Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

MEB bursuyla ABD'de doktora yapan Mustafa Ünal, kemik kırılganlığıyla ilgili yaptığı yeni çalışmayla Baxter Genç Araştırmacı Ödülü'ne layık görüldü.

abd turk ogrenciMilli Eğitim Bakanlığının (MEB) sağladığı burs programıyla ABD'de doktora eğitimini sürdüren Mustafa Ünal, kemik kırılganlığının sebepleri ve sağlamlığının ölçülmesi konusunda yaptığı çalışmayla, ABD genelinde sağlık alanında çığır açıcı nitelikte araştırmalar yapan ve metotlar geliştiren genç bilim adamlarına verilen Baxter Genç Araştırmacı Ödülü'nün sahibi oldu.

Ünal, 2006 yılında uygulanmaya başlanan “5 Yılda 5 Bin Öğrenci Projesi” kapsamında yurt dışına gönderilen binlerce Türk öğrenciden biri.

Lisans eğitimini Selçuk Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü'nde tamamlayan Ünal, bu proje kapsamında "biyomekanik" alanında master ve doktora eğitimi almak için 2009 yılında resmi burslu statüsünde ABD'ye gitti.

2010-2012 arasında San Antonio’daki Teksas Üniversitesi'nde kemik biyomekaniği ve kemik kırılganlığının sebepleri üzerine çalışmalar yapan Ünal, 2012'nin eylül ayında Ohio eyaletine bağlı Cleveland kentindeki Case Western Reserve Üniversitesi’nde doktora programına kabul edildi.

Ünal, burada biyomekanik alanının uzman isimlerinden Prof. Dr. Ozan Akkuş gözetiminde geliştirdiği yeni bir yöntem sayesinde, ABD genelinde sağlık alanında çığır açıcı nitelikte araştırmalar yapan ve metotlar geliştiren genç bilim adamlarına verilen "Baxter Genç Araştırmacı Ödülü"nün (Baxter Young Investigator Award) sahibi oldu.

Mustafa Ünal, yeni geliştirdikleri yöntem ile kemikteki su miktarının "Raman spektroskopisi"ni kullanarak ölçülebileceğini ve kemikteki suyun kemik sağlamlığıyla olan ilişkisini bilim dünyasına gösterdiklerini anlattı ve şunları kaydetti:

"Raman spektroskopisi, değişik dalga boylarındaki lazerleri kullanarak, malzemelerin kimyasal yapısını kimyasal bağlarına göre ortaya çıkarabilen bir metot. Fakat dünyada bugüne kadar hiç kimse kemikteki su miktarını Raman spektroskopisi ile ölçmeyi düşünmemişti çünkü mevcut Raman spektroskopilerinin çoğu kemikteki suyu ölçebilecek hassasiyete sahip değil. Laboratuvarımızda özellikle kemikteki su miktarını ölçebilecek hassasiyette bir Raman spektroskopisi dizayn ettik ve bunu kullanarak dünyada ilk kez Raman spektroskopisi ile kemikteki minerale ve kolajene kimyasal yollar ile bağlı olan su miktarını ölçtük ve bunların kemik kalitesi ve sağlamlığıyla olan ilişkisini ortaya çıkardık."

Kemik erimesinin önlenmesinde yeni dönem

Yeni yöntemin kemik erimelerinin önlenmesi ve tedavi edilmesinde yeni bir dönemi başlatabileceğini ifade eden Ünal, şeker hastalığı, kronik böbrek yetmezliği ve benzeri hastalıklarla birlikte yaşa bağlı olarak gerçekleşen kemik kırılmalarının yılda 6 milyondan fazla kişiyi etkilediğini belirtti.

Mevcut kemik sağlamlığını ölçen metotların yeterince hassas olmadığını aktaran Ünal, kemik kalitesinin hassas bir şekilde ölçülmesinin hem kemik kırılmadan önce risk tespitinde hem de yapılan tedavinin yararlı olup olmadığının tespitinde önemli bir adım olduğunu anlattı.

Ünal, "Kemikteki su miktarının kemik sağlamlığına etkisi, kuru bir ağaç dalının kırılması ile yaş ve taze bir ağaç dalının kırılmasına benzetilebilir. Yaş ağaç dalını kuru ağaç dalına nazaran daha zor kırarız. İşte kemikteki su miktarı da benzer bir şekilde kemiğin kuru bir dal gibi kolay mı kırılacağını, yoksa yaş bir ağaç dalı gibi zor mu kırılacağını belirliyor" diye konuştu.

Prof. Dr. Akkuş'la birlikte geliştirdikleri yöntemin kemikte bulunan farklı yapıdaki su miktarlarını ölçebildiğini dile getiren Ünal, "Yaptığımız araştırma sonucunda kemikte mineral ve kolajene kimyasal yollarla bağlı olan su miktarının artmasının kemiğin kalitesi ve sağlamlığıyla direkt olarak ilişkili olduğunu bulduk. Böylelikle yeni geliştirdiğimiz metotla kemikteki su miktarı ölçümünün kemik sağlığının ve sağlamlığının bir ölçüsü olabileceğini tüm dünyaya göstermiş olduk. Gelecekte kemik sağlığının klinik olarak ölçümünde bu metodun kullanılabilme potansiyeli çok yüksek" dedi.

Devletimizin sağladığı imkanla buraya geldim

1985 yılında Gaziantep'in Nizip ilçesinde dört çocuklu bir ailenin 3'üncü çocuğu olarak dünyaya gelen Mustafa Ünal, fen bilgisi öğretmeni olan babasının "doğu görevi" nedeniyle 5 yaşına kadar Ağrı'nın Doğubeyazıt ilçesinde yaşadı.

"Ailem her zaman eğitimime çok önem verdi. Fen bilimlerine, özellikle de biyolojiye olan ilgi ve sevgim babamdan dolayı" diyen Ünal, ilk ve orta öğretimini yine babasının tayini nedeniyle gittiği İskenderun'da tamamladı.

Konya'da Selçuk Üniversitesi'nin Makine Mühendisliği Bölümü'nü bitirdikten sonra master eğitimine Türkiye'de devam etmek için TÜBİTAK-Münir Birsel Lisansüstü Bursları Vakfı'nın bursuna başvuran Ünal, bu bursu ilk sırada kazandı.

Ünal, "Fakat gerçekte hayalim bu değildi. Çocukluğumdan beri biyolojiye olan ilgim çok büyüktü. Bu yüzden yurt dışına çıkıp bir şekilde makine mühendisliği ve biyolojiyi birleştiren bir alanda çalışmalarıma devam etmek istiyordum ve bu hayalimi gerçekleştirebilecek yolları arıyordum" diye konuştu.

Tam bu sırada Milli Eğitim Bakanlığı'nın “5 Yılda 5 Bin Öğrenci Projesi”ni duyduğunu anlatan Ünal, projenin sağladığı imkanlar sayesinde hayallerini gerçekleştirdiğini belirterek, şunları söyledi:

"Bu noktada bakanlığımıza çok teşekkür etmek istiyorum. Ben sonuçta bir emekli öğretmenin oğluyum. Eğer bu burs olmasaydı cesaret edip Amerika’ya gelemezdim ve belki de ancak rüyalarımda Amerika'da eğitim görebilirdim. Üniversite yıllarımdan beri hep aklımın bir köşesinde Amerika'ya gitmek vardı ama o zamanlar maddi açıdan benim için hiçbir şekilde bunun imkanı yoktu. Bu projeyi duymam hayatımda çok önemli bir andı. Büyük bir hevesle başvurdum. Benim için o zamanlarda Amerika'ya gelebilmenin tek yolu bu burstu. Devletimizin sağladığı bu imkanla buraya geldim. Burada master eğitimimi yaptım. Şu anda doktora eğitimimin son yılındayım. Allah kısmet ederse bir yıl da doktora sonrası eğitimimi tamamladıktan sonra ülkeme dönüp Amerika’daki çalışmalarıma kaldığım yerden devam etmek istiyorum."

Türk öğrenciler kendilerine güvenmeli

Türkiye'de alınan eğitimin ABD'de master ve doktora yapmak için teorik anlamda yeterli bir eğitim olduğunu ifade eden Ünal, eğitimlerine ABD'de devam etmek isteyen Türk öğrencilere seslenerek "Öncelikle şunu bilmeleri gerekiyor. Ülkemizde gerçekten teorik olarak iyi bir eğitim veriliyor. Belki tek eksiğimiz, teorik olarak öğrendiğimiz bilgileri pratiğe geçirmekte zorluk çekmemiz ve üniversite eğitimi boyunca öğrendiğimiz şeylerin hep teoride kalması. Bu herhalde yeteri kadar laboratuvar imkanımızın olmayışı ve laboratuvarda yeteri kadar vakit geçiremememizden kaynaklanıyor. Ama ABD'de sağlanan imkanlar ve laboratuvar ortamları sayesinde, öğrenmiş olduğumuz bilgileri pratiğe dökme şansımız var" diye konuştu.

Türk öğrencilere kendilerine güvenmeleri çağrısı yapan Ünal, eğitim alanında her türlü fırsatı değerlendirmelerini, kendilerini geliştirmelerini, hayallerini ertelememelerini ve fırsat verildiği takdirde ellerinden gelenin en iyisini yapmalarını, böylelikle önlerine birçok kapının açılabileceğini dile getirdi.

Milli hazinemiz

Türkiye'nin New York Eğitim Ataşesi Yurdagül Aydoğan da şu an ABD'de bin 500 civarında Türk öğrencinin Milli Eğitim Bakanlığının burslarından faydalandığını anlattı.

Bu öğrencilerin çoğunluğunun "5 Yılda 5 Bin Öğrenci" projesi kapsamında eğitim için ABD'ye geldiğini belirten Aydoğan, bu yolla dünyanın birçok yerine öğrenci gönderildiğini, fakat öğrencilerin ABD'ye olan ilgisinin daha yoğun olduğunu gözlemlediklerini ifade etti.

Devletin öğrencilere en üst düzey eğitim koşullarını sağlamayı amaçladığını vurgulayan Aydoğan, "Buraya gelen Mustafa Ünal gibi çocuklar, Türkiye'nin gerçekten çok başarılı öğrencileri arasından seçiliyor. Bu öğrenciler, belli bir sınav ve akademik sıralamanın sonuçlarına göre geliyor" dedi.

Bu öğrenciler için "milli hazinemiz" ifadesini kullanan Aydoğan, öğrencilerin eğitimlerini tamamlamasının ardından Türkiye'ye dönmelerinin önemine değindi.

Aydoğan, son dönemde yapılan araştırmalara göre eğitim sonrasında Türkiye'ye dönüşlerde ciddi bir artış tespit edildiğini dile getirerek, "Öğrencilerimiz, yüzde 80 oranında Türkiye'ye geri dönüyor. Bu çok ciddi bir rakam ve kritik bir eşik" diye konuştu.

Dönüşlerdeki artışta en önemli faktörlerden birinin son iki yılda yapılan kanuni düzenlemeler olduğunu kaydeden Aydoğan, özlük haklarıyla ilgili yapılan değişikliklerin öğrencilerin Türkiye'ye dönüş oranınındaki yükselişi desteklediğini ifade etti.

Aydoğan, "Bizim en büyük ödülümüz Mustafa Ünal'ınki gibi başarı öyküleri duymak. Bu öğrencilerin Türkiye'de araştırmayı sürdürebileceği, bunları yapabileceği ortamı sağlamak gerekiyor. Bu konuda çocukların gideceği üniversitelere ve bu üniversitelerin rektörlerine büyük iş düşüyor" dedi.

Yurt dışında Milli Eğitim Bakanlığı burslarıyla eğitim almak isteyen öğrencilere tavsiyelerde bulunan Aydoğan, akademik kariyer yapmak isteyen öğrencilerin lisans eğitimi süresince ortalamalarına dikkat edip 2,70’in altına düşürmemelerini ve Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı'na (ALES) iyi hazırlanmalarını öğüt verdi.

> ABD’deki Türk öğrencinin büyük başarısı

MEB bursuyla ABD'de doktora yapan Mustafa Ünal, kemik kırılganlığıyla ilgili yaptığı yeni çalışmayla Baxter Genç Araştırmacı Ödülü'ne layık görüldü.

abd turk ogrenciMilli Eğitim Bakanlığının (MEB) sağladığı burs programıyla ABD'de doktora eğitimini sürdüren Mustafa Ünal, kemik kırılganlığının sebepleri ve sağlamlığının ölçülmesi konusunda yaptığı çalışmayla, ABD genelinde sağlık alanında çığır açıcı nitelikte araştırmalar yapan ve metotlar geliştiren genç bilim adamlarına verilen Baxter Genç Araştırmacı Ödülü'nün sahibi oldu.

Ünal, 2006 yılında uygulanmaya başlanan “5 Yılda 5 Bin Öğrenci Projesi” kapsamında yurt dışına gönderilen binlerce Türk öğrenciden biri.

Lisans eğitimini Selçuk Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü'nde tamamlayan Ünal, bu proje kapsamında "biyomekanik" alanında master ve doktora eğitimi almak için 2009 yılında resmi burslu statüsünde ABD'ye gitti.

2010-2012 arasında San Antonio’daki Teksas Üniversitesi'nde kemik biyomekaniği ve kemik kırılganlığının sebepleri üzerine çalışmalar yapan Ünal, 2012'nin eylül ayında Ohio eyaletine bağlı Cleveland kentindeki Case Western Reserve Üniversitesi’nde doktora programına kabul edildi.

Ünal, burada biyomekanik alanının uzman isimlerinden Prof. Dr. Ozan Akkuş gözetiminde geliştirdiği yeni bir yöntem sayesinde, ABD genelinde sağlık alanında çığır açıcı nitelikte araştırmalar yapan ve metotlar geliştiren genç bilim adamlarına verilen "Baxter Genç Araştırmacı Ödülü"nün (Baxter Young Investigator Award) sahibi oldu.

Mustafa Ünal, yeni geliştirdikleri yöntem ile kemikteki su miktarının "Raman spektroskopisi"ni kullanarak ölçülebileceğini ve kemikteki suyun kemik sağlamlığıyla olan ilişkisini bilim dünyasına gösterdiklerini anlattı ve şunları kaydetti:

"Raman spektroskopisi, değişik dalga boylarındaki lazerleri kullanarak, malzemelerin kimyasal yapısını kimyasal bağlarına göre ortaya çıkarabilen bir metot. Fakat dünyada bugüne kadar hiç kimse kemikteki su miktarını Raman spektroskopisi ile ölçmeyi düşünmemişti çünkü mevcut Raman spektroskopilerinin çoğu kemikteki suyu ölçebilecek hassasiyete sahip değil. Laboratuvarımızda özellikle kemikteki su miktarını ölçebilecek hassasiyette bir Raman spektroskopisi dizayn ettik ve bunu kullanarak dünyada ilk kez Raman spektroskopisi ile kemikteki minerale ve kolajene kimyasal yollar ile bağlı olan su miktarını ölçtük ve bunların kemik kalitesi ve sağlamlığıyla olan ilişkisini ortaya çıkardık."

Kemik erimesinin önlenmesinde yeni dönem

Yeni yöntemin kemik erimelerinin önlenmesi ve tedavi edilmesinde yeni bir dönemi başlatabileceğini ifade eden Ünal, şeker hastalığı, kronik böbrek yetmezliği ve benzeri hastalıklarla birlikte yaşa bağlı olarak gerçekleşen kemik kırılmalarının yılda 6 milyondan fazla kişiyi etkilediğini belirtti.

Mevcut kemik sağlamlığını ölçen metotların yeterince hassas olmadığını aktaran Ünal, kemik kalitesinin hassas bir şekilde ölçülmesinin hem kemik kırılmadan önce risk tespitinde hem de yapılan tedavinin yararlı olup olmadığının tespitinde önemli bir adım olduğunu anlattı.

Ünal, "Kemikteki su miktarının kemik sağlamlığına etkisi, kuru bir ağaç dalının kırılması ile yaş ve taze bir ağaç dalının kırılmasına benzetilebilir. Yaş ağaç dalını kuru ağaç dalına nazaran daha zor kırarız. İşte kemikteki su miktarı da benzer bir şekilde kemiğin kuru bir dal gibi kolay mı kırılacağını, yoksa yaş bir ağaç dalı gibi zor mu kırılacağını belirliyor" diye konuştu.

Prof. Dr. Akkuş'la birlikte geliştirdikleri yöntemin kemikte bulunan farklı yapıdaki su miktarlarını ölçebildiğini dile getiren Ünal, "Yaptığımız araştırma sonucunda kemikte mineral ve kolajene kimyasal yollarla bağlı olan su miktarının artmasının kemiğin kalitesi ve sağlamlığıyla direkt olarak ilişkili olduğunu bulduk. Böylelikle yeni geliştirdiğimiz metotla kemikteki su miktarı ölçümünün kemik sağlığının ve sağlamlığının bir ölçüsü olabileceğini tüm dünyaya göstermiş olduk. Gelecekte kemik sağlığının klinik olarak ölçümünde bu metodun kullanılabilme potansiyeli çok yüksek" dedi.

Devletimizin sağladığı imkanla buraya geldim

1985 yılında Gaziantep'in Nizip ilçesinde dört çocuklu bir ailenin 3'üncü çocuğu olarak dünyaya gelen Mustafa Ünal, fen bilgisi öğretmeni olan babasının "doğu görevi" nedeniyle 5 yaşına kadar Ağrı'nın Doğubeyazıt ilçesinde yaşadı.

"Ailem her zaman eğitimime çok önem verdi. Fen bilimlerine, özellikle de biyolojiye olan ilgi ve sevgim babamdan dolayı" diyen Ünal, ilk ve orta öğretimini yine babasının tayini nedeniyle gittiği İskenderun'da tamamladı.

Konya'da Selçuk Üniversitesi'nin Makine Mühendisliği Bölümü'nü bitirdikten sonra master eğitimine Türkiye'de devam etmek için TÜBİTAK-Münir Birsel Lisansüstü Bursları Vakfı'nın bursuna başvuran Ünal, bu bursu ilk sırada kazandı.

Ünal, "Fakat gerçekte hayalim bu değildi. Çocukluğumdan beri biyolojiye olan ilgim çok büyüktü. Bu yüzden yurt dışına çıkıp bir şekilde makine mühendisliği ve biyolojiyi birleştiren bir alanda çalışmalarıma devam etmek istiyordum ve bu hayalimi gerçekleştirebilecek yolları arıyordum" diye konuştu.

Tam bu sırada Milli Eğitim Bakanlığı'nın “5 Yılda 5 Bin Öğrenci Projesi”ni duyduğunu anlatan Ünal, projenin sağladığı imkanlar sayesinde hayallerini gerçekleştirdiğini belirterek, şunları söyledi:

"Bu noktada bakanlığımıza çok teşekkür etmek istiyorum. Ben sonuçta bir emekli öğretmenin oğluyum. Eğer bu burs olmasaydı cesaret edip Amerika’ya gelemezdim ve belki de ancak rüyalarımda Amerika'da eğitim görebilirdim. Üniversite yıllarımdan beri hep aklımın bir köşesinde Amerika'ya gitmek vardı ama o zamanlar maddi açıdan benim için hiçbir şekilde bunun imkanı yoktu. Bu projeyi duymam hayatımda çok önemli bir andı. Büyük bir hevesle başvurdum. Benim için o zamanlarda Amerika'ya gelebilmenin tek yolu bu burstu. Devletimizin sağladığı bu imkanla buraya geldim. Burada master eğitimimi yaptım. Şu anda doktora eğitimimin son yılındayım. Allah kısmet ederse bir yıl da doktora sonrası eğitimimi tamamladıktan sonra ülkeme dönüp Amerika’daki çalışmalarıma kaldığım yerden devam etmek istiyorum."

Türk öğrenciler kendilerine güvenmeli

Türkiye'de alınan eğitimin ABD'de master ve doktora yapmak için teorik anlamda yeterli bir eğitim olduğunu ifade eden Ünal, eğitimlerine ABD'de devam etmek isteyen Türk öğrencilere seslenerek "Öncelikle şunu bilmeleri gerekiyor. Ülkemizde gerçekten teorik olarak iyi bir eğitim veriliyor. Belki tek eksiğimiz, teorik olarak öğrendiğimiz bilgileri pratiğe geçirmekte zorluk çekmemiz ve üniversite eğitimi boyunca öğrendiğimiz şeylerin hep teoride kalması. Bu herhalde yeteri kadar laboratuvar imkanımızın olmayışı ve laboratuvarda yeteri kadar vakit geçiremememizden kaynaklanıyor. Ama ABD'de sağlanan imkanlar ve laboratuvar ortamları sayesinde, öğrenmiş olduğumuz bilgileri pratiğe dökme şansımız var" diye konuştu.

Türk öğrencilere kendilerine güvenmeleri çağrısı yapan Ünal, eğitim alanında her türlü fırsatı değerlendirmelerini, kendilerini geliştirmelerini, hayallerini ertelememelerini ve fırsat verildiği takdirde ellerinden gelenin en iyisini yapmalarını, böylelikle önlerine birçok kapının açılabileceğini dile getirdi.

Milli hazinemiz

Türkiye'nin New York Eğitim Ataşesi Yurdagül Aydoğan da şu an ABD'de bin 500 civarında Türk öğrencinin Milli Eğitim Bakanlığının burslarından faydalandığını anlattı.

Bu öğrencilerin çoğunluğunun "5 Yılda 5 Bin Öğrenci" projesi kapsamında eğitim için ABD'ye geldiğini belirten Aydoğan, bu yolla dünyanın birçok yerine öğrenci gönderildiğini, fakat öğrencilerin ABD'ye olan ilgisinin daha yoğun olduğunu gözlemlediklerini ifade etti.

Devletin öğrencilere en üst düzey eğitim koşullarını sağlamayı amaçladığını vurgulayan Aydoğan, "Buraya gelen Mustafa Ünal gibi çocuklar, Türkiye'nin gerçekten çok başarılı öğrencileri arasından seçiliyor. Bu öğrenciler, belli bir sınav ve akademik sıralamanın sonuçlarına göre geliyor" dedi.

Bu öğrenciler için "milli hazinemiz" ifadesini kullanan Aydoğan, öğrencilerin eğitimlerini tamamlamasının ardından Türkiye'ye dönmelerinin önemine değindi.

Aydoğan, son dönemde yapılan araştırmalara göre eğitim sonrasında Türkiye'ye dönüşlerde ciddi bir artış tespit edildiğini dile getirerek, "Öğrencilerimiz, yüzde 80 oranında Türkiye'ye geri dönüyor. Bu çok ciddi bir rakam ve kritik bir eşik" diye konuştu.

Dönüşlerdeki artışta en önemli faktörlerden birinin son iki yılda yapılan kanuni düzenlemeler olduğunu kaydeden Aydoğan, özlük haklarıyla ilgili yapılan değişikliklerin öğrencilerin Türkiye'ye dönüş oranınındaki yükselişi desteklediğini ifade etti.

Aydoğan, "Bizim en büyük ödülümüz Mustafa Ünal'ınki gibi başarı öyküleri duymak. Bu öğrencilerin Türkiye'de araştırmayı sürdürebileceği, bunları yapabileceği ortamı sağlamak gerekiyor. Bu konuda çocukların gideceği üniversitelere ve bu üniversitelerin rektörlerine büyük iş düşüyor" dedi.

Yurt dışında Milli Eğitim Bakanlığı burslarıyla eğitim almak isteyen öğrencilere tavsiyelerde bulunan Aydoğan, akademik kariyer yapmak isteyen öğrencilerin lisans eğitimi süresince ortalamalarına dikkat edip 2,70’in altına düşürmemelerini ve Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı'na (ALES) iyi hazırlanmalarını öğüt verdi.

Son Güncelleme: Çarşamba, 02 Eylül 2015 11:39

Gösterim: 2390

ABD'li lise öğrencisi Noa Mintz henüz 15 yaşında ama kendi şirketini kurdu, çalışanları oldu ve şimdi yıllık kazancı 500 bin dolar civarında...

Lise öğrencisi Mintz, 2012’de kendine ait bir bebek bakıcılığı web sitesi kurdu.  Adını da ‘Nannies by Noa’ (Noa’nın dadıları) koydu. Başladığında 50 müşterisi olan Mintz’in şimdi 200’e yakın müşterisi var.

Mintz, dadılarına ortalama olarak saatine 5 dolar veriyor, başarılı olan dadıların ise ilk maaşlarını %15 primle veriyor.

İşe ayıracak vakti yok

Yaklaşık Haftada ortalama 40 saat çalışan 25 tam zamanlı dadı ve 50 de bebek bakıcısını çalıştıran küçük kız, işe ilk giriştiğinde ortalama 100 dolar kazanıyordu. Bugün ise kazandığı para yılda 500 bin dolara çıktı. Yeterince para kazandığında ise şirketini yönetmesi için bir CEO’yu işe aldı ve Manhattan’da bir ofis tuttu çünkü onun okula gitmesi gerekiyordu.

 

 

 

 

 

 

 

 

Noa Mintz dadılarıyla birlikte

Mintz, CNN’e verdiği röportajında okulda başarılı bir öğrenci olmadığını söylüyor: ‘Okulla başım dertte, zorlanıyorum. Ama sanırım derslerde başarılı olmakla girişimci olarak başarılı olmak farklı şeyler’ diyor. Gelecek planları içinde de şunlar var: ‘Önce liseyi bitireceğim. Sonra da belki bir şirket daha kurarım.’

> 15 yaşında milyonerlik yolunda!

ABD'li lise öğrencisi Noa Mintz henüz 15 yaşında ama kendi şirketini kurdu, çalışanları oldu ve şimdi yıllık kazancı 500 bin dolar civarında...

Lise öğrencisi Mintz, 2012’de kendine ait bir bebek bakıcılığı web sitesi kurdu.  Adını da ‘Nannies by Noa’ (Noa’nın dadıları) koydu. Başladığında 50 müşterisi olan Mintz’in şimdi 200’e yakın müşterisi var.

Mintz, dadılarına ortalama olarak saatine 5 dolar veriyor, başarılı olan dadıların ise ilk maaşlarını %15 primle veriyor.

İşe ayıracak vakti yok

Yaklaşık Haftada ortalama 40 saat çalışan 25 tam zamanlı dadı ve 50 de bebek bakıcısını çalıştıran küçük kız, işe ilk giriştiğinde ortalama 100 dolar kazanıyordu. Bugün ise kazandığı para yılda 500 bin dolara çıktı. Yeterince para kazandığında ise şirketini yönetmesi için bir CEO’yu işe aldı ve Manhattan’da bir ofis tuttu çünkü onun okula gitmesi gerekiyordu.

 

 

 

 

 

 

 

 

Noa Mintz dadılarıyla birlikte

Mintz, CNN’e verdiği röportajında okulda başarılı bir öğrenci olmadığını söylüyor: ‘Okulla başım dertte, zorlanıyorum. Ama sanırım derslerde başarılı olmakla girişimci olarak başarılı olmak farklı şeyler’ diyor. Gelecek planları içinde de şunlar var: ‘Önce liseyi bitireceğim. Sonra da belki bir şirket daha kurarım.’

Son Güncelleme: Perşembe, 26 Şubat 2015 15:47

Gösterim: 3146

Birleşmiş Milletler'in (BM) dünya barışı ve küresel kalkınmaya yönelik yapılan çalışmaları cesaretlendirmek için verdiği UNCA ödülüne Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel layık görüldü

Birleşmiş Milletler'de (BM) görev yapan muhabirlerin önemli bir çoğunluğunun üye olduğu BM Muhabirleri Derneği'nin (UNCA) her yıl düzenlediği geleneksel balosunda dağıtılan ödüllerden biri Enver Yücel'e verildi.

Gecenin sponsorlarından olan Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Yücel'e bu yıl ilk defa verilen "Küresel Eğitim İçin Özel Ödül"ü her yıl baloya davet edilen BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun takdim etti.

Gecede ayrıca görevi başında hayatını kaybeden gazeteci Elizabeth Neuffer ve Ricardo Ortega adına verilen iki ayrı ödül dışında Monoko Prensi 2. Albert UNCA Küresel Ödülü ve BM Vakfı Ödülleri de uluslararası gazetecilere dağıtıldı.

UNCA'nın yıllık balosunda bu yıl ilk defa Türkiye'den gelen ziyaretçilerin yoğunluğu dikkat çekti. Geçen sene Fas'ın sponsorları arasında yer aldığı UNCA'nın balosuna bu yıl etkinliği destekleyen kuruluşlar arasında bulunan THY damgasını vurdu. THY, gecede yapılan çekilişte iki kişiye İstanbul'a gidiş-dönüş ''business'' sınıfı bilet hediye ederken, baloya katılan tüm davetlilere THY takvimi ve ajandası verildi.

BM muhabirlerinin balosuna, UNCA'ya üye olan gazeteciler dışında BM Genel Sekreteri Ban, Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Halit Çevik ve bazı ülkelerin büyükelçileri de katıldı.

> BM’den Enver Yücel’e büyük ödül

Birleşmiş Milletler'in (BM) dünya barışı ve küresel kalkınmaya yönelik yapılan çalışmaları cesaretlendirmek için verdiği UNCA ödülüne Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel layık görüldü

Birleşmiş Milletler'de (BM) görev yapan muhabirlerin önemli bir çoğunluğunun üye olduğu BM Muhabirleri Derneği'nin (UNCA) her yıl düzenlediği geleneksel balosunda dağıtılan ödüllerden biri Enver Yücel'e verildi.

Gecenin sponsorlarından olan Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Yücel'e bu yıl ilk defa verilen "Küresel Eğitim İçin Özel Ödül"ü her yıl baloya davet edilen BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun takdim etti.

Gecede ayrıca görevi başında hayatını kaybeden gazeteci Elizabeth Neuffer ve Ricardo Ortega adına verilen iki ayrı ödül dışında Monoko Prensi 2. Albert UNCA Küresel Ödülü ve BM Vakfı Ödülleri de uluslararası gazetecilere dağıtıldı.

UNCA'nın yıllık balosunda bu yıl ilk defa Türkiye'den gelen ziyaretçilerin yoğunluğu dikkat çekti. Geçen sene Fas'ın sponsorları arasında yer aldığı UNCA'nın balosuna bu yıl etkinliği destekleyen kuruluşlar arasında bulunan THY damgasını vurdu. THY, gecede yapılan çekilişte iki kişiye İstanbul'a gidiş-dönüş ''business'' sınıfı bilet hediye ederken, baloya katılan tüm davetlilere THY takvimi ve ajandası verildi.

BM muhabirlerinin balosuna, UNCA'ya üye olan gazeteciler dışında BM Genel Sekreteri Ban, Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Halit Çevik ve bazı ülkelerin büyükelçileri de katıldı.

Son Güncelleme: Çarşamba, 17 Aralık 2014 12:18

Gösterim: 3281

Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türker Kılıç, dünyanın en prestijli akademilerinden biri olarak gösterilen Avrupa Bilim ve Sanat Akademisi’ne üye olarak seçildi.

Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türker Kılıç, dünyanın en prestijli akademilerinden biri olarak gösterilen Avrupa Bilim ve Sanat Akademisi’ne üye olarak seçildi.

Beşeri Bilimler, Tıp, Sanat, Doğa Bilimleri, Sosyal Bilimler, Hukuk, Ekonomi, Çevre Bilimleri gibi alanlardaki çalışmaları destekleyen, 30’u Nobel ödüllü olmak üzere 1500’e yakın üyesiyle uluslararası bir kuruluş olan Avrupa Bilim ve Sanat Akademisi özellikle Avrupa ile ilgili konulara ve insanlığın yararına olacak bilimsel ve kültürel çalışmalara imza atıyor. Bünyesinde bulunan Avrupalı bilim adamları ve sanatçılar sayesinde sorunların farklı açılardan incelenmesi ve çözümler bulunması amacı taşıyan akademi, bağımsız bir bilgi havuzu oluşturarak, disiplinler arası diyalog, farklı fikir ve düşüncelerin bir araya getirilmesi ve uluslararası bilimsel söylem oluşturulması gibi temalar etrafında birleşiyor.

> Türk bilim adamına büyük onur

Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türker Kılıç, dünyanın en prestijli akademilerinden biri olarak gösterilen Avrupa Bilim ve Sanat Akademisi’ne üye olarak seçildi.

Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türker Kılıç, dünyanın en prestijli akademilerinden biri olarak gösterilen Avrupa Bilim ve Sanat Akademisi’ne üye olarak seçildi.

Beşeri Bilimler, Tıp, Sanat, Doğa Bilimleri, Sosyal Bilimler, Hukuk, Ekonomi, Çevre Bilimleri gibi alanlardaki çalışmaları destekleyen, 30’u Nobel ödüllü olmak üzere 1500’e yakın üyesiyle uluslararası bir kuruluş olan Avrupa Bilim ve Sanat Akademisi özellikle Avrupa ile ilgili konulara ve insanlığın yararına olacak bilimsel ve kültürel çalışmalara imza atıyor. Bünyesinde bulunan Avrupalı bilim adamları ve sanatçılar sayesinde sorunların farklı açılardan incelenmesi ve çözümler bulunması amacı taşıyan akademi, bağımsız bir bilgi havuzu oluşturarak, disiplinler arası diyalog, farklı fikir ve düşüncelerin bir araya getirilmesi ve uluslararası bilimsel söylem oluşturulması gibi temalar etrafında birleşiyor.

Son Güncelleme: Çarşamba, 25 Şubat 2015 11:47

Gösterim: 3627

Hizan'ın Çatak Değirmen köyünde görev yapan kadın öğretmenler, tüm zorluk ve imkansızlığa rağmen öğrencilerini geleceğe hazırlıyor.

Hizan'ın Çatak Değirmen köyünde görev yapan kadın öğretmenler, tüm zorluk ve imkansızlığa rağmen öğrencilerini geleceğe hazırlıyor.

Alışılagelmiş yaşamlarını geride bırakıp Hizan'a 50 kilometre mesafedeki Çatak Değirmen köyünde öğretmenlik yapan İzmirli Zeynep Kiraz ile Antalyalı İpek Şekerci, ailelerinden ve sevdiklerinden kilometrelerce uzakta eğitim veren öğretmenlerden yalnızca ikisi...

Köydeki imkansızlıklar nedeniyle ilçe merkezinde oturan ve her gün kilometrelerce yol katederek günün ilk ışıklarıyla köye ulaşan Zeynep ve İpek öğretmen, öğrencilerini sıcak dersliklerde karşılamanın çabasını gösteriyor.

Öğrencileri okula gelmeden ellerine aldıkları baltayla odun kıran ve sınıflardaki sobaları yakan fedakar öğretmenler, kendi çocuklarından ve kardeşlerinden ayırt etmedikleri öğrencilerine hem anne hem de abla şefkati gösteriyor.

Alışık olmadıkları köy şartlarında tüm zorluklara göğüs gererek öğrencilerine iyi bir gelecek sunmanın uğraşını veren genç öğretmenlerin bu özverisi, köy halkı tarafından da takdir ediliyor.

Antalya'dan ilk görev yeri olan Çatak Değirmen köyüne gelen öğretmenlerden İpek Şekerci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, öğrencilerinin iyi bir eğitim alması için gün doğmadan yola koyulduklarını söyledi.

Şekerci, hafta içi her gün bir saat süren yolculuğun ardından köye ulaştıklarını ve ilk iş olarak odun kırıp dersliklerdeki sobaları yaktıklarını vurgulayarak, şöyle konuştu:

"Antalya'dan geldiğim için hiç soba yakmamıştım. Öğrencilerin yardımıyla soba yakmayı öğrendim. Hava şartları bizi zorluyor. Soğuk kış günlerinde soba yakmak zor oluyor. Fakat hem köylüler hem de öğrencilerimiz bize çok destek oluyor. Antalya'dan geldiğimde burada hiç alışık olmadığım bir yaşam tarzıyla karşılaştım. Biraz zorlandım ama öğrencilerimizin gözündeki o ışık, her şeye değiyor. Tüm zorluklara rağmen öğrencilerimizin sevgisi bizi mutlu ediyor. Onlar için buradayız. Onların mutlu olduğunu görmek benim de hoşuma gidiyor. Bizi buraya tek bağlayan unsur öğrencilerimiz."

Geçen yıl kış mevsiminde köy yolunun kar nedeniyle kapandığını ve kendilerinin de birkaç defa yolda kaldığını ifade eden Şekerci, aracın yolda kaldığı günlerde saatlerce yürüyüp okula gittiklerini dile getirdi.

"Öğrenciler bize odun kırmayı, soba yakmayı öğretti"

İzmirli Zeynep öğretmen ise Ankara'nın doğusunu ilk kez gördüğünü, bu nedenle de alışık olmadığı bir yaşantıya adapte olmakta büyük zorluklar yaşadığını belirtti.

Tüm zorlukları öğrencilerin ve köylülerin desteğiyle aştıklarına değinen Zeynep Kiraz, şunları kaydetti:

"Buraya ilk geldiğimde soba yakmayı bilmiyordum. Daha önce hiç böyle bir deneyimim olmamıştı. Okulu ilk gördüğümde büyük şaşkınlık yaşadım. Okulda iki bayan öğretmen olduğumuz için her şeyle biz ilgileniyoruz. Okulun sobalı olması, kışın aşırı soğuk geçmesi ve konuşulan dil nedeniyle çok sıkıntı yaşadım. Ama çocuklar benim alışmam için çok yardımcı oldular. Doğu'ya ilk defa geldim ve alışılmadık bir yaşam tarzıyla karşılaştım. Öğrenciler bana odun kırmayı ve soba yakmayı öğretti. Şimdi işimi severek yapıyorum. İyi ki öğretmen olmuşum ve iyi ki buradayım."

> Odun kırıp soba yakan fedakar öğretmenler

Hizan'ın Çatak Değirmen köyünde görev yapan kadın öğretmenler, tüm zorluk ve imkansızlığa rağmen öğrencilerini geleceğe hazırlıyor.

Hizan'ın Çatak Değirmen köyünde görev yapan kadın öğretmenler, tüm zorluk ve imkansızlığa rağmen öğrencilerini geleceğe hazırlıyor.

Alışılagelmiş yaşamlarını geride bırakıp Hizan'a 50 kilometre mesafedeki Çatak Değirmen köyünde öğretmenlik yapan İzmirli Zeynep Kiraz ile Antalyalı İpek Şekerci, ailelerinden ve sevdiklerinden kilometrelerce uzakta eğitim veren öğretmenlerden yalnızca ikisi...

Köydeki imkansızlıklar nedeniyle ilçe merkezinde oturan ve her gün kilometrelerce yol katederek günün ilk ışıklarıyla köye ulaşan Zeynep ve İpek öğretmen, öğrencilerini sıcak dersliklerde karşılamanın çabasını gösteriyor.

Öğrencileri okula gelmeden ellerine aldıkları baltayla odun kıran ve sınıflardaki sobaları yakan fedakar öğretmenler, kendi çocuklarından ve kardeşlerinden ayırt etmedikleri öğrencilerine hem anne hem de abla şefkati gösteriyor.

Alışık olmadıkları köy şartlarında tüm zorluklara göğüs gererek öğrencilerine iyi bir gelecek sunmanın uğraşını veren genç öğretmenlerin bu özverisi, köy halkı tarafından da takdir ediliyor.

Antalya'dan ilk görev yeri olan Çatak Değirmen köyüne gelen öğretmenlerden İpek Şekerci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, öğrencilerinin iyi bir eğitim alması için gün doğmadan yola koyulduklarını söyledi.

Şekerci, hafta içi her gün bir saat süren yolculuğun ardından köye ulaştıklarını ve ilk iş olarak odun kırıp dersliklerdeki sobaları yaktıklarını vurgulayarak, şöyle konuştu:

"Antalya'dan geldiğim için hiç soba yakmamıştım. Öğrencilerin yardımıyla soba yakmayı öğrendim. Hava şartları bizi zorluyor. Soğuk kış günlerinde soba yakmak zor oluyor. Fakat hem köylüler hem de öğrencilerimiz bize çok destek oluyor. Antalya'dan geldiğimde burada hiç alışık olmadığım bir yaşam tarzıyla karşılaştım. Biraz zorlandım ama öğrencilerimizin gözündeki o ışık, her şeye değiyor. Tüm zorluklara rağmen öğrencilerimizin sevgisi bizi mutlu ediyor. Onlar için buradayız. Onların mutlu olduğunu görmek benim de hoşuma gidiyor. Bizi buraya tek bağlayan unsur öğrencilerimiz."

Geçen yıl kış mevsiminde köy yolunun kar nedeniyle kapandığını ve kendilerinin de birkaç defa yolda kaldığını ifade eden Şekerci, aracın yolda kaldığı günlerde saatlerce yürüyüp okula gittiklerini dile getirdi.

"Öğrenciler bize odun kırmayı, soba yakmayı öğretti"

İzmirli Zeynep öğretmen ise Ankara'nın doğusunu ilk kez gördüğünü, bu nedenle de alışık olmadığı bir yaşantıya adapte olmakta büyük zorluklar yaşadığını belirtti.

Tüm zorlukları öğrencilerin ve köylülerin desteğiyle aştıklarına değinen Zeynep Kiraz, şunları kaydetti:

"Buraya ilk geldiğimde soba yakmayı bilmiyordum. Daha önce hiç böyle bir deneyimim olmamıştı. Okulu ilk gördüğümde büyük şaşkınlık yaşadım. Okulda iki bayan öğretmen olduğumuz için her şeyle biz ilgileniyoruz. Okulun sobalı olması, kışın aşırı soğuk geçmesi ve konuşulan dil nedeniyle çok sıkıntı yaşadım. Ama çocuklar benim alışmam için çok yardımcı oldular. Doğu'ya ilk defa geldim ve alışılmadık bir yaşam tarzıyla karşılaştım. Öğrenciler bana odun kırmayı ve soba yakmayı öğretti. Şimdi işimi severek yapıyorum. İyi ki öğretmen olmuşum ve iyi ki buradayım."

Son Güncelleme: Pazartesi, 24 Kasım 2014 13:00

Gösterim: 2934


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.