Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

25 Temmuz’a ertelenen YKS tarihinin öne çekileceği yönünde oluşan kaygılarını twitter’e taşıyan YKS adayları ve öğrencilere rehberlik yapan kanaat önderlerinin twitter’da #ykstarihimedokunma hashtag’i ile başlatılan kampanya 1 milyonu aşan paylaşımla Türkiye gündemine oturdu.

salim_unsalYÖK’ün YKS tarihini öne çekeceği yönündeki söylentiler kamuoyunda sert tartışma ve tepkilere neden oldu. Rehberlik uzmanı Salim Ünsal’ın öncülüğüyle oluşturulan #ykstarihimedokunma kampanyasına 1 milyonun üzerinde tweet ile katılım ve paylaşım yapıldı.

25 Temmuz tarihi ile ilgili değişiklik yapılmaması taleplerini iletildiği twitter kampanyası ile 4 Mayıs’ta yapılacak Kabine toplantısına güçlü bir mesaj verildi.

> YKS adayları twitter’ı salladı

25 Temmuz’a ertelenen YKS tarihinin öne çekileceği yönünde oluşan kaygılarını twitter’e taşıyan YKS adayları ve öğrencilere rehberlik yapan kanaat önderlerinin twitter’da #ykstarihimedokunma hashtag’i ile başlatılan kampanya 1 milyonu aşan paylaşımla Türkiye gündemine oturdu.

salim_unsalYÖK’ün YKS tarihini öne çekeceği yönündeki söylentiler kamuoyunda sert tartışma ve tepkilere neden oldu. Rehberlik uzmanı Salim Ünsal’ın öncülüğüyle oluşturulan #ykstarihimedokunma kampanyasına 1 milyonun üzerinde tweet ile katılım ve paylaşım yapıldı.

25 Temmuz tarihi ile ilgili değişiklik yapılmaması taleplerini iletildiği twitter kampanyası ile 4 Mayıs’ta yapılacak Kabine toplantısına güçlü bir mesaj verildi.

Son Güncelleme: Cumartesi, 02 May 2020 12:14

Gösterim: 1476

Türk ve Çinli anne-babaların, COVID-19 karantina sürecinde çocuklarıyla yaşadıkları deneyimlere ilişkin yapılan araştırmada çalışan ebeveynlerin, çocuklarının bugüne kadar hayatlarının merkezinde olmadığını fark ettikleri ve karantina sonrasında çocuklarıyla daha fazla vakit geçirmek istedikleri ortaya çıktı.

mehmet_toran_ikuProfesyonel iş hayatında yer alan Türk ve Çinli ebeveynlerin, COVID-19 karantina sürecinde çocuklarıyla yaşadıkları deneyimlere dair yapılan araştırmada, çocuklarıyla ilk kez bu kadar uzun süre vakit geçirme imkânı bulan ebeveynlerin, çocuklarının bugüne kadar yaşamlarının merkezinde olmadığını fark ettikleri ortaya çıktı.

İstanbul Kültür Üniversitesi (İKÜ) Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Toran’ın koordinatörlüğünde yapılan araştırmanın Türkiye bölümünde Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ramazan Sak ile Doç. Dr. İkbal Tuba Şahin Sak görev alırken, Çin ayağında da University College London’dan Dr. Yuwei Xu ve East China Normal University’den Dr. Yun Yu yer aldı. Araştırma, yaşları 32 ile 45 aralığında değişen gönüllü 13 Türk ebeveyn ile 11 Çinli ebeveyn arasında yapıldı. Çocukları 3 ile 6 yaş aralığındaki ailelerle gerçekleştirilen online görüşmeler sonucunda ise ilginç verilere ulaşıldı.

Özellikle karantina sürecini tanımlamada iki ülke ebeveynleri arasında fark var

Nitel yöntemle yapılan araştırmanın detayları hakkında bilgi veren Doç. Dr. Mehmet Toran, karantina sürecini tanımlama, çocukla olan ilişkiler ve karantina sonrasına ilişkin düşünceleri açığa çıkarmayı hedefleyen sorulardan oluşan görüşmelerde, ilk bulgulara göre ilginç sonuçlar elde edildiğini kaydetti. Özellikle karantina sürecini tanımlamada Türk ebeveynlerin karantina sürecini anlamaya çalıştıkları, yoğun olmayan bir şok içerisinde oldukları, karantina sürecinin belirsizliği ile kendilerini 'kapatılmış', 'hapsedilmiş' hissettiklerinin tespit edildiğini söyledi. Doç. Dr. Toran, Çinli ebeveynlerin ise daha çok karantina ile baş etme, karantina sürecinde neler yapabileceklerine odaklanma, aile üyeleri ile nasıl vakit geçirileceğine ilişkin planlama yapma ve sosyal izolasyonu korumaya yönelik stratejiler geliştirdiklerini kaydetti.  

Her iki ülke ebeveynleri de yetersizlik duygusuna kapıldı

Araştırmanın sonuçlarına göre çalışan Türk ve Çinli ebeveynlerin çocuklarıyla ilk kez bu kadar uzun süre aynı evde yaşadıklarını ifade ettiklerini belirten Toran, “Ebeveynler, çocuklarıyla ilişkilerinde olumlu ve olumsuz değişiklikler yaşadıklarını dile getirdiler. Olumlu yönünden bakıldığında; hem Türk hem de Çinli ebeveynlerin çocuklarını yeniden tanımaya başladıklarını, çocuklarıyla nasıl ilgileneceklerine yönelik beceriler geliştirdiklerini, çocuklarıyla oyun oynamayı öğrendiklerini belirttiler. Ebeveynlerin çocuklarıyla olan ilişkilerindeki olumsuz değişimlere bakıldığında ise bunun da hem Türk hem de Çinli ebeveynlerde ortak olduğu gözlemlendi. Bu sürecin kendileri için oldukça yorucu olduğunu, çocuklarıyla ciddi disiplin sorunları yaşadıklarını, çocukların beklentilerini karşılayamadıklarını dile getiren ebeveynlerin, yetersizlik duygusuna kapıldıklarını söylemeleri de dikkat çekici bir diğer nokta.” diye konuştu.

Karantina çocukları hırçınlaştırdı, ebeveynlerine aşırı bağımlı hale getirdi

Araştırmada, çocukların davranışlarıyla ilgili kayda değer bulgular saptandığını da ifade eden Doç. Dr. Mehmet Toran, “Ebeveynlerin gözlemlerine göre hem Türk hem de Çinli çocukların bu süreçte evde bulunmaktan sıkıldığı, hırçınlaştığı, salgın karşısında çok kaygılandıkları, ebeveynlerine aşırı bağımlı hale geldikleri ve evde yapılan aktivitelere odaklanamadıkları sonucuna ulaşıldı. Bunun dışında çocukların uyku ve beslenme düzenlerinde de değişiklikler olduğu gibi aşırı düzeyde TV, tablet karşısında zaman geçirmek istedikleri de yine ebeveynlerin gözlemleri sonucunda ulaşılan veriler arasında yer alıyor.” dedi.

Ebeveynler, çocuklarının yaşamlarının merkezinde olmadığını fark etti

Doç. Dr. Toran, “Araştırmanın öne çıkan bulgularından biri de hem Türk hem de Çinli ebeveynlerin karantina sonrası çocuklarıyla daha çok vakit geçirmek istemeleri. Karantina öncesi süreçte çocuklarının, yaşamlarının merkezinde olmadıklarını fark eden anne ve babalar, karantina sonrası çocuklarını yaşamlarının merkezine almak istediklerini belirtti." dedi.

Türkiye ve Çin özellikle seçildi

Araştırma için vakanın ilk ortaya çıktığı ve karantinanın ilk uygulanmaya başlandığı ülke olması nedeniyle Çin’i, karantinanın son uygulanmaya başladığı ülkelerden biri olması nedeniyle de Türkiye’yi seçtiklerini dile getiren Doç. Dr. Mehmet Toran, “Araştırmamıza ilişkin, şu an yalnızca ön bulguları paylaştık. Araştırmanın tüm verilerini detaylı analiz ettikten sonra, nihai sonuçları kamuoyu ile ayrıca paylaşacağız.” diye açıklamada bulundu.

> İKÜ’den karantinada ebeveyn-çocuk ilişkisi araştırması

Türk ve Çinli anne-babaların, COVID-19 karantina sürecinde çocuklarıyla yaşadıkları deneyimlere ilişkin yapılan araştırmada çalışan ebeveynlerin, çocuklarının bugüne kadar hayatlarının merkezinde olmadığını fark ettikleri ve karantina sonrasında çocuklarıyla daha fazla vakit geçirmek istedikleri ortaya çıktı.

mehmet_toran_ikuProfesyonel iş hayatında yer alan Türk ve Çinli ebeveynlerin, COVID-19 karantina sürecinde çocuklarıyla yaşadıkları deneyimlere dair yapılan araştırmada, çocuklarıyla ilk kez bu kadar uzun süre vakit geçirme imkânı bulan ebeveynlerin, çocuklarının bugüne kadar yaşamlarının merkezinde olmadığını fark ettikleri ortaya çıktı.

İstanbul Kültür Üniversitesi (İKÜ) Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Toran’ın koordinatörlüğünde yapılan araştırmanın Türkiye bölümünde Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ramazan Sak ile Doç. Dr. İkbal Tuba Şahin Sak görev alırken, Çin ayağında da University College London’dan Dr. Yuwei Xu ve East China Normal University’den Dr. Yun Yu yer aldı. Araştırma, yaşları 32 ile 45 aralığında değişen gönüllü 13 Türk ebeveyn ile 11 Çinli ebeveyn arasında yapıldı. Çocukları 3 ile 6 yaş aralığındaki ailelerle gerçekleştirilen online görüşmeler sonucunda ise ilginç verilere ulaşıldı.

Özellikle karantina sürecini tanımlamada iki ülke ebeveynleri arasında fark var

Nitel yöntemle yapılan araştırmanın detayları hakkında bilgi veren Doç. Dr. Mehmet Toran, karantina sürecini tanımlama, çocukla olan ilişkiler ve karantina sonrasına ilişkin düşünceleri açığa çıkarmayı hedefleyen sorulardan oluşan görüşmelerde, ilk bulgulara göre ilginç sonuçlar elde edildiğini kaydetti. Özellikle karantina sürecini tanımlamada Türk ebeveynlerin karantina sürecini anlamaya çalıştıkları, yoğun olmayan bir şok içerisinde oldukları, karantina sürecinin belirsizliği ile kendilerini 'kapatılmış', 'hapsedilmiş' hissettiklerinin tespit edildiğini söyledi. Doç. Dr. Toran, Çinli ebeveynlerin ise daha çok karantina ile baş etme, karantina sürecinde neler yapabileceklerine odaklanma, aile üyeleri ile nasıl vakit geçirileceğine ilişkin planlama yapma ve sosyal izolasyonu korumaya yönelik stratejiler geliştirdiklerini kaydetti.  

Her iki ülke ebeveynleri de yetersizlik duygusuna kapıldı

Araştırmanın sonuçlarına göre çalışan Türk ve Çinli ebeveynlerin çocuklarıyla ilk kez bu kadar uzun süre aynı evde yaşadıklarını ifade ettiklerini belirten Toran, “Ebeveynler, çocuklarıyla ilişkilerinde olumlu ve olumsuz değişiklikler yaşadıklarını dile getirdiler. Olumlu yönünden bakıldığında; hem Türk hem de Çinli ebeveynlerin çocuklarını yeniden tanımaya başladıklarını, çocuklarıyla nasıl ilgileneceklerine yönelik beceriler geliştirdiklerini, çocuklarıyla oyun oynamayı öğrendiklerini belirttiler. Ebeveynlerin çocuklarıyla olan ilişkilerindeki olumsuz değişimlere bakıldığında ise bunun da hem Türk hem de Çinli ebeveynlerde ortak olduğu gözlemlendi. Bu sürecin kendileri için oldukça yorucu olduğunu, çocuklarıyla ciddi disiplin sorunları yaşadıklarını, çocukların beklentilerini karşılayamadıklarını dile getiren ebeveynlerin, yetersizlik duygusuna kapıldıklarını söylemeleri de dikkat çekici bir diğer nokta.” diye konuştu.

Karantina çocukları hırçınlaştırdı, ebeveynlerine aşırı bağımlı hale getirdi

Araştırmada, çocukların davranışlarıyla ilgili kayda değer bulgular saptandığını da ifade eden Doç. Dr. Mehmet Toran, “Ebeveynlerin gözlemlerine göre hem Türk hem de Çinli çocukların bu süreçte evde bulunmaktan sıkıldığı, hırçınlaştığı, salgın karşısında çok kaygılandıkları, ebeveynlerine aşırı bağımlı hale geldikleri ve evde yapılan aktivitelere odaklanamadıkları sonucuna ulaşıldı. Bunun dışında çocukların uyku ve beslenme düzenlerinde de değişiklikler olduğu gibi aşırı düzeyde TV, tablet karşısında zaman geçirmek istedikleri de yine ebeveynlerin gözlemleri sonucunda ulaşılan veriler arasında yer alıyor.” dedi.

Ebeveynler, çocuklarının yaşamlarının merkezinde olmadığını fark etti

Doç. Dr. Toran, “Araştırmanın öne çıkan bulgularından biri de hem Türk hem de Çinli ebeveynlerin karantina sonrası çocuklarıyla daha çok vakit geçirmek istemeleri. Karantina öncesi süreçte çocuklarının, yaşamlarının merkezinde olmadıklarını fark eden anne ve babalar, karantina sonrası çocuklarını yaşamlarının merkezine almak istediklerini belirtti." dedi.

Türkiye ve Çin özellikle seçildi

Araştırma için vakanın ilk ortaya çıktığı ve karantinanın ilk uygulanmaya başlandığı ülke olması nedeniyle Çin’i, karantinanın son uygulanmaya başladığı ülkelerden biri olması nedeniyle de Türkiye’yi seçtiklerini dile getiren Doç. Dr. Mehmet Toran, “Araştırmamıza ilişkin, şu an yalnızca ön bulguları paylaştık. Araştırmanın tüm verilerini detaylı analiz ettikten sonra, nihai sonuçları kamuoyu ile ayrıca paylaşacağız.” diye açıklamada bulundu.

Son Güncelleme: Perşembe, 30 Nisan 2020 13:10

Gösterim: 1094

Harvard Üniversitesi Küresel Eğitim ve İnovasyon Girişimi Merkezi ve Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından eğitime yönelik hazırlanan COVID-19 araştırmasının sonuçları açıklandı. Rapora göre; Sosyal izolasyonun zorunlu olduğu günlerde eğitim sistemlerinin ve kurum liderlerinin eğitimin devamı adına alternatif planlar geliştirmeleri gerekliliği büyük önem taşıyor. 

1587635863_CaptureHarvard Üniversitesi Küresel Eğitim ve İnovasyon Girişimi Merkezi ile Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü, COVID-19 salgını sebebi ile eğitimde atılabilecek adımlara rehberlik edecek bir araştırma raporu hazırladı. Bahçeşehir Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’nin de katkı sunduğu raporda, ülkelerin online eğitim platformlarının yeterliliği, ders çalışmak için sessiz bir ortam, bilgisayar ve internet bağlantısına erişim, internet hızı ve okullardaki dijital araç yeterliliği gibi birçok konu ele alındı. Eğitimin çeşitli ülkelerde krize karşı verdiği tepkilerin de incelendiği bu raporda, eğitim sistemi ve örgüt liderlerinin, mevcut gerekli sosyal tecrit döneminde, alternatif yöntemlerle, eğitimin devamı için planlar geliştirmelerini öneriyor. 

ORTAK GÖRÜŞ ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİNİN SAĞLIĞI

Rapora göre; ülkeler, tüm dünyayı saran COVID-19 salgını krizi süresince verilen hükümet kararlarından en önemli konular öğrenciler için akademik öğrenmenin sağlanması, bireysel çalışma yetenekleri açısından eksikliği olan öğrencilerin desteklenmesi, öğrencilerin sağlıklı olmalarının sağlanması, öğretmenlere profesyonel destek sağlanması ve öğretmenlerin sağlıklı olmasının sağlanması, öğretmenlere tıbbi yardım sağlanması. 

Katılımcıların bu süreçte alınması ve ölçülmesi en zor olan konuya verdiği öğrenciler için akademik öğrenmenin devamlılığının sağlanması, bireysel çalışma yetenekleri açısından eksikliği olan öğrencilerin desteklenmesi, öğrenci öğreniminin ölçülmesinde devamlılık ve güvenilirliğin sağlanması, öğrenci öğrenimini desteklemeleri için ailelere destek sağlanması ve öğrencilerin ve öğretmenlerin sağlıklı olmalarının sağlanması yanıtı çıktı. 

EN ZORLAYICI ALAN TEKNOLOJİYE ERİŞİM

Anketlerden çıkan bir diğer sonuç ise; eğitim açısından en zorlayıcı olarak değerlendirilen alanlar arasında teknolojik altyapının ulaşılabilirliği, öğrencilerin ruhsal sağlığının ele alınması, dijital olan ve olmayan aktivitelerin doğru bir şekilde dengelenmesi ve teknolojik altyapının yönetilmesi. Rapora göre; Avusturya, İzlanda, Makao (Çin), Yeni Zelanda, Birleşik Krallık ve Birleşik Devletlerde bilgisayar-öğrenci oranı 1.25 veya daha yüksek iken Arnavutluk, Brezilya, Yunanistan, Kosova, Karadağ, Fas, Türkiye ve Vietnam’da her dört öğrenciye bir veya daha az bilgisayar düşüyor. 

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 98 ülke ile yapılan anketler ve görüşmeler sonucu ülkelerin eğitim ihtiyaçlarının ve ortaya çıkan yanıtların değerlendirmesine dayanan raporu, OECD Eğitim Direktörü Andreas Schleicher ve Harvard Üniversitesi Eğitim Fakültesi profesörlerinden Fernando Reimers hazırladığı raporda COVID-19 salgına karşı eğitim alanında alınması gereken tedbirlere yönelik bir kontrol listesinin bazı maddeleri ise şöyle: 

1. COVID-19 pandemisine yönelik eğitimin göstereceği yaklaşımı, geliştirme ve uygulama sorumluluğunu alacak bir çalışma ekibi ya da yönetim komitesi oluşturun.

2. Sosyal mesafe uygulamasının etkin olduğu dönemde uygulanmak üzere çalışma ekibi üyeleri arasında sık ve düzenli iletişimi sağlayacak bir program geliştirin.

3. Stratejiyi yönlendirecek ilkeleri tanımlayın. Örneğin: öğrencilerin ve personelin sağlığını korumak, akademik öğrenmeyi sağlamak, öğrencilere ve fakülteye duygusal destek sağlamak.

4. Halk sağlığı yetkilileri ile koordinasyon mekanizmaları oluşturun böylece eğitim hareketleri eşzamanlı olur, halk sağlığı hedef ve stratejilerinin geliştirilmesine yardımcı olur.

5. Eğitim verme yöntemlerinin aksadığını göz önüne alarak, öğretim program hedeflerini yeniden önceliklendirin. Sosyal uzaklaşma döneminde neler öğrenilmesi gerektiğini tanımlayın.

6. Sosyal uzaklaşma dönemi sona erdiğinde, kaybedilen öğrenme süresini geri kazanmak için uygulanabilirlik belirleyin.

7 Eğitim verme araçlarını tanımlayın. Bu araçlar; mümkünse etkileşim için en çok değişkenlik ve fırsat sağladığı için online öğrenmeyi içermelidir. Eğer bütün öğrencilerin gerekli cihazları veya bağlantıları yoksa bunları onlara sağlamanın yollarını arayın..

8. Öğretmenlerin; mümkünse doğrudan yönlendirme veya kendi kendine öğrenebilmeleri için rehberlik yoluyla; öğrencilerin yeni durumda öğrenmelerini etkili bir şekilde yönlendirip desteklemeleri için rollerini ve beklentileri açıkça tanımlayın.

9. Öğretim program hedefleri, stratejileri, önerilen faaliyetler ve ek kaynaklar hakkında öğretmenler, öğrenciler ve veliler ile iletişim kurmak için bir web sitesi oluşturun.

10. Online eğitim stratejisi mümkün değilse, alternatif eğitim verme yöntemleri geliştirin.

11. Alternatif eğitim planı uygulanırken en savunmasız öğrenciler ve aileler için yeterli desteği sağlayın.

12. Ortak öğrenme ve refahı artırmak için öğrenciler arasındaki iletişim ve iş birliğini geliştirin.

13. Öğretmen ve ebeveynlerin yeni eğitim yönteminde, öğrencileri destekleyebilmeleri için mesleki gelişim hemen mekanizması oluşturun.

14. Zorunlu olduğu takdirde kullanılmak üzere uygun öğrenci değerlendirme süreçleri tanımlayın.

15. Terfi ve mezuniyet için uygun süreçleri tanımlayın.

16. Gerektiğinde, düzenleyici çerçeveyi; online eğitimi ve diğer yöntemleri uygulanabilir kılacak, öğretmen özerkliğini ve iş birliğini destekleyecek şekilde gözden geçirin.

 

> SALGININ KÜRESEL EĞİTİM RAPORU AÇIKLANDI

Harvard Üniversitesi Küresel Eğitim ve İnovasyon Girişimi Merkezi ve Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından eğitime yönelik hazırlanan COVID-19 araştırmasının sonuçları açıklandı. Rapora göre; Sosyal izolasyonun zorunlu olduğu günlerde eğitim sistemlerinin ve kurum liderlerinin eğitimin devamı adına alternatif planlar geliştirmeleri gerekliliği büyük önem taşıyor. 

1587635863_CaptureHarvard Üniversitesi Küresel Eğitim ve İnovasyon Girişimi Merkezi ile Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü, COVID-19 salgını sebebi ile eğitimde atılabilecek adımlara rehberlik edecek bir araştırma raporu hazırladı. Bahçeşehir Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’nin de katkı sunduğu raporda, ülkelerin online eğitim platformlarının yeterliliği, ders çalışmak için sessiz bir ortam, bilgisayar ve internet bağlantısına erişim, internet hızı ve okullardaki dijital araç yeterliliği gibi birçok konu ele alındı. Eğitimin çeşitli ülkelerde krize karşı verdiği tepkilerin de incelendiği bu raporda, eğitim sistemi ve örgüt liderlerinin, mevcut gerekli sosyal tecrit döneminde, alternatif yöntemlerle, eğitimin devamı için planlar geliştirmelerini öneriyor. 

ORTAK GÖRÜŞ ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİNİN SAĞLIĞI

Rapora göre; ülkeler, tüm dünyayı saran COVID-19 salgını krizi süresince verilen hükümet kararlarından en önemli konular öğrenciler için akademik öğrenmenin sağlanması, bireysel çalışma yetenekleri açısından eksikliği olan öğrencilerin desteklenmesi, öğrencilerin sağlıklı olmalarının sağlanması, öğretmenlere profesyonel destek sağlanması ve öğretmenlerin sağlıklı olmasının sağlanması, öğretmenlere tıbbi yardım sağlanması. 

Katılımcıların bu süreçte alınması ve ölçülmesi en zor olan konuya verdiği öğrenciler için akademik öğrenmenin devamlılığının sağlanması, bireysel çalışma yetenekleri açısından eksikliği olan öğrencilerin desteklenmesi, öğrenci öğreniminin ölçülmesinde devamlılık ve güvenilirliğin sağlanması, öğrenci öğrenimini desteklemeleri için ailelere destek sağlanması ve öğrencilerin ve öğretmenlerin sağlıklı olmalarının sağlanması yanıtı çıktı. 

EN ZORLAYICI ALAN TEKNOLOJİYE ERİŞİM

Anketlerden çıkan bir diğer sonuç ise; eğitim açısından en zorlayıcı olarak değerlendirilen alanlar arasında teknolojik altyapının ulaşılabilirliği, öğrencilerin ruhsal sağlığının ele alınması, dijital olan ve olmayan aktivitelerin doğru bir şekilde dengelenmesi ve teknolojik altyapının yönetilmesi. Rapora göre; Avusturya, İzlanda, Makao (Çin), Yeni Zelanda, Birleşik Krallık ve Birleşik Devletlerde bilgisayar-öğrenci oranı 1.25 veya daha yüksek iken Arnavutluk, Brezilya, Yunanistan, Kosova, Karadağ, Fas, Türkiye ve Vietnam’da her dört öğrenciye bir veya daha az bilgisayar düşüyor. 

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 98 ülke ile yapılan anketler ve görüşmeler sonucu ülkelerin eğitim ihtiyaçlarının ve ortaya çıkan yanıtların değerlendirmesine dayanan raporu, OECD Eğitim Direktörü Andreas Schleicher ve Harvard Üniversitesi Eğitim Fakültesi profesörlerinden Fernando Reimers hazırladığı raporda COVID-19 salgına karşı eğitim alanında alınması gereken tedbirlere yönelik bir kontrol listesinin bazı maddeleri ise şöyle: 

1. COVID-19 pandemisine yönelik eğitimin göstereceği yaklaşımı, geliştirme ve uygulama sorumluluğunu alacak bir çalışma ekibi ya da yönetim komitesi oluşturun.

2. Sosyal mesafe uygulamasının etkin olduğu dönemde uygulanmak üzere çalışma ekibi üyeleri arasında sık ve düzenli iletişimi sağlayacak bir program geliştirin.

3. Stratejiyi yönlendirecek ilkeleri tanımlayın. Örneğin: öğrencilerin ve personelin sağlığını korumak, akademik öğrenmeyi sağlamak, öğrencilere ve fakülteye duygusal destek sağlamak.

4. Halk sağlığı yetkilileri ile koordinasyon mekanizmaları oluşturun böylece eğitim hareketleri eşzamanlı olur, halk sağlığı hedef ve stratejilerinin geliştirilmesine yardımcı olur.

5. Eğitim verme yöntemlerinin aksadığını göz önüne alarak, öğretim program hedeflerini yeniden önceliklendirin. Sosyal uzaklaşma döneminde neler öğrenilmesi gerektiğini tanımlayın.

6. Sosyal uzaklaşma dönemi sona erdiğinde, kaybedilen öğrenme süresini geri kazanmak için uygulanabilirlik belirleyin.

7 Eğitim verme araçlarını tanımlayın. Bu araçlar; mümkünse etkileşim için en çok değişkenlik ve fırsat sağladığı için online öğrenmeyi içermelidir. Eğer bütün öğrencilerin gerekli cihazları veya bağlantıları yoksa bunları onlara sağlamanın yollarını arayın..

8. Öğretmenlerin; mümkünse doğrudan yönlendirme veya kendi kendine öğrenebilmeleri için rehberlik yoluyla; öğrencilerin yeni durumda öğrenmelerini etkili bir şekilde yönlendirip desteklemeleri için rollerini ve beklentileri açıkça tanımlayın.

9. Öğretim program hedefleri, stratejileri, önerilen faaliyetler ve ek kaynaklar hakkında öğretmenler, öğrenciler ve veliler ile iletişim kurmak için bir web sitesi oluşturun.

10. Online eğitim stratejisi mümkün değilse, alternatif eğitim verme yöntemleri geliştirin.

11. Alternatif eğitim planı uygulanırken en savunmasız öğrenciler ve aileler için yeterli desteği sağlayın.

12. Ortak öğrenme ve refahı artırmak için öğrenciler arasındaki iletişim ve iş birliğini geliştirin.

13. Öğretmen ve ebeveynlerin yeni eğitim yönteminde, öğrencileri destekleyebilmeleri için mesleki gelişim hemen mekanizması oluşturun.

14. Zorunlu olduğu takdirde kullanılmak üzere uygun öğrenci değerlendirme süreçleri tanımlayın.

15. Terfi ve mezuniyet için uygun süreçleri tanımlayın.

16. Gerektiğinde, düzenleyici çerçeveyi; online eğitimi ve diğer yöntemleri uygulanabilir kılacak, öğretmen özerkliğini ve iş birliğini destekleyecek şekilde gözden geçirin.

 

Son Güncelleme: Salı, 28 Nisan 2020 15:04

Gösterim: 744

Koronavirüsün yol açtığı Covid-19 salgının toplum psikolojisine yansımaları bakımından Türkiye’nin en geniş katılımlı araştırması, Üsküdar Üniversitesi tarafından gerçekleştirildi.

uskudar_uni_koronavirus81 ilde 6 bin 318 kişinin katılımıyla gerçekleşen araştırmaya göre, Covid-19 korku ve kaygı açısından en çok Doğu Anadolu ve Ege’yi etkiledi. “Koronavirüsten çok korkuyorum” diyenlerin oranı Doğu Anadolu’da %50, Ege’de % 49 oldu. Bu oranı %47 ile Akdeniz bölgesi izlerken; Marmara, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da bu oran %43 oldu. Karadeniz bölgesi ise %41 ile en az korkan bölge oldu. “Koronavirüsle ilgili haberleri izlerken gergin ve endişeli oluyorum” diyenlerin oranı ise %56 ile en çok Akdeniz bölgesi oldu.

Tüm bu korku ve kaygılara rağmen katılımcıların büyük kısmı psikolojik olgunlaşma bildirdi. En yüksek oran ise %74 ile “sahip olduklarının kıymetini bilme” konusunda oldu. Kadın katılımcıların korku ve kaygıları daha fazla, erkek katılımcıların ise psikolojik olgunlaşma süreçleri daha zayıf. Araştırma, sürecin yönetimine ilişkin algıları da ortaya koydu. Katılımcıların %58’i “Covid-19 ile tıbbi mücadele konusunda dünyadaki gelişmiş ülkelere göre ülkemi daha başarılı görüyorum” derken; katılımcıların %82’si, bu süreçte sağlık çalışanlarına yönelik düşüncelerinin olumlu yönde geliştiğini söyledi. Araştırma sonuçlarını değerlendiren Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanlığın şu andan itibaren daha yalnızlaşmaya alışması gerektiğini belirterek “Yalnızlık birkaç sene kaderimiz olacak. İnsanlar bu yalnız olma döneminde ruh sağlığımı nasıl korurum kısmına  odaklanmalı” dedi.

Koronavirüsün toplum psikolojisine yansımaları bakımından Türkiye’nin en geniş katılımlı araştırması, Üsküdar Üniversitesi tarafından gerçekleştirildi. Araştırma, Küresel Covid-19 salgını ile ortaya çıkan davranış değişikliklerinin birey ve toplum psikolojisine etkisini gözler önüne serdi.

Türkiye genelinde 81 ilde geniş katılımla gerçekleştirilen, 6 bin 318 kişinin katıldığı, online anket üzerinden yapılan “Türkiye Koronafobi ve Salgınla İlişkili Duygu Çalışması” başlıklı araştırmanın sonuçları salgın kapsamında alınan önlemler doğrultusunda online düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

Dört boyutta değerlendirme yapıldı

Üsküdar Üniversitesi Epidemiyolojik Araştırmalar Çalışma Grubu tarafından gerçekleştirilen araştırma, Covid-19 salgınının kişilerde oluşturduğu kaygı, korku, süreç yönetimi ile ilgili algı ve olgunlaşma olmak üzere dört boyutta değerlendirme yapılmasını hedefledi. Araştırmaya katılan 897 sağlık çalışanına ilişkin çarpıcı verilerin de ortaya çıktığı çalışmada, korku ve kaygılar açısından en çok etkilenen bölgelerden salgının hayatımıza etkilerine kadar ilginç veriler yer aldı.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Yaşamı etkileyecek düzeydeki korku ve kaygı düzeylerinin belirlenmesi amaçlandı”

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, selamlama konuşmasında küresel salgından etkilenen ülkemizde toplumun salgınla ilgili yaşamı etkileyecek düzeydeki korkuların, içinde bulunulan sürece ve geleceğe yönelik kaygıların, süreç yönetimi ile ilgili algıların ve psikolojik olgunlaşma düzeylerinin belirlenmesinin amaçlandığını söyledi.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bugünkü durumu tespit edersek daha sağlıklı kararlar alırız”

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yaklaşık 1.5 aydır ciddi bir kriz yaşadığımızı belirterek “Bütün krizlerin iki boyutu vardır. Biri tehlike boyutu diğeri de fırsat boyutu. Sürekli tehlike boyutu üzerinde enfeksiyon hastalıkları uzmanları ya da mikrobiyoloji uzmanlarının yönlendirmesiyle büyük çoğunlukta hepimiz tehlike boyutunu fazla ön plana çıkarıyoruz. Bu gerekli elbette. Sosyal mesafenin tartışılması doğru değil. Bir taraftan da olumsuz etkilenme durumu söz konusu. Ortaya çıkan pandemi anksiyetesi gibi kavram var. Bu konuda yapılan bilimsel çalışmalarda Mısır, Fransa, Kanada ve İngiltere’de yapılan çalışmalarda toplumda kaygı duyanların oranı %70 civarında olduğu tespit edilmiş. O nedenle biz bu etkilenmeyi gördük. Özellikle Nisan ayının ortalarına doğru böyle bir araştırma yapmaya karar verdik. Bu araştırmanın sosyal değerlendirmeye katkı sağlamasını istedik. Bugünkü durumu tespit edersek sonraki kararların daha sağlıklı alınacağını düşünüyoruz. Heyecan verici sonuçlar ortaya çıktı” dedi.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Ceza adaleti sistemi kurulmalı”

Araştırmada ortaya çıkan “geleceğe yönelik belirsizlik kaygısı” ve “ceza infaz yasasındaki değişikliklerin sonucuna ilişkin kaygıya” dikkat çeken Tarhan, “17 - 25 Nisan arasında yapılan bu çalışmamızda belirsizlik kaygısı yüksekti ama 25 Nisan’dan sonra bu belirsizliğin düştüğünü söyleyebiliriz. Sürece güven daha da artmış olabilir. Geleceğe yönelik belirsizlik kaygısının çok yüksek olduğunu görüyoruz. Ceza infaz yasasındaki değişiklikteki endişe için ortaya çıkan %46’lık oran bizi biraz şaşırttı. Demek ki toplumda bunun tam karşılığı yok. Ya da topluma tam anlatılması gerekiyor. Dışarı çıkan insanların yeniden suç işleyeceğine dair, tekrar döneceklerine dair, ıslah olmadan çıktıklarına dair bir algı var. O nedenle Adalet Bakanlığının bu veriyi değerlendirmesi ve yasa değişikliği ile dışarı çıkanlar için bir takip sistemini oluşturması ve bu konuyu politika belirlemede ayrı bir başlık olarak değerlendirmesinde fayda var. Ceza adaleti sistemi çok önemli. Türkiye’de şu anda ceza adaleti sisteminin kurulmasının gerektiğini gösteren bir durum bu” dedi.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Ülkemizde güven duygusu daha yüksek”

Kadınların %49’unun, erkeklerin %35’inin hayatlarını etkileyecek biçimde korktuğunun anlaşıldığını, literatürdeki çalışmalarda dünyada bu oranın %70 civarında olduğunu belirten Tarhan, “Türkiye’de gelecekle ilgili sürecin yönetimi ile ilgili insanların korkusunun daha az olması bu anlamda güven duygusunun daha yüksek olduğunu gösteriyor. Sağlık çalışanları açısından bizi en çok şaşırtan şey Sağlık Çalışanları koronavirüs’ten daha fazla oranda kendilerine şiddet uygulanmasından, maruz kalmaktan korkuyorlar. Sağlık çalışanları şu anda cephedeki asker gibi. Çocuğunu evini bırakmış otelde kalanlar var. Covid pozitif olmuş iyileşip dönüp tekrar çalışanlar var. Bu korkunun politika belirleyenlerin göz önüne almasında fayda var” dedi.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Türkiye şu anda olgunlaşma sürecinde”

Olgunlaşma süreci verilerinin ayrı bir önemi olduğunu belirten Tarhan, “Tüm korku ve kaygılara rağmen katılımcıların büyük kısmı ümitsiz, karamsar değil. Psikolojik olgunlaşma süreci bulunuyor. Burada en yüksek oran olarak ‘Sahip olduklarımın kıymetini bilme’ %74 oranında çıktığını görüyoruz. Önem verdiğimiz öncelik sırası değişti, zorlukları göğüslemeyi öğrendim, olayları olduğu gibi kabulleniyorum oranları da dikkat çekiyor. Manevi konulara ilgim arttı %49, ilişkilerimde daha çok emek sarf ediyorum diyenler yüksek oranda çıktı. Burada toplumda daha çok güven oluşturacak bilgilendirmelere ihtiyaç var. Türkiye şu anda olgunlaşma sürecinde. İnsanlarda şu anda zihinsel dönüşüm etkisi var. Daha az bencil, çıkarcı olacak, daha fazla empati yapabilecek, insani değerlerin farkına varacak. Haz ve hız peşinde koşan bir sosyal algılama vardı bunun sorgulandığını görüyoruz. Bu aslında krizin bizim için geliştiren travma potansiyeli olduğunu gösteriyor. Bunun da orta ve uzun vadede insanlığa bir kazanım olacağını düşünüyoruz. Covid 19 salgını doğaya, çevreye insani değerlere daha saygılı olmamız konusunda bir farkındalığa sebep oldu diyebiliriz” diye konuştu.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Yalnız kalma döneminde ruh sağlığını korumaya odaklanılmalı”

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İnsanlığın şu andan itibaren daha yalnızlaşmaya alışması gerekiyor. Yalnızlık birkaç sene kaderimiz olacak. İnsanlar bu yalnız olma döneminde ruh sağlığımı nasıl korurum kısmına  odaklanmalı. Yalnızlığını gidererek mutlu olmaya alışmış kişiler için çok zor. Ciddi bir davranış değişikliği gerektirir” dedi.

Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar: “7 bölgeden 6 bin 318 kişi katıldı”

Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü ve NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar, araştırma ile ilgili genel bilgilendirme yaptı. Sayar, 17-25 Nisan 2020 tarihleri arasında internet üzerinden doldurulan formlarla yürütülen araştırmaya Marmara’dan 3 bin 121, Ege’den 567, Akdeniz’den 483, İç Anadolu’dan 892, Karadeniz’den 569, Doğu Anadolu’dan 240, Güneydoğu Anadolu’dan 292 olmak üzere toplam 6 bin 318 kişinin katıldığını söyledi.

Araştırmaya 18-79 yaşları arasında katılan erkeklerin yaş ortalamasının 33.6 olduğunu kaydeden Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar, 19-97 yaş aralığındaki kadın katılımcıların yaş ortalamasının 34.3 olduğunu ifade etti. Sayar, araştırmaya katılanların 3 bin 728 kişinin büyükşehir (%59), bin 77 kişinin il merkezi (%17.1) ve bin 513 kişinin ise ilçe ve altı yerleşim yerinde (%23.9) yaşadığını kaydetti.

Araştırmaya katılan kişilerden 3 bin 103 kişinin bekar (%49.1), 3 bin 50 kişinin evli (%48.3) olduğunu kaydeden Sayar, 388 kişinin ortaokul ve altı (%6.2), bin 168 kişinin lise (%18.5), 3 bin 152 kişinin önlisans ve lisans (%49.8) ve bin 610 kişinin yüksek lisans ve doktora (%25.5) mezunu olduğunu söyledi.

897 sağlık çalışanı çalışmaya katıldı

Araştırmaya bin 391 öğrenci (%22), 897 sağlık çalışanı (%14.2), 883 akademisyen (%14), 610 ev hanımı (%9.7), 528 hukuk/kamu çalışanı (%8.4), 404 işsiz (%6.4) ve 1605 diğer meslek gruplarından (%25.3) kişi katıldı.

Araştırmaya katılanların çalışma durumuna bakıldığında 754 ofis-ev dönüşümlü (%11.9), bin 327 evde (%21), 1040 kişi Covid öncesi çalışırken şimdi çalışmıyor (%16.5). 841 kişi sürekli işyerinde çalışırken (%13.3), 2 bin 356 kişi Covid öncesi çalışmıyordu, şimdi de çalışmıyor. (%37.3)

Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Ünübol, araştırma sonuçlarını açıkladı

Üsküdar Üniversitesi Epidemiyolojik Araştırmalar Çalışma Grubu Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Ünübol ise araştırma bulguları hakkında yaptığı sunumunda, araştırma sonuçlarının korkular, salgın ilişkili kaygılar, süreç yönetimi algısı ve olgunlaşma başlıkları altında değerlendirildiğini söyledi.

En çok Doğu Anadolu ve Ege korkuyor

Araştırma sonuçlarına göre “Koronavirüsten çok korkuyorum” diyenlerin oranı %50 ile Doğu Anadolu Bölgesi ve % 49 oranı ile Ege Bölgesi oldu. Bu oranı %47 ile Akdeniz bölgesi izlerken; Marmara, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da bu oran %43 oldu. Karadeniz bölgesi ise %41 ile en az korkan bölge oldu.

Koronavirüsten hiç korkmadığını söyleyenlerin oranı ise Karadeniz bölgesinde %15, Güneydoğu Anadolu bölgesinde %14, İç Anadolu bölgesinde %13, Ege ve Doğu Anadolu bölgelerinde %12, Marmara’da %11 ve Akdeniz’de %10 olarak belirlendi.

Akdeniz bölgesi Koronavirüs haberlerini izlerken gergin ve endişeli

“Koronavirüsle ilgili haberleri izlerken gergin ve endişeli oluyorum” diyenlerin oranı %56 ile Akdeniz bölgesi olurken; Akdeniz bölgesini %55 ile Doğu Anadolu, %54 ile Ege bölgesi takip etti. Marmara ve Güneydoğu Anadolu bölgesindebu oran %50 olurken; Karadeniz bölgesinde bu oran %45 ile en düşük oran oldu.

“Koronavirüs hakkında düşünmek beni çok rahatsız ediyor” diyenlerin oranı da %51 ile en yüksek Doğu Anadolu bölgesinde oldu. Koronavirüs düşüncesi, %50 ile Akdeniz, %49 ile Ege ve Güneydoğu Anadolu, %47 İç Anadolu bölgesini çok rahatsız ederken; Marmara ve Karadeniz bölgelerinde bu oran %45 oldu.

Koronavirüs nedeniyle ölmekten çok korkuyorum

“Koronavirüs nedeniyle hayatımı kaybetmekten çok korkuyorum” diyenlerin oranı Ege bölgesinde %43 ile en yüksek olurken; Doğu Anadolu’da %40 oldu. İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bu görüşte olanların oranı %39 iken; Akdeniz bölgesinde %38, Marmara ve Karadeniz bölgelerinde ise %37 oldu.

“Ne zaman Koronavirüsü düşünsem ellerim titriyor” diyenlerin oranı %11 ile en yüksek Güneydoğu Anadolu bölgesinde ölçüldü. Bunu %9 ile Doğu Anadolu bölgesi izlerken; Marmara, Ege, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinde %8 oldu. İç Anadolu bölgesi ise %7 ile geride kaldı.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da uykular kaçıyor

“Koronavirüs kapmaktan endişeli olduğum için uykum kaçıyor” diyenlerin oranı ise %15 ile Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri oldu. Akdeniz bölgesinde %12 olan bu oran Marmara, Ege ve İç Anadolu bölgelerinde %11 oldu. Karadeniz’de bu oran %10 olarak belirlendi.

Koronavirüs düşüncesi, kalp çarpıntısına yol açıyor

“Ne zaman Koronavirüs kapmakla ilgili düşünsem kalp çarpıntım oluyor” diyenlerin oranı ise %20 ile en yüksek Güneydoğu Anadolu bölgesinde oldu. Akdeniz’de %17 olan bu oran, Ege ve Doğu Anadolu’da %15 olan bu oran, Marmara ve İç Anadolu’da %14, Karadeniz bölgesinde ise %13 oldu.

Kadınlar erkeklere göre daha çok korkuyor

Araştırma cinsiyete, çocuk sahibi olma durumuna, yerleşim yerine, Covid-19 testi pozitif bir birey tanımaya, Covid-19 nedeniyle hastanede yatan birini tanımaya, Covid-19 nedeniyle vefat eden bir birey tanımaya göre korkuların oranlarının değiştiğini gözler önüne serdi. Buna göre, kadınların korku, endişe, Covid hakkında düşününce rahatsız olma ve Covid nedeniyle hayatını kaybetmekten çok korkma oranları erkeklere göre daha yüksek. Büyükşehir ve metropollerde yaşayanların haber ve sosyal medya izlerken endişe duyma oranları %52 iken ilçe ve kasabada yaşayanlarda bu oran %47 çıktı.

Salgın sürecinin belirsizliği kaygılandırıyor

Araştırmada salgın ilişkili farklı kaygı konuları dikkat çekti. Buna göre katılımcıların %49.6’sı salgın sürecinin belirsizliği nedeniyle kaygı yaşıyor.

Ceza İnfaz Yasasındaki düzenleme sonuçları kaygı veriyor

Salgın nedeniyle gerçekleştirilen Ceza İnfaz Yasası’ndaki düzenleme sonuçlarını kaygı verici bulanların oranı ise %45.6 oldu.

Sosyal ilişkilerden uzak kalmak %40.9, kişinin ölümü halinde aile bireylerinin geleceği ile ilgili kaygısı %35.3, yeterli sağlık hizmeti alamama endişesi %31.3, koruyucu ekipmana ulaşamama endişesi %31.1, ekonomik sorunlar yaşama kaygısı %30.8, kendi ya da çocuğunun eğitiminin aksaması %24.8, evden dilediği zaman çıkamamak %27.8, aile bireylerinin ruhsal durumları %27.6, fiziksel güvenliği sağlayamama kaygısı %26.6, toplumda silahlanma yaşanması kaygısı %23.4, etkinlik/ibadet/hobileri sürdürememek %23.1, gerekli durumda il dışına çıkamamak %22.0, işsiz kalma kaygısı %21.3 olarak belirlendi.

Sağlık çalışanlarında kaygılar

Araştırma, Koronavirüsle mücadelede en önde savaşan sağlık çalışanlarının kaygılarına ilişkin verileri de ortaya koydu. Çalışmaya katılan 897 sağlık çalışanı, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetle ilgili %55 oranında kaygı taşıyor. Sürecin belirsizliğini kaygı verici bulan sağlık çalışanlarının oranı %50, İnfaz düzenlemesi değişikliğini kaygı verici bulan sağlık çalışanlarının oranı %49 oldu. Sağlık çalışanları yeterli koruyucu ekipmana ulaşamamak konusunda %44, ölümü halinde aile bireylerinin gelecekleri konusunda %43 oranında kaygı duyuyor.

Tıbbi-bilimsel süreci %58 başarılı buldu

Araştırmada katılımcıların süreç yönetimine ilişkin algılarıyla ilgili oranlar da ortaya çıktı. Süreçle ilgili kamu otoritelerinin çalışmalarını yeterli ve tatmin edici buluyorum” diyenlerin oranı %46 oldu. Katılımcıların %58’i “Covid-19 ile tıbbi mücadele konusunda dünyadaki gelişmiş ülkelere göre ülkemi daha başarılı görüyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Sağlık çalışanlarına yönelik düşünceler olumlu yönde gelişti

“Covid-19 sürecinde sağlık çalışanlarına yönelik düşüncelerim olumlu yönde gelişti” diyenlerin oranı %82 oldu.

Covid-19 olgunlaşmaya katkı sağladı

Salgın sürecinin olgunlaşmaya etkilerinin de ölçüldüğü araştırmada katılımcıların %74’ü “Elimdekilerin kıymetini daha iyi anladım”, %59’u “Yaşamda önem verdiğim şeylerin öncelik sırası değişti” dedi. “Zorlukları göğüsleyebileceğimi anladım” ve “Olayları olduğu gibi kabulleniyorum” diyenlerin oranı %56 olurken; “Manevi konulara ilgim arttı” diyenlerin oranı %49 oldu. Katılımcıların %48’i de “İlişkilerime daha çok emek sarf etmeye başladım” dedi.

Kadınlarda olgunlaşma oranları daha yüksek

Salgın sürecinde kadınlar, erkeklere oranla daha fazla oranda psikolojik olgunlaşma bildirdi. Sonuçlara göre kadınlar önceliklerinin değişmesi açısından %61 oranında etkilenirken erkeklerde bu oran %50 oldu. Kadınlarda maneviyat %53 oranında artarken erkeklerde bu oran %38 oldu. İlişkilere emek kadınlarda %51, erkeklerde ise %40 olarak belirlendi.

Araştırma sonuçları altı başlıkta toplandı

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan da araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Araştırmanın sonuçları “süreç yönetimi”, “geleceğe yönelik kaygılar”, “korkular”, sağlık çalışanları”, “olgunlaşma” ve “cinsiyet farklılıkları” olmak üzere altı başlıkta toplandı.

Süreç yönetimi: Sağlık çalışanları çok büyük oranda daha pozitif algılanıyor. (%82) Katılımcıların yarıdan fazlasıtıbbi ve bilimsel süreçlerin yönetimini gelişmiş ülkelerden daha iyi buluyor. (%58)

Geleceğe yönelik kaygılar: Sürecin belirsizliği (%50), ceza infaz yasası düzenlemesinin sonuçlarına dair endişe (%46), sosyal ilişkilerden uzak kalmak (%41), sağlık hizmetine ulaşamama kaygısı (%31) genel toplumda en yüksek kaygılar.

Korkular: Taranan toplumda kadınların %49‘u, erkeklerin %35’i hayatlarını etkileyecek biçimde korkuyor. Haberler ve sosyal medya takip ederken yaşanan endişeler yüksek (%51)

Sağlık çalışanları: Korkuları daha düşük olmakla birlikte kaygıları toplum genelinden daha farklı. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının artması endişesi (%55), koruyucu ekipman bulamama korkusu (%44) ve kendi ölümleri halinde aile bireylerinin refahları ile ilgili endişe (%43) duyuyorlar.

Olgunlaşma: Tüm bu korku ve kaygılara rağmen katılımcıların büyük kısmı psikolojik olgunlaşma bildirmekte. En yüksek oran, sahip olduklarının kıymetini bilme konusunda (%74).

Cinsiyet farklılıkları: Kadın katılımcıların korku ve kaygıları daha fazla, erkek katılımcıların ise psikolojik olgunlaşma süreçleri daha zayıf.

Türkiye olgunlaşıyor

Araştırmanın sonuç bölümünde önerilere de yer verildi:

1-      Türkiye olgunlaşıyor

Krizin pozitif boyu

Kadın erkek farkları

2-      Belirsizliklerin olabildiğince azaltılması

Ceza İnfaz düzenlemeleri konusundaki kaygının ele alınması

3-      Sağlık çalışanlarının kaygıları

Sağlıkta Şiddet Yasası zamanlaması

Sağlık çalışanlarının ölümleri halinde çocuklarının gelecekleri ile ilgili endişeleri

4-      Sağlık çalışanlarını pozitif algılama

5-      Covid-19 kaynaklı ölümlerde yakınlara psikolojik destek

 

Online Basın Toplantısı linki:

https://wetransfer.com/downloads/1da2d3935c2f1f8d21a026e52c76636720200429111730/ef7923

 

Bilgi için: Ayşegül Erben / Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. / 0536 572 27 88

> Türkiye’nin “Koronafobi Haritası” açıklandı!

Koronavirüsün yol açtığı Covid-19 salgının toplum psikolojisine yansımaları bakımından Türkiye’nin en geniş katılımlı araştırması, Üsküdar Üniversitesi tarafından gerçekleştirildi.

uskudar_uni_koronavirus81 ilde 6 bin 318 kişinin katılımıyla gerçekleşen araştırmaya göre, Covid-19 korku ve kaygı açısından en çok Doğu Anadolu ve Ege’yi etkiledi. “Koronavirüsten çok korkuyorum” diyenlerin oranı Doğu Anadolu’da %50, Ege’de % 49 oldu. Bu oranı %47 ile Akdeniz bölgesi izlerken; Marmara, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da bu oran %43 oldu. Karadeniz bölgesi ise %41 ile en az korkan bölge oldu. “Koronavirüsle ilgili haberleri izlerken gergin ve endişeli oluyorum” diyenlerin oranı ise %56 ile en çok Akdeniz bölgesi oldu.

Tüm bu korku ve kaygılara rağmen katılımcıların büyük kısmı psikolojik olgunlaşma bildirdi. En yüksek oran ise %74 ile “sahip olduklarının kıymetini bilme” konusunda oldu. Kadın katılımcıların korku ve kaygıları daha fazla, erkek katılımcıların ise psikolojik olgunlaşma süreçleri daha zayıf. Araştırma, sürecin yönetimine ilişkin algıları da ortaya koydu. Katılımcıların %58’i “Covid-19 ile tıbbi mücadele konusunda dünyadaki gelişmiş ülkelere göre ülkemi daha başarılı görüyorum” derken; katılımcıların %82’si, bu süreçte sağlık çalışanlarına yönelik düşüncelerinin olumlu yönde geliştiğini söyledi. Araştırma sonuçlarını değerlendiren Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanlığın şu andan itibaren daha yalnızlaşmaya alışması gerektiğini belirterek “Yalnızlık birkaç sene kaderimiz olacak. İnsanlar bu yalnız olma döneminde ruh sağlığımı nasıl korurum kısmına  odaklanmalı” dedi.

Koronavirüsün toplum psikolojisine yansımaları bakımından Türkiye’nin en geniş katılımlı araştırması, Üsküdar Üniversitesi tarafından gerçekleştirildi. Araştırma, Küresel Covid-19 salgını ile ortaya çıkan davranış değişikliklerinin birey ve toplum psikolojisine etkisini gözler önüne serdi.

Türkiye genelinde 81 ilde geniş katılımla gerçekleştirilen, 6 bin 318 kişinin katıldığı, online anket üzerinden yapılan “Türkiye Koronafobi ve Salgınla İlişkili Duygu Çalışması” başlıklı araştırmanın sonuçları salgın kapsamında alınan önlemler doğrultusunda online düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

Dört boyutta değerlendirme yapıldı

Üsküdar Üniversitesi Epidemiyolojik Araştırmalar Çalışma Grubu tarafından gerçekleştirilen araştırma, Covid-19 salgınının kişilerde oluşturduğu kaygı, korku, süreç yönetimi ile ilgili algı ve olgunlaşma olmak üzere dört boyutta değerlendirme yapılmasını hedefledi. Araştırmaya katılan 897 sağlık çalışanına ilişkin çarpıcı verilerin de ortaya çıktığı çalışmada, korku ve kaygılar açısından en çok etkilenen bölgelerden salgının hayatımıza etkilerine kadar ilginç veriler yer aldı.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Yaşamı etkileyecek düzeydeki korku ve kaygı düzeylerinin belirlenmesi amaçlandı”

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, selamlama konuşmasında küresel salgından etkilenen ülkemizde toplumun salgınla ilgili yaşamı etkileyecek düzeydeki korkuların, içinde bulunulan sürece ve geleceğe yönelik kaygıların, süreç yönetimi ile ilgili algıların ve psikolojik olgunlaşma düzeylerinin belirlenmesinin amaçlandığını söyledi.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bugünkü durumu tespit edersek daha sağlıklı kararlar alırız”

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yaklaşık 1.5 aydır ciddi bir kriz yaşadığımızı belirterek “Bütün krizlerin iki boyutu vardır. Biri tehlike boyutu diğeri de fırsat boyutu. Sürekli tehlike boyutu üzerinde enfeksiyon hastalıkları uzmanları ya da mikrobiyoloji uzmanlarının yönlendirmesiyle büyük çoğunlukta hepimiz tehlike boyutunu fazla ön plana çıkarıyoruz. Bu gerekli elbette. Sosyal mesafenin tartışılması doğru değil. Bir taraftan da olumsuz etkilenme durumu söz konusu. Ortaya çıkan pandemi anksiyetesi gibi kavram var. Bu konuda yapılan bilimsel çalışmalarda Mısır, Fransa, Kanada ve İngiltere’de yapılan çalışmalarda toplumda kaygı duyanların oranı %70 civarında olduğu tespit edilmiş. O nedenle biz bu etkilenmeyi gördük. Özellikle Nisan ayının ortalarına doğru böyle bir araştırma yapmaya karar verdik. Bu araştırmanın sosyal değerlendirmeye katkı sağlamasını istedik. Bugünkü durumu tespit edersek sonraki kararların daha sağlıklı alınacağını düşünüyoruz. Heyecan verici sonuçlar ortaya çıktı” dedi.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Ceza adaleti sistemi kurulmalı”

Araştırmada ortaya çıkan “geleceğe yönelik belirsizlik kaygısı” ve “ceza infaz yasasındaki değişikliklerin sonucuna ilişkin kaygıya” dikkat çeken Tarhan, “17 - 25 Nisan arasında yapılan bu çalışmamızda belirsizlik kaygısı yüksekti ama 25 Nisan’dan sonra bu belirsizliğin düştüğünü söyleyebiliriz. Sürece güven daha da artmış olabilir. Geleceğe yönelik belirsizlik kaygısının çok yüksek olduğunu görüyoruz. Ceza infaz yasasındaki değişiklikteki endişe için ortaya çıkan %46’lık oran bizi biraz şaşırttı. Demek ki toplumda bunun tam karşılığı yok. Ya da topluma tam anlatılması gerekiyor. Dışarı çıkan insanların yeniden suç işleyeceğine dair, tekrar döneceklerine dair, ıslah olmadan çıktıklarına dair bir algı var. O nedenle Adalet Bakanlığının bu veriyi değerlendirmesi ve yasa değişikliği ile dışarı çıkanlar için bir takip sistemini oluşturması ve bu konuyu politika belirlemede ayrı bir başlık olarak değerlendirmesinde fayda var. Ceza adaleti sistemi çok önemli. Türkiye’de şu anda ceza adaleti sisteminin kurulmasının gerektiğini gösteren bir durum bu” dedi.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Ülkemizde güven duygusu daha yüksek”

Kadınların %49’unun, erkeklerin %35’inin hayatlarını etkileyecek biçimde korktuğunun anlaşıldığını, literatürdeki çalışmalarda dünyada bu oranın %70 civarında olduğunu belirten Tarhan, “Türkiye’de gelecekle ilgili sürecin yönetimi ile ilgili insanların korkusunun daha az olması bu anlamda güven duygusunun daha yüksek olduğunu gösteriyor. Sağlık çalışanları açısından bizi en çok şaşırtan şey Sağlık Çalışanları koronavirüs’ten daha fazla oranda kendilerine şiddet uygulanmasından, maruz kalmaktan korkuyorlar. Sağlık çalışanları şu anda cephedeki asker gibi. Çocuğunu evini bırakmış otelde kalanlar var. Covid pozitif olmuş iyileşip dönüp tekrar çalışanlar var. Bu korkunun politika belirleyenlerin göz önüne almasında fayda var” dedi.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Türkiye şu anda olgunlaşma sürecinde”

Olgunlaşma süreci verilerinin ayrı bir önemi olduğunu belirten Tarhan, “Tüm korku ve kaygılara rağmen katılımcıların büyük kısmı ümitsiz, karamsar değil. Psikolojik olgunlaşma süreci bulunuyor. Burada en yüksek oran olarak ‘Sahip olduklarımın kıymetini bilme’ %74 oranında çıktığını görüyoruz. Önem verdiğimiz öncelik sırası değişti, zorlukları göğüslemeyi öğrendim, olayları olduğu gibi kabulleniyorum oranları da dikkat çekiyor. Manevi konulara ilgim arttı %49, ilişkilerimde daha çok emek sarf ediyorum diyenler yüksek oranda çıktı. Burada toplumda daha çok güven oluşturacak bilgilendirmelere ihtiyaç var. Türkiye şu anda olgunlaşma sürecinde. İnsanlarda şu anda zihinsel dönüşüm etkisi var. Daha az bencil, çıkarcı olacak, daha fazla empati yapabilecek, insani değerlerin farkına varacak. Haz ve hız peşinde koşan bir sosyal algılama vardı bunun sorgulandığını görüyoruz. Bu aslında krizin bizim için geliştiren travma potansiyeli olduğunu gösteriyor. Bunun da orta ve uzun vadede insanlığa bir kazanım olacağını düşünüyoruz. Covid 19 salgını doğaya, çevreye insani değerlere daha saygılı olmamız konusunda bir farkındalığa sebep oldu diyebiliriz” diye konuştu.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Yalnız kalma döneminde ruh sağlığını korumaya odaklanılmalı”

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İnsanlığın şu andan itibaren daha yalnızlaşmaya alışması gerekiyor. Yalnızlık birkaç sene kaderimiz olacak. İnsanlar bu yalnız olma döneminde ruh sağlığımı nasıl korurum kısmına  odaklanmalı. Yalnızlığını gidererek mutlu olmaya alışmış kişiler için çok zor. Ciddi bir davranış değişikliği gerektirir” dedi.

Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar: “7 bölgeden 6 bin 318 kişi katıldı”

Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü ve NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar, araştırma ile ilgili genel bilgilendirme yaptı. Sayar, 17-25 Nisan 2020 tarihleri arasında internet üzerinden doldurulan formlarla yürütülen araştırmaya Marmara’dan 3 bin 121, Ege’den 567, Akdeniz’den 483, İç Anadolu’dan 892, Karadeniz’den 569, Doğu Anadolu’dan 240, Güneydoğu Anadolu’dan 292 olmak üzere toplam 6 bin 318 kişinin katıldığını söyledi.

Araştırmaya 18-79 yaşları arasında katılan erkeklerin yaş ortalamasının 33.6 olduğunu kaydeden Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar, 19-97 yaş aralığındaki kadın katılımcıların yaş ortalamasının 34.3 olduğunu ifade etti. Sayar, araştırmaya katılanların 3 bin 728 kişinin büyükşehir (%59), bin 77 kişinin il merkezi (%17.1) ve bin 513 kişinin ise ilçe ve altı yerleşim yerinde (%23.9) yaşadığını kaydetti.

Araştırmaya katılan kişilerden 3 bin 103 kişinin bekar (%49.1), 3 bin 50 kişinin evli (%48.3) olduğunu kaydeden Sayar, 388 kişinin ortaokul ve altı (%6.2), bin 168 kişinin lise (%18.5), 3 bin 152 kişinin önlisans ve lisans (%49.8) ve bin 610 kişinin yüksek lisans ve doktora (%25.5) mezunu olduğunu söyledi.

897 sağlık çalışanı çalışmaya katıldı

Araştırmaya bin 391 öğrenci (%22), 897 sağlık çalışanı (%14.2), 883 akademisyen (%14), 610 ev hanımı (%9.7), 528 hukuk/kamu çalışanı (%8.4), 404 işsiz (%6.4) ve 1605 diğer meslek gruplarından (%25.3) kişi katıldı.

Araştırmaya katılanların çalışma durumuna bakıldığında 754 ofis-ev dönüşümlü (%11.9), bin 327 evde (%21), 1040 kişi Covid öncesi çalışırken şimdi çalışmıyor (%16.5). 841 kişi sürekli işyerinde çalışırken (%13.3), 2 bin 356 kişi Covid öncesi çalışmıyordu, şimdi de çalışmıyor. (%37.3)

Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Ünübol, araştırma sonuçlarını açıkladı

Üsküdar Üniversitesi Epidemiyolojik Araştırmalar Çalışma Grubu Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Ünübol ise araştırma bulguları hakkında yaptığı sunumunda, araştırma sonuçlarının korkular, salgın ilişkili kaygılar, süreç yönetimi algısı ve olgunlaşma başlıkları altında değerlendirildiğini söyledi.

En çok Doğu Anadolu ve Ege korkuyor

Araştırma sonuçlarına göre “Koronavirüsten çok korkuyorum” diyenlerin oranı %50 ile Doğu Anadolu Bölgesi ve % 49 oranı ile Ege Bölgesi oldu. Bu oranı %47 ile Akdeniz bölgesi izlerken; Marmara, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da bu oran %43 oldu. Karadeniz bölgesi ise %41 ile en az korkan bölge oldu.

Koronavirüsten hiç korkmadığını söyleyenlerin oranı ise Karadeniz bölgesinde %15, Güneydoğu Anadolu bölgesinde %14, İç Anadolu bölgesinde %13, Ege ve Doğu Anadolu bölgelerinde %12, Marmara’da %11 ve Akdeniz’de %10 olarak belirlendi.

Akdeniz bölgesi Koronavirüs haberlerini izlerken gergin ve endişeli

“Koronavirüsle ilgili haberleri izlerken gergin ve endişeli oluyorum” diyenlerin oranı %56 ile Akdeniz bölgesi olurken; Akdeniz bölgesini %55 ile Doğu Anadolu, %54 ile Ege bölgesi takip etti. Marmara ve Güneydoğu Anadolu bölgesindebu oran %50 olurken; Karadeniz bölgesinde bu oran %45 ile en düşük oran oldu.

“Koronavirüs hakkında düşünmek beni çok rahatsız ediyor” diyenlerin oranı da %51 ile en yüksek Doğu Anadolu bölgesinde oldu. Koronavirüs düşüncesi, %50 ile Akdeniz, %49 ile Ege ve Güneydoğu Anadolu, %47 İç Anadolu bölgesini çok rahatsız ederken; Marmara ve Karadeniz bölgelerinde bu oran %45 oldu.

Koronavirüs nedeniyle ölmekten çok korkuyorum

“Koronavirüs nedeniyle hayatımı kaybetmekten çok korkuyorum” diyenlerin oranı Ege bölgesinde %43 ile en yüksek olurken; Doğu Anadolu’da %40 oldu. İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bu görüşte olanların oranı %39 iken; Akdeniz bölgesinde %38, Marmara ve Karadeniz bölgelerinde ise %37 oldu.

“Ne zaman Koronavirüsü düşünsem ellerim titriyor” diyenlerin oranı %11 ile en yüksek Güneydoğu Anadolu bölgesinde ölçüldü. Bunu %9 ile Doğu Anadolu bölgesi izlerken; Marmara, Ege, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinde %8 oldu. İç Anadolu bölgesi ise %7 ile geride kaldı.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da uykular kaçıyor

“Koronavirüs kapmaktan endişeli olduğum için uykum kaçıyor” diyenlerin oranı ise %15 ile Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri oldu. Akdeniz bölgesinde %12 olan bu oran Marmara, Ege ve İç Anadolu bölgelerinde %11 oldu. Karadeniz’de bu oran %10 olarak belirlendi.

Koronavirüs düşüncesi, kalp çarpıntısına yol açıyor

“Ne zaman Koronavirüs kapmakla ilgili düşünsem kalp çarpıntım oluyor” diyenlerin oranı ise %20 ile en yüksek Güneydoğu Anadolu bölgesinde oldu. Akdeniz’de %17 olan bu oran, Ege ve Doğu Anadolu’da %15 olan bu oran, Marmara ve İç Anadolu’da %14, Karadeniz bölgesinde ise %13 oldu.

Kadınlar erkeklere göre daha çok korkuyor

Araştırma cinsiyete, çocuk sahibi olma durumuna, yerleşim yerine, Covid-19 testi pozitif bir birey tanımaya, Covid-19 nedeniyle hastanede yatan birini tanımaya, Covid-19 nedeniyle vefat eden bir birey tanımaya göre korkuların oranlarının değiştiğini gözler önüne serdi. Buna göre, kadınların korku, endişe, Covid hakkında düşününce rahatsız olma ve Covid nedeniyle hayatını kaybetmekten çok korkma oranları erkeklere göre daha yüksek. Büyükşehir ve metropollerde yaşayanların haber ve sosyal medya izlerken endişe duyma oranları %52 iken ilçe ve kasabada yaşayanlarda bu oran %47 çıktı.

Salgın sürecinin belirsizliği kaygılandırıyor

Araştırmada salgın ilişkili farklı kaygı konuları dikkat çekti. Buna göre katılımcıların %49.6’sı salgın sürecinin belirsizliği nedeniyle kaygı yaşıyor.

Ceza İnfaz Yasasındaki düzenleme sonuçları kaygı veriyor

Salgın nedeniyle gerçekleştirilen Ceza İnfaz Yasası’ndaki düzenleme sonuçlarını kaygı verici bulanların oranı ise %45.6 oldu.

Sosyal ilişkilerden uzak kalmak %40.9, kişinin ölümü halinde aile bireylerinin geleceği ile ilgili kaygısı %35.3, yeterli sağlık hizmeti alamama endişesi %31.3, koruyucu ekipmana ulaşamama endişesi %31.1, ekonomik sorunlar yaşama kaygısı %30.8, kendi ya da çocuğunun eğitiminin aksaması %24.8, evden dilediği zaman çıkamamak %27.8, aile bireylerinin ruhsal durumları %27.6, fiziksel güvenliği sağlayamama kaygısı %26.6, toplumda silahlanma yaşanması kaygısı %23.4, etkinlik/ibadet/hobileri sürdürememek %23.1, gerekli durumda il dışına çıkamamak %22.0, işsiz kalma kaygısı %21.3 olarak belirlendi.

Sağlık çalışanlarında kaygılar

Araştırma, Koronavirüsle mücadelede en önde savaşan sağlık çalışanlarının kaygılarına ilişkin verileri de ortaya koydu. Çalışmaya katılan 897 sağlık çalışanı, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetle ilgili %55 oranında kaygı taşıyor. Sürecin belirsizliğini kaygı verici bulan sağlık çalışanlarının oranı %50, İnfaz düzenlemesi değişikliğini kaygı verici bulan sağlık çalışanlarının oranı %49 oldu. Sağlık çalışanları yeterli koruyucu ekipmana ulaşamamak konusunda %44, ölümü halinde aile bireylerinin gelecekleri konusunda %43 oranında kaygı duyuyor.

Tıbbi-bilimsel süreci %58 başarılı buldu

Araştırmada katılımcıların süreç yönetimine ilişkin algılarıyla ilgili oranlar da ortaya çıktı. Süreçle ilgili kamu otoritelerinin çalışmalarını yeterli ve tatmin edici buluyorum” diyenlerin oranı %46 oldu. Katılımcıların %58’i “Covid-19 ile tıbbi mücadele konusunda dünyadaki gelişmiş ülkelere göre ülkemi daha başarılı görüyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Sağlık çalışanlarına yönelik düşünceler olumlu yönde gelişti

“Covid-19 sürecinde sağlık çalışanlarına yönelik düşüncelerim olumlu yönde gelişti” diyenlerin oranı %82 oldu.

Covid-19 olgunlaşmaya katkı sağladı

Salgın sürecinin olgunlaşmaya etkilerinin de ölçüldüğü araştırmada katılımcıların %74’ü “Elimdekilerin kıymetini daha iyi anladım”, %59’u “Yaşamda önem verdiğim şeylerin öncelik sırası değişti” dedi. “Zorlukları göğüsleyebileceğimi anladım” ve “Olayları olduğu gibi kabulleniyorum” diyenlerin oranı %56 olurken; “Manevi konulara ilgim arttı” diyenlerin oranı %49 oldu. Katılımcıların %48’i de “İlişkilerime daha çok emek sarf etmeye başladım” dedi.

Kadınlarda olgunlaşma oranları daha yüksek

Salgın sürecinde kadınlar, erkeklere oranla daha fazla oranda psikolojik olgunlaşma bildirdi. Sonuçlara göre kadınlar önceliklerinin değişmesi açısından %61 oranında etkilenirken erkeklerde bu oran %50 oldu. Kadınlarda maneviyat %53 oranında artarken erkeklerde bu oran %38 oldu. İlişkilere emek kadınlarda %51, erkeklerde ise %40 olarak belirlendi.

Araştırma sonuçları altı başlıkta toplandı

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan da araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Araştırmanın sonuçları “süreç yönetimi”, “geleceğe yönelik kaygılar”, “korkular”, sağlık çalışanları”, “olgunlaşma” ve “cinsiyet farklılıkları” olmak üzere altı başlıkta toplandı.

Süreç yönetimi: Sağlık çalışanları çok büyük oranda daha pozitif algılanıyor. (%82) Katılımcıların yarıdan fazlasıtıbbi ve bilimsel süreçlerin yönetimini gelişmiş ülkelerden daha iyi buluyor. (%58)

Geleceğe yönelik kaygılar: Sürecin belirsizliği (%50), ceza infaz yasası düzenlemesinin sonuçlarına dair endişe (%46), sosyal ilişkilerden uzak kalmak (%41), sağlık hizmetine ulaşamama kaygısı (%31) genel toplumda en yüksek kaygılar.

Korkular: Taranan toplumda kadınların %49‘u, erkeklerin %35’i hayatlarını etkileyecek biçimde korkuyor. Haberler ve sosyal medya takip ederken yaşanan endişeler yüksek (%51)

Sağlık çalışanları: Korkuları daha düşük olmakla birlikte kaygıları toplum genelinden daha farklı. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının artması endişesi (%55), koruyucu ekipman bulamama korkusu (%44) ve kendi ölümleri halinde aile bireylerinin refahları ile ilgili endişe (%43) duyuyorlar.

Olgunlaşma: Tüm bu korku ve kaygılara rağmen katılımcıların büyük kısmı psikolojik olgunlaşma bildirmekte. En yüksek oran, sahip olduklarının kıymetini bilme konusunda (%74).

Cinsiyet farklılıkları: Kadın katılımcıların korku ve kaygıları daha fazla, erkek katılımcıların ise psikolojik olgunlaşma süreçleri daha zayıf.

Türkiye olgunlaşıyor

Araştırmanın sonuç bölümünde önerilere de yer verildi:

1-      Türkiye olgunlaşıyor

Krizin pozitif boyu

Kadın erkek farkları

2-      Belirsizliklerin olabildiğince azaltılması

Ceza İnfaz düzenlemeleri konusundaki kaygının ele alınması

3-      Sağlık çalışanlarının kaygıları

Sağlıkta Şiddet Yasası zamanlaması

Sağlık çalışanlarının ölümleri halinde çocuklarının gelecekleri ile ilgili endişeleri

4-      Sağlık çalışanlarını pozitif algılama

5-      Covid-19 kaynaklı ölümlerde yakınlara psikolojik destek

 

Online Basın Toplantısı linki:

https://wetransfer.com/downloads/1da2d3935c2f1f8d21a026e52c76636720200429111730/ef7923

 

Bilgi için: Ayşegül Erben / Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. / 0536 572 27 88

Son Güncelleme: Çarşamba, 29 Nisan 2020 15:49

Gösterim: 1037

Kültür Koleji ve Kültür2000 Koleji, öğrencilerini, Nobel ödüllü bilim insanlarıyla buluşturuyor. “Nobel Söyleşileri” adlı altında gerçekleşecek canlı yayınlarda, Didier Queloz, Joachim Frank gibi bilim insanlarıyla buluşacak öğrenciler, Nobelli isimlere merak ettikleri tüm soruları sorabilecek.

kultur_nobelÖğrencilerine daha önce, Nobel alan bilim insanlarıyla, yüz yüze ve e-posta yoluyla röportaj yapma imkânı sağlayan Kültür Koleji ve Kültür2000 Koleji, bu kez ünlü bilim insanlarını Instagram canlı yayınlarına konuk ediyor. İçinde bulunulan süreçte öğrencileri cesaretlendirmek ve motive etmek için düzenlenen “Nobel Söyleşileri” 27 Nisan Pazartesi günü başlıyor.

Kültür Koleji’nin Instagram hesabı üzerinden yapılacak canlı yayınlarda, 2019 Nobel Fizik Ödülü sahibi Didier Queloz, 2019 Kimya Ödülü sahibi M. Stanley Whittingham, 2017 Nobel Kimya Ödülü sahibi Joachim Frank gibi isimler yer alacak. 30 dakika sürecek ve İngilizce gerçekleşecek yayınlarda öğrenciler, merak ettikleri tüm soruları bilim insanlarına yönelterek onlarla röportaj yapma şansı bulacak.

> Nobel Ödüllü isimler, canlı yayında öğrencilerle buluşuyor

Kültür Koleji ve Kültür2000 Koleji, öğrencilerini, Nobel ödüllü bilim insanlarıyla buluşturuyor. “Nobel Söyleşileri” adlı altında gerçekleşecek canlı yayınlarda, Didier Queloz, Joachim Frank gibi bilim insanlarıyla buluşacak öğrenciler, Nobelli isimlere merak ettikleri tüm soruları sorabilecek.

kultur_nobelÖğrencilerine daha önce, Nobel alan bilim insanlarıyla, yüz yüze ve e-posta yoluyla röportaj yapma imkânı sağlayan Kültür Koleji ve Kültür2000 Koleji, bu kez ünlü bilim insanlarını Instagram canlı yayınlarına konuk ediyor. İçinde bulunulan süreçte öğrencileri cesaretlendirmek ve motive etmek için düzenlenen “Nobel Söyleşileri” 27 Nisan Pazartesi günü başlıyor.

Kültür Koleji’nin Instagram hesabı üzerinden yapılacak canlı yayınlarda, 2019 Nobel Fizik Ödülü sahibi Didier Queloz, 2019 Kimya Ödülü sahibi M. Stanley Whittingham, 2017 Nobel Kimya Ödülü sahibi Joachim Frank gibi isimler yer alacak. 30 dakika sürecek ve İngilizce gerçekleşecek yayınlarda öğrenciler, merak ettikleri tüm soruları bilim insanlarına yönelterek onlarla röportaj yapma şansı bulacak.

Son Güncelleme: Cumartesi, 25 Nisan 2020 14:09

Gösterim: 992


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.