Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
PISA 2018 raporunu değerlendiren Milli Eğitim Bakanlığı, yaptığı açıklamada, “79 ülkenin katıldığı PISA 2018 raporuna göre, Türkiye 2003 ile 2018 yılları arasında 15 yaş grubu öğrenci sayısının en fazla arttığı ülkeler arasında okuma becerileri, matematik ve fen alanlarının her üçünde de performansını artıran tek ülke oldu.” dedi. MEB’in PISA 2018 değerlendirmesinde şu açıklamalara yer verildi:
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından uygulanan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2018 sonuçları yayımlandı.
Türkiye'nin PISA 2018 sonuçlarına ilişkin hazırladığımız detaylı ilk değerlendirme raporumuz web sitemizde yayımlandı.
Buna göre, OECD tarafından 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazandıkları bilgi ve becerileri değerlendiren ve üçer yıllık periyotlarla yapılan uluslararası bir araştırma programı olan PISA araştırması, 15 yaş grubunda örgün eğitime devam eden öğrencilerin matematik okuryazarlığı, fen okuryazarlığı ve okuma becerilerini değerlendirmek ve ülkeleri karşılaştırabilmek için yapılıyor.
Türkiye PISA araştırmasına 2003'ten bu yana katılıyor. PISA araştırmasına 2003 yılında 41, 2006 yılında 57, 2009 ve 2012 yıllarında 65, 2015 yılında ise 72 ülke katılım gösterdi. Bugün açıklanan PISA 2018 araştırmasına ise 79 ülke katıldı.
PISA'da 2015'e göre puanlar yükseldi
Türkiye'nin okuma becerileri alanında 2015 yılında 428 olan ortalama puanı, 2018 yılında 38 puanlık artışla 466'ya yükseldi. 2015 yılında 420 olan ortalama matematik puanı 34 puanlık artışla 454'e çıktı. Benzer şekilde 2015 yılında 425 olan ortalama fen puanı 43 puanlık artışla 468'e yükseldi. Üç alanda da puanların 2015 yılına göre yükseldiği PISA 2018 sonuçlarında en büyük iyileşme fen okuryazarlığında elde edildi.
Matematik ve fen puanlarını OECD içinde en çok artıran ülke Türkiye oldu
Türkiye tüm OECD ülkeleri içerisinde her üç alanda da puanlarını istatistiksel olarak anlamlı artıran üç ülkeden birisi oldu. Ayrıca Türkiye, matematik ve fen puanlarını OECD ülkeleri içerisinde en çok artıran birinci ülke, okuma puanını en çok artıran ikinci ülke oldu.
Sıralama yükseldi
PISA 2018 araştırmasına katılan ülke sayısı PISA 2015 araştırmasına göre artmasına rağmen Türkiye her üç alanda ülke sıralamasında daha üst sıralarda yer aldı.
PISA 2015 araştırmasında okuma becerilerinde 50'nci sırada yer alan Türkiye, PISA 2018 araştırmasında 40'ıncı sıraya yükseldi. PISA 2015 araştırmasında matematik okuryazarlığında 50'nci sırada yer alan Türkiye, PISA 2018 araştırmasında 42'nci sıraya yükseldi. PISA 2015 araştırmasında fen okuryazarlığında 54'üncü sırada yer alan Türkiye, PISA 2018 araştırmasında 39'uncu sıraya yükseldi. Sıralamada en büyük iyileşme fen okuryazarlığında elde edildi. PISA 2015 sıralamasında üç alanın en düşük sırasında yer alan fen okuryazarlığı, PISA 2018 araştırmasında üç alanın en üst sırasında yer aldı.
PISA 2018 sonuçlarına göre okuma becerileri alanında ülkelerin aldığı puanlar 340 ile 555 arasında değişti. 79 ülkenin bu alandaki ortalama puanı 453 olarak gerçekleşti. Türkiye bu alanda ortalamanın üzerinde aldığı 466 ortalama puanı ile katılan ülkeler arasında 40'ıncı sırada yer aldı.
PISA 2018 sonuçlarına göre matematik okuryazarlığı alanında ülkelerin aldığı puanlar 325 ile 591 arasında değişti. 79 ülkenin bu alandaki ortalama puanı 459 olarak gerçekleşti. Türkiye bu alanda 454 ortalama puan ile katılan ülkeler arasında 42'nci sırada yer aldı.
OECD ülkeleri içerisinde okuma puanını en çok artıran ikinci ülke olan Türkiye'nin ortalama matematik puanı 2003'den bu yana en yüksek düzeyine ulaştı.
PISA 2018 sonuçlarına göre fen okuryazarlığı alanında ülkelerin aldığı puanlar 336 ile 590 arasında kayıtlara geçti. 79 ülkenin bu alandaki ortalama puanı 458 olarak gerçekleşti. Türkiye bu alanda ortalamanın üzerinde aldığı 468 ortalama puanı ile katılan ülkeler arasında 39'uncu sırada yer aldı. Böylece, Türkiye'nin ortalama fen puanı 2006'den bu yana en yüksek düzeyine ulaştı.
Temel yeterlilik düzeylerindeki öğrenci oranları arttı
PISA araştırmasında her üç alanda farklı seviyelerde yeterlilikler ölçüldü. PISA 2018 sonuçları 2015 sonuçları ile karşılaştırıldığında temel düzey becerilerdeki öğrenci oranlarının arttığı görüldü. Yeterlilik düzeylerindeki en fazla iyileşme yüzde 19,2'lik oranla fen okuryazarlığında kaydedildi. Her üç alanda da temel ve üst yeterlilik düzeylerindeki artış oranları artık Türkiye'nin PISA araştırmalarında iyileştirme evresine girdiğine işaret etti.
Okuma becerileri alanında sosyoekonomik düzeyin etkisi az
PISA araştırmalarında her dönem bir alan, ağırlıklı alan olarak belirlenip daha detaylı analizler yapılıyor. PISA 2018 araştırmasında okuma becerileri alanı ağırlıklı alan olarak belirlendi.
Bu kapsamda araştırmaya katılan 79 ülkenin okuma becerileri alanı ortalama puanları ile bu puanların öğrencilerin sosyoekonomik düzeyleriyle açıklanma oranları araştırıldı. OECD ülkelerinde sosyoekonomik düzeyin okuma becerileri puanlarını açıklama oranı ortalaması yüzde 12 iken Türkiye'de bu oran yüzde 11,4 olarak hesaplandı. Bu sonuç, Türkiye'nin OECD ülkelerine kıyasla öğrencilerin sosyoekonomik düzeylerinin okuma becerileri üzerinde daha az etkili olduğunu, bir diğer deyişle Türkiye'de okuma becerileri alanında eğitimde eşitliğin OECD ortalamasının üzerinde olduğunu gösterdi.
Fen, sosyal bilimler ve Anadolu liselerinin ortalama puanları OECD ortalamasının üzerinde
79 ülkenin katıldığı PISA 2018 sonuçlarına göre okuma becerileri alanında 79 ülkenin ortalama puanı 453, 37 OECD ülkesinin ortalama puanı ise 487 olarak gerçekleşti. PISA 2018 araştırmasına katılan fen liseleri, sosyal bilimler liseleri ve Anadolu liselerinin bu alanda ortalama puanları sırasıyla 583,4; 516,8 ve 495 olarak kayıtlara geçti.
Matematik okuryazarlığı alanında ise 79 ülkenin ortalama puanı 459, 37 OECD ülkesinin ortalama puanı ise 489 oldu. PISA 2018 araştırmasına katılan fen liseleri, sosyal bilimler liseleri ve Anadolu liselerinin bu alanda ortalama puanları sırasıyla 593,9; 490,1 ve 484,9 olarak ölçüldü.
Fen okuryazarlığı alanında da 79 ülkenin ortalama puanı 458, 37 OECD ülkesinin ortalama puanı ise 489 olarak belirlendi. PISA 2018 araştırmasına katılan fen liseleri, sosyal bilimler liseleri ve Anadolu liselerinin bu alanda ortalama puanları sırasıyla 584,9; 512,7 ve 498,6 olarak gerçekleşti. Böylece fen, sosyal bilimler ve Anadolu liselerinin ortalama puanları OECD ortalamasının üzerinde çıktı.
15 yılda öğrenci sayısı arttığı halde iyileşme sağlayan tek OECD ülkesi
OECD'nin PISA 2018 raporuna göre Türkiye, 2003 ile 2018 yılları arasında 15 yaş grubu öğrenci sayısı çok büyük oranda arttığı halde her üç alanda da iyileşmenin yaşandığı tek ülke oldu. Bu kapsamda, Türkiye'nin geçen 15 yıldaki eğitim performansının toplamda iyileştiği görüldü.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
PISA 2018 raporunu değerlendiren Milli Eğitim Bakanlığı, yaptığı açıklamada, “79 ülkenin katıldığı PISA 2018 raporuna göre, Türkiye 2003 ile 2018 yılları arasında 15 yaş grubu öğrenci sayısının en fazla arttığı ülkeler arasında okuma becerileri, matematik ve fen alanlarının her üçünde de performansını artıran tek ülke oldu.” dedi. MEB’in PISA 2018 değerlendirmesinde şu açıklamalara yer verildi:
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından uygulanan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2018 sonuçları yayımlandı.
Türkiye'nin PISA 2018 sonuçlarına ilişkin hazırladığımız detaylı ilk değerlendirme raporumuz web sitemizde yayımlandı.
Buna göre, OECD tarafından 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazandıkları bilgi ve becerileri değerlendiren ve üçer yıllık periyotlarla yapılan uluslararası bir araştırma programı olan PISA araştırması, 15 yaş grubunda örgün eğitime devam eden öğrencilerin matematik okuryazarlığı, fen okuryazarlığı ve okuma becerilerini değerlendirmek ve ülkeleri karşılaştırabilmek için yapılıyor.
Türkiye PISA araştırmasına 2003'ten bu yana katılıyor. PISA araştırmasına 2003 yılında 41, 2006 yılında 57, 2009 ve 2012 yıllarında 65, 2015 yılında ise 72 ülke katılım gösterdi. Bugün açıklanan PISA 2018 araştırmasına ise 79 ülke katıldı.
PISA'da 2015'e göre puanlar yükseldi
Türkiye'nin okuma becerileri alanında 2015 yılında 428 olan ortalama puanı, 2018 yılında 38 puanlık artışla 466'ya yükseldi. 2015 yılında 420 olan ortalama matematik puanı 34 puanlık artışla 454'e çıktı. Benzer şekilde 2015 yılında 425 olan ortalama fen puanı 43 puanlık artışla 468'e yükseldi. Üç alanda da puanların 2015 yılına göre yükseldiği PISA 2018 sonuçlarında en büyük iyileşme fen okuryazarlığında elde edildi.
Matematik ve fen puanlarını OECD içinde en çok artıran ülke Türkiye oldu
Türkiye tüm OECD ülkeleri içerisinde her üç alanda da puanlarını istatistiksel olarak anlamlı artıran üç ülkeden birisi oldu. Ayrıca Türkiye, matematik ve fen puanlarını OECD ülkeleri içerisinde en çok artıran birinci ülke, okuma puanını en çok artıran ikinci ülke oldu.
Sıralama yükseldi
PISA 2018 araştırmasına katılan ülke sayısı PISA 2015 araştırmasına göre artmasına rağmen Türkiye her üç alanda ülke sıralamasında daha üst sıralarda yer aldı.
PISA 2015 araştırmasında okuma becerilerinde 50'nci sırada yer alan Türkiye, PISA 2018 araştırmasında 40'ıncı sıraya yükseldi. PISA 2015 araştırmasında matematik okuryazarlığında 50'nci sırada yer alan Türkiye, PISA 2018 araştırmasında 42'nci sıraya yükseldi. PISA 2015 araştırmasında fen okuryazarlığında 54'üncü sırada yer alan Türkiye, PISA 2018 araştırmasında 39'uncu sıraya yükseldi. Sıralamada en büyük iyileşme fen okuryazarlığında elde edildi. PISA 2015 sıralamasında üç alanın en düşük sırasında yer alan fen okuryazarlığı, PISA 2018 araştırmasında üç alanın en üst sırasında yer aldı.
PISA 2018 sonuçlarına göre okuma becerileri alanında ülkelerin aldığı puanlar 340 ile 555 arasında değişti. 79 ülkenin bu alandaki ortalama puanı 453 olarak gerçekleşti. Türkiye bu alanda ortalamanın üzerinde aldığı 466 ortalama puanı ile katılan ülkeler arasında 40'ıncı sırada yer aldı.
PISA 2018 sonuçlarına göre matematik okuryazarlığı alanında ülkelerin aldığı puanlar 325 ile 591 arasında değişti. 79 ülkenin bu alandaki ortalama puanı 459 olarak gerçekleşti. Türkiye bu alanda 454 ortalama puan ile katılan ülkeler arasında 42'nci sırada yer aldı.
OECD ülkeleri içerisinde okuma puanını en çok artıran ikinci ülke olan Türkiye'nin ortalama matematik puanı 2003'den bu yana en yüksek düzeyine ulaştı.
PISA 2018 sonuçlarına göre fen okuryazarlığı alanında ülkelerin aldığı puanlar 336 ile 590 arasında kayıtlara geçti. 79 ülkenin bu alandaki ortalama puanı 458 olarak gerçekleşti. Türkiye bu alanda ortalamanın üzerinde aldığı 468 ortalama puanı ile katılan ülkeler arasında 39'uncu sırada yer aldı. Böylece, Türkiye'nin ortalama fen puanı 2006'den bu yana en yüksek düzeyine ulaştı.
Temel yeterlilik düzeylerindeki öğrenci oranları arttı
PISA araştırmasında her üç alanda farklı seviyelerde yeterlilikler ölçüldü. PISA 2018 sonuçları 2015 sonuçları ile karşılaştırıldığında temel düzey becerilerdeki öğrenci oranlarının arttığı görüldü. Yeterlilik düzeylerindeki en fazla iyileşme yüzde 19,2'lik oranla fen okuryazarlığında kaydedildi. Her üç alanda da temel ve üst yeterlilik düzeylerindeki artış oranları artık Türkiye'nin PISA araştırmalarında iyileştirme evresine girdiğine işaret etti.
Okuma becerileri alanında sosyoekonomik düzeyin etkisi az
PISA araştırmalarında her dönem bir alan, ağırlıklı alan olarak belirlenip daha detaylı analizler yapılıyor. PISA 2018 araştırmasında okuma becerileri alanı ağırlıklı alan olarak belirlendi.
Bu kapsamda araştırmaya katılan 79 ülkenin okuma becerileri alanı ortalama puanları ile bu puanların öğrencilerin sosyoekonomik düzeyleriyle açıklanma oranları araştırıldı. OECD ülkelerinde sosyoekonomik düzeyin okuma becerileri puanlarını açıklama oranı ortalaması yüzde 12 iken Türkiye'de bu oran yüzde 11,4 olarak hesaplandı. Bu sonuç, Türkiye'nin OECD ülkelerine kıyasla öğrencilerin sosyoekonomik düzeylerinin okuma becerileri üzerinde daha az etkili olduğunu, bir diğer deyişle Türkiye'de okuma becerileri alanında eğitimde eşitliğin OECD ortalamasının üzerinde olduğunu gösterdi.
Fen, sosyal bilimler ve Anadolu liselerinin ortalama puanları OECD ortalamasının üzerinde
79 ülkenin katıldığı PISA 2018 sonuçlarına göre okuma becerileri alanında 79 ülkenin ortalama puanı 453, 37 OECD ülkesinin ortalama puanı ise 487 olarak gerçekleşti. PISA 2018 araştırmasına katılan fen liseleri, sosyal bilimler liseleri ve Anadolu liselerinin bu alanda ortalama puanları sırasıyla 583,4; 516,8 ve 495 olarak kayıtlara geçti.
Matematik okuryazarlığı alanında ise 79 ülkenin ortalama puanı 459, 37 OECD ülkesinin ortalama puanı ise 489 oldu. PISA 2018 araştırmasına katılan fen liseleri, sosyal bilimler liseleri ve Anadolu liselerinin bu alanda ortalama puanları sırasıyla 593,9; 490,1 ve 484,9 olarak ölçüldü.
Fen okuryazarlığı alanında da 79 ülkenin ortalama puanı 458, 37 OECD ülkesinin ortalama puanı ise 489 olarak belirlendi. PISA 2018 araştırmasına katılan fen liseleri, sosyal bilimler liseleri ve Anadolu liselerinin bu alanda ortalama puanları sırasıyla 584,9; 512,7 ve 498,6 olarak gerçekleşti. Böylece fen, sosyal bilimler ve Anadolu liselerinin ortalama puanları OECD ortalamasının üzerinde çıktı.
15 yılda öğrenci sayısı arttığı halde iyileşme sağlayan tek OECD ülkesi
OECD'nin PISA 2018 raporuna göre Türkiye, 2003 ile 2018 yılları arasında 15 yaş grubu öğrenci sayısı çok büyük oranda arttığı halde her üç alanda da iyileşmenin yaşandığı tek ülke oldu. Bu kapsamda, Türkiye'nin geçen 15 yıldaki eğitim performansının toplamda iyileştiği görüldü.
Son Güncelleme: Salı, 03 Aralık 2019 14:26
Gösterim: 1403
Eğitimde ele alınması gereken en önemli konunun sınav sistemlerinin kaldırılarak, öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre okul çeşitliliğini sağlanması ve üniversite bölümlerine yerleştirilmesi olduğunu belirten Okyanus Kolejleri Yönetim kurulu Başkanı Orhan Özbey, bunun için Kariyer Meslek Liselerinin kurulmasını öneriyor.
Türkiye’de eğitimin son 15 yıldaki seyri hakkında ne düşünüyorsunuz? Size göre son 15 yılda eğitimde gerçekleştirilen en önemli değişim ne oldu ve neden?
Son 15 yılda okullarımız fiziki olarak çok gelişti. Derslik sayıları arttı, yeterli olmasa da sınıf mevcutları eskiye göre daha makul seviyeye inmeye başladı. 2023 Eğitim Vizyonu çok önemli hedefler içermesi bakımından dikkate değer bir çalışma olmuştur. Eğitimde fiziki eksikliklerin tamamlanması ile birlikte içerik ve nitelik konusuna daha çok zaman, emek ve bütçe ayırmak mümkün olacaktır. Zaman zaman yapılan müfredat değişiklikleri faydalı olmakla beraber yardımcı ders kitapları üreten yayıncıları çok ciddi sıkıntılara sokmuştur. Eski müfredata göre yayın üretenlerin ellerinde çok ciddi sayıda kitap atıl hale dönüşmüştür.
Eğitimde ele alınması gereken kısa, orta ve uzun vadede konular nelerdir. Bu konularla ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
Eğitimde ele alınması gereken en önemli konunun sınav sistemlerinin kaldırılması olduğunu düşünüyorum. Sınav ya da daha açık ifadeyle bilgi sistemini ölçen ve sadece bu sonuca göre çocuğun eğitim alacağı okul tipi ya da üniversite bölümünün belirlenmesini doğru bulmuyorum. Önemli olan doğru kişinin doğru bölümde olmasıdır. Bunun için de kısa ve orta vadede Türkiye’de tüm öğrencilerin ilgi ve yeteneklerinin tespit edilerek, uzun vadede ise sınavlarla değil bu tespite dayalı olarak okullara ve üniversite bölümlerine yerleştirilmelerinin sağlanması gerekiyor.
Burada uzun zamandır gündeme getirdiğimiz Kariyer Meslek Liseleri modelini tekrardan ifade etmek isterim. Yani öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre Mimarlık Kariyer Meslek Lisesi, Ekonomi Kariyer Meslek Lisesi, Mühendislik Kariyer Meslek Lisesi, Hukuk Kariyer Meslek Lisesi, Tıp Kariyer Meslek Lisesi vb lise türlerini kurmak gerekiyor.
PEKİ BUNU NEYE DAYANARAK SÖYLÜYORUZ?
Her insanın farklı gen kombinasyonlarına sahip olduğunu biliyoruz, buradan hareketle her insanımızın yetkin olduğu gen havzasına göre ilgili mesleklere yönlendirilmemesi büyük bir zaruriyet olarak karşımıza çıkmaktadır. Hâl böyle olunca, Temel Eğitim’den itibaren her öğrencinin mesleki yetkinliğini ve söz konusu meslek için gerekli olan ilgi ve kişilik özelliklerini yapılacak testlerle tespit etmek; üniversitelerin, Milli Eğitim Bakanlığı’nın, bilim kurumlarının ve biz tüm eğitimcilerin yapması gereken çok önemli bir görevdir. Çocuklarımızın mesleklere olan genetik yatkınlığını dikkate almadan onları üniversitelerimizin meslek bölümlerine yerleştirmek ülkemiz adına ciddi bir kayıptır. Bunun için diyoruz ki; üniversitelere öğrenci yerleştirilirken bilgiye dayalı bir öğrenci seçme ve yerleştirme uygulamasından vazgeçilerek yeteneğe dayalı bir öğrenci yerleştirme sistemine geçilmelidir.” Şunu çok iyi biliyoruz ki, insana yetenek verilemez. Ancak bilgi verilebilir. Her insan yeteneğine uygun bilgiyi çok rahat elde edebilir. Yeteneklerimiz maliyetsiz ama çok büyük değerlerdir. Mevcut üniversiteye yerleştirme sistemi ile mimarlık yeteneği olan bir öğrenci tıp fakültesinde, mühendis olma yeteneğine sahip birileri hukuk fakültesine, doktor olma yeteneğine sahip öğrenciler uluslararası ilişkiler bölümüne yerleşebiliyor. Oysa bir üniversitenin Tıp fakültesine alınacak öğrenci ile mimarlık fakültesine alınacak öğrenci aynı olabilir mi? Bu yanlış uygulamanın sonucu olarak yeteneği ile bağdaşmayan mimarlık mezunu ama aslında doktor yetenekli veya tıp fakültesi mezunu ama aslında mimar yetenekli kişiler; kendi doğaları ile savaş halindedirler. Sonuç; Mutsuz insanlar ve en kötüsü mezun olduğu üniversite bölümü dışında başka meslek arayışına giren büyük bir kitle… kaybedilen üniversite yılları ve maddi manevi zararlar da cabası…
O HALDE NE YAPILMALI?
Bu konuda ilk olarak, devlet kurumlarımıza çok önemli iki görev düşmektedir. Birincisi; lise son sınıfa gelmiş tüm öğrencilerin yapılacak testlerle ilgi, yetenek ve kişilik haritasını çıkarmak. İkincisi; üniversitelerdeki tüm bölümlerin hangi ilgi, kişilik ve yetenek özellikleri gerektirdiğini tespit etmek. Bu iki veri elde edildikten sonra her üniversite bölümü kendisine en uygun olan öğrenciyi, bilgisine bakılmaksızın üniversitesine davet edip yerleştirecektir. Böylece bilgiye dayalı sınav sonucuyla üniversiteye giremeyen ancak dünya çapında büyük başarılara imza atacak yetenekli gençler; Türkiye’nin hangi kasaba, köy veya şehrinde ise tespit edilerek hem topluma kazandırılacak, hem de insan kaynağının yerinde kullanılması sağlanacaktır. İkinci etapta yapılması gereken en önemli iş ise; en geç 3 yıl içinde tüm liseleri kapatarak: bunları mimarlık meslek lisesi, hukuk meslek lisesi, tıp meslek lisesi gibi kariyer meslek liselerine dönüştürmektir. Ortaokul son sınıfta yapılacak yetenek testleri ile her öğrenci en yetenekli olduğu mesleğe yönlendirilerek, ortaöğretimini meslek lisesinde meslek kazanarak sürdürmelidir. Kariyer Meslek Lisesi’nin son sınıfına gelindiğinde; başta da söylediğimiz gibi yine yetenek testleri ile her öğrenci üniversitelerin ilgili bölümlerine yerleştirilmelidir. Yerleştirilemeyenler ise ara eleman olarak yine de sektörde görev alabilirler. İşin en güzel tarafı mesleksiz hiçbir insanımız olmayacaktır. Bu eğitim sisteminin faydası bireysel olduğu kadar da toplumsaldır. Iş gücünün doğru ve yerinde kullanılmasıyla büyük bir milli israf da önlenecektir. Bu eğitim modeli birey, aile ve toplum üçgeninde de değerlendirildiğinde bireysel, toplumsal ve ekonomik açılardan ülkemize ve dünyamıza büyük katkılar sağlayacaktır.
Eğitimde kamu –özel sektör diyalog ve işbirliğini değerlendirebilir misiniz? Bu iletişimin daha verimli olabilmesi adına neler önerirsiniz?
Kamu-özel sektör diyaloğu ve işbirliği Bakanımız Sayın Ziya Selçuk ‘un göreve gelmesiyle birlikte çeşitli çalıştay ve toplantılarla sağlanmaya çalışılıyor. Bu konuda gerek bakanlığımıza gerekse özel okullar derneğine daha iyi iletişim kurulabilmesi adına çok iş düşüyor. Özel okulların tecrübelerini bakanlığımızın dikkate alması gerektiğini düşünüyorum.
15. YIL MESAJI
ARTI EĞİTİM DERGİSİ
EĞİTİM DÜNYASININ SESİDİR
Öncelikle 15. Yılınızı tebrik ediyorum, umarım daha uzun yıllar eğitim sektörüne katkılarınız devam eder. Öncelikle her şeyin dijitalleştiği bir dönemde yayın çıkarmaya devam ettiğiniz için sizi ayrıca kutlarım. Eğitim sektörünün sesi olarak görüyorum sizi kamu özel ayrımı yapmadan sorunlar, sistemler, yenilikler, görüşler ve tecrübelerin aktarılmasını sağlıyorsunuz. Bu süreçten vazgeçmeden yolunuza devam etmenizi dilerim.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Eğitimde ele alınması gereken en önemli konunun sınav sistemlerinin kaldırılarak, öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre okul çeşitliliğini sağlanması ve üniversite bölümlerine yerleştirilmesi olduğunu belirten Okyanus Kolejleri Yönetim kurulu Başkanı Orhan Özbey, bunun için Kariyer Meslek Liselerinin kurulmasını öneriyor.
Türkiye’de eğitimin son 15 yıldaki seyri hakkında ne düşünüyorsunuz? Size göre son 15 yılda eğitimde gerçekleştirilen en önemli değişim ne oldu ve neden?
Son 15 yılda okullarımız fiziki olarak çok gelişti. Derslik sayıları arttı, yeterli olmasa da sınıf mevcutları eskiye göre daha makul seviyeye inmeye başladı. 2023 Eğitim Vizyonu çok önemli hedefler içermesi bakımından dikkate değer bir çalışma olmuştur. Eğitimde fiziki eksikliklerin tamamlanması ile birlikte içerik ve nitelik konusuna daha çok zaman, emek ve bütçe ayırmak mümkün olacaktır. Zaman zaman yapılan müfredat değişiklikleri faydalı olmakla beraber yardımcı ders kitapları üreten yayıncıları çok ciddi sıkıntılara sokmuştur. Eski müfredata göre yayın üretenlerin ellerinde çok ciddi sayıda kitap atıl hale dönüşmüştür.
Eğitimde ele alınması gereken kısa, orta ve uzun vadede konular nelerdir. Bu konularla ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
Eğitimde ele alınması gereken en önemli konunun sınav sistemlerinin kaldırılması olduğunu düşünüyorum. Sınav ya da daha açık ifadeyle bilgi sistemini ölçen ve sadece bu sonuca göre çocuğun eğitim alacağı okul tipi ya da üniversite bölümünün belirlenmesini doğru bulmuyorum. Önemli olan doğru kişinin doğru bölümde olmasıdır. Bunun için de kısa ve orta vadede Türkiye’de tüm öğrencilerin ilgi ve yeteneklerinin tespit edilerek, uzun vadede ise sınavlarla değil bu tespite dayalı olarak okullara ve üniversite bölümlerine yerleştirilmelerinin sağlanması gerekiyor.
Burada uzun zamandır gündeme getirdiğimiz Kariyer Meslek Liseleri modelini tekrardan ifade etmek isterim. Yani öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre Mimarlık Kariyer Meslek Lisesi, Ekonomi Kariyer Meslek Lisesi, Mühendislik Kariyer Meslek Lisesi, Hukuk Kariyer Meslek Lisesi, Tıp Kariyer Meslek Lisesi vb lise türlerini kurmak gerekiyor.
PEKİ BUNU NEYE DAYANARAK SÖYLÜYORUZ?
Her insanın farklı gen kombinasyonlarına sahip olduğunu biliyoruz, buradan hareketle her insanımızın yetkin olduğu gen havzasına göre ilgili mesleklere yönlendirilmemesi büyük bir zaruriyet olarak karşımıza çıkmaktadır. Hâl böyle olunca, Temel Eğitim’den itibaren her öğrencinin mesleki yetkinliğini ve söz konusu meslek için gerekli olan ilgi ve kişilik özelliklerini yapılacak testlerle tespit etmek; üniversitelerin, Milli Eğitim Bakanlığı’nın, bilim kurumlarının ve biz tüm eğitimcilerin yapması gereken çok önemli bir görevdir. Çocuklarımızın mesleklere olan genetik yatkınlığını dikkate almadan onları üniversitelerimizin meslek bölümlerine yerleştirmek ülkemiz adına ciddi bir kayıptır. Bunun için diyoruz ki; üniversitelere öğrenci yerleştirilirken bilgiye dayalı bir öğrenci seçme ve yerleştirme uygulamasından vazgeçilerek yeteneğe dayalı bir öğrenci yerleştirme sistemine geçilmelidir.” Şunu çok iyi biliyoruz ki, insana yetenek verilemez. Ancak bilgi verilebilir. Her insan yeteneğine uygun bilgiyi çok rahat elde edebilir. Yeteneklerimiz maliyetsiz ama çok büyük değerlerdir. Mevcut üniversiteye yerleştirme sistemi ile mimarlık yeteneği olan bir öğrenci tıp fakültesinde, mühendis olma yeteneğine sahip birileri hukuk fakültesine, doktor olma yeteneğine sahip öğrenciler uluslararası ilişkiler bölümüne yerleşebiliyor. Oysa bir üniversitenin Tıp fakültesine alınacak öğrenci ile mimarlık fakültesine alınacak öğrenci aynı olabilir mi? Bu yanlış uygulamanın sonucu olarak yeteneği ile bağdaşmayan mimarlık mezunu ama aslında doktor yetenekli veya tıp fakültesi mezunu ama aslında mimar yetenekli kişiler; kendi doğaları ile savaş halindedirler. Sonuç; Mutsuz insanlar ve en kötüsü mezun olduğu üniversite bölümü dışında başka meslek arayışına giren büyük bir kitle… kaybedilen üniversite yılları ve maddi manevi zararlar da cabası…
O HALDE NE YAPILMALI?
Bu konuda ilk olarak, devlet kurumlarımıza çok önemli iki görev düşmektedir. Birincisi; lise son sınıfa gelmiş tüm öğrencilerin yapılacak testlerle ilgi, yetenek ve kişilik haritasını çıkarmak. İkincisi; üniversitelerdeki tüm bölümlerin hangi ilgi, kişilik ve yetenek özellikleri gerektirdiğini tespit etmek. Bu iki veri elde edildikten sonra her üniversite bölümü kendisine en uygun olan öğrenciyi, bilgisine bakılmaksızın üniversitesine davet edip yerleştirecektir. Böylece bilgiye dayalı sınav sonucuyla üniversiteye giremeyen ancak dünya çapında büyük başarılara imza atacak yetenekli gençler; Türkiye’nin hangi kasaba, köy veya şehrinde ise tespit edilerek hem topluma kazandırılacak, hem de insan kaynağının yerinde kullanılması sağlanacaktır. İkinci etapta yapılması gereken en önemli iş ise; en geç 3 yıl içinde tüm liseleri kapatarak: bunları mimarlık meslek lisesi, hukuk meslek lisesi, tıp meslek lisesi gibi kariyer meslek liselerine dönüştürmektir. Ortaokul son sınıfta yapılacak yetenek testleri ile her öğrenci en yetenekli olduğu mesleğe yönlendirilerek, ortaöğretimini meslek lisesinde meslek kazanarak sürdürmelidir. Kariyer Meslek Lisesi’nin son sınıfına gelindiğinde; başta da söylediğimiz gibi yine yetenek testleri ile her öğrenci üniversitelerin ilgili bölümlerine yerleştirilmelidir. Yerleştirilemeyenler ise ara eleman olarak yine de sektörde görev alabilirler. İşin en güzel tarafı mesleksiz hiçbir insanımız olmayacaktır. Bu eğitim sisteminin faydası bireysel olduğu kadar da toplumsaldır. Iş gücünün doğru ve yerinde kullanılmasıyla büyük bir milli israf da önlenecektir. Bu eğitim modeli birey, aile ve toplum üçgeninde de değerlendirildiğinde bireysel, toplumsal ve ekonomik açılardan ülkemize ve dünyamıza büyük katkılar sağlayacaktır.
Eğitimde kamu –özel sektör diyalog ve işbirliğini değerlendirebilir misiniz? Bu iletişimin daha verimli olabilmesi adına neler önerirsiniz?
Kamu-özel sektör diyaloğu ve işbirliği Bakanımız Sayın Ziya Selçuk ‘un göreve gelmesiyle birlikte çeşitli çalıştay ve toplantılarla sağlanmaya çalışılıyor. Bu konuda gerek bakanlığımıza gerekse özel okullar derneğine daha iyi iletişim kurulabilmesi adına çok iş düşüyor. Özel okulların tecrübelerini bakanlığımızın dikkate alması gerektiğini düşünüyorum.
15. YIL MESAJI
ARTI EĞİTİM DERGİSİ
EĞİTİM DÜNYASININ SESİDİR
Öncelikle 15. Yılınızı tebrik ediyorum, umarım daha uzun yıllar eğitim sektörüne katkılarınız devam eder. Öncelikle her şeyin dijitalleştiği bir dönemde yayın çıkarmaya devam ettiğiniz için sizi ayrıca kutlarım. Eğitim sektörünün sesi olarak görüyorum sizi kamu özel ayrımı yapmadan sorunlar, sistemler, yenilikler, görüşler ve tecrübelerin aktarılmasını sağlıyorsunuz. Bu süreçten vazgeçmeden yolunuza devam etmenizi dilerim.
Son Güncelleme: Cuma, 01 Kasım 2019 13:36
Gösterim: 2185
Ahmet Akça - ÖZDER Genel Başkanı
Eğitim; bireye olumlu davranışlar kazandıran, bir mesleğin bilgi, beceri ve tekniklerini öğreten bir süreçtir. Eğitim; bireyin kişiliğini kazanması yanında; akılcı, bilimsel ve özgür düşünebilme yetisi edinmesinde belirleyici rol oynamaktadır.
Bir ülkenin kalkınması ekonomik, eğitsel, kültürel, sosyal ve politik etkenlere bağlıdır. Kalkınmada gerekli olan iş gücü eğitimle sağlanır. Türk eğitim sisteminin son 15 yılında insanımızın yaşam kalitesinin yükseltilmesine yönelik birçok çalışma yapılmış, buna bağlı olarak da eğitim alanında da toplumsal duyarlılık ve beklentiler artmıştır. Bunun için eğitimin en çok tartışıldığı ve beraberinde eleştirildiği bir dönemi yaşamaktayız. Bu tartışma ve eleştirilerin Türk eğitim sistemine olumlu katkılar sağlayacağı bilinen bir gerçektir.
Son 15 Yılda Eğitim Alanındaki Gelişmeler
Bütün eleştirilere rağmen son 15 yılda eğitimde özellikle fiziki altyapı ve teknolojide “sessiz devrim” gerçekleştirildiği görülmektedir. Bu dönem eğitim alanında Cumhuriyet tarihinin en önemli adımlarının atıldığı ve 21. yüzyıl gereklerine uygun bir eğitim sisteminin örgütlenmeden, içeriğe ve yönteme kadar baştan aşağı yenilenme çabası içinde olunmuş nicel anlamda eğitim kabuk değiştirerek çağın standartlarına uygun hale getirilmiştir. Bu dönemde ki gelişmeleri 10 başlık altında toplayabiliriz
1.Eğitim Bütçesi
a.Cumhuriyet tarihi boyunca ilk kez merkezi yönetim bütçesinden en yüksek pay eğitim alanına ayrılmaya başlandı.
b.Toplam eğitim bütçemiz 2002 yılında 9,3 milyar TL iken 2018 yılında bu rakam %400’ den fazla arttırılarak tam 134,7 milyar TL’ye ulaştı.
c.Yüksek öğrenime ayrılan bütçe 2,5 milyar TL iken 2018 yılında bu rakam 15 kattan fazla arttırılarak tam 42 milyar TL’ye ulaştı.
d.Ar-ge yatırımlarına ayrılan bütçe 57 milyon TL iken 2018 yılında bu rakam %500’ den fazla arttırılarak tam 2,8 milyar TL’ye ulaştı.
2.Okul-Derslik Sayısı
a.Toplam okul sayısı 2002 yılında 43.000 iken 2018 yılın da %50 arttırılarak 65.000’ne çıkarıldı.
b.Derslik sayısı 2002 yılında 347.000 iken 2018 yılında %50 arttırılarak 680.000’e çıkarıldı.
c.İlköğretimde derslik başına düşen öğrenci sayısı 2002’de 36 iken 2018 yılında 24’e düşürüldü.
d.Ortaöğretimde derslik başına düşen öğrenci sayısı 2002’de 30 iken 2018 yılında 23’e düşürüldü.
e.Okullardaki spor alanlarının ve laboratuvarın sayısı iki kat arttırıldı.
3.Öğretmen İstihdamı
a.Son 15 yılda 600.000 öğretmen ataması yapılarak okullarda ki öğretmen sayısı neredeyse 3’e katlandı.
b.Öğretmen başına öğrenci sayısı 15 yıl içinde ortalama 21’den 15’e düşürüldü.
4.Ders Kitapları
a.Ders kitapları okullarda ücretsiz olarak dağıtılmaya başlandı.
5.Okullaşma Oranları
a.Son 15 yıl içinde okullaşma oranlarında büyük artışlar sağlandı. Genel olarak öğrenci sayısı %50 artarak 13 milyondan 18 milyona ulaştı.
b.Okul öncesi okullaşma oranı 2002 yılında %11 iken 2018 yılında %67’e yükseldi.
c.İlköğretimde okullaşma oranı 2002 yılında %90 iken 2018 yılında %96’a yükseldi.
d.Ortaöğretimde okullaşma oranı 2002 yılında %50 iken 2018 yılında %83’e yükseldi.
e.Kız çocuklarının okullaşma oranı 2002 yılında %66 iken 2018 yılında %90’a yükseldi.
6.Üniversite Eğitimi
a.Üniversitede okullaşma oranı 2 kat arttırılarak %20’den %40’a çıkarıldı.
b.Üniversitelerin sayısı 2,5 kat arttırılarak 73’den 181’e çıkarıldı.
c.Üniversitede okuyan öğrenci sayısı 4 kat artarak 2 milyondan 8 milyona çıktı.
7.Engellilere Yönelik Eğitim8.Yurt dışında Eğitim Gören Y. Lisans ve Doktora Öğrencileri İçin Burs Programı
a.Eğitimde engeller kaldırılarak ilk ve ortaöğretimde öğrenim gören engelli öğrenci sayısı 15 kat arttırıldı ve 24.000’den 360.000’e çıkarıldı.
b.Eğitime ulaşmada zorluk çeken öğrencilere yönelik taşıma hizmeti de 15 kat arttırıldı ve 7.000’den 100.000’e çıkarıldı.
c.Özel eğitim merkezlerine devam eden öğrencilerin tüm masrafları devlet tarafından karşılanmaya başlandı. d. 1929-2001 yılları arasında 9496 öğrenciye yurtdışında y.lisans ve doktora eğitimi görmesi için burs verilirken, 2002-2018 yılları arasında bu sayı 9231 olmuştur.
9.Meslek Lisesi Eğitiminde Atılan Adımlar10.Anti demokratik uygulamalar eğitim sisteminden çıkarıldı, özgürlük alanları genişletildi
a.2002 yılında meslek lisesi sayısı 2000 iken 2018 yılında %80 artarak 3600’a çıkarılmıştır.
b.Meslek lisesine devam eden öğrenci sayısı 2002 yılında 822.000 iken %100 artarak 1.700.000’e çıkmıştır.
c. Meslekî eğitime ayrılan bütçe 2002 yılında 743 milyon TL iken %1600 arttırılarak 12,5 milyar TL’ye ulaştı.
Kamu–Özel Sektör ve Eğitim
Eğitime milli bir mesele olarak bakıyorsak bu alanda devlet-millet bütünleşmesini de sağlamamız gerekiyor. Bunu hem eğitimin içeriğinde sağlamamız gerekiyor hem de fiziki yatırımlar alanında yapmalıyız. Bu alanda 2013 yılından itibaren ciddi adımlar atılmış 2013 ler de %3 ler seviyesinde olan Özel okul oranı 2018 lere geldiğinde %18 lere ulaşmıştır. bu eğitim camiası açısından sevindirici bir gelişmedir. Ancak özel okul alanın sağlıklı işlemesi ve beklenen katkıyı doğru bir şekilde verebilmesi için de devletin piyasa düzenleme, etkin denetim, etkin işbirliği, gerekli destek ve teşvik görevlerini de yerine getirmesi gerekiyor.
Yeni eğitim anlayışımızda bireylere bilgiler öğretme, öğrettiği bilgileri kullanma, bunları yaşama aktarma ve yeni durumlara uyum sağlayarak bilgiyi üretime dönüştürmek hedef olarak ele alınmalıdır. Bunun için okul çeşitliliği acilen ortadan kaldırılmalı, mesleki eğitim, bu işin çıktısını kullanan sanayi ve ticaret odalarıyla uygulama ağırlıklı olarak planlanmalı, fen liseleri bilim insanı yetiştirmeye yönelik yeniden tasarlanmalı, sayıları yeniden gözden geçirilmelidir. Çünkü bizim düşünen, akleden, üreten ve girişimci insanlara çok ihtiyacımız var.
Eğitimde kamu–özel sektör işbirliği eğitim ve iş dünyası arasındaki işbirliğine, dayanışmaya, görev ve sorumluluk paylaşımına dayanmaktadır. Kamu-özel sektör işbirliği ile yeniden yapılandırılan meslekî eğitim (meslek liseleri değil) hem ülkenin ekonomik kalkınmasında önemli bir motor görevi görecek hem de genç işsizliğin azaltılmasında önemli bir rol üstlenecektir. Meslek lisesi değil artık meslekî eğitimi yeniden yapılandırarak özel sektörün talep ve ihtiyaçlarına göre (çünkü meslekî eğitim doğrudan özel sektöre eleman yetiştirmektedir) yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Sürecin temel aktörleri, Milli Eğitim Bakanlığı ile Ticaret ve Sanayi Odaları ve firmalardır. Bu işbirliğinde, eğitimin pratik ayağı (3-4 gün) firmalarda, teorik ayağı ise (1-2 gün) meslek okullarında sürdürülmektedir.
Eğitim ve Planlama
Eğitim, nicelik anlamında ciddi atılımların yapıldığı bu dönemin ardından artık niteliğe ve eğitim kalitesini arttırmaya yönelmenin zamanı geldi Artık bugün eğitim, okulda öğrenilmesi gereken tüm derslerin ve öğretmen etkilerinin toplamından çok daha fazlası: Müzik, sanat, felsefenin yanı sıra kültür okuryazarlığı, çevresinin farkında olmayı öğrenmek; insanı tanıyıp yorumlayabilmek; küreselleşme, insan hakları, etik ve hukukun üstünlüğü konularında öğrencileri yetişkin hayatına hazırlamak olmalıdır. Öğrenmeyi teşvik edecek fiziksel şartlar, kurallar, roller ve ilişkiler bütünüyle birlikte okulun iklimi, değerleri ve vizyonu iyi bir eğitimin en önemli unsurları olarak da karşımıza çıkıyor.
Bir millet varlığını sürdürmek istiyorsa, milli ve yerli unsurlarla özgür bir şekilde yaşayacaksa, onu oluşturan bireylerin üretime endeksli kılınması gerekiyor. Özgür düşünce ve en önemlisi de bireylerin farklı yapılarının kabul edilmesi gerekir. Algı, dikkat, bellek, muhakeme etme, hayal kurma, sorun çözme, ilişkilendirme, soyut düşünebilme gibi… Bunlar önemli olduğuna göre nasıl geliştirilebilir? Bunların bireydeki farklılıkları nasıldır ve hangi boyuttadır? Bunlar nasıl bir ortamda gelişir? Bilgi aktarımı-tekrarıyla mı? Düşünce işlenerek mi? Araştırma yaptırarak mı? Problem üreterek mi? Yoksa bilinen problemleri bildik yoldan çözerek mi?
Her şeyden önce eğitimi kazananların ve kaybedenlerin olduğu bir yapı olmaktan çıkarmalıyız. Eğitim, çocukların ilgi ve yeteneklerini keşfeden, insan olmaya dair duyguların içselleştirmesini sağlayan, her insanın bir değer olduğu inancıyla yaşam akışı içerisinde insanlığa eserler veren, girişimci, üretken, kendisiyle barışık estetik duygusunu kazanmış, kendini keşfetmiş mutlu bireyler ve toplumlar yetiştirmelidir. Onun için Okullarımız, öğrenciler için gerçek yaşamın kendisini yansıtan, yapay “sınıf” duvarları arasına hapsetmiş değil, gerçek yaşamla iç içe olan mekanlar olmalıdır. Böyle olursa çocuklarımızda “Öğrenme enerjisi” harekete geçer, Öğrencinin ilgi alanına hitap edilir ve Merakının uyandırılması sağlanır.
Yukarıda ifade ettiklerimizi yapabilirsek, yenilikler bulan, üreten, ürettiğinden ve başarıdan zevk alan aynı zamanda da eksikliklerimizi ve yanlışlıklarımızı görme fırsatı bulacağız. Sonuç olarak; 21. yüzyıl insanının son düşünen insanlar olabileceği, beyin okumalarının yapıldığı, dünyanın tek ortak dile döneceği, rüyaların kendilerine gösterilebileceği düşünüldüğünde bilginin üretilmesi, kullanılması ve aktarılmasına yönelik her alanda (sosyal, siyasal, ekonomik vb.) değişmelerin yaşanması kaçınılmaz olacaktır. Bunun için dünyada rekabet edecek ve çocuklarımızı mutlu kılacak bir eğitim sistemini inşa etmek zorundayız. Bugün önemli görülen bilgilerin yarın hiçbir anlam taşımayacağı düşünüldüğünde tek çare olarak gençlerimizin nasıl düşünmesi gerektiği ve değişimler karşısında nasıl hareket etmesi gerektiğini öğreterek geleceğe hazırlamak zorundayız.
15. YIL MESAJI
ARTI EĞİTİM KALICI BAŞARIYI SAĞLADI
15. Yılını kutlayan artı eğitim dergisine teşekkür ediyorum. Var olduğu günden bugüne kadar eğitimin gündemini magazinleştirmeden, herhangi bir ideolojik kampa dahil olmadan sadece eğitim mecrasında kalarak tüm eğitimcilerin ve kamuoyunun gündemine getirmeyi sağlamış bir sektör dergisi olmayı başarmış ve bu başarıyı da kalıcı kılmıştır. Son 15 yılda eğitim alanında hangi gelişme olduysa bunu ilk önce artı eğitim dergisinden öğrendik ve orada tartıştık tartışmaya da devam ediyoruz. Bu tür çalışmaların hiç de kolay olmadığının hepimiz farkındayız artı eğitim ailesini 15 yıldır bir arada tutan Başta Cem Kaçmaz olmak üzere tüm çalışanlara teşekkür ederim inşallah nice 15 yılları birlikte kutlarız…
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Ahmet Akça - ÖZDER Genel Başkanı
Eğitim; bireye olumlu davranışlar kazandıran, bir mesleğin bilgi, beceri ve tekniklerini öğreten bir süreçtir. Eğitim; bireyin kişiliğini kazanması yanında; akılcı, bilimsel ve özgür düşünebilme yetisi edinmesinde belirleyici rol oynamaktadır.
Bir ülkenin kalkınması ekonomik, eğitsel, kültürel, sosyal ve politik etkenlere bağlıdır. Kalkınmada gerekli olan iş gücü eğitimle sağlanır. Türk eğitim sisteminin son 15 yılında insanımızın yaşam kalitesinin yükseltilmesine yönelik birçok çalışma yapılmış, buna bağlı olarak da eğitim alanında da toplumsal duyarlılık ve beklentiler artmıştır. Bunun için eğitimin en çok tartışıldığı ve beraberinde eleştirildiği bir dönemi yaşamaktayız. Bu tartışma ve eleştirilerin Türk eğitim sistemine olumlu katkılar sağlayacağı bilinen bir gerçektir.
Son 15 Yılda Eğitim Alanındaki Gelişmeler
Bütün eleştirilere rağmen son 15 yılda eğitimde özellikle fiziki altyapı ve teknolojide “sessiz devrim” gerçekleştirildiği görülmektedir. Bu dönem eğitim alanında Cumhuriyet tarihinin en önemli adımlarının atıldığı ve 21. yüzyıl gereklerine uygun bir eğitim sisteminin örgütlenmeden, içeriğe ve yönteme kadar baştan aşağı yenilenme çabası içinde olunmuş nicel anlamda eğitim kabuk değiştirerek çağın standartlarına uygun hale getirilmiştir. Bu dönemde ki gelişmeleri 10 başlık altında toplayabiliriz
1.Eğitim Bütçesi
a.Cumhuriyet tarihi boyunca ilk kez merkezi yönetim bütçesinden en yüksek pay eğitim alanına ayrılmaya başlandı.
b.Toplam eğitim bütçemiz 2002 yılında 9,3 milyar TL iken 2018 yılında bu rakam %400’ den fazla arttırılarak tam 134,7 milyar TL’ye ulaştı.
c.Yüksek öğrenime ayrılan bütçe 2,5 milyar TL iken 2018 yılında bu rakam 15 kattan fazla arttırılarak tam 42 milyar TL’ye ulaştı.
d.Ar-ge yatırımlarına ayrılan bütçe 57 milyon TL iken 2018 yılında bu rakam %500’ den fazla arttırılarak tam 2,8 milyar TL’ye ulaştı.
2.Okul-Derslik Sayısı
a.Toplam okul sayısı 2002 yılında 43.000 iken 2018 yılın da %50 arttırılarak 65.000’ne çıkarıldı.
b.Derslik sayısı 2002 yılında 347.000 iken 2018 yılında %50 arttırılarak 680.000’e çıkarıldı.
c.İlköğretimde derslik başına düşen öğrenci sayısı 2002’de 36 iken 2018 yılında 24’e düşürüldü.
d.Ortaöğretimde derslik başına düşen öğrenci sayısı 2002’de 30 iken 2018 yılında 23’e düşürüldü.
e.Okullardaki spor alanlarının ve laboratuvarın sayısı iki kat arttırıldı.
3.Öğretmen İstihdamı
a.Son 15 yılda 600.000 öğretmen ataması yapılarak okullarda ki öğretmen sayısı neredeyse 3’e katlandı.
b.Öğretmen başına öğrenci sayısı 15 yıl içinde ortalama 21’den 15’e düşürüldü.
4.Ders Kitapları
a.Ders kitapları okullarda ücretsiz olarak dağıtılmaya başlandı.
5.Okullaşma Oranları
a.Son 15 yıl içinde okullaşma oranlarında büyük artışlar sağlandı. Genel olarak öğrenci sayısı %50 artarak 13 milyondan 18 milyona ulaştı.
b.Okul öncesi okullaşma oranı 2002 yılında %11 iken 2018 yılında %67’e yükseldi.
c.İlköğretimde okullaşma oranı 2002 yılında %90 iken 2018 yılında %96’a yükseldi.
d.Ortaöğretimde okullaşma oranı 2002 yılında %50 iken 2018 yılında %83’e yükseldi.
e.Kız çocuklarının okullaşma oranı 2002 yılında %66 iken 2018 yılında %90’a yükseldi.
6.Üniversite Eğitimi
a.Üniversitede okullaşma oranı 2 kat arttırılarak %20’den %40’a çıkarıldı.
b.Üniversitelerin sayısı 2,5 kat arttırılarak 73’den 181’e çıkarıldı.
c.Üniversitede okuyan öğrenci sayısı 4 kat artarak 2 milyondan 8 milyona çıktı.
7.Engellilere Yönelik Eğitim8.Yurt dışında Eğitim Gören Y. Lisans ve Doktora Öğrencileri İçin Burs Programı
a.Eğitimde engeller kaldırılarak ilk ve ortaöğretimde öğrenim gören engelli öğrenci sayısı 15 kat arttırıldı ve 24.000’den 360.000’e çıkarıldı.
b.Eğitime ulaşmada zorluk çeken öğrencilere yönelik taşıma hizmeti de 15 kat arttırıldı ve 7.000’den 100.000’e çıkarıldı.
c.Özel eğitim merkezlerine devam eden öğrencilerin tüm masrafları devlet tarafından karşılanmaya başlandı. d. 1929-2001 yılları arasında 9496 öğrenciye yurtdışında y.lisans ve doktora eğitimi görmesi için burs verilirken, 2002-2018 yılları arasında bu sayı 9231 olmuştur.
9.Meslek Lisesi Eğitiminde Atılan Adımlar10.Anti demokratik uygulamalar eğitim sisteminden çıkarıldı, özgürlük alanları genişletildi
a.2002 yılında meslek lisesi sayısı 2000 iken 2018 yılında %80 artarak 3600’a çıkarılmıştır.
b.Meslek lisesine devam eden öğrenci sayısı 2002 yılında 822.000 iken %100 artarak 1.700.000’e çıkmıştır.
c. Meslekî eğitime ayrılan bütçe 2002 yılında 743 milyon TL iken %1600 arttırılarak 12,5 milyar TL’ye ulaştı.
Kamu–Özel Sektör ve Eğitim
Eğitime milli bir mesele olarak bakıyorsak bu alanda devlet-millet bütünleşmesini de sağlamamız gerekiyor. Bunu hem eğitimin içeriğinde sağlamamız gerekiyor hem de fiziki yatırımlar alanında yapmalıyız. Bu alanda 2013 yılından itibaren ciddi adımlar atılmış 2013 ler de %3 ler seviyesinde olan Özel okul oranı 2018 lere geldiğinde %18 lere ulaşmıştır. bu eğitim camiası açısından sevindirici bir gelişmedir. Ancak özel okul alanın sağlıklı işlemesi ve beklenen katkıyı doğru bir şekilde verebilmesi için de devletin piyasa düzenleme, etkin denetim, etkin işbirliği, gerekli destek ve teşvik görevlerini de yerine getirmesi gerekiyor.
Yeni eğitim anlayışımızda bireylere bilgiler öğretme, öğrettiği bilgileri kullanma, bunları yaşama aktarma ve yeni durumlara uyum sağlayarak bilgiyi üretime dönüştürmek hedef olarak ele alınmalıdır. Bunun için okul çeşitliliği acilen ortadan kaldırılmalı, mesleki eğitim, bu işin çıktısını kullanan sanayi ve ticaret odalarıyla uygulama ağırlıklı olarak planlanmalı, fen liseleri bilim insanı yetiştirmeye yönelik yeniden tasarlanmalı, sayıları yeniden gözden geçirilmelidir. Çünkü bizim düşünen, akleden, üreten ve girişimci insanlara çok ihtiyacımız var.
Eğitimde kamu–özel sektör işbirliği eğitim ve iş dünyası arasındaki işbirliğine, dayanışmaya, görev ve sorumluluk paylaşımına dayanmaktadır. Kamu-özel sektör işbirliği ile yeniden yapılandırılan meslekî eğitim (meslek liseleri değil) hem ülkenin ekonomik kalkınmasında önemli bir motor görevi görecek hem de genç işsizliğin azaltılmasında önemli bir rol üstlenecektir. Meslek lisesi değil artık meslekî eğitimi yeniden yapılandırarak özel sektörün talep ve ihtiyaçlarına göre (çünkü meslekî eğitim doğrudan özel sektöre eleman yetiştirmektedir) yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Sürecin temel aktörleri, Milli Eğitim Bakanlığı ile Ticaret ve Sanayi Odaları ve firmalardır. Bu işbirliğinde, eğitimin pratik ayağı (3-4 gün) firmalarda, teorik ayağı ise (1-2 gün) meslek okullarında sürdürülmektedir.
Eğitim ve Planlama
Eğitim, nicelik anlamında ciddi atılımların yapıldığı bu dönemin ardından artık niteliğe ve eğitim kalitesini arttırmaya yönelmenin zamanı geldi Artık bugün eğitim, okulda öğrenilmesi gereken tüm derslerin ve öğretmen etkilerinin toplamından çok daha fazlası: Müzik, sanat, felsefenin yanı sıra kültür okuryazarlığı, çevresinin farkında olmayı öğrenmek; insanı tanıyıp yorumlayabilmek; küreselleşme, insan hakları, etik ve hukukun üstünlüğü konularında öğrencileri yetişkin hayatına hazırlamak olmalıdır. Öğrenmeyi teşvik edecek fiziksel şartlar, kurallar, roller ve ilişkiler bütünüyle birlikte okulun iklimi, değerleri ve vizyonu iyi bir eğitimin en önemli unsurları olarak da karşımıza çıkıyor.
Bir millet varlığını sürdürmek istiyorsa, milli ve yerli unsurlarla özgür bir şekilde yaşayacaksa, onu oluşturan bireylerin üretime endeksli kılınması gerekiyor. Özgür düşünce ve en önemlisi de bireylerin farklı yapılarının kabul edilmesi gerekir. Algı, dikkat, bellek, muhakeme etme, hayal kurma, sorun çözme, ilişkilendirme, soyut düşünebilme gibi… Bunlar önemli olduğuna göre nasıl geliştirilebilir? Bunların bireydeki farklılıkları nasıldır ve hangi boyuttadır? Bunlar nasıl bir ortamda gelişir? Bilgi aktarımı-tekrarıyla mı? Düşünce işlenerek mi? Araştırma yaptırarak mı? Problem üreterek mi? Yoksa bilinen problemleri bildik yoldan çözerek mi?
Her şeyden önce eğitimi kazananların ve kaybedenlerin olduğu bir yapı olmaktan çıkarmalıyız. Eğitim, çocukların ilgi ve yeteneklerini keşfeden, insan olmaya dair duyguların içselleştirmesini sağlayan, her insanın bir değer olduğu inancıyla yaşam akışı içerisinde insanlığa eserler veren, girişimci, üretken, kendisiyle barışık estetik duygusunu kazanmış, kendini keşfetmiş mutlu bireyler ve toplumlar yetiştirmelidir. Onun için Okullarımız, öğrenciler için gerçek yaşamın kendisini yansıtan, yapay “sınıf” duvarları arasına hapsetmiş değil, gerçek yaşamla iç içe olan mekanlar olmalıdır. Böyle olursa çocuklarımızda “Öğrenme enerjisi” harekete geçer, Öğrencinin ilgi alanına hitap edilir ve Merakının uyandırılması sağlanır.
Yukarıda ifade ettiklerimizi yapabilirsek, yenilikler bulan, üreten, ürettiğinden ve başarıdan zevk alan aynı zamanda da eksikliklerimizi ve yanlışlıklarımızı görme fırsatı bulacağız. Sonuç olarak; 21. yüzyıl insanının son düşünen insanlar olabileceği, beyin okumalarının yapıldığı, dünyanın tek ortak dile döneceği, rüyaların kendilerine gösterilebileceği düşünüldüğünde bilginin üretilmesi, kullanılması ve aktarılmasına yönelik her alanda (sosyal, siyasal, ekonomik vb.) değişmelerin yaşanması kaçınılmaz olacaktır. Bunun için dünyada rekabet edecek ve çocuklarımızı mutlu kılacak bir eğitim sistemini inşa etmek zorundayız. Bugün önemli görülen bilgilerin yarın hiçbir anlam taşımayacağı düşünüldüğünde tek çare olarak gençlerimizin nasıl düşünmesi gerektiği ve değişimler karşısında nasıl hareket etmesi gerektiğini öğreterek geleceğe hazırlamak zorundayız.
15. YIL MESAJI
ARTI EĞİTİM KALICI BAŞARIYI SAĞLADI
15. Yılını kutlayan artı eğitim dergisine teşekkür ediyorum. Var olduğu günden bugüne kadar eğitimin gündemini magazinleştirmeden, herhangi bir ideolojik kampa dahil olmadan sadece eğitim mecrasında kalarak tüm eğitimcilerin ve kamuoyunun gündemine getirmeyi sağlamış bir sektör dergisi olmayı başarmış ve bu başarıyı da kalıcı kılmıştır. Son 15 yılda eğitim alanında hangi gelişme olduysa bunu ilk önce artı eğitim dergisinden öğrendik ve orada tartıştık tartışmaya da devam ediyoruz. Bu tür çalışmaların hiç de kolay olmadığının hepimiz farkındayız artı eğitim ailesini 15 yıldır bir arada tutan Başta Cem Kaçmaz olmak üzere tüm çalışanlara teşekkür ederim inşallah nice 15 yılları birlikte kutlarız…
Son Güncelleme: Perşembe, 31 Ekim 2019 15:44
Gösterim: 3057
Aile Hukuku Derneği Başkanı Prof. Dr. Bahadır Erdem önderliğinde harekete geçen 15 sivil toplum örgütü, her türlü çocuk istismarını önlemek, istismara karşı çocukları ve toplumu güçlendirmek için “İstismara Karşı Çocuk Gücü” projesini hayata geçiriyor.
Sosyal sorumluluk bilinciyle Prof. Dr. Bahadır Erdem önderliğinde harekete geçen 15 sivil toplum örgütü, proje kapsamında çocuk istismarına karşı toplumsal bilinç oluşturmayı amaçlıyor. Türkiye’nin dört bir yanında çocuk istismarına karşı önleyici bir eğitim kampanyası yürütecek olan oluşum; çocuklar, aileler ve eğitimciler için “çocuk istismarını tanıma ve önleme” yönünde bilgilendirici ve önleyici müdahaleler için çalışma yürütmeyi amaçlıyor.
“İstismara Karşı Çocuk Gücü” projesiyle ilgili açıklama yapan Aile Hukuku Derneği Başkanı Prof. Dr. Bahadır Erdem şunları söyledi: “İstismara Karşı Çocuk Gücü projesinin ilk eğitimlerini Kasım ayı içinde Kırıkkale’de başlatmayı planlıyoruz. İstismara karşı güçlendirme eğitimleri 1 yıl boyunca Kırıkkale’nin farklı ilçelerinde, farklı okullarda dernek üyelerimizden bir psikolog ve bir hukukçunun yıl içinde dönüşümlü olarak eğitim vermesi ile gerçekleşecektir. Eğitimlerin tüm Türkiye’ye yayılmasını amaçlıyoruz. Hazırladığımız eğitici videolarla Türkiye’de tüm çocuk ve ailelerin verdiğimiz eğitimlere ulaşmasını sağlayacağız.
İnanıyoruz ki, çocuk istismarı engellenebilir. Biz de bu oluşum vesilesiyle çocukların, ailelerin ve eğitimcilerin güçlenmesine ve bilinçlenmesine katkı sağlayacağız. Türkiye’deki tüm duyarlı vatandaşlarımızı projeyi desteklemeye davet ediyoruz” dedi.
Prof. Dr. Bahadır Erdem, “Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2014 yılında 11.095 çocuk, cinsel saldırı mağduru olarak güvenlik birimlerine getirildiğini açıkladı. Bu sayı 2015’te 12.689’a, 2016’da 16.877’ye, 2017’de ise 18.623’e çıktığını belirtti. TÜİK’in en güncel verilerine göre ise 2017 yılında günde 51 çocuğumuz cinsel saldırı mağduru olarak güvenlik birimlerine getiriliyor” dedi.
Ağırlıklı olarak psikologlar ve hukukçulardan oluşan İstismara Karşı Çocuk Gücü ekibi, eğitimlerin hazırlanması, sunulması ve yaygınlaşması için çalışmalar yürütecek. Sahadan, akademiden ve uzmanlardan toplanan bilgilerin platform destekçilerinin deneyimi ile birleştirilmesiyle hazırlanan özel eğitim programı yüz yüze ve on-line video üzerinden tüm ülkeye yayılması sağlanacak.
“İstismara Karşı Çocuk Gücü” projesi başta Aile Hukuku Derneği olmak üzere Bebek Ruh Sağlığı Derneği, BirİZ Derneği, Bütün Çocuklar Bizim Derneği (BÇBD) ,Çift ve Aile Terapileri Derneği (ÇATED),İstanbul Koruyucu Aile Derneği, Kadın Dernekleri Federasyonu, Koruyucu Aile Evlat, Edinme Derneği (KOREV),Maya Vakfı, Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı, Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı (Koruncuk),Türk Psikologlar Derneği (TPD),Uluslararası Kadın Dayanışma Derneği, Yaratıcı Çocuklar Derneği ve Yüksek Öğrenimde Rehberliği Tanıtma ve Rehber Yetiştirme (YÖRET) tarafından destekleniyor.
İSTİSMARA KARŞI ÇOCUK GÜCÜ MANİFESTOSU
İstismar bazen görünür, bazen değil!
İstismar tek değil, münferit değil!
Çocuğun aklı ermez değil!
İstismar kaçınılmaz değil!
Çocuklar güçsüz değil, yalnız değil,
Çaresiz değil, savunmasız değil!
Bu düzen değişmez,
Bu uğursuz döngü kırılmaz değil!
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Aile Hukuku Derneği Başkanı Prof. Dr. Bahadır Erdem önderliğinde harekete geçen 15 sivil toplum örgütü, her türlü çocuk istismarını önlemek, istismara karşı çocukları ve toplumu güçlendirmek için “İstismara Karşı Çocuk Gücü” projesini hayata geçiriyor.
Sosyal sorumluluk bilinciyle Prof. Dr. Bahadır Erdem önderliğinde harekete geçen 15 sivil toplum örgütü, proje kapsamında çocuk istismarına karşı toplumsal bilinç oluşturmayı amaçlıyor. Türkiye’nin dört bir yanında çocuk istismarına karşı önleyici bir eğitim kampanyası yürütecek olan oluşum; çocuklar, aileler ve eğitimciler için “çocuk istismarını tanıma ve önleme” yönünde bilgilendirici ve önleyici müdahaleler için çalışma yürütmeyi amaçlıyor.
“İstismara Karşı Çocuk Gücü” projesiyle ilgili açıklama yapan Aile Hukuku Derneği Başkanı Prof. Dr. Bahadır Erdem şunları söyledi: “İstismara Karşı Çocuk Gücü projesinin ilk eğitimlerini Kasım ayı içinde Kırıkkale’de başlatmayı planlıyoruz. İstismara karşı güçlendirme eğitimleri 1 yıl boyunca Kırıkkale’nin farklı ilçelerinde, farklı okullarda dernek üyelerimizden bir psikolog ve bir hukukçunun yıl içinde dönüşümlü olarak eğitim vermesi ile gerçekleşecektir. Eğitimlerin tüm Türkiye’ye yayılmasını amaçlıyoruz. Hazırladığımız eğitici videolarla Türkiye’de tüm çocuk ve ailelerin verdiğimiz eğitimlere ulaşmasını sağlayacağız.
İnanıyoruz ki, çocuk istismarı engellenebilir. Biz de bu oluşum vesilesiyle çocukların, ailelerin ve eğitimcilerin güçlenmesine ve bilinçlenmesine katkı sağlayacağız. Türkiye’deki tüm duyarlı vatandaşlarımızı projeyi desteklemeye davet ediyoruz” dedi.
Prof. Dr. Bahadır Erdem, “Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2014 yılında 11.095 çocuk, cinsel saldırı mağduru olarak güvenlik birimlerine getirildiğini açıkladı. Bu sayı 2015’te 12.689’a, 2016’da 16.877’ye, 2017’de ise 18.623’e çıktığını belirtti. TÜİK’in en güncel verilerine göre ise 2017 yılında günde 51 çocuğumuz cinsel saldırı mağduru olarak güvenlik birimlerine getiriliyor” dedi.
Ağırlıklı olarak psikologlar ve hukukçulardan oluşan İstismara Karşı Çocuk Gücü ekibi, eğitimlerin hazırlanması, sunulması ve yaygınlaşması için çalışmalar yürütecek. Sahadan, akademiden ve uzmanlardan toplanan bilgilerin platform destekçilerinin deneyimi ile birleştirilmesiyle hazırlanan özel eğitim programı yüz yüze ve on-line video üzerinden tüm ülkeye yayılması sağlanacak.
“İstismara Karşı Çocuk Gücü” projesi başta Aile Hukuku Derneği olmak üzere Bebek Ruh Sağlığı Derneği, BirİZ Derneği, Bütün Çocuklar Bizim Derneği (BÇBD) ,Çift ve Aile Terapileri Derneği (ÇATED),İstanbul Koruyucu Aile Derneği, Kadın Dernekleri Federasyonu, Koruyucu Aile Evlat, Edinme Derneği (KOREV),Maya Vakfı, Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı, Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı (Koruncuk),Türk Psikologlar Derneği (TPD),Uluslararası Kadın Dayanışma Derneği, Yaratıcı Çocuklar Derneği ve Yüksek Öğrenimde Rehberliği Tanıtma ve Rehber Yetiştirme (YÖRET) tarafından destekleniyor.
İSTİSMARA KARŞI ÇOCUK GÜCÜ MANİFESTOSU
İstismar bazen görünür, bazen değil!
İstismar tek değil, münferit değil!
Çocuğun aklı ermez değil!
İstismar kaçınılmaz değil!
Çocuklar güçsüz değil, yalnız değil,
Çaresiz değil, savunmasız değil!
Bu düzen değişmez,
Bu uğursuz döngü kırılmaz değil!
Son Güncelleme: Cuma, 01 Kasım 2019 10:43
Gösterim: 1492
Naci Atalay - ÖZDEBİR Yönetim Kurulu Başkanı
Türkiye’de eğitim sisteminin oldukça dinamik bir yapıya sahip olduğunu belirterek başlayalım. Artı Eğitim Dergisi’nin 15. yaşıyla birlikte, geride bıraktığımız 15 yıla ‘değişim’ kavramının damga vurduğunu söyleyebiliriz. Bu değişimin olumlu yanları da oldu, olumsuz yanları da elbette.
Uzun yıllardır her bakan değişikliğiyle Eğitim Sistemimizde yapılan değişiklikler sorunları çözmemiş, yeni düzenlemelerin yapılmasını gerekli kılmıştı. ÖZDEBİR Özel Eğitim Öğretim Derneği olarak her fırsatta dile getirdiğimiz gibi, Sayın Ziya Selçuk’un Milli Eğitim Bakanlığı görevini üstlenmiş olması eğitim sektörü için bir fırsattır. Kendisi 2002 yılından bu yana Milli Eğitim Bakanlığı görevini üslenen yedinci Bakanımız olmuştur. Bu süre zarfında eğitim sisteminin geneli açasından önemi olan 4+4+4 sisteminin getirilmesi, öğretim programlarının çok kez aşamalı ya da toplu olarak değiştirilmesi, hem liseye hem üniversiteye giriş sisteminde köklü değişiklikler yapılması gibi adımlar atıldı. Sektörün içinden gelen eğitimci bir bakanın göreve getirilmesini, yıllardır biriken sorunlara çözüm üretme ve bu sorunları çözme açısından son derece olumlu bir karar olarak değerlendirdik. 2023 Eğitim Vizyonu Belgesinin açıklanmasından sonra Eğitim Sistemimizde önemli değişikliklere ve yeniliklere tanık olmaya başladık.
Son 15 yıla baktığımızda özel öğretim alanına damga vuran değişiklik ise şüphesiz ki dershanelerin kapanma süreci oldu. Bu karar yalnızca dershane sektöründe yer alan bileşenleri etkilemekle kalmadı, özel öğretim alanında zincirleme bir etkiye neden oldu.
25 Mart 2012 günü döne¬min Sayın Başbakanının "Üniversite giriş sınavlarını da, üniversite hazırlık kurslarını da orta¬dan kaldırıyoruz." açıklamasıyla başlayan ve o günden bu yana eğitim dünyasının gündemini meşgul eden dershanelerin kapatılması sürecinde pek çok tartışmayla birlikte günümüze kadar gelindi. ÖZDEBİR olarak bizim ve bütün sektörün, gerekli koşulların hazırlanmamış olması nedeniyle, itirazlarına rağmen 6528 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 14 Mart 2014 tarih ve 28941 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürür¬lüğe girdi. Hatırlanacağı gibi, bu Yasa ile Özel Dershanelerin 31 Ağustos 2015’e kadar temel liselere ve diğer özel öğretim kurumlarına dönüşmeleri, Etüt Eğitim Merkezlerinin 12 yaş sınırlamasıyla uyumlu hale getirilmeleri, bu koşullara uygun dönüşümü sağlanamayan kurumların ise 1 Eylül 2015’te kapatılmaları hükme bağlanmıştı.
Bu kararın ardından gelen arayış ve beklentiler özel okulların sayısında bir artışla birlikte temel liseleri ve özel öğretim kurslarını gündeme taşıdı. 15 Temmuz kalkışmasıyla ne oldukları ortaya çıkan hain yapı bir taraftan eğitim sektöründen sökülüp atılırken bir taraftan da yeni düzenlemelerle temel liseler, özel öğretim kursları ve kişisel gelişim kursları dönemi başladı. Bu kurumların kapsamı ile ilgili düzenlemeler ise sık sık değiştirildi. Son olarak da temel liseler kapatıldı ve kapatılacağı açıklanan özel öğretim kurslarına bir yıl daha ek süre tanındı. Bu kurumlara ilişkin durum halen tartışma konusu çünkü çok sayıdaki öğrencinin okuldan aldıkları bilgilere ek olarak sınavlara hazırlanabilecekleri kurumlara duyduğu ihtiyaç devam etmekte.
“Merdiven Altı” Yapılarla Mücadele Öncelikli Görevimiz
Dershanelerin kapanmasıyla doğan boşluktan faydalanan çok sayıda kaçak kurs “merdiven altı” faaliyet sürdürmeye başladı. Görevini yasal çerçevede sürdüren kurumlara haksız rekabet oluşturan bu kaçak oluşumlar son yıllarda eğitim sektörünü en çok rahatsız eden konulardan oldu. Gerek Milli Eğitim Bakanımızla gerek Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürümüzle gerekse Eğitim Öğretim Politikaları Kurulu ile yaptığımız görüşmelerde önemle üzerinde durduğumuz bir konu bu. ÖZDEBİR olarak biz; öğrencilerin sınavlara hazırlık talepleri sürdüğü müddetçe temel liselerin ardından bir de özel öğretim kurslarının kapatılması durumunda, merdiven altı eğitimin kat kat artarak süreceğini tekrar tekrar belirttik. Bu yasal kurumların kapatılması ile birlikte; kontrol edilemez grup ve yapıların çok rahat bir şekilde, apartman dairelerinde sınavlara hazırlık işini sürdüreceklerini vurguladık. Ülkenin geleceğini ilgilendiren bu gibi önemli kararların alınmasında eğitimcilerin ve eğitimcileri temsil eden sivil toplum örgütlerinin de görüşlerinin alınmasının uygun olacağını belirttik.
Eğitim Sistemimizde bütünlüklü düzenlemelerden uzak, sonuca odaklı bu düzenlemeler ne sınavlara hazırlık ihtiyacını ortadan kaldırmakta ne de sınavlara hazırlık kurumlarını… Öğrenciler bir kurstan başka bir kursa gitmek zorunda kalmakta, kurs kurucu ve yöneticileri veli ve öğrencilerin bu ihtiyaçlarını karşılamak için türlü yollara kimi zaman da yasal olmayan uygulamalara başvurmak durumunda olmaktadır. İzinsiz özel kurs faaliyetlerinde bulunanlar geçmişte üç yıla kadar hapis cezasına çarptırılabiliyordu, hapis cezaları önce azaltıldı sonra kaldırıldı ve para cezalarına dönüştürüldü. Bugün sayıları bile belirlenemeyen 7000’leri aştığı ifade edilen izinsiz kurs faaliyeti yürüten “merdiven altı” yapılarla karşı karşıyayız. Bu durumun yarattığı vergi kayıpları, öğrencilerin denetimsiz bu yerlerin eline bırakılması ve izinli - yasal faaliyet sürdürenlere karşı oluşan haksız rekabet koşulları dikkate alınması gereken önemli sorunlardandır.
Bu durumlar göz önüne alındığında merdiven altı diye anılan kurumlar çok sıkı denetlenmeli ve yasal zemine çekilmelidir. Sınav ihtiyacı devam ettiği sürece de bu ihtiyacın yasal kurumlarla karşılanması, yasal özel kurslara konulan kısıtlamaların da kaldırılması gerekmektedir. Daha da önemlisi yıllardır dile getirilmesine karşın gerçekleştirilemeyen “eğitimin sınav odaklı yapısının” çağdaş, bilimsel, bireyin ve toplumun ihtiyaçlarına uygun hale getirilmesidir.
Eğitime Yapılan Yatırım Geleceğe Yapılan Yatırımdır
Eğitim alanına yapılan yatırımın ülkemiz ve geleceğimiz için yapılacak en değerli yatırım olduğunu düşünüyorum. Özel okulların eğitim alanındaki payı Milli Eğitim Bakanlığımızın da hedeflerine yaklaşmakta. Biz sektördeki bu büyümeyi elbette olumlu buluyoruz. Özel okullara dönük ilginin artması devletin eğitim alanındaki ekonomik yükünün azalmasını sağlayacağı gibi devlet okullarında da bir rahatlama yaratacaktır. Tabi bu arada eğitim öğretim desteği konusuna değinmeden de geçemeyeceğim. Bildiğiniz üzere özel okulda öğrencisi bulunan belli koşulları taşıyan velilerimize devletimiz tarafından verilen eğitim-öğretim teşvikleri bu yıl itibariyle kaldırıldı. Oysa bu teşviklerin genişletilmesi ve daha çok öğrencimizin, hatta tüm öğrencilerimizin yararlandığı hale getirilmesi sektörümüzün beklentisiydi. Az önce de belirttiğim gibi özel okullarımızın devletimiz tarafından desteklenmesi devletin ekonomik yükünü azaltmaktadır. Bu nedenle hem özel okullarda uygulanan KDV’nin yüzde bire indirilmesi hem de her özel okul öğrencisine eğitim öğretim desteğinin verilmesi bütün özel öğretim sektörünün ortak talebi olarak değerlendirilmelidir.
Özel okulların sayısı artarken beklentimiz, bu niceliksel artışın beraberinde niteliksel artışın da gelmesidir. Bunun için Bakanlığımızın ve özel öğretim kurumları kurucuları olarak bizim üzerimize düşen görevler var elbette. Eğitimde kaliteyi artırıcı çalışmalara ağırlık vermek önemli görevlerimizin başındadır. Yeni Bakanımız Sayın Ziya Selçuk’un eğitim sektörünün içinden gelmesi ve özellikle özel eğitim-öğretim alanını yakından tanıyor olmasını bizler için önemli bir avantaj olarak görüyoruz. Zaten Bakanımız da öncelikli hedefleri arasına, eğitimde kaliteyi arttırmayı koyarak, öğretmen yetiştirme programları ile ilgili bir dizi çalışma başlattı. Bizim için de memnuniyet verici olan bu anlayış için elbirliğiyle çaba göstermemiz gerekir.
15. YIL MESAJI
ARTI EĞİTİM EĞİTİMCİLERİN YANINDA…
15 yıllık yayın hayatı boyunca eğitim sektörünün nabzını tutan, bizlere sayfalarında yer vererek düşünce ve görüşlerimizi paylaşmamıza vesile olan Artı Eğitim Dergisi’nin 15. Yaşını en içten dileklerimle kutluyorum.
Artı Eğitim’in çağdaş, Atatürkçü, laik, özgür ve demokratik bir Türkiye idealinden vazgeçmeyen bilimde, sanatta, sporda başarıya odaklanmış özgüveni yüksek, milli ve manevi değerlerine bağlı bir gençlik yetiştirmek için verdiğimiz uğraşta daha nice yıllar eğitimcilerin yanında olmasını temenni ediyorum.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Naci Atalay - ÖZDEBİR Yönetim Kurulu Başkanı
Türkiye’de eğitim sisteminin oldukça dinamik bir yapıya sahip olduğunu belirterek başlayalım. Artı Eğitim Dergisi’nin 15. yaşıyla birlikte, geride bıraktığımız 15 yıla ‘değişim’ kavramının damga vurduğunu söyleyebiliriz. Bu değişimin olumlu yanları da oldu, olumsuz yanları da elbette.
Uzun yıllardır her bakan değişikliğiyle Eğitim Sistemimizde yapılan değişiklikler sorunları çözmemiş, yeni düzenlemelerin yapılmasını gerekli kılmıştı. ÖZDEBİR Özel Eğitim Öğretim Derneği olarak her fırsatta dile getirdiğimiz gibi, Sayın Ziya Selçuk’un Milli Eğitim Bakanlığı görevini üstlenmiş olması eğitim sektörü için bir fırsattır. Kendisi 2002 yılından bu yana Milli Eğitim Bakanlığı görevini üslenen yedinci Bakanımız olmuştur. Bu süre zarfında eğitim sisteminin geneli açasından önemi olan 4+4+4 sisteminin getirilmesi, öğretim programlarının çok kez aşamalı ya da toplu olarak değiştirilmesi, hem liseye hem üniversiteye giriş sisteminde köklü değişiklikler yapılması gibi adımlar atıldı. Sektörün içinden gelen eğitimci bir bakanın göreve getirilmesini, yıllardır biriken sorunlara çözüm üretme ve bu sorunları çözme açısından son derece olumlu bir karar olarak değerlendirdik. 2023 Eğitim Vizyonu Belgesinin açıklanmasından sonra Eğitim Sistemimizde önemli değişikliklere ve yeniliklere tanık olmaya başladık.
Son 15 yıla baktığımızda özel öğretim alanına damga vuran değişiklik ise şüphesiz ki dershanelerin kapanma süreci oldu. Bu karar yalnızca dershane sektöründe yer alan bileşenleri etkilemekle kalmadı, özel öğretim alanında zincirleme bir etkiye neden oldu.
25 Mart 2012 günü döne¬min Sayın Başbakanının "Üniversite giriş sınavlarını da, üniversite hazırlık kurslarını da orta¬dan kaldırıyoruz." açıklamasıyla başlayan ve o günden bu yana eğitim dünyasının gündemini meşgul eden dershanelerin kapatılması sürecinde pek çok tartışmayla birlikte günümüze kadar gelindi. ÖZDEBİR olarak bizim ve bütün sektörün, gerekli koşulların hazırlanmamış olması nedeniyle, itirazlarına rağmen 6528 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 14 Mart 2014 tarih ve 28941 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürür¬lüğe girdi. Hatırlanacağı gibi, bu Yasa ile Özel Dershanelerin 31 Ağustos 2015’e kadar temel liselere ve diğer özel öğretim kurumlarına dönüşmeleri, Etüt Eğitim Merkezlerinin 12 yaş sınırlamasıyla uyumlu hale getirilmeleri, bu koşullara uygun dönüşümü sağlanamayan kurumların ise 1 Eylül 2015’te kapatılmaları hükme bağlanmıştı.
Bu kararın ardından gelen arayış ve beklentiler özel okulların sayısında bir artışla birlikte temel liseleri ve özel öğretim kurslarını gündeme taşıdı. 15 Temmuz kalkışmasıyla ne oldukları ortaya çıkan hain yapı bir taraftan eğitim sektöründen sökülüp atılırken bir taraftan da yeni düzenlemelerle temel liseler, özel öğretim kursları ve kişisel gelişim kursları dönemi başladı. Bu kurumların kapsamı ile ilgili düzenlemeler ise sık sık değiştirildi. Son olarak da temel liseler kapatıldı ve kapatılacağı açıklanan özel öğretim kurslarına bir yıl daha ek süre tanındı. Bu kurumlara ilişkin durum halen tartışma konusu çünkü çok sayıdaki öğrencinin okuldan aldıkları bilgilere ek olarak sınavlara hazırlanabilecekleri kurumlara duyduğu ihtiyaç devam etmekte.
“Merdiven Altı” Yapılarla Mücadele Öncelikli Görevimiz
Dershanelerin kapanmasıyla doğan boşluktan faydalanan çok sayıda kaçak kurs “merdiven altı” faaliyet sürdürmeye başladı. Görevini yasal çerçevede sürdüren kurumlara haksız rekabet oluşturan bu kaçak oluşumlar son yıllarda eğitim sektörünü en çok rahatsız eden konulardan oldu. Gerek Milli Eğitim Bakanımızla gerek Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürümüzle gerekse Eğitim Öğretim Politikaları Kurulu ile yaptığımız görüşmelerde önemle üzerinde durduğumuz bir konu bu. ÖZDEBİR olarak biz; öğrencilerin sınavlara hazırlık talepleri sürdüğü müddetçe temel liselerin ardından bir de özel öğretim kurslarının kapatılması durumunda, merdiven altı eğitimin kat kat artarak süreceğini tekrar tekrar belirttik. Bu yasal kurumların kapatılması ile birlikte; kontrol edilemez grup ve yapıların çok rahat bir şekilde, apartman dairelerinde sınavlara hazırlık işini sürdüreceklerini vurguladık. Ülkenin geleceğini ilgilendiren bu gibi önemli kararların alınmasında eğitimcilerin ve eğitimcileri temsil eden sivil toplum örgütlerinin de görüşlerinin alınmasının uygun olacağını belirttik.
Eğitim Sistemimizde bütünlüklü düzenlemelerden uzak, sonuca odaklı bu düzenlemeler ne sınavlara hazırlık ihtiyacını ortadan kaldırmakta ne de sınavlara hazırlık kurumlarını… Öğrenciler bir kurstan başka bir kursa gitmek zorunda kalmakta, kurs kurucu ve yöneticileri veli ve öğrencilerin bu ihtiyaçlarını karşılamak için türlü yollara kimi zaman da yasal olmayan uygulamalara başvurmak durumunda olmaktadır. İzinsiz özel kurs faaliyetlerinde bulunanlar geçmişte üç yıla kadar hapis cezasına çarptırılabiliyordu, hapis cezaları önce azaltıldı sonra kaldırıldı ve para cezalarına dönüştürüldü. Bugün sayıları bile belirlenemeyen 7000’leri aştığı ifade edilen izinsiz kurs faaliyeti yürüten “merdiven altı” yapılarla karşı karşıyayız. Bu durumun yarattığı vergi kayıpları, öğrencilerin denetimsiz bu yerlerin eline bırakılması ve izinli - yasal faaliyet sürdürenlere karşı oluşan haksız rekabet koşulları dikkate alınması gereken önemli sorunlardandır.
Bu durumlar göz önüne alındığında merdiven altı diye anılan kurumlar çok sıkı denetlenmeli ve yasal zemine çekilmelidir. Sınav ihtiyacı devam ettiği sürece de bu ihtiyacın yasal kurumlarla karşılanması, yasal özel kurslara konulan kısıtlamaların da kaldırılması gerekmektedir. Daha da önemlisi yıllardır dile getirilmesine karşın gerçekleştirilemeyen “eğitimin sınav odaklı yapısının” çağdaş, bilimsel, bireyin ve toplumun ihtiyaçlarına uygun hale getirilmesidir.
Eğitime Yapılan Yatırım Geleceğe Yapılan Yatırımdır
Eğitim alanına yapılan yatırımın ülkemiz ve geleceğimiz için yapılacak en değerli yatırım olduğunu düşünüyorum. Özel okulların eğitim alanındaki payı Milli Eğitim Bakanlığımızın da hedeflerine yaklaşmakta. Biz sektördeki bu büyümeyi elbette olumlu buluyoruz. Özel okullara dönük ilginin artması devletin eğitim alanındaki ekonomik yükünün azalmasını sağlayacağı gibi devlet okullarında da bir rahatlama yaratacaktır. Tabi bu arada eğitim öğretim desteği konusuna değinmeden de geçemeyeceğim. Bildiğiniz üzere özel okulda öğrencisi bulunan belli koşulları taşıyan velilerimize devletimiz tarafından verilen eğitim-öğretim teşvikleri bu yıl itibariyle kaldırıldı. Oysa bu teşviklerin genişletilmesi ve daha çok öğrencimizin, hatta tüm öğrencilerimizin yararlandığı hale getirilmesi sektörümüzün beklentisiydi. Az önce de belirttiğim gibi özel okullarımızın devletimiz tarafından desteklenmesi devletin ekonomik yükünü azaltmaktadır. Bu nedenle hem özel okullarda uygulanan KDV’nin yüzde bire indirilmesi hem de her özel okul öğrencisine eğitim öğretim desteğinin verilmesi bütün özel öğretim sektörünün ortak talebi olarak değerlendirilmelidir.
Özel okulların sayısı artarken beklentimiz, bu niceliksel artışın beraberinde niteliksel artışın da gelmesidir. Bunun için Bakanlığımızın ve özel öğretim kurumları kurucuları olarak bizim üzerimize düşen görevler var elbette. Eğitimde kaliteyi artırıcı çalışmalara ağırlık vermek önemli görevlerimizin başındadır. Yeni Bakanımız Sayın Ziya Selçuk’un eğitim sektörünün içinden gelmesi ve özellikle özel eğitim-öğretim alanını yakından tanıyor olmasını bizler için önemli bir avantaj olarak görüyoruz. Zaten Bakanımız da öncelikli hedefleri arasına, eğitimde kaliteyi arttırmayı koyarak, öğretmen yetiştirme programları ile ilgili bir dizi çalışma başlattı. Bizim için de memnuniyet verici olan bu anlayış için elbirliğiyle çaba göstermemiz gerekir.
15. YIL MESAJI
ARTI EĞİTİM EĞİTİMCİLERİN YANINDA…
15 yıllık yayın hayatı boyunca eğitim sektörünün nabzını tutan, bizlere sayfalarında yer vererek düşünce ve görüşlerimizi paylaşmamıza vesile olan Artı Eğitim Dergisi’nin 15. Yaşını en içten dileklerimle kutluyorum.
Artı Eğitim’in çağdaş, Atatürkçü, laik, özgür ve demokratik bir Türkiye idealinden vazgeçmeyen bilimde, sanatta, sporda başarıya odaklanmış özgüveni yüksek, milli ve manevi değerlerine bağlı bir gençlik yetiştirmek için verdiğimiz uğraşta daha nice yıllar eğitimcilerin yanında olmasını temenni ediyorum.
Son Güncelleme: Cuma, 25 Ekim 2019 11:30
Gösterim: 1298

