Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, dünya üzerindeki teknolojinin gelişimi ve rekabete dikkati çekerek, "Bizim bir şey yapmanın ötesinde kıyameti koparmamız lazım eğitimde. Bunu gerçekten yapabiliriz. Çok çok farklı bir çağ geliyor. Dijitalin, biyolojik olanın birlikte olduğu bir tekillik çağı geliyor. Bizim bu çağa hazırlanmamız lazım." dedi.

ziya_selcuk_konferans2023´e Doğru Türkiye Eğitim Sistemi "Bulma Konferansı"nda Bakan Selçuk, dünyadaki büyük ülkelere ve eğitim reformunda başarılı olan ülkelere bakıldığında büyük liderliklerle eğitim projelerinin başarılı olduğunu anlattı. Açılışta, yönetmenliğini Semih Kaplanoğlu´nun yaptığı Bal filmindeki Yusuf´un okuldaki öğrenme sahnelerinin yer aldığı bölüm izletilen konferansta Bakan Selçuk, salonda bulunan Kaplanoğlu´na teşekkür ederek konuşmasında Yusuf karakterine atıflarda bulundu.
Kendisinin görevi kabul etmesinin nedeninin Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan´ın liderliği olduğunu ifade eden Selçuk, "Eğer böyle bir liderlik olmasa gerçekten bir bakanın böyle bir işin altından kalkması -kim olursa olsun- çok zor görünüyor. Bir öğretmen lokomotif olmayı kabul ettiğinde bütün öğrenciler arkasından çuf çuf diye vagon olmayı hemen kabul ederler. Bu okul müdürleri için de böyledir, ilçe milli eğitim müdürleri için de söz konusudur." diye konuştu.
Selçuk, liderliğin izinde meseleye sahip çıkılması halinde karamsarlık ve eksikliklere rağmen Türkiye için çok güzel bir ufuk gördüğünü dile getirerek, "Türkiye´nin şimdiye kadar ortaya koyduğu birçok başarıyı eğitimle taçlandırmasının zamanı geldi" dedi.
Bakan Ziya Selçuk, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu toplantının adına biz ´bulma konferansı´ dedik. Bunu asimetrik bir düşünce ya da farklı bir şey olsun diye yapmadık. Bu toplum Katip Çelebi´den beri, 1610´dan beri arıyor. Artık bulalım. Tanzimattan beri arıyor. Artık bulalım. Bulduğumuz şey aslında aslında olduğumuz şey. Dolayısıyla bulmakla olmak arasındaki ilişkiyi biz kurduğumuzda zaten meselenin çok büyük bir kısmı çözülmüş olacak. Biz bulmak için buradayız ama bir taraftan da ezberi ve taklidi bırakıp tahkike geçmek için de buradayız. Yaptığımız işe bir sual sorduğumuzda, ´yaptığımız iş daha çok taklitle mi, ezberle mi yoksa tahkikle mi ilgili?´ Bunun yanıtı ortaya konduğunda zaten bizim fotoğrafımız da çıkmış olacak."
Salonda çok farklı meslek gruplarından insanların bulunduğunu hatırlatan Selçuk, "Biz biraz araştırma için, sorgulama için, akıl için, kalp için buradayız. İyi ki buradasınız. Eğitim sadece eğitim değildir. Çünkü eğitim antropolojidir, nörobilimdir, biyolojidir, ilahiyattır, felsefedir." dedi.  

"Eğitimde kıyameti koparmamız lazım"
Salonda bulunanların iltifata ihtiyacı olmadığını, gruba bir isim verilmesi gerekirse "Bir şey yapma grubu" denileceğini dile getiren Selçuk, şunları kaydetti: "Bizim bir şey yapmamız lazım. Dahi, üstün zekalı insan sayısı bizim ülkemizin nüfusu kadar olan ülkeler var dünyada. Başka bir rekabet var, başka bir anlayış, başka bir yarış, başka bir bilim ve teknoloji var. Bizim bir şey yapmanın ötesinde kıyameti koparmamız lazım eğitimde. Bunu gerçekten yapabiliriz. Çok çok farklı bir çağ geliyor. Dijitalin, biyolojik olanın birlikte olduğu bir tekillik çağı geliyor. Bizim bu çağa hazırlanmamız lazım. Sadece gelecek için değil şimdi için bir şey yapmamız lazım. Eğitim çocukları geleceğe hazırlamak değildir. Eğitim çocukları şimdiye uyandırmaktır. Eğer şimdiye uyanmazsanız gelecek tasavvurunuz olmaz. Bizim şimdiye uyanmamız lazım. Çocukları uyandırmamız lazım."

"Sivri akıllara ihtiyacımız var"
Bakan Selçuk, Türkiye´nin problemlerinin büyük olduğunu bu sebeple sorunların çözümü için "sivri akıllara" ihtiyaç duyduklarını bildirdi. "Ortak akıldan uzaklaşıp ezberleri bozmamız lazım" diyen Selçuk, "20 kişinin 18´inin ortak karar kıldığı bir ortak akıl bizim problemimizin çözümü değildir. Bizim problemimiz öyle devasa ki bizim sivri akıllara ihtiyacımız. Orta akıl ortalama akla götürür ortalama problemler söz konusuysa... Bizim sivri akıllara ihtiyacımız var. Çünkü bizim derdimiz büyük. ´Biz´ olmak istemiyoruz. Eğer ´siz, biz´ derseniz bu zımni olarak ´onlar´ demektir. ´Biz´ diyen birisi varsa ´onlar´ diyordur. ´Biz´ olmayı aşıp hepimiz olmak durumundayız." değerlendirmesini yaptı. Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, inovasyon peşinde olmadıklarını, yenilenerek dönüşmek istediklerini anlattı. "Yahya Kemal´in deyişiyle ´imtidad´ peşindeyiz. Yani yenilenerek dönüşmek peşindeyiz." ifadelerini kullanan Bakan Selçuk, şöyle devam etti: "Eğer bu konuda biraz mesafe alabilirsek -ki almalıyız- bizim yeni çekirdeklere, tohumlara ihtiyacımız var. Tabiatın bir kaidesi vardır. Herhangi bir bitkinin yeni bir filiz verebilmesi için tohumunun çürümesi lazım toprakta, dağılması lazım. Çünkü yeni filiz zaten tohumu getirecek size. Bin senedir duran bir tohumu muhafaza etmenin bir alemi yok. Onun toprakta dağılması gerekiyor ve yeni filiz verip, yeni bir medeniyet çekirdeğinin müjdesini taşıması gerekiyor. Biz hala kısırlaşmış bir tohumu muhafaza etmeye çalıştığımızda, muhafaza ettiğimiz şeyin bizi zehirlediğini farkederiz."
Dışarıdan propagandist şekilde çocuklara verilen, hayattan uzak, bayat müfredatların sorgulanması gerektiğini, bunlar için görevde olduklarını diye getiren Selçuk, eğitim ve zorunlu kelimesini yan yana getirenlere ´durun´ demek için burada olduklarını vurguladı.  

"Yağmur ´size su var, size yok´ demez"
 Bakan Selçuk, şunları söyledi: "Eğitimi endüstrinin ihtiyacıyla sınırlayanlara ´lütfen gökyüzüne bakın´ demek için buradayız. Milyarlarca yıldır her gün doğan ama asla bıktırmayan güneşi anlamak için buradayız. Güneş olmak için buradayız. Yağmur olmak için buradayız. Çünkü güneş hiçbir nebatı, otu, kurdu, kuşu, çocuğu, evlatlarımızın hiçbirisini ayırmadan hepsini ısıtır. Biz yağmur olmak zorundayız. Yağmur ´size su var size yok´ demez. Ne varsa herkese dağıtır. Böyle olduğumuzda mutlak surette hakikat kelimesini kullanmanın iznine de erişmiş oluruz. Eğer bunu yapabileceksek artı ya da eksi olmak için burada değiliz biz. Biz artı ve eksinin çarpışması sonucu ortaya çıkan enerji için buradayız. Kutupsuz sevgi için buradayız. Artı eksi için burada değiliz. Koşulsuz sevgi için buradayız. Bizim bilimle, aklı, gönlü, kokteyl yapmaya ihtiyacımız var. Bizim çift kanatlı olmaya ihtiyacımız var. Evrensel anlayışın yerel temsili için düşünmeye ihtiyacımız var. Bu nedenle ´yerli düşün küresel davran´ demek durumundayız. ´Küresel düşün yerel davran´ dediğimizde bunun farkını ortaya koyma ihtiyacımız var. Bizim kavramlarımızı yıkamaya ihtiyacımız var. Karnından doğdukları medeniyetin sesini soluğunu taşıyan kavramları yeniden sorgulama ihtiyacımız var."
"Teneffüs" kelimesi üzerinde duran Selçuk, "Bir dalgıç denizin dibine girmiştir, sünger toplamak için teçhizatı da yoktur ve aşağıda o kadar bunalır ki birden yukarı çıkıp teneffüs alır. Ders nedir ki çıkıp da teneffüs alma ihtiyacı doğuran bir şeydir. Bu teneffüse teneffüs diyen ne kadar zeki bir adammış. İçeride yapılanın farkındaymış. Neden Türkiye´de sınıfların kapılarının iç tarafının boyası aşırı derecede silinmiş ya da kapı kırılmıştır iç tarafı ama kapıların dış tarafında hiçbir bozulma yoktur. Çünkü çocukların sınıflara giriş hızıyla sınıftan çıkış hızları arasındaki fark inanılmazdır." değerlendirmesini yaptı.

"Deli gömleklerimizi yakalım"
 Bütün bu kelimeleri düşünürken ve üzerinde çalışırken gerçekçi bir amaç ve sağlam bir metot ortaya koyulması gerektiğini belirterek, bunu sağlamak için yeterli kudret, irade ve bilimin bulunduğunu söyleyen Selçuk, konuşmasını şöyle tamamladı: "Bunun için inanın kudret var, irade var ve şimdi bilim var. Bilim olmadan bu ikisi bir işe yaramaz. Yani kudret ve irade ikilemesi bir işe yaramaz. Eğer bilim varsa işe yarar. Gelin hep beraber bu ülkeyi aklın, bilimin, gönlün merkezi yapalım ve medeniyete yeni bir filiz için muhafaza ettiklerimizin zehrini akıtalım. Çocuğumuzu sevdiğimiz kadar çocuk kavramını da sevelim. Öğretmenlere sahip çıkalım ki çocuklar onların vesilesiyle özgür akla koşsunlar. Hepimiz deli gömleklerimizi yakalım gitsin. Cemil Meriç´in ruhu şad olsun. Biz evrensel doğayla uyumlu güçlü bir felsefeye sahip gerçekçi bir amaca sahip sağlam bir metoda sahip bir paradigmayı konuşalım ve bu bizim dünyaya hediyemiz olsun, niye olmasın ki? Yusuflara el verelim. Şimdi ve gelecek hikayesini konuşalım. Şimdiye kadar başardıklarımızı Türkiye olarak eğitimle taçlandıralım."
Toplumun farklı kesimlerinden ve uzmanlık alanlarından temsilcilerin buluştuğu konferansa, bilimden sanata, hukuktan medyaya, spordan iş dünyasına, sendikalardan düşünce kuruluşlarına kadar 21 farklı alandan 100’ün üzerinde eğitim gönüllüsü katıldı.

 

 

 

> Eğitimde 'kıyameti kopartmak' için toplandılar

Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, dünya üzerindeki teknolojinin gelişimi ve rekabete dikkati çekerek, "Bizim bir şey yapmanın ötesinde kıyameti koparmamız lazım eğitimde. Bunu gerçekten yapabiliriz. Çok çok farklı bir çağ geliyor. Dijitalin, biyolojik olanın birlikte olduğu bir tekillik çağı geliyor. Bizim bu çağa hazırlanmamız lazım." dedi.

ziya_selcuk_konferans2023´e Doğru Türkiye Eğitim Sistemi "Bulma Konferansı"nda Bakan Selçuk, dünyadaki büyük ülkelere ve eğitim reformunda başarılı olan ülkelere bakıldığında büyük liderliklerle eğitim projelerinin başarılı olduğunu anlattı. Açılışta, yönetmenliğini Semih Kaplanoğlu´nun yaptığı Bal filmindeki Yusuf´un okuldaki öğrenme sahnelerinin yer aldığı bölüm izletilen konferansta Bakan Selçuk, salonda bulunan Kaplanoğlu´na teşekkür ederek konuşmasında Yusuf karakterine atıflarda bulundu.
Kendisinin görevi kabul etmesinin nedeninin Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan´ın liderliği olduğunu ifade eden Selçuk, "Eğer böyle bir liderlik olmasa gerçekten bir bakanın böyle bir işin altından kalkması -kim olursa olsun- çok zor görünüyor. Bir öğretmen lokomotif olmayı kabul ettiğinde bütün öğrenciler arkasından çuf çuf diye vagon olmayı hemen kabul ederler. Bu okul müdürleri için de böyledir, ilçe milli eğitim müdürleri için de söz konusudur." diye konuştu.
Selçuk, liderliğin izinde meseleye sahip çıkılması halinde karamsarlık ve eksikliklere rağmen Türkiye için çok güzel bir ufuk gördüğünü dile getirerek, "Türkiye´nin şimdiye kadar ortaya koyduğu birçok başarıyı eğitimle taçlandırmasının zamanı geldi" dedi.
Bakan Ziya Selçuk, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu toplantının adına biz ´bulma konferansı´ dedik. Bunu asimetrik bir düşünce ya da farklı bir şey olsun diye yapmadık. Bu toplum Katip Çelebi´den beri, 1610´dan beri arıyor. Artık bulalım. Tanzimattan beri arıyor. Artık bulalım. Bulduğumuz şey aslında aslında olduğumuz şey. Dolayısıyla bulmakla olmak arasındaki ilişkiyi biz kurduğumuzda zaten meselenin çok büyük bir kısmı çözülmüş olacak. Biz bulmak için buradayız ama bir taraftan da ezberi ve taklidi bırakıp tahkike geçmek için de buradayız. Yaptığımız işe bir sual sorduğumuzda, ´yaptığımız iş daha çok taklitle mi, ezberle mi yoksa tahkikle mi ilgili?´ Bunun yanıtı ortaya konduğunda zaten bizim fotoğrafımız da çıkmış olacak."
Salonda çok farklı meslek gruplarından insanların bulunduğunu hatırlatan Selçuk, "Biz biraz araştırma için, sorgulama için, akıl için, kalp için buradayız. İyi ki buradasınız. Eğitim sadece eğitim değildir. Çünkü eğitim antropolojidir, nörobilimdir, biyolojidir, ilahiyattır, felsefedir." dedi.  

"Eğitimde kıyameti koparmamız lazım"
Salonda bulunanların iltifata ihtiyacı olmadığını, gruba bir isim verilmesi gerekirse "Bir şey yapma grubu" denileceğini dile getiren Selçuk, şunları kaydetti: "Bizim bir şey yapmamız lazım. Dahi, üstün zekalı insan sayısı bizim ülkemizin nüfusu kadar olan ülkeler var dünyada. Başka bir rekabet var, başka bir anlayış, başka bir yarış, başka bir bilim ve teknoloji var. Bizim bir şey yapmanın ötesinde kıyameti koparmamız lazım eğitimde. Bunu gerçekten yapabiliriz. Çok çok farklı bir çağ geliyor. Dijitalin, biyolojik olanın birlikte olduğu bir tekillik çağı geliyor. Bizim bu çağa hazırlanmamız lazım. Sadece gelecek için değil şimdi için bir şey yapmamız lazım. Eğitim çocukları geleceğe hazırlamak değildir. Eğitim çocukları şimdiye uyandırmaktır. Eğer şimdiye uyanmazsanız gelecek tasavvurunuz olmaz. Bizim şimdiye uyanmamız lazım. Çocukları uyandırmamız lazım."

"Sivri akıllara ihtiyacımız var"
Bakan Selçuk, Türkiye´nin problemlerinin büyük olduğunu bu sebeple sorunların çözümü için "sivri akıllara" ihtiyaç duyduklarını bildirdi. "Ortak akıldan uzaklaşıp ezberleri bozmamız lazım" diyen Selçuk, "20 kişinin 18´inin ortak karar kıldığı bir ortak akıl bizim problemimizin çözümü değildir. Bizim problemimiz öyle devasa ki bizim sivri akıllara ihtiyacımız. Orta akıl ortalama akla götürür ortalama problemler söz konusuysa... Bizim sivri akıllara ihtiyacımız var. Çünkü bizim derdimiz büyük. ´Biz´ olmak istemiyoruz. Eğer ´siz, biz´ derseniz bu zımni olarak ´onlar´ demektir. ´Biz´ diyen birisi varsa ´onlar´ diyordur. ´Biz´ olmayı aşıp hepimiz olmak durumundayız." değerlendirmesini yaptı. Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, inovasyon peşinde olmadıklarını, yenilenerek dönüşmek istediklerini anlattı. "Yahya Kemal´in deyişiyle ´imtidad´ peşindeyiz. Yani yenilenerek dönüşmek peşindeyiz." ifadelerini kullanan Bakan Selçuk, şöyle devam etti: "Eğer bu konuda biraz mesafe alabilirsek -ki almalıyız- bizim yeni çekirdeklere, tohumlara ihtiyacımız var. Tabiatın bir kaidesi vardır. Herhangi bir bitkinin yeni bir filiz verebilmesi için tohumunun çürümesi lazım toprakta, dağılması lazım. Çünkü yeni filiz zaten tohumu getirecek size. Bin senedir duran bir tohumu muhafaza etmenin bir alemi yok. Onun toprakta dağılması gerekiyor ve yeni filiz verip, yeni bir medeniyet çekirdeğinin müjdesini taşıması gerekiyor. Biz hala kısırlaşmış bir tohumu muhafaza etmeye çalıştığımızda, muhafaza ettiğimiz şeyin bizi zehirlediğini farkederiz."
Dışarıdan propagandist şekilde çocuklara verilen, hayattan uzak, bayat müfredatların sorgulanması gerektiğini, bunlar için görevde olduklarını diye getiren Selçuk, eğitim ve zorunlu kelimesini yan yana getirenlere ´durun´ demek için burada olduklarını vurguladı.  

"Yağmur ´size su var, size yok´ demez"
 Bakan Selçuk, şunları söyledi: "Eğitimi endüstrinin ihtiyacıyla sınırlayanlara ´lütfen gökyüzüne bakın´ demek için buradayız. Milyarlarca yıldır her gün doğan ama asla bıktırmayan güneşi anlamak için buradayız. Güneş olmak için buradayız. Yağmur olmak için buradayız. Çünkü güneş hiçbir nebatı, otu, kurdu, kuşu, çocuğu, evlatlarımızın hiçbirisini ayırmadan hepsini ısıtır. Biz yağmur olmak zorundayız. Yağmur ´size su var size yok´ demez. Ne varsa herkese dağıtır. Böyle olduğumuzda mutlak surette hakikat kelimesini kullanmanın iznine de erişmiş oluruz. Eğer bunu yapabileceksek artı ya da eksi olmak için burada değiliz biz. Biz artı ve eksinin çarpışması sonucu ortaya çıkan enerji için buradayız. Kutupsuz sevgi için buradayız. Artı eksi için burada değiliz. Koşulsuz sevgi için buradayız. Bizim bilimle, aklı, gönlü, kokteyl yapmaya ihtiyacımız var. Bizim çift kanatlı olmaya ihtiyacımız var. Evrensel anlayışın yerel temsili için düşünmeye ihtiyacımız var. Bu nedenle ´yerli düşün küresel davran´ demek durumundayız. ´Küresel düşün yerel davran´ dediğimizde bunun farkını ortaya koyma ihtiyacımız var. Bizim kavramlarımızı yıkamaya ihtiyacımız var. Karnından doğdukları medeniyetin sesini soluğunu taşıyan kavramları yeniden sorgulama ihtiyacımız var."
"Teneffüs" kelimesi üzerinde duran Selçuk, "Bir dalgıç denizin dibine girmiştir, sünger toplamak için teçhizatı da yoktur ve aşağıda o kadar bunalır ki birden yukarı çıkıp teneffüs alır. Ders nedir ki çıkıp da teneffüs alma ihtiyacı doğuran bir şeydir. Bu teneffüse teneffüs diyen ne kadar zeki bir adammış. İçeride yapılanın farkındaymış. Neden Türkiye´de sınıfların kapılarının iç tarafının boyası aşırı derecede silinmiş ya da kapı kırılmıştır iç tarafı ama kapıların dış tarafında hiçbir bozulma yoktur. Çünkü çocukların sınıflara giriş hızıyla sınıftan çıkış hızları arasındaki fark inanılmazdır." değerlendirmesini yaptı.

"Deli gömleklerimizi yakalım"
 Bütün bu kelimeleri düşünürken ve üzerinde çalışırken gerçekçi bir amaç ve sağlam bir metot ortaya koyulması gerektiğini belirterek, bunu sağlamak için yeterli kudret, irade ve bilimin bulunduğunu söyleyen Selçuk, konuşmasını şöyle tamamladı: "Bunun için inanın kudret var, irade var ve şimdi bilim var. Bilim olmadan bu ikisi bir işe yaramaz. Yani kudret ve irade ikilemesi bir işe yaramaz. Eğer bilim varsa işe yarar. Gelin hep beraber bu ülkeyi aklın, bilimin, gönlün merkezi yapalım ve medeniyete yeni bir filiz için muhafaza ettiklerimizin zehrini akıtalım. Çocuğumuzu sevdiğimiz kadar çocuk kavramını da sevelim. Öğretmenlere sahip çıkalım ki çocuklar onların vesilesiyle özgür akla koşsunlar. Hepimiz deli gömleklerimizi yakalım gitsin. Cemil Meriç´in ruhu şad olsun. Biz evrensel doğayla uyumlu güçlü bir felsefeye sahip gerçekçi bir amaca sahip sağlam bir metoda sahip bir paradigmayı konuşalım ve bu bizim dünyaya hediyemiz olsun, niye olmasın ki? Yusuflara el verelim. Şimdi ve gelecek hikayesini konuşalım. Şimdiye kadar başardıklarımızı Türkiye olarak eğitimle taçlandıralım."
Toplumun farklı kesimlerinden ve uzmanlık alanlarından temsilcilerin buluştuğu konferansa, bilimden sanata, hukuktan medyaya, spordan iş dünyasına, sendikalardan düşünce kuruluşlarına kadar 21 farklı alandan 100’ün üzerinde eğitim gönüllüsü katıldı.

 

 

 

Son Güncelleme: Cumartesi, 08 Eylül 2018 16:23

Gösterim: 1452

Ölçme, Seçme Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanlığına Prof. Dr. Halis Aygün atandı.

halis_aygun_osymProf. Dr. Halis Aygün, 1968 yılında Giresun Şebinkarahisar’da doğdu. 1989 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümünden mezun olan Aygün, Yüksek Lisansını 1992 yılında aynı üniversitede tamamladı. Aygün, doktorasını 1997'de London City University'de tamamladı. 1989-1993 yılları arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi, Matematik Bölümü, Topoloji Anabilim Dalında araştırma görevlisi olan Aygün, Kocaeli Üniversitesi'nde 1998'de yardımcı doçent, 2000'de doçent ve 2006 yılında da profesör unvanını aldı.

 

> ÖSYM'ye yeni başkan geldi

Ölçme, Seçme Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanlığına Prof. Dr. Halis Aygün atandı.

halis_aygun_osymProf. Dr. Halis Aygün, 1968 yılında Giresun Şebinkarahisar’da doğdu. 1989 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümünden mezun olan Aygün, Yüksek Lisansını 1992 yılında aynı üniversitede tamamladı. Aygün, doktorasını 1997'de London City University'de tamamladı. 1989-1993 yılları arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi, Matematik Bölümü, Topoloji Anabilim Dalında araştırma görevlisi olan Aygün, Kocaeli Üniversitesi'nde 1998'de yardımcı doçent, 2000'de doçent ve 2006 yılında da profesör unvanını aldı.

 

Son Güncelleme: Perşembe, 06 Eylül 2018 10:56

Gösterim: 1101

Ümit Kalko / Mektebim Yönetim Kurulu Başkanı

umit_kalkoİnsanlık tarihinin son 10.000 yılına bakıldığında; toplumsal gelişmişlik düzeyinin yatay yönde yükseldiği gözlemlenirken, son 40 yılda ise dikey yönde çok hızlı bir yükselme gösterdiği gözlemlenmektedir. Son 40 yılda bu yükselmenin neden olduğu incelenmeli, ülke olarak bu tablo doğru okunmalı, dünyadaki değişim ve gelişim yakından takip edilmelidir.

Biz eğitimciler, kendimizi geleceğin mimarları olarak konumlandırırken çocuklarımızı 21. yüzyılın bilgi ve becerilerine, yarının gerçeklerine nasıl hazırlamamız gerektiğini biliyor olmalı ve bu doğrultuda hareket etmeliyiz. Son yıllarda ülkemizde özellikle özel okulların okul öncesinden itibaren yenilikçi ders programlarına yer verdiğini ve teknolojiyi eğitimle entegre ederek uyguladıklarını görüyoruz. Teknoloji günümüzde artık gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası olduğu gibi öğrenme ortamlarının da göz ardı edilmemesi gereken önemli bir tamamlayıcısı haline geldi. Fakat teknolojinin sınıflarda kalıcı ve anlamlı öğrenmeyi destekleyecek şekilde nasıl kullanılacağına ilişkin birçok kişinin eğitime ve desteğe ihtiyacı var. Bu konu da öncelikle öğretmenlerimize eğitim vermek ve sürekli olarak gelişmelerini sağlamak gerekiyor. Öğretmene yapılan yatırım en önemli yatırımdır. Hizmet içi eğitimlerinin dünyadaki yeni uygulama ve yöntemlere uygun olması gerekir. Aksi takdirde ne altyapı ne de teknolojiye yaptığınız yatırımın bir anlamı kalmaz.

Ayrıca günümüzde pek çok ülkenin eğitim sisteminde öğrencilerin; üreten, ekonomik ve sosyal gelişmelere katkı sağlayan, 21. yüzyıl becerilerine sahip bireyler olarak yetiştirilmesi hedefleniyor. Çağın gereklilikleri ve teknolojideki gelişmelerle birlikte düşünen, sorgulayan, araştıran ve buluş yapabilen öğrencilere olan ihtiyaç gün geçtikçe artıyor. Bu nedenle çocuklarımızın Fen Bilimleri, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik derslerinde öğrendikleri bilgileri bir bütünün parçaları olarak görmelerini sağlamak, Endüstri 4.0 ve 21.yüzyıl becerilerinin geliştirilmesine ön ayak olan eğitim programlarını çağın gerekliliklerine göre değiştirip, geliştirerek yola devam etmek gerekiyor. Milli Eğitim Bakanlığımız da bu çalışmaları takip ediyor ve müfredatta değişikliklere gidiyor. Kodlama derslerinin müfredata eklenmesi hususunda hazırlık çalışmalarına devam ediyor. Eğitim-öğretimde; bilgi odaklı eğitimden beceri odaklı eğitime geçişin nasıl olacağı ve Endüstri 4.0’ın eğitime entegrasyonunun nasıl sağlanacağı konularının ele alınması gerekiyor. Özgüveni yüksek, inisiyatif kullanabilen, sosyalleşmiş, girişimci ve yaratıcı bir nesli nasıl yetiştireceğimizi planlamamız ve geleceğin ihtiyaçlarına cevap verecek bugünün çocuklarını anlamamız gerekiyor. Ailelerin ve eğitimcilerin sınav başarısı kadar yaşam başarısı içinde beklentiye girmeleri ve çocuklarının gelecekleri için bu yönde de endişe duymaları gerekiyor. Uluslararasılaşma kavramı ile birlikte milli ve manevi değerlere verilen önemin artması, vatan ve millet sevgisinin aşılanması gerekiyor. Eğitimde bu bakış açısıyla yeni bir dönemin başladığını düşünüyorum.

Özel eğitim sektörüne baktığımızda, ülkemizde özel okul sayısında özellikle son beş yılda ciddi bir artış görülmektedir. Geçtiğimiz yıllarda dershanelerin dönüşüm sürecine girmesi, 4+4+4 sisteminin uygulaması bu artışa etki eden faktörler arasındadır. Milli Eğitim Bakanlığımız, özel okul yatırım teşvikleri ve öğrenci kayıt teşvikleri ile özel eğitimi desteklemektedir ve günümüzde özel okullar artık daha ulaşılabilir hale gelmiştir. Eğitim, bir ülkenin geleceği ile alakalı en önemli unsurların başında yer almaktadır. Şu an eğitim sektörü özellikle de özel okulculuk ciddi bir dönüşüm içerisinde olduğundan, içinde bulunduğumuz dönem sebebiyle yapılacak değişikliklerin eğitim öğretim süreçlerini etkilemeden yapılması gerekmektedir. Türkiye’deki sıkıntı, sistemin ve sistemi oluşturacak ve uygulayacak kişilerin çok fazla değişmesidir. Eğitimin temeli ile alakalı değişiklikler olduğunda, ciddi güven problemleri oluştuğunu görüyoruz. Belirlenen Eğitim politikasını, günümüz koşullarına göre ve teknolojik özellikleri de göz önüne alarak yenilemeli ve geliştirmeliyiz. Milli Eğitim Bakanlığımızın da yeni bir bakış açısı kazandığını ve yeterli zaman verildiğinde doğru adımlar atacağını düşünüyorum. Biz geleceğin güzel olacağına inanıyoruz. Çünkü ülkemizin çocuklarına ve uyguladığımız eğitim sistemine çok güveniyoruz. Eğitim sistemi durağan bir yapı değildir. Biz eğitim sistemimizde çağın gerektirdiği tüm entegrasyonu güncelliyoruz. Bu bağlamda geleceğin teminatı olan çocuklarımıza güzel yarınlar sunmak için var gücümüzle çalışıyoruz.

 

> Endüstri 4.0’ın eğitime entegrasyonu nasıl sağlanacak?

Ümit Kalko / Mektebim Yönetim Kurulu Başkanı

umit_kalkoİnsanlık tarihinin son 10.000 yılına bakıldığında; toplumsal gelişmişlik düzeyinin yatay yönde yükseldiği gözlemlenirken, son 40 yılda ise dikey yönde çok hızlı bir yükselme gösterdiği gözlemlenmektedir. Son 40 yılda bu yükselmenin neden olduğu incelenmeli, ülke olarak bu tablo doğru okunmalı, dünyadaki değişim ve gelişim yakından takip edilmelidir.

Biz eğitimciler, kendimizi geleceğin mimarları olarak konumlandırırken çocuklarımızı 21. yüzyılın bilgi ve becerilerine, yarının gerçeklerine nasıl hazırlamamız gerektiğini biliyor olmalı ve bu doğrultuda hareket etmeliyiz. Son yıllarda ülkemizde özellikle özel okulların okul öncesinden itibaren yenilikçi ders programlarına yer verdiğini ve teknolojiyi eğitimle entegre ederek uyguladıklarını görüyoruz. Teknoloji günümüzde artık gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası olduğu gibi öğrenme ortamlarının da göz ardı edilmemesi gereken önemli bir tamamlayıcısı haline geldi. Fakat teknolojinin sınıflarda kalıcı ve anlamlı öğrenmeyi destekleyecek şekilde nasıl kullanılacağına ilişkin birçok kişinin eğitime ve desteğe ihtiyacı var. Bu konu da öncelikle öğretmenlerimize eğitim vermek ve sürekli olarak gelişmelerini sağlamak gerekiyor. Öğretmene yapılan yatırım en önemli yatırımdır. Hizmet içi eğitimlerinin dünyadaki yeni uygulama ve yöntemlere uygun olması gerekir. Aksi takdirde ne altyapı ne de teknolojiye yaptığınız yatırımın bir anlamı kalmaz.

Ayrıca günümüzde pek çok ülkenin eğitim sisteminde öğrencilerin; üreten, ekonomik ve sosyal gelişmelere katkı sağlayan, 21. yüzyıl becerilerine sahip bireyler olarak yetiştirilmesi hedefleniyor. Çağın gereklilikleri ve teknolojideki gelişmelerle birlikte düşünen, sorgulayan, araştıran ve buluş yapabilen öğrencilere olan ihtiyaç gün geçtikçe artıyor. Bu nedenle çocuklarımızın Fen Bilimleri, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik derslerinde öğrendikleri bilgileri bir bütünün parçaları olarak görmelerini sağlamak, Endüstri 4.0 ve 21.yüzyıl becerilerinin geliştirilmesine ön ayak olan eğitim programlarını çağın gerekliliklerine göre değiştirip, geliştirerek yola devam etmek gerekiyor. Milli Eğitim Bakanlığımız da bu çalışmaları takip ediyor ve müfredatta değişikliklere gidiyor. Kodlama derslerinin müfredata eklenmesi hususunda hazırlık çalışmalarına devam ediyor. Eğitim-öğretimde; bilgi odaklı eğitimden beceri odaklı eğitime geçişin nasıl olacağı ve Endüstri 4.0’ın eğitime entegrasyonunun nasıl sağlanacağı konularının ele alınması gerekiyor. Özgüveni yüksek, inisiyatif kullanabilen, sosyalleşmiş, girişimci ve yaratıcı bir nesli nasıl yetiştireceğimizi planlamamız ve geleceğin ihtiyaçlarına cevap verecek bugünün çocuklarını anlamamız gerekiyor. Ailelerin ve eğitimcilerin sınav başarısı kadar yaşam başarısı içinde beklentiye girmeleri ve çocuklarının gelecekleri için bu yönde de endişe duymaları gerekiyor. Uluslararasılaşma kavramı ile birlikte milli ve manevi değerlere verilen önemin artması, vatan ve millet sevgisinin aşılanması gerekiyor. Eğitimde bu bakış açısıyla yeni bir dönemin başladığını düşünüyorum.

Özel eğitim sektörüne baktığımızda, ülkemizde özel okul sayısında özellikle son beş yılda ciddi bir artış görülmektedir. Geçtiğimiz yıllarda dershanelerin dönüşüm sürecine girmesi, 4+4+4 sisteminin uygulaması bu artışa etki eden faktörler arasındadır. Milli Eğitim Bakanlığımız, özel okul yatırım teşvikleri ve öğrenci kayıt teşvikleri ile özel eğitimi desteklemektedir ve günümüzde özel okullar artık daha ulaşılabilir hale gelmiştir. Eğitim, bir ülkenin geleceği ile alakalı en önemli unsurların başında yer almaktadır. Şu an eğitim sektörü özellikle de özel okulculuk ciddi bir dönüşüm içerisinde olduğundan, içinde bulunduğumuz dönem sebebiyle yapılacak değişikliklerin eğitim öğretim süreçlerini etkilemeden yapılması gerekmektedir. Türkiye’deki sıkıntı, sistemin ve sistemi oluşturacak ve uygulayacak kişilerin çok fazla değişmesidir. Eğitimin temeli ile alakalı değişiklikler olduğunda, ciddi güven problemleri oluştuğunu görüyoruz. Belirlenen Eğitim politikasını, günümüz koşullarına göre ve teknolojik özellikleri de göz önüne alarak yenilemeli ve geliştirmeliyiz. Milli Eğitim Bakanlığımızın da yeni bir bakış açısı kazandığını ve yeterli zaman verildiğinde doğru adımlar atacağını düşünüyorum. Biz geleceğin güzel olacağına inanıyoruz. Çünkü ülkemizin çocuklarına ve uyguladığımız eğitim sistemine çok güveniyoruz. Eğitim sistemi durağan bir yapı değildir. Biz eğitim sistemimizde çağın gerektirdiği tüm entegrasyonu güncelliyoruz. Bu bağlamda geleceğin teminatı olan çocuklarımıza güzel yarınlar sunmak için var gücümüzle çalışıyoruz.

 

Son Güncelleme: Çarşamba, 29 Ağustos 2018 14:27

Gösterim: 1376

F. Nurullah DAL / Türkiye Özel Okullar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

nurullah_dalÜlkemizde gerçekleştirilen Anayasa değişikliği ve 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan genel seçim sonucunda yeni yürütme sistemine geçildiği malumdur. Yeni sistemin gelişen ve büyüyen Türkiye için gerekli olduğuna inanıyorum. Her sektörün hizmet verdiği alanla ilgili olarak yeni sistem hakkında farklı bakış açısı ve değerlendirmeleri olabilecektir.

Yeni sistemdeki Mili Eğitim Bakanına ve Bakanlığına bakışı ve gelişmeleri eğitim hizmeti veren sektörümüzün penceresinden değerlendirirsek:

Milli Eğitim Bakanlığı görevine Prof. Dr. Ziya Selçuk'un getirilmesinin isabetli bir karar olduğunun kamuoyunda çoğunlukla kabul gördüğünü peşinen belirtmek isterim. Sayın Bakanımızın şimdiye kadar eğitim olaylarına hep gerçekçi ve mantıklı yaklaşımlarına tanık olduk. Bence her kesimin Yeni Bakanımıza karşı olan memnuniyetinde bu algının büyük payı vardır. Gerçi sorumluluk altındaki kararların ve ifadelerin çok daha bağlayıcı ve dikkat gerektirdiği biliniyor. Ancak daha önce Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığından da tanıdığımız Sayın Prof. Dr. Ziya Selçuk'un, temel prensiplerinden vazgeçmeyeceği inancındayım.

Yeni Bakanımız merhum Avni Akyol gibi (tabiri caiz ise) eğitimin mutfağından geldiği için herkes sorunlarını, isteklerini, eleştirilerini veya memnuniyetini kolaylıkla anlatabilecektir. Eleştirdiği konu haklı ve doğru ise Bakanın kendisine teşekkür edeceği algısı eğitim camiasında yaygındır.

Son dönemlerde eğitim alanındaki ani kararlar, sık uygulama değişiklikleri veliler, öğrenci ve öğretmenler arasında ve genel anlamda kamuoyunda memnuniyetsizliklere sebep oldu. Tabii ki bu durum Sayın Bakana karşı beklentilerin çıtasını da yükseltiyor.

Sınav eğitimin temel ögelerinden biridir. Ancak şu anda maalesef kimsenin adını bile anmak istemediği bir kavrama dönüştü. Dolayısıyla öncelikle toplumda bir “Sınavla Barışma” bilinci oluşturulmalıdır. PISA ve benzeri sınavlarda ülkemizin alt sıralara düşmesi eğitim sistemimize ve ders programlarımıza, haklı veya haksız olarak birçok eleştiri getirmiştir. Bu durumun düzeltilmesi öğrencilerimize ve kamuoyuna güven duygusu verecektir.

Milli Eğitim Bakanlığının ne boyutlarda hizmet verdiği, bir çok ülkenin yönetimini geçtiğinin farkındayız. Beklentilerin yüksek olduğunu da az önce belirttik. Allah Bakanımıza güç kuvvet versin.

Tabii ki bu arada özel okullarımızın da beklentileri, çözümünü dilediği alanlar vardır. Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünün çaba ve gayretlerini her zaman takdir ettiğimizi belirtelim. Fakat yasal boyutlarda yapılması gerekenleri Sayın Bakanımızdan bekleyeceğiz.

Ancak, Milli Eğitim Bakanlığının bir çalışma yaptığını, üç yıllık süre için planlama hazırlıkları üzerinde çalışıldığını biliyoruz. Bu nedenle şu aşamada Sayın Bakanımızın duyuracağı bu sürece ait planlamayı bekliyoruz.

Eğitim dünyasında ve eğitim teknolojileri alanında sürekli ve hızlı değişimler her zaman olmuştur. Bundan sonra da olacaktır. Bu bağlamda bir şablon koyup hizmetleri sürekli onunla yürütme olanağı yoktur. Özel okullar olarak Bakanlığımızca eğitim alanında yapılacak her atılımda tarafımıza düşen görevi yapmaya hazırız.

Sayın Bakanımızı ve çalışma arkadaşlarını Tebrik ediyor şahsım, yönetim kurulumuz ve bütün üyelerimiz adına samimi başarı dileklerimi iletiyorum.

> Eğitimde yeni dönem ve beklentiler

F. Nurullah DAL / Türkiye Özel Okullar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

nurullah_dalÜlkemizde gerçekleştirilen Anayasa değişikliği ve 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan genel seçim sonucunda yeni yürütme sistemine geçildiği malumdur. Yeni sistemin gelişen ve büyüyen Türkiye için gerekli olduğuna inanıyorum. Her sektörün hizmet verdiği alanla ilgili olarak yeni sistem hakkında farklı bakış açısı ve değerlendirmeleri olabilecektir.

Yeni sistemdeki Mili Eğitim Bakanına ve Bakanlığına bakışı ve gelişmeleri eğitim hizmeti veren sektörümüzün penceresinden değerlendirirsek:

Milli Eğitim Bakanlığı görevine Prof. Dr. Ziya Selçuk'un getirilmesinin isabetli bir karar olduğunun kamuoyunda çoğunlukla kabul gördüğünü peşinen belirtmek isterim. Sayın Bakanımızın şimdiye kadar eğitim olaylarına hep gerçekçi ve mantıklı yaklaşımlarına tanık olduk. Bence her kesimin Yeni Bakanımıza karşı olan memnuniyetinde bu algının büyük payı vardır. Gerçi sorumluluk altındaki kararların ve ifadelerin çok daha bağlayıcı ve dikkat gerektirdiği biliniyor. Ancak daha önce Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığından da tanıdığımız Sayın Prof. Dr. Ziya Selçuk'un, temel prensiplerinden vazgeçmeyeceği inancındayım.

Yeni Bakanımız merhum Avni Akyol gibi (tabiri caiz ise) eğitimin mutfağından geldiği için herkes sorunlarını, isteklerini, eleştirilerini veya memnuniyetini kolaylıkla anlatabilecektir. Eleştirdiği konu haklı ve doğru ise Bakanın kendisine teşekkür edeceği algısı eğitim camiasında yaygındır.

Son dönemlerde eğitim alanındaki ani kararlar, sık uygulama değişiklikleri veliler, öğrenci ve öğretmenler arasında ve genel anlamda kamuoyunda memnuniyetsizliklere sebep oldu. Tabii ki bu durum Sayın Bakana karşı beklentilerin çıtasını da yükseltiyor.

Sınav eğitimin temel ögelerinden biridir. Ancak şu anda maalesef kimsenin adını bile anmak istemediği bir kavrama dönüştü. Dolayısıyla öncelikle toplumda bir “Sınavla Barışma” bilinci oluşturulmalıdır. PISA ve benzeri sınavlarda ülkemizin alt sıralara düşmesi eğitim sistemimize ve ders programlarımıza, haklı veya haksız olarak birçok eleştiri getirmiştir. Bu durumun düzeltilmesi öğrencilerimize ve kamuoyuna güven duygusu verecektir.

Milli Eğitim Bakanlığının ne boyutlarda hizmet verdiği, bir çok ülkenin yönetimini geçtiğinin farkındayız. Beklentilerin yüksek olduğunu da az önce belirttik. Allah Bakanımıza güç kuvvet versin.

Tabii ki bu arada özel okullarımızın da beklentileri, çözümünü dilediği alanlar vardır. Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünün çaba ve gayretlerini her zaman takdir ettiğimizi belirtelim. Fakat yasal boyutlarda yapılması gerekenleri Sayın Bakanımızdan bekleyeceğiz.

Ancak, Milli Eğitim Bakanlığının bir çalışma yaptığını, üç yıllık süre için planlama hazırlıkları üzerinde çalışıldığını biliyoruz. Bu nedenle şu aşamada Sayın Bakanımızın duyuracağı bu sürece ait planlamayı bekliyoruz.

Eğitim dünyasında ve eğitim teknolojileri alanında sürekli ve hızlı değişimler her zaman olmuştur. Bundan sonra da olacaktır. Bu bağlamda bir şablon koyup hizmetleri sürekli onunla yürütme olanağı yoktur. Özel okullar olarak Bakanlığımızca eğitim alanında yapılacak her atılımda tarafımıza düşen görevi yapmaya hazırız.

Sayın Bakanımızı ve çalışma arkadaşlarını Tebrik ediyor şahsım, yönetim kurulumuz ve bütün üyelerimiz adına samimi başarı dileklerimi iletiyorum.

Son Güncelleme: Perşembe, 30 Ağustos 2018 11:51

Gösterim: 1070

Orhan Özbey / Okyanus Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı

orhan_ozbeyMilli Eğitim Bakanlığına atanan Sayın Prof. Dr. Ziya Selçuk; Cumhurbaşkanlığı hükümet modelinin ilk Milli Eğitim Bakanı olarak göreve başladı. Sayın Selçuk’un Milli Eğitim Bakanlığına atanmasının isabetli oluşu yönün de toplumda geniş bir mutabakatın olduğu da bir gerçek…

Biz de kendilerine başarılar dilerken hem bir durum tespiti yapmak hem de acil bazı konulara değinerek ayrıca Milli Eğitimin hatta Türkiye’nin temel problemlerini eğitimi ilgilendiren bağlamda ele almaya çalışacağız.

Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki Türkiye’de toplumun eğitimden beklentilerinin karşılanabilmesi için son derece şanslı bir dönemde olduğumuzu unutmayalım. Bunun çeşitli sebepleri var;

1-    *  Sayın bakanın hem özel hem de genel eğitime ilişkin müktesebatı

2-    *  Sayın bakanın eğitimci olması

3-     * Geniş mutabakatla kurulmuş bir hükümet zamanında bakan olması

4-    *   Toplumun büyük kesiminin eğitime katkı vermek için maddi ve manevi olarak talepkâr olma durumu

gibi sebepler sayabiliriz.

Ancak; şunu da unutmayalım ki Türkiye’de hemen hemen her kesimden insanların çokça dile getirdiği “LİKAYAT”lı insan modeli ile yönetmek veya yönetilmek talebi eğitim ile son derece ilintilidir. Bunun Milli Eğitim Bakanlığının çözmesi gereken çok temel bir sorun olduğunu düşünüyorum.

Bu konunun arka planında ise şöyle bir “soru” vardır: “Liyakatlı insan var mı ki liyakatlı ile çalışılmıyor?” Bu soruya benim cevabım şudur: Liyakatlı insan yok denecek kadar azdır.

Ara sıra da olsa liyakatlı bakan, müdür ya da farklı kademelerde liyakatlı yöneticiler görebilirsiniz. 1000 kişilik bir birimde, departmanda 50 kişi sahibidir, diğer 950 kişi maalesef bulunduğu işin hakkını verebilecek kişilik, yetenek, ilgi, genetik yatkınlık taşımaz.

İşte bu tablonun tam olarak sorumlusu da MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’DIR.

Çünkü öğrenciler üniversiteye yerleşirken mesleki doğuştan yeteneklerine göre değil bilgilerine göre yerleştirilirler. Bilgiye dayalı üniversitelerin meslek dallarına öğrenci yerleştirmek son derece sakat bir uygulamadır. Burada bilgiyi küçümsediğimiz anlaşılmasın.

Yetenek öncelikli olmalıdır, yetenek varsa bilgi verilebilir, bilgi varsa yetenek verilemez.

Bir öğrencinin 3 boyutlu düşünme, hayal etme, bütüncül düşünme, tasarım yapma yetisi varsa iyi bir mimar olur. Bu öğrenciye verilecek mimarlık eğitimi, bilgisi öğrenciyi adeta uçurur. İşte size LİYAKAT’lı mimar. Aksi durumda çok bilgili, üniversiteyi yüksek puanlarla kazanmış bir öğenci; yukarıda saydığımız tasarım, 3 boyutlu düşünme, bütüncül düşünme gibi yetilere sahip değilse sadece okulundan iyi puanlarla mezun olan ancak LİYAKAT’SIZ bir mimar olur. Bu örneği bütün mesleklere uyarlayabiliriz.

Milli Eğitim Bakanının işi çok zor ancak bahane olmamalı. Zor; çünkü Sayın Bakanın çalışacağı yüzbinlerce idareci, personel ve özellikle öğretmenler LİYAKAT’LI öğretmenler midir? Çok açık söylüyorum ASLA… Mevcut öğretmenler içinde çok iyi vali, kaymakam, mühendis, mimar, sosyolog, avukat yetisine sahip insanlar var bunlara öğretmenlik bilgisi verilmiş. Bir garabetle karşı karşıyayız. İyi öğretmen nerede? Kimisi Hukuk kazanmış, muhasebe bölümünü kazanmış, kimi de Ziraat mühendisliğini ya da Tıp fakültesini…

Son istatistikler elimizde olmadığı için herhangi bir rakam söyleyemiyoruz. Ancak şunu çok iyi biliyoruz ki büyük paralar harcayarak üniversitelerde okuttuğumuz öğrenciler mezun olduğu üniversitenin meslek dalındaki işlerin dışın da çalışıyor.

Bu durum tek başına ne kadar büyük emek, zaman, insan israfı olduğunu gösteriyor.

PEKİ, NE YAPILMALI?

Önce şunu iyi bilelim üniversitelerin meslek dalları seçilirken öğrenciye tercih yaptırılması öğrencinin isabetli yere yerleşeceği anlamına gelmez. Bu uygulamada hem kendimizi hem de öğrenciyi kandırıyoruz. Kandırılma noktası şu ki öğrenci istediği yeri seçme konusunda kendisini özgür hissediyor. Oysa belirleyici olan sınav puanlarının hangi mesleğe denk geldiğidir. Öğretmen olmak isteyen öğrencinin puanları mühendislik kazanmasına yetiyorsa mühendislik fakültesine giriyor.

Ayrıca kişinin isteğine, hevesine bırakılması da doğru değildir. Öğrencinin hangi mesleklere doğuştan yatkın olduğu yapılacak bilimsel testlerle tespit edilerek kendisine rehberlik yapılmalı, yatkın olduğu meslekler konusunda tercih yapma iradesi sunulmalıdır.

ÇÖZÜM YOLU VAR!

* Yıllardır dile getirdiğim bir çözüm yolunu burada da kısaca ifade etmek isterim.

1-      * Mevcut bütün liselerimizin tamamı kariyer meslek liselerine dönüşmeli (Tıp Kariyer Meslek Lisesi, Mimarlık Kariyer Meslek Lisesi, Öğretmenlik Kariyer Meslek Lisesi vb).

2-     *  Kariyer meslek liselerinin son sınıfında en başarılı öğrenciler üniversitelere yerleştirilmeli diğerleri ara eleman olmalı, ara eleman döneminde de üniversite kapısı her zaman açık tutulmalı.

3-     *  Temel eğitimi almamış öğrenciler ortaokuldan kolay kolay mezun olmamalı.

4-     * Ortaokul son sınıfta tüm öğrencilerin uygun olduğu kariyer meslek lisesi tespit edilmeli.

5-     * Lise bittiğinde meslek edinmemiş hiçbir öğrencimiz olmamalı.

6-     * Her yıl mezun ettiğimiz milyonlarca mesleksiz insana karşılık bu düzenleme mutlaka yapılmalı.

7-      *Çocuklarımızı bütün dünya insanlarının mutluluğunu ideal edinen evrensel ve ahlaki öğretilerle donanımlı bir nesil programı ile ayrıca ele alınacak bir yöntemle yetiştirilmeli.
Bütün Türkiye gibi ben de yoğun bir umut içinde çok güzel şeyler olacak öngörüsü taşıyorum.
Yeni dönemin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

 

 

> Mesleki kariyer liseleri açılmalı

Orhan Özbey / Okyanus Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı

orhan_ozbeyMilli Eğitim Bakanlığına atanan Sayın Prof. Dr. Ziya Selçuk; Cumhurbaşkanlığı hükümet modelinin ilk Milli Eğitim Bakanı olarak göreve başladı. Sayın Selçuk’un Milli Eğitim Bakanlığına atanmasının isabetli oluşu yönün de toplumda geniş bir mutabakatın olduğu da bir gerçek…

Biz de kendilerine başarılar dilerken hem bir durum tespiti yapmak hem de acil bazı konulara değinerek ayrıca Milli Eğitimin hatta Türkiye’nin temel problemlerini eğitimi ilgilendiren bağlamda ele almaya çalışacağız.

Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki Türkiye’de toplumun eğitimden beklentilerinin karşılanabilmesi için son derece şanslı bir dönemde olduğumuzu unutmayalım. Bunun çeşitli sebepleri var;

1-    *  Sayın bakanın hem özel hem de genel eğitime ilişkin müktesebatı

2-    *  Sayın bakanın eğitimci olması

3-     * Geniş mutabakatla kurulmuş bir hükümet zamanında bakan olması

4-    *   Toplumun büyük kesiminin eğitime katkı vermek için maddi ve manevi olarak talepkâr olma durumu

gibi sebepler sayabiliriz.

Ancak; şunu da unutmayalım ki Türkiye’de hemen hemen her kesimden insanların çokça dile getirdiği “LİKAYAT”lı insan modeli ile yönetmek veya yönetilmek talebi eğitim ile son derece ilintilidir. Bunun Milli Eğitim Bakanlığının çözmesi gereken çok temel bir sorun olduğunu düşünüyorum.

Bu konunun arka planında ise şöyle bir “soru” vardır: “Liyakatlı insan var mı ki liyakatlı ile çalışılmıyor?” Bu soruya benim cevabım şudur: Liyakatlı insan yok denecek kadar azdır.

Ara sıra da olsa liyakatlı bakan, müdür ya da farklı kademelerde liyakatlı yöneticiler görebilirsiniz. 1000 kişilik bir birimde, departmanda 50 kişi sahibidir, diğer 950 kişi maalesef bulunduğu işin hakkını verebilecek kişilik, yetenek, ilgi, genetik yatkınlık taşımaz.

İşte bu tablonun tam olarak sorumlusu da MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’DIR.

Çünkü öğrenciler üniversiteye yerleşirken mesleki doğuştan yeteneklerine göre değil bilgilerine göre yerleştirilirler. Bilgiye dayalı üniversitelerin meslek dallarına öğrenci yerleştirmek son derece sakat bir uygulamadır. Burada bilgiyi küçümsediğimiz anlaşılmasın.

Yetenek öncelikli olmalıdır, yetenek varsa bilgi verilebilir, bilgi varsa yetenek verilemez.

Bir öğrencinin 3 boyutlu düşünme, hayal etme, bütüncül düşünme, tasarım yapma yetisi varsa iyi bir mimar olur. Bu öğrenciye verilecek mimarlık eğitimi, bilgisi öğrenciyi adeta uçurur. İşte size LİYAKAT’lı mimar. Aksi durumda çok bilgili, üniversiteyi yüksek puanlarla kazanmış bir öğenci; yukarıda saydığımız tasarım, 3 boyutlu düşünme, bütüncül düşünme gibi yetilere sahip değilse sadece okulundan iyi puanlarla mezun olan ancak LİYAKAT’SIZ bir mimar olur. Bu örneği bütün mesleklere uyarlayabiliriz.

Milli Eğitim Bakanının işi çok zor ancak bahane olmamalı. Zor; çünkü Sayın Bakanın çalışacağı yüzbinlerce idareci, personel ve özellikle öğretmenler LİYAKAT’LI öğretmenler midir? Çok açık söylüyorum ASLA… Mevcut öğretmenler içinde çok iyi vali, kaymakam, mühendis, mimar, sosyolog, avukat yetisine sahip insanlar var bunlara öğretmenlik bilgisi verilmiş. Bir garabetle karşı karşıyayız. İyi öğretmen nerede? Kimisi Hukuk kazanmış, muhasebe bölümünü kazanmış, kimi de Ziraat mühendisliğini ya da Tıp fakültesini…

Son istatistikler elimizde olmadığı için herhangi bir rakam söyleyemiyoruz. Ancak şunu çok iyi biliyoruz ki büyük paralar harcayarak üniversitelerde okuttuğumuz öğrenciler mezun olduğu üniversitenin meslek dalındaki işlerin dışın da çalışıyor.

Bu durum tek başına ne kadar büyük emek, zaman, insan israfı olduğunu gösteriyor.

PEKİ, NE YAPILMALI?

Önce şunu iyi bilelim üniversitelerin meslek dalları seçilirken öğrenciye tercih yaptırılması öğrencinin isabetli yere yerleşeceği anlamına gelmez. Bu uygulamada hem kendimizi hem de öğrenciyi kandırıyoruz. Kandırılma noktası şu ki öğrenci istediği yeri seçme konusunda kendisini özgür hissediyor. Oysa belirleyici olan sınav puanlarının hangi mesleğe denk geldiğidir. Öğretmen olmak isteyen öğrencinin puanları mühendislik kazanmasına yetiyorsa mühendislik fakültesine giriyor.

Ayrıca kişinin isteğine, hevesine bırakılması da doğru değildir. Öğrencinin hangi mesleklere doğuştan yatkın olduğu yapılacak bilimsel testlerle tespit edilerek kendisine rehberlik yapılmalı, yatkın olduğu meslekler konusunda tercih yapma iradesi sunulmalıdır.

ÇÖZÜM YOLU VAR!

* Yıllardır dile getirdiğim bir çözüm yolunu burada da kısaca ifade etmek isterim.

1-      * Mevcut bütün liselerimizin tamamı kariyer meslek liselerine dönüşmeli (Tıp Kariyer Meslek Lisesi, Mimarlık Kariyer Meslek Lisesi, Öğretmenlik Kariyer Meslek Lisesi vb).

2-     *  Kariyer meslek liselerinin son sınıfında en başarılı öğrenciler üniversitelere yerleştirilmeli diğerleri ara eleman olmalı, ara eleman döneminde de üniversite kapısı her zaman açık tutulmalı.

3-     *  Temel eğitimi almamış öğrenciler ortaokuldan kolay kolay mezun olmamalı.

4-     * Ortaokul son sınıfta tüm öğrencilerin uygun olduğu kariyer meslek lisesi tespit edilmeli.

5-     * Lise bittiğinde meslek edinmemiş hiçbir öğrencimiz olmamalı.

6-     * Her yıl mezun ettiğimiz milyonlarca mesleksiz insana karşılık bu düzenleme mutlaka yapılmalı.

7-      *Çocuklarımızı bütün dünya insanlarının mutluluğunu ideal edinen evrensel ve ahlaki öğretilerle donanımlı bir nesil programı ile ayrıca ele alınacak bir yöntemle yetiştirilmeli.
Bütün Türkiye gibi ben de yoğun bir umut içinde çok güzel şeyler olacak öngörüsü taşıyorum.
Yeni dönemin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

 

 

Son Güncelleme: Çarşamba, 29 Ağustos 2018 11:17

Gösterim: 1428


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.