Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
2003 yılında Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu kurarak yükseköğretimde faaliyet göstermeye başlayan İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın, 10. Yılında üniversiteyi geleceğe taşıyacak adımları atmaya hazırlanıyor.
2003 yılında Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu kurarak yükseköğretimde faaliyet göstermeye başlayan İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın, 10. Yılında üniversiteyi geleceğe taşıyacak adımları atmaya hazırlanıyor. 3 aşamalı hedef belirlediklerini belirten Aydın, 2015, 2020 ve Cumhuriyetin 100. Yılı olan 2023’de İstanbul Aydın Üniversitesi’ni çok farklı bir noktaya taşıyacaklarını söylüyor.
Sayın Aydın, önce Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu kurdunuz. Daha sonra İAÜ’nün temellerini attınız. Sizi yükseköğretime yönlendiren nedenler nelerdi?
‘Damdan düşenin halini ancak damdan düşen bilir’ diye bir sözümüz vardır. Ben ortaöğretimde ve yükseköğretimde mesleki eğitim görmüş bir insanım. Dolayısıyla mesleki eğitimin Türkiye’de nasıl ikincilleştiğini, terk edilmişliğini, yerlerde süründürüldüğünü biliyorum. Henüz 13-14 yaşında iken hayatın gerçeklerini bilmeden ailemin beni göndermiş olduğu bir meslek lisesine gittim. Sonrada neden ömrümün sonuna dek o meslekle ilgili eğitim göreceğimi, bu eğitimin dışında başka bir eğitim alamayacağımı düşündüm. Almayı tercih ediyorsam neden normal lisede okuyan biriyle aynı sınava girip başarılı olduğum halde farklı muamele göreceğimi ve istediğim okula giremeyeceğimi… Ben bir canlı örneğim. Meslek lisesi mezunuyum ve dil bilim doktorası yaptım, dilbilimciyim şimdi. Makine bölümü mezunuyken dil bilimi branşında master ve doktora yaptım; alanımda da başarılıyım. Demek ki o yaşta beni meslek lisesine gönderen zihniyet benim o andaki temayüllerimi ölçememiş. Netice itibariyle şunu söylemek istiyorum: meslek eğitiminin bu ülkedeki sıkıntılarını gören bir insan olarak ben yükseköğretime ilk adımımı mesleki eğitim ile attım ve Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu kurdum.
Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu konumlandırırken şöyle bir felsefe ortaya koyduk: Öyle bir vizyon çizeceksiniz, öyle şartlar, öyle imkanlar sunacaksınız ki öğrenci Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden Boğaziçi Üniversitesi’ne, ODTÜ’ye gitmeyecek de Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu tercih edecek. Böyle bir hedef çizdik kendimize ve başardık. Fiziki alt yapımızı akademik altyapımızı, halkla ilişkilerini, uluslararası ilişkilerini teknik yapıyı ve en büyük farkındalığımız olan uygulamalı eğitimi koyduk ortaya ve öğrenciler devlet üniversitelerinin meslek yüksekokulları dururken bizi bir vakıf meslek yüksekokulunu tercih etti. Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu Türkiye’de bir üniversiteden bağımsız olarak kurulan ve ilk uygulamalı eğitimi yapan meslek yüksekokuldur. Bu alt yapıyı daha da büyüterek 2007 yılında fakültelerimizi oluşturduk bugün 10 fakülte, 3 meslek yüksekokul, 1 yüksekokul ve 3 enstitü ile eğitime devam ediyoruz. Tabi belirtmek isterim ki ben 1995 yılından beri eğitim sektörünün içinde olan biriyim. Öncesinde de uzun yıllar eğitim subayı olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev yaptım. Eğitim benim için bir gönül işiydi ve ben “eğitimci olunmaz eğitimci doğulur” felsefesine inanıyorum. Bu eğitim birikimini yükseköğretime taşıyarak faydalı olmaya çalıştık.
TÜRKİYE’DE İLK 10’DAYIZ
İAÜ’nün 10. yılını kutluyorsunuz. 10 yıllık süreci değerlendirebilir misiniz? İAÜ’yü kurarken kendinize koyduğunuz hedefler nelerdi? Bunlara ulaşabildiniz mi?
2003 yılında Anadolu BİL Meslek Yüksekokulu ile çıktığımız yola İstanbul Aydın Üniversitesi olarak devam etmekteyiz. 10 yılda çok yol kat ettik ama emin adımlarla ilerledik. Devamlı gelişen ve değişen bir üniversitesiyiz. Ulusal değil uluslararası kriterleri baz alarak eğitim öğretim planlamamızı yapıyoruz. İstanbul Aydın Üniversitesi bütün bu eğitim dünyasının içerisinde çok farklı, parmakla gösterilebilen bir yerdedir. İstanbul Aydın Üniversitesi bugün öğrenci mevcudu, fakülte ve meslek yüksekokulundaki programlarıyla, yetiştirmiş olduğu insan kaynağı ile Türkiye’nin ilk 10’daki üniversiteleri arasında yer alıyor. İstanbul Aydın Üniversitesi son 6 yıl içerisinde en çok tercih edilen vakıf üniversitesidir. Bu yıl 10 bine yakın öğrenci İstanbul Aydın Üniversitesi’ne kayıt yapmıştır. İstanbul Aydın Üniversitesi öğrenci sayısı, puan aralığı, tercih sayısı, mezun olan öğrenci sayısı ile sağlamış olduğu araştırma ve teknolojik imkânlar bakımından şu anda Türkiye’deki ilk 10 üniversiteden biri konumundadır. Bu da İstanbul Aydın Üniversitesi’nin daha yeni hedeflere doğru yönelmesini de zorunlu kılıyor. Arkanızdan gelen insanları size destek ve teşvik edince daha yeni hedeflere koşmayı kendinize hak görürsünüz. Onun için İstanbul Aydın Üniversitesi de bütün bu destek ve teşvikler doğrultusunda onuncu yılında kendisini yeniden kurguluyor.
İAÜ’NÜN KURULUŞ MİSYONU: UYGULAMALI EĞİTİM
İAÜ’nün iş dünyasıyla en yakın ilişki kuran üniversiteler arasında olduğunu görüyoruz. İAÜ’nün buradaki rolünü ve misyonunu nasıl görüyorsunuz? İş dünyası ve üniversiteler arasında duvarların ortadan kalktığına inanıyor musunuz? Bu çerçevede İAÜ’nün yaptıkları hakkında bilgi verebilir misiniz?
İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ), kurulduğu günden beri bir misyonla ortaya çıktı. Bu misyonu ‘uygulamalı eğitim’ olarak özetleyebiliriz. Uygulamalı eğitim anlayışımızla her zaman iftihar ediyoruz. Çünkü Türk eğitim sisteminin uygulamalı eğitime ciddi anlamda ihtiyacı vardı ve biz İAÜ olarak bu alanda çok önemli başarılara imza attık. Türkiye’de ilk kez uygulamalı eğitimi yükseköğretime taşıyan üniversite olduk. Uygulamalı eğitimdeki temel amacımız ezberci eğitimi yıkmak bunun yerine daha modern, çağın ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir sistem koymaktı. Eğitim sistemimiz yıllardır şikâyetçi olduğumuz ezberci, projeden, uygulamadan uzak bir eğitim sisteminden oluşuyordu. Öğrencilerimiz okullarından mezun olduktan sonra sektörde kendilerini yabancı hissediyorlar ve işi öğrenmeleri uzun zaman alıyordu. Bizler yerinde ve uygulamalı eğitim modelimizle ‘sektöre adaptasyonu güçlü, kreatif çalışabilen, ara eleman değil de ana eleman’ yetiştirdik.
Üniversite-sanayi işbirliği çerçevesinde sektörlerin ihtiyaçlarını çözmeye odaklandık. Uygulamalı eğitim sistemi anlayışımız ile öğrenciler sektöre girdikleri zaman sektöre uyum ve sektöre katma değer açısından son derece işlevsel hale geldiler. İAÜ olarak uygulamalı eğitime önem vererek hem öğrencinin kendine güvenmesini sağladık, hem de işverenlerimizin zaman kaybetmemelerine imkân verdik. Üniversitemizde okuyan bir öğrenci daha okul sırasında iken işin nasıl yapıldığı hakkında bilgi sahibi oluyor.
Yerlerde sürünen mesleki eğitime yeni bir boyut getirerek yüzünü değiştirdik. Meslek yüksekokulundan mezun olan gençlerin prestijini arttırdık. İstanbul Sanayi ve İstanbul Ticaret Odaları ile geliştirilen işbirlikleri ile 354.210 üzerinde çözüm ortağımız öğrencilerimize staj olanağı sağlamaktadır. Çözüm ortaklarımız arasında sektörünün önde gelen pek çok kurumsal firması bulunmaktadır. Renault-Mais, Amerikan Hastanesi, Schenker Arkas, Acıbadem Hastaneleri, Ankara Sigorta, Mercedes, Bisse, Aras Kargo, Collezione, Carrefour, Simit Sarayları). İşe Yerleştirme oranımız %86’dır.
Tabi eğitim devam ederken de yaptığımız çalışma ve projeler var. Üniversitemizde oluşturduğumuz sektör danışma kurulları öğrencilerimizle düzenli olarak bir araya gelerek fikir ve tecrübe paylaşımında bulunmaktadır. Biz soru da da bahsettiğiniz o duvarları hiç yaratmadık sanayi ile hep iç içe olduk ve birlikte yürüdük. Yürümeye de devam ediyoruz. Teknoloji merkezimiz kurum, kuruluş ve özel firmalar için birçok proje ve araştırma yürütmektedir. Biz üniversite olarak edinilen bilginin ürüne dönüştürülmesi gerektiğine ve topluma faydalı hale getirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Öğrencilerimizi donanımlı, teknolojiyi en iyi şekilde kullanan ve uluslararası alanda deneyim sahibi bireyler olarak yetiştirerek mezun ediyoruz.
Yurtdışındaki üniversitelerle ve akademisyenlerle İAÜ’yü tanıştırıyorsunuz. Uluslararası ilişkilere neden bu kadar önem veriyorsunuz? Bu yöndeki çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?
Biz bir dünya üniversitesi olmak için yola çıktık. Ulusal değil uluslararası alanda rekabet edebilecek öğrenciler yetiştiriyoruz. “Dünya İnsanı Yetiştirmek” cümlesi en çok kullandığımız cümledir. Dünya çok çabuk değişen ve gelişen bir organizmadır. Bu hıza ayak uyduramazsanız başarısız ve mutsuz olursunuz. Bizde eğitim sistemimizi dünya insanı yetiştirmek adına kurguladık.
İstanbul Aydın Üniversitesi, Türkiye’nin uygulamalı eğitim yapan ilk üniversitesi olma özelliği ayrıca dünyaca tanınmış 350’nin üzerinde uluslararası üniversiteye yapmış olduğu işbirlikleri, öğrenim süresince vermiş olduğu garantili eğitim bursları, dünyanın en iyi üniversitelerinde lisans tamamlama imkânı, dünya çapında ün yapmış alanında en iyi akademisyenler, ulusal ve uluslararası konferanslar, Çift anadal programı sayesinde aynı anda iki diploma sahibi olma imkânı, Türkiye’nin tek bir alanda kurulu en büyük teknoloji merkezime sahip olması gibi daha birçok özelliği ile öğrenciler için en iyi imkânları sağlayarak farklılık yaratan bir üniversite olmuştur. Bunlardan bir kısmı YÖK onaylı çift diploma programı şeklinde yürütülen lisans ve ön lisans programları ile lisans tamamlama programlarıdır. Dünyanın en iyi ilk 10 üniversitesi içerisinde yer alan University of California Berkeley ve İstanbul Aydın Üniversitesi arasında tüm programlarda yaz okulları işbirliği anlaşması yapılmıştır. ABD’de bulunan Mercy College ile lisans tamamlama ve Yüksek Lisans yapma konusunda eğitimlerini tamamlama imkânına sahip olmuşlardır. 2009-2010 eğitim öğretim yılından itibaren, en önemli uluslar arası eğitim fırsatlarından biri olan UMUC yani University of Maryland University College’da çift diploma alacakları şekilde lisans tamamlama imkanı sağlamıştır. İngilizce İşletme lisans programında, İAÜ öğrencilerine, başka hiçbir üniversitede bulunmayan bir öğrenim olanağı yaratılmış, yurtdışına gitme zorunluluğu olmadan uluslararası diploma ile mezun olma olanağı sunulmuştur. İlk iki yılında İAÜ öğretim üyelerinden ders alan öğrenciler daha sonraki iki yılda ABD’den gelen akademisyenlerden aldıkları dersler ile çift diploma alarak mezun olmaktadırlar.
VAKIF ÜNİVERSİTELERİ DEVLET ÜNİVERSİTELERİNİ DEĞİŞİME ZORLUYOR
Türkiye’de vakıf üniversitelerinin devlet üniversitelerinin önüne geçtiğini görüyoruz. Vakıf üniversitelerinin bu motivasyonunu neye bağlıyorsunuz? Devlet-Vakıf üniversiteleri arasındaki etkileşimin Türkiye’de yükseköğretime katkıları neler olacaktır?
Vakıf üniversitelerinin yükseköğretime katkısı büyüktür. Öncelikle eğitimde kalite artmıştır. Bunun sebebi ise ister istemez üniversiteler arasında doğan rekabettir. Vakıf üniversitelerindeki imkânlar, bölüm çeşitliliği, burs imkânları, uygulamaya yönelik alanların fazlalığı devlet üniversitelerini de yeniden hareketlendirmiştir. Bugün Türkiye’deki yükseköğretim, özellikle vakıf üniversitelerimiz gerek eğitim kaliteleri, gerek teknik donanımları, gerekse sosyal imkânları ile dünya üniversiteleri ile rekabet edebilecek düzeye gelmişlerdir. Yükseköğretim ülkemizde sınavla kapısı açılan bir durumdadır. Bu nedenle her yıl öğrencilerin girdiği sınavların sonucunda bir değerlendirme yapılmakta ve tercihlerinde belirlediği yerleşmelerle öğrenciler üniversite hayatlarına başlamaktadırlar. Vakıf üniversitelerinin sunmuş olduğu imkanlar, devlet üniversitelerinin önüne geçmiştir. Özellikle uluslararası alanda çalışmaları ve tanınır olmaları önemli bir özelliktir. Ben Vakıf üniversitelerinin devlet üniversitelerini tetiklediğini düşünüyorum. Tercih dönemlerinde onlarda artık kendilerini ifade etmek istiyorlar. Çünkü vakıf üniversitelerine talep oldukça arttı ve devlet üniversiteleri de bu rekabetin içerisinde yer almaya başladı.
TÜRKİYE’NİN EĞİTİMDE CAZİBE MERKEZİ OLMASI İÇİN ÇALIŞIYORUZ
DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi Başkanlığını da yürütüyorsunuz? Türkiye’nin bölgesinde yükseköğretimde cazibe merkezi olması için neler yapıyorsunuz? Yurtdışındaki kurumların Türkiye’deki yükseköğretime bakışları nasıl?
Başkanlığını yürüttüğüm DEİK/Eğitim Ekonomisi İş Konseyi-EEİK olarak, Türkiye’nin Uluslararası Yükseköğretim Hareketliliğinde rekabet gücünün artırılmasını ve küresel platformda yüksek katma değer sağlayan uluslararası öğrenciler için ülkemizi daha cazip kılmayı kendimize en önemli hedef olarak seçtik. Şunu da özellikle belirtmek isterim ki EEİK bugün Türkiye’de yükseköğretim alanında kurulmuş en geniş platformdur.
Son yıllarda hükümetimizin değişen politikaları ve desteği ile yabancı öğrenci sınavı kaldırılmış, kolaylıklar getirilmiştir. Üniversitelerimiz birçok uluslararası işbirliğine imza atmış, ülkemizi eğitimde bir cazibe merkezi haline getirmek için ciddi adımlar atmışlardır. Türkiye’ye gelen uluslararası öğrencilerin çoğu tarihte ortak kültüre sahip olduğumuz ülkelerden gelmekte. Ve diğer bir gerçek, 2000’lerin başından bugüne kadar uluslararası öğrenci sayımızda belirgin bir artış maalesef olmamıştır.
Bazı olumlu gelişmeleri de yoğun çalışmalarımız neticesinde görmek bizleri memnun etmektedir, örneğin Dışişleri Bakanlığımızdan Büyükelçilik yetkililerimizin bölge ülkelerdeki ulusal eğitim sistemi, üniversiteye kabul sistemi, öğrenci sayısı, öğrencilerin temayülleri, ülkenin İK ihtiyaçları gibi konularda bilgi toplaması ve üniversitelerimizle paylaşmasını, vize işlemleri için özel bir statü ve kurallar geliştirilmesi ve öğrencilerin kısa sürede vize alabilmeleri sağlanmasını, İçişleri Bakanlığımız bizlere ikamet başvurularının hızlı sonuçlanması için resmi işlemlerin tüm İlçe Emniyet Müdürlüklerinde yapılacak şekilde düzenlenmesi ve İkamet izinleri için yetkili olan kuruluşlarda dil bilen, donanımlı personelin istihdam edilmesi konusunda destek vermektedir. 2013 yılı itibari ile ikamet başvuruları ilçelerden yapılabilmektedir.
Turizm ve Kültür Bakanlığımız Turizm sektöründe görüldüğü gibi devlet eliyle eğitim sektörünün de reklam ve tanıtımının yapılması, yurtdışı etkinliklerinde üniversitelerin de katılabileceği pavillionlar hazırlanması ve ICEF, NAFSA gibi fuarlarda Türkiye’nin tanıtımının yapılması konusunda bizlerle ortak çalışmalara başlamıştır. 2012’de Amerika’daki NAFSA fuarında ilk kez Türkiye pavillionu ile bayrağımızı gururla dalgalandırdık. 2013 yılında ise çok daha büyük ve etkin bir organizasyon olan NAFSA’da yer aldık. Artık fuarlara EEIK üyeleri olarak bir arada katılıyoruz. Bu da bizim gücümüzü artırıyor. Ekonomi Bakanlığı Döviz Getirici Faaliyet Destekleri ile daha fazla yurtdışı tanıtım çalışması yapma fırsatı buluyoruz.
Sayın Bakanımız Zafer Çağlayan Bey’e bu konuda minnettarız. Eğitim sektörümüzü tanıtmak ve yurtdışından öğrenci getirmek için bu destekler bize büyük fayda sağladı. Bugün fuar katılımlarından, yurtdışında düzenlenen konferanslara, basılan broşürlerden internet reklamlarına kadar birçok alanda devletimiz %60’a varan destekler veriyor. İstanbul Aydın Üniversitesi olarak ta yapılan bu çalışmaların içerisinde yer alıyoruz. Öğrencilerimizin uluslararası düzeyde yetişmesini sağlayarak ülkemizin saygınlığına katkı sunuyoruz.
7/24 ÇAIŞIRIM, BİRAZ İŞKOLİK SAYILIRIM!
Çalışmayı ve üretmeyi sevdiğinizi biliyoruz. Mustafa Aydın olarak 1 gününüzü nasıl geçiriyorsunuz? İş, yaşamınızın ne kadarını kapsıyor? İş dışında neleri yapmayı seviyorsunuz?
Ben her sabah 03.00 de kalkarım. O günün planlarına bakar, raporlarımı inceler ve değerlendiririm. Organize edilecek işleri çalışma arkadaşlarıma mail atar ve paylaştırırım. Bu arada mutlaka CNN İnternational ve El Cezire’yi izlerim. Sonra saat 05.00 de tekrar yatarım. Ama bu iki saat benim için çok verimli geçer. 06.00’da tekrar kalkar kişisel bakımımı ve kahvaltımı yaparım. 07.30 gibi de evden çıkarım. Öncelikle üniversiteye gider ve bahçesinde konumlanan camlı ofisimde öğlene kadar görüşmelerimi yaparım. Birimlerin ve fakültelerin yöneticileriyle, hocalarımızla, öğrencilerle görüşürüm. Zaten ofisimizin tamamı cam ve herkes benim her gün orada olduğumu bilir. Bir derdi sıkıntısı varsa gelir ve paylaşır. Tabi sevinçlerini de paylaşır. İki günde bir mutlaka Üniversitedeki spor salonunda öğlenleri asgari bir saat spor yaparım. Öğrencilerimle masa tenisi oynarım. Günü sporla yarıladığımdan başkanlık ofisimde duşumu alır kıyafetlerimi değiştiririm. Biraz işkolik biriyim. Ama spor yapmaya mutlaka zaman ayırıyorum. Sağlıklı beslenmeye çalışıyorum. Çok sık seyahat ederim. Yurt dışında da yürüttüğüm başkanlıklar var. Ayrıca İstanbul Aydın Üniversitesi uluslararası anlamda da önemli bir yere sahiptir. Eğitim işbirliklerimiz için ben ve ekibim devamlı seyahat ediyoruz. Bu seyahatler bir nevi tatil oluyor diyebiliriz. Özellikle uçakta geçirdiğim vakit beni dinlendiriyor ve çok verimli zaman geçiriyorum.
Üniversite de gerçekleştirilen etkinliklere katılırım.Ö nceden planlanmış bir işim yok ise mutlaka Yönetim Kurulu Başkanlığını da yürüttüğüm BİL Holdinge gider ve orada çalışma arkadaşlarımla görüşmeler yaparım. Her akşamda mutla bir sivil toplum kuruşunun etkinliği ya da toplantısına katılırım. Türkiye Sigarayla Savaş Derneği, UFRAD, DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi, Küçükçekmece Kent Konseyi, EURAS gibi birçok STK’nın ve birliğin başkanlığını yürütüyorum. Ayrıca Vakıf Üniversiteleri Birliği’nin de Genel Sekreteriyim. Yani akşamları da yoğun geçiyor. En geç saat 23.30 gibide yatarım. Haftanın 7 günü çalışırım ben ama aileme de mutlaka zaman ayırıyorum.
2020’DE DÜNYANIN İLK 500 ÜNİVERSİTESİ ARASINDA OLACAĞIZ
İAÜ’nün kısa dönemde planlarından bahsedebilir misiniz? Uzun vadede ise İAÜ’yü nerede görmek istiyorsunuz?
2015 daha sonra 2020 ve bundan sonra da 2023 var. Biz bu konuyla ilintili olarak kendimize üç aşamalı bir hedef koyduk. 2015 yılında Türkiye’de ilk 5 üniversite arasına gireceğiz. Bunu öğrenci sayısı olarak söylemiyorum. Zaten sayımız şu anda oldukça iyi bir konumda. Bu araştırma, Ar-Ge çalışmaları, projeleri, akademik kadro, uluslararası öğrenci sayısı, işe yerleştirmiş olduğumuz öğrenci sayısı, dünya pazarına sunduğumuz beyin gücü gibi parametrelerle olacak. 2020’de ise İstanbul Aydın Üniversitesi dünyanın ilk 500 üniversitesi arasında yer alacak. 2023 yılı hedeflerimize gelirsek şöyle sıralıyım: 2 bin 500 uluslararası öğrenci, 300 uluslararası öğretim üyesi, asgari 20 patent, Türkiye’nin eğitiminde, Türkiye’nin özel sektöründe, Türkiye’nin sanayisinde söz sahibi olan bir üniversite amaçlıyoruz.
DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi olarak yaptığımız çalışmaları sonucunda her gün daha da fazla sayıda üniversitemiz ‘Study in Turkey’ çatısı altında birleşerek yurtdışına güç birliği ile açılıyor. Bu çatıda hep beraber hareket etmek ve ülkemizin yükseköğretim sektörünü dünyaya hep birlikte, tek koldan tanıtmak mecburiyetindeyiz. Eylül 2013 yılında ise EAIE (Avrupa Uluslararası Eğitim Derneği) ve ICEF( Uluslararası Eğitim Vakfı) fuarları İstanbul’da gerçekleşecek.
Üst Kategori: ROOT Kategori: EĞİTİM Dosyası
2003 yılında Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu kurarak yükseköğretimde faaliyet göstermeye başlayan İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın, 10. Yılında üniversiteyi geleceğe taşıyacak adımları atmaya hazırlanıyor.
2003 yılında Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu kurarak yükseköğretimde faaliyet göstermeye başlayan İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın, 10. Yılında üniversiteyi geleceğe taşıyacak adımları atmaya hazırlanıyor. 3 aşamalı hedef belirlediklerini belirten Aydın, 2015, 2020 ve Cumhuriyetin 100. Yılı olan 2023’de İstanbul Aydın Üniversitesi’ni çok farklı bir noktaya taşıyacaklarını söylüyor.
Sayın Aydın, önce Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu kurdunuz. Daha sonra İAÜ’nün temellerini attınız. Sizi yükseköğretime yönlendiren nedenler nelerdi?
‘Damdan düşenin halini ancak damdan düşen bilir’ diye bir sözümüz vardır. Ben ortaöğretimde ve yükseköğretimde mesleki eğitim görmüş bir insanım. Dolayısıyla mesleki eğitimin Türkiye’de nasıl ikincilleştiğini, terk edilmişliğini, yerlerde süründürüldüğünü biliyorum. Henüz 13-14 yaşında iken hayatın gerçeklerini bilmeden ailemin beni göndermiş olduğu bir meslek lisesine gittim. Sonrada neden ömrümün sonuna dek o meslekle ilgili eğitim göreceğimi, bu eğitimin dışında başka bir eğitim alamayacağımı düşündüm. Almayı tercih ediyorsam neden normal lisede okuyan biriyle aynı sınava girip başarılı olduğum halde farklı muamele göreceğimi ve istediğim okula giremeyeceğimi… Ben bir canlı örneğim. Meslek lisesi mezunuyum ve dil bilim doktorası yaptım, dilbilimciyim şimdi. Makine bölümü mezunuyken dil bilimi branşında master ve doktora yaptım; alanımda da başarılıyım. Demek ki o yaşta beni meslek lisesine gönderen zihniyet benim o andaki temayüllerimi ölçememiş. Netice itibariyle şunu söylemek istiyorum: meslek eğitiminin bu ülkedeki sıkıntılarını gören bir insan olarak ben yükseköğretime ilk adımımı mesleki eğitim ile attım ve Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu kurdum.
Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu konumlandırırken şöyle bir felsefe ortaya koyduk: Öyle bir vizyon çizeceksiniz, öyle şartlar, öyle imkanlar sunacaksınız ki öğrenci Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden Boğaziçi Üniversitesi’ne, ODTÜ’ye gitmeyecek de Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu tercih edecek. Böyle bir hedef çizdik kendimize ve başardık. Fiziki alt yapımızı akademik altyapımızı, halkla ilişkilerini, uluslararası ilişkilerini teknik yapıyı ve en büyük farkındalığımız olan uygulamalı eğitimi koyduk ortaya ve öğrenciler devlet üniversitelerinin meslek yüksekokulları dururken bizi bir vakıf meslek yüksekokulunu tercih etti. Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu Türkiye’de bir üniversiteden bağımsız olarak kurulan ve ilk uygulamalı eğitimi yapan meslek yüksekokuldur. Bu alt yapıyı daha da büyüterek 2007 yılında fakültelerimizi oluşturduk bugün 10 fakülte, 3 meslek yüksekokul, 1 yüksekokul ve 3 enstitü ile eğitime devam ediyoruz. Tabi belirtmek isterim ki ben 1995 yılından beri eğitim sektörünün içinde olan biriyim. Öncesinde de uzun yıllar eğitim subayı olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev yaptım. Eğitim benim için bir gönül işiydi ve ben “eğitimci olunmaz eğitimci doğulur” felsefesine inanıyorum. Bu eğitim birikimini yükseköğretime taşıyarak faydalı olmaya çalıştık.
TÜRKİYE’DE İLK 10’DAYIZ
İAÜ’nün 10. yılını kutluyorsunuz. 10 yıllık süreci değerlendirebilir misiniz? İAÜ’yü kurarken kendinize koyduğunuz hedefler nelerdi? Bunlara ulaşabildiniz mi?
2003 yılında Anadolu BİL Meslek Yüksekokulu ile çıktığımız yola İstanbul Aydın Üniversitesi olarak devam etmekteyiz. 10 yılda çok yol kat ettik ama emin adımlarla ilerledik. Devamlı gelişen ve değişen bir üniversitesiyiz. Ulusal değil uluslararası kriterleri baz alarak eğitim öğretim planlamamızı yapıyoruz. İstanbul Aydın Üniversitesi bütün bu eğitim dünyasının içerisinde çok farklı, parmakla gösterilebilen bir yerdedir. İstanbul Aydın Üniversitesi bugün öğrenci mevcudu, fakülte ve meslek yüksekokulundaki programlarıyla, yetiştirmiş olduğu insan kaynağı ile Türkiye’nin ilk 10’daki üniversiteleri arasında yer alıyor. İstanbul Aydın Üniversitesi son 6 yıl içerisinde en çok tercih edilen vakıf üniversitesidir. Bu yıl 10 bine yakın öğrenci İstanbul Aydın Üniversitesi’ne kayıt yapmıştır. İstanbul Aydın Üniversitesi öğrenci sayısı, puan aralığı, tercih sayısı, mezun olan öğrenci sayısı ile sağlamış olduğu araştırma ve teknolojik imkânlar bakımından şu anda Türkiye’deki ilk 10 üniversiteden biri konumundadır. Bu da İstanbul Aydın Üniversitesi’nin daha yeni hedeflere doğru yönelmesini de zorunlu kılıyor. Arkanızdan gelen insanları size destek ve teşvik edince daha yeni hedeflere koşmayı kendinize hak görürsünüz. Onun için İstanbul Aydın Üniversitesi de bütün bu destek ve teşvikler doğrultusunda onuncu yılında kendisini yeniden kurguluyor.
İAÜ’NÜN KURULUŞ MİSYONU: UYGULAMALI EĞİTİM
İAÜ’nün iş dünyasıyla en yakın ilişki kuran üniversiteler arasında olduğunu görüyoruz. İAÜ’nün buradaki rolünü ve misyonunu nasıl görüyorsunuz? İş dünyası ve üniversiteler arasında duvarların ortadan kalktığına inanıyor musunuz? Bu çerçevede İAÜ’nün yaptıkları hakkında bilgi verebilir misiniz?
İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ), kurulduğu günden beri bir misyonla ortaya çıktı. Bu misyonu ‘uygulamalı eğitim’ olarak özetleyebiliriz. Uygulamalı eğitim anlayışımızla her zaman iftihar ediyoruz. Çünkü Türk eğitim sisteminin uygulamalı eğitime ciddi anlamda ihtiyacı vardı ve biz İAÜ olarak bu alanda çok önemli başarılara imza attık. Türkiye’de ilk kez uygulamalı eğitimi yükseköğretime taşıyan üniversite olduk. Uygulamalı eğitimdeki temel amacımız ezberci eğitimi yıkmak bunun yerine daha modern, çağın ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir sistem koymaktı. Eğitim sistemimiz yıllardır şikâyetçi olduğumuz ezberci, projeden, uygulamadan uzak bir eğitim sisteminden oluşuyordu. Öğrencilerimiz okullarından mezun olduktan sonra sektörde kendilerini yabancı hissediyorlar ve işi öğrenmeleri uzun zaman alıyordu. Bizler yerinde ve uygulamalı eğitim modelimizle ‘sektöre adaptasyonu güçlü, kreatif çalışabilen, ara eleman değil de ana eleman’ yetiştirdik.
Üniversite-sanayi işbirliği çerçevesinde sektörlerin ihtiyaçlarını çözmeye odaklandık. Uygulamalı eğitim sistemi anlayışımız ile öğrenciler sektöre girdikleri zaman sektöre uyum ve sektöre katma değer açısından son derece işlevsel hale geldiler. İAÜ olarak uygulamalı eğitime önem vererek hem öğrencinin kendine güvenmesini sağladık, hem de işverenlerimizin zaman kaybetmemelerine imkân verdik. Üniversitemizde okuyan bir öğrenci daha okul sırasında iken işin nasıl yapıldığı hakkında bilgi sahibi oluyor.
Yerlerde sürünen mesleki eğitime yeni bir boyut getirerek yüzünü değiştirdik. Meslek yüksekokulundan mezun olan gençlerin prestijini arttırdık. İstanbul Sanayi ve İstanbul Ticaret Odaları ile geliştirilen işbirlikleri ile 354.210 üzerinde çözüm ortağımız öğrencilerimize staj olanağı sağlamaktadır. Çözüm ortaklarımız arasında sektörünün önde gelen pek çok kurumsal firması bulunmaktadır. Renault-Mais, Amerikan Hastanesi, Schenker Arkas, Acıbadem Hastaneleri, Ankara Sigorta, Mercedes, Bisse, Aras Kargo, Collezione, Carrefour, Simit Sarayları). İşe Yerleştirme oranımız %86’dır.
Tabi eğitim devam ederken de yaptığımız çalışma ve projeler var. Üniversitemizde oluşturduğumuz sektör danışma kurulları öğrencilerimizle düzenli olarak bir araya gelerek fikir ve tecrübe paylaşımında bulunmaktadır. Biz soru da da bahsettiğiniz o duvarları hiç yaratmadık sanayi ile hep iç içe olduk ve birlikte yürüdük. Yürümeye de devam ediyoruz. Teknoloji merkezimiz kurum, kuruluş ve özel firmalar için birçok proje ve araştırma yürütmektedir. Biz üniversite olarak edinilen bilginin ürüne dönüştürülmesi gerektiğine ve topluma faydalı hale getirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Öğrencilerimizi donanımlı, teknolojiyi en iyi şekilde kullanan ve uluslararası alanda deneyim sahibi bireyler olarak yetiştirerek mezun ediyoruz.
Yurtdışındaki üniversitelerle ve akademisyenlerle İAÜ’yü tanıştırıyorsunuz. Uluslararası ilişkilere neden bu kadar önem veriyorsunuz? Bu yöndeki çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?
Biz bir dünya üniversitesi olmak için yola çıktık. Ulusal değil uluslararası alanda rekabet edebilecek öğrenciler yetiştiriyoruz. “Dünya İnsanı Yetiştirmek” cümlesi en çok kullandığımız cümledir. Dünya çok çabuk değişen ve gelişen bir organizmadır. Bu hıza ayak uyduramazsanız başarısız ve mutsuz olursunuz. Bizde eğitim sistemimizi dünya insanı yetiştirmek adına kurguladık.
İstanbul Aydın Üniversitesi, Türkiye’nin uygulamalı eğitim yapan ilk üniversitesi olma özelliği ayrıca dünyaca tanınmış 350’nin üzerinde uluslararası üniversiteye yapmış olduğu işbirlikleri, öğrenim süresince vermiş olduğu garantili eğitim bursları, dünyanın en iyi üniversitelerinde lisans tamamlama imkânı, dünya çapında ün yapmış alanında en iyi akademisyenler, ulusal ve uluslararası konferanslar, Çift anadal programı sayesinde aynı anda iki diploma sahibi olma imkânı, Türkiye’nin tek bir alanda kurulu en büyük teknoloji merkezime sahip olması gibi daha birçok özelliği ile öğrenciler için en iyi imkânları sağlayarak farklılık yaratan bir üniversite olmuştur. Bunlardan bir kısmı YÖK onaylı çift diploma programı şeklinde yürütülen lisans ve ön lisans programları ile lisans tamamlama programlarıdır. Dünyanın en iyi ilk 10 üniversitesi içerisinde yer alan University of California Berkeley ve İstanbul Aydın Üniversitesi arasında tüm programlarda yaz okulları işbirliği anlaşması yapılmıştır. ABD’de bulunan Mercy College ile lisans tamamlama ve Yüksek Lisans yapma konusunda eğitimlerini tamamlama imkânına sahip olmuşlardır. 2009-2010 eğitim öğretim yılından itibaren, en önemli uluslar arası eğitim fırsatlarından biri olan UMUC yani University of Maryland University College’da çift diploma alacakları şekilde lisans tamamlama imkanı sağlamıştır. İngilizce İşletme lisans programında, İAÜ öğrencilerine, başka hiçbir üniversitede bulunmayan bir öğrenim olanağı yaratılmış, yurtdışına gitme zorunluluğu olmadan uluslararası diploma ile mezun olma olanağı sunulmuştur. İlk iki yılında İAÜ öğretim üyelerinden ders alan öğrenciler daha sonraki iki yılda ABD’den gelen akademisyenlerden aldıkları dersler ile çift diploma alarak mezun olmaktadırlar.
VAKIF ÜNİVERSİTELERİ DEVLET ÜNİVERSİTELERİNİ DEĞİŞİME ZORLUYOR
Türkiye’de vakıf üniversitelerinin devlet üniversitelerinin önüne geçtiğini görüyoruz. Vakıf üniversitelerinin bu motivasyonunu neye bağlıyorsunuz? Devlet-Vakıf üniversiteleri arasındaki etkileşimin Türkiye’de yükseköğretime katkıları neler olacaktır?
Vakıf üniversitelerinin yükseköğretime katkısı büyüktür. Öncelikle eğitimde kalite artmıştır. Bunun sebebi ise ister istemez üniversiteler arasında doğan rekabettir. Vakıf üniversitelerindeki imkânlar, bölüm çeşitliliği, burs imkânları, uygulamaya yönelik alanların fazlalığı devlet üniversitelerini de yeniden hareketlendirmiştir. Bugün Türkiye’deki yükseköğretim, özellikle vakıf üniversitelerimiz gerek eğitim kaliteleri, gerek teknik donanımları, gerekse sosyal imkânları ile dünya üniversiteleri ile rekabet edebilecek düzeye gelmişlerdir. Yükseköğretim ülkemizde sınavla kapısı açılan bir durumdadır. Bu nedenle her yıl öğrencilerin girdiği sınavların sonucunda bir değerlendirme yapılmakta ve tercihlerinde belirlediği yerleşmelerle öğrenciler üniversite hayatlarına başlamaktadırlar. Vakıf üniversitelerinin sunmuş olduğu imkanlar, devlet üniversitelerinin önüne geçmiştir. Özellikle uluslararası alanda çalışmaları ve tanınır olmaları önemli bir özelliktir. Ben Vakıf üniversitelerinin devlet üniversitelerini tetiklediğini düşünüyorum. Tercih dönemlerinde onlarda artık kendilerini ifade etmek istiyorlar. Çünkü vakıf üniversitelerine talep oldukça arttı ve devlet üniversiteleri de bu rekabetin içerisinde yer almaya başladı.
TÜRKİYE’NİN EĞİTİMDE CAZİBE MERKEZİ OLMASI İÇİN ÇALIŞIYORUZ
DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi Başkanlığını da yürütüyorsunuz? Türkiye’nin bölgesinde yükseköğretimde cazibe merkezi olması için neler yapıyorsunuz? Yurtdışındaki kurumların Türkiye’deki yükseköğretime bakışları nasıl?
Başkanlığını yürüttüğüm DEİK/Eğitim Ekonomisi İş Konseyi-EEİK olarak, Türkiye’nin Uluslararası Yükseköğretim Hareketliliğinde rekabet gücünün artırılmasını ve küresel platformda yüksek katma değer sağlayan uluslararası öğrenciler için ülkemizi daha cazip kılmayı kendimize en önemli hedef olarak seçtik. Şunu da özellikle belirtmek isterim ki EEİK bugün Türkiye’de yükseköğretim alanında kurulmuş en geniş platformdur.
Son yıllarda hükümetimizin değişen politikaları ve desteği ile yabancı öğrenci sınavı kaldırılmış, kolaylıklar getirilmiştir. Üniversitelerimiz birçok uluslararası işbirliğine imza atmış, ülkemizi eğitimde bir cazibe merkezi haline getirmek için ciddi adımlar atmışlardır. Türkiye’ye gelen uluslararası öğrencilerin çoğu tarihte ortak kültüre sahip olduğumuz ülkelerden gelmekte. Ve diğer bir gerçek, 2000’lerin başından bugüne kadar uluslararası öğrenci sayımızda belirgin bir artış maalesef olmamıştır.
Bazı olumlu gelişmeleri de yoğun çalışmalarımız neticesinde görmek bizleri memnun etmektedir, örneğin Dışişleri Bakanlığımızdan Büyükelçilik yetkililerimizin bölge ülkelerdeki ulusal eğitim sistemi, üniversiteye kabul sistemi, öğrenci sayısı, öğrencilerin temayülleri, ülkenin İK ihtiyaçları gibi konularda bilgi toplaması ve üniversitelerimizle paylaşmasını, vize işlemleri için özel bir statü ve kurallar geliştirilmesi ve öğrencilerin kısa sürede vize alabilmeleri sağlanmasını, İçişleri Bakanlığımız bizlere ikamet başvurularının hızlı sonuçlanması için resmi işlemlerin tüm İlçe Emniyet Müdürlüklerinde yapılacak şekilde düzenlenmesi ve İkamet izinleri için yetkili olan kuruluşlarda dil bilen, donanımlı personelin istihdam edilmesi konusunda destek vermektedir. 2013 yılı itibari ile ikamet başvuruları ilçelerden yapılabilmektedir.
Turizm ve Kültür Bakanlığımız Turizm sektöründe görüldüğü gibi devlet eliyle eğitim sektörünün de reklam ve tanıtımının yapılması, yurtdışı etkinliklerinde üniversitelerin de katılabileceği pavillionlar hazırlanması ve ICEF, NAFSA gibi fuarlarda Türkiye’nin tanıtımının yapılması konusunda bizlerle ortak çalışmalara başlamıştır. 2012’de Amerika’daki NAFSA fuarında ilk kez Türkiye pavillionu ile bayrağımızı gururla dalgalandırdık. 2013 yılında ise çok daha büyük ve etkin bir organizasyon olan NAFSA’da yer aldık. Artık fuarlara EEIK üyeleri olarak bir arada katılıyoruz. Bu da bizim gücümüzü artırıyor. Ekonomi Bakanlığı Döviz Getirici Faaliyet Destekleri ile daha fazla yurtdışı tanıtım çalışması yapma fırsatı buluyoruz.
Sayın Bakanımız Zafer Çağlayan Bey’e bu konuda minnettarız. Eğitim sektörümüzü tanıtmak ve yurtdışından öğrenci getirmek için bu destekler bize büyük fayda sağladı. Bugün fuar katılımlarından, yurtdışında düzenlenen konferanslara, basılan broşürlerden internet reklamlarına kadar birçok alanda devletimiz %60’a varan destekler veriyor. İstanbul Aydın Üniversitesi olarak ta yapılan bu çalışmaların içerisinde yer alıyoruz. Öğrencilerimizin uluslararası düzeyde yetişmesini sağlayarak ülkemizin saygınlığına katkı sunuyoruz.
7/24 ÇAIŞIRIM, BİRAZ İŞKOLİK SAYILIRIM!
Çalışmayı ve üretmeyi sevdiğinizi biliyoruz. Mustafa Aydın olarak 1 gününüzü nasıl geçiriyorsunuz? İş, yaşamınızın ne kadarını kapsıyor? İş dışında neleri yapmayı seviyorsunuz?
Ben her sabah 03.00 de kalkarım. O günün planlarına bakar, raporlarımı inceler ve değerlendiririm. Organize edilecek işleri çalışma arkadaşlarıma mail atar ve paylaştırırım. Bu arada mutlaka CNN İnternational ve El Cezire’yi izlerim. Sonra saat 05.00 de tekrar yatarım. Ama bu iki saat benim için çok verimli geçer. 06.00’da tekrar kalkar kişisel bakımımı ve kahvaltımı yaparım. 07.30 gibi de evden çıkarım. Öncelikle üniversiteye gider ve bahçesinde konumlanan camlı ofisimde öğlene kadar görüşmelerimi yaparım. Birimlerin ve fakültelerin yöneticileriyle, hocalarımızla, öğrencilerle görüşürüm. Zaten ofisimizin tamamı cam ve herkes benim her gün orada olduğumu bilir. Bir derdi sıkıntısı varsa gelir ve paylaşır. Tabi sevinçlerini de paylaşır. İki günde bir mutlaka Üniversitedeki spor salonunda öğlenleri asgari bir saat spor yaparım. Öğrencilerimle masa tenisi oynarım. Günü sporla yarıladığımdan başkanlık ofisimde duşumu alır kıyafetlerimi değiştiririm. Biraz işkolik biriyim. Ama spor yapmaya mutlaka zaman ayırıyorum. Sağlıklı beslenmeye çalışıyorum. Çok sık seyahat ederim. Yurt dışında da yürüttüğüm başkanlıklar var. Ayrıca İstanbul Aydın Üniversitesi uluslararası anlamda da önemli bir yere sahiptir. Eğitim işbirliklerimiz için ben ve ekibim devamlı seyahat ediyoruz. Bu seyahatler bir nevi tatil oluyor diyebiliriz. Özellikle uçakta geçirdiğim vakit beni dinlendiriyor ve çok verimli zaman geçiriyorum.
Üniversite de gerçekleştirilen etkinliklere katılırım.Ö nceden planlanmış bir işim yok ise mutlaka Yönetim Kurulu Başkanlığını da yürüttüğüm BİL Holdinge gider ve orada çalışma arkadaşlarımla görüşmeler yaparım. Her akşamda mutla bir sivil toplum kuruşunun etkinliği ya da toplantısına katılırım. Türkiye Sigarayla Savaş Derneği, UFRAD, DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi, Küçükçekmece Kent Konseyi, EURAS gibi birçok STK’nın ve birliğin başkanlığını yürütüyorum. Ayrıca Vakıf Üniversiteleri Birliği’nin de Genel Sekreteriyim. Yani akşamları da yoğun geçiyor. En geç saat 23.30 gibide yatarım. Haftanın 7 günü çalışırım ben ama aileme de mutlaka zaman ayırıyorum.
2020’DE DÜNYANIN İLK 500 ÜNİVERSİTESİ ARASINDA OLACAĞIZ
İAÜ’nün kısa dönemde planlarından bahsedebilir misiniz? Uzun vadede ise İAÜ’yü nerede görmek istiyorsunuz?
2015 daha sonra 2020 ve bundan sonra da 2023 var. Biz bu konuyla ilintili olarak kendimize üç aşamalı bir hedef koyduk. 2015 yılında Türkiye’de ilk 5 üniversite arasına gireceğiz. Bunu öğrenci sayısı olarak söylemiyorum. Zaten sayımız şu anda oldukça iyi bir konumda. Bu araştırma, Ar-Ge çalışmaları, projeleri, akademik kadro, uluslararası öğrenci sayısı, işe yerleştirmiş olduğumuz öğrenci sayısı, dünya pazarına sunduğumuz beyin gücü gibi parametrelerle olacak. 2020’de ise İstanbul Aydın Üniversitesi dünyanın ilk 500 üniversitesi arasında yer alacak. 2023 yılı hedeflerimize gelirsek şöyle sıralıyım: 2 bin 500 uluslararası öğrenci, 300 uluslararası öğretim üyesi, asgari 20 patent, Türkiye’nin eğitiminde, Türkiye’nin özel sektöründe, Türkiye’nin sanayisinde söz sahibi olan bir üniversite amaçlıyoruz.
DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi olarak yaptığımız çalışmaları sonucunda her gün daha da fazla sayıda üniversitemiz ‘Study in Turkey’ çatısı altında birleşerek yurtdışına güç birliği ile açılıyor. Bu çatıda hep beraber hareket etmek ve ülkemizin yükseköğretim sektörünü dünyaya hep birlikte, tek koldan tanıtmak mecburiyetindeyiz. Eylül 2013 yılında ise EAIE (Avrupa Uluslararası Eğitim Derneği) ve ICEF( Uluslararası Eğitim Vakfı) fuarları İstanbul’da gerçekleşecek.
Son Güncelleme: Pazartesi, 22 Temmuz 2013 15:02
Gösterim: 6118
Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Mehmet Küçük, “Pahalı olan okul iyi okuldur” yaklaşımının doğru olmadığını ve son yıllarda bazı okulların sadece sınav başarısını ön plana çıkardığını söyledi
Özel okullarda okuyan öğrenci sayısının 569 bine ulaştığını belirten Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Mehmet Küçük, buna karşın stratejik planda hedeflenen yüzde 5 oranına ise 2014’de ulaşmanın zor olduğunu söyledi. Özellikle OSB’lerde başlatılan teşvik uygulamasına dikkat çeken Küçük, bu tür teşviklerin özel okul sektörünü büyüteceğini söyledi. Eğitim alanında yaşanan rekabete de dikkat çeken Küçük, “Ölçülü ve ilkeli bir rekabetin sektöre olumlu katkı yapacağını düşünüyorum. Rekabet koşullarının düzenlenmesine ihtiyaç olursa yaparız. Ama şu anda böyle bir ihtiyaç gözükmüyor.” diye konuştu.
Özel okul sektörünün bugün için geldiği noktayı değerlendirebilir misiniz? Türkiye’de özel okulların gelişimini yeterli görüyor musunuz?
Son yıllarda özel okul sektöründe çok önemli gelişmeler olmasına rağmen bugün geldiğimiz nokta yeterli değildir. Bakanlığımızın 2010-2014 stratejik planında genel eğitimimiz içerisindeki özel okul öğrenci oranı % 2,76’dan % 5’e çıkarılması hedeflenmektedir. Şu an itibariyle % 3,5’i yakalamış durumdayız. Bu artış hızı ile önümüzdeki yıl stratejik plandaki % 5’lik hedefe ulaşılamayacağı görülmektedir.
Diğer taraftan bardağın dolu tarafını da görmek gerekir. 2002-2003 eğitim yılında özel okullarda toplam 223.000 öğrenci eğitim görüyorken bugün itibariyle bu sayı % 155’lik artışla 569.000’e çıkmıştır. Bu önemli miktardaki artış resmi okullarda son yıllarda derslik başına düşen öğrenci sayısının azalmasına, fiziki yapılarda ve donanımlardaki iyileşmeler olmasına rağmen gerçekleşmiştir.
SİSTEM DEĞİŞİKLİĞİNDE VELİ ÖZEL OKULA GÜVENDİ
4+4+4 uygulamasının özel okulculuk sektörü üzerindeki etkisi nasıl olmuştur? Bu çerçevede bir değerlendirme yapabilir misiniz?
Son on yıldır özel okullardaki öğrenci sayıları her yıl % 5 ile % 10 arasında artmakta idi. Bu öğretim yılındaki artış diğer yıllara göre bir miktar daha fazla gerçekleşti. Bu artışın bir kısmı birinci sınıfa devam edecek öğrencilerin yaş aralığının bir miktar artmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca sistem değişikliklerinde veliler sistemin uygulanması konusunda bir miktar tedirgin olmakta ve özel okulları değişikliğe daha kolay adapte olacak gördüklerinden özel okullara yönelmektedirler. Bunları bir bütün olarak değerlendirdiğimizde özel okullara olumlu etki ettiğini değerlendirebiliriz.
DAHA FAZLA SERMAYE DAHA FAZLA OKUL DEMEK
Özel okulların eğitimden aldığı payın üç yıl içinde en az ikiye katlanacağı öngörülürken, bu kapsamda özel sermaye fonlarının da bu alana ilgisinin arttığını görüyoruz. Sizce sektördeki yabancı sermayenin artışı beraberinde hangi artıları/eksileri getirir?
Bugünkü yapı ile üç yıl içinde özel okulların eğitimden aldığı payın iki katına çıkması imkansız gibi. Büyük sermaye gruplarının özel okul işine girmeleri tabii ki sektördeki öğrenci sayısının hızla artmasına sebep olur. Çünkü şu anda ülkemizde özel okul ücretleri bir hayli yüksek. Daha fazla sermaye daha fazla okul demek. Bu durum da öğrenci ücretlerinin rekabetten dolayı bir miktar aşağıya inmesi ve böylece daha fazla öğrencinin bu imkandan yararlanması anlamını taşıyor.
Özel okullar arasına rekabetin giderek arttığı bir dönem yaşıyoruz. Bu rekabeti doğal buluyor musunuz? Rekabet koşullarının düzenlenmesine ihtiyaç olduğunu düşünüyor musunuz?
Günümüzde bütün alanlarda rekabet var. Eğitim alanında da rekabet olması gayet doğal. Ölçülü ve ilkeli bir rekabetin sektöre olumlu katkı yapacağını düşünüyorum. Rekabet koşullarının düzenlenmesine ihtiyaç olursa yaparız. Ama şu anda böyle bir ihtiyaç gözükmüyor.
KENDİNİ İSPATLAMIŞ OKULLAR DEVAM EDECEK
Zincir okullar olgusu ön plana çıkıyor. Bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Son yıllarda dünyanın gelişmiş ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de bütün sektörlerde markalaşma ve zincirleşme hızla devam ediyor. Bu süreç yaklaşık on beş yıl önce dershanelerde de başlamıştı ve yavaşlayarak devam ediyor. Belirli markaların biraz daha kurum sayılarını artıracağını ama yerelde kendini ispat etmiş bazı okulların da faaliyetlerine devam edeceğini düşünüyorum. Bu durumun olumlu ve olumsuz yanları vardır. Sistem kendi içinde bunları dengeleyecektir diye düşünüyorum.
PAHALI OKUL İYİ OKUL DEĞİLDİR!
Velilerin özel okullara ilgisi artıyor mu? Çocuklarını özel okula gönderecek velilere neler tavsiye dersiniz? Veliler özel okul seçerken nelere dikkat etmeliler?
Velilerin özel okullara ilgisi her geçen gün artıyor. Özel okullardaki öğrenci sayısının artışı bunun en önemli göstergesidir. Veliler özel okullardan aldıkları hizmeti çok iyi irdeleyip çocuklarını buna göre okullara göndermeliler. “Pahalı olan okul iyi okuldur” yaklaşımının doğru olmadığını düşünüyorum. Son yıllarda bazı okulların sadece sınav başarısını ön plana çıkardığını görüyoruz. Bu durum da doğru değildir. Okullarımız öğrenciyi sosyal ve sportif yönden de geliştirip hayata hazırlamalılar. Çocuklarını kendilerine, ailelerine, ülkelerine ve bütün insanlığa faydalı bireyler olarak yetiştiren okullar tercih edilmeli.
OSB’LERDE ÖZEL OKUL SAYISI ARTACAK
Türkiye’deki özel okul sektörünü dünya ile kıyasladığınızda nasıl bir tablo ortaya çıkıyor? Özel okulların gelişimi için teşvik mekanizmaları üzerinde nasıl iyileştirmeler yapılmalı?
Ülkemizdeki özel okul sektörünün tarihi çok eskidir. Hatta Cumhuriyet öncesinde kurulup günümüze kadar devam eden özel okullar vardır. Buna rağmen özel okullardaki okullaşma oranımız dünyanın birçok gelişmiş ülkesine göre çok gerilerdedir.
AB ülkelerine ve OECD ülkelerine baktığımızda özel okul oranlarının ülkemize göre 5 kat civarında fazla olduğunu görüyoruz. Yani bu ülkelerde öğrencilerinin yaklaşık %15’i özel okullara gidiyor. Bu ülkelerin hemen hemen tamamında farklı şekillerde özel okullara veya özel okullara devam eden öğrencilere parasal destek vardır. Ülkemizde de son on yılda bu konuda çeşitli denemeler yapıldı ve bazı sebeplerden dolayı uygulanamadı. Ama bu alanda 2012 yılı Temmuz ayı içerisinde 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununda yapılan değişiklikle Organize Sanayii Bölgelerinde açılan Özel Meslek liselerine devam eden her bir öğrenci için alanlarına göre okula ücret ödenir hükmü getirildi. Bu Kanun çerçevesinde daha sonra alt düzenlemeler yapıldı. Bu yasal çerçeve doğrultusunda OSB’lerde açılan özel meslek liselerinde okuyan her bir öğrenci için ilk defa bu yıl okullara alanlarına göre 4000, 4500 ve 5000 lira olmak üzere hesaplanan paraların % 75’i ödendi. Kalan %25’lik kısım da Haziran ayında ödenecek. Bu teşvik sistemi ile önümüzdeki süreçte OSB’lerde önemli ölçüde özel okul açılacağını düşünüyoruz. Eğer bu ve benzeri teşvik sistemi diğer okul türleri için de yapılabilirse özel okul ve öğrenci sayısında hızlı artış olacağını değerlendirmekteyiz.
Üst Kategori: ROOT Kategori: EĞİTİM Dosyası
Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Mehmet Küçük, “Pahalı olan okul iyi okuldur” yaklaşımının doğru olmadığını ve son yıllarda bazı okulların sadece sınav başarısını ön plana çıkardığını söyledi
Özel okullarda okuyan öğrenci sayısının 569 bine ulaştığını belirten Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Mehmet Küçük, buna karşın stratejik planda hedeflenen yüzde 5 oranına ise 2014’de ulaşmanın zor olduğunu söyledi. Özellikle OSB’lerde başlatılan teşvik uygulamasına dikkat çeken Küçük, bu tür teşviklerin özel okul sektörünü büyüteceğini söyledi. Eğitim alanında yaşanan rekabete de dikkat çeken Küçük, “Ölçülü ve ilkeli bir rekabetin sektöre olumlu katkı yapacağını düşünüyorum. Rekabet koşullarının düzenlenmesine ihtiyaç olursa yaparız. Ama şu anda böyle bir ihtiyaç gözükmüyor.” diye konuştu.
Özel okul sektörünün bugün için geldiği noktayı değerlendirebilir misiniz? Türkiye’de özel okulların gelişimini yeterli görüyor musunuz?
Son yıllarda özel okul sektöründe çok önemli gelişmeler olmasına rağmen bugün geldiğimiz nokta yeterli değildir. Bakanlığımızın 2010-2014 stratejik planında genel eğitimimiz içerisindeki özel okul öğrenci oranı % 2,76’dan % 5’e çıkarılması hedeflenmektedir. Şu an itibariyle % 3,5’i yakalamış durumdayız. Bu artış hızı ile önümüzdeki yıl stratejik plandaki % 5’lik hedefe ulaşılamayacağı görülmektedir.
Diğer taraftan bardağın dolu tarafını da görmek gerekir. 2002-2003 eğitim yılında özel okullarda toplam 223.000 öğrenci eğitim görüyorken bugün itibariyle bu sayı % 155’lik artışla 569.000’e çıkmıştır. Bu önemli miktardaki artış resmi okullarda son yıllarda derslik başına düşen öğrenci sayısının azalmasına, fiziki yapılarda ve donanımlardaki iyileşmeler olmasına rağmen gerçekleşmiştir.
SİSTEM DEĞİŞİKLİĞİNDE VELİ ÖZEL OKULA GÜVENDİ
4+4+4 uygulamasının özel okulculuk sektörü üzerindeki etkisi nasıl olmuştur? Bu çerçevede bir değerlendirme yapabilir misiniz?
Son on yıldır özel okullardaki öğrenci sayıları her yıl % 5 ile % 10 arasında artmakta idi. Bu öğretim yılındaki artış diğer yıllara göre bir miktar daha fazla gerçekleşti. Bu artışın bir kısmı birinci sınıfa devam edecek öğrencilerin yaş aralığının bir miktar artmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca sistem değişikliklerinde veliler sistemin uygulanması konusunda bir miktar tedirgin olmakta ve özel okulları değişikliğe daha kolay adapte olacak gördüklerinden özel okullara yönelmektedirler. Bunları bir bütün olarak değerlendirdiğimizde özel okullara olumlu etki ettiğini değerlendirebiliriz.
DAHA FAZLA SERMAYE DAHA FAZLA OKUL DEMEK
Özel okulların eğitimden aldığı payın üç yıl içinde en az ikiye katlanacağı öngörülürken, bu kapsamda özel sermaye fonlarının da bu alana ilgisinin arttığını görüyoruz. Sizce sektördeki yabancı sermayenin artışı beraberinde hangi artıları/eksileri getirir?
Bugünkü yapı ile üç yıl içinde özel okulların eğitimden aldığı payın iki katına çıkması imkansız gibi. Büyük sermaye gruplarının özel okul işine girmeleri tabii ki sektördeki öğrenci sayısının hızla artmasına sebep olur. Çünkü şu anda ülkemizde özel okul ücretleri bir hayli yüksek. Daha fazla sermaye daha fazla okul demek. Bu durum da öğrenci ücretlerinin rekabetten dolayı bir miktar aşağıya inmesi ve böylece daha fazla öğrencinin bu imkandan yararlanması anlamını taşıyor.
Özel okullar arasına rekabetin giderek arttığı bir dönem yaşıyoruz. Bu rekabeti doğal buluyor musunuz? Rekabet koşullarının düzenlenmesine ihtiyaç olduğunu düşünüyor musunuz?
Günümüzde bütün alanlarda rekabet var. Eğitim alanında da rekabet olması gayet doğal. Ölçülü ve ilkeli bir rekabetin sektöre olumlu katkı yapacağını düşünüyorum. Rekabet koşullarının düzenlenmesine ihtiyaç olursa yaparız. Ama şu anda böyle bir ihtiyaç gözükmüyor.
KENDİNİ İSPATLAMIŞ OKULLAR DEVAM EDECEK
Zincir okullar olgusu ön plana çıkıyor. Bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Son yıllarda dünyanın gelişmiş ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de bütün sektörlerde markalaşma ve zincirleşme hızla devam ediyor. Bu süreç yaklaşık on beş yıl önce dershanelerde de başlamıştı ve yavaşlayarak devam ediyor. Belirli markaların biraz daha kurum sayılarını artıracağını ama yerelde kendini ispat etmiş bazı okulların da faaliyetlerine devam edeceğini düşünüyorum. Bu durumun olumlu ve olumsuz yanları vardır. Sistem kendi içinde bunları dengeleyecektir diye düşünüyorum.
PAHALI OKUL İYİ OKUL DEĞİLDİR!
Velilerin özel okullara ilgisi artıyor mu? Çocuklarını özel okula gönderecek velilere neler tavsiye dersiniz? Veliler özel okul seçerken nelere dikkat etmeliler?
Velilerin özel okullara ilgisi her geçen gün artıyor. Özel okullardaki öğrenci sayısının artışı bunun en önemli göstergesidir. Veliler özel okullardan aldıkları hizmeti çok iyi irdeleyip çocuklarını buna göre okullara göndermeliler. “Pahalı olan okul iyi okuldur” yaklaşımının doğru olmadığını düşünüyorum. Son yıllarda bazı okulların sadece sınav başarısını ön plana çıkardığını görüyoruz. Bu durum da doğru değildir. Okullarımız öğrenciyi sosyal ve sportif yönden de geliştirip hayata hazırlamalılar. Çocuklarını kendilerine, ailelerine, ülkelerine ve bütün insanlığa faydalı bireyler olarak yetiştiren okullar tercih edilmeli.
OSB’LERDE ÖZEL OKUL SAYISI ARTACAK
Türkiye’deki özel okul sektörünü dünya ile kıyasladığınızda nasıl bir tablo ortaya çıkıyor? Özel okulların gelişimi için teşvik mekanizmaları üzerinde nasıl iyileştirmeler yapılmalı?
Ülkemizdeki özel okul sektörünün tarihi çok eskidir. Hatta Cumhuriyet öncesinde kurulup günümüze kadar devam eden özel okullar vardır. Buna rağmen özel okullardaki okullaşma oranımız dünyanın birçok gelişmiş ülkesine göre çok gerilerdedir.
AB ülkelerine ve OECD ülkelerine baktığımızda özel okul oranlarının ülkemize göre 5 kat civarında fazla olduğunu görüyoruz. Yani bu ülkelerde öğrencilerinin yaklaşık %15’i özel okullara gidiyor. Bu ülkelerin hemen hemen tamamında farklı şekillerde özel okullara veya özel okullara devam eden öğrencilere parasal destek vardır. Ülkemizde de son on yılda bu konuda çeşitli denemeler yapıldı ve bazı sebeplerden dolayı uygulanamadı. Ama bu alanda 2012 yılı Temmuz ayı içerisinde 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununda yapılan değişiklikle Organize Sanayii Bölgelerinde açılan Özel Meslek liselerine devam eden her bir öğrenci için alanlarına göre okula ücret ödenir hükmü getirildi. Bu Kanun çerçevesinde daha sonra alt düzenlemeler yapıldı. Bu yasal çerçeve doğrultusunda OSB’lerde açılan özel meslek liselerinde okuyan her bir öğrenci için ilk defa bu yıl okullara alanlarına göre 4000, 4500 ve 5000 lira olmak üzere hesaplanan paraların % 75’i ödendi. Kalan %25’lik kısım da Haziran ayında ödenecek. Bu teşvik sistemi ile önümüzdeki süreçte OSB’lerde önemli ölçüde özel okul açılacağını düşünüyoruz. Eğer bu ve benzeri teşvik sistemi diğer okul türleri için de yapılabilirse özel okul ve öğrenci sayısında hızlı artış olacağını değerlendirmekteyiz.
Son Güncelleme: Pazartesi, 20 May 2013 14:59
Gösterim: 4057
OECD Bir Bakışta Eğitim 2012 Raporu’na göre, Türkiye’de öğretmenler dünya ortalamasının üzerinde çalışıyor. Ayrıca rapora göre Türkiye’de öğretmen başına düşen öğrenci sayısı gelişmiş ülkelere göre fazla
OECD Bir Bakışta Eğitim 2012 Raporu geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Bu rapor göz önüne alındığında ülkemizdeki öğretmenlerin dünya ortalamasının üstünde çalıştığı ve bir o kadar da az kazandığı gözler önüne seriliyor. Ayrıca Türkiye’de öğretmen başına düşen öğrenci sayısı gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında, hiç de iç açıcı olmayan yeni bir tablo ortaya çıkıyor.
24 Kasım Öğretmenler Günü’nde Türkiye
24 Kasım Öğretmenler Günü’nün yaklaştığı şu günlerde OECD tarafından açıklanan 2012 Raporu ülke gündemine adeta damgasını vurdu. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in raporda görüldüğü üzere; öğretmenlerimiz OECD ortalamasının altında çalışıyor değerlendirmesi karşısında eğitim camiası tepkisiz kalmadı. Öğretmenlerimizin mevcut durumunu gözler önüne sermek adına raporda yer alan verileri ve eğitimcilerimizin ülke çapında mevcut çalışma koşullarını rakamlarla sunuyoruz.
OECD Bir Bakışta Eğitim 2012 Raporuna göre; Türkiye’de öğretmenlerin yıllık toplam çalışma saati 1816 iken, OECD ülkelerinin ortalaması 1678 saat. Buna rağmen ülkemizde öğretmenlerin aldığı ücretler dünyadaki meslektaşlarına oranla daha düşük. OECD ülkeleri ortalamasına göre ilkokulda göreve yeni başlayan bir öğretmen yılda 28 bin 523 dolar, en üst derecedeki bir öğretmen yılda 45 bin 100 dolar kazanıyor. Kanada’da ilkokulda göreve yeni başlayan bir öğretmen yılda 34 bin 443 dolar, en üst derecedeki bir öğretmen yılda 54 bin 978 dolar; Danimarka’da ilkokulda göreve yeni başlayan bir öğretmen yılda 43 bin 393 dolar, en üst derecedeki bir öğretmen yılda 50 bin 253 dolar; İngiltere’de ilkokulda göreve yeni başlayan bir öğretmen yılda 30 bin 204 dolar, en üst derecedeki bir öğretmen yılda 44 bin 145 dolar kazanıyor.
Ülkemizde öğretmen maaşları yıllık 11 bin 800 dolar ile 13 bin 800 dolar arasında değişiyor. Milli Eğitim Bakanı ve Başbakan her ne kadar aksini iddia etse de, OECD ülkeleri içinde öğretmenleri en çok çalışan ülkelerin başında Türkiye geliyor. Türkiye’de öğretmenler, OECD ortalamasına göre 141 saat daha fazla çalışıyor.
Eğitimde 4+4+4 modeline geçilmesiyle okulöncesi çağdaki 60-71 ay arasındaki çocukların ilkokula alınması, sınıfların aşırı kalabalık olması, seçmeli ders sayısında ve ders saatlerindeki artış gibi çok sayıda sorun nedeniyle öğretmenlerin yıllık çalışma saatlerinin bu yıldan itibaren belirgin bir şekilde artması kaçınılmaz. Dahası, öğretmenlerin yüzde 80’i geçinebilmek için ek iş yapmak zorunda kalıyor. Öğretmenlerin bugünkü çalışma koşulları ve aldıkları maaşlarla kendilerini mesleki olarak yetiştirmeleri ve geliştirmeleri mümkün gibi gözükmüyor. Bu öğrenciler yani hizmet alan taraf bakımından da büyük bir sorun. Öğretmenin kendini geliştireceği ve kişisel ihtiyaçlarını yeterince karşılayabileceği bir boş zaman alanı, kendisinin ve ailesinin insanca yaşayabileceği bir ücret seviyesi olmadığı sürece, öğrencilerine nitelikli bir aktarımda bulunması da zorlaşıyor.
Ülkelere Göre Öğretmenlerin Toplam Zorunlu Çalışma Saatleri (Yıllık)

Kaynak: OECD Bir Bakışta Eğitim 2012 Raporu, sayfa: 481.
TÜRKİYE ÖĞRETMEN BAŞINA DÜŞEN ÖĞRENCİ SAYISI İLE DÜNYA İLKLERİNDE
MEB verilerine göre 2011-2012 eğitim-öğretim yılında öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ilköğretimde 20, ortaöğretimde 16. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı İstanbul’da ilköğretimde 26, ortaöğretimde 20; Gaziantep’te ilköğretimde 27, ortaöğretimde 22; Şanlıurfa’da ilköğretimde 32, ortaöğretimde 24; Şırnak’ta ilköğretimde 26, ortaöğretimde 22.
OECD Bir Bakışta Eğitim 2012 Raporunu incelediğimizde; öğretmen başına düşen öğrenci sayısında OECD ülkeleri ortalaması ilköğretimde 15.8, ortaöğretimde 13,8. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı Lüksemburg’da ilköğretimde 10.1, ortaöğretimde 9.1; Avusturya’da ilköğretimde 12.2, ortaöğretimde 9.6; İsveç’te ilköğretimde 11.7, ortaöğretimde 12.3; Almanya’da ilköğretimde 16.7, ortaöğretimde 14.4. OECD ülkeleri baz alındığında ise ülkemizde öğretmen açığı ilköğretimde 140 bin 566; ortaöğretimde 40 bin 709 olmak üzere toplam 181 bin 275.
Ancak burada şu önemli hususun gözden kaçırılmaması gerekiyor: Yukarıdaki hesapta verilen, öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ülkemizde toptan hesaplanmış. Yani bir ildeki toplam öğrenci sayısı öğretmen sayısında bölünerek veri elde edilmiştir. Ancak bu sonuçlar, özelde okullarımızın yaşadığı gerçeği yansıtmıyor. Bırakın kırsal bölgeleri, büyük metropollerimizin büyük çoğunluğunda dahi öğretmenlerimiz 30-35 kişilik sınıf mevcutlarını gördüklerinde mutlu oluyor. Ülkemizde halen binlerce okulumuzda birleştirilmiş sınıf uygulaması devam ediyor.
250 BİN MEZUN ATAMA BEKLİYOR
Eğitim fakülteleri her yıl 50 binin üzerinde kişiyi mezun ediyor. 2005 yılında mezun sayısı 44 bin iken KPSS’ye müracaat eden işsiz öğretmen sayısı 173 bin olmuş. 2009 yılında mezun sayısı 49 bine, KPSS’ye müracaat edenlerin sayısı 244 bine çıkmıştır. 2010 yılında mezun sayısı 50 bini aşmış, 2010 KPSS-Eğitim Bilimleri sınavı için başvuran işsiz öğretmenlerin sayısı 280 bini bulmuştur. 2011 yılında sadece eğitim fakültelerinden mezun sayısı 55 bin olurken, KPSS-Eğitim Bilimleri sınavına giren işsiz öğretmenlerin sayısı 264 bin. 2003’te KPSS’ye 127 bin 973 kişi girmesine karşın, 2011’de bu sayı 264 bine çıkmıştır. Son 10 yılda KPSS’ye giren işsiz öğretmen sayısı 1 milyon 835 bin 290’a ulaşmıştır. 2011–2012 itibariyle eğitim fakültelerine 60 bine yakın yeni kayıt yapılırken, aynı dönemde okuyan öğrencilerin sayısı 257 bin 738.
50 BİN ÖĞRETMEN DERSHANELERDE ÇALIŞIYOR
TOBB Türkiye Eğitim Meclisi Sektör Raporuna göre özel dershanelerde 50 bin 209 öğretmenimiz çalışıyor. Son 12 yılda sayıları hızla artan dershaneler 70 bin kişilik istihdama ulaşmış durumda. Başbakan Erdoğan’ın kapatılacağını açıkladığı dersanelerin cirosu 1.8 milyar lira. Dershane sektöründe öğrenci sayısı da 1 milyon 234 bin. Araştırmaya göre sektörün ekonomideki payı, rakamsal olarak düşük olmakla birlikte verimlilik, maliyetler, istihdam ve kalite bakımından önemli nitelikte bulunuyor. Rapora göre, özel dershaneler 1 yılda, 50 bin 209 öğretmene 482 milyon 6 bin 400 lira maaş ödendi. Buna göre, özel sektör tarafından devlete, maaşların yıllık vergi ve SSK tutarı olarak öğretmenler için 289 milyon 203 bin 840 lira, ödendi.
OECD RAPORUNA BAKANLIK YORUMU
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, öğretmenlerin OECD ortalamasının altında çalıştığını söyledi. Dinçer, Türkiye’deki ilköğretim öğretmenlerin yıllık 870 saatlerini okulda geçirdiğini belirterek, bu rakamın OECD ortalamasının 312 saat altında olduğunu bildirdi. CHP Çanakkale Milletvekili Serdar Soydan’ın soru önergesini yanıtlayan Dinçer, Türkiye’deki öğretmenlerin yasal çalışma süresinin 1808 olduğu ve OECD ortalamasının 143 saat üzerinde olduğunun belirlenmesine karşın, bu rakamın memurların çalışma saatini gösterdiğini belirtti. Öğretmenlerin çalışma süreleri incelenirken memurların yasal çalışma süresi yerine yıllık net öğretim süresi ve öğretmenin okulda geçirmesi gereken sürenin göz önüne alınması gerektiğini öne süren Dinçer, “Ülkemizde 180 iş günü veya 38 hafta olan bir eğitim öğretim yılında saat olarak net öğretim süresi ilköğretimde 639, ortaöğretimde ise 567’dir. Bu rakamlar OECD ülkeleri genelinde devlet okullarındaki ortalamanın altında bulunmaktadır” dedi.
Eğitimtercihi
Üst Kategori: ROOT Kategori: EĞİTİM Dosyası
OECD Bir Bakışta Eğitim 2012 Raporu’na göre, Türkiye’de öğretmenler dünya ortalamasının üzerinde çalışıyor. Ayrıca rapora göre Türkiye’de öğretmen başına düşen öğrenci sayısı gelişmiş ülkelere göre fazla
OECD Bir Bakışta Eğitim 2012 Raporu geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Bu rapor göz önüne alındığında ülkemizdeki öğretmenlerin dünya ortalamasının üstünde çalıştığı ve bir o kadar da az kazandığı gözler önüne seriliyor. Ayrıca Türkiye’de öğretmen başına düşen öğrenci sayısı gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında, hiç de iç açıcı olmayan yeni bir tablo ortaya çıkıyor.
24 Kasım Öğretmenler Günü’nde Türkiye
24 Kasım Öğretmenler Günü’nün yaklaştığı şu günlerde OECD tarafından açıklanan 2012 Raporu ülke gündemine adeta damgasını vurdu. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in raporda görüldüğü üzere; öğretmenlerimiz OECD ortalamasının altında çalışıyor değerlendirmesi karşısında eğitim camiası tepkisiz kalmadı. Öğretmenlerimizin mevcut durumunu gözler önüne sermek adına raporda yer alan verileri ve eğitimcilerimizin ülke çapında mevcut çalışma koşullarını rakamlarla sunuyoruz.
OECD Bir Bakışta Eğitim 2012 Raporuna göre; Türkiye’de öğretmenlerin yıllık toplam çalışma saati 1816 iken, OECD ülkelerinin ortalaması 1678 saat. Buna rağmen ülkemizde öğretmenlerin aldığı ücretler dünyadaki meslektaşlarına oranla daha düşük. OECD ülkeleri ortalamasına göre ilkokulda göreve yeni başlayan bir öğretmen yılda 28 bin 523 dolar, en üst derecedeki bir öğretmen yılda 45 bin 100 dolar kazanıyor. Kanada’da ilkokulda göreve yeni başlayan bir öğretmen yılda 34 bin 443 dolar, en üst derecedeki bir öğretmen yılda 54 bin 978 dolar; Danimarka’da ilkokulda göreve yeni başlayan bir öğretmen yılda 43 bin 393 dolar, en üst derecedeki bir öğretmen yılda 50 bin 253 dolar; İngiltere’de ilkokulda göreve yeni başlayan bir öğretmen yılda 30 bin 204 dolar, en üst derecedeki bir öğretmen yılda 44 bin 145 dolar kazanıyor.
Ülkemizde öğretmen maaşları yıllık 11 bin 800 dolar ile 13 bin 800 dolar arasında değişiyor. Milli Eğitim Bakanı ve Başbakan her ne kadar aksini iddia etse de, OECD ülkeleri içinde öğretmenleri en çok çalışan ülkelerin başında Türkiye geliyor. Türkiye’de öğretmenler, OECD ortalamasına göre 141 saat daha fazla çalışıyor.
Eğitimde 4+4+4 modeline geçilmesiyle okulöncesi çağdaki 60-71 ay arasındaki çocukların ilkokula alınması, sınıfların aşırı kalabalık olması, seçmeli ders sayısında ve ders saatlerindeki artış gibi çok sayıda sorun nedeniyle öğretmenlerin yıllık çalışma saatlerinin bu yıldan itibaren belirgin bir şekilde artması kaçınılmaz. Dahası, öğretmenlerin yüzde 80’i geçinebilmek için ek iş yapmak zorunda kalıyor. Öğretmenlerin bugünkü çalışma koşulları ve aldıkları maaşlarla kendilerini mesleki olarak yetiştirmeleri ve geliştirmeleri mümkün gibi gözükmüyor. Bu öğrenciler yani hizmet alan taraf bakımından da büyük bir sorun. Öğretmenin kendini geliştireceği ve kişisel ihtiyaçlarını yeterince karşılayabileceği bir boş zaman alanı, kendisinin ve ailesinin insanca yaşayabileceği bir ücret seviyesi olmadığı sürece, öğrencilerine nitelikli bir aktarımda bulunması da zorlaşıyor.
Ülkelere Göre Öğretmenlerin Toplam Zorunlu Çalışma Saatleri (Yıllık)

Kaynak: OECD Bir Bakışta Eğitim 2012 Raporu, sayfa: 481.
TÜRKİYE ÖĞRETMEN BAŞINA DÜŞEN ÖĞRENCİ SAYISI İLE DÜNYA İLKLERİNDE
MEB verilerine göre 2011-2012 eğitim-öğretim yılında öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ilköğretimde 20, ortaöğretimde 16. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı İstanbul’da ilköğretimde 26, ortaöğretimde 20; Gaziantep’te ilköğretimde 27, ortaöğretimde 22; Şanlıurfa’da ilköğretimde 32, ortaöğretimde 24; Şırnak’ta ilköğretimde 26, ortaöğretimde 22.
OECD Bir Bakışta Eğitim 2012 Raporunu incelediğimizde; öğretmen başına düşen öğrenci sayısında OECD ülkeleri ortalaması ilköğretimde 15.8, ortaöğretimde 13,8. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı Lüksemburg’da ilköğretimde 10.1, ortaöğretimde 9.1; Avusturya’da ilköğretimde 12.2, ortaöğretimde 9.6; İsveç’te ilköğretimde 11.7, ortaöğretimde 12.3; Almanya’da ilköğretimde 16.7, ortaöğretimde 14.4. OECD ülkeleri baz alındığında ise ülkemizde öğretmen açığı ilköğretimde 140 bin 566; ortaöğretimde 40 bin 709 olmak üzere toplam 181 bin 275.
Ancak burada şu önemli hususun gözden kaçırılmaması gerekiyor: Yukarıdaki hesapta verilen, öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ülkemizde toptan hesaplanmış. Yani bir ildeki toplam öğrenci sayısı öğretmen sayısında bölünerek veri elde edilmiştir. Ancak bu sonuçlar, özelde okullarımızın yaşadığı gerçeği yansıtmıyor. Bırakın kırsal bölgeleri, büyük metropollerimizin büyük çoğunluğunda dahi öğretmenlerimiz 30-35 kişilik sınıf mevcutlarını gördüklerinde mutlu oluyor. Ülkemizde halen binlerce okulumuzda birleştirilmiş sınıf uygulaması devam ediyor.
250 BİN MEZUN ATAMA BEKLİYOR
Eğitim fakülteleri her yıl 50 binin üzerinde kişiyi mezun ediyor. 2005 yılında mezun sayısı 44 bin iken KPSS’ye müracaat eden işsiz öğretmen sayısı 173 bin olmuş. 2009 yılında mezun sayısı 49 bine, KPSS’ye müracaat edenlerin sayısı 244 bine çıkmıştır. 2010 yılında mezun sayısı 50 bini aşmış, 2010 KPSS-Eğitim Bilimleri sınavı için başvuran işsiz öğretmenlerin sayısı 280 bini bulmuştur. 2011 yılında sadece eğitim fakültelerinden mezun sayısı 55 bin olurken, KPSS-Eğitim Bilimleri sınavına giren işsiz öğretmenlerin sayısı 264 bin. 2003’te KPSS’ye 127 bin 973 kişi girmesine karşın, 2011’de bu sayı 264 bine çıkmıştır. Son 10 yılda KPSS’ye giren işsiz öğretmen sayısı 1 milyon 835 bin 290’a ulaşmıştır. 2011–2012 itibariyle eğitim fakültelerine 60 bine yakın yeni kayıt yapılırken, aynı dönemde okuyan öğrencilerin sayısı 257 bin 738.
50 BİN ÖĞRETMEN DERSHANELERDE ÇALIŞIYOR
TOBB Türkiye Eğitim Meclisi Sektör Raporuna göre özel dershanelerde 50 bin 209 öğretmenimiz çalışıyor. Son 12 yılda sayıları hızla artan dershaneler 70 bin kişilik istihdama ulaşmış durumda. Başbakan Erdoğan’ın kapatılacağını açıkladığı dersanelerin cirosu 1.8 milyar lira. Dershane sektöründe öğrenci sayısı da 1 milyon 234 bin. Araştırmaya göre sektörün ekonomideki payı, rakamsal olarak düşük olmakla birlikte verimlilik, maliyetler, istihdam ve kalite bakımından önemli nitelikte bulunuyor. Rapora göre, özel dershaneler 1 yılda, 50 bin 209 öğretmene 482 milyon 6 bin 400 lira maaş ödendi. Buna göre, özel sektör tarafından devlete, maaşların yıllık vergi ve SSK tutarı olarak öğretmenler için 289 milyon 203 bin 840 lira, ödendi.
OECD RAPORUNA BAKANLIK YORUMU
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, öğretmenlerin OECD ortalamasının altında çalıştığını söyledi. Dinçer, Türkiye’deki ilköğretim öğretmenlerin yıllık 870 saatlerini okulda geçirdiğini belirterek, bu rakamın OECD ortalamasının 312 saat altında olduğunu bildirdi. CHP Çanakkale Milletvekili Serdar Soydan’ın soru önergesini yanıtlayan Dinçer, Türkiye’deki öğretmenlerin yasal çalışma süresinin 1808 olduğu ve OECD ortalamasının 143 saat üzerinde olduğunun belirlenmesine karşın, bu rakamın memurların çalışma saatini gösterdiğini belirtti. Öğretmenlerin çalışma süreleri incelenirken memurların yasal çalışma süresi yerine yıllık net öğretim süresi ve öğretmenin okulda geçirmesi gereken sürenin göz önüne alınması gerektiğini öne süren Dinçer, “Ülkemizde 180 iş günü veya 38 hafta olan bir eğitim öğretim yılında saat olarak net öğretim süresi ilköğretimde 639, ortaöğretimde ise 567’dir. Bu rakamlar OECD ülkeleri genelinde devlet okullarındaki ortalamanın altında bulunmaktadır” dedi.
Eğitimtercihi
Son Güncelleme: Pazartesi, 19 Kasım 2012 15:59
Gösterim: 4488
Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’le özel röportaj
Bir eğitimci olarak her şeyden önce eğitim konusuna önem verdiğini söyleyen Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, “Çocuklarımız iyi eğitim alamazlar ise gelecekte ülkesine yararlı bireyler olamazlar, Belediye olarak bu bilinçle hareket ediyoruz. Eğitim alanındaki fizibilite çalışmalarını belediyemize gelen taleplere göre şekilleniyoruz. Bölge, mahalle ayrımı yapmadan hizmet vermek, önceliğimiz” diye konuştu.
Şişli Belediyesi, eğitim alanında yaptığı sayısız hizmetlerle bölgedeki öğrencilerin ve eğitim kurumlarının sorunlarına cevap vermeye devam ediyor. Belediye bir yandan kapasitesi yetersiz okullarda yenileme çalışmaları yürütüp, özel kolejlerle yaraşır hale getirirken, diğer yandan Şişli’deki okulların kütüphanelerini yeniliyor…Ayrıca Şişli Belediyesi eğitim alanında verdiği destekleri İstanbul’a sınırlamıyor. Van gibi eğitim alanında desteğe ihtiyaç duyan ülke toprağına ait her şehre yardım elini uzatıyor.
Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’e eğitim alanında gerçekleştirdikleri son dönem çalışmalarını sorduk.
Şişli Belediye’sinin çocuk ve gençlerimizin okullarda aldıkları eğitimi desteklemek ve güçlendirmek amacıyla sunduğu eğitim hizmetleri hakkında bilgi verir misiniz?
Ben bilhassa eğitim konusuna çok önem veriyorum. Ben de bir eğitimciyim. Çocuklarımız iyi eğitim almazsa, gelecekte ülkesine yararlı bireyler olamazlar. Şişli’de 1999 yılından bu yana belediye başkanlığı yapıyorum. Bu süre zarfında, ilçemizdeki çocuklarımızın daha iyi şartlarda okuyabilmeleri için Şişli’deki kapasitesi yetersiz 35 okulumuzu yıkıp, yeniden yaptırarak modern bir görünüme kazandırdık. Bu okullarımız özel kolejlerle yarışır hale geldi. Bunun dışında, okullarımızın birçoğuna bilgisayar sınıfları, laboratuar, kütüphane, spor salonu kazandırdık. Kapasitesi yetersiz okullara ek üniteler yaptırdık.
Belediyeler ve mahalleler bazında verdiğiniz çocuklarımızın eğitimine yönelik hizmetlerin organizasyon yapısı hakkında detaylı bilgi alabilir miyiz?
Eğitim ve kültürden sorumlu bir başkan yardımcımız var. Başkan yardımcımıza bağlı Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğümüz, bölgemizdeki eğitim kurumlarının daha iyi işlemesi için çalışmalar yürütüyor. Ayrıca yetkilendirdiğimiz eğitim danışmanlarımız, okullarımızın, eğitim kurumlarımızın nelere ihtiyaçları olduğu konusunda fizibilite çalışması yapıp, bizlerle paylaşıyorlar. Biz de mevcut bilgiler ışığında, bölgemizdeki okullarımızın eksiklerini tamamlıyoruz.
Şişli’de sunduğunuz eğitim hizmetlerinden ilköğretim ve lise çağında kaç öğrenci faydalanıyor?
Şişli’de 59 binin üzerinde öğrenci sayısı mevcut. Eğitim hizmetlerimizden bu öğrencilerimizin tamamı faydalanmakta.
Yapım çalışması süren ya da hayata geçirilmesi planlanan okul eğitimine destek amaçlı kaç proje mevcut. Ağırlıklı olarak yeni projelerinizi hangi bölgelerde (mahallelerde) hayata geçirmeyi düşünüyorsunuz?
Bölgemizde toplam 35 okulumuzu tamamen yeniledik. Kapasitesi yetersiz okullarımıza özel okul statüsü kazandırdık. Mahallelerimizde eğitim kurumlarını yenileme çalışmalarımız ise devam ediyor. Okullarımızı yenilemekle kalmadık, laboratuvar, kütüphane ve spor ve tiyatro salonları açtık, sınıfları yetersiz okullara ek üniteler inşa ettik.
Şu zamana kadar ilçemizdeki 56 okulun bakım ve onarımını yaptırırken; 26 okula kütüphane, 41 okula bilgisayar sınıfı, 16 okula kapalı spor salonu, 33 okula tiyatro salonu, 48 okula fen laboratuvarı kazandırdık. Fizibilite çalışmalarımız bize gelen taleplere göre şekilleniyor. Bölge, mahalle ayrımı yapmadan hizmet vermek, önceliğimiz.
Ayrıca 2004 yılında belediyemiz tarafından hizmete açılan Türkiye’nin ilk bilim merkezinden bahsetmek isterim. Şişli Bilim Merkezi ile çocuklarımız okulda aldıkları teorik eğitimi burada pratik yaparak, deney ve gözlemlerle pekiştirme imkanına sahip oluyorlar. Bilimin yaşamdaki önemini daha iyi kavrıyorlar.
Okumayı sevdirecek ve araştırma yapabilecekleri geniş kitap arşivine sahip kütüphanelerin varlığı çocuklarımız için çok önemli. Bu kütüphanelerin temini ve geliştirilmesi için nasıl bir yol izliyorsunuz?
İlçemizdeki okullarımızın birçoğunun kütüphanesi yetersizdi. Şişli Belediyesi olarak kütüphane ihtiyacı olan okullarımıza tam donanımlı kütüphaneler kazandırdık. Toplam 26 okulumuza kütüphane yaptırdık.
Belediye olarak 2013’de eğitim alanında gerçekleştirmeyi düşündüğünüz projeleriniz hakkında bilgi verir misiniz?
Eğitim, en önem verdiğimiz konuların başında geliyor. Göreve geldiğim günden bu yana eğitim çalışmalarına büyük önem veriyorum. Daha önce de bahsettiğim gibi, eğitim çalışmalarımız hız kesmeden devam ediyor. Yeni dönemde de kapasitesi yetersiz okullarımızı yenilemeye devam edeceğiz. Biliyorsunuz, geçtiğimiz yıl Van depreminde kullanılamaz duruma gelen Van-Merkez Öğretmen Evi’ni yenileyerek 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde hizmete açtık. Öğretmen Evi’ni, depremde şehit olan 76 öğretmenimize adadık. Öğretmen Evi, 76 odadan oluşuyor ve her bir odaya şehit öğretmenlerimizin ismini verdik. 2013 yılının ilkbahar dönemi içerisinde de öğretmen evinin görkemli bir açılışını yapacağız. Açılışımıza birbirinden ünlü sanatçılarımız katılacak.
Eklemek istedikleriniz var mı?
Öncelikle sizin aracılığınızla tüm Şişlili yurttaşlarımıza, öğretmenlerimize, öğrencilerimize selamlarımı ve sevgilerimi gönderiyorum. Derginize de yayın hayatında başarılar diliyorum.
Şişli Meslek Yüksekokulu projesinin sıradan bir proje olmadığını ve Şişli Belediyesi olarak diplomalı işsizler ordusuna yeni neferler yetiştirmek istemediklerini vurgulayan Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül,"Bizim okulumuz farklı olacak. Bizim hedefimiz diploma değil. Bizim okulumuzda hedef, her öğrenciyi iş ve meslek sahibi yapmak" dedi.
ÇOCUKLAR BİLİMLE TANIŞTI
Şişli Bilim Merkezi, çocuklarımızın bilime olan ilgisini arttırmayı ve bilimi deneylerle öğretmeyi amaçlıyor. Merkezde, özellikle öğrenciler çeşitli buluşlar ve bilimsel gelişmeler hakkında bilgi edinme olanağı bulunuyorlar. Şişli Bilim Merkezi'ni, yalnız Şişli'den değil, İstanbul'un değişik ilçelerinden, her gün binlerce kişi ziyaret ediyor. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk “Genç neslin dimağı her şeyi kolay kavramaya müsaittir; ancak onu gerçek bilimin izleriyle süsleyiniz” diyor. 2005 yılının Dünya Fizik Yılı olarak kabul edilmesi ile birlikte Fulya Mahallesi’nde, Türkiye Bilim Vakfı ile birlikte açtığımız bilim merkezini genç dimağların hizmetine sunmuş bulunmaktayız. On binlerce gencimiz büyük bir merak ve keyifle bilimin eğlenceli yanları ile burada buluşmaktadır. Bu merkeze olan talep bizleri, bilim ve teknolojiden yararlanmak isteyen, bunu benimseyen ve insanlığın hizmetinde kullanmaya yönelen bir toplum oluşturma sorumluluğu ile yeni projelere yönlendirmektedir.
76 ODAYA ŞEHİT ÖĞRETMENLERİN İSİMLERİ VERİLECEK
Van depreminde yıkılan ve 76 öğretmenin hayatını kaybettiği Van Öğretmen Evi, Şişli Belediyesi tarafından yeniden yaptırılarak hizmete hazır hale getirildi. Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, “Geçtiğimiz yıl yaşadığımız Van depreminde bölgeye geldiğimde öğretmen evinin yıkıldığını gördüm. 76 öğretmenimiz hayatını kaybetmişti. Aynı gün karar verdik ve yeni bir öğretmen evi yapımını başlattık. Bir yıl içerisinde Van Öğretmen Evimiz yeniden hizmete hazır hale geldi. İçerisinde bulunan 76 odaya şehit 76 öğretmenimizin isimlerini vereceğiz. Konferans salonumuzdaki 76 koltuğun her biri de öğretmenlerimizin adını taşıyacak. Bu modern öğretmen evini öğretmenler gününde, burada şehit olan öğretmenlerimiz başta olmak üzere tüm eğitimcilerimize armağan ediyoruz" dedi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: EĞİTİM Dosyası
Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’le özel röportaj
Bir eğitimci olarak her şeyden önce eğitim konusuna önem verdiğini söyleyen Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, “Çocuklarımız iyi eğitim alamazlar ise gelecekte ülkesine yararlı bireyler olamazlar, Belediye olarak bu bilinçle hareket ediyoruz. Eğitim alanındaki fizibilite çalışmalarını belediyemize gelen taleplere göre şekilleniyoruz. Bölge, mahalle ayrımı yapmadan hizmet vermek, önceliğimiz” diye konuştu.
Şişli Belediyesi, eğitim alanında yaptığı sayısız hizmetlerle bölgedeki öğrencilerin ve eğitim kurumlarının sorunlarına cevap vermeye devam ediyor. Belediye bir yandan kapasitesi yetersiz okullarda yenileme çalışmaları yürütüp, özel kolejlerle yaraşır hale getirirken, diğer yandan Şişli’deki okulların kütüphanelerini yeniliyor…Ayrıca Şişli Belediyesi eğitim alanında verdiği destekleri İstanbul’a sınırlamıyor. Van gibi eğitim alanında desteğe ihtiyaç duyan ülke toprağına ait her şehre yardım elini uzatıyor.
Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’e eğitim alanında gerçekleştirdikleri son dönem çalışmalarını sorduk.
Şişli Belediye’sinin çocuk ve gençlerimizin okullarda aldıkları eğitimi desteklemek ve güçlendirmek amacıyla sunduğu eğitim hizmetleri hakkında bilgi verir misiniz?
Ben bilhassa eğitim konusuna çok önem veriyorum. Ben de bir eğitimciyim. Çocuklarımız iyi eğitim almazsa, gelecekte ülkesine yararlı bireyler olamazlar. Şişli’de 1999 yılından bu yana belediye başkanlığı yapıyorum. Bu süre zarfında, ilçemizdeki çocuklarımızın daha iyi şartlarda okuyabilmeleri için Şişli’deki kapasitesi yetersiz 35 okulumuzu yıkıp, yeniden yaptırarak modern bir görünüme kazandırdık. Bu okullarımız özel kolejlerle yarışır hale geldi. Bunun dışında, okullarımızın birçoğuna bilgisayar sınıfları, laboratuar, kütüphane, spor salonu kazandırdık. Kapasitesi yetersiz okullara ek üniteler yaptırdık.
Belediyeler ve mahalleler bazında verdiğiniz çocuklarımızın eğitimine yönelik hizmetlerin organizasyon yapısı hakkında detaylı bilgi alabilir miyiz?
Eğitim ve kültürden sorumlu bir başkan yardımcımız var. Başkan yardımcımıza bağlı Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğümüz, bölgemizdeki eğitim kurumlarının daha iyi işlemesi için çalışmalar yürütüyor. Ayrıca yetkilendirdiğimiz eğitim danışmanlarımız, okullarımızın, eğitim kurumlarımızın nelere ihtiyaçları olduğu konusunda fizibilite çalışması yapıp, bizlerle paylaşıyorlar. Biz de mevcut bilgiler ışığında, bölgemizdeki okullarımızın eksiklerini tamamlıyoruz.
Şişli’de sunduğunuz eğitim hizmetlerinden ilköğretim ve lise çağında kaç öğrenci faydalanıyor?
Şişli’de 59 binin üzerinde öğrenci sayısı mevcut. Eğitim hizmetlerimizden bu öğrencilerimizin tamamı faydalanmakta.
Yapım çalışması süren ya da hayata geçirilmesi planlanan okul eğitimine destek amaçlı kaç proje mevcut. Ağırlıklı olarak yeni projelerinizi hangi bölgelerde (mahallelerde) hayata geçirmeyi düşünüyorsunuz?
Bölgemizde toplam 35 okulumuzu tamamen yeniledik. Kapasitesi yetersiz okullarımıza özel okul statüsü kazandırdık. Mahallelerimizde eğitim kurumlarını yenileme çalışmalarımız ise devam ediyor. Okullarımızı yenilemekle kalmadık, laboratuvar, kütüphane ve spor ve tiyatro salonları açtık, sınıfları yetersiz okullara ek üniteler inşa ettik.
Şu zamana kadar ilçemizdeki 56 okulun bakım ve onarımını yaptırırken; 26 okula kütüphane, 41 okula bilgisayar sınıfı, 16 okula kapalı spor salonu, 33 okula tiyatro salonu, 48 okula fen laboratuvarı kazandırdık. Fizibilite çalışmalarımız bize gelen taleplere göre şekilleniyor. Bölge, mahalle ayrımı yapmadan hizmet vermek, önceliğimiz.
Ayrıca 2004 yılında belediyemiz tarafından hizmete açılan Türkiye’nin ilk bilim merkezinden bahsetmek isterim. Şişli Bilim Merkezi ile çocuklarımız okulda aldıkları teorik eğitimi burada pratik yaparak, deney ve gözlemlerle pekiştirme imkanına sahip oluyorlar. Bilimin yaşamdaki önemini daha iyi kavrıyorlar.
Okumayı sevdirecek ve araştırma yapabilecekleri geniş kitap arşivine sahip kütüphanelerin varlığı çocuklarımız için çok önemli. Bu kütüphanelerin temini ve geliştirilmesi için nasıl bir yol izliyorsunuz?
İlçemizdeki okullarımızın birçoğunun kütüphanesi yetersizdi. Şişli Belediyesi olarak kütüphane ihtiyacı olan okullarımıza tam donanımlı kütüphaneler kazandırdık. Toplam 26 okulumuza kütüphane yaptırdık.
Belediye olarak 2013’de eğitim alanında gerçekleştirmeyi düşündüğünüz projeleriniz hakkında bilgi verir misiniz?
Eğitim, en önem verdiğimiz konuların başında geliyor. Göreve geldiğim günden bu yana eğitim çalışmalarına büyük önem veriyorum. Daha önce de bahsettiğim gibi, eğitim çalışmalarımız hız kesmeden devam ediyor. Yeni dönemde de kapasitesi yetersiz okullarımızı yenilemeye devam edeceğiz. Biliyorsunuz, geçtiğimiz yıl Van depreminde kullanılamaz duruma gelen Van-Merkez Öğretmen Evi’ni yenileyerek 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde hizmete açtık. Öğretmen Evi’ni, depremde şehit olan 76 öğretmenimize adadık. Öğretmen Evi, 76 odadan oluşuyor ve her bir odaya şehit öğretmenlerimizin ismini verdik. 2013 yılının ilkbahar dönemi içerisinde de öğretmen evinin görkemli bir açılışını yapacağız. Açılışımıza birbirinden ünlü sanatçılarımız katılacak.
Eklemek istedikleriniz var mı?
Öncelikle sizin aracılığınızla tüm Şişlili yurttaşlarımıza, öğretmenlerimize, öğrencilerimize selamlarımı ve sevgilerimi gönderiyorum. Derginize de yayın hayatında başarılar diliyorum.
Şişli Meslek Yüksekokulu projesinin sıradan bir proje olmadığını ve Şişli Belediyesi olarak diplomalı işsizler ordusuna yeni neferler yetiştirmek istemediklerini vurgulayan Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül,"Bizim okulumuz farklı olacak. Bizim hedefimiz diploma değil. Bizim okulumuzda hedef, her öğrenciyi iş ve meslek sahibi yapmak" dedi.
ÇOCUKLAR BİLİMLE TANIŞTI
Şişli Bilim Merkezi, çocuklarımızın bilime olan ilgisini arttırmayı ve bilimi deneylerle öğretmeyi amaçlıyor. Merkezde, özellikle öğrenciler çeşitli buluşlar ve bilimsel gelişmeler hakkında bilgi edinme olanağı bulunuyorlar. Şişli Bilim Merkezi'ni, yalnız Şişli'den değil, İstanbul'un değişik ilçelerinden, her gün binlerce kişi ziyaret ediyor. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk “Genç neslin dimağı her şeyi kolay kavramaya müsaittir; ancak onu gerçek bilimin izleriyle süsleyiniz” diyor. 2005 yılının Dünya Fizik Yılı olarak kabul edilmesi ile birlikte Fulya Mahallesi’nde, Türkiye Bilim Vakfı ile birlikte açtığımız bilim merkezini genç dimağların hizmetine sunmuş bulunmaktayız. On binlerce gencimiz büyük bir merak ve keyifle bilimin eğlenceli yanları ile burada buluşmaktadır. Bu merkeze olan talep bizleri, bilim ve teknolojiden yararlanmak isteyen, bunu benimseyen ve insanlığın hizmetinde kullanmaya yönelen bir toplum oluşturma sorumluluğu ile yeni projelere yönlendirmektedir.
76 ODAYA ŞEHİT ÖĞRETMENLERİN İSİMLERİ VERİLECEK
Van depreminde yıkılan ve 76 öğretmenin hayatını kaybettiği Van Öğretmen Evi, Şişli Belediyesi tarafından yeniden yaptırılarak hizmete hazır hale getirildi. Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, “Geçtiğimiz yıl yaşadığımız Van depreminde bölgeye geldiğimde öğretmen evinin yıkıldığını gördüm. 76 öğretmenimiz hayatını kaybetmişti. Aynı gün karar verdik ve yeni bir öğretmen evi yapımını başlattık. Bir yıl içerisinde Van Öğretmen Evimiz yeniden hizmete hazır hale geldi. İçerisinde bulunan 76 odaya şehit 76 öğretmenimizin isimlerini vereceğiz. Konferans salonumuzdaki 76 koltuğun her biri de öğretmenlerimizin adını taşıyacak. Bu modern öğretmen evini öğretmenler gününde, burada şehit olan öğretmenlerimiz başta olmak üzere tüm eğitimcilerimize armağan ediyoruz" dedi.
Son Güncelleme: Pazar, 16 Aralık 2012 12:21
Gösterim: 2348
Ülkemizde öğretmenlerimizin sayısız sorunla boğuştuğunu belirten Eğitim Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız, öğretmenlerin yaşadığı en büyük sorunun ‘güvencesizlik’ olduğunu belirtti
Ülkemizde öğretmenlerimizin sayısız sorunla boğuştuğunu belirten Eğitim Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız, “Öğretmenin ucuza ve güvencesiz çalışmasını ilke edinen ve bugüne kadar süregelen politikalar, AKP hükümeti ve MEB tarafından da benimsenip, sürdürülüyor. Eğitim sistemi içinde iş güvencesiz olarak çalışma yaygınlaştırılarak; ücretli, vekil öğretmenler, dershane öğretmenleri gibi her türlü mali, sosyal ve özlük haklarından yoksun güvencesiz eğitim emekçisi kitlesi yaratıldı” dedi.
Öğretmenlerin en büyük sorunu: Güvencesizlik
Güvencesizlik öğretmenlerin başında Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor
24 Kasım Öğretmenler Günü’nün yaklaştığı şu günlerde, Eğitim Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız, eğitim sisteminin en temel sorunlarının başında gelen güvencesiz ve esnek çalışma modelinin öğretmenlerimizi yıprattığını, ücretli öğretmenliğe razı etmek için ise işsizliğin bir tehdit unsuru olarak varlığını sürdürdüğünü söylüyor.
Öğretmenlerimizin öncelikli sorunları arasında ilk 5 sırada neler yer alır?
Ülkemizde öğretmenlerin ve öğretmenlik mesleğinin içinde olduğu sayısız sorun bulunuyor. Bunların çoğu da “yapısal” diye nitelendirebileceğimiz sorunlar. Sorunuz doğrultusunda bunları 5 başlık altında gruplandırabilirim. Öncelikle, güvencesiz ve esnek çalışma öğretmenlerin başında Demokles’in kılıcı misali sallanıyor. Güvencesiz çalışmaya, örneğin ücretli öğretmenliğe razı etmek için işsizlik bir tehdit unsuru olarak varlığını sürdürüyor. Atamalar ve öğretmen işsizliği bunla da ilişkili olarak, özellikle de genç öğretmenleri intihara değin sürükleyen ikinci sorun olarak karşımızda. Eğitime yapılan yatırımların azlığı ise tüm eğitim bileşenleri kadar öğretmenler için de önemli bir sorun. Öğretmenler, Bakanlık tarafından görev yaptıkları okula kaynak yaratmak zorunda olan kişiler olarak görülüyor. Öğretmen okuldaki maddi ve akademik eksikliklerin sorumlusu olarak gösteriliyor, öğretmenden kendisini aşan sorunlara çözüm bulması bekleniyor. Bu da bir diğer sorun başlığı olan öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılması ile yakından ilişkili. Bakanlık politikası öğretmeni performansa dayalı olarak çalışmaya, öğrenci başarısızlığının yegâne kaynağı olarak göstermeye devam ettikçe, öğretmene şiddet olarak geri dönen itibarsızlaştırma süreci devam edecek. Öğretmenler tüm bu sorunların içinde bir de düşük ücretlerle ve kötü koşullarda çalışıyorlar. Bu da öğretmenin mesleğini rahat bir biçimde, öğrencilere en yararlı olabilecek şekilde yapmasının önünde önemli engel teşkil eden bir sorun.
Atama sorunu sizce nasıl çözülür?
Bu sorunu yaratan aslında öğretmenin ucuza ve güvencesiz çalışmasını ilke edinen ve bugüne kadar süregelen politikalar. AKP hükümeti ve MEB tarafından da benimsenin bu politikalar varlığını sürdürdükçe bu kangrenden kurtulamayız. Bugün 300 bini aşkın ataması yapılmamış öğretmen bulunması “fırsata çevirerek” ücretli öğretmenlik uygulamasını bütün illerde, özellikle yoksul, emekçi ailelerin yaşadığı şehir ve semtlerde yaygınlaştırılıyor. Eğitim sistemi içinde özlük haklarından yoksun olarak çalıştırılan büyük bir güvencesiz eğitim emekçisi kitlesi yaratıldı.
KPSS KALDIRILMALI!
Sorunun çözümü bizim açımızdan net. Okullara insanca ve sağlıklı koşullarda eğitim yapılabilmesine yetecek sayıda öğretmen atanması, ücretli öğretmenlik uygulamasının kaldırılarak, öğretmenlerin iş güvencesini temel alan bir model çerçevesinde istihdam edilmeleri ve böylece okullarda nitelikli eğitim hizmetinin üretilebilmesi. Bunun için KPSS’nin kaldırılarak atama bekleyen tüm öğretmenlerimizin güvenceli koşullarda istihdam edilmesi, öğretmen yetiştirme ve istihdam politikalarının mezunların iş güvencesi esas alınarak yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.
Gündemde olan yeni yükseköğretim yasa tasarısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle henüz bir yasa tasarısı söz konusu değil. Elimizdeki sadece genel gerekçeyi andıran bir çerçeve metin. Metin üniversitelerin kapısını güvencesiz ve performansa dayalı çalışmaya ardına kadar açan bir nitelik arz ediyor. Üniversiteleri, kurumsallaşmış ve kurumsallaşmamış gibi ayrımlara tabi tutarak, her biri için farkı yönetim biçimleri öngörüyor. Şirket statüsünde “özel üniversiteler” kurulabilmesinin ve “yabancı yükseköğretim kurumlarının” Türkiye’de fakülte enstitü ve meslek yüksek okulu açabilmesinin planlandığı görülüyor. Üniversiteleri “üniversite konseyi” denen mütevelli heyetlerinin yönetmesini istiyor. Üniversite yönetimine üniversite dışı bileşenleri, örneğin kasap da olsa, üniversiteye en fazla bağışta bulunanını ya da ilin en çok vergi verenini de dahil ediyor. Üniversitelerin gelir getirici etkinliklere yönelmesi teşvik ediliyor. Kendi kaynağını arayan şirket mantığı ile işleyen ancak, araştırma yapma, eğitim hizmeti üretme ve bilgiyi toplumsallaştırma temel niteliklerine sahip olması beklenmeyen bir üniversite modeli söz konusu. Aslında üniversitelerde çoktan başlayan piyasaya açarak ticarileştirme ve güvencesiz çalıştırma uygulamalarını kural haline getirecek bir düzenleme bu.
ÖĞRETMENE BİR DARBE DE 4+4+4 İLE VURULDU
İmkânsızlıklar içerisinde boğuşan okul ve öğretmenlerimizin sayısı oldukça yüksek diyebilir miyiz?
2011–2012 Eğitim-Öğretim Yılı’nda Türkiye genelinde 10 bin 413 ilköğretim okulunda “birleştirilmiş sınıf” uygulaması yapıldı. Bu uygulamanın daha çok kırsal kesimde söz konusu olduğu söylenebilir. Zaten imkânsızlıklar içerisinde boğuşan bu öğretmenlerimize bir darbe de 4+4+4 uygulaması ile vuruldu. Okul öncesi eğitimi ilköğretimin ilk yılına sıkıştırmaya çalışan uygulama bu öğretmenleri daha da mağdur etti. Örneğin ilkokul 1. sınıf ders kitaplarında ilkokul öğretmeninin bahçede 1. sınıflarla oyun oynaması bekleniyor. Öğretmen buna uysa derslikte kendisini bekleyen diğer sınıflar ne yapacak? Bu uygulama ile farklı yaş grupları zaten 1. sınıfta bir araya gelmişken, süren birleştirilmiş sınıf uygulamaları öğretmenleri daha da zor duruma sokuyor.
4+4+4 modeline temel itiraz noktalarınız neler?
4+4+4 uygulaması öncelikle, ilkokula başlama yaşını tüm bilimsel itirazlara rağmen 1 yıl geriye çekti. Ne müfredatın ne de öğretmenlerin hazırlıklı olduğu bu duruma bir nesli adeta kurban etti. Okullarda prefabrik sınıf uygulamalarından tutun da müdür odasının dahi sınıfa çevrilmesi gibi bir dizi skandal yaşanmış, bundan “göndermeyin” çağrımıza rağmen çocuklarını 5,5 yaşında okula gönderen velilerimiz ve çocuklarımız zararlı çıktı. Birçok okul zoraki olarak imam hatip ortaokuluna dönüştürüldü, bu okulların öğrencileri belirsizler içine sürüklendi. Düzenleme mesleğe yönlendirme aşamasını da erkene çekti. Adeta çocuk emeğini işyerlerine peşkeş çeker hale gelen meslek liselerine giriş daha erken bir yaşta olacak. Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkardığını söyleyen bakanlığın açık lise uygulamasını ise nasıl düzenleyeceği hala muamma. Bu düzenleme çocuk gelinler sorununu çözümsüz bırakmaktır. Kısacası eğitim biliminin gereklerine göre değil, iktidarın belirlediği siyasi önceliklere göre yapılan bir düzenlemedir. Birçok yerde zorunlu hale gelen seçmeli din dersleriyle, eğitimin her kademesi imam hatipleştirildi. Eğitim biliminin ve temel insan haklarının en önemli ilkesi “anadilinde eğitim talebi” yok sayıldı.
ANA DİLDE EĞİTİMİ SAVUNUYORUZ
Sendika olarak devletten beklentileriniz neler?
Eğitim Sen eğitimin parasız, bilimsel, demokratik ve laik ilkelere göre düzenlenmesini esas alan bir sendika. Çocuklarımızın anadillerinde eğitim alma haklarını savunuyoruz. Bizler eğitime ilişkin düzenlemelerin bu ilkeler temel alınarak yapılması için mücadele veriyoruz. Okullarımıza yeterli sayıda öğretmen, eğitime bütçe ve yatırım istiyoruz. Öğretmenlerimizin insanca yaşayacak ücretlerle, güvenceli istihdam edilmelerini istiyoruz. Bunlar nitelikli eğitimin sacayaklarıdır diyebiliriz. Çocuklarımızın ve ülkemizin geleceği için olmazsa olmaz koşulları.
İç spot: YÖK aslında kaldırılmıyor, adı değiştirilerek piyasa ihtiyaçlarına daha uyumlu hale getiriliyor. Üniversiteleri kontrol mekanizması ajanslar gibi yeni araçlarla çeşitlendiriliyor. Hazırlanmakta olan yeni yükseköğretim yasa tasarısı demokratik-özgür üniversite hedefiyle uyuşmaktan uzaktır. Bizim isteğimiz üniversitelerin tarihine geri dönüp bakılarak üniversiteyi üniversite yapan noktaların tekrar hatırlanması.
Eğitim-Sen'den 4+4+4 raporu
Eğitim-Sen İstanbul Şubeleri 4+4+4 sistemiyle uygulanmaya başlamasının ardından aylık raporunu açıkladı:
* Fiziksel yetersizlikler göz ardı edilerek uygulamaya sokulan yeni düzen ile sınıf mevcutlarında geçtiğimiz senelere oranla çok ciddi bir artış yaşandı. Bazı okullarda 30’u aşkın birinci sınıf açıldı. Ama mevcutları azaltmaya yönelik bu çabalar üst sınıfların mevcutlarını şişirdi.
* Binlerce öğretmen norm kadro fazlası durumuna düştü, yaşadığı bölgeye uzak semtlerdeki okullara görevlendirildi. Birçoğu bu mağduriyet nedeniyle zorunlu olarak tayin istemek ve alan değişikliği yapmak zorunda kaldı.
* Alan değişikliği nedeniyle okul değiştiren sınıf öğretmenlerinin yerine ücretli öğretmeler çalıştırılmaya başlandı.
* 72 aylıktan küçük çocukların birinci sınıfa başlamaları nedeniyle henüz oyun çağında olan bu çocuklar okul ortamına uyum sağlamakta güçlük çekiyor. Okula bebek mamasıyla gelen, sınıf arkadaşına abi diye seslenen, tuvalet alışkanlıklarındaki aksaklıklar nedeniyle sorun yaşayan, kalem tutma ve benzer motor becerilerde sıkıntısı olan, birçok çocuğun problemleri önümüzdeki senelere de etki edecek.
* Aceleye getirilen bu uygulama nedeniyle pek çok okul daha inşaatı devam ederken eğitim öğretime başlanmak zorunda kalındı. Aynı binayı farklı yaş grup çocuklarının kullanmak zorunda bırakılması, ulaşım sorunu gibi farklı sorunlarla veliler, öğrenciler ve eğitimciler baş başa bırakıldı.
* Seçmeli ders belirlemede okulların tamamına yakınında bütün seçimlik dersleri öğrenci ve velilerin seçebilmesine olanak yaratıldı. Öğrenci ve veliler okul idarelerince belirlenen paket dersleri seçmek zorunda bırakıldı. Seçmeli derslerin çoğu öğretmen yok gerekçesiyle listelerden çıkarılırken dini içerikli derslerle ilgili böyle bir sorun yaşanmadı.
* Artan ders saati ve öğrenci sayıları nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığı çoğu okulu ikili eğitime dönüştürmek zorunda kaldı. Okullarda sabah karanlığında başlayan dersler akşam karanlığına kadar sürüyor.
* Birçok okulda teneffüs saatleri 5 dakikaya indi. Bu durum öğretmenleri dinlenmek için öğretmenler odasına öğrencilerimiz temiz hava almak için bahçeye ulaşamadan ders zilinin çalmasına yol açıyor.
EĞİTİMTERCİHİ
Üst Kategori: ROOT Kategori: EĞİTİM Dosyası
Ülkemizde öğretmenlerimizin sayısız sorunla boğuştuğunu belirten Eğitim Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız, öğretmenlerin yaşadığı en büyük sorunun ‘güvencesizlik’ olduğunu belirtti
Ülkemizde öğretmenlerimizin sayısız sorunla boğuştuğunu belirten Eğitim Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız, “Öğretmenin ucuza ve güvencesiz çalışmasını ilke edinen ve bugüne kadar süregelen politikalar, AKP hükümeti ve MEB tarafından da benimsenip, sürdürülüyor. Eğitim sistemi içinde iş güvencesiz olarak çalışma yaygınlaştırılarak; ücretli, vekil öğretmenler, dershane öğretmenleri gibi her türlü mali, sosyal ve özlük haklarından yoksun güvencesiz eğitim emekçisi kitlesi yaratıldı” dedi.
Öğretmenlerin en büyük sorunu: Güvencesizlik
Güvencesizlik öğretmenlerin başında Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor
24 Kasım Öğretmenler Günü’nün yaklaştığı şu günlerde, Eğitim Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız, eğitim sisteminin en temel sorunlarının başında gelen güvencesiz ve esnek çalışma modelinin öğretmenlerimizi yıprattığını, ücretli öğretmenliğe razı etmek için ise işsizliğin bir tehdit unsuru olarak varlığını sürdürdüğünü söylüyor.
Öğretmenlerimizin öncelikli sorunları arasında ilk 5 sırada neler yer alır?
Ülkemizde öğretmenlerin ve öğretmenlik mesleğinin içinde olduğu sayısız sorun bulunuyor. Bunların çoğu da “yapısal” diye nitelendirebileceğimiz sorunlar. Sorunuz doğrultusunda bunları 5 başlık altında gruplandırabilirim. Öncelikle, güvencesiz ve esnek çalışma öğretmenlerin başında Demokles’in kılıcı misali sallanıyor. Güvencesiz çalışmaya, örneğin ücretli öğretmenliğe razı etmek için işsizlik bir tehdit unsuru olarak varlığını sürdürüyor. Atamalar ve öğretmen işsizliği bunla da ilişkili olarak, özellikle de genç öğretmenleri intihara değin sürükleyen ikinci sorun olarak karşımızda. Eğitime yapılan yatırımların azlığı ise tüm eğitim bileşenleri kadar öğretmenler için de önemli bir sorun. Öğretmenler, Bakanlık tarafından görev yaptıkları okula kaynak yaratmak zorunda olan kişiler olarak görülüyor. Öğretmen okuldaki maddi ve akademik eksikliklerin sorumlusu olarak gösteriliyor, öğretmenden kendisini aşan sorunlara çözüm bulması bekleniyor. Bu da bir diğer sorun başlığı olan öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılması ile yakından ilişkili. Bakanlık politikası öğretmeni performansa dayalı olarak çalışmaya, öğrenci başarısızlığının yegâne kaynağı olarak göstermeye devam ettikçe, öğretmene şiddet olarak geri dönen itibarsızlaştırma süreci devam edecek. Öğretmenler tüm bu sorunların içinde bir de düşük ücretlerle ve kötü koşullarda çalışıyorlar. Bu da öğretmenin mesleğini rahat bir biçimde, öğrencilere en yararlı olabilecek şekilde yapmasının önünde önemli engel teşkil eden bir sorun.
Atama sorunu sizce nasıl çözülür?
Bu sorunu yaratan aslında öğretmenin ucuza ve güvencesiz çalışmasını ilke edinen ve bugüne kadar süregelen politikalar. AKP hükümeti ve MEB tarafından da benimsenin bu politikalar varlığını sürdürdükçe bu kangrenden kurtulamayız. Bugün 300 bini aşkın ataması yapılmamış öğretmen bulunması “fırsata çevirerek” ücretli öğretmenlik uygulamasını bütün illerde, özellikle yoksul, emekçi ailelerin yaşadığı şehir ve semtlerde yaygınlaştırılıyor. Eğitim sistemi içinde özlük haklarından yoksun olarak çalıştırılan büyük bir güvencesiz eğitim emekçisi kitlesi yaratıldı.
KPSS KALDIRILMALI!
Sorunun çözümü bizim açımızdan net. Okullara insanca ve sağlıklı koşullarda eğitim yapılabilmesine yetecek sayıda öğretmen atanması, ücretli öğretmenlik uygulamasının kaldırılarak, öğretmenlerin iş güvencesini temel alan bir model çerçevesinde istihdam edilmeleri ve böylece okullarda nitelikli eğitim hizmetinin üretilebilmesi. Bunun için KPSS’nin kaldırılarak atama bekleyen tüm öğretmenlerimizin güvenceli koşullarda istihdam edilmesi, öğretmen yetiştirme ve istihdam politikalarının mezunların iş güvencesi esas alınarak yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.
Gündemde olan yeni yükseköğretim yasa tasarısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle henüz bir yasa tasarısı söz konusu değil. Elimizdeki sadece genel gerekçeyi andıran bir çerçeve metin. Metin üniversitelerin kapısını güvencesiz ve performansa dayalı çalışmaya ardına kadar açan bir nitelik arz ediyor. Üniversiteleri, kurumsallaşmış ve kurumsallaşmamış gibi ayrımlara tabi tutarak, her biri için farkı yönetim biçimleri öngörüyor. Şirket statüsünde “özel üniversiteler” kurulabilmesinin ve “yabancı yükseköğretim kurumlarının” Türkiye’de fakülte enstitü ve meslek yüksek okulu açabilmesinin planlandığı görülüyor. Üniversiteleri “üniversite konseyi” denen mütevelli heyetlerinin yönetmesini istiyor. Üniversite yönetimine üniversite dışı bileşenleri, örneğin kasap da olsa, üniversiteye en fazla bağışta bulunanını ya da ilin en çok vergi verenini de dahil ediyor. Üniversitelerin gelir getirici etkinliklere yönelmesi teşvik ediliyor. Kendi kaynağını arayan şirket mantığı ile işleyen ancak, araştırma yapma, eğitim hizmeti üretme ve bilgiyi toplumsallaştırma temel niteliklerine sahip olması beklenmeyen bir üniversite modeli söz konusu. Aslında üniversitelerde çoktan başlayan piyasaya açarak ticarileştirme ve güvencesiz çalıştırma uygulamalarını kural haline getirecek bir düzenleme bu.
ÖĞRETMENE BİR DARBE DE 4+4+4 İLE VURULDU
İmkânsızlıklar içerisinde boğuşan okul ve öğretmenlerimizin sayısı oldukça yüksek diyebilir miyiz?
2011–2012 Eğitim-Öğretim Yılı’nda Türkiye genelinde 10 bin 413 ilköğretim okulunda “birleştirilmiş sınıf” uygulaması yapıldı. Bu uygulamanın daha çok kırsal kesimde söz konusu olduğu söylenebilir. Zaten imkânsızlıklar içerisinde boğuşan bu öğretmenlerimize bir darbe de 4+4+4 uygulaması ile vuruldu. Okul öncesi eğitimi ilköğretimin ilk yılına sıkıştırmaya çalışan uygulama bu öğretmenleri daha da mağdur etti. Örneğin ilkokul 1. sınıf ders kitaplarında ilkokul öğretmeninin bahçede 1. sınıflarla oyun oynaması bekleniyor. Öğretmen buna uysa derslikte kendisini bekleyen diğer sınıflar ne yapacak? Bu uygulama ile farklı yaş grupları zaten 1. sınıfta bir araya gelmişken, süren birleştirilmiş sınıf uygulamaları öğretmenleri daha da zor duruma sokuyor.
4+4+4 modeline temel itiraz noktalarınız neler?
4+4+4 uygulaması öncelikle, ilkokula başlama yaşını tüm bilimsel itirazlara rağmen 1 yıl geriye çekti. Ne müfredatın ne de öğretmenlerin hazırlıklı olduğu bu duruma bir nesli adeta kurban etti. Okullarda prefabrik sınıf uygulamalarından tutun da müdür odasının dahi sınıfa çevrilmesi gibi bir dizi skandal yaşanmış, bundan “göndermeyin” çağrımıza rağmen çocuklarını 5,5 yaşında okula gönderen velilerimiz ve çocuklarımız zararlı çıktı. Birçok okul zoraki olarak imam hatip ortaokuluna dönüştürüldü, bu okulların öğrencileri belirsizler içine sürüklendi. Düzenleme mesleğe yönlendirme aşamasını da erkene çekti. Adeta çocuk emeğini işyerlerine peşkeş çeker hale gelen meslek liselerine giriş daha erken bir yaşta olacak. Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkardığını söyleyen bakanlığın açık lise uygulamasını ise nasıl düzenleyeceği hala muamma. Bu düzenleme çocuk gelinler sorununu çözümsüz bırakmaktır. Kısacası eğitim biliminin gereklerine göre değil, iktidarın belirlediği siyasi önceliklere göre yapılan bir düzenlemedir. Birçok yerde zorunlu hale gelen seçmeli din dersleriyle, eğitimin her kademesi imam hatipleştirildi. Eğitim biliminin ve temel insan haklarının en önemli ilkesi “anadilinde eğitim talebi” yok sayıldı.
ANA DİLDE EĞİTİMİ SAVUNUYORUZ
Sendika olarak devletten beklentileriniz neler?
Eğitim Sen eğitimin parasız, bilimsel, demokratik ve laik ilkelere göre düzenlenmesini esas alan bir sendika. Çocuklarımızın anadillerinde eğitim alma haklarını savunuyoruz. Bizler eğitime ilişkin düzenlemelerin bu ilkeler temel alınarak yapılması için mücadele veriyoruz. Okullarımıza yeterli sayıda öğretmen, eğitime bütçe ve yatırım istiyoruz. Öğretmenlerimizin insanca yaşayacak ücretlerle, güvenceli istihdam edilmelerini istiyoruz. Bunlar nitelikli eğitimin sacayaklarıdır diyebiliriz. Çocuklarımızın ve ülkemizin geleceği için olmazsa olmaz koşulları.
İç spot: YÖK aslında kaldırılmıyor, adı değiştirilerek piyasa ihtiyaçlarına daha uyumlu hale getiriliyor. Üniversiteleri kontrol mekanizması ajanslar gibi yeni araçlarla çeşitlendiriliyor. Hazırlanmakta olan yeni yükseköğretim yasa tasarısı demokratik-özgür üniversite hedefiyle uyuşmaktan uzaktır. Bizim isteğimiz üniversitelerin tarihine geri dönüp bakılarak üniversiteyi üniversite yapan noktaların tekrar hatırlanması.
Eğitim-Sen'den 4+4+4 raporu
Eğitim-Sen İstanbul Şubeleri 4+4+4 sistemiyle uygulanmaya başlamasının ardından aylık raporunu açıkladı:
* Fiziksel yetersizlikler göz ardı edilerek uygulamaya sokulan yeni düzen ile sınıf mevcutlarında geçtiğimiz senelere oranla çok ciddi bir artış yaşandı. Bazı okullarda 30’u aşkın birinci sınıf açıldı. Ama mevcutları azaltmaya yönelik bu çabalar üst sınıfların mevcutlarını şişirdi.
* Binlerce öğretmen norm kadro fazlası durumuna düştü, yaşadığı bölgeye uzak semtlerdeki okullara görevlendirildi. Birçoğu bu mağduriyet nedeniyle zorunlu olarak tayin istemek ve alan değişikliği yapmak zorunda kaldı.
* Alan değişikliği nedeniyle okul değiştiren sınıf öğretmenlerinin yerine ücretli öğretmeler çalıştırılmaya başlandı.
* 72 aylıktan küçük çocukların birinci sınıfa başlamaları nedeniyle henüz oyun çağında olan bu çocuklar okul ortamına uyum sağlamakta güçlük çekiyor. Okula bebek mamasıyla gelen, sınıf arkadaşına abi diye seslenen, tuvalet alışkanlıklarındaki aksaklıklar nedeniyle sorun yaşayan, kalem tutma ve benzer motor becerilerde sıkıntısı olan, birçok çocuğun problemleri önümüzdeki senelere de etki edecek.
* Aceleye getirilen bu uygulama nedeniyle pek çok okul daha inşaatı devam ederken eğitim öğretime başlanmak zorunda kalındı. Aynı binayı farklı yaş grup çocuklarının kullanmak zorunda bırakılması, ulaşım sorunu gibi farklı sorunlarla veliler, öğrenciler ve eğitimciler baş başa bırakıldı.
* Seçmeli ders belirlemede okulların tamamına yakınında bütün seçimlik dersleri öğrenci ve velilerin seçebilmesine olanak yaratıldı. Öğrenci ve veliler okul idarelerince belirlenen paket dersleri seçmek zorunda bırakıldı. Seçmeli derslerin çoğu öğretmen yok gerekçesiyle listelerden çıkarılırken dini içerikli derslerle ilgili böyle bir sorun yaşanmadı.
* Artan ders saati ve öğrenci sayıları nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığı çoğu okulu ikili eğitime dönüştürmek zorunda kaldı. Okullarda sabah karanlığında başlayan dersler akşam karanlığına kadar sürüyor.
* Birçok okulda teneffüs saatleri 5 dakikaya indi. Bu durum öğretmenleri dinlenmek için öğretmenler odasına öğrencilerimiz temiz hava almak için bahçeye ulaşamadan ders zilinin çalmasına yol açıyor.
EĞİTİMTERCİHİ
Son Güncelleme: Cuma, 16 Kasım 2012 09:25
Gösterim: 3946

