Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Büyükler kadar çocukların da hayatına giren teknoloji, onları gerçek dünyadan koparırken; fiziksel gelişimlerine, ruh ve beden sağlığına da önemli ölçüde zarar veriyor. Hayatımızdan çıkması neredeyse imkansız olan teknolojinin zararlarını en aza indirmek için uzmanlar bu konuda neler yapılması gerektiğini anlatıyor.  

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi AMATEM Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Onur Noyan, teknoloji bağımlılığının günümüzde yetişkinler kadar çocukları da etkilediğine dikkat çekiyor.

Teknolojiyi hayatımızdan tamamen çıkarmanın mümkün olmadığını belirten Yrd. Doç. Dr. Noyan, alınacak bazı önlemlerle bu etkilerin en aza indirilebileceğini söyledi. Noyan, teknolojik bağımlılıkla mücadelede ebeveynlerin yapması gerekenleri şöyle sıraladı:

İletişim kurun

“Koşullu mesajlar vermeden çocuklarınıza saygı ve sevgi gösterin. Çocuklarınızla aile, akraba ve arkadaş ziyaretlerine gidin. Ziyaretlere giderken teknolojik cihazları yanınızda götürmeyin.

Kaliteli zaman geçirin

Küçük çocuklarla parklara ve spor merkezlerine, gençlerle sinema, tiyatroya ve maçlara gidilebilir.  Birlikte kitap, gazete ve dergi okuma saatleri planlayın.

Oyun oynayın

Çocuklarla birlikte halıda, yerde ya da masada karşılıklı ya da eşli oyunlar oynayın.

İyi model olun

Ebeveynler diğer aile üyelerine davranışlarıyla örnek olmalıdır. Evde bilgisayar üzerinden yapacağınız işleri ve teknolojiyi “çok acil” bir durum varsa bile belirli zaman aralıklarında ya da kısa süreli kullanmaya özen gösterin.

Sorumluluk verin

Çocuklarınıza yaşına uygun, ev içerisinde yapabileceği sorumluluklar verin.

Sınır koyun

7 yaşından önce çocuklarınızı bilgisayar, laptop, i-Pad ve akıllı telefon ile tanıştırmayın. 7 yaşından sonra ise günde 1 saat olacak şekilde sizin eşliğinizde eğitsel oyunlar ile zaman geçirmesini sağlayın.

Takip edin

Çocuğunuzun güvenli internet bağlantısı kullanmasını sağlayın, arkadaşlarını tanıyın ve internet kullanımını takip edin.”

Teknolojideki gelişmelerin hayatı kolaylaştırırken bilinçsiz kullanımın çeşitli sorunları da beraberinde getirdiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Noyan, internet kullanımı ile ilgili yapılan uluslararası bir çalışmada, Türkiye’de günlük 26 milyon kişinin internete girdiğini ve bu kullanıcıların internette ortalama olarak 280 dakika geçirdiklerini söyledi.

> Ebeveynlere teknoloji bağımlılığına karşı 7 öneri

Büyükler kadar çocukların da hayatına giren teknoloji, onları gerçek dünyadan koparırken; fiziksel gelişimlerine, ruh ve beden sağlığına da önemli ölçüde zarar veriyor. Hayatımızdan çıkması neredeyse imkansız olan teknolojinin zararlarını en aza indirmek için uzmanlar bu konuda neler yapılması gerektiğini anlatıyor.  

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi AMATEM Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Onur Noyan, teknoloji bağımlılığının günümüzde yetişkinler kadar çocukları da etkilediğine dikkat çekiyor.

Teknolojiyi hayatımızdan tamamen çıkarmanın mümkün olmadığını belirten Yrd. Doç. Dr. Noyan, alınacak bazı önlemlerle bu etkilerin en aza indirilebileceğini söyledi. Noyan, teknolojik bağımlılıkla mücadelede ebeveynlerin yapması gerekenleri şöyle sıraladı:

İletişim kurun

“Koşullu mesajlar vermeden çocuklarınıza saygı ve sevgi gösterin. Çocuklarınızla aile, akraba ve arkadaş ziyaretlerine gidin. Ziyaretlere giderken teknolojik cihazları yanınızda götürmeyin.

Kaliteli zaman geçirin

Küçük çocuklarla parklara ve spor merkezlerine, gençlerle sinema, tiyatroya ve maçlara gidilebilir.  Birlikte kitap, gazete ve dergi okuma saatleri planlayın.

Oyun oynayın

Çocuklarla birlikte halıda, yerde ya da masada karşılıklı ya da eşli oyunlar oynayın.

İyi model olun

Ebeveynler diğer aile üyelerine davranışlarıyla örnek olmalıdır. Evde bilgisayar üzerinden yapacağınız işleri ve teknolojiyi “çok acil” bir durum varsa bile belirli zaman aralıklarında ya da kısa süreli kullanmaya özen gösterin.

Sorumluluk verin

Çocuklarınıza yaşına uygun, ev içerisinde yapabileceği sorumluluklar verin.

Sınır koyun

7 yaşından önce çocuklarınızı bilgisayar, laptop, i-Pad ve akıllı telefon ile tanıştırmayın. 7 yaşından sonra ise günde 1 saat olacak şekilde sizin eşliğinizde eğitsel oyunlar ile zaman geçirmesini sağlayın.

Takip edin

Çocuğunuzun güvenli internet bağlantısı kullanmasını sağlayın, arkadaşlarını tanıyın ve internet kullanımını takip edin.”

Teknolojideki gelişmelerin hayatı kolaylaştırırken bilinçsiz kullanımın çeşitli sorunları da beraberinde getirdiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Noyan, internet kullanımı ile ilgili yapılan uluslararası bir çalışmada, Türkiye’de günlük 26 milyon kişinin internete girdiğini ve bu kullanıcıların internette ortalama olarak 280 dakika geçirdiklerini söyledi.

Son Güncelleme: Salı, 17 Kasım 2015 15:10

Gösterim: 1491

Öncelikle hazırlanan program objektif temellere oturmalıdır. Program, ideal bir öğrenciye göre değil sizin yapınıza göre şekillendirilmelidir. Herkes nabzına göre şerbetten istifade etmelidir. O nedenle ders çalışma programı hazırlanırken geçmişte nelerin yapıldığından hareket ederek, uygulanabilir bir programla işe başlanmalı. Önemli olan az da olsa istikrarlı ve düzenli bir çalışma grafiği çizmektir.

ders calisan kizÇoğu öğrenci, büyük bir çalışma iştahıyla hareket ettiği için ilk çalışma programını hazırlarken ne yazık ki gerçeklerden uzak davranabiliyor. Özellikle kişisel gelişim balonuyla çokça haşir neşir olan, amiyane tabirle anlık gaz almaya müsait ancak istikrar noktasında sıkıntılar yaşayan öğrenciler ilk başta ‘çok çalışmalıyım, bu enerji ve isteği taşıyorum’ düşüncesiyle -geçmişte günde 1-2 saat dersi nadiren çalışmış- günlük 5-6 saati bulan bir çalışma programı oluşturuyor.

Öğrenci bu programı birkaç gün kendini zorlayarak uygulasa bile, belli bir süre sonra program deliniyor ve bir noktadan sonra artık dikiş tutmaz hale geliyor. Devamlı olarak hazırladığı programı uygulayamayan öğrencide bir süre sonra “Başarılı olamayacağım!” düşüncesi yerleşecek, kendine güven duygusu azalacaktır.

O nedenle ders çalışma programı hazırlanırken geçmişte nelerin yapıldığından hareket ederek, uygulanabilir bir programla işe başlanmalı. Önemli olan az da olsa istikrarlı ve düzenli bir çalışma grafiği çizmektir. Az olandan başlayıp hazmede hazmede çalışma saatini istenilen kıvama çıkarmak amaçlanmalıdır. 2 saatten başlayın, ama uygulayın ve sürdürün. 2-3 hafta sonra 2,5 saate çıkardığınızda bünyenizin buna olumsuz tepki vermediğini göreceksiniz.

Saat Saat Plan Oluşturmak Yerine Günlük Hedefler Belirleyin

Çoğu öğrenci her bir günü saat saat bölerek kendine haftalık program hazırlıyor. Bu programlarda günler saat saat bölünür. Öğrencinin eve geliş saati, yatış saati, hangi derse kaçta çalışmaya başlayacağı ve kaç saat çalışacağı bellidir.

Uygulanması en zor olan ve en kolay terk edilen çalışma planı bu tür olanlardır. Bu tür programları disiplinli, çalışma alışkanlığı yerleşmiş olan öğrenciler uygulayabilir. Bu özelliklere sahip öğrencilerin çok çok az olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Bu tür program hazırlayan öğrencilerin genel özelliği, ders çalışmayı değil program hazırlamayı bir alışkanlık haline getirmeleridir.

Bir Rehberlik Uzmanı olarak tavsiyem, günlük kaç saat çalışılacağı ve hangi derslere hangi gün çalışılacağı esasına dayalı bir program oluşturmanızdır. Diyelim ki Pazartesi günü toplam altı saatte Matematik, Türkçe ve Geometri derslerini çalışacaksınız. Bu dersleri, kendinizin belirlediği ve verim alabileceğiniz saatlerde çalışabilirsiniz. Böyle bir program hazırladığınızda daha esnek hareket etme imkânına kavuşursunuz. Programda yaşanacak aksamalar, saat saat bölünerek oluşturulmuş programlara göre daha az olacaktır.

Renkli Kağıtlara Not Almakla Zamanını Harcayan Öğrenciler Var

Ders çalışmadan ziyade ders çalışma programı hazırlama işine kendini kaptırmış olan bir kısım öğrencilerin en fazla harcadığı şey zaman ve renkli renkli kâğıtlardır! Hayalî, öğrencinin çalışma alışkanlıklarıyla uyuşmayan, saat saat hazırlanmış çalışma programlarının beklenen akıbeti 3-5 gün uygulandıktan sonra çöp kutusunun en karanlık noktalarına atılmaktır. Zaten günün yoğunluğu içinde beklenmedik birçok şey çalışma disiplinimize kastediyor. Ya bir arkadaş ya bir televizyon dizisi ya bir akraba ya da komşu ziyareti ya moralsizlik ya da çalışma isteğinin ve gücünün olmaması aksaklıklara, teklemelere neden oluyor. Bir gün, iki gün aksayınca öğrenci için hazırladığı çalışma programı uygulanamayan bir programa dönüşüyor.

Belli Periyotlarda Programda Düzenleme Yapmalısınız

Bir de programın realize edilmesi ve denetlenmesi meselesi var. Hazırlanan program bir hafta kadar denendikten sonra aksaklıklar ortaya çıkacaktır. Bu aksaklıklar göz önünde tutularak program yeniden düzenlenmelidir. Programı uygulamada iç disiplini sağlayamıyorsanız, sizi denetleyip yönlendirecek bir danışmanın gözetiminde olmanız önemlidir.

Son not: Ders çalışma programı sihirli bir değnek değildir. Bütün ümitlerinizi bu programa bağlamayın. Çalışma iradesi olmadan, istikrar olmadan isterseniz en mükemmel programı hazırlayın yine de sonuç alamazsınız.

Hakan Baykal

Zambak Yayınları Rehberlik Uzmanı

> Çalışma Planı Hazırlarken Düşülen Hatalar

Öncelikle hazırlanan program objektif temellere oturmalıdır. Program, ideal bir öğrenciye göre değil sizin yapınıza göre şekillendirilmelidir. Herkes nabzına göre şerbetten istifade etmelidir. O nedenle ders çalışma programı hazırlanırken geçmişte nelerin yapıldığından hareket ederek, uygulanabilir bir programla işe başlanmalı. Önemli olan az da olsa istikrarlı ve düzenli bir çalışma grafiği çizmektir.

ders calisan kizÇoğu öğrenci, büyük bir çalışma iştahıyla hareket ettiği için ilk çalışma programını hazırlarken ne yazık ki gerçeklerden uzak davranabiliyor. Özellikle kişisel gelişim balonuyla çokça haşir neşir olan, amiyane tabirle anlık gaz almaya müsait ancak istikrar noktasında sıkıntılar yaşayan öğrenciler ilk başta ‘çok çalışmalıyım, bu enerji ve isteği taşıyorum’ düşüncesiyle -geçmişte günde 1-2 saat dersi nadiren çalışmış- günlük 5-6 saati bulan bir çalışma programı oluşturuyor.

Öğrenci bu programı birkaç gün kendini zorlayarak uygulasa bile, belli bir süre sonra program deliniyor ve bir noktadan sonra artık dikiş tutmaz hale geliyor. Devamlı olarak hazırladığı programı uygulayamayan öğrencide bir süre sonra “Başarılı olamayacağım!” düşüncesi yerleşecek, kendine güven duygusu azalacaktır.

O nedenle ders çalışma programı hazırlanırken geçmişte nelerin yapıldığından hareket ederek, uygulanabilir bir programla işe başlanmalı. Önemli olan az da olsa istikrarlı ve düzenli bir çalışma grafiği çizmektir. Az olandan başlayıp hazmede hazmede çalışma saatini istenilen kıvama çıkarmak amaçlanmalıdır. 2 saatten başlayın, ama uygulayın ve sürdürün. 2-3 hafta sonra 2,5 saate çıkardığınızda bünyenizin buna olumsuz tepki vermediğini göreceksiniz.

Saat Saat Plan Oluşturmak Yerine Günlük Hedefler Belirleyin

Çoğu öğrenci her bir günü saat saat bölerek kendine haftalık program hazırlıyor. Bu programlarda günler saat saat bölünür. Öğrencinin eve geliş saati, yatış saati, hangi derse kaçta çalışmaya başlayacağı ve kaç saat çalışacağı bellidir.

Uygulanması en zor olan ve en kolay terk edilen çalışma planı bu tür olanlardır. Bu tür programları disiplinli, çalışma alışkanlığı yerleşmiş olan öğrenciler uygulayabilir. Bu özelliklere sahip öğrencilerin çok çok az olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Bu tür program hazırlayan öğrencilerin genel özelliği, ders çalışmayı değil program hazırlamayı bir alışkanlık haline getirmeleridir.

Bir Rehberlik Uzmanı olarak tavsiyem, günlük kaç saat çalışılacağı ve hangi derslere hangi gün çalışılacağı esasına dayalı bir program oluşturmanızdır. Diyelim ki Pazartesi günü toplam altı saatte Matematik, Türkçe ve Geometri derslerini çalışacaksınız. Bu dersleri, kendinizin belirlediği ve verim alabileceğiniz saatlerde çalışabilirsiniz. Böyle bir program hazırladığınızda daha esnek hareket etme imkânına kavuşursunuz. Programda yaşanacak aksamalar, saat saat bölünerek oluşturulmuş programlara göre daha az olacaktır.

Renkli Kağıtlara Not Almakla Zamanını Harcayan Öğrenciler Var

Ders çalışmadan ziyade ders çalışma programı hazırlama işine kendini kaptırmış olan bir kısım öğrencilerin en fazla harcadığı şey zaman ve renkli renkli kâğıtlardır! Hayalî, öğrencinin çalışma alışkanlıklarıyla uyuşmayan, saat saat hazırlanmış çalışma programlarının beklenen akıbeti 3-5 gün uygulandıktan sonra çöp kutusunun en karanlık noktalarına atılmaktır. Zaten günün yoğunluğu içinde beklenmedik birçok şey çalışma disiplinimize kastediyor. Ya bir arkadaş ya bir televizyon dizisi ya bir akraba ya da komşu ziyareti ya moralsizlik ya da çalışma isteğinin ve gücünün olmaması aksaklıklara, teklemelere neden oluyor. Bir gün, iki gün aksayınca öğrenci için hazırladığı çalışma programı uygulanamayan bir programa dönüşüyor.

Belli Periyotlarda Programda Düzenleme Yapmalısınız

Bir de programın realize edilmesi ve denetlenmesi meselesi var. Hazırlanan program bir hafta kadar denendikten sonra aksaklıklar ortaya çıkacaktır. Bu aksaklıklar göz önünde tutularak program yeniden düzenlenmelidir. Programı uygulamada iç disiplini sağlayamıyorsanız, sizi denetleyip yönlendirecek bir danışmanın gözetiminde olmanız önemlidir.

Son not: Ders çalışma programı sihirli bir değnek değildir. Bütün ümitlerinizi bu programa bağlamayın. Çalışma iradesi olmadan, istikrar olmadan isterseniz en mükemmel programı hazırlayın yine de sonuç alamazsınız.

Hakan Baykal

Zambak Yayınları Rehberlik Uzmanı

Son Güncelleme: Salı, 17 Kasım 2015 14:04

Gösterim: 3610

TEOG sınavlarına sayılı günler kala öğrencilerden çok velilerin heyecanı artıyor. Eğitim Uzmanı Hatice Yılmaz, velilerin sınava girecek çocuklarının çalışmalarını nasıl desteklemeleri gerektiğini ve bu çalışmaları nasıl doğru denetleyebileceklerini anlattı.

sinav veli heyecan25-26 Kasım tarihlerinde yapılacak birinci TEOG sınavlarına sayılı günler kala öğrencilerden çok velilerin heyecanı artıyor. Velilere düşen görevin bu heyecanı kontrol altına alarak  çocuklarının çalışmalarını desteklemek ve denetlemek olduğunu belirten Oğuzkaan Koleji Yönetim Kurulu Üyesi ve Eğitim Uzmanı Hatice Yılmaz, “Sınavlar yaklaştıkça öğrencilerin değil, velilerin heyecanı artar. Sınav günü geldiğinde ise velinin heyecanı en üst düzeye çıktığından ister istemez öğrenci de heyecanlanır. Hele de çocuk okul binasına girdiğinde velilerin sınava verdiği tepkiler enteresan görüntüler oluşturur. Kiminin dudakları kıpır kıpır dua okur, kimin gözleri dolu dolu olur, kimi de sınıfa girmiş sırasına oturmuş çocuğunu görmek için çeşitli bahaneler üretir. Sanki sınav sonucu sürprizmiş veya sınav sonucu her şeymiş gibi. Çocukların gelecekteki yaşam kalitesi, öğrencilik yıllarında aldıkları eğitimin kalitesine bağlı olduğu bilinen bir gerçek olduğundan velilerin heyecanını anlamak mümkün. Ancak çocuğunun okulu, öğretmenleri ile düzenli ve onun evde yaptığı çalışmaları, sınavlarda aldığı sonuçları yakından izleyen veli için çocuğunun sınav sonucu sürpriz olmayacaktır” dedi.

Yılmaz, velilerin sınava girecek çocuklarının çalışmalarını nasıl desteklemeleri gerektiğini ve bu çalışmaları nasıl doğru denetleyebileceklerini de anlattı:

Çocuğunuzun Çalışmalarını Desteklemek İçin;

- Ona evde ders çalışabileceği bağımsız bir oda veya sabit bir yer belirleyiniz.

- Günlük yaşam programınızı öğrencinizin sınava hazırlandığını dikkate alarak düzenleyiniz.

- Öğrencinizin haftalık çalışma programı oluşturmasını isteyiniz ve çalışmalarını denetlemek için programın bir örneğini de siz alınız.

- Çocuğunuzun çalışmasına saygı gösteriniz.

- Dersleri rahatlıkla algılayabilmesi için belirli saatte uyuması gerekir. Düzenli uyumasını sağlayınız.

- Beslenmesine dikkat ediniz, düzenli beslenmesini sağlayınız.

- Çalışmaya başlayabilmesi için destekleyiniz, televizyonun veya müziğin sesini kısınız.

- Çalışmaya başlama konusunda isteksiz olduğunda onunla yapması gereken çalışmanın detayları üzerine konuşarak duygusal olarak çalışmaya yönelmesini sağlayabilirsiniz.

- Çalışma programını düzenli uygulayan çocuğunuzu söz ve davranışlarınızla takdir ederek onurlandırınız.

- Başarısızlık durumunda ‘çok zeki ama çalışmıyor’ diyerek öğrencinin duygusal kaosa düşmesine neden olmayınız. Bu söz öğrencinin ‘bende bir eksiklik var ama farkında değil’ diye düşünmesine neden olur.

- Çocuklarınızın yeteneklerinin farkında olunuz. Onlardan çok yüksek ya da çok düşük beklenti içinde olmayınız.

- Başarının anahtarı ‘kendine güvenmektir’ Ancak siz çocuğunuza güvenirseniz oda kendine güvenmeyi öğrenir ve başarır. Unutmayın çocuğunuzun daha iyi bir öğretmen alternatifi var ancak daha iyi bir anne baba alternatifi yoktur.

Çocuğunuzun Yaptığı Çalışmaları Doğru Denetleyebilmek İçin;

- Öğrencinizin birinci ve ikinci TEOG’da hangi ünite, konu ve kazanımlardan sorumlu olduğunu bilmek için Talim ve Terbiye Kurulu’nun sayfasından ilgili çizelgeyi bilgisayarınıza indiriniz. Her hafta bu çizelgeleri inceleyerek çocuğunuzun işleyeceği konu ve konularla ilgili kazanımların farkında olunuz. Ödev kontrolünü bu bilgilerin ışığı altında yapınız.

- Öğrendiği konularla ilgili bilgilerini pekiştirmek için çocuğunuzun değişik kaynaklardan soru çözmesini sağlayınız. Ayrıca işlediğiniz her konu ile ilgili MEB’in odsgm.meb.gov.tr/kurslar/ internet sitesinde yayınlanan örnek soruların çözülmesi için gerekli yönlendirmeyi yapınız.

- Düzenli aralıklarla çocuğunuzun okuluna uğrayıp öğretmenleri ile görüşünüz. Onu takip ettiğinizi, önemsediğinizi hissetmesi daha düzenli çalışmasını sağlayacaktır.

- Evde çözdüğü testlerin sonucunda kaç hata yaptığını değil kaç soruya doğru cevap verdiğini sorunuz.

- Yaptığı yanlışların doğrusunu öğrendiği sürece öğrencinin başarısı da yükselecektir. Bu nedenle kendisini zorlayan testler çözmek öğrencilerin gelişimine katkı sağlar.

- Çocuğun yaptığı çalışmayı yakından izlemek ve gerektiğinde desteklemek velinin daha az kaygı duymasını veya heyecanlanmasını engelleyecektir. Dolayısıyla kendi kaygısını sınava girecek çocuğuna da bulaştırmayacaktır. Zira bu yaş grubundaki çocukların kaygı kaynağı anne ve babalarıdır.

> Veliler TEOG heyecanınızı çocuğunuza yansıtmayın

TEOG sınavlarına sayılı günler kala öğrencilerden çok velilerin heyecanı artıyor. Eğitim Uzmanı Hatice Yılmaz, velilerin sınava girecek çocuklarının çalışmalarını nasıl desteklemeleri gerektiğini ve bu çalışmaları nasıl doğru denetleyebileceklerini anlattı.

sinav veli heyecan25-26 Kasım tarihlerinde yapılacak birinci TEOG sınavlarına sayılı günler kala öğrencilerden çok velilerin heyecanı artıyor. Velilere düşen görevin bu heyecanı kontrol altına alarak  çocuklarının çalışmalarını desteklemek ve denetlemek olduğunu belirten Oğuzkaan Koleji Yönetim Kurulu Üyesi ve Eğitim Uzmanı Hatice Yılmaz, “Sınavlar yaklaştıkça öğrencilerin değil, velilerin heyecanı artar. Sınav günü geldiğinde ise velinin heyecanı en üst düzeye çıktığından ister istemez öğrenci de heyecanlanır. Hele de çocuk okul binasına girdiğinde velilerin sınava verdiği tepkiler enteresan görüntüler oluşturur. Kiminin dudakları kıpır kıpır dua okur, kimin gözleri dolu dolu olur, kimi de sınıfa girmiş sırasına oturmuş çocuğunu görmek için çeşitli bahaneler üretir. Sanki sınav sonucu sürprizmiş veya sınav sonucu her şeymiş gibi. Çocukların gelecekteki yaşam kalitesi, öğrencilik yıllarında aldıkları eğitimin kalitesine bağlı olduğu bilinen bir gerçek olduğundan velilerin heyecanını anlamak mümkün. Ancak çocuğunun okulu, öğretmenleri ile düzenli ve onun evde yaptığı çalışmaları, sınavlarda aldığı sonuçları yakından izleyen veli için çocuğunun sınav sonucu sürpriz olmayacaktır” dedi.

Yılmaz, velilerin sınava girecek çocuklarının çalışmalarını nasıl desteklemeleri gerektiğini ve bu çalışmaları nasıl doğru denetleyebileceklerini de anlattı:

Çocuğunuzun Çalışmalarını Desteklemek İçin;

- Ona evde ders çalışabileceği bağımsız bir oda veya sabit bir yer belirleyiniz.

- Günlük yaşam programınızı öğrencinizin sınava hazırlandığını dikkate alarak düzenleyiniz.

- Öğrencinizin haftalık çalışma programı oluşturmasını isteyiniz ve çalışmalarını denetlemek için programın bir örneğini de siz alınız.

- Çocuğunuzun çalışmasına saygı gösteriniz.

- Dersleri rahatlıkla algılayabilmesi için belirli saatte uyuması gerekir. Düzenli uyumasını sağlayınız.

- Beslenmesine dikkat ediniz, düzenli beslenmesini sağlayınız.

- Çalışmaya başlayabilmesi için destekleyiniz, televizyonun veya müziğin sesini kısınız.

- Çalışmaya başlama konusunda isteksiz olduğunda onunla yapması gereken çalışmanın detayları üzerine konuşarak duygusal olarak çalışmaya yönelmesini sağlayabilirsiniz.

- Çalışma programını düzenli uygulayan çocuğunuzu söz ve davranışlarınızla takdir ederek onurlandırınız.

- Başarısızlık durumunda ‘çok zeki ama çalışmıyor’ diyerek öğrencinin duygusal kaosa düşmesine neden olmayınız. Bu söz öğrencinin ‘bende bir eksiklik var ama farkında değil’ diye düşünmesine neden olur.

- Çocuklarınızın yeteneklerinin farkında olunuz. Onlardan çok yüksek ya da çok düşük beklenti içinde olmayınız.

- Başarının anahtarı ‘kendine güvenmektir’ Ancak siz çocuğunuza güvenirseniz oda kendine güvenmeyi öğrenir ve başarır. Unutmayın çocuğunuzun daha iyi bir öğretmen alternatifi var ancak daha iyi bir anne baba alternatifi yoktur.

Çocuğunuzun Yaptığı Çalışmaları Doğru Denetleyebilmek İçin;

- Öğrencinizin birinci ve ikinci TEOG’da hangi ünite, konu ve kazanımlardan sorumlu olduğunu bilmek için Talim ve Terbiye Kurulu’nun sayfasından ilgili çizelgeyi bilgisayarınıza indiriniz. Her hafta bu çizelgeleri inceleyerek çocuğunuzun işleyeceği konu ve konularla ilgili kazanımların farkında olunuz. Ödev kontrolünü bu bilgilerin ışığı altında yapınız.

- Öğrendiği konularla ilgili bilgilerini pekiştirmek için çocuğunuzun değişik kaynaklardan soru çözmesini sağlayınız. Ayrıca işlediğiniz her konu ile ilgili MEB’in odsgm.meb.gov.tr/kurslar/ internet sitesinde yayınlanan örnek soruların çözülmesi için gerekli yönlendirmeyi yapınız.

- Düzenli aralıklarla çocuğunuzun okuluna uğrayıp öğretmenleri ile görüşünüz. Onu takip ettiğinizi, önemsediğinizi hissetmesi daha düzenli çalışmasını sağlayacaktır.

- Evde çözdüğü testlerin sonucunda kaç hata yaptığını değil kaç soruya doğru cevap verdiğini sorunuz.

- Yaptığı yanlışların doğrusunu öğrendiği sürece öğrencinin başarısı da yükselecektir. Bu nedenle kendisini zorlayan testler çözmek öğrencilerin gelişimine katkı sağlar.

- Çocuğun yaptığı çalışmayı yakından izlemek ve gerektiğinde desteklemek velinin daha az kaygı duymasını veya heyecanlanmasını engelleyecektir. Dolayısıyla kendi kaygısını sınava girecek çocuğuna da bulaştırmayacaktır. Zira bu yaş grubundaki çocukların kaygı kaynağı anne ve babalarıdır.

Son Güncelleme: Çarşamba, 11 Kasım 2015 10:49

Gösterim: 1386

Uzman Hipnoterapist & Psikolog Gani Eser ilkokula başlayan çocukların okuma ve yazmayı öğrenme süreçlerinde zorluk çekip, motivasyon sorunu yaşayan 1. sınıf çocuklarına velilerinin nasıl yardımcı olacağını çok basit yollarla açıkladı.

gani eserİlkokul birinci sınıfın hepimizin yaşamında özel bir yeri vardır. O güne kadar anlamsız birer sembol olarak gördüğümüz harflerin, sözcüklerin şifresini çözdüğümüz bir yolculuktur okuma yazma serüveni.

Küçük bedenleriyle yeni bir sosyal çevreye uyum sağlamaya çalışan çocuklar o güne kadar esnek kurallarla ve yüksek toleransla yaşamaya alışmışken katı kuralların olduğu dünyaya adım attıklarında bocalayabilirler.

Günümüzde sınıf öğretmenleri ilkokulun ilk haftasını bir geçiş süreci olarak görmeye ve çocukların okula alışabilmeleri için oyunlarla desteklemeye başladılar. Bu çok önemli bir gelişme. Aileden ayrılan çocuk öğretmeninde anne-baba şefkatini hissettiği zaman okulu da bir yuva olarak benimseyebilir. Tersine bir tutum hem çocuğun demoralize olmasına hem de öğretmenin daha fazla çabalamak zorunda kalmasına yol açacaktır.

Küçük elleriyle çizgileri, yuvarlakları yaparken ince motor gelişimleri birbirinden farklı seviyede olan çocukların aynı performansı göstermelerini beklemek nafile bir çabadır. 66 haftalık iken okula başlayan çocuk ile 67 haftalık çocuk arasında bile gelişim yönünden önemli bir fark vardır. Hal böyleyken farklı eğitim ve kültür seviyelerindeki ailelerden gelen çocuklar arasında gelişim farklılığı olması çok doğaldır.

Çocukların genel olarak konsantrasyon süresi yaşlarının iki katını geçmez. Yani 6 yaşındaki bir çocuğun odaklanma süresi maksimum 12 dakikadır. Öğretmenlerimiz bu konuda bilinçliler ancak ebeveynler bilgilendirilmezlerse boşuna bir çaba içinde olurlar.

Çocuk evde ödevini yaparken yanında olan anne ya da baba bir an önce bitmesi için çocuktan daha sabırsız davranabiliyorlar. Odaklanma sürelerinin yanında ince motor gelişimlerini de dikkate almayan ebeveynlerin hem hayal kırıklığı yaşamaları hem de çocuğun öğrenme isteğini baltalamaları kuvvetle muhtemeldir.

İki farklı motivasyon türü vardır. Ya acıdan kaçarız ya hazza yaklaşırız. Çocuklarda bu durum daha belirgindir. Kimi çocuk ödevini yapmazsa başına gelecek olumsuzluklar hatırlatıldığında motive olur, kimi çocuksa ödevini yaptığında alacağı ‘aferin’i düşünerek.

Bu yıl okula başlayan oğlumun ödevlerini yapma sürecinde karşılaştıklarımın da ışığında ebeveynlere tavsiyelerim;

Ödevini yapmaya bir türlü başlayamayan çocuğa herhangi bir şeye tam olarak yoğunlaştığı anda (örneğin çok sevdiği bir çizgi filmi izlerken) adıyla seslenin. Sizi duymadığından eminseniz “beş dakika sonra ödevini yapmak için derin bir istek duyacaksın” deyip yanından ayrılın. Trans halindeki çocuğunuz sizi duymasa da bilinçaltı bu iletiyi alacak ve beş dakika sonra ödevini yapmaya başlayacaktır.

Ders materyallerini birlikte hazırlayın. Ödevini bu kalemle mi yapmayı seviyorsun, yoksa diğeriyle mi?” diye sorarak işe başlayın.

Çocuğunuzun yaşına göre odaklanma süresini hesaplayınız. Bu süreyi geçtiğinizde dikkatinin dağılacağını bilerek kısa süreli molalar veriniz. Mola süreleri odaklanma süresinden uzun olmamalıdır.

Ödevini yapmayan, dersini çalışmayan çocuğunuza önce “yarın diğer arkadaşların ödevlerini yapıp okula gidecekler. Öğretmenin senin ödevini yapmadığını görecek. Arkadaşlarına “aferin derken kendini nasıl hissedeceksin?” diye sorun. Eğer tepkisiz kalıyorsa bir süre sonra “ödevini yaptığın zaman gece ne kadar huzurlu uyuyorsun değil mi? Öğretmenin sana aferin dediğinde nasıl hissediyorsun?” diye soruyu değiştirin.

Sevginizi her zaman hissettirin. Hatalarını görmezden gelin ve olumlu olan her davranış ve tutumunda övgünüzü esirgemeyin.

> İlkokul çocuğu ödevlerine nasıl motive edilir?

Uzman Hipnoterapist & Psikolog Gani Eser ilkokula başlayan çocukların okuma ve yazmayı öğrenme süreçlerinde zorluk çekip, motivasyon sorunu yaşayan 1. sınıf çocuklarına velilerinin nasıl yardımcı olacağını çok basit yollarla açıkladı.

gani eserİlkokul birinci sınıfın hepimizin yaşamında özel bir yeri vardır. O güne kadar anlamsız birer sembol olarak gördüğümüz harflerin, sözcüklerin şifresini çözdüğümüz bir yolculuktur okuma yazma serüveni.

Küçük bedenleriyle yeni bir sosyal çevreye uyum sağlamaya çalışan çocuklar o güne kadar esnek kurallarla ve yüksek toleransla yaşamaya alışmışken katı kuralların olduğu dünyaya adım attıklarında bocalayabilirler.

Günümüzde sınıf öğretmenleri ilkokulun ilk haftasını bir geçiş süreci olarak görmeye ve çocukların okula alışabilmeleri için oyunlarla desteklemeye başladılar. Bu çok önemli bir gelişme. Aileden ayrılan çocuk öğretmeninde anne-baba şefkatini hissettiği zaman okulu da bir yuva olarak benimseyebilir. Tersine bir tutum hem çocuğun demoralize olmasına hem de öğretmenin daha fazla çabalamak zorunda kalmasına yol açacaktır.

Küçük elleriyle çizgileri, yuvarlakları yaparken ince motor gelişimleri birbirinden farklı seviyede olan çocukların aynı performansı göstermelerini beklemek nafile bir çabadır. 66 haftalık iken okula başlayan çocuk ile 67 haftalık çocuk arasında bile gelişim yönünden önemli bir fark vardır. Hal böyleyken farklı eğitim ve kültür seviyelerindeki ailelerden gelen çocuklar arasında gelişim farklılığı olması çok doğaldır.

Çocukların genel olarak konsantrasyon süresi yaşlarının iki katını geçmez. Yani 6 yaşındaki bir çocuğun odaklanma süresi maksimum 12 dakikadır. Öğretmenlerimiz bu konuda bilinçliler ancak ebeveynler bilgilendirilmezlerse boşuna bir çaba içinde olurlar.

Çocuk evde ödevini yaparken yanında olan anne ya da baba bir an önce bitmesi için çocuktan daha sabırsız davranabiliyorlar. Odaklanma sürelerinin yanında ince motor gelişimlerini de dikkate almayan ebeveynlerin hem hayal kırıklığı yaşamaları hem de çocuğun öğrenme isteğini baltalamaları kuvvetle muhtemeldir.

İki farklı motivasyon türü vardır. Ya acıdan kaçarız ya hazza yaklaşırız. Çocuklarda bu durum daha belirgindir. Kimi çocuk ödevini yapmazsa başına gelecek olumsuzluklar hatırlatıldığında motive olur, kimi çocuksa ödevini yaptığında alacağı ‘aferin’i düşünerek.

Bu yıl okula başlayan oğlumun ödevlerini yapma sürecinde karşılaştıklarımın da ışığında ebeveynlere tavsiyelerim;

Ödevini yapmaya bir türlü başlayamayan çocuğa herhangi bir şeye tam olarak yoğunlaştığı anda (örneğin çok sevdiği bir çizgi filmi izlerken) adıyla seslenin. Sizi duymadığından eminseniz “beş dakika sonra ödevini yapmak için derin bir istek duyacaksın” deyip yanından ayrılın. Trans halindeki çocuğunuz sizi duymasa da bilinçaltı bu iletiyi alacak ve beş dakika sonra ödevini yapmaya başlayacaktır.

Ders materyallerini birlikte hazırlayın. Ödevini bu kalemle mi yapmayı seviyorsun, yoksa diğeriyle mi?” diye sorarak işe başlayın.

Çocuğunuzun yaşına göre odaklanma süresini hesaplayınız. Bu süreyi geçtiğinizde dikkatinin dağılacağını bilerek kısa süreli molalar veriniz. Mola süreleri odaklanma süresinden uzun olmamalıdır.

Ödevini yapmayan, dersini çalışmayan çocuğunuza önce “yarın diğer arkadaşların ödevlerini yapıp okula gidecekler. Öğretmenin senin ödevini yapmadığını görecek. Arkadaşlarına “aferin derken kendini nasıl hissedeceksin?” diye sorun. Eğer tepkisiz kalıyorsa bir süre sonra “ödevini yaptığın zaman gece ne kadar huzurlu uyuyorsun değil mi? Öğretmenin sana aferin dediğinde nasıl hissediyorsun?” diye soruyu değiştirin.

Sevginizi her zaman hissettirin. Hatalarını görmezden gelin ve olumlu olan her davranış ve tutumunda övgünüzü esirgemeyin.

Son Güncelleme: Cuma, 13 Kasım 2015 16:59

Gösterim: 2152

Marmara Üniversitesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sayar, yetişme döneminde akran zorbalığına maruz kalanların yetişkinliğinde bu travmanın izlerini taşıyabildiğini belirtti.

kemal sayarMarmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kemal Sayar, yetişme döneminde "akran zorbalığı"na maruz kalan çocukların yetişkinliğinde bu travmanın izlerini taşıyabildiğini belirterek, öğretmenlerin ve ailelerin çok dikkatli olması, okullarda "merhamet eğitimi" verilmesi gerektiğini söyledi.

Sayar, akran zorbalığının sadece eğitimin kalitesini düşürüp, okullarda huzuru bozmadığını, çocukların ve gençlerin ruhsal ve bedensel sağlığını bozarak, gelişimlerine engel olduğunu aktardı.

Çocukların günümüzde güçlü olanın haklı olduğu bir dünyaya doğduğuna işaret eden Sayar, şunları belirtti:

"Çocuklar bir başkasına boyun eğdirerek daha başarılı ve güçlü olduklarını hissetmeye başlıyor. Bu, içinde yaşadığımız kültürün bir neticesi olarak ortaya çıkıyor. Akran zorbalığında daha zayıf, daha farklı ve ezik olarak görülen çocuklara bir grup başka çocuğun ruhsal açıdan yıldırma taktiği uygulaması mümkün. Eziyet eder, kötü söz söyler, başka insanların önünde aşağılayabilirler. Bu tarz bir travmanın ömür boyu süren etkileri olabilir. Yetişme döneminde akran zorbalığına maruz kalmış insan, yetişkinliğinde bu travmanın izlerini taşıyabiliyor. Dolayısıyla okulların ve ailelerin çok dikkatli olması gerekiyor."

> Akran zorbalığına merhamet eğitimi

Marmara Üniversitesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sayar, yetişme döneminde akran zorbalığına maruz kalanların yetişkinliğinde bu travmanın izlerini taşıyabildiğini belirtti.

kemal sayarMarmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kemal Sayar, yetişme döneminde "akran zorbalığı"na maruz kalan çocukların yetişkinliğinde bu travmanın izlerini taşıyabildiğini belirterek, öğretmenlerin ve ailelerin çok dikkatli olması, okullarda "merhamet eğitimi" verilmesi gerektiğini söyledi.

Sayar, akran zorbalığının sadece eğitimin kalitesini düşürüp, okullarda huzuru bozmadığını, çocukların ve gençlerin ruhsal ve bedensel sağlığını bozarak, gelişimlerine engel olduğunu aktardı.

Çocukların günümüzde güçlü olanın haklı olduğu bir dünyaya doğduğuna işaret eden Sayar, şunları belirtti:

"Çocuklar bir başkasına boyun eğdirerek daha başarılı ve güçlü olduklarını hissetmeye başlıyor. Bu, içinde yaşadığımız kültürün bir neticesi olarak ortaya çıkıyor. Akran zorbalığında daha zayıf, daha farklı ve ezik olarak görülen çocuklara bir grup başka çocuğun ruhsal açıdan yıldırma taktiği uygulaması mümkün. Eziyet eder, kötü söz söyler, başka insanların önünde aşağılayabilirler. Bu tarz bir travmanın ömür boyu süren etkileri olabilir. Yetişme döneminde akran zorbalığına maruz kalmış insan, yetişkinliğinde bu travmanın izlerini taşıyabiliyor. Dolayısıyla okulların ve ailelerin çok dikkatli olması gerekiyor."

Son Güncelleme: Salı, 10 Kasım 2015 14:26

Gösterim: 1960


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.