Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Özellikle küçük çocukların en önemli besin maddeleri arasında yer alan yumurtanın fiyatı, okulların açılmasıyla tavan yaptı

yumurtaYumurta fiyatlarında yaşanan fahiş artışa tüketiciler tepki gösterirken, üreticiler zamma gerekçe olarak, havaların soğumasıyla birlikte artan tüketim, Irak'a yapılan ihracat ve maliyet artışını öne sürüyor.

Tüketiciler Birliği Başkanı Nazım Kaya ise, 30'luk kolisi marketlerde 13,55 TL'ye çıkan yumurta için üreticileri insafa davet etti. Özellikle küçük çocukların en önemli besin maddeleri arasında yer alan yumurtanın fiyatı, okulların açılmasıyla tavan yaptı. Toptan satışlarda yüzde 100, perakendede ise yüzde 80'i aşan oranlarda zamlandı. Üç hafta önce toptan fiyatı tanede 12 kuruş olan yumurta, dün itibarıyla 24 kuruşa çıktı. 30'luk koli ise perakendede 10 lirayı aştı. Yumurta Üreticileri Birliği (Yum-Bir) Başkanı Derya Pala, okulların açılmasının ve havaların soğumasının aynı döneme denk geldiğini, bunun da iç piyasada talebi artırdığını söyledi. Pala, fiyatların birkaç hafta içinde normal seviyesine gerileyeceğini kaydetti.

Üç hafta önce tanesi 12-13 kuruşa satılan yumurtanın fiyatı, geçen hafta 18, bu hafta başında da 24 kuruşa yükseldi. Market ve bakkallarda ise büyüklüklerine göre 5,5 ile 7 lira arasında satılan 30'luk yumurta kolisi 10 lirayı aştı. Yumurta üreticileri, son üç aydır maliyetlerin altında satış yaptıklarını belirtirken müşteriler ise spekülasyona dikkat çekiyor. Tüketiciler Birliği Başkanı Nazım Kaya, çocuklarının iyi beslenmesini isteyen ailelerin kahvaltıda yumurtaya ağırlık vermesinin talebi artırdığını söyledi. Özellikle Ramazan ayı ve okulların açılış döneminde bazı ürünlerin fiyatlarının arttığına dikkat çeken Kaya, "Yumurta sektörü, istikrarsız ve spekülasyona açık. Üretimin kıt olduğu dönemlerdeki fiyat artışını biliyoruz ama bol dönemlerdekini anlamakta güçlük çekiyoruz. TÜİK verilerine göre üretimde düşüş yok artış var. Bir ay önceye kadar 5-6 liraya satılan 30'luk yumurta kolisi semt pazarlarında bile 10 liranın üstünde fiyatla satılıyor. Bazı marketlerde bu 13,5 TL'yi buluyor. Üreticileri insafa davet ediyoruz." dedi.

Yum-Bir Başkanı Derya Pala ise yumurtanın hızlı tepki veren ve aniden yükselen bir ürün olduğunu belirterek, fiyatların üç hafta içinde normal seyrine gireceğini kaydetti. Zamda maliyet artışlarının da ciddi etkisi olduğunu dile getiren Pala, "Temmuz ve ağustos aylarında maliyetler ciddi oranda yükselmesine rağmen fiyatları artıramadık. Maliyetlerimiz 17-18 kuruşa çıkarken 12-13 kuruşa yumurta sattık. Şu anda da mevsim olarak yumurta tüketiminin arttığı bir dönemdeyiz. Okulların açılması ve havaların soğuması talebi artırdı. Ayrıca vatandaşların yaylalardan şehre dönmesi ve alışverişin artması da yumurta tüketimini hızlandırdı." şeklinde konuştu. Maliyetin tane başına 14-15 kuruşlardan 17-18 kuruşlara yükseldiğini söyleyen Pala, "Fiyatlar, iki hafta önce maliyetlerle ancak başa baş geldi. Geçen üç ay maliyetin altında satış yaparken son iki haftadır üstünde fiyatla satıyoruz. Yumurta fiyatlarını da arz talep dengesi belirliyor. Yumurta üretiminde azalma yerine artış var. Geçen iki ayda maliyet yükselişlerinden kaynaklı olarak üretime ara verilmişti. Ama 2011 senesine göre üretimimiz daha fazla olacak. Geçen sene 14 milyar adet üretim vardı, bu sene 15 milyarın üzerine çıkmasını bekliyoruz." diye konuştu.

Derya Pala'nın verdiği bilgiye göre iç taleple birlikte ihracat da artışa geçti. Yaz boyunca 200-220 TIR arasında ihracat yapılırken bu miktar, eylül ayı itibarıyla 250-280 TIR'a çıktı. Sektörün en önemli pazarı olan ve ihracatın yüzde 90'ının yapıldığı Irak'tan da ciddi talep geliyor ancak iç pazardaki talep, ihracattan daha fazla. Çocuklarını okula gönderdikleri için her gün sabah kahvaltısında 3-4 yumurta tükettiklerini anlatan Adnan Sarısoy ise zeytin, peynir, bal ve diğer ürünler hariç sadece yumurtaya aylık 40-50 liraya yakın para harcadıklarını artık bu ürünün kendileri için lüks haline geldiğini söyledi.

TÜİK: Üretim yüzde 17 arttı

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verilerine göre temmuzda 1,2 milyar adet olan tavuk yumurtası üretimi bir önceki aya göre yüzde 1,9, bir önceki yılın aynı ayına göre ise yüzde 16,8 arttı. 101 milyon adet olan kesilen tavuk sayısı da temmuzda bir önceki aya göre yüzde 8 artarken, bir önceki yılın aynı ayına göre artış yüzde 11,6 olarak gerçekleşti. 163 bin 806 ton olan tavuk eti üretimi ise bir önceki aya göre yüzde 4,1, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9,5 oranında arttı.

> Okullar açılıyor diye yüzde yüz zam yapıldı

Özellikle küçük çocukların en önemli besin maddeleri arasında yer alan yumurtanın fiyatı, okulların açılmasıyla tavan yaptı

yumurtaYumurta fiyatlarında yaşanan fahiş artışa tüketiciler tepki gösterirken, üreticiler zamma gerekçe olarak, havaların soğumasıyla birlikte artan tüketim, Irak'a yapılan ihracat ve maliyet artışını öne sürüyor.

Tüketiciler Birliği Başkanı Nazım Kaya ise, 30'luk kolisi marketlerde 13,55 TL'ye çıkan yumurta için üreticileri insafa davet etti. Özellikle küçük çocukların en önemli besin maddeleri arasında yer alan yumurtanın fiyatı, okulların açılmasıyla tavan yaptı. Toptan satışlarda yüzde 100, perakendede ise yüzde 80'i aşan oranlarda zamlandı. Üç hafta önce toptan fiyatı tanede 12 kuruş olan yumurta, dün itibarıyla 24 kuruşa çıktı. 30'luk koli ise perakendede 10 lirayı aştı. Yumurta Üreticileri Birliği (Yum-Bir) Başkanı Derya Pala, okulların açılmasının ve havaların soğumasının aynı döneme denk geldiğini, bunun da iç piyasada talebi artırdığını söyledi. Pala, fiyatların birkaç hafta içinde normal seviyesine gerileyeceğini kaydetti.

Üç hafta önce tanesi 12-13 kuruşa satılan yumurtanın fiyatı, geçen hafta 18, bu hafta başında da 24 kuruşa yükseldi. Market ve bakkallarda ise büyüklüklerine göre 5,5 ile 7 lira arasında satılan 30'luk yumurta kolisi 10 lirayı aştı. Yumurta üreticileri, son üç aydır maliyetlerin altında satış yaptıklarını belirtirken müşteriler ise spekülasyona dikkat çekiyor. Tüketiciler Birliği Başkanı Nazım Kaya, çocuklarının iyi beslenmesini isteyen ailelerin kahvaltıda yumurtaya ağırlık vermesinin talebi artırdığını söyledi. Özellikle Ramazan ayı ve okulların açılış döneminde bazı ürünlerin fiyatlarının arttığına dikkat çeken Kaya, "Yumurta sektörü, istikrarsız ve spekülasyona açık. Üretimin kıt olduğu dönemlerdeki fiyat artışını biliyoruz ama bol dönemlerdekini anlamakta güçlük çekiyoruz. TÜİK verilerine göre üretimde düşüş yok artış var. Bir ay önceye kadar 5-6 liraya satılan 30'luk yumurta kolisi semt pazarlarında bile 10 liranın üstünde fiyatla satılıyor. Bazı marketlerde bu 13,5 TL'yi buluyor. Üreticileri insafa davet ediyoruz." dedi.

Yum-Bir Başkanı Derya Pala ise yumurtanın hızlı tepki veren ve aniden yükselen bir ürün olduğunu belirterek, fiyatların üç hafta içinde normal seyrine gireceğini kaydetti. Zamda maliyet artışlarının da ciddi etkisi olduğunu dile getiren Pala, "Temmuz ve ağustos aylarında maliyetler ciddi oranda yükselmesine rağmen fiyatları artıramadık. Maliyetlerimiz 17-18 kuruşa çıkarken 12-13 kuruşa yumurta sattık. Şu anda da mevsim olarak yumurta tüketiminin arttığı bir dönemdeyiz. Okulların açılması ve havaların soğuması talebi artırdı. Ayrıca vatandaşların yaylalardan şehre dönmesi ve alışverişin artması da yumurta tüketimini hızlandırdı." şeklinde konuştu. Maliyetin tane başına 14-15 kuruşlardan 17-18 kuruşlara yükseldiğini söyleyen Pala, "Fiyatlar, iki hafta önce maliyetlerle ancak başa baş geldi. Geçen üç ay maliyetin altında satış yaparken son iki haftadır üstünde fiyatla satıyoruz. Yumurta fiyatlarını da arz talep dengesi belirliyor. Yumurta üretiminde azalma yerine artış var. Geçen iki ayda maliyet yükselişlerinden kaynaklı olarak üretime ara verilmişti. Ama 2011 senesine göre üretimimiz daha fazla olacak. Geçen sene 14 milyar adet üretim vardı, bu sene 15 milyarın üzerine çıkmasını bekliyoruz." diye konuştu.

Derya Pala'nın verdiği bilgiye göre iç taleple birlikte ihracat da artışa geçti. Yaz boyunca 200-220 TIR arasında ihracat yapılırken bu miktar, eylül ayı itibarıyla 250-280 TIR'a çıktı. Sektörün en önemli pazarı olan ve ihracatın yüzde 90'ının yapıldığı Irak'tan da ciddi talep geliyor ancak iç pazardaki talep, ihracattan daha fazla. Çocuklarını okula gönderdikleri için her gün sabah kahvaltısında 3-4 yumurta tükettiklerini anlatan Adnan Sarısoy ise zeytin, peynir, bal ve diğer ürünler hariç sadece yumurtaya aylık 40-50 liraya yakın para harcadıklarını artık bu ürünün kendileri için lüks haline geldiğini söyledi.

TÜİK: Üretim yüzde 17 arttı

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verilerine göre temmuzda 1,2 milyar adet olan tavuk yumurtası üretimi bir önceki aya göre yüzde 1,9, bir önceki yılın aynı ayına göre ise yüzde 16,8 arttı. 101 milyon adet olan kesilen tavuk sayısı da temmuzda bir önceki aya göre yüzde 8 artarken, bir önceki yılın aynı ayına göre artış yüzde 11,6 olarak gerçekleşti. 163 bin 806 ton olan tavuk eti üretimi ise bir önceki aya göre yüzde 4,1, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9,5 oranında arttı.

Son Güncelleme: Cumartesi, 15 Eylül 2012 10:11

Gösterim: 2003

Sabah Gazetesi Yazarı Nazlı Ilıcak’ın bugünkü yazısı

Tayyip Erdoğan dershanelerin gelecek sene kapatılacağını söyledi. Bu kesin bir karar mı, bilmiyorum. 4+4+4 gibi altyapısı hazırlanmadan aceleyle bir adım atılmaması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin (TOBB), Türkiye Eğitim Meclisi Sektör raporuna göre, dershanelerde 50 bin öğretmen ve 20 bin görevli olmak üzere toplam 70 bin kişi çalışıyor. 2011 itibariyle, dershane sayısı 4 bin, öğrenci sayısı bir milyon 200 bin. Çok sayıda insanın yeni düzenlemeden etkilenmesi söz konusu. Kaldı ki, "Halk dershanelerin kapatılmasını istiyor" şeklindeki inancın da hangi veriye dayandığı bilinmiyor. Meselâ hurriyet.com. tr'nin okurlarına yaptığı ankette, % 33.9 "Bu kararı desteklerim" derken, % 66'sı "desteklemiyorum" cevabını veriyor.

Tayyip Erdoğan, dershanelerin okula dönüşebileceğini söylüyor. Oysa uzmanlar, mevcut yapılar itibariyle 4 bin dershaneden ancak 50 ya da 100'ünün okul binası olabileceği kanaatinde. Dershane öğretmenlerinin ve diğer personelin yeni açılacak okullarda istihdam edilebileceği kastedilmişse, burada da sorun var. Zira mevcut özel okullar, % 40 boş kapasiteyle çalışıyor. Dolayısıyla kâr etmeyeceğini gören dershane niçin özel okul açsın?

Hizmet satın almak, çözüme katkı sağlayabilir. Ama o zaman, sadece yeni kurulacaklardan değil, eşitlik ve adalet adına, halen mevcut olanlardan da hizmet satın alınmalı. Bir başka ifadeyle özel okula giden her çocuğa bu hak tanınmalı. Bu da kamunun maliyetini büyük oranda yükseltmez mi? Amerika'da, charter okul uygulaması var. Devlet öğrenci başına bu okullara 7-8 bin dolar veriyor ve sıkı bir şekilde denetliyor. Türkiye bütçesinden böyle bir imkân yaratılması kolay mı? Devlet okullarının tümü kaliteli hale gelmeden sınav nasıl kaldırılacak? Kaldı ki, dershaneler netice itibariyle hür teşebbüsün bir parçası. Eğitimle ilgili olduğu için, tabii ki devlet tarafından denetlenebilir ama yasaklanması, serbest rekabet ortamına da ters düşer. Dershaneleri kaldırdınız diyelim, o zaman, imkânı olanlar, mutlaka özel öğretmenlerle çocuklarını takviye etme çareleri arayacak, hatta birkaç aile bir araya gelerek, gene çocuklarına ders aldıracaktır. Dershanelerde sınava hazırlığın yanı sıra, talebelerin bazı derslerdeki noksanı da gideriliyor.

Test düzeninin eğitim kalitesini düşürdüğüne ben de inanıyorum. İmtihanları okullar kendileri yapsa, testten vazgeçilebilir. Bu defa da, "torpil" iddiaları gündeme gelecektir. Lise girişindeki Seviye Belirleme Sınavı (SBS) ya da üniversite girişindeki Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ile Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS), yarışta adalet ve eşitlik sağlama ihtiyacından doğdu. Sınavlar kalkarsa elbette dershanelere gerek kalmayacaktır. Ama bütün okullar ve üniversitelerde aynı kalitede eğitim verilebilir mi? En azından gelecek seneye kadar bu amaca ulaşmak mümkün değil. O zaman dershaneler nasıl kaldırılacak?

Başörtüsü cezası

Başörtülü öğrencinin eğitim hakkını engelleyen Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü öğretim üyesi profesör Esat Rennan Pekünlü, 2 yıl hapis cezasına çarptırılmış. Üstelik karar ertelenmemiş, paraya da çevrilmemiş. Pekünlü'nün yaptığını onaylamak mümkün değil. Ama Türkiye'de "Doğrular" o kadar çabuk değişiyor ki, profesör bu yüzden yolunu şaşırmış olabilir. 28 Şubat sürecinde, üniversitelerde, başörtülü öğrenciye göz yummak suçlu sayılmak için sebep teşkil ediyordu; hiç değilse o zaman idari cezalar söz konusuydu. Fakat bugün hapis cezası verilebiliyor. 28 Şubat'ta yapılan yanlıştı; bu defa da kantarın topuzunun kaçırıldığı görülüyor.

> Dershaneler nasıl kalkacak?

Sabah Gazetesi Yazarı Nazlı Ilıcak’ın bugünkü yazısı

Tayyip Erdoğan dershanelerin gelecek sene kapatılacağını söyledi. Bu kesin bir karar mı, bilmiyorum. 4+4+4 gibi altyapısı hazırlanmadan aceleyle bir adım atılmaması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin (TOBB), Türkiye Eğitim Meclisi Sektör raporuna göre, dershanelerde 50 bin öğretmen ve 20 bin görevli olmak üzere toplam 70 bin kişi çalışıyor. 2011 itibariyle, dershane sayısı 4 bin, öğrenci sayısı bir milyon 200 bin. Çok sayıda insanın yeni düzenlemeden etkilenmesi söz konusu. Kaldı ki, "Halk dershanelerin kapatılmasını istiyor" şeklindeki inancın da hangi veriye dayandığı bilinmiyor. Meselâ hurriyet.com. tr'nin okurlarına yaptığı ankette, % 33.9 "Bu kararı desteklerim" derken, % 66'sı "desteklemiyorum" cevabını veriyor.

Tayyip Erdoğan, dershanelerin okula dönüşebileceğini söylüyor. Oysa uzmanlar, mevcut yapılar itibariyle 4 bin dershaneden ancak 50 ya da 100'ünün okul binası olabileceği kanaatinde. Dershane öğretmenlerinin ve diğer personelin yeni açılacak okullarda istihdam edilebileceği kastedilmişse, burada da sorun var. Zira mevcut özel okullar, % 40 boş kapasiteyle çalışıyor. Dolayısıyla kâr etmeyeceğini gören dershane niçin özel okul açsın?

Hizmet satın almak, çözüme katkı sağlayabilir. Ama o zaman, sadece yeni kurulacaklardan değil, eşitlik ve adalet adına, halen mevcut olanlardan da hizmet satın alınmalı. Bir başka ifadeyle özel okula giden her çocuğa bu hak tanınmalı. Bu da kamunun maliyetini büyük oranda yükseltmez mi? Amerika'da, charter okul uygulaması var. Devlet öğrenci başına bu okullara 7-8 bin dolar veriyor ve sıkı bir şekilde denetliyor. Türkiye bütçesinden böyle bir imkân yaratılması kolay mı? Devlet okullarının tümü kaliteli hale gelmeden sınav nasıl kaldırılacak? Kaldı ki, dershaneler netice itibariyle hür teşebbüsün bir parçası. Eğitimle ilgili olduğu için, tabii ki devlet tarafından denetlenebilir ama yasaklanması, serbest rekabet ortamına da ters düşer. Dershaneleri kaldırdınız diyelim, o zaman, imkânı olanlar, mutlaka özel öğretmenlerle çocuklarını takviye etme çareleri arayacak, hatta birkaç aile bir araya gelerek, gene çocuklarına ders aldıracaktır. Dershanelerde sınava hazırlığın yanı sıra, talebelerin bazı derslerdeki noksanı da gideriliyor.

Test düzeninin eğitim kalitesini düşürdüğüne ben de inanıyorum. İmtihanları okullar kendileri yapsa, testten vazgeçilebilir. Bu defa da, "torpil" iddiaları gündeme gelecektir. Lise girişindeki Seviye Belirleme Sınavı (SBS) ya da üniversite girişindeki Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ile Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS), yarışta adalet ve eşitlik sağlama ihtiyacından doğdu. Sınavlar kalkarsa elbette dershanelere gerek kalmayacaktır. Ama bütün okullar ve üniversitelerde aynı kalitede eğitim verilebilir mi? En azından gelecek seneye kadar bu amaca ulaşmak mümkün değil. O zaman dershaneler nasıl kaldırılacak?

Başörtüsü cezası

Başörtülü öğrencinin eğitim hakkını engelleyen Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü öğretim üyesi profesör Esat Rennan Pekünlü, 2 yıl hapis cezasına çarptırılmış. Üstelik karar ertelenmemiş, paraya da çevrilmemiş. Pekünlü'nün yaptığını onaylamak mümkün değil. Ama Türkiye'de "Doğrular" o kadar çabuk değişiyor ki, profesör bu yüzden yolunu şaşırmış olabilir. 28 Şubat sürecinde, üniversitelerde, başörtülü öğrenciye göz yummak suçlu sayılmak için sebep teşkil ediyordu; hiç değilse o zaman idari cezalar söz konusuydu. Fakat bugün hapis cezası verilebiliyor. 28 Şubat'ta yapılan yanlıştı; bu defa da kantarın topuzunun kaçırıldığı görülüyor.

Son Güncelleme: Cumartesi, 15 Eylül 2012 09:40

Gösterim: 2480

Ders kitapları hazırlanırken Atatürk ilke ve inkılapları ile bilimsel ilkelerin dikkate alınmayacak olması, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'e soruldu.

KONEXPO fuarı çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Milli Eğitim Bakanı Ömer, bir gazetecinin, milli eğitimle ilgili bir yönetmelikte 'Atatürk ilkelerine uygunluk' ibaresinin çıkarılmasıyla ilgili sorusu üzerine şunları söyledi:

'Bu her şeyden önce doğru bir tespit değil. Yönetmeliği tam olarak okursanız ve doğru analiz ederseniz, oradaki ilk hüküm anayasaya ve kanunlara uygunluktur. Daha önceki yönetmenlikte bu ibare olmasına rağmen birçok madde pekiştirme olarak yazılmıştı. Bu teknik olarak doğru bir şey değildi. Anayasada, kanunlarda var olan bir şeyi bir başka kanuna, yönetmeliğe ayrı ayrı yazmanın bir mantığı olabilir mi, yaptığınız işin niteliğini değiştirmek gibi bir sonuç doğurur mu? Bizim yönetmeliğimizde anayasaya ve kanunlara uygunluk esastır. Ve bizi ilgilendiren bütün kanunlarda yazılı olan düzenlemeler ve hukuk bizim için bağlayıcıdır.'

"Öğretmen olmak daha da zor olacak"

Dinçer, öğretmen alımlarıyla ilgili bir soru üzerine, Milli Eğitim Bakanlığı'nın bu yıl 57 bin öğretmen aldığını hatırlattı.

Dinçer, 'Hükümet olarak elimizden geleni yapıyoruz. Kim daha başarılıysa onu alacak bir sistem kurguluyoruz. Önümüzdeki yıl alan sınavı da yapacağız. Bundan sonra öğretmen olmak daha da zor olacak' diye konuştu.

Öğretmenlikte yaklaşık 140 alan olduğunu vurgulayan Dinçer, 'Biz, hiç kimsenin başkasının yerine geçeceği bir düzenleme yapmıyoruz. Herkesin hakkını, yerini, kendi yerinde koruyor, kontenjanları belirlerken de ona göre belirliyoruz' dedi.

Bu yıl bakanlık olarak 160 bin öğretmene ihtiyaç duyduklarını ancak hükümetten bunun tamamını alamadıklarını belirten Dinçer, şöyle devam etti:

'Bütün illerde ve bütün o 140'a yakın alanda yüzde 25 oranında öğretmen aldık. Bir mesleki alanı koruyarak, daha fazla kontenjan vererek toplumda adaleti sağlayamayız. Herkes objektif bir karar kriteri kullandığımızı bilmeli ve hakkına razı olmalıdır. Herkes ötekinin hakkını kendi üzerine talep ederse adalet sağlanamaz.'

Bir gazetecinin, ilköğretim birinci sınıf öğrencilerinin bu hafta okula başladığını hatırlatıp, yeni yaş uygulamasıyla ilgili bir geri dönüş alıp almadıklarını sorması üzerine Dinçer, 'Henüz tam bilgileri almadık. Tüm Türkiye'den öğrencilerle ilgili bilgileri aldığımızda sizinle paylaşacağız' yanıtını verdi.

Dershanelerin kapatılması konusu

Dinçer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, dershanelerin kapatılacağı yönündeki açıklamalarıyla ilgili soruya karşılık da 'Çalışmalarımız tamamlandığında sizinle paylaşırız, biraz sabır' dedi.

Dinçer, 5. ve 9. sınıfta okuyanlar dışındaki öğrencilerin Kuran ve Siyer derslerini niçin seçemediklerinin sorulması üzerine de 'Eğer yeni başlayacaksa seçebilirler. Biz 6. 7. ve 8. sınıfların müfredatını oluşturmadık. Normalde onlar için bir imkan veremedik. 5. sınıfta, yeni başlayacak çocukların ders almasına mani bir durum yok. Ama kendi seviyesinde bir ders alamayabilir. Çünkü henüz müfredatımız hazır değil' şeklinde konuştu.

Bakan Dinçer, birinci sınıfa başlayan çocuğunu, üç kardeşinden ayrı bir okula yazdırmak zorunda kaldığını anlatan bir kadına, 'Kardeşleri bir okula gidiyorsa, o kardeşi de o okula alacaklar. Bugün talimat verdim' diyerek, bu konuda genel bir çözümün sağlandığı bilgisini verdi.

Geçen yıl İstanbul'da göreve başlamak için gerekli olan puanı bu yıl aldığını ama İstanbul'a yerleşemediğini söyleyen bir öğretmen adayına da Dinçer, '300 bine yakın öğretmenden birisiniz. Biz içinizden daha başarılı olanları aldık. Daha çok çalışın, gelecek sene sizi de alalım' şeklinde cevap verdi.

> Dinçer, ‘Atatürk'ün silinmesi’ne ne dedi?

Ders kitapları hazırlanırken Atatürk ilke ve inkılapları ile bilimsel ilkelerin dikkate alınmayacak olması, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'e soruldu.

KONEXPO fuarı çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Milli Eğitim Bakanı Ömer, bir gazetecinin, milli eğitimle ilgili bir yönetmelikte 'Atatürk ilkelerine uygunluk' ibaresinin çıkarılmasıyla ilgili sorusu üzerine şunları söyledi:

'Bu her şeyden önce doğru bir tespit değil. Yönetmeliği tam olarak okursanız ve doğru analiz ederseniz, oradaki ilk hüküm anayasaya ve kanunlara uygunluktur. Daha önceki yönetmenlikte bu ibare olmasına rağmen birçok madde pekiştirme olarak yazılmıştı. Bu teknik olarak doğru bir şey değildi. Anayasada, kanunlarda var olan bir şeyi bir başka kanuna, yönetmeliğe ayrı ayrı yazmanın bir mantığı olabilir mi, yaptığınız işin niteliğini değiştirmek gibi bir sonuç doğurur mu? Bizim yönetmeliğimizde anayasaya ve kanunlara uygunluk esastır. Ve bizi ilgilendiren bütün kanunlarda yazılı olan düzenlemeler ve hukuk bizim için bağlayıcıdır.'

"Öğretmen olmak daha da zor olacak"

Dinçer, öğretmen alımlarıyla ilgili bir soru üzerine, Milli Eğitim Bakanlığı'nın bu yıl 57 bin öğretmen aldığını hatırlattı.

Dinçer, 'Hükümet olarak elimizden geleni yapıyoruz. Kim daha başarılıysa onu alacak bir sistem kurguluyoruz. Önümüzdeki yıl alan sınavı da yapacağız. Bundan sonra öğretmen olmak daha da zor olacak' diye konuştu.

Öğretmenlikte yaklaşık 140 alan olduğunu vurgulayan Dinçer, 'Biz, hiç kimsenin başkasının yerine geçeceği bir düzenleme yapmıyoruz. Herkesin hakkını, yerini, kendi yerinde koruyor, kontenjanları belirlerken de ona göre belirliyoruz' dedi.

Bu yıl bakanlık olarak 160 bin öğretmene ihtiyaç duyduklarını ancak hükümetten bunun tamamını alamadıklarını belirten Dinçer, şöyle devam etti:

'Bütün illerde ve bütün o 140'a yakın alanda yüzde 25 oranında öğretmen aldık. Bir mesleki alanı koruyarak, daha fazla kontenjan vererek toplumda adaleti sağlayamayız. Herkes objektif bir karar kriteri kullandığımızı bilmeli ve hakkına razı olmalıdır. Herkes ötekinin hakkını kendi üzerine talep ederse adalet sağlanamaz.'

Bir gazetecinin, ilköğretim birinci sınıf öğrencilerinin bu hafta okula başladığını hatırlatıp, yeni yaş uygulamasıyla ilgili bir geri dönüş alıp almadıklarını sorması üzerine Dinçer, 'Henüz tam bilgileri almadık. Tüm Türkiye'den öğrencilerle ilgili bilgileri aldığımızda sizinle paylaşacağız' yanıtını verdi.

Dershanelerin kapatılması konusu

Dinçer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, dershanelerin kapatılacağı yönündeki açıklamalarıyla ilgili soruya karşılık da 'Çalışmalarımız tamamlandığında sizinle paylaşırız, biraz sabır' dedi.

Dinçer, 5. ve 9. sınıfta okuyanlar dışındaki öğrencilerin Kuran ve Siyer derslerini niçin seçemediklerinin sorulması üzerine de 'Eğer yeni başlayacaksa seçebilirler. Biz 6. 7. ve 8. sınıfların müfredatını oluşturmadık. Normalde onlar için bir imkan veremedik. 5. sınıfta, yeni başlayacak çocukların ders almasına mani bir durum yok. Ama kendi seviyesinde bir ders alamayabilir. Çünkü henüz müfredatımız hazır değil' şeklinde konuştu.

Bakan Dinçer, birinci sınıfa başlayan çocuğunu, üç kardeşinden ayrı bir okula yazdırmak zorunda kaldığını anlatan bir kadına, 'Kardeşleri bir okula gidiyorsa, o kardeşi de o okula alacaklar. Bugün talimat verdim' diyerek, bu konuda genel bir çözümün sağlandığı bilgisini verdi.

Geçen yıl İstanbul'da göreve başlamak için gerekli olan puanı bu yıl aldığını ama İstanbul'a yerleşemediğini söyleyen bir öğretmen adayına da Dinçer, '300 bine yakın öğretmenden birisiniz. Biz içinizden daha başarılı olanları aldık. Daha çok çalışın, gelecek sene sizi de alalım' şeklinde cevap verdi.

Son Güncelleme: Cuma, 14 Eylül 2012 14:10

Gösterim: 1879

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), öğretmenlerden alanlarında açık norm kadro olmaması sebebiyle özür durumundan yer değişikliği gerçekleştirilemeyenlerin özür gereklerini karşılamaya yönelik alan değişikliği ve buna bağlı yer değişikliği yapacak.

MEB'den yapılan açıklamada, eğitim kurumlarında görev yapan öğretmenlerden alanlarında açık norm kadro olmaması sebebiyle özür durumundan yer değişikliği gerçekleştirilemeyenlerin özür gereklerini karşılamaya yönelik alan değişikliği ve bu değişikliğe bağlı olarak yer değişikliğini yapılacağı duyuruldu.

Açıklamaya göre, 2012 yılına mahsus olmak üzere, Talim ve Terbiye Kurulu'nun 7 Temmuz 2009 tarihli ve 80 sayılı Kararı ile 12 Eylül 2012 tarihli ve 5110 sayılı mütalaası doğrultusunda sınıf öğretmenlerinden; yüksek öğrenimleri diğer alanlara atanmaya kaynak teşkil edenler öğrenimlerine göre atanabilecekleri alana veya diplomalarında yan alan yazılı olanlar bu alana ya da öğretmen yetiştiren iki yıllık yükseköğretim kurumu mezunu olanlar lisans tamamladıkları alana ve Zihin Engelliler Sınıfı Öğretmenliği veya Teknoloji ve Tasarım alanına alan değişikliği suretiyle özür durumundan yer değiştirmek üzere başvurabilecek.

Diğer alan öğretmenleri ise yüksek öğrenimleri başka alana veya alanlara atanmaya kaynak teşkil edenler bu öğrenimlerine göre atanabilecekleri alana veya diplomalarında yan alan yazılı olanlar bu alana ya da aylık karşılığı okutabilecekleri derslerin alanına; teknoloji ve tasarım alanına alan değişikliği suretiyle özür durumundan yer değiştirmek üzere başvuruda bulunabilecek.

Öğretmenler başvurularında diploma ya da öğrenim belgesi ibraz edecek. Okul müdürlükleri tarafından öğretmenlerin diploma ya da öğrenim belgeleri değerlendirilecek, atanabilecekleri alana atanmak üzere başvuruları ve tercihleri bu alandan kabul edilecek. Bu kapsama girmeyen öğretmenlerimizin başvuru ve tercihleri ise diğer kapsamda kabul edilecek.

En çok 25 eğitim kurumu talep edilebilecek

Öğretmenler atanmak istedikleri ilde/yerde belirtilen hususlar kapsamında açık ilan edilen en çok 25 eğitim kurumunu; 25'ten çok eğitim kurumunun ilan edildiği hallerde ise boş kalan diğer eğitim kurumlarına atanmak isteyip istemediklerini de ayrıca belirterek alan değişikliği yoluyla yer değiştirme talebinde bulunabilecek.

Tercihlerine atanamayan sınıf öğretmenleri Zihin Engelliler Sınıfı Öğretmenliği veya Teknoloji ve Tasarım alanlarının her ikisinde ya da birinde, diğer alan öğretmenleri ise Teknoloji ve Tasarım öğretmenliğinde atanmak istedikleri il genelinde açık ilan edilen eğitim kurumlarına atanmak isteyip istemediklerini belirtecek.

Başvurular 14-17 Eylül tarihleri arasında ''http://mebbis.meb.gov.tr'' veya ''http://ikgm.meb.gov.tr'' adreslerindeki Alan Değiştirme Elektronik Başvuru Formu doldurularak yapılacak ve belirtilen öncelik sıralamasına göre öğretmenlerin geçebileceği alan kontrol edilerek, okul, ilçe ve il milli eğitim müdürlüklerince aynı gün onaylanacak. Yarın ve pazar günü işlemlerin aksatılmaması bakımından il milli eğitim müdürlüklerince gerekli tedbirler alınacak.

Alan ve yer değişiklikleri, başvuruda bulunan öğretmenlerden sınıf öğretmenleri için belirtilen kapsamda geçebilecekleri alandaki tercihleri dikkate alınmak suretiyle hizmet puanı üstünlüğüne göre gerçekleştirilecek. Bu maddeler kapsamındaki alana atanamayan diğer öğretmenler ise tercih ettikleri alanda/alanlarda atanmak istedikleri ilde boş kalan eğitim kurumlarına atanmak üzere değerlendirilecek.

Hizmet puanlarının eşit olması durumunda, öğretmenlikteki hizmet süresi fazla olana öncelik verilecek.

Alan ve yer değişikliği işlemi yapılan öğretmenlerin ayrılış/başlayış işlemleri, eğitim ve öğretimin 17 Eylül tarihinde başladığı da dikkate alınarak, 19-21 Eylül 2012 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

İl içi alan değişikliği başvuruları 19-24 Eylül'de

Öte yandan öğretmenlerin il iç alan değişikliği başvurularının 10-13 Eylül 2012 tarihleri arasında alınacağı ilan edilmişti. Ancak, iller arası özür durumundan yer değişikliği alanlarında açık norm kadro olmaması nedeniyle ataması gerçekleştirilemeyen öğretmenlerin taleplerinin karşılanması ve 40 bin yeni öğretmen alımı ve okulların açılması sonrasında doğabilecek yeni öğretmen ihtiyaçları gözetilerek yapılan yeni değerlendirmeler üzerine il içi alan değişikliklerinin 19-24 Eylül tarihleri arasında başvurular kabul edilip, 25 Eylül tarihinde tamamlanacak.

> MEB Özür Durumu Atama Başvuruları başladı

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), öğretmenlerden alanlarında açık norm kadro olmaması sebebiyle özür durumundan yer değişikliği gerçekleştirilemeyenlerin özür gereklerini karşılamaya yönelik alan değişikliği ve buna bağlı yer değişikliği yapacak.

MEB'den yapılan açıklamada, eğitim kurumlarında görev yapan öğretmenlerden alanlarında açık norm kadro olmaması sebebiyle özür durumundan yer değişikliği gerçekleştirilemeyenlerin özür gereklerini karşılamaya yönelik alan değişikliği ve bu değişikliğe bağlı olarak yer değişikliğini yapılacağı duyuruldu.

Açıklamaya göre, 2012 yılına mahsus olmak üzere, Talim ve Terbiye Kurulu'nun 7 Temmuz 2009 tarihli ve 80 sayılı Kararı ile 12 Eylül 2012 tarihli ve 5110 sayılı mütalaası doğrultusunda sınıf öğretmenlerinden; yüksek öğrenimleri diğer alanlara atanmaya kaynak teşkil edenler öğrenimlerine göre atanabilecekleri alana veya diplomalarında yan alan yazılı olanlar bu alana ya da öğretmen yetiştiren iki yıllık yükseköğretim kurumu mezunu olanlar lisans tamamladıkları alana ve Zihin Engelliler Sınıfı Öğretmenliği veya Teknoloji ve Tasarım alanına alan değişikliği suretiyle özür durumundan yer değiştirmek üzere başvurabilecek.

Diğer alan öğretmenleri ise yüksek öğrenimleri başka alana veya alanlara atanmaya kaynak teşkil edenler bu öğrenimlerine göre atanabilecekleri alana veya diplomalarında yan alan yazılı olanlar bu alana ya da aylık karşılığı okutabilecekleri derslerin alanına; teknoloji ve tasarım alanına alan değişikliği suretiyle özür durumundan yer değiştirmek üzere başvuruda bulunabilecek.

Öğretmenler başvurularında diploma ya da öğrenim belgesi ibraz edecek. Okul müdürlükleri tarafından öğretmenlerin diploma ya da öğrenim belgeleri değerlendirilecek, atanabilecekleri alana atanmak üzere başvuruları ve tercihleri bu alandan kabul edilecek. Bu kapsama girmeyen öğretmenlerimizin başvuru ve tercihleri ise diğer kapsamda kabul edilecek.

En çok 25 eğitim kurumu talep edilebilecek

Öğretmenler atanmak istedikleri ilde/yerde belirtilen hususlar kapsamında açık ilan edilen en çok 25 eğitim kurumunu; 25'ten çok eğitim kurumunun ilan edildiği hallerde ise boş kalan diğer eğitim kurumlarına atanmak isteyip istemediklerini de ayrıca belirterek alan değişikliği yoluyla yer değiştirme talebinde bulunabilecek.

Tercihlerine atanamayan sınıf öğretmenleri Zihin Engelliler Sınıfı Öğretmenliği veya Teknoloji ve Tasarım alanlarının her ikisinde ya da birinde, diğer alan öğretmenleri ise Teknoloji ve Tasarım öğretmenliğinde atanmak istedikleri il genelinde açık ilan edilen eğitim kurumlarına atanmak isteyip istemediklerini belirtecek.

Başvurular 14-17 Eylül tarihleri arasında ''http://mebbis.meb.gov.tr'' veya ''http://ikgm.meb.gov.tr'' adreslerindeki Alan Değiştirme Elektronik Başvuru Formu doldurularak yapılacak ve belirtilen öncelik sıralamasına göre öğretmenlerin geçebileceği alan kontrol edilerek, okul, ilçe ve il milli eğitim müdürlüklerince aynı gün onaylanacak. Yarın ve pazar günü işlemlerin aksatılmaması bakımından il milli eğitim müdürlüklerince gerekli tedbirler alınacak.

Alan ve yer değişiklikleri, başvuruda bulunan öğretmenlerden sınıf öğretmenleri için belirtilen kapsamda geçebilecekleri alandaki tercihleri dikkate alınmak suretiyle hizmet puanı üstünlüğüne göre gerçekleştirilecek. Bu maddeler kapsamındaki alana atanamayan diğer öğretmenler ise tercih ettikleri alanda/alanlarda atanmak istedikleri ilde boş kalan eğitim kurumlarına atanmak üzere değerlendirilecek.

Hizmet puanlarının eşit olması durumunda, öğretmenlikteki hizmet süresi fazla olana öncelik verilecek.

Alan ve yer değişikliği işlemi yapılan öğretmenlerin ayrılış/başlayış işlemleri, eğitim ve öğretimin 17 Eylül tarihinde başladığı da dikkate alınarak, 19-21 Eylül 2012 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

İl içi alan değişikliği başvuruları 19-24 Eylül'de

Öte yandan öğretmenlerin il iç alan değişikliği başvurularının 10-13 Eylül 2012 tarihleri arasında alınacağı ilan edilmişti. Ancak, iller arası özür durumundan yer değişikliği alanlarında açık norm kadro olmaması nedeniyle ataması gerçekleştirilemeyen öğretmenlerin taleplerinin karşılanması ve 40 bin yeni öğretmen alımı ve okulların açılması sonrasında doğabilecek yeni öğretmen ihtiyaçları gözetilerek yapılan yeni değerlendirmeler üzerine il içi alan değişikliklerinin 19-24 Eylül tarihleri arasında başvurular kabul edilip, 25 Eylül tarihinde tamamlanacak.

Son Güncelleme: Cuma, 14 Eylül 2012 15:23

Gösterim: 1865

Oxford Üniversitesi'nden burslu eğitim kazandığını; ancak davet belgesinin annesi tarafından tandırda yakıldığını söyleyerek Türkiye'nin gündemine giren Mardin'li Şeyhmus Kino, şimdi zor günler geçiriyor. Sözlerinin gerçek dışı olduğunun ortaya çıkması üzerine ailesi dahil herkes tarafından kınanan Kino, yaptığından büyük pişmanlık duyuyor.

Haberlere konu olan senaryoyu iki yıldan beri tasarladığını ileri süren Şeyhmus Kino, üniversiteye gidemediği için çevresinden sürekli baskı gördüğünü, dikkat çekmek için böyle bir senaryoya başvurduğunu belirtiyor. Ailesinin sürekli 'neden okumuyorsun" diye kendisine tepki gösterdiğini kaydeden Kino, "Sürekli baskı altındaydım. Onun için bir senaryo hazırladım. Belki beni üniversiteye alırlar diye bu işe kalkıştım. Ama hayatımın en büyük hatasını yaptım. Pişman oldum. Herkesten özür diliyorum. Tek amacım üniversiteye gitmek ve iyi bir grafiker olmak." dedi.

RESİMLER GERÇEK DEĞİL, İMİTASYON

Oxford Üniversitesi'nden burs teklifi aldığı ve resim yarışmasında büyük ödül kazandığı şeklindeki sözlerinin gerçek dışı bir senaryo olduğunu itiraf eden Şeyhmus Kino, basına gösterdiği resimlerin de imitasyon (taklit) olduğunu dile getirdi. Kino, "Başka sanatçıların resimlerini yapıyorum. Ama ben çiziyorum. Kimsenin tablolarını çalmıyorum. Her şey taklitten ibarettir. Kendimi geliştirmek için böyle çalışma yaptım." açıklamasında bulundu.

Söylediklerinin yalan olduğunun ortaya çıkmasının ardından bulanıma girdiğini ifade eden Kino, Kızıltepe Devlet Hastanesi'nde psikolojik tedavi gördüğünü dile getirdi.(milliyet)

> 'Bir senaryo yazdım yerin dibine battım'

Oxford Üniversitesi'nden burslu eğitim kazandığını; ancak davet belgesinin annesi tarafından tandırda yakıldığını söyleyerek Türkiye'nin gündemine giren Mardin'li Şeyhmus Kino, şimdi zor günler geçiriyor. Sözlerinin gerçek dışı olduğunun ortaya çıkması üzerine ailesi dahil herkes tarafından kınanan Kino, yaptığından büyük pişmanlık duyuyor.

Haberlere konu olan senaryoyu iki yıldan beri tasarladığını ileri süren Şeyhmus Kino, üniversiteye gidemediği için çevresinden sürekli baskı gördüğünü, dikkat çekmek için böyle bir senaryoya başvurduğunu belirtiyor. Ailesinin sürekli 'neden okumuyorsun" diye kendisine tepki gösterdiğini kaydeden Kino, "Sürekli baskı altındaydım. Onun için bir senaryo hazırladım. Belki beni üniversiteye alırlar diye bu işe kalkıştım. Ama hayatımın en büyük hatasını yaptım. Pişman oldum. Herkesten özür diliyorum. Tek amacım üniversiteye gitmek ve iyi bir grafiker olmak." dedi.

RESİMLER GERÇEK DEĞİL, İMİTASYON

Oxford Üniversitesi'nden burs teklifi aldığı ve resim yarışmasında büyük ödül kazandığı şeklindeki sözlerinin gerçek dışı bir senaryo olduğunu itiraf eden Şeyhmus Kino, basına gösterdiği resimlerin de imitasyon (taklit) olduğunu dile getirdi. Kino, "Başka sanatçıların resimlerini yapıyorum. Ama ben çiziyorum. Kimsenin tablolarını çalmıyorum. Her şey taklitten ibarettir. Kendimi geliştirmek için böyle çalışma yaptım." açıklamasında bulundu.

Söylediklerinin yalan olduğunun ortaya çıkmasının ardından bulanıma girdiğini ifade eden Kino, Kızıltepe Devlet Hastanesi'nde psikolojik tedavi gördüğünü dile getirdi.(milliyet)

Son Güncelleme: Cuma, 14 Eylül 2012 13:54

Gösterim: 2362


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.