Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Ekranların sevilen dizisi ‘Yalan Dünya’nın ergen karakteri Orçun, dizideki rolünün aksine gerçek hayatında büyük başarılara imza atmış genç bir oyuncu.
1983 Eskişehir doğumlu Bartu Küçükçağlayan, müzisyen, tiyatro, televizyon ve sinema oyuncusu olarak kariyerine sevilen dizi ‘Yalan Dünya’ ile devam ediyor. Küçükçağlayan 2001'de İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nı kazanarak İstanbul'a gitti. Eğitimi sırasında, 2004 yılında Kent Oyuncuları topluluğunun İnishmore'lu Yüzbaşı oyununda rol aldı. 2005-2007 yılları arasında topluluğun Kumarbazın Seçimi oyununda rol alan Küçükçağlayan, 2004 yılından itibaren televizyon dizilerinde de rol almaya başladı. ‘Haziran Gecesi, Çapkın ve Binbir Gece’ dizilerinde oynadı. 2007-2008 sezonunda ‘Yeni Kuşak Tiyatro Topluluğu’nun ‘Şeylerin Şekli’ oyununda başrollerden ‘Adam’ı canlandırdı. 2012'den itibaren yayınlanmaya başlayan Yalan Dünya isimli dizide Orçun karakteri ile ekran karşısına çıktı. ‘Kumarbazın Seçimi'ndeki oyunculuğu ile dört ödül kazandı ve ‘Şeylerin Şekli’ ile övgü topladı.
47. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde en iyi erkek oyuncu ödülü aldı
Küçükçağlayan, ‘Çoğunluk’ isimli sinema filmindeki ‘Mertkan’ rolüyle 47. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde en iyi erkek oyuncu ödülü dahil birkaç ödül kazandı.
Kendisi aynı zamanda, ‘Canavar Banavar’ takma ismi ile ‘Büyük Ev Ablukada’ isimli grubun solistidir.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Öne Çıkanlar
Ekranların sevilen dizisi ‘Yalan Dünya’nın ergen karakteri Orçun, dizideki rolünün aksine gerçek hayatında büyük başarılara imza atmış genç bir oyuncu.
1983 Eskişehir doğumlu Bartu Küçükçağlayan, müzisyen, tiyatro, televizyon ve sinema oyuncusu olarak kariyerine sevilen dizi ‘Yalan Dünya’ ile devam ediyor. Küçükçağlayan 2001'de İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nı kazanarak İstanbul'a gitti. Eğitimi sırasında, 2004 yılında Kent Oyuncuları topluluğunun İnishmore'lu Yüzbaşı oyununda rol aldı. 2005-2007 yılları arasında topluluğun Kumarbazın Seçimi oyununda rol alan Küçükçağlayan, 2004 yılından itibaren televizyon dizilerinde de rol almaya başladı. ‘Haziran Gecesi, Çapkın ve Binbir Gece’ dizilerinde oynadı. 2007-2008 sezonunda ‘Yeni Kuşak Tiyatro Topluluğu’nun ‘Şeylerin Şekli’ oyununda başrollerden ‘Adam’ı canlandırdı. 2012'den itibaren yayınlanmaya başlayan Yalan Dünya isimli dizide Orçun karakteri ile ekran karşısına çıktı. ‘Kumarbazın Seçimi'ndeki oyunculuğu ile dört ödül kazandı ve ‘Şeylerin Şekli’ ile övgü topladı.
47. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde en iyi erkek oyuncu ödülü aldı
Küçükçağlayan, ‘Çoğunluk’ isimli sinema filmindeki ‘Mertkan’ rolüyle 47. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde en iyi erkek oyuncu ödülü dahil birkaç ödül kazandı.
Kendisi aynı zamanda, ‘Canavar Banavar’ takma ismi ile ‘Büyük Ev Ablukada’ isimli grubun solistidir.
Son Güncelleme: Cuma, 02 Mart 2012 12:38
Gösterim: 5057
Küçük Sırlar, Pis Yedili gibi gençlerin yakından takip ettiği dizilerde rol alan Kadir Doğulu, çocukluğundan bu yana hayalini kurduğu oyunculuk mesleğinden çok mutlu olduğunu söylüyor. Oyunculuk üzerine eğitim almadığını, ancak çok çalıştığını belirten Doğulu, ailesinin eğitimine devam etmesi şartıyla oyunculuğa izin verdiğini ifade ediyor.
Eğitim hayatınız hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz? Nasıl bir öğrenciydiniz?
Liseyi bitirene kadar Mersin’deydim. Üniversite eğitimim için İstanbul'a geldim, hala okuyorum. Derslere çok düşkün değildim. Bazen zorlanırdım ama hiç bir zaman kötü bir öğrenci olmadım. Genelde hem okuyup hem de çalıştığım için benim için eğlenceli geçti o yıllar.
5 kardeşli, anne ev hanımı, baba işçi emeklisi bir evde büyüdünüz. Bu durum eğitim hayatınızı etkiledi mi?
Bizim evde, ne olursa olsun maddi manevi fark etmez, evdeki çocuklar mutlaka ama mutlaka okuyacaktır. Tüm aile elinden geleni yapar. Üniversite hayatına geç başlamak benim tercihimdi ama sonunda oldu. Dediğim gibi bizim çekirdek ailemizde okumamak gibi bir alternatif yok.
Küçük yaşlardan beri çok fazla yerde çalışmışsınız. Erken yaşta çalışmaya başlamış olmak size ne kattı?
Hayata erken atılmak diye bir deyim vardır, herkesin söylediği işte var ise böyle bir şey benim için öyle oldu. Hayatımın büyük bir kısmını kendi tercihimle çalışarak geçirdim. Kalabalık ailelerde, aile ekonomisine destek olmak önemlidir. Sadece ben değil kardeşlerim de çalışıp destek olmuşlardır her zaman. Ama benim için amaçlarıma erken ulaşmak için keyifle yaptığım şeylerdi. Çalışmayı çok seviyorum. Yaptığım her işi de keyifle ve severek yaptım. Küçük yaşta edindiğim çalışma disiplinini kaybetmeden hala keyifle çalışıyorum. Her zaman çalışmaya alışık olduğum için çalışmadığım ya da boşa geçirdiğim zaman olmaması için elimden geleni yapıyorum. İşimden arta kalan zamanları mutlaka hobilerimle dolduruyorum. Özellikle fırsat buldukça spor yapmayı aksatmıyorum.
ÇALIŞMAYA DEVAM ETMEK İÇİN OKULA DÖRT ELLE ASILDIM
Hem çalışıp hem okumak okul hayatınızı etkiledi mi? Aradaki dengeyi nasıl kurdunuz?
Çalışmasaydım da okul hayatımda her hangi bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Belki de çalışmaya devam edebilmek için okul hayatıma daha çok ağırlık vermiş olabilirim. Okula gitmeyeceğim desem annem çalışmama izin vermezdi. Çünkü dediğim gibi bizim ailede okumak mecburdur. Eğer çalışmak istiyorsanız okulunuz ve dersleriniz iyi olmalı.
Öğrencilik yıllarından unutamadığınız bir öğretmeniniz ya da bir anınız var mı?
İlkokul öğretmenimi hiç bir zaman unutmayacağım herhalde. Bir de bizim zamanımızda ortaokul vardı, şimdi sistem değişti tabi. Sınıf öğretmenimiz ve aynı zamanda matematik öğretmenimiz olan Neslihan Hanım’ı hiç unutmam.
GENÇLER OYUNCU OLMAK İÇİN UĞRAŞMASINLAR!
Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz? Oyunculuk anlamında geleceğe dair planlarınız var mı? Oyuncu olmak isteyen gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?
Çocukluğumdan beri oyuncu olma hayalim vardı fakat şartlar beni başka yerlere sürükledi. Karar vermedim, hep istedim. Herhangi bir okulda oyunculuk eğitimi almadım. Bireysel olarak hocalarla uzun süre çalışmalarım oldu ve hala çalışıyorum. Oyunculuk anlamında geleceğe yönelik planlarım tabii ki var. Bundan sonra tek amacım daha iyi olabilmek için çalışmak olacak. Bu işi yapmak isteyen gençlere tavsiyem, oyuncu olmak için uğraşmasınlar. İyi biri olmak, iyi bir iş yapabilmek için uğraşsınlar, devamı zaten gelecektir. Hayallerinden vazgeçmesinler ve doğru insanlar ile çalışmaya, tanışmaya gayret göstersinler.
Oynadığınız dizilerde hep öğrenci rolündeydiniz… Bunun özel bir nedeni var mı? Rol aldığınız dizilerde canlandırdığınız karakterlerin hangisi kendinize daha yakın hissediyorsunuz?
Özel bir nedeni yok. Başarılı olabileceğime inandığım projelerde bulunmak istiyorum. Küçük Sırlar’dan sonra öğrenci rolünde olmayı düşünmüyordum fakat Pis Yedili gibi güzel bir proje gelince tereddütsüz kabul ettim. Aslında ne Ali karakteri ne de Bayrampaşalı karakteri benim öğrenciliğime benziyor. Yine de Bayrampaşalı’ya daha yakınım diyebiliriz.
ANNEMİN MUTFAĞINDA YETİŞTİM!
Daha önce verdiğiniz bir röportajınızda İstanbul’a geldikten sonra birçok kafe ve restoranın mutfağında çalıştığınızı söylemişsiniz. Yemek yapmaya olan ilginiz nerden geliyor?
Annem çok güzel yemek yapar. Yemek yaparken onu çok izledim. Mutfak konusunda annemden kesinlikle çok şey öğrendim. Fakat çalıştığım yerlerde de yemek yapmanın teknikleri hakkında bilgi sahibi oldum. Kendimi çok geliştirdim. Yemek yapmayı seviyorum. Her geçen gün farklı lezzetler elde ederek kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Bu anlamda geleceğe dair planlarım var, zamanı geldiğinde umarım gerçekleştirme fırsatım olur.
PİS YEDİLİ’DE İYİ SAYILABİLECEK ÇOK ÖRNEK VAR
Rol aldığınız Pis Yedili adlı dizi Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği Başkanı Cem Gülan tarafından ‘resmi liselerde okuyan gençler ile özel okullardaki öğrencileri birbirlerine düşman yapıyor’ gerekçesiyle RTÜK’e şikayet edildi. Konuyla ilgili yorumlarınızı alabilir miyiz?
Çoğu konuda haklı bulmama rağmen bu ve bazı konularda çok komik kararlar ve şikayetler aldıklarına inanıyorum. En nihayetinde hayal ürünü bir iş yapıyoruz. Karakterler ve senaryo hayal ürünü. Özellikle bizim dizide iyi sayılacak örnekler çoktur ve çok ciddi mesajlar verir.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Öne Çıkanlar
Küçük Sırlar, Pis Yedili gibi gençlerin yakından takip ettiği dizilerde rol alan Kadir Doğulu, çocukluğundan bu yana hayalini kurduğu oyunculuk mesleğinden çok mutlu olduğunu söylüyor. Oyunculuk üzerine eğitim almadığını, ancak çok çalıştığını belirten Doğulu, ailesinin eğitimine devam etmesi şartıyla oyunculuğa izin verdiğini ifade ediyor.
Eğitim hayatınız hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz? Nasıl bir öğrenciydiniz?
Liseyi bitirene kadar Mersin’deydim. Üniversite eğitimim için İstanbul'a geldim, hala okuyorum. Derslere çok düşkün değildim. Bazen zorlanırdım ama hiç bir zaman kötü bir öğrenci olmadım. Genelde hem okuyup hem de çalıştığım için benim için eğlenceli geçti o yıllar.
5 kardeşli, anne ev hanımı, baba işçi emeklisi bir evde büyüdünüz. Bu durum eğitim hayatınızı etkiledi mi?
Bizim evde, ne olursa olsun maddi manevi fark etmez, evdeki çocuklar mutlaka ama mutlaka okuyacaktır. Tüm aile elinden geleni yapar. Üniversite hayatına geç başlamak benim tercihimdi ama sonunda oldu. Dediğim gibi bizim çekirdek ailemizde okumamak gibi bir alternatif yok.
Küçük yaşlardan beri çok fazla yerde çalışmışsınız. Erken yaşta çalışmaya başlamış olmak size ne kattı?
Hayata erken atılmak diye bir deyim vardır, herkesin söylediği işte var ise böyle bir şey benim için öyle oldu. Hayatımın büyük bir kısmını kendi tercihimle çalışarak geçirdim. Kalabalık ailelerde, aile ekonomisine destek olmak önemlidir. Sadece ben değil kardeşlerim de çalışıp destek olmuşlardır her zaman. Ama benim için amaçlarıma erken ulaşmak için keyifle yaptığım şeylerdi. Çalışmayı çok seviyorum. Yaptığım her işi de keyifle ve severek yaptım. Küçük yaşta edindiğim çalışma disiplinini kaybetmeden hala keyifle çalışıyorum. Her zaman çalışmaya alışık olduğum için çalışmadığım ya da boşa geçirdiğim zaman olmaması için elimden geleni yapıyorum. İşimden arta kalan zamanları mutlaka hobilerimle dolduruyorum. Özellikle fırsat buldukça spor yapmayı aksatmıyorum.
ÇALIŞMAYA DEVAM ETMEK İÇİN OKULA DÖRT ELLE ASILDIM
Hem çalışıp hem okumak okul hayatınızı etkiledi mi? Aradaki dengeyi nasıl kurdunuz?
Çalışmasaydım da okul hayatımda her hangi bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Belki de çalışmaya devam edebilmek için okul hayatıma daha çok ağırlık vermiş olabilirim. Okula gitmeyeceğim desem annem çalışmama izin vermezdi. Çünkü dediğim gibi bizim ailede okumak mecburdur. Eğer çalışmak istiyorsanız okulunuz ve dersleriniz iyi olmalı.
Öğrencilik yıllarından unutamadığınız bir öğretmeniniz ya da bir anınız var mı?
İlkokul öğretmenimi hiç bir zaman unutmayacağım herhalde. Bir de bizim zamanımızda ortaokul vardı, şimdi sistem değişti tabi. Sınıf öğretmenimiz ve aynı zamanda matematik öğretmenimiz olan Neslihan Hanım’ı hiç unutmam.
GENÇLER OYUNCU OLMAK İÇİN UĞRAŞMASINLAR!
Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz? Oyunculuk anlamında geleceğe dair planlarınız var mı? Oyuncu olmak isteyen gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?
Çocukluğumdan beri oyuncu olma hayalim vardı fakat şartlar beni başka yerlere sürükledi. Karar vermedim, hep istedim. Herhangi bir okulda oyunculuk eğitimi almadım. Bireysel olarak hocalarla uzun süre çalışmalarım oldu ve hala çalışıyorum. Oyunculuk anlamında geleceğe yönelik planlarım tabii ki var. Bundan sonra tek amacım daha iyi olabilmek için çalışmak olacak. Bu işi yapmak isteyen gençlere tavsiyem, oyuncu olmak için uğraşmasınlar. İyi biri olmak, iyi bir iş yapabilmek için uğraşsınlar, devamı zaten gelecektir. Hayallerinden vazgeçmesinler ve doğru insanlar ile çalışmaya, tanışmaya gayret göstersinler.
Oynadığınız dizilerde hep öğrenci rolündeydiniz… Bunun özel bir nedeni var mı? Rol aldığınız dizilerde canlandırdığınız karakterlerin hangisi kendinize daha yakın hissediyorsunuz?
Özel bir nedeni yok. Başarılı olabileceğime inandığım projelerde bulunmak istiyorum. Küçük Sırlar’dan sonra öğrenci rolünde olmayı düşünmüyordum fakat Pis Yedili gibi güzel bir proje gelince tereddütsüz kabul ettim. Aslında ne Ali karakteri ne de Bayrampaşalı karakteri benim öğrenciliğime benziyor. Yine de Bayrampaşalı’ya daha yakınım diyebiliriz.
ANNEMİN MUTFAĞINDA YETİŞTİM!
Daha önce verdiğiniz bir röportajınızda İstanbul’a geldikten sonra birçok kafe ve restoranın mutfağında çalıştığınızı söylemişsiniz. Yemek yapmaya olan ilginiz nerden geliyor?
Annem çok güzel yemek yapar. Yemek yaparken onu çok izledim. Mutfak konusunda annemden kesinlikle çok şey öğrendim. Fakat çalıştığım yerlerde de yemek yapmanın teknikleri hakkında bilgi sahibi oldum. Kendimi çok geliştirdim. Yemek yapmayı seviyorum. Her geçen gün farklı lezzetler elde ederek kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Bu anlamda geleceğe dair planlarım var, zamanı geldiğinde umarım gerçekleştirme fırsatım olur.
PİS YEDİLİ’DE İYİ SAYILABİLECEK ÇOK ÖRNEK VAR
Rol aldığınız Pis Yedili adlı dizi Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği Başkanı Cem Gülan tarafından ‘resmi liselerde okuyan gençler ile özel okullardaki öğrencileri birbirlerine düşman yapıyor’ gerekçesiyle RTÜK’e şikayet edildi. Konuyla ilgili yorumlarınızı alabilir miyiz?
Çoğu konuda haklı bulmama rağmen bu ve bazı konularda çok komik kararlar ve şikayetler aldıklarına inanıyorum. En nihayetinde hayal ürünü bir iş yapıyoruz. Karakterler ve senaryo hayal ürünü. Özellikle bizim dizide iyi sayılacak örnekler çoktur ve çok ciddi mesajlar verir.
Son Güncelleme: Çarşamba, 29 Şubat 2012 14:36
Gösterim: 5512
Uluslararası çağrı merkezi pazarından pay alabilmek için hizmet ihtiyacının yüksek olduğu İngilizce, Almanca, Arapça, İspanyolca gibi lisanlarda kalifiye eleman temininin çok önemli.
Akşam'ın haberine göre: Dünyada 340 milyar dolar büyüklüğüne ulaşan çağrı merkezi pazarı, 11.5 milyon kişiye istihdam yarattı. Çağrı Merkezleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Bahadır Pekkan, 'Türkiye'de, 2011'de çağrı merkezi pazarının büyüklüğü 1,8 milyar TL'ye ulaştı. 30'dan fazla ilde 300, toplamda da bin çağrı merkezi var' dedi. Sektörde 55 bin kişinin istihdam edildiğini belirten Pekkan, esnek çalışma saatleri ve üniversite diploması şartı aranmadığı için lise mezunlarından öğrencilere kadar iş fırsatı sunulduğunu belirtti. Pekkan, çalışanların yüzde 50'sinin lise mezunu olduğunu söyledi.
İşkur - Bahçeşehir Üniversitesi projesi
Bu potansiyel İŞKUR ve üniversitelerin de dikkatinden kaçmadı. Bahçeşehir Üniversitesi, Beşiktaş Belediyesi ve İŞKUR çağrı merkezleri için müşteri temsilci yetiştirmek için iş garantili kurs açıyor. Kursta 150 kişi eğitim alacak. 14 Şubat- 27 Nisan 2012 arasında 320 saatlik kursa katılacak olanlara İŞKUR tarafından kursa devam ettikleri her gün için 15 TL de ücret verilecek. Kursun bitiminde de başarılı olan her 3 kursiyerden birine Bahçeşehir Üniversitesi tarafından istihdam sağlanacak.
Yabancı dil bilenler az sayıda
Uluslararası çağrı merkezi pazarından pay alabilmek için hizmet ihtiyacının yüksek olduğu İngilizce, Almanca, Arapça, İspanyolca gibi lisanlarda kalifiye eleman temininin çok önemli olduğunu belirten Bahadır Pekkan, 'Büyümenin önündeki en büyük engel yabancı dil sorunu'dedi. Pekkan, 'Türkiye'de kısmen Almanca dışında lisana son derece hakim ve ana diline yakın seviyede konuşan kişiler bulmak büyük sorun. Devlet destekli programlar ile bu sorumuzu aşabilirsek dünya çağrı merkezi pazarından alacağımız pay da hızla artacaktır' diye konuştu.
30 kat ucuza mal oluyor
Çağrı merkezi sektöründe diğer sektörlerden farklı olarak 1-1.5 kişiye istihdam yaratan bir çağrı masası için gerekli yatırım bedeli 10-15 bin TL'nin yeterli olduğunu vurgulayan Bahadır Pekkan, 'Diğer sanayilerde bir kişilik istihdam yaratma maliyetinin çağrı merkezi sektöründeki kişibaşı istihdam maliyetine göre 30 kat daha maliyetli'dedi.
Eleman talebi yüzde 74 arttı
Çağrı merkezleri için eleman talebi, kariyer sitelerinde de kendini gösteriyor. Kariyer.net Genel Müdürü Yusuf Azoz,'2009 yılında sitemizde çağrı merkezi pozisyonları için 863 ilan yayınlandığını görüyoruz. 2010 yılında bu sayı 2009'a göre yüzde 49 artışla 1289 oldu. 2011 yılında ise 2010 yılına göre yüzde 74 artışla 2242 ilana ulaşıldı' diye konuştu. Azoz, şöyle devam etti: 'Çağrı merkezleri, istihdamında özel bir yere sahip. Lise mezunları sektörde yoğun bir şekilde iş imkanı bulabiliyor. Yarı zamanlı çalışmak isteyen öğrenciler, ev kadınları veya emekliler, çağrı merkezlerinin sağladığı esnek çalışma saatlerinden faydalanabiliyor. Ayrıca evlere kurulan teknolojik sistemler sayesinde görme engelliler veya bedensel engelliler, evlerinden çıkmadan müşteri temsilcisi olarak görev yapabiliyor.'
(sabah.com.tr)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Öne Çıkanlar
Uluslararası çağrı merkezi pazarından pay alabilmek için hizmet ihtiyacının yüksek olduğu İngilizce, Almanca, Arapça, İspanyolca gibi lisanlarda kalifiye eleman temininin çok önemli.
Akşam'ın haberine göre: Dünyada 340 milyar dolar büyüklüğüne ulaşan çağrı merkezi pazarı, 11.5 milyon kişiye istihdam yarattı. Çağrı Merkezleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Bahadır Pekkan, 'Türkiye'de, 2011'de çağrı merkezi pazarının büyüklüğü 1,8 milyar TL'ye ulaştı. 30'dan fazla ilde 300, toplamda da bin çağrı merkezi var' dedi. Sektörde 55 bin kişinin istihdam edildiğini belirten Pekkan, esnek çalışma saatleri ve üniversite diploması şartı aranmadığı için lise mezunlarından öğrencilere kadar iş fırsatı sunulduğunu belirtti. Pekkan, çalışanların yüzde 50'sinin lise mezunu olduğunu söyledi.
İşkur - Bahçeşehir Üniversitesi projesi
Bu potansiyel İŞKUR ve üniversitelerin de dikkatinden kaçmadı. Bahçeşehir Üniversitesi, Beşiktaş Belediyesi ve İŞKUR çağrı merkezleri için müşteri temsilci yetiştirmek için iş garantili kurs açıyor. Kursta 150 kişi eğitim alacak. 14 Şubat- 27 Nisan 2012 arasında 320 saatlik kursa katılacak olanlara İŞKUR tarafından kursa devam ettikleri her gün için 15 TL de ücret verilecek. Kursun bitiminde de başarılı olan her 3 kursiyerden birine Bahçeşehir Üniversitesi tarafından istihdam sağlanacak.
Yabancı dil bilenler az sayıda
Uluslararası çağrı merkezi pazarından pay alabilmek için hizmet ihtiyacının yüksek olduğu İngilizce, Almanca, Arapça, İspanyolca gibi lisanlarda kalifiye eleman temininin çok önemli olduğunu belirten Bahadır Pekkan, 'Büyümenin önündeki en büyük engel yabancı dil sorunu'dedi. Pekkan, 'Türkiye'de kısmen Almanca dışında lisana son derece hakim ve ana diline yakın seviyede konuşan kişiler bulmak büyük sorun. Devlet destekli programlar ile bu sorumuzu aşabilirsek dünya çağrı merkezi pazarından alacağımız pay da hızla artacaktır' diye konuştu.
30 kat ucuza mal oluyor
Çağrı merkezi sektöründe diğer sektörlerden farklı olarak 1-1.5 kişiye istihdam yaratan bir çağrı masası için gerekli yatırım bedeli 10-15 bin TL'nin yeterli olduğunu vurgulayan Bahadır Pekkan, 'Diğer sanayilerde bir kişilik istihdam yaratma maliyetinin çağrı merkezi sektöründeki kişibaşı istihdam maliyetine göre 30 kat daha maliyetli'dedi.
Eleman talebi yüzde 74 arttı
Çağrı merkezleri için eleman talebi, kariyer sitelerinde de kendini gösteriyor. Kariyer.net Genel Müdürü Yusuf Azoz,'2009 yılında sitemizde çağrı merkezi pozisyonları için 863 ilan yayınlandığını görüyoruz. 2010 yılında bu sayı 2009'a göre yüzde 49 artışla 1289 oldu. 2011 yılında ise 2010 yılına göre yüzde 74 artışla 2242 ilana ulaşıldı' diye konuştu. Azoz, şöyle devam etti: 'Çağrı merkezleri, istihdamında özel bir yere sahip. Lise mezunları sektörde yoğun bir şekilde iş imkanı bulabiliyor. Yarı zamanlı çalışmak isteyen öğrenciler, ev kadınları veya emekliler, çağrı merkezlerinin sağladığı esnek çalışma saatlerinden faydalanabiliyor. Ayrıca evlere kurulan teknolojik sistemler sayesinde görme engelliler veya bedensel engelliler, evlerinden çıkmadan müşteri temsilcisi olarak görev yapabiliyor.'
(sabah.com.tr)
Son Güncelleme: Pazartesi, 13 Şubat 2012 12:32
Gösterim: 2785
Türkiye Futbol Federasyonu'nun 41. başkanı seçilen Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören'in eğitim hayatı.
Yıldırım Demirören, 1964’de İstanbul’da dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimlerinin ardından Leysen Amerikan Okulu’ndan (Leysen American School) mezun olarak öğrenimini tamamladı.
Babası iş adamı Erdoğan Demirören’in izinden giden Demirören de, Beşiktaş’ta yöneticilik yaptı ve çeşitli görevlerde bulundu. 30 Mayıs 2004’de ise Serdar Bilgili’nin istifasının ardından, gerçekleştirilen olağanüstü genel kurulda diğer adaylar Fikret Orman ve Erol Kaynar’a rakip oldu ve başkanlık için adaylığını koydu. Fikret Orman’ı sadece 162 oyla geride bırakan Demirören, aldığı 3 bin 272 oy ile Beşiktaş Jimnastik Kulübü Başkanı seçildi.
En son 100. yılına denk gelen 2002-2003 sezonunda 1. Lig Şampiyonu olan Beşiktaş, Demirören’in görevde olduğu son üç sezon boyunca hiç şampiyonluk yaşamadı. Teknik direktör Jean Tigana’nın yönetimindeki Beşiktaş, 2005-2006 sezonunda Fortis Türkiye Kupası’nı kazandı. 27 Şubat 2012 tarihinde Türkiye Futbol Federasyonu'nun 41. Başkanı olarak seçildi. [1] Revna Demirören ile Evli olup 3 çocuk babası olan Demirören İngilizce bilmektedir.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Öne Çıkanlar
Türkiye Futbol Federasyonu'nun 41. başkanı seçilen Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören'in eğitim hayatı.
Yıldırım Demirören, 1964’de İstanbul’da dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimlerinin ardından Leysen Amerikan Okulu’ndan (Leysen American School) mezun olarak öğrenimini tamamladı.
Babası iş adamı Erdoğan Demirören’in izinden giden Demirören de, Beşiktaş’ta yöneticilik yaptı ve çeşitli görevlerde bulundu. 30 Mayıs 2004’de ise Serdar Bilgili’nin istifasının ardından, gerçekleştirilen olağanüstü genel kurulda diğer adaylar Fikret Orman ve Erol Kaynar’a rakip oldu ve başkanlık için adaylığını koydu. Fikret Orman’ı sadece 162 oyla geride bırakan Demirören, aldığı 3 bin 272 oy ile Beşiktaş Jimnastik Kulübü Başkanı seçildi.
En son 100. yılına denk gelen 2002-2003 sezonunda 1. Lig Şampiyonu olan Beşiktaş, Demirören’in görevde olduğu son üç sezon boyunca hiç şampiyonluk yaşamadı. Teknik direktör Jean Tigana’nın yönetimindeki Beşiktaş, 2005-2006 sezonunda Fortis Türkiye Kupası’nı kazandı. 27 Şubat 2012 tarihinde Türkiye Futbol Federasyonu'nun 41. Başkanı olarak seçildi. [1] Revna Demirören ile Evli olup 3 çocuk babası olan Demirören İngilizce bilmektedir.
Son Güncelleme: Salı, 28 Şubat 2012 11:18
Gösterim: 2207
Fatih Haktürk - Kavram Eğitim Kurumları Eğitim Koordinatörü
“Kampüslerimizde güvenliği "tek kapı, tam kontrol" prensibi üzerine kurguladık. Giriş ve çıkışlar titizlikle denetlenirken, merkezi kontrol sistemine bağlı 7/24 aktif kamera ağımızla tüm alanları mercek altında tutuyoruz. Ancak en iyi güvenlik sistemi, kullanıcısı tarafından benimsenen sistemdir. Bu yüzden öğrencilerimize sadece kuralları anlatmıyoruz; onlara güvenli alan kullanımını, acil durum senaryolarındaki davranış modellerini uygulamalı eğitimlerle aşılıyoruz.”
Okulunuzda güvenlik kavramını nasıl tanımlıyorsunuz? Güvenli bir okul ortamı oluşturmanın en önemli unsurları nelerdir?
Kavram Koleji olarak güvenliği yalnızca okul girişindeki fiziki önlemlerle tanımlamıyoruz. Bizim için güvenlik; öğrencinin kendisini huzurlu, değerli ve ait hissettiği; öğretmenin desteklendiğini bildiği; velinin ise çocuğunu güvenle emanet edebildiği bütüncül bir okul iklimidir. Bu nedenle güvenlik kavramını fiziksel, psikolojik, sosyal ve dijital boyutlarıyla birlikte ele alıyoruz.
Bugün eğitim kurumlarının yalnızca akademik başarı üretmesi yeterli değil; aynı zamanda öğrencilerin kendilerini güvende hissedebilecekleri sağlıklı yaşam alanları oluşturması gerekiyor. Çünkü öğrencinin öğrenme performansı ile okul iklimi arasında doğrudan bir ilişki bulunuyor. Kaygının yüksek olduğu, iletişimin zayıf olduğu veya aidiyet duygusunun gelişmediği ortamlarda sürdürülebilir akademik başarıdan söz etmek mümkün değildir.
Bu nedenle güvenli okul ortamının temelinde güçlü bir kurumsal disiplin, etkili iletişim kültürü, sürdürülebilir denetim mekanizmaları ve aktif çalışan rehberlik sistemleri yer almalıdır. Öğrencinin yalnızca sınav başarısına değil; sosyal ilişkilerine, duygusal durumuna ve davranış değişimlerine de dikkat edilmesi gerekir. Biz güvenliği, kriz anında devreye giren bir refleks değil; okulun her anında yaşayan bir kültür olarak görüyoruz.
TEK KAPI TAM KONTROL
Okulunuzda hangi fiziksel güvenlik önlemleri uygulanıyor? Öğrenci güvenliği için ne tür uygulamalarınız var? Öğrencilerin güvenlik farkındalığını artırmak için eğitimler veriliyor mu?
Kampüslerimizde kontrollü giriş-çıkış sistemi uygulanmakta, ziyaretçi yönetimi belirli prosedürlerle yürütülmekte ve tüm güvenlik süreçleri düzenli olarak denetlenmektedir. Kamera sistemleri, güvenlik personeli koordinasyonu ve kampüs içi kontrol mekanizmaları sayesinde öğrencilerin güvenliğini sürekli takip ediyoruz.
Ancak bizim yaklaşımımız yalnızca teknolojik altyapıya dayanmıyor. Çünkü güvenliğin sürdürülebilir olabilmesi için öğrencilerin de bilinçli bireyler hâline gelmesi gerekir. Bu doğrultuda öğrencilerimize yönelik acil durum tatbikatları, kriz senaryoları, güvenli davranış eğitimleri ve dijital farkındalık çalışmaları düzenliyoruz. Özellikle sosyal medya kullanımı, dijital mahremiyet ve kişisel güvenlik konularında öğrencilerin bilinç düzeyini artırmayı önemsiyoruz.
Ayrıca sosyal alan denetimleri, öğretmen gözlemleri ve rehberlik birimi koordinasyonlarıyla öğrencilerin yalnızca fiziksel değil sosyal güvenlikleri de takip edilmektedir. Güvenliği sadece koruyucu değil, aynı zamanda eğitici bir süreç olarak değerlendiriyoruz.
GÜVENLİ ORTAM
Öğretmen ve personelin güvenlik konusundaki rolü nedir?
Okul güvenliğinin yalnızca güvenlik personeline bırakılabilecek bir alan olmadığını düşünüyoruz. Güvenli okul kültürü, okul içerisindeki tüm yetişkinlerin ortak sorumluluk bilinciyle oluşur. Bu nedenle öğretmenlerimiz ve personelimiz güvenlik süreçlerinin aktif bir parçasıdır.
Öğretmenlerimiz öğrencilerin akademik performanslarının yanında; sosyal ilişkilerini, davranış değişimlerini ve psikolojik durumlarını da yakından gözlemlemektedir. Çünkü birçok risk durumu, doğru gözlem yapıldığında erken dönemde fark edilebilir. Bu noktada öğretmen-öğrenci ilişkisinin niteliği büyük önem taşımaktadır. Öğrencinin kendisini rahat ifade edebildiği, iletişim kurabildiği bir öğretmen figürü güvenli okul ortamının temel yapı taşlarından biridir.
Ayrıca öğretmenlerimize kriz yönetimi, öğrenci psikolojisi, iletişim dili ve okul güvenliği konularında düzenli eğitimler veriyoruz. Kurumsal farkındalığın sürekli canlı tutulmasını çok önemsiyoruz. Çünkü güvenlik yalnızca kurallarla değil, bilinçli insan kaynağıyla sağlanabilir.
SİBER ZORBALIĞA KARŞI ATÖLYE ÇALIŞMALARI
Öğrencilerin siber zorbalık veya dijital risklere karşı korunması için ne tür önlemler alıyorsunuz? Akran zorbalığına karşı nasıl bir politika izliyorsunuz?
Günümüzde okul güvenliği denildiğinde dijital güvenlik başlığını ayrı düşünmek mümkün değil. Özellikle sosyal medya kullanım yaşının düşmesiyle birlikte öğrenciler artık çok erken yaşlarda dijital risklerle karşı karşıya kalabiliyor. Bu nedenle öğrencilerimize dijital etik, güvenli internet kullanımı, sosyal medya farkındalığı ve siber zorbalık konularında düzenli eğitimler veriyoruz. Aynı şekilde velilerimizi de bilinçlendirmeye yönelik seminerler düzenliyoruz.
Akran zorbalığı konusunda ise oldukça hassas ve kararlı bir yaklaşım benimsiyoruz. Rehberlik birimlerimiz öğrencilerin sosyal uyum süreçlerini düzenli olarak takip ediyor, öğretmen gözlemleriyle birlikte risk analizleri yapılıyor. Özellikle dışlanma, grup baskısı, dijital zorbalık veya davranışsal değişimler erken dönemde değerlendirilerek gerekli yönlendirmeler sağlanıyor.
Buradaki temel yaklaşımımız yalnızca sorun ortaya çıktığında müdahale etmek değil; öğrenciler arasında saygı, empati ve aidiyet kültürü oluşturabilmek. Çünkü güçlü okul kültürünün olduğu ortamlarda zorbalık risklerinin ciddi ölçüde azaldığını düşünüyoruz.
Acil durumlar için nasıl bir hazırlığınız var?
Kampüslerimizde yalnızca klasik tahliye planları değil, farklı kriz senaryolarına yönelik detaylı acil durum prosedürleri uygulanmaktadır. Deprem, yangın ve benzeri durumlara yönelik düzenli tatbikatlar gerçekleştirilirken öğrencilerin ve personelin kriz anında doğru refleks geliştirmesi hedeflenmektedir. Ayrıca kriz anlarında iletişim yönetimi de büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle kampüs yöneticilerimizin koordinasyon süreçleri, görev dağılımları ve kriz anı iletişim planları önceden yapılandırılmaktadır. Yerel güvenlik birimleri ve ilgili kurumlarla iletişim kanalları aktif tutulmaktadır. Bizim yaklaşımımıza göre güvenlikte en önemli unsur panik değil hazırlıktır. Hazırlıklı kurumlar kriz anlarında daha sağlıklı karar alabilir ve öğrencilerin güvenliğini çok daha etkin şekilde sağlayabilir.
VELİLERLE ŞEFFAF İLETİŞİM
Velileri güvenlik süreçlerine nasıl dahil ediyorsunuz?
Velileri güvenlik süreçlerinin dışında değil, tam merkezinde konumlandırıyoruz. Çünkü okul ve aile arasında güçlü bir iletişim kurulmadan sürdürülebilir bir güvenlik kültürü oluşturmak mümkün değildir. Bu nedenle veli bilgilendirme toplantıları, rehberlik seminerleri ve düzenli iletişim çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Kampüs girişlerinde kontrollü ziyaret sistemi uygulanırken, velilerimize dijital güvenlik, kriz yönetimi ve öğrenci psikolojisi gibi konularda da düzenli bilgilendirmeler yapıyoruz.
Özellikle son yıllarda bilgi kirliliğinin çok hızlı yayılması nedeniyle kriz anlarında doğru iletişim büyük önem taşıyor. Bu noktada okul-veli iş birliğini güçlü tutmanın güvenli okul ikliminin temel parçalarından biri olduğuna inanıyoruz.
Türkiye’de okul güvenliği konusunda en büyük eksiklik nedir? Okul yöneticilerine önerileriniz nelerdir?
Türkiye’de okul güvenliği konusunda en önemli eksikliklerden birinin, güvenliğin çoğu zaman yalnızca fiziki önlemler üzerinden değerlendirilmesi olduğunu düşünüyorum. Oysa gerçek güvenlik; rehberlik sistemleri, psikososyal destek mekanizmaları, öğretmen farkındalığı ve güçlü okul kültürüyle birlikte ele alınmalıdır.
Bugün birçok risk durumu aslında önceden sinyal verebiliyor. Öğrencinin davranış değişiklikleri, sosyal izolasyonu, iletişim sorunları veya dijital ortamda yaşadığı problemler doğru takip edildiğinde erken müdahale imkânı oluşabiliyor. Bu nedenle güvenlik yalnızca kamera sistemleriyle değil; öğrenciyi tanıyan ve takip eden güçlü bir eğitim sistemiyle sağlanabilir.
Okul yöneticilerine en önemli tavsiyem; güvenliği bir prosedür değil, bir kurum kültürü olarak görmeleri olacaktır. Düzenli risk analizleri yapmak, öğretmen eğitimlerine yatırım yapmak, velileri sürece dahil etmek ve öğrencilerle güçlü iletişim kurmak en az teknolojik yatırımlar kadar önemlidir. Güvenli okul; öğrencinin yalnızca korunduğu değil, aynı zamanda kendisini değerli ve ait hissettiği okuldur.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Özel Okullar
Fatih Haktürk - Kavram Eğitim Kurumları Eğitim Koordinatörü
“Kampüslerimizde güvenliği "tek kapı, tam kontrol" prensibi üzerine kurguladık. Giriş ve çıkışlar titizlikle denetlenirken, merkezi kontrol sistemine bağlı 7/24 aktif kamera ağımızla tüm alanları mercek altında tutuyoruz. Ancak en iyi güvenlik sistemi, kullanıcısı tarafından benimsenen sistemdir. Bu yüzden öğrencilerimize sadece kuralları anlatmıyoruz; onlara güvenli alan kullanımını, acil durum senaryolarındaki davranış modellerini uygulamalı eğitimlerle aşılıyoruz.”
Okulunuzda güvenlik kavramını nasıl tanımlıyorsunuz? Güvenli bir okul ortamı oluşturmanın en önemli unsurları nelerdir?
Kavram Koleji olarak güvenliği yalnızca okul girişindeki fiziki önlemlerle tanımlamıyoruz. Bizim için güvenlik; öğrencinin kendisini huzurlu, değerli ve ait hissettiği; öğretmenin desteklendiğini bildiği; velinin ise çocuğunu güvenle emanet edebildiği bütüncül bir okul iklimidir. Bu nedenle güvenlik kavramını fiziksel, psikolojik, sosyal ve dijital boyutlarıyla birlikte ele alıyoruz.
Bugün eğitim kurumlarının yalnızca akademik başarı üretmesi yeterli değil; aynı zamanda öğrencilerin kendilerini güvende hissedebilecekleri sağlıklı yaşam alanları oluşturması gerekiyor. Çünkü öğrencinin öğrenme performansı ile okul iklimi arasında doğrudan bir ilişki bulunuyor. Kaygının yüksek olduğu, iletişimin zayıf olduğu veya aidiyet duygusunun gelişmediği ortamlarda sürdürülebilir akademik başarıdan söz etmek mümkün değildir.
Bu nedenle güvenli okul ortamının temelinde güçlü bir kurumsal disiplin, etkili iletişim kültürü, sürdürülebilir denetim mekanizmaları ve aktif çalışan rehberlik sistemleri yer almalıdır. Öğrencinin yalnızca sınav başarısına değil; sosyal ilişkilerine, duygusal durumuna ve davranış değişimlerine de dikkat edilmesi gerekir. Biz güvenliği, kriz anında devreye giren bir refleks değil; okulun her anında yaşayan bir kültür olarak görüyoruz.
TEK KAPI TAM KONTROL
Okulunuzda hangi fiziksel güvenlik önlemleri uygulanıyor? Öğrenci güvenliği için ne tür uygulamalarınız var? Öğrencilerin güvenlik farkındalığını artırmak için eğitimler veriliyor mu?
Kampüslerimizde kontrollü giriş-çıkış sistemi uygulanmakta, ziyaretçi yönetimi belirli prosedürlerle yürütülmekte ve tüm güvenlik süreçleri düzenli olarak denetlenmektedir. Kamera sistemleri, güvenlik personeli koordinasyonu ve kampüs içi kontrol mekanizmaları sayesinde öğrencilerin güvenliğini sürekli takip ediyoruz.
Ancak bizim yaklaşımımız yalnızca teknolojik altyapıya dayanmıyor. Çünkü güvenliğin sürdürülebilir olabilmesi için öğrencilerin de bilinçli bireyler hâline gelmesi gerekir. Bu doğrultuda öğrencilerimize yönelik acil durum tatbikatları, kriz senaryoları, güvenli davranış eğitimleri ve dijital farkındalık çalışmaları düzenliyoruz. Özellikle sosyal medya kullanımı, dijital mahremiyet ve kişisel güvenlik konularında öğrencilerin bilinç düzeyini artırmayı önemsiyoruz.
Ayrıca sosyal alan denetimleri, öğretmen gözlemleri ve rehberlik birimi koordinasyonlarıyla öğrencilerin yalnızca fiziksel değil sosyal güvenlikleri de takip edilmektedir. Güvenliği sadece koruyucu değil, aynı zamanda eğitici bir süreç olarak değerlendiriyoruz.
GÜVENLİ ORTAM
Öğretmen ve personelin güvenlik konusundaki rolü nedir?
Okul güvenliğinin yalnızca güvenlik personeline bırakılabilecek bir alan olmadığını düşünüyoruz. Güvenli okul kültürü, okul içerisindeki tüm yetişkinlerin ortak sorumluluk bilinciyle oluşur. Bu nedenle öğretmenlerimiz ve personelimiz güvenlik süreçlerinin aktif bir parçasıdır.
Öğretmenlerimiz öğrencilerin akademik performanslarının yanında; sosyal ilişkilerini, davranış değişimlerini ve psikolojik durumlarını da yakından gözlemlemektedir. Çünkü birçok risk durumu, doğru gözlem yapıldığında erken dönemde fark edilebilir. Bu noktada öğretmen-öğrenci ilişkisinin niteliği büyük önem taşımaktadır. Öğrencinin kendisini rahat ifade edebildiği, iletişim kurabildiği bir öğretmen figürü güvenli okul ortamının temel yapı taşlarından biridir.
Ayrıca öğretmenlerimize kriz yönetimi, öğrenci psikolojisi, iletişim dili ve okul güvenliği konularında düzenli eğitimler veriyoruz. Kurumsal farkındalığın sürekli canlı tutulmasını çok önemsiyoruz. Çünkü güvenlik yalnızca kurallarla değil, bilinçli insan kaynağıyla sağlanabilir.
SİBER ZORBALIĞA KARŞI ATÖLYE ÇALIŞMALARI
Öğrencilerin siber zorbalık veya dijital risklere karşı korunması için ne tür önlemler alıyorsunuz? Akran zorbalığına karşı nasıl bir politika izliyorsunuz?
Günümüzde okul güvenliği denildiğinde dijital güvenlik başlığını ayrı düşünmek mümkün değil. Özellikle sosyal medya kullanım yaşının düşmesiyle birlikte öğrenciler artık çok erken yaşlarda dijital risklerle karşı karşıya kalabiliyor. Bu nedenle öğrencilerimize dijital etik, güvenli internet kullanımı, sosyal medya farkındalığı ve siber zorbalık konularında düzenli eğitimler veriyoruz. Aynı şekilde velilerimizi de bilinçlendirmeye yönelik seminerler düzenliyoruz.
Akran zorbalığı konusunda ise oldukça hassas ve kararlı bir yaklaşım benimsiyoruz. Rehberlik birimlerimiz öğrencilerin sosyal uyum süreçlerini düzenli olarak takip ediyor, öğretmen gözlemleriyle birlikte risk analizleri yapılıyor. Özellikle dışlanma, grup baskısı, dijital zorbalık veya davranışsal değişimler erken dönemde değerlendirilerek gerekli yönlendirmeler sağlanıyor.
Buradaki temel yaklaşımımız yalnızca sorun ortaya çıktığında müdahale etmek değil; öğrenciler arasında saygı, empati ve aidiyet kültürü oluşturabilmek. Çünkü güçlü okul kültürünün olduğu ortamlarda zorbalık risklerinin ciddi ölçüde azaldığını düşünüyoruz.
Acil durumlar için nasıl bir hazırlığınız var?
Kampüslerimizde yalnızca klasik tahliye planları değil, farklı kriz senaryolarına yönelik detaylı acil durum prosedürleri uygulanmaktadır. Deprem, yangın ve benzeri durumlara yönelik düzenli tatbikatlar gerçekleştirilirken öğrencilerin ve personelin kriz anında doğru refleks geliştirmesi hedeflenmektedir. Ayrıca kriz anlarında iletişim yönetimi de büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle kampüs yöneticilerimizin koordinasyon süreçleri, görev dağılımları ve kriz anı iletişim planları önceden yapılandırılmaktadır. Yerel güvenlik birimleri ve ilgili kurumlarla iletişim kanalları aktif tutulmaktadır. Bizim yaklaşımımıza göre güvenlikte en önemli unsur panik değil hazırlıktır. Hazırlıklı kurumlar kriz anlarında daha sağlıklı karar alabilir ve öğrencilerin güvenliğini çok daha etkin şekilde sağlayabilir.
VELİLERLE ŞEFFAF İLETİŞİM
Velileri güvenlik süreçlerine nasıl dahil ediyorsunuz?
Velileri güvenlik süreçlerinin dışında değil, tam merkezinde konumlandırıyoruz. Çünkü okul ve aile arasında güçlü bir iletişim kurulmadan sürdürülebilir bir güvenlik kültürü oluşturmak mümkün değildir. Bu nedenle veli bilgilendirme toplantıları, rehberlik seminerleri ve düzenli iletişim çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Kampüs girişlerinde kontrollü ziyaret sistemi uygulanırken, velilerimize dijital güvenlik, kriz yönetimi ve öğrenci psikolojisi gibi konularda da düzenli bilgilendirmeler yapıyoruz.
Özellikle son yıllarda bilgi kirliliğinin çok hızlı yayılması nedeniyle kriz anlarında doğru iletişim büyük önem taşıyor. Bu noktada okul-veli iş birliğini güçlü tutmanın güvenli okul ikliminin temel parçalarından biri olduğuna inanıyoruz.
Türkiye’de okul güvenliği konusunda en büyük eksiklik nedir? Okul yöneticilerine önerileriniz nelerdir?
Türkiye’de okul güvenliği konusunda en önemli eksikliklerden birinin, güvenliğin çoğu zaman yalnızca fiziki önlemler üzerinden değerlendirilmesi olduğunu düşünüyorum. Oysa gerçek güvenlik; rehberlik sistemleri, psikososyal destek mekanizmaları, öğretmen farkındalığı ve güçlü okul kültürüyle birlikte ele alınmalıdır.
Bugün birçok risk durumu aslında önceden sinyal verebiliyor. Öğrencinin davranış değişiklikleri, sosyal izolasyonu, iletişim sorunları veya dijital ortamda yaşadığı problemler doğru takip edildiğinde erken müdahale imkânı oluşabiliyor. Bu nedenle güvenlik yalnızca kamera sistemleriyle değil; öğrenciyi tanıyan ve takip eden güçlü bir eğitim sistemiyle sağlanabilir.
Okul yöneticilerine en önemli tavsiyem; güvenliği bir prosedür değil, bir kurum kültürü olarak görmeleri olacaktır. Düzenli risk analizleri yapmak, öğretmen eğitimlerine yatırım yapmak, velileri sürece dahil etmek ve öğrencilerle güçlü iletişim kurmak en az teknolojik yatırımlar kadar önemlidir. Güvenli okul; öğrencinin yalnızca korunduğu değil, aynı zamanda kendisini değerli ve ait hissettiği okuldur.
Son Güncelleme: Çarşamba, 03 Haziran 2026 12:48
Gösterim: 92
Diğer Makaleler...
- Fizikselden Psikolojiye Bütünsel Yaklaşım: Güvenli Okul, Güçlü Gelecek
- Mekanik Bariyerlerden Pedagojik Çözümlere: BİL Eğitim Kurumlarından Güvenlik Yanılgısına Vizyoner Yanıt
- Mektebim Kolejinde güvenlik, çok katmanlı bir sistemle ele alınıyor
- Geleceği Şekillendiren Erken Çocukluk Eğitimi: Güven, Vizyon ve İnsan Odaklı Model

