Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Tersine beyin göçü için ilk kurultayı düzenleyen TÜBİTAK, "Bizde para var, geri dönün" çağrısı yaptı. Ancak yurtdışındaki beyinlerden "Hayır, çünkü yetmez" yanıtı aldı.

Bilim adamlarından TÜBİTAK’a dönmeyizDoç. Dr. Çağan Şekercioğlu: Rektörlerin nasıl seçildiği belli. Bilime politika karıştığı malum. Bu ortamda kimse Türkiye ye gelmez.

TÜBİTAK İstanbul ’da yurtdışındaki Türk bilim insanlarına yönelik 2 gün süren bir kurultay düzenledi. Türkiye ’den de 100 bilim insanı ve şirket temsilcisinin katıldığı kurultayda yurt dışındaki bilim insanlarıyla ortak nasıl çalışmalar yapılabileceği tartışıldı. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, Türkiye ’de şartların değiştiğini anlatarak, bilim adamlarını geri dönmeye davet etti. TÜBİTAK ’ın yetkilileri de “Paramız var” mesajı verdi.

Ancak kurultaya katılan çoğu bilim insanına göre sorun para değil, bilimsel altyapının eksikliği ve belirli bir bilim politikasının olmaması. Utah Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu, TÜBİTAK ’ın çağırdığı 100 bilim insanının içindeki tek doğa bilimci. National Geographic tarafından ‘Yılın Kaşifi’ seçilen Şekercioğlu, kurultayı şöyle değerlendirdi: “Rektörlerin nasıl atandığı belli. Bilime politikanın karıştığı da malum. Bu ortamda kimse Türkiye ’ye gelmez. Ben zaten 10 yıldır Türkiye ’de Kars ve Iğdır bölgesinde Kuzey Doğa Derneği adı altında çalışıyorum. 9 yılda ilk kez devletten 20 bin euro destek aldık, 5 kurt vericisi aldık. O da ‘Yılın Kaşifi’ seçildikten sonra, son bir yıl içinde oldu. Toplantının ticari bir vurgusu var. Ama kimse bilimi para için yapmaz. ‘ Türkiye ’de ekonomi iyi, maddi destek oluruz’ deniliyor. Ancak bilimsel ve özgür düşünce yapısı önemli. ABD ’de hiç bir hoca ‘izin alma’ diye bir kavramı bilmez. Her hoca bağımsız çalışır. Bölüm başkanları ile ast-üst ilişkisi yoktur. Maaşların aynı olması önemli değil. Türkiye ’de halen askerlikten kaçmak için master, maaş artsın diye doktora yapılıyor. Yayın sayısı fazla ancak yayın başına atıf oranı çok düşük. Yani nitelikli yayınlar yok. Bu şartlar gerçekleşirse Türkiye ’de bir üniversitede çalışırım.”

Dr. İsmail Tırtom: Tokyo Üniversitesi

Bilgi aktarımı inanılmaz

Yurtdışında çalışmayı istemezdim. Hele Japonya ’da. İmkânlardan dolayı tercih ettim. ABD sistemi ile Japonya çok farklı. Japonya ’da her bir mühendislik için her bir profesörün kendi grubu var. Lisans öğrencileri de bu gruplara katılıyor. Son yıllarında da bir projenin içinde girip uygulamalı olarak proje hazırlanıyor. Dünyada ne olup bittiğini çok iyi takip ediyorlar ve bunun için de inanılmaz para harcıyorlar. Dışarıdan insanları getirip öğreniyorlar. Bilgi aktarımı inanılmaz. Herkes bir altına bilgiyi aktarıyor. Japon hükümetinden burs alarak gittim. Sınav merkezli eğitimden, proje ve rapor merkezli eğitim sisteme geçilmeli. Sadece üniversite değil, ortaöğretimden itibaren geçilmeli. Yaşam olarak Türkiye daha güzel. Ancak deneyim ve bilgi için katlanıyoruz. 

Prof. Dr. Mihri Özkan California Üniversitesi

Köprüler kurulmalı

Nano teknolojinin enerjiye uyarlanmasında çalışıyorum. Türkiye ’nin bizi hatırlamasıyla mutlu olduk. Ancak bunun çok sık olması ve köprülerin kurulması gerekiyor. Biz ailevi nedenlerden dolayı (çocuk) dönmeyi düşünüyoruz. Gazi ve Bilkent’te nanoteknoloji merkezlerindeki arkadaşlarla çalışmalar yaptık. Sabancı’da proje başlatmak üzereyiz. Ama önce yurtdışında emekliliğimizi garantilemek istiyoruz.

Dr. Cengiz Özkan California Üniversitesi

Dönebilirim

Türkiye ’de de önemli değişiklikler var. Son 5 yılda Türkiye ’de de bu şartlar oluşmaya başladı. Bilkent ve Sabancı’da nanomerkezleri var. Bundan sonraki adım öğretim üyelerini buralara çekip projeler yapmalarını sağlamak. Bazı hocaların aklında ‘Dönersem projelerime devam ettirecek öğrenci bulabilir miyim?’ sorusu oluyor. İlk kurultay çok önemliydi. Şu anda bir Türkiye üniversitesinden teklif gelirse dönerim.

Prof. Dr. Turgut Gür Stanford Üniversitesi

Çalışma kültürü farklı

Tüm bilim adamlarının aynı çatı altında toplanması çok yararlı oldu. Ben 1970’te yurtdışına çıktım. İlk kez böyle bir çalışma oluyor. Meslektaşlarımın ne işler yaptığını öğrendim. Ancak bu çalışma sonrasında ne olur bilmiyorum. Bu bir sistem. Daha kapsamlı bir şekilde ele alınmalı.

Ben malzeme bilimleri öğretim üyesiyim. Stanford’la buranın arasındaki fark ‘ortam’. Özgürlükler, çalışma ortamı, yeni fikirlerin ortaya çıkması, insanların birbiriyle çalışma kültürü... Projeye 2 isim yazmakla işbirlikçi proje olmaz. 15 yıldır ABD ’de çok disiplinli araştırma merkezleri yönetiyorum. Çevre, su, enerji gibi problemler tek yönde çözülmez. Değişik ehliyetlerden insanları bir araya getirmek lazım. Bunlar zaman içinde olabilir.

Beni parayla geri getiremezler

Adını vermek istemeyen bir araştırmacı: Bir öğrenci gidip doktorasını Harvard’da yapıyor. YÖK geri döndüğünde ona ‘Doktora sınavına gir’ diyor. En başta YÖK kaldırılmalı. Bu kurultayda da tek yapılan “Bizde para var. Gelin birlikte çalışalım, buraya gelin” mesajları oldu... Bana para vererek Türkiye ’ye getiremezler ki. Türkiye ’nin bir bilim politikası var mı, ben buna emin değilim.

(radikal)

> Bilim adamlarından TÜBİTAK’a dönmeyiz cevabı

Tersine beyin göçü için ilk kurultayı düzenleyen TÜBİTAK, "Bizde para var, geri dönün" çağrısı yaptı. Ancak yurtdışındaki beyinlerden "Hayır, çünkü yetmez" yanıtı aldı.

Bilim adamlarından TÜBİTAK’a dönmeyizDoç. Dr. Çağan Şekercioğlu: Rektörlerin nasıl seçildiği belli. Bilime politika karıştığı malum. Bu ortamda kimse Türkiye ye gelmez.

TÜBİTAK İstanbul ’da yurtdışındaki Türk bilim insanlarına yönelik 2 gün süren bir kurultay düzenledi. Türkiye ’den de 100 bilim insanı ve şirket temsilcisinin katıldığı kurultayda yurt dışındaki bilim insanlarıyla ortak nasıl çalışmalar yapılabileceği tartışıldı. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, Türkiye ’de şartların değiştiğini anlatarak, bilim adamlarını geri dönmeye davet etti. TÜBİTAK ’ın yetkilileri de “Paramız var” mesajı verdi.

Ancak kurultaya katılan çoğu bilim insanına göre sorun para değil, bilimsel altyapının eksikliği ve belirli bir bilim politikasının olmaması. Utah Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu, TÜBİTAK ’ın çağırdığı 100 bilim insanının içindeki tek doğa bilimci. National Geographic tarafından ‘Yılın Kaşifi’ seçilen Şekercioğlu, kurultayı şöyle değerlendirdi: “Rektörlerin nasıl atandığı belli. Bilime politikanın karıştığı da malum. Bu ortamda kimse Türkiye ’ye gelmez. Ben zaten 10 yıldır Türkiye ’de Kars ve Iğdır bölgesinde Kuzey Doğa Derneği adı altında çalışıyorum. 9 yılda ilk kez devletten 20 bin euro destek aldık, 5 kurt vericisi aldık. O da ‘Yılın Kaşifi’ seçildikten sonra, son bir yıl içinde oldu. Toplantının ticari bir vurgusu var. Ama kimse bilimi para için yapmaz. ‘ Türkiye ’de ekonomi iyi, maddi destek oluruz’ deniliyor. Ancak bilimsel ve özgür düşünce yapısı önemli. ABD ’de hiç bir hoca ‘izin alma’ diye bir kavramı bilmez. Her hoca bağımsız çalışır. Bölüm başkanları ile ast-üst ilişkisi yoktur. Maaşların aynı olması önemli değil. Türkiye ’de halen askerlikten kaçmak için master, maaş artsın diye doktora yapılıyor. Yayın sayısı fazla ancak yayın başına atıf oranı çok düşük. Yani nitelikli yayınlar yok. Bu şartlar gerçekleşirse Türkiye ’de bir üniversitede çalışırım.”

Dr. İsmail Tırtom: Tokyo Üniversitesi

Bilgi aktarımı inanılmaz

Yurtdışında çalışmayı istemezdim. Hele Japonya ’da. İmkânlardan dolayı tercih ettim. ABD sistemi ile Japonya çok farklı. Japonya ’da her bir mühendislik için her bir profesörün kendi grubu var. Lisans öğrencileri de bu gruplara katılıyor. Son yıllarında da bir projenin içinde girip uygulamalı olarak proje hazırlanıyor. Dünyada ne olup bittiğini çok iyi takip ediyorlar ve bunun için de inanılmaz para harcıyorlar. Dışarıdan insanları getirip öğreniyorlar. Bilgi aktarımı inanılmaz. Herkes bir altına bilgiyi aktarıyor. Japon hükümetinden burs alarak gittim. Sınav merkezli eğitimden, proje ve rapor merkezli eğitim sisteme geçilmeli. Sadece üniversite değil, ortaöğretimden itibaren geçilmeli. Yaşam olarak Türkiye daha güzel. Ancak deneyim ve bilgi için katlanıyoruz. 

Prof. Dr. Mihri Özkan California Üniversitesi

Köprüler kurulmalı

Nano teknolojinin enerjiye uyarlanmasında çalışıyorum. Türkiye ’nin bizi hatırlamasıyla mutlu olduk. Ancak bunun çok sık olması ve köprülerin kurulması gerekiyor. Biz ailevi nedenlerden dolayı (çocuk) dönmeyi düşünüyoruz. Gazi ve Bilkent’te nanoteknoloji merkezlerindeki arkadaşlarla çalışmalar yaptık. Sabancı’da proje başlatmak üzereyiz. Ama önce yurtdışında emekliliğimizi garantilemek istiyoruz.

Dr. Cengiz Özkan California Üniversitesi

Dönebilirim

Türkiye ’de de önemli değişiklikler var. Son 5 yılda Türkiye ’de de bu şartlar oluşmaya başladı. Bilkent ve Sabancı’da nanomerkezleri var. Bundan sonraki adım öğretim üyelerini buralara çekip projeler yapmalarını sağlamak. Bazı hocaların aklında ‘Dönersem projelerime devam ettirecek öğrenci bulabilir miyim?’ sorusu oluyor. İlk kurultay çok önemliydi. Şu anda bir Türkiye üniversitesinden teklif gelirse dönerim.

Prof. Dr. Turgut Gür Stanford Üniversitesi

Çalışma kültürü farklı

Tüm bilim adamlarının aynı çatı altında toplanması çok yararlı oldu. Ben 1970’te yurtdışına çıktım. İlk kez böyle bir çalışma oluyor. Meslektaşlarımın ne işler yaptığını öğrendim. Ancak bu çalışma sonrasında ne olur bilmiyorum. Bu bir sistem. Daha kapsamlı bir şekilde ele alınmalı.

Ben malzeme bilimleri öğretim üyesiyim. Stanford’la buranın arasındaki fark ‘ortam’. Özgürlükler, çalışma ortamı, yeni fikirlerin ortaya çıkması, insanların birbiriyle çalışma kültürü... Projeye 2 isim yazmakla işbirlikçi proje olmaz. 15 yıldır ABD ’de çok disiplinli araştırma merkezleri yönetiyorum. Çevre, su, enerji gibi problemler tek yönde çözülmez. Değişik ehliyetlerden insanları bir araya getirmek lazım. Bunlar zaman içinde olabilir.

Beni parayla geri getiremezler

Adını vermek istemeyen bir araştırmacı: Bir öğrenci gidip doktorasını Harvard’da yapıyor. YÖK geri döndüğünde ona ‘Doktora sınavına gir’ diyor. En başta YÖK kaldırılmalı. Bu kurultayda da tek yapılan “Bizde para var. Gelin birlikte çalışalım, buraya gelin” mesajları oldu... Bana para vererek Türkiye ’ye getiremezler ki. Türkiye ’nin bir bilim politikası var mı, ben buna emin değilim.

(radikal)

Son Güncelleme: Salı, 17 Temmuz 2012 10:37

Gösterim: 2099

Küresel hacker grubu Anonymous, Kızıl Hackerlar olarak bilinen Redhack’e destek olmak ve KPSS’deki yolsuzlukları protesto etmek amacıyla ÖSYM’nin internet sitesini çökertti.

KPSS skandalı dünyaya yayıldıAnonymous, ÖSYM’nin dışında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in sitesi (www.melihgokcek.com) de hacklendi.  

Redhack, düzenlenen eylemleri Twitter’dan duyurdu. Anonymous’a verdiği destek için teşekkür etti. Redhack, “#OpSupportRedHack” operasyonuna verilen destek için tüm “Anonymous kardeşlerimize teşekkür ederiz” ifadesini kullandı.

Redhack, resmi hesabında ''Bizi yakalatmaya yemin eden Melih Gökçek bizi yakalatamadı ama biz sitesini yakaladık" mesajını yayınladı.

Sitelere erişim hala sağlanamıyor.

> KPSS skandalı dünyaya yayıldı, ÖSYM sitesi hacklendi

Küresel hacker grubu Anonymous, Kızıl Hackerlar olarak bilinen Redhack’e destek olmak ve KPSS’deki yolsuzlukları protesto etmek amacıyla ÖSYM’nin internet sitesini çökertti.

KPSS skandalı dünyaya yayıldıAnonymous, ÖSYM’nin dışında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in sitesi (www.melihgokcek.com) de hacklendi.  

Redhack, düzenlenen eylemleri Twitter’dan duyurdu. Anonymous’a verdiği destek için teşekkür etti. Redhack, “#OpSupportRedHack” operasyonuna verilen destek için tüm “Anonymous kardeşlerimize teşekkür ederiz” ifadesini kullandı.

Redhack, resmi hesabında ''Bizi yakalatmaya yemin eden Melih Gökçek bizi yakalatamadı ama biz sitesini yakaladık" mesajını yayınladı.

Sitelere erişim hala sağlanamıyor.

Son Güncelleme: Çarşamba, 18 Temmuz 2012 17:32

Gösterim: 3983

Okul dönüşümlerinin tamamlanmasıyla birlikte MEB’e bağlı Kayıt Komisyonları, 1’inci sınıfa başlayacak öğrencilerin kayıt bilgilerini okullara göndermeye başladı. Kayıtlar 23 Temmuz’dan itibaren yapılacak.

İlkokula kayıtlar 23 Temmuz’da başlıyorMilli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) oluşturduğu Kayıt Komisyonları, ilkokula başlayacak öğrencilerin adres bilgilerini okullara göndermeye başladı. Yeni eğitim sistemi gereğince, çocukların okul kayıtları evlerine en yakın okula yapılacak.

Temel Eğitim Genel Müdürü Funda Kocabıyık’ın Hürriyet'e verdiği bilgiye göre, ilkokul kayıtları 23 Temmuz’da başlayacak, veliler birinci sınıfa başlayacak çocuğunun hangi okula gideceğini ‘e-okul’ ya da ‘Veli Bilgilendirme Sistemi’ üzerinden, öğrencinin T.C. Kimlik Numarası’nı girerek öğrenecek.

5’inci sınıfa devam edecek öğrenciler 8 Ağustos’tan sonra kayıtlarını yapacak

Okullar açıldığında da çocuğunu okula göndermesi yeterli olacak. Bunun dışında herhangi bir işlem yapmasına gerek kalmayacak. 20 Temmuz’da da yerleştirme işlemlerinin tamamlanarak, kamuoyuna duyurulması planlanıyor. 66 ayını doldurmuş olanların kesin kayıtları yapılmış olacak. 60-66 aylık çocuğunu okula göndermek isteyen veli ise okula durumu belirten bir dilekçe verecek. 5’inci sınıfa devam edecek öğrenciler SBS yerleştirme işlemlerinin tamamlanmasının ardından, yani 8 Ağustos’tan sonra kayıtlarını yapacak. Bu öğrenciler de e-okul üzerinden kayıt olacak.

9’uncu sınıfa gidecek ve herhangi bir Anadolu, fen, teknik meslek lisesine yerleştirilmeyen öğrenciler ise 14 Eylül’den, yani SBS kayıt dönemi tamamlandıktan sonra il ve ilçelerde bulunan genel liselere e-okul üzerinden kayıt olacaklar. Genel Müdür Funda Kocabıyık, bu öğrenciler için her il ve ilçelerde birer genel lise ayrıldığını belirterek, hiçbir öğrencinin açıkta kalmayacağını açıkladı.

60-66 ay arası çocukların bilgileri de okullara bildiriliyor

Kocabıyık, 60-66 aylıkların da evlerine en yakın adresteki okula gidebileceklerini belirterek şu bilgileri verdi: “İlçe bazlı öğrenci yerleştirme komisyonları kuruldu. Tüm öğrencilerin adresleri okullara dağıtılıyor, hiçbir öğrenci açıkta kalmayacak. 60-66 ay arası çocukların bilgileri de okullara bildiriliyor. Okulların kapasitesi yeterli. Kocabıyık, okul öncesi eğitimin zorunlu kapsamına alınmaması ile ilgili olarak da şunları söyledi:

“2012 Eylül ayı sonu itibariyle 66 ayını tamamlamış tüm çocuklar okula başlayacak. Çocukların okula başlama yaşı düşünüldüğünde hem velilerin talepleri, hem okulların fiziki düzenlemeleri, hem de çocukların gelişim özellikleri dikkate alındı ve okul öncesi eğitimin isteğe bağlı olmasının eğitim sistemi için daha uygun olacağı değerlendirildi. Son 10 yılda isteğe bağlı olmasına rağmen 5 yaş grubunda okul öncesi eğitimin okullaşma oranının yüzde 70’lere ulaşması da zorunluluğa gerek kalmaksızın bu eğitime verilen önemi ortaya koyuyor.”

Okul öncesi eğitim hizmeti veren tüm kurumlara ortak standat belirlediklerini söyleyen Kocabıyık, “0-36 ay grubu için aile eğitimleri ve özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklar da dahil olmak üzere okul öncesi eğitim programlarını düzenledik” dedi.

(dünyabülteni)

> İlkokula kayıtlar 23 Temmuz’da başlıyor

Okul dönüşümlerinin tamamlanmasıyla birlikte MEB’e bağlı Kayıt Komisyonları, 1’inci sınıfa başlayacak öğrencilerin kayıt bilgilerini okullara göndermeye başladı. Kayıtlar 23 Temmuz’dan itibaren yapılacak.

İlkokula kayıtlar 23 Temmuz’da başlıyorMilli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) oluşturduğu Kayıt Komisyonları, ilkokula başlayacak öğrencilerin adres bilgilerini okullara göndermeye başladı. Yeni eğitim sistemi gereğince, çocukların okul kayıtları evlerine en yakın okula yapılacak.

Temel Eğitim Genel Müdürü Funda Kocabıyık’ın Hürriyet'e verdiği bilgiye göre, ilkokul kayıtları 23 Temmuz’da başlayacak, veliler birinci sınıfa başlayacak çocuğunun hangi okula gideceğini ‘e-okul’ ya da ‘Veli Bilgilendirme Sistemi’ üzerinden, öğrencinin T.C. Kimlik Numarası’nı girerek öğrenecek.

5’inci sınıfa devam edecek öğrenciler 8 Ağustos’tan sonra kayıtlarını yapacak

Okullar açıldığında da çocuğunu okula göndermesi yeterli olacak. Bunun dışında herhangi bir işlem yapmasına gerek kalmayacak. 20 Temmuz’da da yerleştirme işlemlerinin tamamlanarak, kamuoyuna duyurulması planlanıyor. 66 ayını doldurmuş olanların kesin kayıtları yapılmış olacak. 60-66 aylık çocuğunu okula göndermek isteyen veli ise okula durumu belirten bir dilekçe verecek. 5’inci sınıfa devam edecek öğrenciler SBS yerleştirme işlemlerinin tamamlanmasının ardından, yani 8 Ağustos’tan sonra kayıtlarını yapacak. Bu öğrenciler de e-okul üzerinden kayıt olacak.

9’uncu sınıfa gidecek ve herhangi bir Anadolu, fen, teknik meslek lisesine yerleştirilmeyen öğrenciler ise 14 Eylül’den, yani SBS kayıt dönemi tamamlandıktan sonra il ve ilçelerde bulunan genel liselere e-okul üzerinden kayıt olacaklar. Genel Müdür Funda Kocabıyık, bu öğrenciler için her il ve ilçelerde birer genel lise ayrıldığını belirterek, hiçbir öğrencinin açıkta kalmayacağını açıkladı.

60-66 ay arası çocukların bilgileri de okullara bildiriliyor

Kocabıyık, 60-66 aylıkların da evlerine en yakın adresteki okula gidebileceklerini belirterek şu bilgileri verdi: “İlçe bazlı öğrenci yerleştirme komisyonları kuruldu. Tüm öğrencilerin adresleri okullara dağıtılıyor, hiçbir öğrenci açıkta kalmayacak. 60-66 ay arası çocukların bilgileri de okullara bildiriliyor. Okulların kapasitesi yeterli. Kocabıyık, okul öncesi eğitimin zorunlu kapsamına alınmaması ile ilgili olarak da şunları söyledi:

“2012 Eylül ayı sonu itibariyle 66 ayını tamamlamış tüm çocuklar okula başlayacak. Çocukların okula başlama yaşı düşünüldüğünde hem velilerin talepleri, hem okulların fiziki düzenlemeleri, hem de çocukların gelişim özellikleri dikkate alındı ve okul öncesi eğitimin isteğe bağlı olmasının eğitim sistemi için daha uygun olacağı değerlendirildi. Son 10 yılda isteğe bağlı olmasına rağmen 5 yaş grubunda okul öncesi eğitimin okullaşma oranının yüzde 70’lere ulaşması da zorunluluğa gerek kalmaksızın bu eğitime verilen önemi ortaya koyuyor.”

Okul öncesi eğitim hizmeti veren tüm kurumlara ortak standat belirlediklerini söyleyen Kocabıyık, “0-36 ay grubu için aile eğitimleri ve özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklar da dahil olmak üzere okul öncesi eğitim programlarını düzenledik” dedi.

(dünyabülteni)

Son Güncelleme: Salı, 17 Temmuz 2012 08:38

Gösterim: 2907

Hürriyet Yazarı Sedat Ergin’in bugünkü yazısı

Gül’ün rektör tercihleri çok tartışılacakCumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün son rektör atamaları, muhtemelen Cumhurbaşkanlığı döneminin akademik dünyayla ilgili kararları arasında en çok tartışılanlar arasında yer alacak.

Gazi Üniversitesi’nde seçimde beşinci gelen bir adayın rektörlüğe atanması bu atamalar içinde özellikle dikkat çekiyor.

Atamalarda tam ne olduğunu anlayabilmek için önce 20 devlet üniversitesinin yönetimini ilgilendiren bu atamaların bir fotoğrafını çekelim. Karşımıza şu kalıplar çıkıyor:

ATAMALARDA 4 KATEGORİ

YÖK’ün toplam 20 üniversiteden 13’ünde sandıkta beliren iradeye müdahale etmediği, birincileri kendi listesinde de birinciliğe koyup Çankaya Köşkü’ne gönderdiği, Cumhurbaşkanı Gül’ün de bu önerilere aynen onay verdiği görülüyor. Seçimin, YÖK’ün ve Cumhurbaşkanı’nın iradelerinin örtüştüğü 13 üniversite şunlar: Ankara, Atatürk, Boğaziçi, Çukurova, Dicle, Dokuz Eylül, Ege, Erciyes, İnönü, Karadeniz Teknik, Ondokuz Mayıs, ODTÜ, Yıldız Teknik.

YÖK, 2 üniversitede sandığın birincilerini ikinci sıraya, ikincilerini ise birinci sıraya koymuştu. Buna karşılık Gül, Akdeniz Üniversitesi’nde seçimde birinci gelen ama YÖK’ün ikinci sıraya attığı Prof. İsrafil Kurtcephe’yi, benzer şekilde Cumhuriyet Üniversitesi’nde yine aynı akıbete uğrayan Prof. Faruk Kocacık’ı rektör olarak atadı. Burada sandığın iradesi ile Gül’ün iradesi örtüştü, YÖK açıkta kaldı.

Tam 4 üniversitede, YÖK’ün sandıktan çıkan sıralamayı değiştirerek kendi listesinde birincileri ikinci ya da üçüncülüğe çektiği, seçimde daha az oy alan adayları ise birinciliğe çıkardığı, Gül’ün de bu tercihlere onay verdiği ortaya çıkıyor. Bunlar Fırat, İTÜ, Gaziantep ve Trakya üniversiteleri. Bu grupta YÖK ile Gül, seçimlerin demokratik iradesine karşı ittifak yapmış oluyor, sandıkta kazananlar atama sürecinde kaybediyor.

Buna karşılık 1 üniversitede çok özel bir durum var. YÖK kendi listesinde birinci gelen adayı ikinciliğe, ikinciyi ise birinciliğe yerleştirirken, sandıkta beşinci gelen adayı üçüncülüğe çekiyor ve listeyi bu haliyle Çankaya Köşkü’ne gönderiyor. Gül de YÖK’ün listesindeki üçüncü adayı rektör atıyor. YÖK’ün, Köşk’ün tercihini bilerek mi Kayseri doğumlu bu adayı üçüncü sıradan listeye koyduğu sorusunun yanıtını bilemiyoruz.

İTÜ VE GAZİ ATAMALARI ÖZELLİKLE SIKINTILI

Bütün bu tercihler ne anlama geliyor? Gül’ün geçmişte rektör atamalarını yaparken seçim sonuçları, YÖK ve kendi tercihleri arasında karma bir model uyguladığı, ancak kullandığı tercihlerde ibrenin sıkça muhafazakâr adaylara döndüğü söylenebilir.

Son atamalarda İTÜ, Gaziantep, Trakya, Fırat ve Gazi üniversiteleri açısından demokratik tercihlerin işlemediğini görüyoruz.

Bunlar arasında örneğin İTÜ’de, seçimin birincisi olan Prof. Muhammed Şahin 458 oy almasına karşılık, 317 oy alan ve muhafazakâr dünya görüşüyle tanınan Prof. Mehmet Karaca rektör olmuştur. Prof. Şahin’in son üç yıl içinde fakültelerin uluslararası akreditasyona dahil edilmesi, teknopark alanındaki gelişmeler gibi İTÜ’de pek çok önemli atılımı gerçekleştirdiği konusunda genel bir mutabakat var.

Gazi Üniversitesi’nde ise seçim büyük ölçüde sosyal demokrat çizgideki Prof. Ayşe Dursun ile MHP çizgisindeki Prof. Derviş Yılmaz arasında geçmiş, sandıkta 511 oyla Prof. Dursun birinci gelmiş, Prof. Yılmaz 495 oy almıştır. Buna karşılık YÖK, seçimde 188 oy alarak beşinci gelen Prof. Süleyman Büyükberber’i listede üçüncülüğe koymakta tereddüt etmemiştir.

BİLİMDE YENİ BİR KAVŞAĞA DOĞRU

Burada çarpıcı olan bir durum, önceki gün Ahmet İnsel’in Radikal İki’deki yazısında dikkat çektiği gibi, Prof. Büyükberber’in, seçim kampanyasında açıkça öğretim üyelerinin görüş açıklamalarının sınırlandırılmasından yana bir çizgiyi savunmuş olmasıdır. Prof. Büyükberber, öğretim üyelerinin uzmanlık alanları dışında görüş açıklamalarına, örneğin ekonomistlerin tarih konusunda görüş belirtmesine karşıdır.

Prof. Büyükberber’in “Bilim insanı ‘bilimin dini milliyeti’ olmaz söylemleriyle içinde bulunduğu devletin ve milletin ekmeğini yerken ona sövemez, bilim adına bile olsa onu incitemez” şeklindeki sözleri akademik çevrelerde yeni bir tartışmanın habercisi gibi gözüküyor.

Bu tartışmanın başlığı “Devletin ve milletin incitilmemesi bilimsel bir kriter olarak alınabilir mi?” şeklinde konulabilir.

> Gül’ün rektör tercihleri çok tartışılacak

Hürriyet Yazarı Sedat Ergin’in bugünkü yazısı

Gül’ün rektör tercihleri çok tartışılacakCumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün son rektör atamaları, muhtemelen Cumhurbaşkanlığı döneminin akademik dünyayla ilgili kararları arasında en çok tartışılanlar arasında yer alacak.

Gazi Üniversitesi’nde seçimde beşinci gelen bir adayın rektörlüğe atanması bu atamalar içinde özellikle dikkat çekiyor.

Atamalarda tam ne olduğunu anlayabilmek için önce 20 devlet üniversitesinin yönetimini ilgilendiren bu atamaların bir fotoğrafını çekelim. Karşımıza şu kalıplar çıkıyor:

ATAMALARDA 4 KATEGORİ

YÖK’ün toplam 20 üniversiteden 13’ünde sandıkta beliren iradeye müdahale etmediği, birincileri kendi listesinde de birinciliğe koyup Çankaya Köşkü’ne gönderdiği, Cumhurbaşkanı Gül’ün de bu önerilere aynen onay verdiği görülüyor. Seçimin, YÖK’ün ve Cumhurbaşkanı’nın iradelerinin örtüştüğü 13 üniversite şunlar: Ankara, Atatürk, Boğaziçi, Çukurova, Dicle, Dokuz Eylül, Ege, Erciyes, İnönü, Karadeniz Teknik, Ondokuz Mayıs, ODTÜ, Yıldız Teknik.

YÖK, 2 üniversitede sandığın birincilerini ikinci sıraya, ikincilerini ise birinci sıraya koymuştu. Buna karşılık Gül, Akdeniz Üniversitesi’nde seçimde birinci gelen ama YÖK’ün ikinci sıraya attığı Prof. İsrafil Kurtcephe’yi, benzer şekilde Cumhuriyet Üniversitesi’nde yine aynı akıbete uğrayan Prof. Faruk Kocacık’ı rektör olarak atadı. Burada sandığın iradesi ile Gül’ün iradesi örtüştü, YÖK açıkta kaldı.

Tam 4 üniversitede, YÖK’ün sandıktan çıkan sıralamayı değiştirerek kendi listesinde birincileri ikinci ya da üçüncülüğe çektiği, seçimde daha az oy alan adayları ise birinciliğe çıkardığı, Gül’ün de bu tercihlere onay verdiği ortaya çıkıyor. Bunlar Fırat, İTÜ, Gaziantep ve Trakya üniversiteleri. Bu grupta YÖK ile Gül, seçimlerin demokratik iradesine karşı ittifak yapmış oluyor, sandıkta kazananlar atama sürecinde kaybediyor.

Buna karşılık 1 üniversitede çok özel bir durum var. YÖK kendi listesinde birinci gelen adayı ikinciliğe, ikinciyi ise birinciliğe yerleştirirken, sandıkta beşinci gelen adayı üçüncülüğe çekiyor ve listeyi bu haliyle Çankaya Köşkü’ne gönderiyor. Gül de YÖK’ün listesindeki üçüncü adayı rektör atıyor. YÖK’ün, Köşk’ün tercihini bilerek mi Kayseri doğumlu bu adayı üçüncü sıradan listeye koyduğu sorusunun yanıtını bilemiyoruz.

İTÜ VE GAZİ ATAMALARI ÖZELLİKLE SIKINTILI

Bütün bu tercihler ne anlama geliyor? Gül’ün geçmişte rektör atamalarını yaparken seçim sonuçları, YÖK ve kendi tercihleri arasında karma bir model uyguladığı, ancak kullandığı tercihlerde ibrenin sıkça muhafazakâr adaylara döndüğü söylenebilir.

Son atamalarda İTÜ, Gaziantep, Trakya, Fırat ve Gazi üniversiteleri açısından demokratik tercihlerin işlemediğini görüyoruz.

Bunlar arasında örneğin İTÜ’de, seçimin birincisi olan Prof. Muhammed Şahin 458 oy almasına karşılık, 317 oy alan ve muhafazakâr dünya görüşüyle tanınan Prof. Mehmet Karaca rektör olmuştur. Prof. Şahin’in son üç yıl içinde fakültelerin uluslararası akreditasyona dahil edilmesi, teknopark alanındaki gelişmeler gibi İTÜ’de pek çok önemli atılımı gerçekleştirdiği konusunda genel bir mutabakat var.

Gazi Üniversitesi’nde ise seçim büyük ölçüde sosyal demokrat çizgideki Prof. Ayşe Dursun ile MHP çizgisindeki Prof. Derviş Yılmaz arasında geçmiş, sandıkta 511 oyla Prof. Dursun birinci gelmiş, Prof. Yılmaz 495 oy almıştır. Buna karşılık YÖK, seçimde 188 oy alarak beşinci gelen Prof. Süleyman Büyükberber’i listede üçüncülüğe koymakta tereddüt etmemiştir.

BİLİMDE YENİ BİR KAVŞAĞA DOĞRU

Burada çarpıcı olan bir durum, önceki gün Ahmet İnsel’in Radikal İki’deki yazısında dikkat çektiği gibi, Prof. Büyükberber’in, seçim kampanyasında açıkça öğretim üyelerinin görüş açıklamalarının sınırlandırılmasından yana bir çizgiyi savunmuş olmasıdır. Prof. Büyükberber, öğretim üyelerinin uzmanlık alanları dışında görüş açıklamalarına, örneğin ekonomistlerin tarih konusunda görüş belirtmesine karşıdır.

Prof. Büyükberber’in “Bilim insanı ‘bilimin dini milliyeti’ olmaz söylemleriyle içinde bulunduğu devletin ve milletin ekmeğini yerken ona sövemez, bilim adına bile olsa onu incitemez” şeklindeki sözleri akademik çevrelerde yeni bir tartışmanın habercisi gibi gözüküyor.

Bu tartışmanın başlığı “Devletin ve milletin incitilmemesi bilimsel bir kriter olarak alınabilir mi?” şeklinde konulabilir.

Son Güncelleme: Salı, 17 Temmuz 2012 08:50

Gösterim: 2105

ÖSYM, 2012 ÖSYS Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu’nu yayımladı. Buna göre tercih dönemi 23 Temmuz-3 Ağustos 2012 tarihlerinde yapılacak.

Tercihlerle ilgili tüm sorularınız için tıklayın

Üniversite tercih tarihleri belli olduTercih döneminde en doğru ve tarafsız haberleri eğitimtercihi'nden takip edebilirsiniz. Tüm sorularınız ve merak etttiğiniz konuları Uzman Eğitimci Oktay Aydın online olarak eğitimtercihi'nden yanıtlıyor.

> Üniversite tercih tarihleri belli oldu

ÖSYM, 2012 ÖSYS Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu’nu yayımladı. Buna göre tercih dönemi 23 Temmuz-3 Ağustos 2012 tarihlerinde yapılacak.

Tercihlerle ilgili tüm sorularınız için tıklayın

Üniversite tercih tarihleri belli olduTercih döneminde en doğru ve tarafsız haberleri eğitimtercihi'nden takip edebilirsiniz. Tüm sorularınız ve merak etttiğiniz konuları Uzman Eğitimci Oktay Aydın online olarak eğitimtercihi'nden yanıtlıyor.

Son Güncelleme: Pazartesi, 16 Temmuz 2012 14:39

Gösterim: 2132


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.