevrimiçi ders ortamları ile dengeli bir kampüs hayatında, sosyalleşmenin ön planda olduğu, deneyimli akademisyenleri ile projelerin üretildiği bir öğretim hayatını mümkün kılacağız. Uygulamalı bilimlerin sadece bilim olmadığının aynı zamanda sanat olduğunun bilinci içindeyiz. Üniversitede usta çırak iş birliğini önemsiyoruz.

8. Sanal ve artırılmış gerçeklik uygulamaları ve yapay zekânın sunduğu çözümlerle ders içeriklerinin zenginleştirilmesine sürekli yatırım yapacağız.

9. Konusunda uzman, yeni nesil çalışmaları ile dünyaya yön veren bilim insanları ile kendi insan kaynağımızın harmanlandığı ve genişletilmiş e-kütüphanemizle uluslararası kaynaklara kolay erişimi esas alan bir araştırma ortamını öğrencilerimizin gelişimine ve hizmetine açacağız.

10. Öğrencilerimizin geleceğe hazırlanmasında, onların motivasyonu ve konsantrasyonu için danışmanlık yapımızı güçlendirerek belirsizlik ortamına kolay adapte olan, öğrencilerimizin topluma katkı sağlayacakları bir deneyim yaşayabilmeleri için yaşadığımız dünya ile entegre bir üniversite olacağız.

> Üsküdar Üniversitesi’nden “Fi-jitalleşme Manifestosu”

Pandemi sürecinde sağlam teknolojik altyapısı sayesinde öğrencilerine uzaktan kesintisiz eğitim olanakları sunan Üsküdar Üniversitesi, “fi-jital üniversite” kavramını hayata geçiriyor. Üsküdar Üniversitesi yönetimi, akademik ve idari kadrosu olarak “Fi-jitalleşme Manifestosu” yayınladı. 10 maddeden oluşan manifestoda, hem fiziki hem de dijital eğitimin en efektif şekilde sentezlenerek “Fi-jiital Üniversite” kavramını hayata geçirileceği vurgulanarak “Uzaktan öğretimin olacağına ama eğitimin uzaktan olmayacağına inanıyoruz” denildi.

nevzat_tarhan_fijitalÜsküdar Üniversitesi küresel çapta hayatın her alanında değişim ve dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde dijitalleşmeyi hızla gerçekleştirerek uzaktan eğiitmde çığır açtı. Üsküdar Üniversitesi, İstanbul’un en merkezi ilçelerinden Üsküdar’da yer alan yerleşkelerinde hem fiziki hem de dijital eğitimi en efektif şekilde sentezleyerek yüksek öğretimde yeni bir anlayışın kapılarını araladı.

Fi-jitalleşme Manifestosu

Üsküdar Üniversitesi yönetimi, akademik ve idari kadrosu “Yeni Normaller, Yeni Cevaplar” başlığı altında “Fi-jitalleşme Manifestosu” yayınladı. 10 maddeden oluşan manifesto şöyle:

1. “Yeni üniversite” kavramı çerçevesinde öğrencilerimizin gelecekte ihtiyaç duyacağı yeteneklerle donanmasını sağlayacak bir kültürün oluşması için dijitalleşmenin sunduğu tüm imkânları, öğrencimizin gelişimine katkı sunacak şekilde yapılandıracağız.

2. Bu bağlamda hem fiziki hem de dijital eğitimi en efektif şekilde sentezleyerek “Fi-Jiital Üniversite” kavramını hayata geçireceğiz. Uzaktan öğretimin olacağına ama eğitimin uzaktan olmayacağına inanıyoruz.

3. Dijitalleşen dünyada, insani becerinin ve giderek artan bir şekilde ortaya çıkan verinin işlenmesine imkân sağlayacak analiz yeteneğinin öneminin bilincinde, eğitim ve öğretim hayatımızı dinamik, sonuç odaklı ve esnek bir şekilde tasarlayacağız.

4. Kreatif ve yenilikçi düşüncenin gelişmesi ve fikri üretimi desteklemesi için daha fazla özgürlükçü, demokratik ve katılımcı bir yönetim anlayışının temsilcileri olacağız.

5. Öğretimin yanı sıra kıdemli ve tecrübeli bilim insanlarıyla, öğrencilerimiz için kişiselleştirilmiş dersler ve geliştirici ek programlarla, öğrencilerimizin kendileri için oluşturacakları yol haritalarında yönlendirici bir şekilde, düşük yoğunluklu hiyerarşik bir ortamda pozitif liderlik sergileyeceğiz.

6. Her öğrencimizin, uluslararası geçerliliği olan bir diplomasının yanında, oluşturacağımız program havuzu ile birlikte dijital sertifikalar almasını sağlayacağız.

Üniversitede usta-çırak iş birliği

7. Gelişmiş, motive edici çevrimiçi ders ortamları ile dengeli bir kampüs hayatında, sosyalleşmenin ön planda olduğu, deneyimli akademisyenleri ile projelerin üretildiği bir öğretim hayatını mümkün kılacağız. Uygulamalı bilimlerin sadece bilim olmadığının aynı zamanda sanat olduğunun bilinci içindeyiz. Üniversitede usta çırak iş birliğini önemsiyoruz.

8. Sanal ve artırılmış gerçeklik uygulamaları ve yapay zekânın sunduğu çözümlerle ders içeriklerinin zenginleştirilmesine sürekli yatırım yapacağız.

9. Konusunda uzman, yeni nesil çalışmaları ile dünyaya yön veren bilim insanları ile kendi insan kaynağımızın harmanlandığı ve genişletilmiş e-kütüphanemizle uluslararası kaynaklara kolay erişimi esas alan bir araştırma ortamını öğrencilerimizin gelişimine ve hizmetine açacağız.

10. Öğrencilerimizin geleceğe hazırlanmasında, onların motivasyonu ve konsantrasyonu için danışmanlık yapımızı güçlendirerek belirsizlik ortamına kolay adapte olan, öğrencilerimizin topluma katkı sağlayacakları bir deneyim yaşayabilmeleri için yaşadığımız dünya ile entegre bir üniversite olacağız.

Son Güncelleme: Perşembe, 03 Eylül 2020 10:55

Gösterim: 1949


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.