Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Dr. Mustafa AYDIN / İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı
Küresel dünyanın sürekli değişip geliştiği günümüzde, eğitimin de bu süreçten geri kalmaması, hatta bu sürece öncülük etmesi gerekir. Bu nedenle eğitim politikalarını oluşturanlar, eğitim kurumları, eğitimciler ve öğrenciler, sürekli kendilerini yenileyip geliştirerek çağa uydurmak zorundadırlar. Eğitim camiası, her fırsatta kendini değerlendirip, geçmişte ne yaptığını ele alıp, başarılarını ve eksiklerini tespit ederek pozisyonunu ona göre yenilemeli, gelecek dönem hakkında öngörülerle bu süreci beslemelidir.
Bilişim alanında meydana gelen gelişmeler, yeni dönemin ihtiyaçlarının arasına bu alandaki eğitim seçeneklerinin çoğaltılması zorunluluğunu da getirmiştir. En değerli varlığının bilgi olması, bilginin, inovatif yaklaşımlara sahip araştırma-geliştirme faaliyetleriyle yeniden üretilmesi gerekliliğini de ortaya çıkarmıştır. “Endüstri 4.0” ifadesiyle kavramsallaştırılan bu yeni dönemde yapılacak akademik ve bilimsel çalışmalar; robotik, internet, kodlama ve benzer bilgisayar teknolojileri hakkında donanımlı ve multidisipliner anlayışa göre yetiştirilmiş insan gücü ihtiyacını doğurmuştur.
Eğitim ekonomisi açısından 2017 yılına baktığımızda bu yıla, özellikle sınav sistemindeki değişikliklerin öne çıktığını ve böylece üniversitelere yerleşmenin daha sade ve anlaşılır bir hale geldiğini söyleyebiliriz. Öte yandan 2017 yılında, yükseköğretim için ülkemizi tercih eden uluslararası öğrencilerin toplam sayısının 120 bini geçtiğini görüyoruz. Ülkemizdeki yükseköğretimin kalite çalışmalarının yoğunlaşma ivmesinin yükselmesi, Türkiye’nin gerek eğitim gerekse de bilim politikası açısından teknoloji üretimi ve araştırma-geliştirme çalışmalarına ağırlık vermesi, uluslararası öğrencilerimiz için de cezbedici unsurlar olarak öne çıkmıştır. Önümüzdeki dönemde de bu rakamın 150 binin üzerine çıkacağını, 200 binlere yaklaşacağını tahmin ediyoruz.
Türkiye’nin toplam ihracatının üçte birine yakın bir miktarı hizmet sektöründen gelmektedir. Bu rakam içinde eğitim ekonomisinin çok ciddi bir payı bulunmaktadır. 2018 yılında gerek üniversitelerimizin eğitim kalitesini yukarıya çekmek için gerçekleştirdiği çalışmalar, gerekse de bölgesel ve küresel konjonktürün Türkiye lehine dönmesi, 2018’de Türkiye’nin eğitim ekonomisi açısından en parlak yıllarından birini yaşayacağını göstermektedir. Türkiye’nin gücünü gören her bölgeden uluslararası öğrenciler, bu ülkedeki kaliteli yükseköğretim olanaklarını daha dikkatli değerlendirerek yükseköğrenimleri için Türkiye’yi tercih edecektir. Bu da Türkiye’deki eğitim ekonomisi için bir katalizör görevi görecektir. Ancak bu konjonktürün başarıyla değerlendirilmesi için, devlet-vakıf ayırt etmeksizin tüm üniversitelerimizin artık kendi kaynaklarını üretmeye başlamaları gerekmektedir. Uluslararası öğrencileri bünyemize katabilmek için kaliteyi, tanınırlığı arttırmak amacıyla dünyanın diğer üniversiteleriyle her alanda geliştirilen iş birlikleri arttırılmalıdır.
Eğitim olmadan ne kalkınma, ne hukuk, ne de insan haklarında başarı göstermek mümkündür. Zira her şey eğitimden geçmektedir. Dolayısıyla tüm ülke olarak en ön plana eğitimi koymak zorundayız. Bu anlayışla hareket etmek bizi hem 2023 hedeflerimize, hem de muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkma hedefimize hızla taşıyacaktır.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Dr. Mustafa AYDIN / İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı
Küresel dünyanın sürekli değişip geliştiği günümüzde, eğitimin de bu süreçten geri kalmaması, hatta bu sürece öncülük etmesi gerekir. Bu nedenle eğitim politikalarını oluşturanlar, eğitim kurumları, eğitimciler ve öğrenciler, sürekli kendilerini yenileyip geliştirerek çağa uydurmak zorundadırlar. Eğitim camiası, her fırsatta kendini değerlendirip, geçmişte ne yaptığını ele alıp, başarılarını ve eksiklerini tespit ederek pozisyonunu ona göre yenilemeli, gelecek dönem hakkında öngörülerle bu süreci beslemelidir.
Bilişim alanında meydana gelen gelişmeler, yeni dönemin ihtiyaçlarının arasına bu alandaki eğitim seçeneklerinin çoğaltılması zorunluluğunu da getirmiştir. En değerli varlığının bilgi olması, bilginin, inovatif yaklaşımlara sahip araştırma-geliştirme faaliyetleriyle yeniden üretilmesi gerekliliğini de ortaya çıkarmıştır. “Endüstri 4.0” ifadesiyle kavramsallaştırılan bu yeni dönemde yapılacak akademik ve bilimsel çalışmalar; robotik, internet, kodlama ve benzer bilgisayar teknolojileri hakkında donanımlı ve multidisipliner anlayışa göre yetiştirilmiş insan gücü ihtiyacını doğurmuştur.
Eğitim ekonomisi açısından 2017 yılına baktığımızda bu yıla, özellikle sınav sistemindeki değişikliklerin öne çıktığını ve böylece üniversitelere yerleşmenin daha sade ve anlaşılır bir hale geldiğini söyleyebiliriz. Öte yandan 2017 yılında, yükseköğretim için ülkemizi tercih eden uluslararası öğrencilerin toplam sayısının 120 bini geçtiğini görüyoruz. Ülkemizdeki yükseköğretimin kalite çalışmalarının yoğunlaşma ivmesinin yükselmesi, Türkiye’nin gerek eğitim gerekse de bilim politikası açısından teknoloji üretimi ve araştırma-geliştirme çalışmalarına ağırlık vermesi, uluslararası öğrencilerimiz için de cezbedici unsurlar olarak öne çıkmıştır. Önümüzdeki dönemde de bu rakamın 150 binin üzerine çıkacağını, 200 binlere yaklaşacağını tahmin ediyoruz.
Türkiye’nin toplam ihracatının üçte birine yakın bir miktarı hizmet sektöründen gelmektedir. Bu rakam içinde eğitim ekonomisinin çok ciddi bir payı bulunmaktadır. 2018 yılında gerek üniversitelerimizin eğitim kalitesini yukarıya çekmek için gerçekleştirdiği çalışmalar, gerekse de bölgesel ve küresel konjonktürün Türkiye lehine dönmesi, 2018’de Türkiye’nin eğitim ekonomisi açısından en parlak yıllarından birini yaşayacağını göstermektedir. Türkiye’nin gücünü gören her bölgeden uluslararası öğrenciler, bu ülkedeki kaliteli yükseköğretim olanaklarını daha dikkatli değerlendirerek yükseköğrenimleri için Türkiye’yi tercih edecektir. Bu da Türkiye’deki eğitim ekonomisi için bir katalizör görevi görecektir. Ancak bu konjonktürün başarıyla değerlendirilmesi için, devlet-vakıf ayırt etmeksizin tüm üniversitelerimizin artık kendi kaynaklarını üretmeye başlamaları gerekmektedir. Uluslararası öğrencileri bünyemize katabilmek için kaliteyi, tanınırlığı arttırmak amacıyla dünyanın diğer üniversiteleriyle her alanda geliştirilen iş birlikleri arttırılmalıdır.
Eğitim olmadan ne kalkınma, ne hukuk, ne de insan haklarında başarı göstermek mümkündür. Zira her şey eğitimden geçmektedir. Dolayısıyla tüm ülke olarak en ön plana eğitimi koymak zorundayız. Bu anlayışla hareket etmek bizi hem 2023 hedeflerimize, hem de muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkma hedefimize hızla taşıyacaktır.
Son Güncelleme: Salı, 16 Ocak 2018 10:26
Gösterim: 1937
Orhan Özbey / Okyanus Kolejleri Yönetim Kurulu Başkanı
Geçtiğimiz eğitim döneminde liselere giriş ve üniversitelere giriş sistemlerinde çok ciddi değişim kararları alındı. Bu kararların ülkemiz adına ve geleceğimiz olan çocuklarımız adına hayırlı ve faydalı olmasını temenni ediyorum.
Devletimizin eğitim hakkında aldığı kararların dışında, Türkiye’de eğitimin geleceği için biz eğitimci ve öğretmenlere de çok vazife düşmektedir. Ülkemizin kalkınması ve insanlığın geleceği için en önemli faktörün eğitim olduğunu düşünüyorum.
40 yıllık eğitim tecrübeme dayanarak çocuklarımızın eğitim sürecinde çok önemli olduğunu düşündüğüm üç temel konudan bahsetmek istiyorum. Özgür düşünebilen insan yetiştirmek, Türkçeyi çok iyi öğretmek, pozitif bilimlerden birini çok iyi öğretmek.
Eğitimin temel örgüsü de şu mantıkla şekillenmeli; “Bilimin gerçek verileriyle, öğrencinin aklına kapılar açılacak. Ancak iradesi elinden alınmamalı.” Analiz ve sentez yapabilen, pratik hayatta da inisiyatif kullanabilen insan modelini, eğitim sisteminin odağına koyarak çalışmalar yapılmalı. Okul, bir öğrencinin sadece öğrenme yeri olmadığı bilincinden hareketle, en çok zaman geçirdiği bu mekânlarda, öğrenmenin yanı sıra arkadaşlıklar edinme, kendisini ispat etme, gözlem yapabilme gibi onlarca gereksinimin karşılandığı yerler olarak düşündüğümüzde, her öğrencinin de şu dört temel ihtiyacına karşılık verilmeli: Eğitimciler olarak bizler çocukların ruhsal, duygusal, zihinsel ve bedensel gelişimini dikkate alarak imkanlar sunmalıyız. Mutlu nesiller yetişmesini ancak bu şekilde sağlayabiliriz.
Ülke eğitimimizin önündeki en büyük engellerden birisi de 1979‘dan itibaren gözlemlediğim üniversite sınavı bana göre “insan israfıdır”, üniversite sınavının tamamen kalkması gerektiğini düşünüyorum. Bir gençteki en önemli potansiyel yeteneğidir. Biz eğitimciler gençlerin yeteneklerini keşfetmeye yönelik projeler üretirsek zaten başarılı gençleri yetiştirmiş oluruz.
İKİ KONUDA ADIM ATILMALI
2018 yılı için en büyük temennim 2 konuda devletimizin adım atmasıdır.
Birincisi: Hangi isim altında olursa olsun (Meslek veya Anadolu Liseleri) kapatılarak Kariyer Meslek Liselerine dönüştürülmesi (Mimarlık Kariyer Meslek Lisesi, Tıp Kariyer Meslek Lisesi, Hukuk Kariyer Meslek Lisesi, Öğretmenlik, Mühendislik Kariyer Meslek Lisesi vs.)
İkincisi: Lise son sınıfa gelmiş öğrencileri bilgiye dayalı bir sistem yerine mesleki yeteneğe göre üniversitelerin öğrenci alımı yapması her açıdan ülkemiz adına insanımız adına faydalı olacaktır.
Sonuç olarak, eğitimdeki bu yeniliklerin faydası bireysel olduğu kadar da toplumsaldır. Mesleki yeteneğin doğru ve yerinde kullanılmasıyla büyük bir milli israfı da önlenecektir. Bu eğitim modeli birey, aile ve toplum üçgeninde de değerlendirildiğinde bireysel, toplumsal ve ekonomik açıdan ülkemize ve dünyamıza büyük katkılar sağlayacaktır.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Orhan Özbey / Okyanus Kolejleri Yönetim Kurulu Başkanı
Geçtiğimiz eğitim döneminde liselere giriş ve üniversitelere giriş sistemlerinde çok ciddi değişim kararları alındı. Bu kararların ülkemiz adına ve geleceğimiz olan çocuklarımız adına hayırlı ve faydalı olmasını temenni ediyorum.
Devletimizin eğitim hakkında aldığı kararların dışında, Türkiye’de eğitimin geleceği için biz eğitimci ve öğretmenlere de çok vazife düşmektedir. Ülkemizin kalkınması ve insanlığın geleceği için en önemli faktörün eğitim olduğunu düşünüyorum.
40 yıllık eğitim tecrübeme dayanarak çocuklarımızın eğitim sürecinde çok önemli olduğunu düşündüğüm üç temel konudan bahsetmek istiyorum. Özgür düşünebilen insan yetiştirmek, Türkçeyi çok iyi öğretmek, pozitif bilimlerden birini çok iyi öğretmek.
Eğitimin temel örgüsü de şu mantıkla şekillenmeli; “Bilimin gerçek verileriyle, öğrencinin aklına kapılar açılacak. Ancak iradesi elinden alınmamalı.” Analiz ve sentez yapabilen, pratik hayatta da inisiyatif kullanabilen insan modelini, eğitim sisteminin odağına koyarak çalışmalar yapılmalı. Okul, bir öğrencinin sadece öğrenme yeri olmadığı bilincinden hareketle, en çok zaman geçirdiği bu mekânlarda, öğrenmenin yanı sıra arkadaşlıklar edinme, kendisini ispat etme, gözlem yapabilme gibi onlarca gereksinimin karşılandığı yerler olarak düşündüğümüzde, her öğrencinin de şu dört temel ihtiyacına karşılık verilmeli: Eğitimciler olarak bizler çocukların ruhsal, duygusal, zihinsel ve bedensel gelişimini dikkate alarak imkanlar sunmalıyız. Mutlu nesiller yetişmesini ancak bu şekilde sağlayabiliriz.
Ülke eğitimimizin önündeki en büyük engellerden birisi de 1979‘dan itibaren gözlemlediğim üniversite sınavı bana göre “insan israfıdır”, üniversite sınavının tamamen kalkması gerektiğini düşünüyorum. Bir gençteki en önemli potansiyel yeteneğidir. Biz eğitimciler gençlerin yeteneklerini keşfetmeye yönelik projeler üretirsek zaten başarılı gençleri yetiştirmiş oluruz.
İKİ KONUDA ADIM ATILMALI
2018 yılı için en büyük temennim 2 konuda devletimizin adım atmasıdır.
Birincisi: Hangi isim altında olursa olsun (Meslek veya Anadolu Liseleri) kapatılarak Kariyer Meslek Liselerine dönüştürülmesi (Mimarlık Kariyer Meslek Lisesi, Tıp Kariyer Meslek Lisesi, Hukuk Kariyer Meslek Lisesi, Öğretmenlik, Mühendislik Kariyer Meslek Lisesi vs.)
İkincisi: Lise son sınıfa gelmiş öğrencileri bilgiye dayalı bir sistem yerine mesleki yeteneğe göre üniversitelerin öğrenci alımı yapması her açıdan ülkemiz adına insanımız adına faydalı olacaktır.
Sonuç olarak, eğitimdeki bu yeniliklerin faydası bireysel olduğu kadar da toplumsaldır. Mesleki yeteneğin doğru ve yerinde kullanılmasıyla büyük bir milli israfı da önlenecektir. Bu eğitim modeli birey, aile ve toplum üçgeninde de değerlendirildiğinde bireysel, toplumsal ve ekonomik açıdan ülkemize ve dünyamıza büyük katkılar sağlayacaktır.
Son Güncelleme: Salı, 16 Ocak 2018 10:10
Gösterim: 2133
Bekir Okan / Okan Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı ve TOBB Yükseköğretim Meclis Başkanı
Eğitimin genel sorunlarına baktığımızda ülkemizde nüfusun yüzde 50’den fazlasının 25 yaşın altında olması bu alanda özellikle Avrupa’yla karşılaştığımızda çok ciddi bir yükümüz olduğunu gösteriyor. Bu gençler bizim en büyük şansımız ve itici gücümüz, ancak bu gençliğe eğitim için kaynak yaratmak önümüzdeki en büyük problemlerden biri. Eğitim düzeyimiz bu alanda tüm iyi niyetli çabalara rağmen istenenden geride. Hala kız çocuklarının eğitimi konusunda temel problemlerimiz var.
Ülkemizde her yıl 2 milyonun üzerinde genç insan üniversiteye yerleşebilmek için sınavlara giriyor. 2017 YGS verilerine baktığımızda şaşırtıcı sonuçlarla karşılaşıyoruz. Sınava giren öğrencilerin yaklaşık 390 bini halen bir üniversitede okuyor, 173 bini bir yükseköğrenim programını bitirmiş, 32 binden fazlası ise bir yükseköğrenim programını yarıda bırakmış. Bu veriler bize üniversitede bir programa yerleşmenin gençlerin üniversite seçimlerini sonlandıramadığını ve doğru tercih yapamadığını gösteriyor. Sayılar bu konuda bir şeylerin yapılması gerekliliğini söylüyor.
2018’de eğitim sistemimiz için yeni modeller oluşturmalıyız. Örneğin İngilizce öğretimi konusunda uzun yıllardır ilerleme kaydedemiyoruz. Biz, İngilizce problemini tam anlamıyla çözebilmek adına isteyen öğrencilerimizin hazırlık eğitimini Miami’de kurduğumuz “Okan International University” de almalarını sağladık. Öğrencilerimiz hiçbir ek ücret ödemeden İngilizce hazırlığı Miami Okan International University’de okuyabiliyor. Sadece İngilizce de yetmiyor mutlak ikinci bir yabancı dil bilmek gerekiyor. Bu alanda Rusça, Çince, Arapça üzerinde duruyoruz, hatta bunu Okan Koleji’ndeki öğrenciler için de hayata geçirdik.
Bunların yanı sıra eğitimde uzgörü yaklaşımının önemine inanıyoruz. Bugün üniversiteye giren öğrenci aktif olarak 5 ila 7 yıl içerisinde iş yaşamı içerisinde kendini konumlandırabiliyor. Etkili noktalar gelmesi ise 8-12 yıl gibi bir zaman alıyor. Bu nedenle öğrencilerimizi en az 10 yıl sonrasının öngörülerine ve yetkinliklerine göre yetiştirmeliyiz. Bu nedenle Okan Üniversitesi olarak her sene UZGÖRÜ çalıştayları yapıyor ve üniversitemizi ve öğrencilerimizi geleceğe hazırlamak için gerekli stratejileri sorguluyoruz.
Devletin, vakıf üniversitelerinde okuyan öğrencilere de mali destek vermesi önemlidir. Özel okullarda 2 yıldır bir kısım öğrenciye uygulanmakta olan eğitim-öğretim desteği bütün öğrencilere verilmeli ve bu destek resmi okullarda öğrenci başına düşen eğitim harcamasından az olmamalıdır.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Bekir Okan / Okan Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı ve TOBB Yükseköğretim Meclis Başkanı
Eğitimin genel sorunlarına baktığımızda ülkemizde nüfusun yüzde 50’den fazlasının 25 yaşın altında olması bu alanda özellikle Avrupa’yla karşılaştığımızda çok ciddi bir yükümüz olduğunu gösteriyor. Bu gençler bizim en büyük şansımız ve itici gücümüz, ancak bu gençliğe eğitim için kaynak yaratmak önümüzdeki en büyük problemlerden biri. Eğitim düzeyimiz bu alanda tüm iyi niyetli çabalara rağmen istenenden geride. Hala kız çocuklarının eğitimi konusunda temel problemlerimiz var.
Ülkemizde her yıl 2 milyonun üzerinde genç insan üniversiteye yerleşebilmek için sınavlara giriyor. 2017 YGS verilerine baktığımızda şaşırtıcı sonuçlarla karşılaşıyoruz. Sınava giren öğrencilerin yaklaşık 390 bini halen bir üniversitede okuyor, 173 bini bir yükseköğrenim programını bitirmiş, 32 binden fazlası ise bir yükseköğrenim programını yarıda bırakmış. Bu veriler bize üniversitede bir programa yerleşmenin gençlerin üniversite seçimlerini sonlandıramadığını ve doğru tercih yapamadığını gösteriyor. Sayılar bu konuda bir şeylerin yapılması gerekliliğini söylüyor.
2018’de eğitim sistemimiz için yeni modeller oluşturmalıyız. Örneğin İngilizce öğretimi konusunda uzun yıllardır ilerleme kaydedemiyoruz. Biz, İngilizce problemini tam anlamıyla çözebilmek adına isteyen öğrencilerimizin hazırlık eğitimini Miami’de kurduğumuz “Okan International University” de almalarını sağladık. Öğrencilerimiz hiçbir ek ücret ödemeden İngilizce hazırlığı Miami Okan International University’de okuyabiliyor. Sadece İngilizce de yetmiyor mutlak ikinci bir yabancı dil bilmek gerekiyor. Bu alanda Rusça, Çince, Arapça üzerinde duruyoruz, hatta bunu Okan Koleji’ndeki öğrenciler için de hayata geçirdik.
Bunların yanı sıra eğitimde uzgörü yaklaşımının önemine inanıyoruz. Bugün üniversiteye giren öğrenci aktif olarak 5 ila 7 yıl içerisinde iş yaşamı içerisinde kendini konumlandırabiliyor. Etkili noktalar gelmesi ise 8-12 yıl gibi bir zaman alıyor. Bu nedenle öğrencilerimizi en az 10 yıl sonrasının öngörülerine ve yetkinliklerine göre yetiştirmeliyiz. Bu nedenle Okan Üniversitesi olarak her sene UZGÖRÜ çalıştayları yapıyor ve üniversitemizi ve öğrencilerimizi geleceğe hazırlamak için gerekli stratejileri sorguluyoruz.
Devletin, vakıf üniversitelerinde okuyan öğrencilere de mali destek vermesi önemlidir. Özel okullarda 2 yıldır bir kısım öğrenciye uygulanmakta olan eğitim-öğretim desteği bütün öğrencilere verilmeli ve bu destek resmi okullarda öğrenci başına düşen eğitim harcamasından az olmamalıdır.
Son Güncelleme: Pazartesi, 15 Ocak 2018 12:22
Gösterim: 1973
Yusuf Tavukçuoğlu / Türkiye Özel Okullar Derneği Yüksek İstişare Kurulu Başkanı
Türk Milli Eğitim Sistemimizin önemli bir parçası olan özel okullarımız, geçmişte olduğu gibi yeni eğitim-öğretim yılında da kaliteden ödün vermeden gençlerimizin daha iyi yetişmeleri için her türlü yeniliği takip etmektedir. Özel okullar, ortaya koydukları yenilikçi eğitim programları ile öğrencilerinin çok daha iyi yetiştirebilmeyi amaçlamakta ve bu amaç doğrultusunda bütün eğitim birimlerinde gerekli görülen güncellemeleri yapmaktadır.
Doğru eğitimin doğru şartlarda gerçekleşebileceğine inanan bizler, bu düşünceden hareketle bütün çalışmalarımızda öğrencilerimizi merkeze almakta; onların gelişimlerine en olumlu katkıyı sunma konusunda özverili çalışmalar yapmaktayız.
Ancak sizlerin de bildiği üzere ülkemizde uygulanan eğitim-öğretim programlarında öğrencilerin her türlü akademik başarısını ölçecek, onların başarılı olacakları alanları ortaya çıkaracak ve yaşamdaki gerçek mutluluğu yakalamasını sağlayacak bir ölçme-değerlendirme sistemi bulunmamaktadır. Buna mukabil gençlerimizin kendi kararlarını verebilmelerinde ve okumak istedikleri okulu özgürce seçebilmeleri noktasında da birtakım sıkıntılar olduğu aşikardır.
Sık sık değişen mevzuatlar, öğretmen eğitimlerindeki eksiklikler, karşılıklı güven duygusunun tam olarak tahsis edilememesi ve birtakım amaçlar uğruna verilen tavizler, eğitim sistemimizin eksik yönleri olarak karşımıza çıkmakta ve bu sorunların ivedilikle çözüme kavuşturulması gerekmektedir. İşte bu bağlamda uzun yıllardır gençlerimize hizmet veren özel okullarımız, öğrencilerinin her alanda gelişimlerini sağlamak ve onlara yaşam becerilerini kazandırmak amacıyla gerçek bir mücadele vermektedir.
Özel okullar olarak bizler, vermekte olduğumuz eğitim mücadelesinin yanı sıra, öğrencilerimizin eğitim hayatlarına en doğru dokunuşları yapabilmek amacıyla dünya ile eşgüdümlü olarak birçok yeniliği ülkemize getirmekteyiz. Bununla birlikte Türkiye’deki okulların %95’lik kısmını oluşturan resmi okullarımızın da dünyadaki her türlü gelişmeleri yakından takip etmesi gerektiğine ve eğitim-öğretim programlarının yine ilgili kurumlarca güncellenmesi gerektiğine inanmaktayız. Teknolojiyi doğru kullanabilen, kendini en iyi şekilde ifade edebilme gücüne sahip ve ülkenin geleceğine olumlu katkılar sunabilecek nesiller yetiştirmek, hazırlanacak olan yeni eğitim-öğretim planlamalarının ana omurgasını oluşturmalıdır. Bizler, gerçek gelişmenin ancak bu yolla sağlanabileceğine inanmaktayız.
Sizlerin de bildiği gibi öğrencilerimizin eğitimlerindeki en önemli eksikliklerden biri de küçük yaşlardan itibaren onlara kazandırmak zorunda olduğumuz “perspektif” güçlerinin istenilen düzeyde olmamasıdır. Psikoloji biliminde yer alan “perspektifin gücü” yöntemi, içinde bulunduğumuz çağın en önemli eğitim-öğretim tekniklerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Unutmamalıyız ki öğrencinin perspektifinin gelişmesi demek, bakış açısının gelişmesi demektir. Tıpkı ünlü İtalyan bilim adamı ve ressam Leonardo da Vinci’nin tüm dünyada hayranlık uyandıran ”Mona Lisa” tablosunda olduğu gibi, kimine göre karamsar ve ağlayan bir kadındır o, kimine göre ise gülümseyen mutlu bir çehredir.
Eğitim-öğretimi dört duvar arasından çıkarıp yaşamın bütün alanlarına yaymayı misyon edinen özel okullar olarak öncelikli hedefimiz, olaylara farklı açılardan bakabilen, ülkesine verimli hizmetler sunabilecek, kendini tanıyan, kendini ve içinde yaşadığı dünyayı sorgulayan, bilinçli ve vatansever gençler yetiştirmektir. Uluslararası sınavlarla (PISA, TIMSS, PRILS…) kendilerini dünyanın herhangi bir yerindeki bir öğrenciyle mukayese edebilmelerini sağlamak, doğru bir ölçme-değerlendirmeyle doğru meslekleri onlara sunabilmek, yaşamda karşılaşabilecekleri zorluklarla mücadele etme yollarını öğretmek, kısacası başarılı bir yaşamın anahtarını onlara verebilmek ise diğer önemli hedeflerimiz arasında yer almaktadır.
Türk Eğitim Sistemindeki tüm eksikliklere ve aksayan noktalara rağmen, Türkiye Özel Okullar Derneği, bünyesinde oluşturduğu bütün komisyonlarıyla öğrencilerinin en iyi eğitimi almaları için çalışmalarını sürdürmekte ve her yeni eğitim-öğretim yılında yeni hedeflerle yoluna devam etmektedir. Hiç şüphesiz bu yolda velilerimize de büyük iş düşmektedir. Her şeyden önce bütün velilerimiz, çocuklarını tanımaya çalışmalıdır. Çocuklarının sahip olduğu bütün özellikleri okudukları eğitim kurumlarıyla ve öğretmenleriyle de paylaşarak çocuklarının gelecekte daha başarılı, daha mutlu ve daha huzurlu olmalarına destek olmalıdırlar.
Değerli Dostlarım,
Eğitim-Öğretim ile ilgili saydığım birkaç eksikliğe rağmen umudumuzu daima korumalı ve kendimizi geliştirmeye devam etmeliyiz. Bütün aksayan yönleriyle bir yılı daha geride bırakırken yeni yılın çok daha verimli geçmesini umuyorum. Bildiğiniz gibi eğitimin temelinde sevgi yatar. Bu bağlamda Kerschen Steiner’in şu sözlerini sizlere hatırlatmak isterim:
“Bir insanı eğitimci yapan ne pedagojik bilgisi ne de gerçek bilimidir. Sadece ve sadece insanlara olan sonsuz sevgileridir.”
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Yusuf Tavukçuoğlu / Türkiye Özel Okullar Derneği Yüksek İstişare Kurulu Başkanı
Türk Milli Eğitim Sistemimizin önemli bir parçası olan özel okullarımız, geçmişte olduğu gibi yeni eğitim-öğretim yılında da kaliteden ödün vermeden gençlerimizin daha iyi yetişmeleri için her türlü yeniliği takip etmektedir. Özel okullar, ortaya koydukları yenilikçi eğitim programları ile öğrencilerinin çok daha iyi yetiştirebilmeyi amaçlamakta ve bu amaç doğrultusunda bütün eğitim birimlerinde gerekli görülen güncellemeleri yapmaktadır.
Doğru eğitimin doğru şartlarda gerçekleşebileceğine inanan bizler, bu düşünceden hareketle bütün çalışmalarımızda öğrencilerimizi merkeze almakta; onların gelişimlerine en olumlu katkıyı sunma konusunda özverili çalışmalar yapmaktayız.
Ancak sizlerin de bildiği üzere ülkemizde uygulanan eğitim-öğretim programlarında öğrencilerin her türlü akademik başarısını ölçecek, onların başarılı olacakları alanları ortaya çıkaracak ve yaşamdaki gerçek mutluluğu yakalamasını sağlayacak bir ölçme-değerlendirme sistemi bulunmamaktadır. Buna mukabil gençlerimizin kendi kararlarını verebilmelerinde ve okumak istedikleri okulu özgürce seçebilmeleri noktasında da birtakım sıkıntılar olduğu aşikardır.
Sık sık değişen mevzuatlar, öğretmen eğitimlerindeki eksiklikler, karşılıklı güven duygusunun tam olarak tahsis edilememesi ve birtakım amaçlar uğruna verilen tavizler, eğitim sistemimizin eksik yönleri olarak karşımıza çıkmakta ve bu sorunların ivedilikle çözüme kavuşturulması gerekmektedir. İşte bu bağlamda uzun yıllardır gençlerimize hizmet veren özel okullarımız, öğrencilerinin her alanda gelişimlerini sağlamak ve onlara yaşam becerilerini kazandırmak amacıyla gerçek bir mücadele vermektedir.
Özel okullar olarak bizler, vermekte olduğumuz eğitim mücadelesinin yanı sıra, öğrencilerimizin eğitim hayatlarına en doğru dokunuşları yapabilmek amacıyla dünya ile eşgüdümlü olarak birçok yeniliği ülkemize getirmekteyiz. Bununla birlikte Türkiye’deki okulların %95’lik kısmını oluşturan resmi okullarımızın da dünyadaki her türlü gelişmeleri yakından takip etmesi gerektiğine ve eğitim-öğretim programlarının yine ilgili kurumlarca güncellenmesi gerektiğine inanmaktayız. Teknolojiyi doğru kullanabilen, kendini en iyi şekilde ifade edebilme gücüne sahip ve ülkenin geleceğine olumlu katkılar sunabilecek nesiller yetiştirmek, hazırlanacak olan yeni eğitim-öğretim planlamalarının ana omurgasını oluşturmalıdır. Bizler, gerçek gelişmenin ancak bu yolla sağlanabileceğine inanmaktayız.
Sizlerin de bildiği gibi öğrencilerimizin eğitimlerindeki en önemli eksikliklerden biri de küçük yaşlardan itibaren onlara kazandırmak zorunda olduğumuz “perspektif” güçlerinin istenilen düzeyde olmamasıdır. Psikoloji biliminde yer alan “perspektifin gücü” yöntemi, içinde bulunduğumuz çağın en önemli eğitim-öğretim tekniklerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Unutmamalıyız ki öğrencinin perspektifinin gelişmesi demek, bakış açısının gelişmesi demektir. Tıpkı ünlü İtalyan bilim adamı ve ressam Leonardo da Vinci’nin tüm dünyada hayranlık uyandıran ”Mona Lisa” tablosunda olduğu gibi, kimine göre karamsar ve ağlayan bir kadındır o, kimine göre ise gülümseyen mutlu bir çehredir.
Eğitim-öğretimi dört duvar arasından çıkarıp yaşamın bütün alanlarına yaymayı misyon edinen özel okullar olarak öncelikli hedefimiz, olaylara farklı açılardan bakabilen, ülkesine verimli hizmetler sunabilecek, kendini tanıyan, kendini ve içinde yaşadığı dünyayı sorgulayan, bilinçli ve vatansever gençler yetiştirmektir. Uluslararası sınavlarla (PISA, TIMSS, PRILS…) kendilerini dünyanın herhangi bir yerindeki bir öğrenciyle mukayese edebilmelerini sağlamak, doğru bir ölçme-değerlendirmeyle doğru meslekleri onlara sunabilmek, yaşamda karşılaşabilecekleri zorluklarla mücadele etme yollarını öğretmek, kısacası başarılı bir yaşamın anahtarını onlara verebilmek ise diğer önemli hedeflerimiz arasında yer almaktadır.
Türk Eğitim Sistemindeki tüm eksikliklere ve aksayan noktalara rağmen, Türkiye Özel Okullar Derneği, bünyesinde oluşturduğu bütün komisyonlarıyla öğrencilerinin en iyi eğitimi almaları için çalışmalarını sürdürmekte ve her yeni eğitim-öğretim yılında yeni hedeflerle yoluna devam etmektedir. Hiç şüphesiz bu yolda velilerimize de büyük iş düşmektedir. Her şeyden önce bütün velilerimiz, çocuklarını tanımaya çalışmalıdır. Çocuklarının sahip olduğu bütün özellikleri okudukları eğitim kurumlarıyla ve öğretmenleriyle de paylaşarak çocuklarının gelecekte daha başarılı, daha mutlu ve daha huzurlu olmalarına destek olmalıdırlar.
Değerli Dostlarım,
Eğitim-Öğretim ile ilgili saydığım birkaç eksikliğe rağmen umudumuzu daima korumalı ve kendimizi geliştirmeye devam etmeliyiz. Bütün aksayan yönleriyle bir yılı daha geride bırakırken yeni yılın çok daha verimli geçmesini umuyorum. Bildiğiniz gibi eğitimin temelinde sevgi yatar. Bu bağlamda Kerschen Steiner’in şu sözlerini sizlere hatırlatmak isterim:
“Bir insanı eğitimci yapan ne pedagojik bilgisi ne de gerçek bilimidir. Sadece ve sadece insanlara olan sonsuz sevgileridir.”
Son Güncelleme: Pazartesi, 15 Ocak 2018 12:24
Gösterim: 1951
Marmara Üniversitesi Sultanahmet Rektörlük Binası’nda bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yardımcı doçentliğin kaldırılacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle konuştu: Yardımcı doçentlikle ilgili çeşitli şikayetler vardı biliyorsunuz. Dinlediğimde ben de tatmin olmazdım. Bunun bir aldatmaca olduğunu da bilirdim. Yardımcı doçentliğin sadece bir siyasi karar olduğunu bilirdim. Biz bu ara öyle bir adım atalım ki bu ara unvanı ortadan kaldırıp doktoradan doğrudan doçentliğe geçişi sağlayalım dedik. YÖK başkanımıza bu talimatı verdik. İnşallah büyük ihtimalle haftaya parlamentoya gönderilecek ve böylece bu sorunu çözeceğiz. Artık yardımcı doçentlik olmayacak inşallah.
Açık konuşuyorum Türkiye’de imkan, para, kaynak sorunu yoktur. Bunların hepsine de artık sahibiz. Çünkü israf ekonomisini bir kenara koyan verim ekonomisini uygulamaya sokan bir iktidar var. Ben rektörümüz Emin Bey’le üniversite yıllarında çileler çektik. Rektörümüz üniversiteye benden daha fazla giderdi ben o kadar sık gidemezdim.
Sahsımın mezuniyetinden bir sene sonra bugünkü adını alan Marmara Üniversitemiz, 84 binin üzerindeki öğrenci ve 3277 öğretim üyesi ile ülkemizin önde gelen yüksek öğretim kurumları arasında mümtaz bir yere sahiptir. Maltepe’deki yer bittiği zaman Marmara Denizi’ne nazır, bütün birimleri üzerine toplayan bir üniversite olması bakımından efradını cami ayarını mani bir külliye meydana gelmiş olacaktır.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Marmara Üniversitesi Sultanahmet Rektörlük Binası’nda bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yardımcı doçentliğin kaldırılacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle konuştu: Yardımcı doçentlikle ilgili çeşitli şikayetler vardı biliyorsunuz. Dinlediğimde ben de tatmin olmazdım. Bunun bir aldatmaca olduğunu da bilirdim. Yardımcı doçentliğin sadece bir siyasi karar olduğunu bilirdim. Biz bu ara öyle bir adım atalım ki bu ara unvanı ortadan kaldırıp doktoradan doğrudan doçentliğe geçişi sağlayalım dedik. YÖK başkanımıza bu talimatı verdik. İnşallah büyük ihtimalle haftaya parlamentoya gönderilecek ve böylece bu sorunu çözeceğiz. Artık yardımcı doçentlik olmayacak inşallah.
Açık konuşuyorum Türkiye’de imkan, para, kaynak sorunu yoktur. Bunların hepsine de artık sahibiz. Çünkü israf ekonomisini bir kenara koyan verim ekonomisini uygulamaya sokan bir iktidar var. Ben rektörümüz Emin Bey’le üniversite yıllarında çileler çektik. Rektörümüz üniversiteye benden daha fazla giderdi ben o kadar sık gidemezdim.
Sahsımın mezuniyetinden bir sene sonra bugünkü adını alan Marmara Üniversitemiz, 84 binin üzerindeki öğrenci ve 3277 öğretim üyesi ile ülkemizin önde gelen yüksek öğretim kurumları arasında mümtaz bir yere sahiptir. Maltepe’deki yer bittiği zaman Marmara Denizi’ne nazır, bütün birimleri üzerine toplayan bir üniversite olması bakımından efradını cami ayarını mani bir külliye meydana gelmiş olacaktır.
Son Güncelleme: Cuma, 12 Ocak 2018 16:35
Gösterim: 1444

